Erdoğan: Esed ve diğer sıkıntılı ülkelerle görüşme seçim sonrasına

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
TT

Erdoğan: Esed ve diğer sıkıntılı ülkelerle görüşme seçim sonrasına

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Endonezya'nın Bali kentinde düzenlenen G20 Liderler Zirvesi dönüşü medya mensuplarının iç ve dış gündeme ilişkin sorularını yanıtladı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu yıl Endonezya’nın başkanlığını yürüttüğü G20'nin Liderler Zirvesi'ndeki temasları sonrası Türkiye'den basın mensuplarının gündeme dair sorularını yanıtladı. 
Erdoğan, Taksim'deki terör saldırısından, ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı görüşmeye, SAMP-T hava savunma sisteminden, Suriye Devlet Başkanı Esed ile olası görüşmeye kadar pek çok konuya değindi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ilk olarak İstiklal Caddesi'ndeki terör saldırısıyla ilgili konuştu. İlk etapta 81 kişinin yaralandığını ifade eden Erdoğan, 6 kişinin hayatını yitirdiğini hatırlattı, 5 kişinin tedavisinin yoğun bakımda sürdüğünü belirtti, yaralıların sayısının ise 25'e indiğini söyledi. 
Yaralılardan birinin 3-4 yaşlarında olduğuna dikkat çeken cumhurbaşkanı muhalefetin söz konusu saldırıyla ilgili tutumunu eleştirdi. Erdoğan "Her zaman olduğu gibi bu olayların acısını hissetmeyişine zaten alıştık. Bunlar PKK’nın parlamentodaki uzantısıyla zaten beraber hareket etmiyorlar mı?" diye sorarak bir kez daha HDP'nin 6'lı masada dolaylı olarak yer aldığını öne sürdü.

Erdoğan'dan Akşener'e çağrı: 6'lı masayı terk edip milli duruş sergilemeli
Erdoğan, CHP'nin yanı sıra İYİ Parti'yi de eleştirip, 6'lı masayı terketmeleri yönünde çağrı yaptı: 
6’lı masanın hepsini söylememe gerek yok, ama İYİ Parti'nin bunlarla aynı çizgiye düşmesi tabii düşündürücü. Onlar niye bunlarla aynı masaya düşüyor veyahut aynı konuma geliyor? Hele hele böyle bir dönemde. Temenni ederiz ki bunlar da bir dönüşüm yapmak suretiyle gerek bu masayı terk etmek gerekse milli ve yerli bir duruş sergilemek üzere konumunu yeniden gözden geçirir. 

Bombalı saldırı seçim provokasyonu mu?
Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, Endonezya dönüşü sonrası uçağında yer alan medya mensupları muhalefetin gündeme getirdiği "sandık öncesi provokasyon" iddiasıyla ilgili de soru yöneltti.
7 Haziran 2015 seçimlerinde tek başına hükümeti kuramayan AK Parti, 1 Kasım 2015'te yapılan yeni seçimde aldığı yüzde 49,5'lik oy ile 317 milletvekilini parlamentoya göndererek yeniden tek başına iktidar olacak çoğunluğa ulaşmıştı. "Türkiye'yi sarsan beş ay" olarak tanımlanan dönemde 5 Haziran'da Diyarbakır'daki HDP mitingine yönelik bombalı saldırı (5 ölü, 400 yaralı), 6 Eylül'de Dağlıca'daki PKK terör örgütü saldırısı (16 şehit), 8 Eylül’de ülke genelinde HDP binalarına saldırılar ve 10 Ekim’de Ankara’daki barış mitingine düzenlenen IŞİD saldırısı (102 ölü) dikkat çekmişti. Erdoğan, son terör saldırısından yola çıkarak yapılan benzetmeler ile ilgili "korku senaryosunun parçası" tanımı yaptı:
"Hiçbir provokasyona Allah’ın izniyle pabuç bırakmayız. "Bu saldırı yaklaşan seçimlerle bağlantılıdır" gibi bir ifade de terör örgütünün yaymaya çalıştığı korku senaryosunun bir parçası. Ama benim milletimin feraseti çok yüksektir. Hiçbir zaman bu oyunlara gelmez. Seçime yönelik herkes zaten heybesinde ne varsa ortaya koyacak. Biz de koyacağız. Benim milletim de o yüksek ferasetiyle sandıklarda bunlara gereken cevabı verecektir."

