BM Özel Temsilcisi Muhyiddin Şarku'l Avsat’a konuştu: İklim savunması kuşatılmış durumda

BM Özel Temsilcisi Muhyiddin: Kalkınma ve emisyonları azaltma arasında bir çelişki görüyor

Mısır İklim öncüsü ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Finansmanı için 2030 Gündemiyle ilgilenen BM Özel Temsilcisi Dr. Mahmud Muhyiddin, Konferans oturumlarından birinde iken (Şarku'l Avsat)
Mısır İklim öncüsü ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Finansmanı için 2030 Gündemiyle ilgilenen BM Özel Temsilcisi Dr. Mahmud Muhyiddin, Konferans oturumlarından birinde iken (Şarku'l Avsat)
TT

BM Özel Temsilcisi Muhyiddin Şarku'l Avsat’a konuştu: İklim savunması kuşatılmış durumda

Mısır İklim öncüsü ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Finansmanı için 2030 Gündemiyle ilgilenen BM Özel Temsilcisi Dr. Mahmud Muhyiddin, Konferans oturumlarından birinde iken (Şarku'l Avsat)
Mısır İklim öncüsü ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Finansmanı için 2030 Gündemiyle ilgilenen BM Özel Temsilcisi Dr. Mahmud Muhyiddin, Konferans oturumlarından birinde iken (Şarku'l Avsat)

Mısır İklim Öncüsü ve Sürdürülebilir Kalkınmanın Finansmanı için 2030 Gündemiyle ilgilenen BM Özel Temsilcisi Dr. Mahmud Muhyiddin, günlerini Birleşmiş Milletler (BM) İklim Sözleşmesi COP27 Taraflar Konferansı’nın Mısır başkanlığının iklim değişikliği ile mücadele konusundaki vizyonunu aktarma çabası içinde, gün boyunca yaklaşık 10 farklı oturumda, konuşma yaptı. İklim değişikliği konusunda ortak bir paydada buluşmak üzere Konferansı'nın faaliyetlerinin resmi ve müzakere bölümü için belirlenen Mavi Bölge'nin koridorları, salonları ve meydanları arasında her gün yüzlerce metre gidip gelerek geçiriyor.
Şarku'l Avsat, mavi bölgenin faaliyetleriyle sınırlı kalmayıp, yeşil bölgenin de sivil toplum ve üniversitelerin faaliyetlerine tahsis edildiği caddenin diğer tarafına uzanan konferanslar arası mekik turlarının ortasında Mısır İklim Öncüsü ile bir araya geldi. Dr. Muhyiddin, ‘iklim savunmasının üç hattının (azaltma, uyum, kayıp ve zararlar) çöküş, yetersiz finansman ve anlaşmazlıklar arasında sıkışıp kaldığını’ vurguladı.
İklim konferansı ‘jeopolitik krizlerle dolu’ bir dönemde yapılmış olsa da bu yıl Mısır'ın Şarm eş-Şeyh şehrinde, Muhyiddin'in savunduğu bir slogan olan ‘Uygulama Konferansı’ başlığı altında düzenleniyor. Dr. Mahmud Muhyiddin, “Konferans, enflasyonist bir durgunluk durumuna yol açan ve herkesin göz ardı ettiği enerji, yakıt ve gıda, hatta bazı ülkelerdeki borç krizleri gibi krizlerle bağlantılı bir güven eksikliği döneminde gerçekleşiyor” şeklinde konuştu.
Muhyiddin’e göre ancak jeopolitik durum ne olursa olsun Mısır Cumhurbaşkanlığının, özellikle doğru zaman geldiğinden, uygulama için baskı yapması gerekliydi. 2015 Paris Anlaşması ışığında yeni bir yasal çerçeveye gerek olmadığına işaret eden Muhyiddin, Sivil toplum düzeyindeki büyük coşkuya rağmen, özellikle gelişmiş ülkelerin taahhütlerini yerine getirme sicili mütevazı olduğu için, daha fazla taahhüde gerek olmadığına vurgu yaptı. Ancak bu coşkunun, karar vericilerin gerekli finansmanı sonunda sağlama konusundaki duyarlılığını etkilemediğini söyledi.

