Batı ve Rusya’dan Türkiye’nin askeri operasyonlarına yeşil ışık mı yaktı?

Paris'teki Avrupalı kaynaklar: Erdoğan, Rusya'nın olduğu gibi Batı'nın da ihtiyaç duyduğu biri haline geldi

 Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)
Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)
TT

Batı ve Rusya’dan Türkiye’nin askeri operasyonlarına yeşil ışık mı yaktı?

 Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)
Pazar günü Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı'da Türkiye'nin operasyonlarına karşı protesto gösterisi düzenleyen Kürt destekçileri (EPA)

Türkiye’nin, İstanbul Taksim İstiklal Caddesi'nde düzenlenen terör saldırısından bir hafta sonra başlattığı askeri operasyonlarla ilgili dünyanın dört bir yanından birçok başkenti endişelendiren ‘Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye'nin kuzeyindeki Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) mevzilerine yönelik geniş çaplı bir kara harekatı başlatma tehdidini hayata geçirecek mi?’ sorusu soruluyor. Ardından, Erdoğan'ın özellikle ABD, Rusya ve Avrupa’nın askeri planlarına ilişkin uluslararası tutumlarına ilişkin ‘Türkiye’nin, Batı ülkelerinin müttefiki olan, DEAŞ ile mücadelede ve DEAŞ’ın Kürt bölgelerinden çıkarılmasında büyük rol oynayan YPG'nin kontrolündeki Kürt bölgelerine askeri operasyonlar gerçekleştirmesine göz yumulacak m? sorusu geliyor.
Paris’teki Avrupalı ​​kaynaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘İstanbul’daki patlamayı, Suriye-Türkiye sınırı boyunca nüfusunun çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bölgede 30 kilometre derinlikte güvenli bir bölge oluşturmaya dayalı, daha önce açıklanan, ancak ABD, Batı ülkeleri ve Rusya tarafından karşı çıkıldığı için bugüne kadar gerçekleştirmesi engellenen planları hayata geçirmek için kullandığını’ düşünüyorlar.
Ancak aynı kaynaklara göre bugün durum iki açıdan değişmiş görünüyor. Bunlardan birincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a terörle mücadele, meşru müdafaa ve Türk halkını koruma gerekçesiyle caydırıcı olarak askeri operasyonlar düzenlemesi için aradığı bahaneyi sağlayan saldırı,  ikincisi, Batılıların bugün Türkiye'ye her zamankinden daha fazla ihtiyacı olması. Avrupalı kaynaklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geniş çaplı bir kara operasyonu başlatmasını engellemek için ABD, Rusya ve Avrupa ülkelerinin nasıl bir tepki verebileceklerini anlamak için Rusya ve Batı'nın onlarca kişinin ölümüne yol açan hava saldırılarına verdiği tepkilerin dikkate alınması çağrısında bulundular.
Söz konusu kaynakların tanımıyla hava saldırılarına bugüne kadar ‘yumuşak’ bir tepki verildi. Kaynaklara göre Türkiye üzerinde en etkili iki taraf olan ABD ve Rusya, Ankara'ya karşı ‘müsamahalı’ davrandılar ve hiçbir zaman ‘kınayan’ açıklamalarda bulunmadılar.  Bu aynı zamanda hava saldırılarına bir grup olarak Avrupa Birliği'nden (AB) herhangi bir tepki gösterilmediğinden Avrupa ülkelerinin ‘bireysel’ tepkileri için de geçerli bir durum. AB, gerek Avrupa Komisyonu, gerek AB Başkanlığı gerekse AB'nin dış politikasını yürütmekten sorumlu AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği düzeyinde bu hava saldırılarına hiçbir tepki göstermedi.
Moskova, önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev’in dilinden sonra Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov’un dilinden, Suriye'nin kuzeyinde ‘istikrarın bozulmasına’ karşı uyararak ‘itidalli olma, gerginliği tırmandırmaktan ve aşırı güç kullanmaktan kaçınma’ çağrısında bulunurken aynı zamanda, ‘Türkiye'nin güvenlik endişelerini anladığını’ ifade etti.
Öte yandan Washington, Ankara'ya askeri operasyonlarının bölgenin ‘istikrarı’ ve DEAŞ’a karşı mücadele üzerindeki etkilerine ilişkin duyduğu ‘ciddi endişeyi’ bildirmekle yetinirken, Suriyeli ortaklarından ‘karşı saldırıda bulunmamalarını ve gerginliği tırmandırmamalarını’ istedi. Washington, ‘eşit şartlarda olmayan her türlü askeri harekata karşı olduğunu’ vurguladı.
