AB: Ukrayna Rusya'nın 24 Şubat'tan bu yana işgal ettiği topraklarının yarısını geri aldı

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Ukrayna'nın 24 Şubat'tan bu yana Rusya tarafından işgal edilen topraklarının yüzde 50'sini geri aldığını söyledi.

AA
AA
TT

AB: Ukrayna Rusya'nın 24 Şubat'tan bu yana işgal ettiği topraklarının yarısını geri aldı

AA
AA

Borrell, AB ülkelerinin Savunma Bakanlarının toplantısının ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Ukrayna Savunma Bakanı Oleksii Reznikov'un video konferans yöntemiyle bağlanarak, Rusya'nın Herson'dan çekilmesinin ardından sahadaki durumla ilgili bilgi verdiğini belirten Borrell, Ukrayna'nın 24 Şubat'tan bu yana Rusya'nın işgal ettiği topraklarının yüzde 50'sini geri aldığını aktardı.
Borrell, sağlanan askeri yardımlarının "işe yaradığını" ifade etti.
AB'nin bugün başlattığı askeri yardım misyonuna değinen Borrell, "Kombine şekilde, Polonya'da operasyonel düzeyde bir silah eğitim komutanlığı olacak. Almanya'da da özel bir eğitim komutanlığı olacak." diye konuştu.
Şimdiye kadar 20'den fazla ülkenin askeri misyon için kapasitesini teklif ettiğini belirten Borrell, şöyle devam etti:
"Ukrayna'nın ihtiyacı olan şey, daha fazla hava savunma sistemi. Biz de bunu sağlayacağız. Halihazırda sağladığımız sistemleri tümüyle işlevsel hale getirmek için sürekli bir mühimmat akışı var." 
Borrell, "Rusya'nın savaşa devam etme niyetini açıkça ortaya koyduğuna" işaret ederek, "Bir yandan belli belirsiz müzakere istediklerini söylüyorlar ama diğer yandan savaş devam ediyor ve yıkım artıyor. Biz konuşurken, Kiev ve diğer Ukrayna şehirleri Rus saldırısı altında." değerlendirmesinde bulundu.

İran'ın Rusya'ya desteği
Ukrayna kuvvetlerinin füzelerin çoğunu düşürdüğünü, "bunların çoğunun İran'a ait olduğunu" ifade eden Borrell, "Bunu biliyoruz ve Rusya'ya daha fazla silah vermemesi için İran'a baskı yapıyoruz." dedi.
Borrell dünkü açıklamasında ise "Füzelerle ilgili kanıt yok ama insansız hava araçlarıyla ilgili açık kanıtlar var." diye konuşmuştu.

AB'nin savunma hedefleri
Toplantıda bakanları, Stratejik Pusula'nın ana çıktılarından biri olan "hızlı intikal kuvveti"nin kabiliyetine ilişkin devam eden çalışmalar hakkında bilgilendirdiğini anlatan Borrell, bu gücün planlandığı gibi 2025'te faal olacağını söyledi.
Borrell, 2023'ün ortasında bir kurtarma tatbikatı yapılmasının öngörüldüğünü, bunun öneminin 2021 yazında Afganistan'dan AB personelini tahliye etme konusundaki olumsuz tecrübeyle anlaşıldığını, daha sonra bu tatbikatların düzenli biçimde yapılacağını dile getirdi.
"Yarının savaşına hazır olmalıyız. Dünkü savaşa değil. Bu, yeni teknolojik yetenekler gerektiriyor." diyen Borrell, bugünkü savunma bakanları toplantısının, bundan sonra AB'nin savunma kapasitesiyle ilgili yıllık şekilde yapacağı toplantıların ilki olduğunu söyledi.
Birliğin savunmadaki durumunu, hedeflerini ve ortak projelerini her yıl değerlendireceğini belirten Borrell, uydu iletişiminden deniz gözetimine şimdilik 100 kadar iş birliği alanının belirlendiğini kaydetti.
Borrell, "Üye devletler 2025'e kadarki süre için 70 milyar avroluk ek savunma harcaması miktarı belirledi." ifadesini kullandı.
Üye ülkelerin Avrupa Savunma Ajansı'nın (EDA) bütçesini yüzde 13 oranında artırma konusunda anlaştıklarını bildiren Borrell, "Ancak yalnızca ürettiğimizi temin edebiliriz. Avrupa savunma sanayisini de güçlendirmemiz gerekiyor." diye konuştu.



