Suriye'deki ekonomik bozulma okulu bırakma oranını artırıyor

Eğitim uzmanları, ‘başarısız ve yetersiz olduğu için’ hükümeti sorumlu tutuyor

Savaş ve yoksulluk mağduru Suriyeli çocuklar (AFP)
Savaş ve yoksulluk mağduru Suriyeli çocuklar (AFP)
TT

Suriye'deki ekonomik bozulma okulu bırakma oranını artırıyor

Savaş ve yoksulluk mağduru Suriyeli çocuklar (AFP)
Savaş ve yoksulluk mağduru Suriyeli çocuklar (AFP)

Şam Milli Eğitim Bakanlığı dün, rejim kontrolündeki bölgelerde zorunlu eğitim çağında okulu bırakanların oranının geçen seneye göre yüzde 50 oranında artış göstererek toplam öğrenci sayısının yüzde 22'sine ulaştığını duyurdu. Resmi verilere göre geçen sene bu oran yüzde 12’ydi.
Suriye'de 1980'lerden beri yürürlükte olan Zorunlu Eğitim Yasası, her ebeveynin çocuğuna anaokulundan 12. sınıfa kadar uygun bir eğitim çerçevesinde ders aldırmasını zorunlu kılıyor. Buna uyulmadığı takdirde ebeveyn hapis veya para cezasına çarptırılıyor. Yasa aynı zamanda devlet okullarında ücretsiz eğitim imkânı sağlıyor.
Şarku’l Avsat’ın Rejime yakınlığı ile bilinen El-Vatan gazetesinin aktardığı habere göre, Milli Eğitim Bakanı Darem Tabbaa, bakanlığın okulu bırakma olgusunun önüne geçmek için bir takım önlemler aldığını söyleyerek bunların başında iki yılın bir yıla düşürülmesi ve aynı zamanda yaklaşık 75 bin liralık aylık gıda sepeti verilmesi olduğunu duyurdu. Amacın ‘okulu bırakan yaklaşık 1 milyon çocuğu sıralara geri döndürmek olduğunu ve şu ana kadar 160 bin öğrencinin geri getirildiğini’ söyledi.
Bakan ‘radyo, televizyon, servis ve mahalleleri gezen çalışma ekipleri gibi ulaşım kolaylıklarının yanı sıra bazı durumlarda (iki kardeşin okuması ya da şehit veya savaş gazisinin çocuğu olması) öğrencinin kitap parasında muaf tutulması gibi bakanlığın okulun bırakılmasını önlemek için gösterdiği çabalara rağmen bu sorunun devam ettiğini’ söyledi.
Bakan Tabbaa, okulu bırakan öğrencilerin ailelerine uygulanan yasal yaptırımlarla ilgili olarak “Maalesef okulu bırakanların çoğu savaş yüzünden yetim kalmış ve sokaklarda yaşayan çocuklar. Bu çocukları istismar edip çalıştıranlar var. Bakanlık olarak konunun takibi yapılamıyor” dedi.
Suriye'de ekonomik durumun kötüleşmesi, çocukların okulu bırakıp iş piyasasına yönelme ya da sokaklarda serserilik ve dilencilik yapma oranlarının artmasına yol açtı.
Birleşmiş Milletler’in (BM) raporlarına göre, yoksulluk oranının yüzde 85'i aştığı ülkede son birkaç yılda, dilenmeyi bir meslek ve geçim kaynağı haline getiren ağlarda çalışan çocuk olgusu arttı.
Suriyelilerin etkilerini yaşadığı fiyat artış dalgalarıyla birlikte çoğu aile artık çocuklarını okula gönderemiyor. Zira çocuklar ücretsiz devlet okullarına gönderilse bile öğrenci başına kitap, kırtasiye ve okul üniforması maliyeti 500 bin lirayı (yaklaşık 90 dolar) aşıyor. Buna karşılık ortalama gelir 100 doları yani 520 bin lirayı, bir devlet memurunun maaşı ise 25 doları geçmiyor.
Akaryakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle maaliyeti okul ücretlerini aşan ulaşım, giyim, kitap ve kırtasiye masrafları hariç özel okul ücretleri de artarak aylık yaklaşık 1 milyon liraya ulaştı.
Şam'daki eğitim uzmanları, bu yılki okulu bırakma oranlarını hızlanan ekonomik bozulmaya ve geçim zorluğuna bağlayarak, bundan ‘başarısız politikası ve savaş ve yolsuzluğun etkilerini kontrol altına alamaması’ nedeniyle hükümeti ve Milli Eğitim Bakanlığı’nı sorumlu tuttular.
Rejimin kontrolündeki bölgelerin resmi verilerine göre, geçen yıl okulu bırakma oranı, yüzde 62'si kız ve yüzde 38'i erkek olmak üzere tüm öğrencilerin yüzde 12'sine tekabül ediyordu.
Son 10 yılda okulu bırakanların sayısının 1 milyon 100 binden fazla olduğu tahmin ediliyor. BM Çocuklara Yardım Fonu'ndan (UNICEF) alınan veriler, yüzde 40'ı kız olmak üzere okula kayıtlı olmayan 2,4 milyondan fazla Suriyeli çocuk olduğunu gösteriyor.



İran herhangi bir İsrail saldırısını püskürtmeye ‘hazır’

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Ordu Günü münasebetiyle Tahran'ın kuzeydoğusundaki Lavizan Üssü’nde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Ordu Günü münasebetiyle Tahran'ın kuzeydoğusundaki Lavizan Üssü’nde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran herhangi bir İsrail saldırısını püskürtmeye ‘hazır’

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Ordu Günü münasebetiyle Tahran'ın kuzeydoğusundaki Lavizan Üssü’nde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Ordu Günü münasebetiyle Tahran'ın kuzeydoğusundaki Lavizan Üssü’nde bir konuşma yaptı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran, silahlı kuvvetlerinin İsrail'den gelebilecek herhangi bir saldırıyı püskürtmeye hazır olduğunu, hava kuvvetlerinin de beklemede olduğunu açıkladı. İran'ın geçtiğimiz Cumartesi günü gerçekleştirdiği saldırıya karşılık olarak bölge İsrail'in karşı saldırısına hazırlanırken İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, İsrail'den gelecek en küçük saldırının ‘büyük ve acımasız’ bir karşılıkla sonuçlanacağı uyarısında bulundu.