Avrupa ülkelerinin tepkileri ise ‘endişe duyulduğu’ ve ‘itidalli olunması’ gibi çeşitli açıklamalar şeklindeydi. Fransa Dışişleri Bakanı, terör karşısında Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladıklarını ifade ederken Almanya, Ankara'yı ‘uluslararası hukuka saygı çerçevesinde eşit şekilde yanıt vermeye, sivillerin korunmasına ve gerginliği tırmandırmaktan kaçınmaya’ çağırdı. Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, ülkesinin terörle mücadelesinde Türkiye'nin yanında olduğunu söyledi. İsveç ise Dışişleri Bakanı’nın pazartesi günü Paris'te İsveç merkezli bir gazeteye yaptığı açıklamayla Türkiye’nin operasyonuna değindi. İsveçli Bakan açıklamasında, “Türkiye, terör saldırılarına maruz kalan bir ülke. Bu tür saldırılara maruz kalan ülkelerin kendilerini savunma hakları var” ifadelerini kullandı. Özetle, Avrupalılar, Türkiye'nin ‘kendine hakim olmasını’ ve kimsenin gerek ölü sayısı gerekse (hava, kara, füze vs. şeklinde) saldırı türleri bakımından tam olarak ne demek istendiğini anlamadığı ‘orantılı bir karşılık’ vermekle yetinmesini istiyorlar. Kontrollü bir şekilde olmak şartıyla Türkiye’nin güvenlik endişelerini anladıklarını ifade ediyorlar.
Bugün Rusya’nın ve Batı ülkelerinin çıkarları, Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaşının gidişatına ve her iki taraf için de radikal sonuçları olacak geleceğine bağlı olduğu bir gerçek. Söz konusu kaynaklara göre ‘bu ülkelerin konumlarını zayıflatacak her şey ikincil’ kabul ediliyor. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı kaynaklar, bugün Erdoğan'ın ‘Rusya’nın olduğu kadar Batı ülkelerinin de ihtiyaç duyduğu biri’ haline geldiğini belirttiler. Bir başka deyişle Biden’ın ona ihtiyacı olduğunu bilen Putin’in de Erdoğan'a ihtiyacı var. Bunun nedeni, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşından nasıl yararlanacağını bilip ‘dengeli’ bir politika izlemesi ve herkese karşı açık bir çizgide durmasıdır. Ayrıca Ukrayna’dan tahıl ihracatı için yapılan anlaşmada rol oynayan Erdoğan, gemilerin Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçişlerini düzenleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni uygulamakta tereddüt etmezken, Batı ülkelerinin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını uygulamadı. Erdoğan, Fransa’nın ve Almanya’nın arabulucu rollerini bırakmalarının ardından Putin ile ‘muhatap’ olan tek isim olarak kaldı.
Bütün bunlardan sonra Batılıların, Erdoğan'ın Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri operasyonlarına ‘yumuşak’ tepki vermeleri ve belki de başlatmaya hazırlandığı bir kara operasyonuna karşı müsamahalı davranmaları, Erdoğan'la ilişkilerinde kendilerini ‘eli kolu bağlı’ hissetmelerindendir.
Öte yandan İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya üye olmalarının anahtarının Ankara'da olduğu dikkate alınmadan tablo tamamlanmış sayılmaz. İki ülkenin üyeliği kabul edilirken, bu kabul için yalnızca Türkiye’nin ve Macaristan’ın parlamentolarından onay alınmadı. Stockholm ve Helsinki'nin geçtiğimiz Haziran ayında Türkiye’nin ‘terörle mücadele’ konusundaki taleplerine ilişkin üçlü bir mutabakat zaptı imzalamaları dikkat çekici bir gelişmeydi. Stockholm ve Helsinki'den Ankara'ya üst düzey yetkililer tarafından sık sık yapılan ziyaretler, NATO’nun yeni üyelerine ve onlarla birlikte NATO’ya ve AB’ye şantaj yapma fırsatı bulan Erdoğan'ın tutumunu yumuşatmayı amaçlıyor. Tüm bunlar göz önüne alındığında eğer Türkiye bugün Suriye’nin kuzeyine kara harekatı başlatırsa başta Washington olmak üzere Batı ülkelerinin başkentlerinin Ankara’ya karşı çıkmaları pek olası görünmüyor.
Fransa merkezli Le Monde gazetesi, Suriye'nin kuzeyindeki hava sahasını kontrol eden Rusya ve ABD’den Türkiye’nin askeri operasyonlarına yeşil ışık yakılmadığını düşünmenin güç olduğunu yazdı.