İlk savunma hattı: Azaltma
Mısır Yatırım Bakanlığı da dahil olmak üzere çeşitli ekonomik pozisyonlarda bulunan Muhyiddin, iklim değişikliği ile başa çıkma yaklaşımını değiştirmenin gerekliliğine inanıyor. “Şimdi, mevcut sorunların çözümüne katkıda bulunacak olan iklim faaliyetlerine hükümet ve özel yatırım fırsatları hakkında konuşmak için doğru zaman. Dünya iklim değişikliğine karşı savaş halinde ve azaltma ile ilgili ilk savunma hattı çökmek üzere" diyor. Geçtiğimiz günlerde BM tarafından yayınlanan bilimsel raporda “karbon salınımını yüzde 45 oranında azaltma ihtiyacından söz edildiğini ancak emisyonların yüzde 14 arttığının tespit edildiğini’ söyleyen Mısırlı yetkili, bunun da yüzde 60 olarak tahmin edilen hedeften sapma anlamına geldiğini açıkladı. Mısırlı İklim Öncüsü’ne göre bu sapma, ‘özel sektörden yeni ve yenilenebilir enerji yatırımları ve altyapı alanında ülkelerden destek’ gerektiriyor.
Dr. Muhyiddin, jeopolitik sorunları ve bunların iklim sorunu üzerindeki etkilerini ve bir de Avrupa'nın gaz krizini çözmek için geçici olarak geri çekilmesine’ neden olan Ukrayna savaşına işaret ederek “Bu düşüş, Ukrayna savaşı devam etse bile mevcut ve geçici bir durumla ilgilidir çünkü Avrupalılar, yenilenebilir enerjiye güvenerek enerji kaynaklarını coğrafi olarak ve yatırım yoluyla çeşitlendirme eğiliminde olacaklardır. Mısır gibi bir ülkeye kısa vadede fayda sağlayan; kömürden daha verimli ve daha az zararlı bir kaynak olan doğal gazın ihraç edilmesidir” dedi.

Adaptasyon
Mısırlı yetkiliye göre desteğe ihtiyaç duyan bir savunma hattı olarak ‘en tehlikeli’ olan adaptasyon ortaya çıkıyor. Uyum dosyasında, büyük yatırımlar gerektiren arazilerin çölleşmeden korunması yanında, özellikle kıyı kesimlerde tarım sektörünü, su yönetimini ve altyapı geliştirmeyi kurtarmaya yönelik yatırımlar gerektiren sorunların yer aldığına işaret ediyor.
Mısırlı İklim Öncüsü, ‘yüksek riskli’ projelere atıfta bulunarak ‘özel sektörü bu yüksek riskli dosyaya yatırım yapmaya zorlamak için Mangrov ormanları gibi ‘yüksek değerli’ projeleri örnek olarak göstererek, projeleri maksimize etme veya birleştirme olarak adlandırılanlara ek olarak daha fazla destek ve teşvik önlemi uygulanmalıdır.

Kayıplar ve zararlar
İklim müzakereleri gündemindeki üçüncü ve son dosya ise ‘kayıplar ve zararlar’ dosyasıdır. Pakistan felaketinin ‘bölgedeki afetler ışığında hafifletme veya adaptasyondan bahsetmenin mümkün olmadığını’ kanıtladığına dikkat çeken Muhyiddin’e göre bu, ülkeler arasında ‘tartışmalı’ bir dosya. Mısırlı yetkili, “Kayıp ve zararları dosyasını adaptasyon dosyasına dahil etmek, müzakereleri yıllarca durduran büyük bir hataydı. Geçmişte birleştirmeye çalışanlar, yıllarca iklim kayıplarını kanıtlayabilecek ülkelerden tazminat taleplerinin uzatılması halinde doğacak sonuçlardan korktu” dedi.
Mısırlı İklim Öncüsü, zararı önlemek için kurallar koyarak, ilk ve ikinci savunma hatlarını destekleyerek iklim dosyasıyla ilgilenirken ‘nesnelliği’ hedefliyor. Devletlerin siyasi iradesinin bu zorluklarla yüzleşmede bir katalizör ve güveni destekleyici rolüne işaret ediyor.
Dr. Mahmud Muhyiddin ABD de dahil bazı ülkelerin ‘kayıplar ve zararlar’ dosyasında ‘tazminat’ ibaresinin kullanılmasına itirazına ilişkin olarak “COP 27’deki mevcut müzakereler, adı ne olursa olsun bu dosyada nereye ulaştığımızı belirleyecek" şeklinde konuştu. Ayrıca yarısı iklim değişikliğinin sonuçlarından olmak üzere 30 milyar dolar kaybeden ve ihtiyaçlarının yüzde 1'inden azını alan Pakistan’ı örnek verdi.
Mısırlı İklim Öncüsü, "İnsani yardım mekanizmaları genellikle mütevazı yapıya sahiptir ve geç gelir. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Uluslararası Yardım Örgütü için çalıştığı sırada, önleme yatırımının tedaviden daha iyi olduğunu ifade ettiği konuşmasına göre hareket etmeliyiz” dedi.