Reisi bugün (Çarşamba) İran ordusunun yıllık askerî geçit töreninde yaptığı açıklamada, İsrail'in ülkesine yönelik en küçük hamlesine bile ‘güçlü ve kararlı’ bir karşılık verileceğini söyledi.

Reisi, başkent Tahran'ın kuzeydoğusundaki Lavizan Üssü’nde Ordu Günü münasebetiyle düzenlenen yıllık askerî geçit töreni sırasında İran'ın saldırısını savundu. Bu yıl askeri geçit törenleri için Tahran'ın güneyindeki otoyolun yanı sıra başkentin merkezindeki Azadi Meydanı da kullanıldı.

‘Askeri seçenek’

AFP'nin İran devlet medyasına dayandırdığı haberine göre Reisi, ordu komutanlarına yaptığı konuşmada İran saldırısının ‘silahlı kuvvetlerin teyakkuzda olduğunu gösterdiğini’ belirterek, “Siyonist varlık İran topraklarına en ufak bir saldırıda bulunursa, bu ciddi ve sert bir şekilde ele alınacak” dedi.

İsrail ve müttefikleri, hafta sonu boyunca Tahran tarafından ateşlenen roket ve insansız hava araçlarının (İHA) çoğunu düşürdü. Ancak İsrail, caydırıcılığını korumak için karşılık vermesi gerektiğini düşünüyor. İran ise konuyu şimdilik kapattığını, ancak İsrail'in yeni bir saldırı düzenlemesi halinde karşılık vereceğini söylüyor

vcfgbn
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Hava Kuvvetleri Komutanı Emir Ali Hacızade ile konuşuyor (İran Cumhurbaşkanlığı)

Reisi, İsrail'e yönelik saldırının ‘sınırlı ve cezalandırıcı bir önlem’ olduğunu söyledi. İsrail'in herhangi bir askeri karşı tepkisine karşı uyarıda bulunan Reisi, “Eğer daha şiddetli operasyonlar yaparsak İsrail'in elinde hiçbir şey kalmayacak. Ancak gerçekleşen eylemin sınırlı olması gerekiyordu” ifadelerini kullandı.

Reisi İsrail'e meydan okuyarak şöyle dedi: “Aksa Tufanı Operasyonu’ndan sonra Sadık Vaat Operasyonu İsrail'in hegemonyasını yok etti. Siyonist varlığın bir örümcek ağından daha zayıf olduğunu kanıtladı ve yenilmez bir ordu efsanesini kırdı.”

İran ordusu ve onun paralel aygıtı olan Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) övgüde bulunan Reisi şu ifadeleri kullandı: “Onlar, Dini Lider Ali Hamaney’in emriyle İsrail'i cezalandırdılar. Bu operasyon hesaplı ve isabetliydi. Tüm dünyaya ve donanımlı güçlere, ABD'ye ve Siyonist varlığın koruyucularına, İran'ın ve silahlı kuvvetlerinin hazır olduğu ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı’nın emirlerini beklediği yönünde bir mesaj verdi.”

Bölge ülkelerine ‘güven verici’ bir mesaj gönderen Reisi, “Askeri güçlerimiz güven sahası yaratıyor, barışı tesis ediyor, bölgeyi güçlü kılıyor. Bölgede yabancı güçlere ihtiyaç yok” dedi.

Ülkesine karşı ‘askeri seçeneğin’ artık ABD yetkililerinin sözlüğünde yer almamasından duyduğu rahatlamayı dile getiren Reisi, bunu, ‘silahlı kuvvetlerin gücüne’ bağladı.

sdfvbrt
İran ordusunun askeri geçit töreni sırasında bir Muhacir-6 İHA’sı (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Abdurrahim Musevi geçit töreni sırasında yaptığı açıklamada ‘düşmanların askeri seçenekle övünmekten vazgeçtiğini’ söyledi. Musevi, kuvvetlerinin ‘olası kötülüklerle yüzleşmeye hazır olduğunu’ ifade ederek ‘Düşmanlar harekete geçerse daha ölümcül teçhizatla karşılık verileceği” uyarısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’ndan (ISNA) aktardığına göre Musevi, “Ülkenin çıkarlarını hedef alan her türlü saldırı, pişmanlık getirecek kesin bir yanıtla karşılanacaktır. Ülkenin karşı karşıya olduğu düşmanlar göz önüne alındığında, düşmanlarımızın silahlı kuvvetlerimizin ilerleyişini nasıl izlediğini herkes bildiğinden, kuvvetlerimiz genellikle görevleri en iyi şekilde yerine getirmek için sürekli tetikte olur” ifadelerini kullandı.

Hava ve deniz hazırlığı

Aynı etkinlikte konuşan İran Ordusu Hava Kuvvetleri Komutanı Emir Vahidi, aralarında Rus yapımı Sukhoi 24'lerin de bulunduğu savaş uçaklarının herhangi bir İsrail saldırısına karşı ‘hazırda’ olduğu konusunda uyardı. Vahidi, “Hava korumamız ve bombardıman uçaklarımız da dahil olmak üzere her alanda tam hazırlıklıyız ve her türlü operasyona hazırız” dedi.

İran içindeki DMO üslerine ya da nükleer araştırma tesislerine doğrudan saldırı, İsrail'in karşılık vermesi için seçeneklerden biri. İran dışındaki hedeflerin bombalanması da mümkün.

sdvftg
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Tahran'ın kuzeydoğusunda gerçekleşen askeri geçit töreni sırasında İran Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Şehram İrani'nin mini denizaltı hakkındaki açıklamalarını dinliyor. (İran Cumhurbaşkanlığı)

DMO’ya bağlı Tesnim haber ajansı, İran Ordusu Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Şehram İrani'nin İran donanmasının İran ticari gemilerine Kızıldeniz'e kadar eşlik ettiğini söylediğini aktardı. İrani, “Ordu filoları ticari gemilerimize eşlik etme görevini yerine getiriyor. Aden Körfezi'nden Süveyş Kanalı'na kadar gemilere eşlik ediyoruz. Diğer ülkelerin gemilerini de korumaya hazırız” dedi.

Kızıldeniz'de Yemen'deki İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle İsrail'e yönelik gemi trafiğinde büyük bir kesinti yaşandı. DMO 13 Nisan'da, Tahran'ın İsrail ile bağlantılı olduğunu söylediği Portekiz bandıralı bir konteyner gemisine el koydu.