ABD-Küba görüşmesinde neler konuşuldu?

Küba yönetimi, Donald Trump'ın petrol ambargosu nedeniyle ciddi bir enerji krizi yaşıyor (AFP)
Küba yönetimi, Donald Trump'ın petrol ambargosu nedeniyle ciddi bir enerji krizi yaşıyor (AFP)
TT

ABD-Küba görüşmesinde neler konuşuldu?

Küba yönetimi, Donald Trump'ın petrol ambargosu nedeniyle ciddi bir enerji krizi yaşıyor (AFP)
Küba yönetimi, Donald Trump'ın petrol ambargosu nedeniyle ciddi bir enerji krizi yaşıyor (AFP)

ABD, İran savaşındaki belirsizlik sürerken Küba'daki Komünist yönetime baskıyı da artırıyor.

CNN'in aktardığına göre, son haftalarda Küba'ya giden ABD Dışişleri Bakanlığı heyeti, "koşullar geri dönülmez şekilde kötüleşmeden önce ABD destekli reformların uygulanmasını" istedi.

Bakanlıktan yetkililer, Havana yönetimiyle gerçekleştirilen görüşmede "zamanın daraldığı" mesajının iletildiğini belirtiyor.

Sözkonusu temas, yaklaşık 10 yıldır ABD'li yetkililerin ada ülkesine yaptığı en üst düzey ziyaret oldu.

Kaynaklara göre Amerikan heyeti, "Küba'nın rekabet gücünü artırmak, yabancı yatırımı çekmek ve özel sektör öncülüğünde büyümeyi sağlamak için  ekonomik ve yönetişim reformlarının gerçekleştirilmesi gerektiğini" vurguladı.

Toplantıda, Elon Musk'ın Starlink uydu internet hizmetinin Küba'ya getirilmesinin de önerildiği ifade ediliyor. Buna ek olarak "el konan varlıklar ve mülkler için" ABD vatandaşlarına ve firmalarına tazminat ödenmesi talep edilmiş.

Ayrıca Havana yönetiminden siyasi tutukluların serbest bırakılması, "yabancı istihbarat ve terör örgütlerine karşı adım atılması da" istenmiş.

Axios, görüşmenin 10 Nisan'da yapıldığını ve ABD'li heyetin reformların gerçekleştirilmesi için Havana yönetimine "iki hafta mühlet verdiğini" yazıyor.

Küba Dışişleri Bakanlığı'nda ABD'den Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Alejandro Garcia del Toro, pazartesi günkü açıklamasında görüşme yapıldığını doğruladı.

Küba Komünist Partisi'nin resmi gazetesi Granma'ya açıklamasında Toro, "ABD basınının haber yaptığı gibi, hiçbir taraf süre belirlemedi veya zorlayıcı açıklamalarda bulunmadı. Tüm bilgi alışverişi saygı ve profesyonellik içinde yürütüldü" dedi.

ABD'nin uyguladığı petrol ambargosunun kaldırılması taleplerini yinelediklerini de sözlerine ekledi. Kübalı yetkili, Donald Trump yönetiminin ada ülkesine karşı "ekonomik baskı ve şantaj uyguladığını" vurguladı.

ABD, Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmış, ardından Küba'yı da işgalle tehdit etmeye başlamıştı.

Trump'ın ada ülkesine petrol tedarikine tam ambargo uygulamasıyla derinleşen yakıt krizi nedeniyle çöp kamyonlarının çalışamadığı Havana'da sokaklar atıkla dolarken, halkın temel gıda malzemelerine erişimi iyice zorlaştı.

Diğer yandan Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, pazar günkü açıklamasında ABD'nin adayı işgal etmeye yönelik her türlü yeni girişimine direneceklerini yineledi.

Diaz-Canel, aynı gün "Küba devriminin ilkeleri konusunda asla müzakere etmeyeceklerini" belirten bir bildirgeyi de imzaladı.

