Etiyopya’da barış anlaşması: Bölünmelerle dolu bir ateşkes

Çöküş faktörleri, ‘kırılgan güvencelere’ meydan okuyor

Tigray heyetinin temsilcileri ile Etiyopya hükümeti arasında Pretorya’da eski Kenya devlet başkanı huzurundaki el sıkışma (Reuters)
Tigray heyetinin temsilcileri ile Etiyopya hükümeti arasında Pretorya’da eski Kenya devlet başkanı huzurundaki el sıkışma (Reuters)
TT

Etiyopya’da barış anlaşması: Bölünmelerle dolu bir ateşkes

Tigray heyetinin temsilcileri ile Etiyopya hükümeti arasında Pretorya’da eski Kenya devlet başkanı huzurundaki el sıkışma (Reuters)
Tigray heyetinin temsilcileri ile Etiyopya hükümeti arasında Pretorya’da eski Kenya devlet başkanı huzurundaki el sıkışma (Reuters)

Etiyopya hükümeti ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) arasında iki yılı aşkın süredir devam eden ve yarım milyona yakın sivilin hayatını kaybettiği silahlı çatışmanın sona erdiğinin habercisi olan bir anlaşmanın ilanı, birçok gözlemci açısından sürpriz oldu. Etiyopya, çatışmaya nihai bir çözüm ya da etnik bölünmeler ve son derece karmaşık ekonomik zorluklarla boğuşurken, Afrika’nın doğrudan arabuluculuğu ve çatışmanın iki tarafı üzerindeki ABD baskısı ile varılan anlaşma, ülkeye barış getirme yolunda büyük bir adım olarak görülme olasılığına ilişkin pek çok şüpheyi ortadan kaldırmayı başaramadı. Aksine gözlemciler, anlaşmanın etkili iç bölünmeler ve daha az etkili dış müdahaleler karşısında çökmekle tehdit eden ‘tuzaklı bir ateşkese’ daha yakın göründüğünü söyledi.
Etiyopya federal hükümeti ile TPLF arasında 2 Kasım’da Güney Afrika’nın başkenti Pretorya’da imzalanan anlaşma, 25 Ekim’de başlayan yoğun müzakerelerin ardından gelişti. Daha sonra ilk anlaşmanın şartlarını uygulamak için 12 Kasım’da Kenya’nın başkenti Nairobi’de müteakip bir anlaşma sağlandı.
Bu anlaşmaların açık Afrika ve uluslararası baskılarla desteklendiği açık. Afrika Birliği’nin Afrika Boynuzu Barış Yüksek Temsilcisi ve eski Nijerya Devlet Başkanı Olusegun Obasanjo, eski Kenya Devlet Başkanı Uhuru Kenyatta ve eski Güney Afrika Devlet Başkan Yardımcısı Phumzile Mlambo-Ngcuka liderliğindeki arabuluculuk çabalarının yanı sıra, müzakere öncesi aşamada önemli bir ABD çabası mevcuttu. Hem Cibuti’de hem de Seyşeller’de gizli görüşmeler yapıldı. Bu görüşmeler sırasında Washington, Etiyopya hükümetine baskı yaptı ve Pretorya müzakerelerine katılan Tigray heyetine güvenlik ve lojistik destek sağladı.
Anlaşma, Tigray bölgesinde yaşayanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve insani durumun kötüleştiği bölgeye yardımların ulaştırılmasının sağlanması karşılığında tamamı saha koşullarına odaklanan ve barış görüşmelerinin önünü açan 12 madde içeriyor.
Anlaşma, ‘silahların susturulması, elverişli bir ortam oluşturulması, sürdürülebilir barışın temellerinin atılması, Tigray bölgesindeki çatışmaların bozduğu anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi, siyasi farklılıkların çözümünde şiddetin bir araç olarak kullanılmasından vazgeçilmesi ve çatışmadan kaynaklanan konularda hesap verebilirliği sağlamak için bir çerçevede ortaya koyulması’ amacıyla düşmanlıkların derhal ve kalıcı olarak durdurulmasını kapsıyor.
Şarku’l Avsat’ın temasa geçtiği gözlemciler, anlaşmanın metinlerine pek güvenmemekle birlikte, anlaşmanın uygulanmasını çevreleyen atmosfere temkinli bir beklentiyle yaklaşıyor. Gerek çatışma tarafları gerekse de uygulama sürecini yakından takip eden müttefikler açısından anlaşmanın farklı konumları hakkında haklı şüpheler var ve bu çerçevede anlaşma, daha uygulamaya koyulmadan önce birçok zorlukla karşılaşıyor gibi görünüyor.
Bu zorluklar, Etiyopya hükümeti ile TPLF arasındaki anlaşmayı, ‘Addis Ababa için büyük ölçüde zafer koşulları ve Tigray’ın maruz kaldığı muazzam askeri baskının bir yansıması’ olarak gören Uluslararası Kriz Grubu’nun Afrika Boynuzu Birimi yöneticisi Alan Boswell tarafından özetlendi.
Aynı şekilde anlaşma kapsamında Tigray savaşçılarının 30 gün içinde silahsızlandırılmasının şart koşulmasının ‘tutuşma noktası oluşturabileceği’ belirtildi. Hükümet ‘özellikle insani yardımın derhal girişine izin verilmesine ve bölge halkına temel yaşam hizmetlerinin sağlanmasına’ ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmezse Tigray, bunu silahsızlanmayı geciktirmek için bir sebep olarak gösterebilir. Öyle ki bölgede imzalanan anlaşmaya uymadıklarını açıklayan ve ardından savaşçılarını yaklaşan bir çatışma için hazırlamaya ve eğitmeye yönelen gruplar mevcut.