Erdoğan, Trump’ın Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözünü hayata geçirmeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
TT

Erdoğan, Trump’ın Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözünü hayata geçirmeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturum toplantıları kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirmesi beklenen görüşmede, Türkiye’nin savunma sanayisine yönelik ABD yaptırımlarının kaldırılması dosyasını yeniden gündeme taşımaya hazırlanıyor.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, pazar günü New York’a hareket eden Erdoğan ile Trump arasında gerçekleşmesi beklenen görüşmede, Türkiye’ye ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında uygulanan yaptırımların yanı sıra iki ülke ilişkilerinin ve 7 Temmuz’da NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da iki lider arasında gerçekleştirilen görüşmenin ardından ilişkilerde yaşanan gelişmelerin ele alınacağını söyledi.

S-400 krizi

Trump, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle ilk başkanlık döneminin sonlarına doğru, Aralık 2020’de Türkiye’ye yaptırım uygulamıştı. Trump, Ankara’da Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmede söz konusu yaptırımların kaldırılması konusunu değerlendirme ve Türkiye’nin ABD’nin F-35 savaş uçaklarının üretim ve geliştirme programına yeniden dahil edilmesi ile uçakları temin etmesi sürecini hızlandırma sözü verdi.

Türkiye, Rus S-400 sistemini satın almasının ardından alınan tedbirler kapsamında F-35 programından çıkarılmıştı.

cdfvhyj
Fidan, cumartesiyi pazara bağlayan gece Türk NTV kanalına verdiği röportaj sırasında (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, dün (Pazar)  NTV’ye verdiği röportajda CAATSA yaptırımlarının, özellikle Savunma Sanayii Başkanlığı açısından bir engel oluşturduğunu belirtti. Fidan, yaptırımların başlamasına neden olan Rus S-400 sistemi meselesinin çözümü konusunda “yaratıcı fikirlerin” bulunduğunu ifade etti.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da geçen nisan ayında yaptırımlar ve Türkiye’nin F-35 savaş uçaklarına erişimi konusundaki sorunun, Türkiye’nin Rus sisteminden kurtulması şartıyla birkaç ay içinde çözüleceğini açıklamıştı.

Fidan, “Karşılıklı iyi niyet çerçevesinde bazı çözümleri hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bu konuda olumlu adımlar atmayı umuyoruz” dedi.

Yunanistan ile gerilim

Fidan, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde son dönemde yaşanan gerilime de değindi. Gerilimin, Yunanistan’da gelecek mayısta yapılacak seçimlerin yaklaşmasıyla bağlantılı olduğunu belirten Fidan, Yunan iç siyasetinde “Türkiye faktörünün” hızlı siyasi puan kazanmak veya kamuoyunun dikkatini çekmek için kısa bir yol olarak kullanıldığını söyledi.

gthyju
Miçotakis, Türkiye sınırına Akdeniz üzerinden yalnızca 1,5 kilometre uzaklıktaki Meis (Kastellorizo) Adası’nı ziyareti sırasında Yunan askerleriyle görüştü (Yunan medyası)

Fidan, Türkiye’nin Mayıs 2023’ten bu yana Başbakan Kiryakos Miçotakis liderliğindeki mevcut Yunan hükümetiyle sorunların iyi niyet çerçevesinde çözülmesi ve Yunanistan’daki bir sonraki seçimlere kadar Ege Denizi’nde geçmişte yaşanan gerilimlerin tekrarlanmaması konusunda mutabakata vardığını belirtti.

Muhalefetin, bu süreç yaklaştıkça hükümete saldırmak için Türkiye meselesini kullandığını belirten Fidan, “akıl dışı” hareket eden bazı tarafların bulunduğunu söyledi.

Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki mevcut tehditleri göz ardı etmediğini ve tutumunun açık olduğunu vurgulayan Fidan,  “Ege sorunları ve kıta sahanlığı meselesi çözülene kadar gerilim yaratmak istemiyoruz. Askerden arındırılmış statüdeki adaların silahlandırılmasını ise kesinlikle kabul etmiyoruz” dedi.