Independent Türkçe, CNN, Axios, Granma


İran, ABD’ye karşı Hürmüz kılıcını tekrar çekti: Körfez ülkeleri endişeli

İran yönetimi Hürmüz Boğazı'ndan geçişleri açmış ancak ABD'nin ablukayı sürdürmesi nedeniyle gemi trafiğini tekrar sınırlandırmıştı (Reuters)
İran yönetimi Hürmüz Boğazı'ndan geçişleri açmış ancak ABD'nin ablukayı sürdürmesi nedeniyle gemi trafiğini tekrar sınırlandırmıştı (Reuters)
TT

İran, ABD’ye karşı Hürmüz kılıcını tekrar çekti: Körfez ülkeleri endişeli

İran yönetimi Hürmüz Boğazı'ndan geçişleri açmış ancak ABD'nin ablukayı sürdürmesi nedeniyle gemi trafiğini tekrar sınırlandırmıştı (Reuters)
İran yönetimi Hürmüz Boğazı'ndan geçişleri açmış ancak ABD'nin ablukayı sürdürmesi nedeniyle gemi trafiğini tekrar sınırlandırmıştı (Reuters)

Körfez ülkeleri, ABD ve İran arasındaki olası ikinci tur müzakerelerin Tahran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini pekiştirmesinden endişeleniyor.

Yetkililer ve analistler, İslamabad'da yapılması planlanan bir sonraki müzakerelerde Hürmüz Boğazı'ndaki krizin ve İran'ın uranyum zenginleştirme programının gündemde olacağını düşünüyor.

Devrim Muhafızları'nın boğazdaki gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına getirmesi nedeniyle müzakerelerde İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki Şii örgütlere desteği gibi konularsa ikinci plana atıldı.  

ABD ve İran, Pakistan'daki ilk tur müzakerelerde anlaşamayaınca Washington yönetimi, Hürmüz'ü ablukaya almıştı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, abluka kaldırılmadan ABD'yle müzakere etmeyeceklerini bildirdi. İki ülkenin tekrar ne zaman görüşeceği henüz belli değil.

Adlarının açıklanmaması şartıyla Reuters'a konuşan Körfez ülkelerinden yetkililer, Beyaz Saray'ın görüşmelerde ilerleme sağlayabilmek için Tahran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini "zımnen kabul etmesinden" endişelenildiğini söylüyor.

Kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Sonuçta Hürmüz kırmızı çizgi olacak. Daha önce bu bir sorun değildi. Artık bir sorun. Kurallar değişti.

Diğer yandan İran yönetimi, ABD ve İsrail'in uranyum zenginleştirmeyi sonlandırma talebini başından beri reddediyor. Tahran hükümeti, Washington ve Tel Aviv, uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması talebine de yanaşmıyor.

ABD ve İsrail'in saldırılarıyla 28 Şubat'ta başlayan savaşta Amerikan basını, uranyumun İran dışına çıkarılması için ülkeye özel harekatçıların gönderilebileceğini yazmıştı. Ancak Washington yönetimi kara harekatı başlatılacağına dair bir açıklama yapmadı.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev de 8 Nisan'da X'ten yaptığı paylaşımda, Hürmüz Boğazı'nı "İran'ın nükleer silahı" diye niteleyerek Tahran'ın boğaz üzerindeki hakimiyetinin müzakerelerdeki önemine dikkat çekmişti.

İranlı bir yetkili de "İran coğrafyasına kök salmış, paha biçilmez bir hazine" diye nitelediği Hürmüz Boğazı kozuna ilişkin şunları söylüyor:

İran, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasını içeren bir senaryoya yıllardır hazırlanıyordu, bunun her adımı planlandı. Bu, İran'ın en etkili araçlarından biri haline geldi; güçlü bir caydırıcı unsur olarak işlev gören bir coğrafi avantaj.

Devrim Muhafızları'na yakın bir kaynak da Hürmüz Boğazı'nı "kınından çekilmiş bir kılıç" diye niteleyerek, dış güçlere karşı güçlü bir koz elde ettiklerini vurguluyor..

Analizde, Körfez ülkelerinin İran'a yönelik yaptırımları tamamen kaldırmaması için Washington'a uyarıda bulunduğuna da dikkat çekiliyor. Özellikle İran'ın balistik füze programı ve Şii milislere desteğinin Körfez için yarattığı risklerin en aza indirilmesi isteniyor.