Ankara'da ABD ve Rus istihbaratının buluşması
Gündemde başkentte hafta başında Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) ev sahipliğinde ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Rus Dış İstihbarat Servisi (SVR) arasında gerçekleşen görüşme de vardı.
İletişim Başkanlığı'nın teyit ettiği görüşme ile ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye'nin üstlendiği role dair çok detay vermedi. Ancak nükleer silah meselesi ve olası III. Dünya Savaşı üzerinden  dillendirilen senaryolara değindi:
"Şu kadarını söyleyeyim; Rusya’nın ve Amerika’nın burada nükleer silaha müracaat edip etmeyeceği konusunda İstihbarat Başkanımdan aldığım bilgi, şu an itibarıyla her iki tarafın da nükleer silahla ilgili herhangi bir teşebbüsünün olmayacağı istikametinde. Biz de tabii yakın markajda tutalım, sık sık bir araya gelmelerini sağlayalım istiyoruz. Allah göstermesin; bu yeni bir dünya savaşına yol açar. Buna da fırsat vermeyelim."

Bali'de Erdoğan-Biden görüşmesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Endonezya'nın başkenti Bali'de gerçekleşen G20 Liderler Zirvesi kapsamında ABD Başkanı Joe Biden ile bir araya gelmiş, görüşmede ABD Başkanı Biden, F16 sürecine yönelik desteğinin devam edeceği mesajı vermişti.
Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi kapsamında düzenlenen 37 dakikalık basın toplantısında Biden'dan olumlu sinyaller aldığını belirtmiş, cumhuriyetçilerin de konuya benzer şekilde yaklaştığını ifade etmişti. Erdoğan Türkiye dönüşünde uçakta yaptığı açıklamalar da  ABD Başkanı ile tahıl anlaşmasına ilişkin yaptığı konuşmadan bahsetti. Rusya'nın da işaret ettiği üzere tahılın yoksul Afrika ülkelerine ulaştırılması gerektiği görüşüne değindi: 
"Fakir fukara, garip gureba Afrika halkı aç, açık; onları böyle bir konumda bırakmayalım dedik. Böyle bir mutabakatımız zaten oldu. İnşallah bu buğdayın gelip bizde una çevrilmesi ve bu şekilde gönderilmesi onları da ciddi manada rahatlatacaktır. Biden bu konularla ilgili "Üstlendiğiniz rol sebebiyle teşekkür ederim" dedi. Bunun dışında F-16’larla ilgili konuda ‘işin tamamen elinde olduğunu, bunun hassasiyeti içerisinde olduğunu’ söyledi."
Erdoğan, daha önce de belirttiği gibi dışişleri ve savunma bakanlarının süreci yakından takip ettiğini, F16 meselesinin kısa zamanda çözüleceğini umduğunu ifade etti. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon'un 2023 bütçesini içeren ABD 2023 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasa (NDAA) tasarısına yönelik yaklaşık 900 değişiklik teklifini görüşen Amerikan Senatosu, Türkiye'ye F-16 satışını koşullandıran önerileri ekim ayı içinde ele almıştı. 