Bilgi ve para
Dr. Muhyiddin, Şair Ahmed Şevki’nin “İnsanlar, krallıklarını bilgi ve parayla kurarlar” sözlerine atıfta bulunarak, iklim değişikliğinin etkilerine karşı koymak için kbunların şart olduğunu söyledi. "Teknolojinin temsil ettiği bilim ve bu teknolojiyi uygulamak için gereken para bütünleşmeden iklim ikileminin çözümü gerçekleşmeyecek" şeklinde konuştu.
Büyük sanayi ülkelerinin, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için yıllık 100 milyar dolarlık bir fondan tahsis etmekten söz eden ve 2009 yılına kadar uzanan eski taahhütlerini yerine getirmedeki ‘başarısızlığı’ ışığında; finansman, iklim değişikliği dosyasındaki zorluklardan biri olarak görülüyor. Muhyiddin, “Bu taahhüt, onaylandıktan birkaç yıl sonra, finansman açığının çok büyük olması, Çin ve gelişmiş ülkeler hariç dünyanın çok büyük olması nedeniyle değerini kaybetti. Enerji geçişi ve diğer alanlara yatırım yapmak için yılda bir trilyon dolara ihtiyacı var” şeklinde konuştu. Tüm gelişmiş ülkeleri aynı kefeye koymanın bir adaletsizlik olduğuna işaret eden Muhyiddin, 2020'de 23 ülkeden 7'sinin taahhütlerini yerine getirdiğini söyledi. “Bunlar İsveç, Fransa, Norveç, Japonya, Hollanda, Almanya ve Danimarka olmakla birlikte bugüne kadar 6 ülkenin katkısı yüzde 23'ün altında kaldı” dedi.
Muhyiddin, finansman açığını gidermek için ‘Dünya Bankası'nın Uluslararası Kalkınma Derneği'nin (IDA) uzmanlığından yararlanan yeni mekanizmalara dayanıp, Yeşil İklim Fonu ve IMF'nin Sürdürülebilirlik Güven Fonu'nun 20 yıla varan geri ödemeli, 10 yıl ödemesiz ve yüzde 1 faiz oranıyla finansman sağlama deneyimini benimseme çözümleri öneriyor. Mısırlı yetkili, gelişmekte olan ülkelerin sebep olmadıkları kayıpları telafi etmek için borçlanmaları ve yüzde 14'e varan faiz ödemeleri haksızlık olduğunu ifade etti.
Mısırlı İklim Öncüsü, Belize, Seyşeller ve Barbados deneyimlerine atıfta bulunarak ‘borç takası’ için bir mekanizma benimsemeyi ve bunu iklim eylemi yatırımlarına dönüştürmeyi umduğunu ifade etti. Ayrıca, "Bu sistemin uygulanması, alacaklı ve borçlu tarafların mutabakatını ve ayrıca anlaşmanın gidişatını takip eden uluslararası kuruluşların varlığını gerektirmektedir. Mısır bu kapsamda 3 Avrupa ülkesiyle çaba sarf etmektedir” dedi.