Suudi Arabistan merkezli Körfez Araştırma Merkezi Başkanı Abdulaziz Sager, İran meselesinin ele alınmasının "farklı bir yaklaşım" gerektirdiğini belirtiyor:

ABD, bölgesel güvenliğin ayrılmaz bir parçası. Ancak bu, tek taraflı hareket etmek, bölgeyi sürece dahil etmeden tek başına harekete geçmek anlamına gelmiyor.

Independent Türkçe, Reuters, TASS, Tesnim


Pakistan, 3 milyar dolarlık paket kapsamında Suudi Arabistan’dan 1 milyar dolar daha aldı

Pakistan Merkez Bankası’nın Karaçi’deki genel merkezin girişinde bulunan logosu (Reuters)
Pakistan Merkez Bankası’nın Karaçi’deki genel merkezin girişinde bulunan logosu (Reuters)
TT

Pakistan, 3 milyar dolarlık paket kapsamında Suudi Arabistan’dan 1 milyar dolar daha aldı

Pakistan Merkez Bankası’nın Karaçi’deki genel merkezin girişinde bulunan logosu (Reuters)
Pakistan Merkez Bankası’nın Karaçi’deki genel merkezin girişinde bulunan logosu (Reuters)

Pakistan Merkez Bankası bugün yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı’ndan 1 milyar dolar tutarında yeni bir ödeme aldığını duyurdu. Söz konusu tutarın, iki ülke arasında kısa süre önce varılan 3 milyar dolarlık mevduat paketinin ikinci dilimi olduğu belirtildi.

Pakistan Merkez Bankası, resmi X hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, bu ödemenin 20 Nisan 2026 tarihi itibarıyla kayıtlara işlendiğini bildirdi. Bu gelişme, İslamabad’ın 15 Nisan’da 2 milyar dolarlık ilk dilimi teslim almasının ardından geldi.

Böylece Suudi Arabistan’ın toplam 3 milyar dolarlık ek destek taahhüdünü kısa süre içinde tamamladığı, bu adımın Pakistan’ın likiditesini güçlendirerek para politikası esnekliğine katkı sağladığı ifade edildi.

Suudi Arabistan’ın sürekli desteğinin bağlamı

Bu yeni nakit akışı, Suudi Arabistan’ın Pakistan ekonomisini istikrara kavuşturma ve ödemeler dengesi baskılarını hafifletme yönündeki büyük ölçekli finansal adımlarının bir haftalık sürecini tamamlayan bir gelişme olarak değerlendiriliyor. 3 milyar dolarlık yeni paketle birlikte, geçen hafta Suudi Arabistan’ın daha önce Pakistan Merkez Bankası’nda bulunan 5 milyar dolarlık eski mevduatını da yenilediği bildirildi.

Uzmanlara göre, mevcut mevduatların yenilenmesi ile yeni fon girişlerinin birleşmesi, Pakistan’daki Suudi Arabistan kaynaklı toplam mevduat hacmini önemli ölçüde artırarak döviz rezervlerini güçlendiriyor. Bu durumun, İslamabad’a uluslararası finans kuruluşlarıyla yürütülen müzakerelerde daha sağlam bir zemin sağladığı ifade ediliyor.

Mevduatların Pakistan ekonomisi üzerindeki etkisi

Bu Suudi desteği, Pakistan hükümetinin makroekonomik dengeyi yeniden sağlamaya yönelik stratejisinde temel unsurlardan biri olarak görülüyor. Söz konusu fonların;

- yerel para birimi olan rupinin ABD doları karşısında istikrarını desteklediği,

- devletin mali gücünü artırarak uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesini güçlendirdiği,

- dış şoklara ve yüksek enerji maliyetlerine karşı koruyucu bir tampon oluşturduğu ifade ediliyor.

Finansal adımların, Riyad ile İslamabad arasındaki stratejik ortaklığın derinliğini ortaya koyduğu ve Suudi Arabistan’ın Pakistan ekonomisinin istikrarına verdiği önemin, bölgesel ve küresel finansal istikrara katkı sağlayan rolünün bir göstergesi olduğu değerlendiriliyor.