Suudi Arabistan-Ürdün toplantısında çeşitli alanlarda iş birliğinin genişletilmesi ele alındı

Ürdün Kralı 2. Abdullah, Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh'i kabul etti. (SPA)
Ürdün Kralı 2. Abdullah, Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh'i kabul etti. (SPA)
TT

Suudi Arabistan-Ürdün toplantısında çeşitli alanlarda iş birliğinin genişletilmesi ele alındı

Ürdün Kralı 2. Abdullah, Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh'i kabul etti. (SPA)
Ürdün Kralı 2. Abdullah, Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh'i kabul etti. (SPA)

Ürdün Kralı 2. Abdullah dün (Salı), Amman'a resmi bir ziyarette bulunan Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh'i kabul etti. Görüşmeye Ürdün Veliaht Prensi Hüseyin bin Abdullah da katıldı.

Görüşmede iki ülke, halkları ve liderleri arasındaki tarihi kardeşlik ilişkileri, başta parlamenter alanda olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliğini genişletme yolları ve ortak kaygı duyulan konularda koordinasyonun sürdürülmesinin önemi ele alındı.

Şarku’l Avsat’ın Ürdün Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre toplantıda, bölgede tehlikeli bir gerilime yol açan Gazze savaşının sona erdirilmesi ihtiyacının yanı sıra sivillerin korunması, insani yardımların arttırılması ve sürdürülebilir bir şekilde ulaştırılmasının önemi vurgulandı.

Diğer yandan eş-Şeyh, Ürdün Temsilciler Meclisi Başkanı Ahmed es-Safadi ile resmi temaslarda bulundu. Riyad ile Amman arasındaki güçlü ve kardeşçe ilişkilerin derinliğini, parlamento düzeyinde çeşitli alanlarda tanık oldukları gelişmeleri ve iki meclis arasındaki büyük koordinasyonu övdü.

frtnb
Suudi Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Abdullah Al eş-Şeyh ile Ürdün Temsilciler Meclisi Başkanı Ahmed es-Safadi arasında Amman'da gerçekleşen görüşmeden (SPA)

Eş-Şeyh ziyaretinin parlamenter iş birliğinin güçlendirilmesi ve iki liderin ikili ilişkilerin geliştirilmesi ve iki ülke ve halklarının çıkarlarına hizmet edecek yeni iş birliği ufuklarının açılması yönündeki arzularına ayak uydurulması çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Eş-Şeyh, iki meclis arasındaki ilişkilerin parlamenter iş birliği ve koordinasyon bağlarını güçlendirecek şekilde eyleme dönüştürülmesinin ve parlamento dostluk komiteleri ve karşılıklı resmi ziyaretler yoluyla çalışmaların sonuçlandırılarak çıkarlara hizmet eden ve arzuları karşılayan sonuçlar elde edilmesinin büyük önem taşıdığına işaret etti.

Safadi ise iki kardeş ülke arasındaki ikili ilişkilerin derinliğine, parlamenter ilişkilerdeki büyük gelişmeye ve Suudi Arabistan Şura Meclisi ile Ürdün Temsilciler Meclisi arasındaki koordinasyon düzeyine dikkat çekerek Riyad'ın çeşitli bölgesel ve uluslararası konulardaki tutumlarını övdü.

İki taraf ikili ilişkileri ve parlamenter iş birliğini geliştirme yollarının yanı sıra ortak ilgi alanlarına giren çeşitli konuları da ele aldı.


Biden Sudani'ye İran yanlısı grupları engelleme çağrısında bulundu

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani için Pentagon'da verdiği resepsiyondan (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani için Pentagon'da verdiği resepsiyondan (Reuters)
TT

Biden Sudani'ye İran yanlısı grupları engelleme çağrısında bulundu

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani için Pentagon'da verdiği resepsiyondan (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani için Pentagon'da verdiği resepsiyondan (Reuters)

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin Washington ziyareti hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar, Irak ve Amerikan tarafları arasındaki görüşmelerde Irak'taki İran yanlısı gruplar konusuna değinildiğini ve ABD Başkanı Joe Biden'ın Sudani'den bu grupların etkisini azaltmasını istediğini belirtti. Kaynaklar ayrıca, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın da dün (Salı) Sudani ile bu konuyu görüştüğünü bildirdi.

Sudani, Biden ile Gazze'deki savaşa ilişkin tutum konusunda görüş ayrılıklarını dile getirdi ve Irak'ın uluslararası koalisyonun misyonunu sona erdirme arzusunu ifade etti. Ancak bölgedeki gerginlikler ABD askerlerinin Irak'tan çıkmasına ilişkin görüşmeleri geciktirdi.

Washington, Sudani hükümetindeki Yüksek Öğrenim Bakanı Naim el-Abudi ve Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı Ahmed el-Esedi'ye, İran destekli bazı milislere bağlılıkları nedeniyle vize verilmesine itiraz etmişti.

Diğer yandan ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yaklaşık 550 milyon dolar değerinde bir askeri anlaşmaya ilişkin çalışma protokolü imzalandığını duyurdu.


Sudan’daki “Generaller Savaşı” uzun süreli psikolojik sorunlara yol açtı

Sudan'da ruhsal bozukluk vakaları savaştan sonra önemli ölçüde artış gösterdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da ruhsal bozukluk vakaları savaştan sonra önemli ölçüde artış gösterdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan’daki “Generaller Savaşı” uzun süreli psikolojik sorunlara yol açtı

Sudan'da ruhsal bozukluk vakaları savaştan sonra önemli ölçüde artış gösterdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Sudan'da ruhsal bozukluk vakaları savaştan sonra önemli ölçüde artış gösterdi (Independent Arabia - Hasan Hamid)

Ruhsal bozukluk, intihar düşüncesi veya girişimi vakaları... Anksiyete bozukluğu, aileden ayrılma ve boşanma vakaları… Stres, korku ve sosyal fobi sorunları yaşayan çocuklar... Silah ve bomba sesleri ve generallerin (Burhan ve Hamideti) savaşı durdurma konusundaki isteksizliğinin gölgesinde bazıları unutulan hikayeler... Hayatta kalanların omuzlarındaki ekonomik baskılar artarken, büyük çoğunluğu psikolojik çöküşün eşiğinde yaşayan bir toplumun hali…

Mira (11) çatışmaların devam ettiği Hartum’un dışında olmasına rağmen halen şiddetli panik ataklar yaşıyor. Küçük kız ailesiyle birlikte güvenli bir yere yerleşse de sürekli ölmekten korktuğunu söylüyor. Ne yazık ki bu hal sadece Mira için geçerli değil. Sudan'daki çatışmalara tanıklık eden milyonlarca çocuk ve kadın da Mira ile aynı durumda.