"Emmanuel, hanımlar iyi anlaşıyor ama sen bana sataşıyorsun"
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın G20 Zirvesi kapsamında bir araya geldiği liderler arasında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron da vardı.
Erdoğan'a hem Macron'un "Türkiye Afrika'da emperyal tavırlar içinde" sözü hatırlatıldı hem SAMP-T hava savunma sistemi meselesi. 
Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı ile ikili ilişkisine dair bundan sonra havanın gerginlik üzerinden esmemesi gerektiğini belirtti. Yaklaşık bir ay önce Çekya'nın başkenti Prag'da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu toplantısında iki ülke arasında yakalanan havanın süreceği sinyali verdi:
 "Her konuyu, her yerde gündeme getirmek o konunun ciddiyetini ortadan kaldırır. Ben ona sadece dedim ki ‘Emmanuel, bazı yerlerde bana sataşıyorsun, daha önce de konuştuk. Sen dedin ki ‘hanımlar gayet iyi anlaşıyor ama biz anlaşamıyoruz.’ ‘Yok, yok anlaşıyoruz, bugün burada gayet görüşmelerimiz oldu’ dedi. ‘Bundan sonra da bu böyle devam etsin. Herhangi bir sıkıntıya fırsat vermeyelim’ dedim."
Kamuoyunda SAMP-T olarak anılan (Surface-to-Air Missile Platform/Terrain) kara konuşlu, orta irtifa, uzun menzilli, hava ve kısa menzilli balistik füze savunma sistemi Fransa'da MBDA, İtalya'da ise Thales firmalarının oluşturduğu EUROSAM konsorsiyumu tarafından üretiliyor.
Rusya'dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini kullanmakta sıkıntı yaşayan Türkiye, alternatif sistemi Bali'deki zirvede yeniden gündemine aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem Fransa lideri Macron hem İtalya'nın geçen ay iktidara gelen yeni Başbakanı Giorgia Meloni ile konuyu görüştü: 
"Biliyorsunuz bizim Fransa ile en önemli konulardan bir tanesi SAMP-T meselesi. Bu konuyla ilgili İtalya Başbakanı ile yaptığımız görüşmede dedi ki ‘Teknik bazı sorunlar kaldı, bunları da çözmek suretiyle üçlü olarak Fransa, İtalya, Türkiye SAMP-T meselesini de kısa zamanda çözelim.’ İtalya Başbakanı ile ilk görüşmemizdi ama çok ciddi, kararlı bir görüşme yaptık. Özellikle de savunma sanayiine yönelik yaptığımız görüşme iyi oldu."
Erdoğan, aşırı sağcı İtalyan lider Meloni ile gerçekleştirdiği görüşmede Libya ve göç konusunun da gündeme geldiğini, kendisini Türkiye'ye davet ettiğini belirtti.
Meloni'yi "sözünü esirgemeyen bir hanımefendi", onun iktidarındaki İtalya'yı ise "Avrupa'da dayanışma içinde olacağımız bir ülke" olarak tanımlayan Erdoğan, İtalyan liderin Türkiye ile enerji konusunda dayanışmayı artırmayı planladığını söyledi.

"Türkiye enerji ihracına başlayabilir"
Türkiye'nin enerji konusunda kimseye muhtaç olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan; Akkuyu Nükleer Santrali'nin tamamlanmasıyla daha avantajlı konuma gelineceğire işaret etti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Türkiye’nin enerji üssü olabileceği yönündeki açıklamaları hatırlatılan Erdoğan, söz konusu doğalgaz merkezi ile ilgili ayrıntıya girmedi. Bununla birlikte gelecek 3 yılın projeksiyonundan bahsetti:
"Biz, enerji ihracına da rahatlıkla başlayabiliriz. Bu arada bize ‘biz sizi enerji noktasında da destekleyebiliriz’ diyen ülkeler de var. Bu konuda onlarla da bu ilişkilerimizi devam ettireceğiz. İnşallah gerekirse oralardan da kendimiz için olmaktan öte alıp ihracını yapma, yani swap diyebileceğimiz bir süreci de başlatma şansımız ayrıca var. İsim vermeyim, onu gidip görüşüp, karara bağladıktan sonra açıklarız."

Erdoğan: Seçim sonrası Esed ve sıkıntılı ülkelerle sil baştan
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ile ilişkilere dair soruları da yanıtladı.
Kendisine "Vakti saati geldiğinde biz Suriye'nin Başkanı ile de görüşme yoluna gidebiliriz" açıklaması hatırlatılan Erdoğan olası bir görüşmenin Rusya'nın ev sahipliğinde gerçekleşip gerçekleşmeyeceği yönündeki soruyu seçim sonrasını işaret ederek yanıtladı:
"Siyasette ebedi olarak dargınlık, kırgınlık, küslük olmaz. Vakti, zamanı geldiği anda oturur, değerlendirir, ona göre de bir yenilemeyi yapabilirsiniz. Şu anda Türkiye olarak bu konularda sıkıntılı olduğumuz ülkelerle ilişkileri yeniden ele alabiliriz. Hele hele Haziran seçiminden sonra bir sil baştan yapabiliriz. Ve buna göre de yolumuza inşallah o şekilde devam edebiliriz."