Emisyon azaltma
Mısırlı yetkili, ‘iklim sorununu emisyonları azaltmaya indirgemenin sorunu kaybettiğine’ düşünüyor. İklim eyleminin liderliği, sürdürülebilir kalkınma konusunda sorun yaşamayan ülkelerin elinde olduğuna işaret eden Muhyiddin “Bu nedenle sorunu, hayati önem taşıyan emisyonları azaltmaya ve karbonu fiyatlandırmaya indirger, ancak tüm sorunu ele almaz. Buradan hareketle, Mısır liderliği konferans konusunda enerji, su, gençlik, tarım, finans ve gıda dahil olmak üzere çeşitli oturumlarda yer alan maddelere yansıyan bütünsel bir yaklaşım benimsedi” şeklinde konuştu.
Muhyiddin, ‘kalkınma ve emisyonları azaltma arasında hiçbir çelişki olmadığını’ vurgulayarak bunun, ‘konferansın Mısır başkanlığı tarafından yakın zamanda yayınlanan ve kalkınma ile iklim değişikliği arasındaki çelişkiden söz etmenin tamamen uydurma olduğunu ve bunu kanıtlayacak hiçbir bilimsel kanıt olmadığını söyleyen bilimsel raporlarla kanıtlandığını’ söyledi.
Mevcut müzakerelerin önünde duran ‘anlaşmazlıkların’ varlığından söz edilmesine rağmen, Muhyiddin iyimserliğini korumaya devam etti. “Bali'deki G20 zirvesinin oturum aralarında ve Şarm eş-Şeyh'teki müzakereci taraflar düzeyinde Çin ile ABD arasında bir yakınlaşmaya tanık olunan son saatlerde, bunun sonucunu konferansın sonuç bildirgesinde görmeyi umuyoruz. Müzakere gündemi farklıdır, ancak siyasi irade, finansman ve teknoloji konferanstan sonra ölçüm için kritik faktörler olacaktır” şeklinde konuşan Mısırlı yetkili konuşmasını iyimser bir tavırla sonlandırarak “Gelecek yıl, Dubai'de yapılacak COP28 Konferansı’na kadar önümüzdeki dönem, önemli miktarda iklim eylemine tanık olacak” dedi.



Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
TT

Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

ABD, Hamas'ın silah bırakmasını beklemeden Gazze'de ateşkes sürecinin ikinci aşamasına geçmeyi planlıyor.

Tel Aviv yönetimi, Hamas İsrailli polis memuru Ran Gvili'nin naaşını iade edip silah bırakmayı kabul edene kadar Gazze barış sürecinde ikinci aşamaya geçmeyeceklerini bildirmişti.

Ancak adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan yetkililer, ABD'nin bunlar gerçekleşmeden ikinci aşamaya bir an evvel geçmek istediğini belirtiliyor.

Kaynaklara göre ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla yaptığı görüşmede hem Hamas'ın silah bırakmasını hem de Gvili'nin cesedinin ailesine geri gönderilmesini istediklerini söyledi. Ancak bunların ateşkesin ikinci aşamasına geçiş için şart olarak görülemeyeceğini ifade etti.

10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve rehine takası anlaşmasının garantörleri Türkiye, Mısır ve Katar'ın, Hamas'ın kademeli bir silah bırakma planını kabul edeceğini Washington'a ilettiği belirtiliyor.

Bu plana göre Filistinli örgüt önce ağır silahlarını teslim edecek, daha sonra hafif silahlar için geri alım programı başlatılacak. Kaynaklar, gelecek haftalarda bu mekanizmanın devreye girmesinin hedeflendiğini söylüyor.

Ancak Tel Aviv'in böyle bir çerçeveyi onaylayıp onaylamayacağı belirsiz. Hamas, Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak bir süreç başlatılmadan silah bırakmayacağını bildirmişti. İsrail ise iki devletli çözüme yanaşmadığını defalarca duyurmuştu.

20 maddelik barış planının ilk aşamasında taraflar arasında rehine takası gerçekleştirilmiş, İsrail askerleri belirlenen "sarı hatta" geri çekilmişti. İsrail ordusu Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 53'ünü kontrol ediyor.

İkinci aşamadaysa Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinde söz sahibi olmaması isteniyor. Gazze Şeridi'nin yönetiminin Hamas mensubu olmayan Filistinlilerin yer alacağı bir teknokratlar komitesine geçici olarak devredilmesi planlanıyor. Trump'ın başkanlık edeceği Barış Kurulu'na ek olarak bölgeye Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) konuşlandırılması öngörülüyor.

Analizde, Trump'ın Barış Kurulu'nu ve teknokratlar komitesini gelecek hafta açıklamayı planladığı yazılıyor. Beyaz Saray ilk etapta bu açıklamayı geçen ay yapmayı planlamış ancak Hamas'la İsrail arasındaki anlaşmazlıklar çözülemediği için vazgeçmişti.

İsrail medyasında geçen ay çıkan haberlerde, Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Barış Kurulu'nda görmek istediği aktarılmıştı.