Türkiye’nin bu konuda hassas ve sürekli girişimlerde bulunduğunu belirten Fidan, hükümetin bazı dosyaları çoğu zaman kamuoyuna yansıtmadan yürüttüğünü çünkü bunun Yunanistan içinde sorunlara yol açabileceğini ifade etti.

Türk Silahlı Kuvvetleri ile Sahil Güvenlik Komutanlığının bu konuda hassas bir konumda bulunduğunu belirten Fidan, “Umarız orada kimse pervasız bir adım atmaz ve barış ile huzurun gerektirdiği şekilde hareket eder. Türkiye’nin gücü herkes tarafından biliniyor” diye konuştu.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 13 Eylül’de sona eren üç günlük ada turunun ardından yükselmişti. Miçotakis’in ziyaret ettiği adalar arasında Yunanistan’ın doğudaki en uç noktalarından biri olan ve Türkiye’de “Meis” olarak bilinen, Antalya’nın karşısında ve Türkiye kıyılarına yalnızca 1,5 kilometre uzaklıkta bulunan Kastellorizo da yer aldı.

Miçotakis’in ziyaret sırasında Yunan askerleriyle tokalaştığı görüntüler kamuoyuna yansırken, 1947 Paris Barış Antlaşması kapsamında silahsızlandırılmış statüde bulunan bazı adalarda ağır silahların bulunduğu da görüldü.

Bunun ardından Türk Silahlı Kuvvetleri, Doğu Anadolu’daki Tunceli’den 51. Komando Tugayı’nı Aydın’ın Söke ilçesine taşıdı. Tugay, Türkiye’ye en yakın Yunan toprağı olan Sisam Adası’nın karşısında konuşlandırıldı. Bu gelişme Atina’da ciddi endişeye yol açtı.

Rusya-Ukrayna savaşı

Fidan ayrıca Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek amacıyla bazı girişimlerde bulunulduğunu ancak kalıcı sonuç elde edilmesinin şu aşamada zor göründüğünü belirtti.

Savaşın 2023’e kadar geleneksel bir savaş niteliğinde olduğunu, ardından 2025’e kadar yıpratma savaşına dönüştüğünü ifade eden Fidan, 2025 sonrasında ise savaşın ticaret başta olmak üzere enerji ve ulaşım alanlarını giderek daha fazla kapsayan bir “yıkım savaşına” dönüştüğünü söyledi.

cdfgthy

Karadeniz’de ticaretin Türkiye açısından da önemli bir konu olduğunu vurgulayan Fidan, “Buğday dünya pazarlarına ulaşmazsa birçok ülke gıda güvenliği açısından sorunlarla karşı karşıya kalacaktır” dedi.

Fidan, savaşın iki tarafının da limanları hedef almaya ve deniz yoluyla gerçekleştirilen tüm hareketliliğe saldırmaya başladığını belirterek şöyle konuştu:

“Bu konuda iki tarafa da bir öneri gönderdik. Bu konuda çalışıyoruz ve yanıtları bekliyoruz. Konuyu belirli bir noktaya taşımaya çalışıyoruz. Ancak 2022’de Birleşmiş Milletler himayesinde ve Türkiye’nin arabuluculuğuyla Karadeniz’de hayata geçirilen tahıl koridoru anlaşmasının uygulanmasından çıkardıkları dersler nedeniyle iki taraf arasında uzlaşma sağlamak zor.”


Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Türkiye, Husilerin insansız hava aracıyla Mekke-i Mükerreme'ye saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenliği tehdit etmekle kalmadığını, uluslararası deniz ticaret yolları ve küresel istikrar üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınarken Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediğini ve Riyad'la dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

Türkiye Savunma Bakanlığı da Husilerin saldırılarını ve Suudi Arabistan'a yönelik diğer eylemlerini kınayarak bölgenin istikrarını tehdit eden bu eylemlere son verilmesi gerektiğini bildirdi. Bakanlık, Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki tehditlerinin sürmesinin yalnızca bölgesel güvenliği değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bugün (Perşembe) düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, “Husilerin, geçen hafta sonu Suudi Arabistan'ı hedef alan İHA saldırısı da dahil olmak üzere gerçekleştirdiği eylemleri kınıyor ve yalnızca bölgesel istikrarı değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da tehdit eden bu tür eylemlere derhal son verilmesi gerektiğini vurguluyoruz” dedi.