Sokak köpekleriyle ilgili mesaj
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bitlis'te sokak köpeklerinin ısırması sonucu kuduz şüphesi konulan ve aşı olmadığı için Ankara'da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 10 yaşındaki Mustafa Erçetin ile ilgili de konuştu:
"Öncelikle hayatını kaybeden yavrumuza Allah’tan rahmet diliyorum. Sahipsiz hayvanların yeri sokaklar değil, barınaklardır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığına gerekli talimatları verdim. Bakanlarım çalışıyor. Bu işi boş bırakmamalıyız. Konuyla ilgili atılacak adımlar neyse, ne tedbir gerekiyorsa yerine getirilecek. Bu konuda öncelikli olarak belediyeler, barınaklar inşa ederek sahipsiz, başıboş sokak hayvanlarını toplamalı. Mesela bizim Konya Büyükşehir Belediyemizin gerçekten çok örnek bir çalışması var. İstanbul’da Beykoz Belediyemizin de gerçekten çok örnek bir çalışması var. Yani hem teşhis hem tedavi ve ondan sonra da hayvanları garipsemeyecekleri alanlara salıverme gibi bir çalışmayı şu anda Beykoz Belediyemiz de Konya Büyükşehir Belediyemiz de yapıyor. Ayrıca mesela İstanbul’da Orman Bölge Müdürlüğümüz ile Valiliğimizin müşterek yeni bir çalışmaları var. Bu hayvanların bakılabileceği ve daha sonra dernekler tarafından bunların bakımının üstlenilebileceği bir uygulamayı müştereken çalışıyorlar. Daha sonra da bunu bütün illere uygulamayı düşünüyoruz. Orman Bölge Müdürlüğü bu hayvanlar için uygun yerler ve hayvan severlerin de gelip ilgilenebilecekleri mekanlar oluşturmaya çalışıyor. Epey bir ilerleme de kaydedildi."

Ahmet Kaya ve Sezai Karakoç'un ölüm yıl dönümleri
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1950'li yıllarda kaleme aldığı ve Türk edebiyatının sevilen şiirlerinden biri haline gelen "Mona Rosa" şiiriyle tanınan ve geçen yıl 88 yaşında vefat eden şair Sezai Karakoç ile 22 yıl önce Paris'te hayata veda eden Türkiye'nin önde gelen protest müzik temsilcilerinden Ahmet Kaya ile ilgili de soruları cevapladı:
"Her ikisine de Allah rahmet eylesin. Tabii Sezai Karakoç zaten sürekli olarak şiirlerini okuduğumuz, terennüm ettiğimiz bir üstadımız. Ahmet Kaya da ben cezaevine girerken Yedikule’de Kazlıçeşme’de yapılan programa gelmişti. Bu anlamlı günümüzde onun orada yaptığı konuşma, söylediği parçalar hakikaten unutulmazdı. Ben tabii istedim ki nakli kubur yapmak suretiyle Fransa’dan alalım, burada defnini yapalım. Aile olumlu yaklaşmadı, onun için getiremedik. Yoksa o, bu toprakların insanı. Ona yapılanları, o geceyi unutmamız mümkün değil. Kusura bakmayın, bazıları kızıyor ‘niye öyle diyorsun’ diye ama bu beyaz Türkler var ya; neler yaptılar malum. Normal zamanda ‘Ahmet Kaya şöyle, Ahmet Kaya böyle…’ Peki o gece yaptığınız ne? Neler demediler ki? Biz bir kez daha rahmet diliyoruz. Ama bizim nakli kubur teklifimiz hala masadadır. Çünkü bu topraklar, onun toprağıdır. Yeter ki aile bu konuda kararını versin ve adımı da ona göre atarız. Çünkü bu ülkede sevenlerinin olduğu kadar herhalde Fransa’da seveni olmaz."
 
Independent Türkçe



Uydu görüntüsü olay yarattı: Malezyalılar yeni Venezuela olmaktan korkuyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Uydu görüntüsü olay yarattı: Malezyalılar yeni Venezuela olmaktan korkuyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Büyükelçiliği'nin ülkenin çarpıcı bir uydu görüntüsünü paylaşmasının ardından, Donald Trump yönetimini tiye  alan Malezyalılar petrollerinin olmadığını iddia ediyor.

Kuala Lumpur'daki elçilik, Uluslararası Uzay İstasyonu'ndan çekilen ve Malezya'nın göklerinde yükselen bulutların arasından şimşeklerin çaktığını gösteren 2016 tarihli çarpıcı bir uydu fotoğrafını paylaştı.

Büyükelçilik, sosyal medya platformlarında paylaşılan gönderiye şöyle yazdı:

Malezya, hiç bu kadar elektrikli görünmemiştin. Bu parlak beyaz noktalar şehir ışıkları değil, bir fırtına sisteminin içinde meydana gelen devasa şimşek çakmaları. Bu açıdan bakana kadar canlı, nefes alan bir gezegende yaşadığımızı unutmak kolay. İster fırtınanın altında olun ister üstünde, manzara muhteşem.