Türkiye'nin hem Barış Kurulu'nda yer alması hem de ISF'ye asker göndermesi için ABD'nin Tel Aviv'e baskıyı artırabileceği belirtilmişti. Washington'ın, Ankara'nın ISF'ye asker göndermese bile güvenlik gücünün komuta yapısında yer almasını istediği de yazılmıştı.

Trump, Azerbaycan ve Endonezya'ya da ISF'ye katılma çağrısı yapmıştı. Azerbaycan lideri İlham Aliyev, bu haftaki açıklamasında "Arap ülkelerinin meselelerini Arap devletleri çözmelidir" diyerek Gazze'deki uluslararası misyonlara katılmayacaklarını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Caspian Post


Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
TT

Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).

Halep doğumlu Suriyeli aktivist ve gazeteci Akil Hüseyin, bugün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye hükümeti arasında çatışmaların yaşandığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine ilişkin tanıklığını Şarku'l Avsat'a anlattı. Hüseyin, Mart 2011’de Suriye devriminin başlamasının ardından sivil harekete katıldığını ve kentin özellikle doğu kesiminde sahada gelişmeleri izlediğini ifade ediyor.

Kısa süre önce Halep’i temsilen Halk Meclisi’ne seçilen Hüseyin’in bu tanıklığı, SDG yanlılarının öne sürdüğü anlatının aksine, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde nüfus çoğunluğunun Kürtlerden değil Araplardan oluştuğunu vurguluyor.

cdfrgt6y
Halep kentinin haritası; üzerinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri görülüyor (Sosyal medya)

Son yıllarda “Kürt mahalleleri” olarak tanınan bu iki bölge, yaklaşık 50 yıl öncesine kadar Süryani ve Ermeni yoksul Hristiyanların yaşadığı küçük yerleşim alanlarıydı. Daha sonra Halep kırsalının kuzey ve doğusundan, aralarında Afrin, Cinderes ve Ayn el-Arab (Kobani) sakinlerinin de bulunduğu, şehirde daha iyi bir yaşam arayan aileler için; konut maliyetlerinin görece düşük olması ve sanayi bölgelerine yakınlığı nedeniyle makul bir tercih hâline geldi.

Birçok kişinin bu iki mahalleye Kürt kimliği atfetmesinin temel nedeni, Halep kentinde ilk kez bu denli büyük bir Kürt nüfusunun aynı bölgede bir araya gelmiş olmasıydı.

1970’li yıllara kadar Halepliler, Şeyh Maksud’u “Cebel es-Seyyide” (Meryem Ana Tepesi) adıyla biliyordu. Ancak Kürtlerin yoğunlaşmaya başladığı bu bölgede, Kürt kökenli bir sufi şeyhin adını taşıyan “Şeyh Maksud” camisinin inşa edilmesinin ardından, bu isim mahalle için yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Komşu Eşrefiye Mahallesi ise aynı dönemde, Hristiyanların yaşadığı Süryaniler Mahallesi’nin plansız bir uzantısı olarak ortaya çıktı.

Halepliler, bu iki mahallenin siyasi anlamda Kürtlerin merkezi hâline geldiğini ilk kez 2004 yılında, Kamışlı Olayları olarak bilinen süreçte fark etti. O dönemde Cezire bölgesindeki Kürt ayaklanmasıyla eş zamanlı olarak Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da Kürt siyasi parti kadroları ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı.

dfrgt
Ekim 2024’te Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde, PKK lideri Abdullah Öcalan’a ait fotoğraf ve kitapların yer aldığı bir sergi

Bundan önce Kürtlerin bu mahallelerdeki en belirgin görünürlüğü, Suriye’de uzun süre yasaklı olan Nevruz kutlamaları sırasında ortaya çıkıyordu. Kutlamalar esnasında, özellikle Esad rejiminin 1980’lerden itibaren kendisine muhalif Kürt siyasi hareketlerini kontrol altında tutmak için kullandığı PKK unsurlarıyla güvenlik güçleri arasında zaman zaman gerginlikler yaşanıyordu.

2011’de Beşşar Esad rejimine karşı halk ayaklanmasının başlaması ve rejimin Kürtleri muhalefetten uzak tutma çabaları kapsamında, Suriye istihbaratı 2012 yılında bu iki mahalleyi Kürtlere devretti. Böylece bölgeler kademeli olarak rejimin denetiminden çıktı ve sonunda, ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt çoğunluklu kentlerde olduğu gibi SDG’nin iç güvenlik gücü olan Asayiş aracılığıyla SDG’nin kontrolüne girdi.

asdfr
2014 yılında Halep’te gerçekleşen bombardıman sonucu oluşan yıkım (Reuters).