İlk kurşunun sıkılmasının üzerinden 365 gün geçti. Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında başlayan savaşın bugüne kadar devam edeceğini kimse tahmin edemezdi. Herkes çatışmaların en fazla bir hafta içinde sona ereceğini düşünüyordu. Ancak günler günleri kovaladı, çatışmalar devam etti. Mermi ve top sesleri hiç kesilmedi. Her yeri ölüm kokusu sardı. Çatışmalara tanık olan Hartum ve komşu şehirlerin sakinlerinin psikolojisi yaşadıkları panik atak ve ölüm korkusu nedeniyle bozuldu.

Mira'nın annesi Nermin es-Seyyid, üç ayı aşkın bir süre boyunca çatışmaların yaşandığı bölgede kaldıklarını ve ardından güvenli bir bölgeye yerinden edildiklerini söyledi. Ancak, bu süre zarfında çocuklarının ruh sağlığının kötüleştiğini ve tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyacak hale gelinceye kadar büyük korkular yaşadıklarını belirten anne, yaşadıklarının ‘acı verici ve zor’ olduğunu kendilerini ‘ölüme yaklaşmış’ hissettiklerini vurguladı.

Hizmet dışı kalan hastaneler

Fransız Haber Ajansı (AFP) geçtiğimiz yılın ortalarında, savaşın üçüncü ayında yayınladığı bir haberde Sudan'da psikolojik rahatsızlık vakalarının görülme sıklığının savaştan sonra önemli ölçüde arttığı ve Hartum'da bulunan sinir hastalıkları hastanesi et-Ticani el-Mahi Hastanesi’nin hizmet dışı kalmasıyla durumunun daha da kötüleştiğini bildirdi. Tedavi gören tüm hastaların hastaneden tahliye edildiği belirtilen haberde, hastanedeki ekipmanların, laboratuvarların ve ilaç depolarının zarar gördüğü kaydedilirken öncesinde hastaneye günde yaklaşık 40 hastanın kabul edildiği ve bunların çoğunun 30 yaşın altındaki gençlerden oluştuğu aktarıldı. Haberde, et-Ticani el-Mahi Hastanesi’nden sonra tüm sinir hastalıkları hastanelerinin hizmet dışı kaldığı ve bu hastanelerde tedavi gören sinir hastalarının durumunun daha da kötüleştiği vurgulandı.

Psikolog Süleyman Said, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:

Savaş, Sudanlıların yüzde 80'inde kaygı, stres, panik, korku ve diğer psikolojik rahatsızlıkları tetikledi. Sadece Sudan içinde değil, savaşa tanık olmayan yurtdışındaki Sudanlılar da buna dahiller. Sudanlı yetkililerin sivil bir devlet kurmak ve genel olarak durumu istikrara kavuşturmak için halka sözler verdiği ancak daha sonra bu sözlerin tutulmadığı Aralık 2018’deki devrimden bu yana geçen uzun süreçte Sudan’daki aileleri için süreli korku, panik ve hayal kırıklığı içindeler. Savaşın psikolojik etkileri nedeniyle, özellikle çatışma bölgelerinde yaşayanlar için acil tıbbi müdahale ve psikolojik yardım gerekiyor. Mermi ve top seslerini duymak, ölü bedenler görmek ve uzun süre susuz ve gıdasız kalmak birçok kişiyi ruhsal bozukluğa sürükleyebilir.

Savaşın, çatışmalara tanık olan çocuklar üzerindeki etkilerine değinen Said, sözlerini şöyle sürdürdü:

Çatışma bölgelerinde bulunan tüm çocuklar, özellikle de güvenli bölgelere sığınamayan ve alışmış gibi görünüp çevrelerindeki olaylara tepki vermeyenler, çatışmalar bir an önce çözülmediği takdirde gelecekte karmaşık psikolojik sorunlara yol açabilecek panik ataklar yaşıyorlar. Ancak, bu psikolojik çöküntüler bazılarını kaçmaya ve güvenli bir sığınak aramaya itebilir, bu da ruhsal bozukluklara ve belki de intihar vakalarına yol açabilir.

Şiddet ve düşmanlık

Sosyolog ve antropolog Haydar el-Havad, Sudan’da savaşın başlamasının üzerinden geçen bir yılın ardından psikolojik ve sosyolojik etkilerinin boyutunu belirlemenin, bilimsel araştırma metodolojisine uygun, veri toplama araçlarının kullanıldığı ve bunları niceliksel ve niteliksel olarak analiz ederek söz konusu etkilerle ilgili bilgiye ulaşan ve önerilerde bulunan bilimsel bir çalışma yapılmadan şu an için zor olduğunu vurguladı. Ancak böyle bir çalışma yapıldığı takdirde bu etkilerin özelliklerinin ve tezahürlerinin genel gözlem yoluyla ve bireyin bireysel olarak ve çevresi içinde nelerden etkilendiği açıklığa kavuşturulabileceğini belirten Havad, birçok insanın çevresinde tanık olduğu şiddet vakaları nedeniyle travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) sergilediğinin gözlemlendiğini ifade etti.

rtbgnh
Psikolojik rahatsızlıklar uzun süreli olabilir (Independent Arabic - Hasan Hamid)

Bu kişilerin profesyoneller tarafından destek almadıkları sürece uzun süreler boyunca bu hastalıklardan mustarip olmaya devam edeceklerinin altını çizen Havad, yaşanan olaylar nedeniyle Sudanlılar arasında kaygı, gerginlik ve korku gibi duygularda artış gözlemlendiğini belirterek, “Ayrıca duygu yoğunluğunda artış, yüksek düzeyde öfke, bireyler arasında güven eksikliği ve aralarında tartışma ve diyalog kurma yeteneğinin kaybolduğunu görüyoruz. Bazıları içinde bulundukları gerçeklikten ve olaylardan kaçmak için uyuşturucuya ve alkole başvuruyor. Aynı şekilde tecavüz ve cinsel saldırı olaylarının etkileri de depresyona vakalarında artışa ve muhtemelen intihar düşüncelerine ya da girişimlerine yol açabilir. Savaşta kullanılan taktiksel söylem de kişilerde manik depresif ve şizofreni düzeyine getirecek kadar psikolojik etkiye sebep olabilir” ifadelerini kullandı.