Görünüşte zararsız olan bu paylaşım, internette Malezyalıların kendileriyle dalga geçen bir mizah dalgasına yol açtı ve kullanıcılar, Trump yönetiminin Venezuela'ya saldırısından sonra Washington'ın dikkatini ülkelerine çevirmemesi için şaka yollu çağrıda bulundular.

Facebook'ta en çok beğenilen yorum şöyleydi:

Lütfen başkanınıza petrolümüz olmadığını söyleyin. Sadece Saji yemeklik yağımız var.

Bazılarıysa Malezya'nın insanların ağaçlarda yaşadığı az gelişmiş bir ülke olduğu klişesini kullandı.

Bir kullanıcı, "Gördüğünüz gibi, ormanda yaşıyoruz. Vücutlarımızı ısıtmak için ateş yakıyoruz" dedi.

Bir diğeriyse, "Şehirlerimiz yok. Hepimiz ağaçlarda yaşıyoruz. (Not: Petrolümüz yok)" diye şaka yaptı.

Alif Sazali adlı bir kullanıcıysa, "Sevgili Trump... Ormanda yaşıyoruz... Petrol yok, sadece kaplan ve timsah var" diye espri yaptı.

Facebook'ta Mohd Raffi Merusin, Malezya'nın ham petrolü olmadığını, "sadece bol miktarda palm yağı ve fırtınaları" olduğunu iddia etti.

Instagram'da ise aynı fotoğraf yüzlerce yorum aldı ve bazıları "Biz bir sonraki Venezuela mıyız?" diye sordu.

Bir başkasıysa ABD'ye, "Brunei veya Singapur'u tercih edebilirsiniz" diye öneride bulundu.

Bazı yorumcular, gözetim ve müdahaleye yönelik eleştirilerde bulundu. Ina Abd Rahman adlı kullanıcı, "Hiçbir uyarı yapılmadan, ABD Büyükelçiliği'nin Malezya'nın uydu görüntüsünü yayımlaması epey garip" dedi.

Petrol şakaları, ABD'nin bu ay Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından Venezuela'nın petrolünü "süresiz" kontrol etme sözü vermesinin ardından geldi.

Başkan Trump, ABD'nin Venezuela'yı ele geçireceğini ve petrol rezervlerinden yararlanacağını iddia etti. Ayrıca Venezuela'nın ABD'ye 30-50 milyon varil "yaptırımlı petrol" sağlayacağını duyurdu.

Trump, daha sonra Grönland'ı ele geçirme arzusunu yineleyerek, ABD'nin "isteseler de istemeseler de Grönland'la ilgili bir şeyler yapacağını" söyledi.

Trump yönetimi, Danimarka topraklarını ele geçirmek için askeri güç kullanma ihtimalini masadan kaldırmayı defalarca reddetti.

Independent Türkçe


Kim Jong-un'un kız kardeşinden sert mesaj: Çılgın hayallere kapılmayın

Kim Yo-jong (AFP)
Kim Yo-jong (AFP)
TT

Kim Jong-un'un kız kardeşinden sert mesaj: Çılgın hayallere kapılmayın

Kim Yo-jong (AFP)
Kim Yo-jong (AFP)

Kuzey Kore devlet medyasına göre diktatör Kim Jong-un'un kız kardeşi, Güney Kore'nin iki rakip ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesine ilişkin "umut dolu çılgın hayallerinin asla gerçekleşemeyeceğini" söyledi.

Kuzey Kore'nin iktidar partisinde yönetici olan Kim Yo-jong, bir Güney Kore hükümeti yetkilisine atfedilen, Pyongyang'la görüşmelerin yeniden başlaması için Seul'ün bir fırsat gördüğü yönündeki yorumu eleştirdi. Bu yorum, iddiaya göre drone'ların Kuzey Kore hava sahasını ihlal etmesine Kim Yo-jong'un daha az sert bir tepki vermesi üzerine yapılmıştı.

Kuzey Kore'yle ilişkileri denetleyen Güney Kore Birleşme Bakanlığı yetkilisi gazetecilere yaptığı açıklamada, Kuzey'e uçtuğu iddia edilen drone'ları soruşturması için hafta sonu Seul'e çağrı yapan Kim'in tonunu yumuşatmış gibi göründüğünü söylemişti.

