Rusya, ABD ile müzakerelerde İran’ı kart olarak kullanıyor

Washington’ın mesajlarını Tahran’a iletmek için Moskova kanalını seçmesi artık İran'a Ukrayna savaşı penceresinden baktığı anlamına geliyor

İran'ın yaptırımlar girdabına geri dönmesi, nükleer kriziyle mücadelede seçeneklerden biri haline gelmiş gibi görünüyor (AFP)
İran'ın yaptırımlar girdabına geri dönmesi, nükleer kriziyle mücadelede seçeneklerden biri haline gelmiş gibi görünüyor (AFP)
TT

Rusya, ABD ile müzakerelerde İran’ı kart olarak kullanıyor

İran'ın yaptırımlar girdabına geri dönmesi, nükleer kriziyle mücadelede seçeneklerden biri haline gelmiş gibi görünüyor (AFP)
İran'ın yaptırımlar girdabına geri dönmesi, nükleer kriziyle mücadelede seçeneklerden biri haline gelmiş gibi görünüyor (AFP)

Hasan Fahs
Rusya’nın Dış İstihbarat Servisi (SVR) Başkanı Sergey Narışkin’in ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı Başkanı (CIA) Direktörü William Burns ile bir araya geldiği başkent Ankara'dan İran’a geçtiğine dair, pek fazla üzerinde durulmayan haber gerçekleşmiş gibi görünüyor. Narışkin, Washington’ın Tahran yönetimine başta 2015 tarihli nükleer anlaşmanın canlandırılması ile ilgili Viyana’daki nükleer anlaşma konulu müzakereler olmak üzere iki taraf arasındaki çözülmemiş meselelerle ilgili mesajlarını taşımış olabilir. Narışkin’in ziyareti, Rusya Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı’nın Tahran ziyaretiyle aynı günlere ve ABD’deki ara seçimlerin sona erip Demokrat Parti ve ABD yönetiminin, Cumhuriyetçi Parti’nin oluşturduğu tehlike çemberinden çıktığı döneme denk geldi.  Narışkin-Burns görüşmesi, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik savaşı, savaşın yayılması endişeleri ve nükleer tehditlerle ilgili konularla sınırlı değildi.
Medyanın, Narışkin'in İran'a yaptığı sürpriz ziyaretle ilgili sessizliğinden Ukrayna'daki savaşın güvenlik, askeri, ticari ve siyasi yansımaları konusunda İran-Rusya iş birliği açısından bir sonuç çıkarılabilir. İran'ın tutumlarından çıkarılanlar, özellikle de Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın nükleer müzakereler ve ABD tarafıyla iletişim ile ilgili açıklamaları, ABD tarafının Burns üzerinden olumlu bir mesajı İran yönetimine Rusya’nın istihbarat ve güvenlik yetkilileri aracılığıyla ilettiğini düşündürüyor. Abdullahiyan'ın Tahran ile Washington arasında iletişimin kanallarının açık olduğunu vurgulaması ABD yönetiminden Tahran'a, İran'ın müzakere masasına dönme niyetinin ciddiyetini sorgulayan ve nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma çabaları ile ilgili bir mesaj gönderildiği düşüncesini destekliyor. 
Abdullahiyan’ın ABD ile olan iletişim kanalları ve mesajları hakkında söylediklerinin geçerli olduğunu varsayarsak, bu durum Beyaz Saray Özel Temsilcisi Robert Malley'in İran dosyasıyla ilgili son açıklamalarıyla çelişiyor. Ancak Burns’ün, Abdullahiyan’ın bahsettiği mesajları iletmek için Rusya kanalını seçmesi, ABD yönetiminin şimdi İran'la diyalogda herhangi bir ilerlemeye Ukrayna savaşı penceresinden ve Moskova'nın İran'ın konumu ve İran rejimi üzerindeki nüfuzunun boyutundan baktığı ve İran'ın uluslararası toplumla olan ilişkilerinde zor durumda olan Rusya’nın kucağına daha fazla itildiği anlamına geliyor. Bu da Tahran ve rejim üzerinde daha fazla baskı kurulmasına yardımcı olacak ve diyalog ve müzakere kapısının kapanabileceği ve ek yaptırımlar uygulanabileceği tehdidinde bulunulacağını gösteriyor.  Sonuç olarak tüm bunlar, İran’ı ekonomik krizin yansımalarıyla ve halkın hayat şartlarıyla ilgili şikayetleriyle karşı karşıya bırakacak ve rejimin temelini hedef alan siyasi bir boyuta geçecek.