‘Kabul edilemez eylemler’

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba gecesi yayımladığı açıklamada, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınadı. Açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediği ve Suudi Arabistan'la dayanışma içinde olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca bölgesel istikrar ve güvenliği tehdit eden bu saldırıların derhal durdurulması ve gerilimi daha da tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması çağrısı yinelendi.

hju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da dün (Çarşamba) yayımlanan Türk gazetecilere yönelik açıklamalarında, Irak'ta konuşlanan saldırganların Suudi Arabistan'ı hem güneyden hem de kuzeyden hedef almaya çalışmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Fidan, bu girişimlerin yalnızca Suudi Arabistan'a zarar vermeyi değil, bölgeyi de hedef aldığını belirterek bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalınamayacağını ifade etti.

Türkiye'nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ruhuna uygun hareket ettiğini belirten Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki anlaşmanın teknik görüşmelerinde şu aşamada ittifakın karargâh yapısı ve personel sayısı gibi konuların ele alındığını kaydetti.

Bu kapsamda Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Mekke Anlaşması” çerçevesinde üç ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi, birlikte çalışabilirlik kapasitesinin artırılması ve savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin yürütüldüğünü belirtti.

Sözcü, üç ülke arasındaki ittifakın kurumsallaştırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü ifade etti.


Türki Al eş-Şeyh: Riyad Sezonu 2026’da Etnospor’a ev sahipliği yapacak, 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olacak

Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)
Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)
TT

Türki Al eş-Şeyh: Riyad Sezonu 2026’da Etnospor’a ev sahipliği yapacak, 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olacak

Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)
Anlaşmanın imza töreninde Türki Al eş-Şeyh ve Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan (Riyad Sezonu)

Genel Eğlence Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Danışman Türki Al eş-Şeyh, Riyad Sezonu’nun geleneksel sporların yer aldığı Etnospor Festivali’nin 2026 edisyonuna ev sahipliği yapacağını açıkladı. Kasım ayında başkent Riyad’da düzenlenmesi planlanan festivalin ardından Riyad Sezonu, 2027 yılında İstanbul’da düzenlenecek festival edisyonuna da sponsor olacak. İstanbul’daki organizasyonun Mayıs 2027’de gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Açıklama, Al eş-Şeyh ile Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan’ın katılımıyla perşembe günü İstanbul’da düzenlenen imza töreninde yapıldı. Törende Riyad’ın 2026 edisyonuna ev sahipliği yapmasına ve Riyad Sezonu’nun İstanbul’da düzenlenecek bir sonraki edisyona sponsor olmasına ilişkin anlaşmalar imzalandı.

Al eş-Şeyh, Etnospor Festivali’nin gelecek kasım ayında Riyad’da düzenlenecek edisyonunun izleyiciler için “büyük bir sürpriz” barındıracağını açıkladı. Al eş-Şeyh ayrıca gelecek yıl Bilal Erdoğan ve Dünya Etnospor Konfederasyonu ile işbirliğinin sürdürüleceğini ve Riyad Sezonu’nun 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olacağını belirtti.

Genel Eğlence Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı, anlaşmanın önümüzdeki dönemde daha fazla işbirliğinin önünü açacağını ifade etti. Al eş-Şeyh, kısa sürede elde edilen sonuçlardan duyduğu memnuniyeti dile getirirken ortaklığın başarıya ulaşmasına katkı sağlayan çalışmaları övdü.

Dünya Etnospor Konfederasyonu tarafından düzenlenen festival, dünyanın çeşitli ülkelerinden katılımcıları geleneksel spor dallarına ilişkin farklı müsabaka ve deneyimlerde buluşturuyor. Uluslararası organizasyon, farklı yaş gruplarından geniş bir izleyici kitlesini kendine çekiyor.

Etnospor kapsamında çeşitli halkların kültürlerinde tarihsel köklere sahip geleneksel spor ve uygulamalar yer alıyor. Geleneksel okçuluk, binicilik sporları, güreş ve atlı sporların yanı sıra zamanla uluslararası etkinlik ve şampiyonalara dönüşen farklı müsabakalar da festival programında bulunuyor.

Bu spor dalları, son yıllarda uluslararası katılımla çeşitli Etnospor etkinliklerine ev sahipliği yapan Türkiye’de geniş bir ilgi görüyor. Riyad’da düzenlenecek 2026 edisyonu, Riyad Sezonu’nun ev sahipliği yaptığı uluslararası etkinlikler listesine yeni bir organizasyon eklerken Riyad Sezonu’nun 2027 İstanbul edisyonuna sponsor olması da etkinliğin Suudi Arabistan dışındaki varlığını genişletmesini sağlayacak.