Ancak söylemini sertleştirmekte gecikmeyen Kim, salı günü yaptığı açıklamada Seul'ün Kuzey'le ilişkileri düzeltme yönündeki her türlü çabasını geri çevirdi.

Salı günü geç saatlerde yayımlanan açıklamasında Güney Kore'nin, "Kuzey Kore'nin egemenliğini ihlal ederek ciddi bir provokasyon gerçekleştirdiğini" söyleyip drone'larla ilgili önceki eleştirilerini yineledi.

"Düşman devletin holiganlarına bir kez daha açıkça söylüyorum" diyen Kim, Güney Kore hükümetinden özür dilemesini talep etti.

Kuzey Kore ordusu geçen hafta Seul'ü, drone'ları iki ülke arasındaki sınırı aşarak uçurmakla suçlamıştı.

Yaşandığı iddia edilen bu ihlal, Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung'un düşman komşusuyla ilişkileri düzeltme çabalarının önündeki son engel gibi görülüyor. Kuzey Kore, bu çabaları neredeyse her zaman geri çevirdi.

Ancak hafta sonu, bir sivilin Kuzey Kore hava sahasına drone'ları uçurmuş olma ihtimaliyle ilgili kapsamlı bir soruşturma yapılacağını duyuran Seul, provokasyon niyeti olmadığına dair tutumunu netleştirmişti.

Güney Kore'nin açıklamasının ardından, Seul'ün akıllıca bir karar vermesini takdir ettiği anlaşılan Kim, herhangi bir provokasyonun "korkunç sonuçlar" doğuracağı uyarısında bulunmuştu.

Devlet Başkanı Lee'nin yönetimi, Pyongyang'ın Güney Kore'yle savunma anlaşmasını 2023 sonunda askıya almasının ardından, askeri görüşmelerin yeniden başlatılmasını da öneriyor.

Güney Kore Devlet Başkanlığı Ofisi çarşamba günü yaptığı açıklamada Lee'nin, Kuzey Kore'yle 2018'de imzalanan askeri anlaşmanın yeniden yürürlüğe konması olasılığını incelemek üzere bir değerlendirme yapılmasını emrettiğini duyurdu.

Diğer yandan Seul'ün Birleşme Bakanlığı, Kuzey Kore diktatörünün güvenliğini sağlayan üç devlet kurumunun yeni yöneticileri olduğunu açıkladı. Kim Jong-un'un suikast planlarından giderek daha fazla korkması nedeniyle eski yöneticilerin görevden alındığı öne sürülüyor.

AFP'ye göre Seul, bu değişikliklerin ekimde düzenlenen bir askeri geçit töreninde fark edildiğini söylüyor.

Independent Türkçe


İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?
TT

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

İran'da bir dönemin sonu mu, yoksa bir rejimin çöküşü mü?

Husam İytani

İran'daki hükümet yanlısı gösteriler, kısmen Batı'nın Tahran rejiminin çöküşünü öngörmekteki aceleciliğine bir tepki niteliğinde. Yüz binlerce kişi, ekonomik ve siyasi iflasına, 30 yılı aşkın süredir yatırım yaptığı eksenin çöküşüne rağmen mevcut rejimi desteklemek için yürüyüş düzenledi.

Başkan Donald Trump'ın İran ile ticaret yapan ülkelere uygulanan gümrük vergilerinde yüzde 25'lik bir artış açıklamasının ardından, Alman Şansölyesi Friedrich Merz bir adım daha ileri giderek Tahran rejiminin sona yaklaştığını ve “İran liderliğinin son günlerini yaşadığını” söyledi. Merz’in bu açıklaması, güvenlik güçlerinin göstericileri bastırmak için artan güç kullanımını protesto etmek amacıyla Batı başkentlerindeki İran büyükelçilerinin çağrılması dalgasının ortasında geldi. Bu arada, İsrail'de sadece tehdit dili, askeri planlama ve gelecekteki İsrail hava saldırıları operasyonları için hedef seçimi duyuluyor.