Havad, savaşın insanların karakteri, ailesi ve sosyal çevresiyle uyumu üzerindeki etkisiyle ilgili olarak ise şunları söyledi:

Savaşın psikolojik etkisi, başta çocuklar olmak üzere bireyin karakterini değiştirerek saldırgan ve şiddet içeren davranışlar sergilemesine neden olabiliyor. Ayrıca din ve etnik köken kaynaklı radikalizm vakalarını artırırken, sosyal etkiler açısından da nefret söyleminin yanı sıra ötekini kabul etmede ve tanımada isteksizlik, bölgesel ve ülkesel gruplaşmalarda artış olabiliyor.

Savaşın geniş ailelerin dağılmasına, fertlerinin birbirinden kopmasına ve yerinden edilmesine yol açtığını söyleyen Havad, “Savaş aynı zamanda Sudanlı kimliğinin gerçekçiliğini yitirdiğini ortaya koydu. Savaşın ailelerin istikrarı ve uyumu üzerinde bir diğer etkisi ve belki de en önemlisi bazı boşanmalar gibi sosyal sorunların ortaya çıkması olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte kamu ve özel sektörde çok sayıda Sudanlının işini kaybetmesine neden olan savaş, işsizlik oranının artmasına ve günlük gelir kaynaklarının azalmasına neden oldu” dedi.

Bunun yanında savaşın çok sayıda Sudanlının yerinden edilmiş kişilere dönüşmelerine ve mülteci olmalarına yol açtığını söyleyen Havad, “Savaş akademik alanda da etkili oldu. Her düzeyde eğitim süresiz olarak askıya alındı. Tüm bunlara su ve sağlık hizmetlerinin yetersizliğinin yanı sıra yoksulluk, kıtlık, düşük yaşam standartları, güvenliğin ve emniyetin olmayışı, bilinmezlik korkusu ve kuruluşların ihtiyaç sahiplerine ve en savunmasız kişilere yardım sağlamaya yetişememesi eşlik ediyor.

Fiziksel şiddet

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayınlanan bir rapora göre Sudan’da fiziksel şiddet, kadınlara karşı bir savaş aracı olarak kullanılıyor. İnsan hakları aktivisti Halide Berekat, Sudan'da kadınların büyük bir kısmının sözlü ve fiziksel şiddete ve dayağa maruz kaldığını, tecavüze uğradığını ve silahla tehdit edildiğini açıkladı. Bu ihlaller karşısında çok az kadının direnç gösterebildiğini söyleyen Berekat, özellikle hamilelikle sonuçlanan cinsel saldırıya uğrayan çok sayıda kadının intihar ettiğini vurguladı.

Savaşın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen bu vakalarla ilgili çok büyük ve ürkütücü rakamların kaydedildiğinin altını çizen Berekat, “Kız çocuklarına yönelik fiziksel şiddet riski, güvenli bölgelere yerleştirildiklerinde bile devam ediyor. Söz konusu güvenli bölgelere yolculukları sırasında askeri gruplar tarafından fiziksel şiddete maruz kalıyor, silahla tehdit ediliyor ve tecavüze uğruyorlar. Bu da psikolojilerinin bozulmasına yol açıyor” şeklinde konuştu.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Sudan krizine çözüm ufukta görünmüyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Sudan krizine çözüm ufukta görünmüyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Sudan'daki krizi değerlendiren uzmanlar, küresel siyasette yaşanan gelişmeler ve Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) verilen dış destek nedeniyle bu ülkede kısa vadede bir çözümün beklenemeyeceğini, uluslararası aktörlerin krizin çözümüne yönelik yeterli çaba göstermediğini dile getirdi.

Sudan'ı takip eden uluslararası ilişkiler uzmanları, 15 Nisan 2023'te Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Abdülfettau el-Burhan ile Yardımcısı ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo arasında iktidar paylaşımı temelinde çatışmalara neden olan Sudan iç savaşı ile ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Milli Savunma Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özkan, Sudan iç savaşının kimsenin kimseyi yenemediği bir çıkmaza dönüştüğünü söyledi. Savaşın kısa vadede bitmesinin olası görünmediğini ifade eden Prof. Dr. Özkan, Sudan'ın "Afrika'nın yeni Suriyesi" haline geldiğini belirtti.

Prof. Dr. Özkan, Sudan'da taraflardan birinin askeri üstünlüğü ele geçirmesi ile sorunun çözümünün mümkün olabileceğine dikkat çekerek, "Bir tarafın bu savaşta üstünlük sağlaması sonrasında kapsamlı bir yapılanma ile bu sorun çözülebilir gibi görünüyor. Sudan'da savaş sonrasında kaç Sudan oluşacağı hatta sınırların nasıl çizileceğinin konuşulduğu bir süreç başlayacak gibi görünüyor." şeklinde konuştu.

Küresel siyasetin sıcak gündeminde Sudan'ın nasıl bir sürece evrileceğini kestirmenin son derece zor olduğunu dile getiren Prof. Dr. Özkan, şöyle devam etti:

"Küresel siyasetteki ilginin Filistin, Asya ve Ukrayna'ya kaydığını görüyoruz. Dolasıyla Sudan'a uluslararası ilginin oluşması kısa vadede zor görüyor. Afrika'nın farklı ülkelerinde son yıllarda askeri darbeler ve güvenlik sorunları Sudan sorununa bir Afrika merkezli çözümün ortaya çıkmasını mümkün kılmıyor. Sonuç olarak Sudan'daki kriz her geçen gün daha da derinleşerek kronik hale geliyor. "

- Binlerce kadın ve çocuk kaçmak zorunda kaldı

Sudanlı eski büyükelçi ve akademisyen Sanaa Hamad el-Awad el-Biyli ise Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki iç savaşın başlamasının üzerinden bir yıl geçtiğini hatırlatarak, özellikle başkent Hartum ve Darfur bölgesindeki şehirlerde altyapı, eğitim, sağlık, ekonomi ve toplumsal yapının sistematik olarak yıkıma uğratıldığını söyledi.