Boswell’in anlaşmanın uygulanmasının güvenilirliğine yönelik bir tehdit olarak gördüğü diğer bir zorluk ise, müttefik Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed lehine askeri çatışmalarda önemli bir rol oynayan Eritre ordusunun varlığı. Anlaşmada, Eritre güçlerinden açıkça bahsedilmiyor. Ayrıca Etiyopya topraklarından sınır dışı edilmelerinin hızı konusunda derin şüpheler var. Bu durum, farklı tarafların anlaşmanın şartlarına bağlılığı ölçüsünde gerçek bir tehdit oluşturacak.
Öte yandan kazanç ve kayıp hesaplamaları, anlaşmayı imzalayan taraflar veya Etiyopya çatışma sahnesinin gidişatını uzaktan kontrol edenler olsun, anlaşmanın tüm taraflarını motive ediyor gibi görünüyor. Abiy Ahmed tarafından bu yılın Mart ayında açıklanan tek taraflı ateşkesin aksine Pretorya Barış Anlaşması, yazılı ve bir izleme, gözetim ve doğrulama mekanizması içermekte. Bu durum, ilgili tüm tarafların yükümlülüklerini belirlemek üzere daha kesin bir çerçeve sağlıyor. Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Zayed Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü Dr. Hamdi Abdurrahman, Etiyopya ordusu ve Tigray’daki müttefik kuvvetlerinin son savaş kazanımlarını yansıtan nesnel bir anlaşma olduğunu belirtti.
Federal hükümetin temel kazanımlarından biri, tüm federal tesisler dahil olmak üzere Tigray bölgesinin yönetimini devralacak olması ve federal ordu güçlerinin barışçıl bir şekilde Mekelle’ye (Tigray bölgesinin başkenti) girecek olması. Anlaşma ayrıca, altıncı maddesinde federal Etiyopya’nın tek bir ulusal ordusunun varlığının tanınmasını şart koşuyor. İki taraf, Etiyopya anayasasına uygun olarak TPLF savaşçılarının silahsızlandırılması, terhis edilmesi ve yeniden entegrasyonu için ulusal bir program tasarlamayı ve uygulamayı kabul etti. Bunun yanı sıra TPLF, silahsızlanmayı 30 gün içinde tamamlamayı taahhüt ediyor. Toplam sayısının yaklaşık 200 bin savaşçı olduğu tahmin edilen Tigray Savunma Kuvvetleri’nin devasa büyüklüğü göz önüne alındığında bu silahsızlanma ‘oldukça hızlı’ olacak.
Anlaşma, savaş mağdurları ve işlenen suçlar söz konusu olduğunda hesap verebilirliğin ve gerçeğe erişimin sağlanmasına olanak tanıyor. Bu çerçevede Dr. Hamdi Abdurrahman, “Başbakan Abiy Ahmed, Tigray liderleri ve bu saçma savaşa dahil olan herkes açısından hesap verebilirlik kavramını kabul ediyor mu?” şeklinde konuştu.
Öte yandan Tigray bölgesindeki ana güçler, federal hükümetle yapılan anlaşma konusunda ‘tek yürek’ görünmüyor. İki tarafı temsil eden askeri makamlar, Nairobi’de yürütme anlaşmasını imzaladıktan hemen sonra Tigray Cephesi’nin yurt içinde ve Avrupa ile Kuzey Amerika’daki destekçileri, onları TLFP’ye ihanet etmekle suçlayarak anlaşmayı reddetti.
TPLF’nin Tigray’deki diğer taraflar arasında yalnızca bir tarafı temsil ettiğini ve Tigray Savunma Kuvvetleri’nin silahsızlandırılmasını imzalama yetkisi olmadığını düşünen taraflar da mevcut. Öyle ki bu çerçevede TPLF Merkez Komitesi, Pretorya’ya bir müzakere ekibi göndermediğini duyurdu. Görüşmelerde cepheyi temsilen kimsenin bulunmadığını söyleyen Komite, “Cephenin silahsızlandırılacağı bir ordu yok” dedi.
Resmi bir Tigray kanalında yapılan bir açıklamada da cephenin silahsızlandırılmasına ilişkin madde reddedildi. Tigray Savunma Kuvvetleri’nin herhangi bir parti veya siyasi örgüte bağlı olmadığı belirtilen açıklamada, bu kuvvetlerin ‘Tigrayalıların çıkarlarını savunmak için hayatın her kesiminden oluşturulmuş güçler’ olduğu ifade edildi.
Birçok analiste göre bazı çevrelerin, bölge halkını temsil etme konusunda uzun bir geçmişe sahip olan TPLF açısından ‘kazanım’ olarak gördüğü şey, Tigray güçlerinin farklı kesimlerini ‘anlaşmayı memnuniyetle karşılamaya ve şartlarına boyun eğmeye’ ikna etmedi. Anlaşmanın, hükümetin TPLF’ye yönelik ‘terör örgütü’ sınıflandırmasını kaldırmadığı doğru. Zira bu sınıflandırmanın kaldırılması, TPLF’ye siyasi çalışmaya geri dönme yolu açıyor. Ancak Tigray savaşçılarının silahsızlandırılmasına yapılan atıf, onlar tarafından ‘aşağılayıcı bir yenilgi’ olarak görülüyor. Gençler başta olmak üzere birçok savaşçı da bunu reddediyor. Bu durum, özellikle Eritre güçlerinin geri çekilmesi durumunda bazı askeri grupların silah teslimi maddesinin uygulanmasını geciktirmek istemeleri çerçevesinde, özellikle bu maddenin uygulanmasını çok zorlaştıracak.
Diğer taraftan muhalif ‘Selassie ve Yanni Tigray’ partisi, anlaşmanın ‘yasa dışı’ olduğunu ve Pretorya anlaşmasına karşı olduğunu açıkladı. Parti, “Anlaşma, Tigray’ın siyasi taleplerini görmezden gelirken ve çatışmanın temel nedenlerini ele almazken, yalnızca Eritre ve Amhara’nın yanında imza atanların çıkarlarına hitap ediyor” dedi.



İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.


Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmaların tamamını sonlandırdı. Bakanlar Kurulu’nun aldığı bu karar, federal ve bölgesel tüm yönetimleri ve bağlı devlet kurumlarını kapsıyor.

Somali Ulusal Haber Ajansı, söz konusu kararın Berbera, Bosaso ve Kismayo limanlarındaki tüm anlaşma ve iş birliklerini kapsadığını aktardı.

Bakanlar Kurulu, Somali Federal Hükümeti ile BAE Hükümeti arasında imzalanan ikili güvenlik ve savunma iş birliği anlaşmaları da dâhil olmak üzere tüm anlaşmaları iptal etti. Açıklamada, bu kararın “ülkenin egemenliğini, ulusal birliğini ve siyasi bağımsızlığını zayıflatan kötü niyetli adımlara ilişkin güçlü raporlar ve kanıtlar” doğrultusunda alındığı belirtildi.

Ajansın açıklamasında ayrıca, “Söz konusu tüm bu kötü niyetli adımlar; Somali’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Şartı, Afrika Birliği Şartı, İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı ve Arap Birliği Şartı’nda yer alan egemenlik, iç işlerine karışmama ve anayasal düzene saygı ilkeleriyle açıkça çelişmektedir” ifadelerine yer verildi.


Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD’li kaynaklar, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un hafta başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir telefon aldığını bildirdi. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “kırmızı çizgileri aştığını” söyleyerek, askerî seçenekler de dâhil olmak üzere “çok güçlü seçeneklerin” masada olduğunu açıkladı.

Trump, bugün (Pazartesi) sabahı yaptığı açıklamada, ordunun durumu son derece ciddiyetle izlediğini belirterek, çok sert seçeneklerin değerlendirildiğini ve uygun kararın alınacağını ifade etti. Beyaz Saray’dan bir yetkili de Trump’ın İran’a yönelik askerî bir saldırı seçeneğini ciddi biçimde değerlendirdiğini doğruladı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Arakçi ile Witkoff arasındaki temas, Tahran’ın tansiyonu düşürme ya da Trump’ın İran rejimini daha da zayıflatacak bir adım atmasından önce zaman kazanma girişimi olarak değerlendiriliyor. Kaynaklar, tarafların önümüzdeki günlerde olası bir görüşmeyi de ele aldığını söyledi.

Trump’ın salı sabahı, askerî liderler, yönetimin üst düzey isimleri ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmede; askerî saldırılar, siber silahların kullanımı, yaptırımların sertleştirilmesi ve protestocuların ihtiyaçlarını desteklemeye yönelik seçenekler masaya yatırılacak. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Kane de katılacak.

ABD yönetimi, protestolara destek vermekle bölgesel bir savaştan kaçınmak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Uzmanlar, tırmanmanın geniş çaplı bir bölgesel kaosa yol açabileceği endişesiyle askerî olmayan seçenekleri tercih ediyor. Değerlendirmelere göre Trump, kararını saatler içinde verebilir; bu da kritik bir karar için geri sayımın başladığı anlamına geliyor.

ABD’li yetkililer, Witkoff ile Arakçi arasındaki mesajlaşmanın geçen yıl yapılan nükleer görüşmeler sırasında başladığını ve ABD’nin haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri vurmasının ardından da sürdüğünü belirtti. Tarafların, ekim ayına kadar olası müzakereler konusunda temas hâlinde kaldığı ifade edildi.