İki önemli gözlem var; birincisi, mevcut protestoların, önceki birçok gösteri ve huzursuzluğa kıyasla belirleyici özelliği, kronik ekonomik başarısızlığın ve bunun üstesinden gelememenin, “direniş ekseni” olarak bilinen emperyal projenin çöküşüyle ​​birleşmesidir. Bu eksenin temel işlevi, Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen'de görüldüğü gibi, sınırları etrafında tampon bölgeler oluşturarak İran'ı dış tehditlerden korumaktı. Bu bölgeler, 1980-1988 yılları arasında Irak ile yaşanan çatışmada olduğu gibi, İran topraklarında herhangi bir savaşın yaşanmasını önlemek ve İran'ın düşmanlarını nispeten uzak bölgelerde oyalamak için bir kalkan görevi görüyordu.

Bu bağlamda, İran para biriminin rekor seviyelerdeki düşünün ortaya çıkardığı ekonomik çöküşün, rejimin doğası, sosyo-ekonomik politikaları, üretim yöntemleri, kamu malının eşitsiz dağılımı ve yolsuzluk düzeyiyle ilgili yapısal sorunlardan mı kaynaklandığı, yoksa on yıllarca süren ve yabancı yatırımları engelleyen, ülkenin izolasyonunu daha da artıran ağır yaptırımlar ve ambargoların bir sonucu mu olduğu fark etmiyor. Şimdi ön plana çıkan şey, vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılayamamasıdır.

Tahran'daki yetkililer, İran'a karşı eski müttefikleri Beşşar Esed ve Lübnan'daki Hizbullah'a davrandıkları gibi davranacak olan Çin veya Rusya'dan herhangi bir destek beklemiyorlar

İkinci gözlem ise, ABD ve İsrail'in, mevcut protestoları 1979'da iktidara gelen rejimin sonu haline getirmek için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarıdır. Batılı müttefikleriyle birlikte, nihai çöküş ister iç baskıdaki artıştan ister bir dış faktörden kaynaklansın, Tahran'daki rejimi devirmek için her türlü çabayı gösterecek ve mevcut tüm güvenlik, ekonomik ve askeri araçları kullanacaklardır. Geçen yıl haziran ayındaki İsrail saldırıları sırasında ortaya çıkan, İran ordusunun ve Devrim Muhafızlarının üst düzey komutanlarının çoğunun ölümüne ve hatta Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın hayatının tehlikeye girmesine yol açan İran’ın korkunç istihbarat ve askeri açığı sonrasında, Venezuela modelinin İran'da da uygulanması oldukça cazip bir seçenek gibi görünüyor.

Şarku’l Avsat’ıın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son Şah Muhammed Rıza'nın oğlu Rıza Pehlevi'ye alternatif bir otorite kurma konusunda aşırı güven duyulması, muhtemelen 2009'daki “Yeşil Hareket”in arkasındaki iç muhalif figürlerin, yaşanan olaylar hakkında net bir tavır almadıkları bir dönemde alternatif bir seçenek sunma ihtiyacından kaynaklanıyor. İç muhalefetin net bir tavır almamasının arkasında ise devirmeyi hedefledikleri rejimle olan bağlantıları yatıyor. Dolayısıyla bu noktada, İranlıların çoğunluğunun mevcut rejimi ne pahasına olursa olsun devirmeye mi meyilli olduğu, yoksa 2022'de başörtüsü ve bireysel özgürlüklere getirilen kısıtlamalar sebebiyle patlak veren “Kadın, Özgürlük, Yaşam” gösterilerinden sonra olduğu gibi, şartlı uzlaşmalara varmayı ve tavizler koparmayı mı desteklediği konusunda önemli sorular beliriyor.

Şüphesiz ki, Tahran'daki yetkililer, İran’a karşı eski müttefikleri Beşşar Esed'e ve Lübnan'daki Hizbullah'a davrandıkları gibi davranacak olan Çin veya Rusya'dan herhangi bir destek veya arka çıkma beklemiyorlar.

Trump'ın İran ile ticaret yapanlara gümrük tarifesi uygulama hamlesi ve protestocuların mevcut ivmede öldürülmeye devam edilmesi halinde Tahran'a saldırmak için “çok güçlü planlar” geliştirmeye yönelmesi, Amerika Birleşik Devletleri'nin Dini Lider Ali Hamaney ve rejimini devirmek için mevcut fırsatı kaçırmak istemediğini gösteriyor. Ancak bu, hem modern dünyada hem de antik dünyada muazzam öneme sahip jeostratejik bir kavşakta yer alan, 1,6 milyon kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip ve nüfusu 90 milyondan fazla olan İran için makul bir resim çizmek için yeterli değil.