İç savaşın Sudan'da tam anlamıyla insani bir trajediye dönüştüğünü ifade eden el-Biyli, şöyle konuştu:

Bu çok farklı türden bir trajedi. Başkentin 11 milyondan fazla nüfusu var. Milislerin geniş çaplı öldürme, yerleşim alanlarını bombalama ve rastgele tutuklama yöntemlerini kullanması sonucu 8 milyondan fazla insan yerinden edildi. Bu savaşta yerinden edilen milyonlar ve öldürülen binlerce insandan daha kötüsü var ki o da 6-7 yaşındaki kız çocuklarından tutun 60-70 yaşındaki kadınların uğradığı taciz, tecavüz. Binlerce kadın ve kız çocuğu milislerin kontrol ettiği bölgelerden kaçmak zorunda kaldı.

El-Biyli, Birleşmiş Milletlerin (BM) Geneina kentinde sadece bir haftada 15 bin kişinin öldürüldüğüne dair verilerini paylaşarak, Arap olmayan kabilelerden oluşan ülke nüfusunun yarısından fazlasının ise komşu ülke Çad'a göç ettiğini aktardı.

HDK'nin ordu ile girdiği çatışmanın taraflar arasındaki "güç mücadelesi" şeklinde yorumlanmasının doğru bir okuma olmadığını ifade eden el-Biyli, çatışmanın uluslararası standartlara göre orduya bağlı askeri bir grubun mevcut yapıya isyan etmesi şeklinde tanımlanması gerektiğini söyledi.

HDK'nin ABD ve Fransa gibi Batılı ülkeler, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bazı Arap ülkeleri ve İsrail tarafından desteklediğini savunan el-Biyli, "Sudan'da yaşananlar, Amerikan işgalinden sonra Irak'ta yaşananların bir tekrarı gibi görünüyor ancak burada olay mezhepsel değil aşiret temelinde gerçekleşiyor. Çünkü devlet üzerindeki kontrolü sıkılaştırma planı, ordunun bu aşiret milisleri tarafından değiştirilmesini gerektiriyor. Bu aşiret güçleri gelecekte söz konusu ülkelerin hırs ve istekleri doğrultusunda kullanılacak nitelikli askerler sağlayacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

- Tarafların güç mücadelesi iç savaşa neden oldu

Orta Doğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Kuzey Afrika Çalışmaları Uzmanı Dr. Kaan Devecioğlu da ordu ile HDK arasındaki çatışmanın ülkeyi hem ekonomik hem de toplumsal bir kaosa sürüklediğini ifade etti. Devecioğlu, ülkedeki en ciddi ve öncelikli sorunun insani yardım olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Tarafların anlaşarak insani yardımın sağlanması için güvenli bölgeleri ve yolları oluşturması gerekiyor. Uluslararası toplum insani yardım konusuna yoğunlaşmalı. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisine (UNOCHA) göre Sudan’da insani yardım ihtiyacı 2,7 milyar dolar fakat bütçe 150 milyon dolar. Dolayısıyla ivedilikle BM’nin ve diğer uluslararası ortakların yoğunlaşması gereken konunun bu olduğu kanaatindeyim."

Sudan'daki iç savaşın sona erdirilmesi için tarafların hiçbir uzlaşma zemininde buluşmadığına dikkat çeken Devecioğlu, "Taraflar uzlaşmaya varmak istemiyor. Ancak Sudan'da insani kriz de her geçen gün derinleşiyor. Dolayısıyla öncelikli olarak tarafların müzakere masasına oturtulması için diplomatik baskı artmalı ve aynı zamanda insani yardım için girişimler artmalı." ifadelerini kullandı.

- "HDK milisleri 21. yüzyılın Moğolları"

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mayada Kemal Eldeen, Sudan'da devam eden çatışmaların özellikle başkent Hartum'u çok ciddi etkilediğini belirterek, HDK milislerinin evleri, bankaları ve çeşitli kurumları yağmaladığını, binlerce sivili öldürdüğünü ve yüzlerce kadın ve kız çocuğunun tecavüze uğradığını söyledi.

Dünyada savaşın olduğu hiçbir bölgede bir başkentin Hartum kadar yağmalanmaya ve yıkıma sahne olmadığını belirten Eldeen, "HDK milisleri 21. yüzyılın Moğolları gibi. Milisler, Hartum'da her tür yağma, işkence ve aşağılama yöntemini kullanarak başkenti hayalet bir şehre dönüştürdü." ifadelerini kullandı.

Sudan'daki iç savaşın benzeri görülmemiş bir insani krize yol açtığını dile getiren Eldeen, 45 milyon nüfusa sahip ülkede 18 milyon kişinin gıda kıtlığı ile karşı karşıya bulunduğunu, ülkede yaklaşık 25 milyon kişinin insanı yardıma muhtaç olduğunu, insani yardım için 2,7 milyar dolara ihtiyaç olduğu açıklansa da bunun yüzde 5'inden azının finanse edilebildiğini kaydetti.

Eldeen, "Savaşın sona ereceğine dair henüz bir belirti yok. BAE, milislere desteğini devam ettirdiği sürece savaşın sona erme olasılığı yok. Bu savaş yıllarca sürebilir." dedi.


İsrail saldırıları güney Lübnan'da iki kasabayı hedef aldı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Mecdel Zevn köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Mecdel Zevn köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)
TT

İsrail saldırıları güney Lübnan'da iki kasabayı hedef aldı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Mecdel Zevn köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Mecdel Zevn köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının dün (Pazartesi) Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel ve Tayr Harfa kasabalarına saldırı düzenlediğini bildirdi.

Ajans, İsrail saldırılarının bazı ev ve mülklerde ciddi hasara yol açtığını, ancak can kaybının olmadığını aktardı.

İsrail keşif uçaklarının Mavi Hat'a komşu sınır köyleri üzerinden Sur kentinin eteklerine kadar uçmaya devam ettiği bildirildi.

İsrail ordusu, uçaklarının güney Lübnan'da saldırılar düzenlediğini doğrulayarak, Meys el-Cebel'de bir Hizbullah askeri yerleşkesini bombaladığını ve topçularının güney Lübnan'daki Şeba Çiftlikleri’nde tehdit oluşturan bir hedefi vurduğunu açıkladı.

İsrail ordusu ve Hizbullah, 7 Ekim'de Gazze Şeridi'nde savaşın başlamasından bu yana neredeyse her gün sınır ötesi bombardıman gerçekleştiriyor.