Rejim muhalifi Halkın Mücahitleri Örgütü’ne (HMÖ) yönelik uygulamalar ve HMÖ lideri Meryem Racavi'nin Fransa tarafından 17 Haziran 2003 tarihinde dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi hükümetiyle iş birliğinin bir göstergesi olarak tutuklanmasının halen zihinlerde canlılığını koruyor. Bu yüzden Batılı güçlerin İran rejiminin son iki aydır protestoculara karşı uyguladığı baskıyla ilgili tutumlarına güvenilemez.
Batı ülkeleri bir yandan İran halkının başlattığı protestolardaki insan hakları ihlallerini silah olarak kullanarak İran rejimine baskı yaparken ve İran’a karşı tansiyonu yükseltme fırsatı bulurken, bir yandan Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşında oynadığı olumsuz rolü değerlendiriyor.
Bunlar, Avrupa ülkeleri ve ABD, gerilimi tırmandırma eğiliminin yanı sıra Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Yönetim Kurulu'nun nükleer dosyasını bu kez Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) taşımadan yayınlayacağı İran'ı kınayan bir kararı ve İran'ın 2015 tarihli nükleer anlaşmada açıklamayıp gizlediği bazı nükleer tesisler hakkında gerekli cevapları vermekten kaçınma konusundaki ısrarını kullanmaya çalışmasının ardındaki boyutlar.
İran, aşağısı yaptırımlarla dolu bir uçurumun kenarında yürüyor. Siyasi tutumunu birçok uluslararası dosyaya dahil edecek şekilde genişleten nükleer kriziyle mücadelede uluslararası masadaki seçeneklerden biri haline gelmiş görünüyor. Bu da dosyanın daha sonra BMGK’ya taşınması ve ‘tetik mekanizmasına’ başvurma olasılığının önünü açarken müttefikleri Rusya ve Çin’in ‘veto’ oyu kullanma hakları olmaksızın ekonomik ve siyasi tüm yaptırımların yeniden uygulanması anlamına geliyor.
İran’daki durumun hassasiyetinin belki de en çok farkında olan kişilerin başında, makamını ve iktidarını kurtarması ve geleceğe dair hırslarını koruması, yaptırım krizini çözmeye ve petrol gelirini ve uluslararası bankalarda dondurulan fonları almaya bağladığı umutlara dayanan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi geliyor. Onun ardında İran'ın yeniden yaptırımlar ablukasına alınmasının sonuçlarının çok iyi bilen Dışişleri Bakanı Abdullahiyan var.
Bu da gerek eski mevkidaşlarına (Kemal Harrazi, Manuçehr Muttaki, Ali Ekber Salihi ve Muhammed Cevad Zarif) açılıp onlarla İran’ı bu tünelden çıkarmaya yardımcı olacak diplomatik ve müzakere mekanizmalarını tartışarak, gerekse ABD’nin yarattığı olumsuz atmosferin aksine müzakerelere bağlı kalıp devam etme konusundaki ısrarı ve sürekli Tahran ile Washington arasında devam eden mesaj trafiğinden bahsetmesi gibi attığı siyasi adımları açıklıyor.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından desteklenen Abdullahiyan’ın siyasi adımları, iktidar mücadeleleri nedeniyle ABD ile yapılan dolaylı müzakerelerin başarıya ulaşmasını ve nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasını istemeyen başta İran Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Said Celili ve İran'ın nükleer baş müzakerecisi Ali Bagheri Kani liderliğindeki Sabitun Grubu olmak üzere içerideki bazı tarafların önünü kapatmayı amaçlıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Sabitun Grubu, Batı ülkeleriyle yaşanan çekişmeyi İran’ın çıkarları doğrultusunda çözdükten sonra durumun kontrol altına alınabileceğine ve ekonomik krizden çıkılabileceğine inanıyor.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.