Başlangıçta Eşrefiye Mahallesi, Arap ve Kürt önde gelen aktivistlerin yer aldığı “Kardeşlik Koordinasyonu”nun öncülüğünde dikkat çekici bir barışçıl sivil harekete sahne oldu. Ancak üyeleri kısa sürede, rejimden devraldığı bölgelerde devrimle bağlantılı her türlü faaliyeti bastıran PKK’nın Suriye kolu tarafından takibe alındı. Bu yapı, bölgede tam denetim sağlayan güvenlik ve polis aygıtları ile asker devşirme merkezleri kurdu. Bu durum, iki mahallenin “Kürt mahalleleri” olarak algılanmasını daha da pekiştirdi.

yuı
Halep kırsalındaki Tel Rıfat’ta, Eş-Şam rejimi ile SDG ve muhalif gruplar arasındaki çatışmalara sahne olan evinin enkazını kaldıran bir Suriyeli vatandaş (AP)

Ancak SDG ile Suriye muhalefeti arasındaki ilişkilere en ağır darbe, 2016’nın sonunda geldi. Bu dönemde SDG, Beşşar Esad güçleriyle iş birliği yaparak Halep’in doğu kesiminin kontrolünü ele geçirdi. Operasyon, bölge nüfusunun büyük bölümünün yerinden edilmesi ve yapıların büyük ölçüde yıkılmasıyla sonuçlandı.

Daha sonra SDG, Lübnan Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızları ile birlikte Halep’in kuzey kırsalındaki Sünni Arap yerleşimlerinin kontrolünü ele geçirdi. Özellikle Tel Rıfat kentinde nüfusun neredeyse tamamı yerinden edildi ve bu bölge de SDG’nin bir parçası olarak anılmaya başlandı.

Bugün ise Halep’te, SDG’nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini Suriye hükümetine devretmeyi reddetmesi nedeniyle yaşanan gerilim sürerken, SDG yanlıları bu mahallelerin “Kürt kimliğini” kanıtlamaya yönelik yeni bir medya kampanyası yürütüyor. Oysa bölgede, Bakara (Baggara) aşireti ve Batuş kabilesi başta olmak üzere on binlerce Arap yaşarken, varlığı inkâr edilemeyecek ölçüde bir Kürt nüfus da bulunuyor.


Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
TT

Suriye ordusu, Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerini kontrol altına aldı

Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’ne girmeye hazırlanıyor (SANA)

Suriye devlet televizyonu, bugün (perşembe), ordu güçlerinin Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin bazı bölümlerinde kontrol sağladığını bildirdi. Haberde, bu ilerlemenin bölgedeki halk ve aşiretlerle iş birliği içinde, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yaşanan çatışmaların ardından gerçekleştiği kaydedildi.

Aynı kaynak, ordu ve iç güvenlik güçlerinin, SDG’nin karşı saldırı girişiminin ardından Eşrefiye Mahallesi’nde ilerlemeyi sürdürdüğünü aktardı. SDG ise hükümet güçlerinin Eşrefiye ve Şeyh Maksud’a yönelik saldırılarında 12 kişinin öldüğünü, 64 kişinin yaralandığını ileri sürdü. Halep’te gerginliğin geçen aydan bu yana sürdüğü belirtildi.

Halep’te bazı mahallelerde sokağa çıkma yasağı

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, perşembe akşamı yaptığı açıklamada Eşrefiye, Şeyh Maksud, Beni Zeyd, Süryan, Helak ve Meydan mahallelerinde ikinci bir duyuruya kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurdu. Açıklamada, kararın “buralarda yaşayanların güvenliğini sağlamak, güvenliği tesis etmek ve can ile mal kaybına yol açabilecek ihlalleri önlemek” amacıyla alındığı belirtildi.

dfrgthy
Suriye itfaiye ekipleri, SDG tarafından atılan mermilerin isabet etmesi sonucu Halep’te Cemiliye ile Sebil mahalleleri arasındaki Faysal Caddesi’nde çıkan yangını söndürmek için çalışma yürütüyor (SANA)

Komutanlık, söz konusu mahallelerde sokağa çıkma yasağı süresince istisnasız her türlü hareketliliğin yasak olduğunu vurguladı.