İsrail ordusu bugün (salı) yaptığı açıklamada, dün gece Lübnan sınırına yakın kuzey bölgesinde kaynağı bilinmeyen bir patlamada dört askerin yaralandığını duyurdu.

Daha sonra Hizbullah tarafından yapılan açıklamada, İsrail Golani Tugayı'ndan bir güç sınırı geçerken Hizbullah savaşçılarının İsrail sınırına yakın Tel İsmail bölgesinde bir dizi patlayıcı düzeneği patlattığı ifade edildi.


İsrail medyası: Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti

Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti. (Reuters)
Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti. (Reuters)
TT

İsrail medyası: Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti

Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti. (Reuters)
Hamas, 6 haftalık ateşkes ve yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılması karşılığında 20 esiri serbest bırakmayı teklif etti. (Reuters)

İsrailli bir yetkili dün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Hamas'ın esir takası müzakerelerine verdiği son yanıtta, yüzlerce Filistinlinin serbest bırakılmasının yanı sıra altı haftalık ateşkes karşılığında, Gazze Şeridi'ndeki 20 esirin serbest bırakılmasını teklif ettiğini söyledi.

İsrail merkezli Walla internet sitesi, adı açıklanmayan yetkilinin, Hamas’ın daha önce üzerinde anlaşmaya varılan 40 esir sayısının azaltılması için bir gerekçe sunduğunu bildirdi. Site, İsrailli yetkilinin, daha önce üzerinde anlaşmaya varılan sayının artık mevcut olmadığını, çünkü öne sürülen isimlerden bazılarının hayatta olmadığını ve diğerlerinin de başka örgütlerin elinde olduğunu söylediğini aktardı.

Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı'ndan (AWP) aktardığına göre İsrailli yetkili, Hamas'ın İsrail hapishanelerinden serbest bırakılmasını istediği Filistinlilerin sayısını da arttırdığını ve müzakerelerin ilk bölümünün tamamlanmasının ardından ikinci bölümde savaşın durdurulmasını sağlayacak uluslararası garantilerin varlığını şart koştuğunu söyledi.

İsrailli yetkili, Hamas'ın arabuluculara verdiği yanıtta, anlaşmayı birkaç aşamaya böldüğünü ve bunları birbirine bağladığını kaydetti.

Yetkiliye göre Hamas ayrıca ilk aşamada İsrail ordu güçlerinin Gazze Şeridi'nin geniş alanlarından çekilmesini, Filistinlilerin Gazze Şeridi'nin kuzeyine tam dönüşüne izin verilmesini ve ilk aşamadan itibaren Gazze Şeridi'nin tamamında tam hareket özgürlüğü talep ediyor.


Irak ile Pentagon arasında 550 milyon dolarlık askeri anlaşma

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin arasında Pentagon'da bir görüşme gerçekleşti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin arasında Pentagon'da bir görüşme gerçekleşti. (AFP)
TT

Irak ile Pentagon arasında 550 milyon dolarlık askeri anlaşma

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin arasında Pentagon'da bir görüşme gerçekleşti. (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin arasında Pentagon'da bir görüşme gerçekleşti. (AFP)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Irak ile yaklaşık 550 milyon dolar değerindeki bir askeri anlaşmaya ilişkin ortak çalışma protokolü imzalandığını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı’ndan (AWP) dün (Pazartesi) aktardığı habere göre yapılan açıklamada, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) de dâhil olmak üzere Irak genelindeki bölgelerin hava tehditlerine karşı güvence altına alınması için Irak ve ABD arasında devam eden çalışmaları ele aldıkları belirtildi.

İki taraf ayrıca ABD ve Irak arasındaki mevcut güvenlik iş birliğini, her iki ülkeye yönelik güvenlik tehditlerinin ele alınmasına yönelik ortak çabaları ve Irak'ta DEAŞ terör örgütünü yenmeye yönelik uluslararası koalisyonun geleceğini görüştü.

Sudani, Washington'daki görüşmeler sırasında İran ve İsrail arasındaki gerilimin Tahran'ın hafta sonu gerçekleştirdiği saldırının ardından artması üzerine Ortadoğu'da itidal çağrısında bulundu.

dfjukıl
ABD Başkanı Joe Biden, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile Beyaz Saray'da bir araya geldi. (Reuters)

Sudani, ABD Başkanı Joe Biden ile Beyaz Saray'da gerçekleşen görüşmenin başında yaptığı açıklamada, “Bu hassas bölgenin güvenlik ve istikrarını korumak için tüm tarafların itidalli davranmasını ve artan gerilimi durdurmasını umuyoruz. Son gelişmeler başta olmak üzere çatışma alanının genişlemesini durdurmaya katkıda bulunacak tüm çabaları teşvik ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Söz konusu toplantı, ABD ve Avrupa'nın itidal çağrısı yapmasına rağmen, ABD'nin müttefiki İsrail'in İran'ın füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırısına vereceği yanıtı değerlendirdiği bir dönemde gerçekleşti.

Irak hem Washington hem de Tahran'ın ender müttefiklerinden biri. Irak hava sahası İran'ın İsrail'e yönelik eşi benzeri görülmemiş İHA ve balistik füze saldırısı için kilit bir güzergâhtı. Iraklı yetkililer, İran'ın saldırıdan önce bölgedeki diğer ülkelerin yanı sıra kendilerini de bilgilendirdiğini söylüyor.

Sudani, “Dürüstlük ve dostluk ruhu içinde, bölgedeki mevcut meseleye ilişkin bazı değerlendirmelerde farklılık gösterebiliriz. Ancak uluslararası hukuk ilkeleri, savaş kanunları ve koruma ilkesi konusunda hemfikiriz. Sivillere, özellikle de kadın ve çocuklara yönelik her türlü saldırıyı reddediyoruz” dedi.

Biden, Washington'un İsrail'in güvenliği ve Gazze'deki çatışmaların sona erdirilmesi konusunda kararlı olduğunu söyledi. DEAŞ örgütüne karşı yürütülen çabalara da değinen Biden, ABD ve Irak arasındaki ortaklık kritik önem taşıyor” ifadesini kullandı.


Filistinli anne, ölümden yokluğa tehcir edildiği Refah'ta 9 çocuğunu büyütmeye çabalıyor

Fotoğraf: Anas Zeyad Fteha/AA
Fotoğraf: Anas Zeyad Fteha/AA
TT

Filistinli anne, ölümden yokluğa tehcir edildiği Refah'ta 9 çocuğunu büyütmeye çabalıyor

Fotoğraf: Anas Zeyad Fteha/AA
Fotoğraf: Anas Zeyad Fteha/AA

İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik aylardır devam eden saldırılarından korunabilmek için 9 çocuğuyla birlikte Gazze kentinden Refah'a tehcir edilen Filistinli anne, telefon mesajıyla öğrendiği eşinin kaybının ardından evlatlarıyla hayata tutunmaya çalışıyor.

İsrail'in Gazze kentine düzenlediği bombalı saldırıda eşini kaybeden Filistinli Huriye, güneydeki Refah kentinde kurduğu derme çatma çadırda 9 çocuğuyla birlikte yaşıyor.

Huriye, AA muhabirine yaptığı açıklamada, zorla yerlerinden edilmelerini, eşinin kaybını ve Refah'taki durumlarını anlattı.

İsrail'in saldırıları nedeniyle Gazze kentindeki Zeytun mahallesinden Han Yunus'a zorla yerlerinden edildiklerini belirten Huriye, daha sonra da Refah kentine geldiklerini dile getirdi.

Huriye, burada herhangi bir gelirleri olmadığını; durumun her geçen gün ağırlaştığını ifade etti.

Çadır hayatında su, mutfak gazı gibi temel ihtiyaçlardan dahi yoksun olduklarını belirten Huriye, çocuklarına yemek hazırlamak için gün içinde topladığı kağıtları ya da tahta parçalarını yaktığını belirtti.

- "Eşimin vefatını mesajla öğrendim"

Huriye, saldırıların gölgesinde kendisinin çocuklarıyla birlikte Refah'a gelirken eşinin kuzeyde kaldığını söyledi.

İletişim yollarının çok kısıtlı olduğunu belirten Huriye, şunları aktardı:

"Biz Gazze'nin güneyinde iken eşim kuzeyinde hayatını kaybetmiş, vefat haberini mesajla öğrendim. Mesajı kız kardeşim attı."

Huriye eşinin vefatının ardından bir başına kaldığını, yaşadığı üzüntü ve kedere rağmen hayata uyum sağlamaya çalıştığını, çocuklarını büyütmek ve güvende tutmak için elinden geleni yaptığını ifade etti.

- Korku ve kayıp

Huriye, "Hayatımız basit ve sıradandı. Çocuklarımıza en iyi eğitimi ve yaşamı sağlamayı hayal ederdik. Ancak saldırılar, her şeyi mahvetti, kocamı öldürdü ve her şeyden yoksun şekilde bizi bir çadırda yaşamaya sürükledi." ifadelerini kullandı.

Saldırıların hala devam etmesi, ailenin temel direği eşini kaybetmesi nedeniyle çok endişeli ve kaybolmuş hissettiğini aktaran Huriye, çocuklarının Refah'ta da güvende olmadığını, İsrail'in tüm uluslararası çağrılara rağmen saldırılarında ısrarcı olduğunu vurguladı.

Huriye, İsrail'in saldırıları öncesinde istikrarlı bir hayatları olduğunu şimdi ise yokluk; yoksulluk içinde yaşadıklarını dile getirdi.


AB'den, Sudan'daki insani felaketi sonlandırmak için uluslararası topluma çağrı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

AB'den, Sudan'daki insani felaketi sonlandırmak için uluslararası topluma çağrı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Avrupa Birliği (AB), Sudan'daki insani krizin büyüklüğüne dikkati çekerek, çatışan taraflar üzerinde baskı kurarak savaşı sonlandırmak için iyi niyetle çabalarını birleştirme çağrısı yaptı.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Paris'te düzenlenen Sudan ve Komşuları için Uluslararası İnsani Yardım Konferansı'nda konuştu.

Sudan'ın sivil halkın yerinden edilmesi açısından dünyadaki en büyük krizin yaşandığı ülke olduğuna işaret eden Borrell, "İnsani kriz çok büyük. Çok kriz var ama hiçbiri bu kadar acil değil. 18 milyon kişi açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya. Darfur, iki savaş ağasının hırslarının tetiklediği korkunç bir insani krizin merkez üssüdür." ifadelerini kullandı.

Uluslararası toplumun, savaşan taraflar üzerinde baskı kurması, diğer yandan da insani yardımların ulaştırılması amacıyla ateşkes için çaba sarf etmesi gerektiğine dikkati çeken Borrell, şimdiye kadar farklı girişimlerin arabuluculukta başarılı olamamasının nedeninin taraflara erteleme ve pazarlık imkanı bırakılması olduğunu söyledi.

Borrell, "Sudan halkının mümkün olduğu kadar çabuk ve tam olarak harekete geçmemize ihtiyacı var. Çok şey söylendi, artık operasyonel olarak eylemlerimizi hızlandırmamız gerekiyor." değerlendirmesini yaptı.

Arabuluculuk için neler yapılması gerektiğiyle ilgili soru üzerine Borrell, Sudan'ı etkilemeye çalışan ve çatışmanın sürmesini isteyen aktörler olduğuna işaret ederek, "Bazı ülkeler bir tarafı, diğer ülkeler de diğer tarafı destekliyor. Tabii ki hangi tarafta olduklarına bağlı olarak sonuç değişiyor. Arabuluculuk bu değil." diye konuştu.

Borrell, bu aktörlerin hangi ülkeler olduğu konusunda yorum yapmayacağını dile getirerek, "Rusya da işin içinde. Arabuluculuk için değil ama sıkıntılı bir durumdan yararlanmak için." dedi.

AB Yüksek Temsilcisi, "Bu konferansın amacı; rekabeti ve (tarafları) etkileme arzusunu nasıl bir kenara bırakabileceğimizi görmek." tespitinde bulundu.

- "Vahşeti ve acıyı anlatacak kelime yok"

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Kriz Yönetimi ve İnsani Yardımlardan Sorumlu Üyesi Janez Lenarcic de birkaç hafta önce Sudan-Çad sınırında bulunduğunu belirterek, "Vahşeti ve acıyı anlatacak kelime yok." ifadesini kullandı.

Lenarcic, AB'nin konferansa katılarak Sudan halkına içinden geçtikleri insani felaketi sonlandırmaya kararlı olduğunu göstermek istediğini kaydetti.