Daha önce Suriye Arap Haber Ajansı SANA, Halep Müdahale Merkezi Komitesi’ne dayandırdığı haberinde, çatışmalarda ölü sayısının 10’a, yaralı sayısının ise 88’e ulaştığını bildirmişti. Suriyeli bir hükümet yetkilisi de Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde yaşayanların, bu bölgelerin bazı kısımlarını yetkililere teslim etmeye başladığını söyledi.

Aynı yetkili, Suriye televizyonu El-İhbariye’ye yaptığı açıklamada, bu sürecin SDG mensupları arasında art arda yaşanan ayrılıklar ve iç güvenlik güçlerinin bölgede güvenliği tesis etmeye hazırlanmasıyla eş zamanlı yürütüldüğünü ifade etti.

Halep İç Güvenlik Komutanlığı, SDG’yi yerleşim bölgelerini hedef alan bombardıman ve rastgele ateş açma eylemleriyle suçlayarak, bu saldırılar sonucu sivil kayıplar yaşandığını belirtti. Komutanlık, SANA aracılığıyla SDG saflarındaki unsurlara derhâl ayrılma ve silahlarını teslim etme çağrısı yaptı; bu amaçla bir iletişim hattı da duyurdu.

Suriye hükümeti ise Kürtlerin “Suriye halkının asli ve temel bir bileşeni” olduğunu vurgulayarak, devleti onları ayrı bir taraf ya da istisnai bir durum olarak değil, ülkenin eşit ortakları olarak gördüğünü kaydetti. Hükümet açıklamasında, çözümün medya söylemleri ya da karşılıklı suçlamalarla değil, ülkenin birliğinin ve tüm vatandaşların güvenliğinin teminatı olan devlet kurumları aracılığıyla sağlanabileceği ifade edildi.

Açıklamada ayrıca sahadaki kargaşa ve tırmanışın, SDG’nin 1 Nisan’da varılan anlaşmayı bozmasının doğrudan sonucu olduğu, bunun önceki mutabakatları zayıflattığı ve istikrarsızlığa kapı araladığı belirtildi. Hükümet, devletin mevcut rolünün Halep çevresini güvence altına almak, saldırı kaynaklarını şehirden uzaklaştırmak ve sivilleri korumak olduğunu vurguladı; Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den “milis güçlerin” çıkarılmasını talep etti.

SANA, ordunun bugün (perşembe) saat 13.30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini ve SDG unsurlarına yönelik saldırılar düzenleyeceğini bildirdi. SDG ise operasyonu sivillerin zorla yerinden edilmesine yönelik bir girişim olarak nitelendirdi.

Öte yandan Halep Valisi Azam el-Garib, daha önce yaptığı açıklamada, Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de SDG’ye bağlı çok sayıda unsurun ayrıldığını, bazılarının ise bölgeden kaçtığını ve bunun sahada önemli bir değişime zemin hazırladığını söyledi. Vali, Halep halkına resmî duyurular yapılmadan evlerine dönmemeleri çağrısında bulundu.

rgt
Suriye iç güvenlik güçleri ile “A1” birimine bağlı unsurlar, Halep’te Eşrefiye Mahallesi’nde konuşlandı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Halep Müdahale Merkezi Komitesi ayrıca kent içinde 10 geçici barınma merkezinin açıldığını, Afrin ve Azez’de de merkezler oluşturulduğunu açıkladı. Alman Haber Ajansı DPA’ya göre, ordu operasyonlar birimi sivillerden SDG mevzilerinden uzak durmalarını isterken, sokağa çıkma yasağının başlamasıyla birlikte SDG hedeflerine yönelik “nokta atışı” saldırıların başlatılacağını bildirdi.

Suriye televizyonu, ordunun Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da beş bölgeyi gösteren haritalar yayımladığını ve bu alanların derhâl boşaltılmasını istediğini aktardı.

Halep’te geçen ay SDG ile hükümet güçleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş, taraflar birbirlerini suçlamıştı. SDG, 10 Mart’ta Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile, sivil ve askerî kurumlarını devlet yapısına entegre etmeyi öngören bir anlaşma imzalamış olsa da, bu anlaşmanın uygulanmasında şimdiye kadar kayda değer ilerleme sağlanamadı.