Komünizmle mücadele ettiler, liberalizmle yönettiler, ayrılık kararı almadılar… Etiyopya’nın Tigray sorununun arka planında ne var?

TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)
TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)
TT

Komünizmle mücadele ettiler, liberalizmle yönettiler, ayrılık kararı almadılar… Etiyopya’nın Tigray sorununun arka planında ne var?

TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)
TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)

Mahmud Ebu Bekir
Etiyopya’nın Tigray bölgesi, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) ile merkezi hükümet ordusu arasında Güney Afrika’nın başkenti Pretorya’da 4 Kasım’da barış anlaşması onaylanmadan önce yaşanan çatışmalar nedeniyle iki yıldır uluslararası ilginin merkezinde yer alıyor. Peki TPLF’nin kuruluş tarihi nedir ve aslında Etiyopya’dan ayrılmaya mı çalışıyor?
1940’larda Tigray’ın ilk silahlı isyanıyla başladı. Ancak İngiliz Hava Kuvvetleri ile ittifak halinde olan Haile Selassie rejimi tarafından askeri olarak bastırıldı. Bu durum, yeni bir algının oluşmasına katkıda bulundu. Bazı Tigrayan elitleri, daha büyük bir hayranlıkla ‘kurtuluş hareketlerini’ bekler oldu. Ancak özellikle 1960’lı yılların başlarında silahlı mücadele ilan eden ve büyük bir Arap desteği alan ‘Eritre Kurtuluş Cephesi’nin kurulmasından sonra bu durum, Tigrayanları tecrübelerini tekrarlamayı düşünmeye sevk etti.

Silahlı eylem başlatmak için öğrenci hareketi
Şaerku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Etiyopyalı araştırmacı Teferi Negaş, bu tarihi dönemi ‘modern Tigrayan elitlerinin düşüncelerini şekillendiren ilk çekirdek’ olarak nitelendirdi. Negaş, “Üniversite Öğrencileri Birliği’ne katılarak ve Tigray Öğrenci Birliği’ni kurarak başladılar. Bu dernekten, 1974 yılında ilerici öğrenciler tarafından ‘Ulusal Tigrayanlar Örgütü’ adlı solcu bir örgüt kuruldu. 26 Şubat 1975’te siyasi ve askeri bir örgüt olarak ortaya çıkan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin başlangıç ​​noktası oldu” dedi. Bu derneğin, Etiyopya devletindeki çatışmayı etnik bir çatışma olarak yorumladığını belirten araştırmacı, “Dolayısıyla ideolojisi, daha sonra cephenin ideolojisine yansıyacak olan ‘etnik milliyetçiliğin temel ideolojik yönelim olduğu’ düşüncesiyle bu yaklaşıma dayanıyordu” dedi.
Bu öğrenci hareketi, 1974 yılında Haile Selassie hükümetini deviren devrimi ateşledi.
Bu çerçevede Etiyopyalı araştırmacı Mesai Kebede, bu tarihsel dönemle ilgili kapsamlı bir araştırmasında, ‘ülkenin eğitimli çevrelerinin siyasi hırsları harekete geçirilmese ve meşrulaştırılmasaydı’ Marksizm-Leninizm’in, böyle bir etkiye sahip olamayacağını belirtti. Kebede, “Oluşturdukları farklı araştırma ve çalışma disiplinlerindeki öğrenciler, Marx, Engels, Lenin, Mao ve Fanon’un eserlerini içeren solcu literatürü kapsamlı bir şekilde okuyorlardı” dedi.
 Araştırmacı, “Bu çalışma grupları, Etiyopya Halkları Devrimci Partisi (EPRP) ve Tüm Etiyopya Sosyalist Hareketi (MEISON) gibi siyasi partileri yaratan sol örgütler için temel oluşturdu. Bu tarihsel bağlam, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ni üretti” ifadelerini kullandı.
Öte yandan TPLF’nin kurucu liderlerinden Arkavi Berhi, TPLF’nin başından beri Stalin’in milliyetçilik sorununa ilişkin teorisinden nasıl ilham aldığına değindi. Bu bağlamda Berhi, “Stalin’in, ulusu ‘kültürel bir toplulukta kendini gösteren, ortak bir ekonomik hayata ve psikolojik yapıya sahip, tarihsel olarak gelişmiş, dilsel ve bölgesel olarak istikrarlı bir topluluk’ olarak tanımlaması, Tigray etnik grubu örneğine ve temel güç ve zenginlik sorunlarına uygulandı” dedi.
TPLF liderlerinin üniversite döneminde öğrenci Wallen Makonnen’in Etiyopya'daki ‘Milliyetler Sorunu’ üzerine yazdığı bir araştırma makalesi (1969), “Etiyopya, kendi kültürünü ve dilini empoze eden bir Amhara etnik grubu tarafından yönetilen bir grup halktır” iddiasında bulundu. Bu yorum, Lenin’in ve Stalin’in Rusya’daki ırk meselesine ilişkin yorumlarından esinlenmiş gibi görünüyor.

Sınıf ve etnik yorum arasında
Teferi Negaş, “TPLF’nin kimlik ve kendi kaderini tayin hakkı konularında aldığı tavır, Marx’ın İrlanda ulusal meselesine ilişkin tavrına dayanıyordu. Bu nedenle cephenin ilk açıklamasında Etiyopya halkları arasındaki görüş ayrılıklarının ve şüphelerin, Amhara etnik grubunun başta Tigray etnik grubu olmak üzere ezilen Etiyopya halklarına uyguladığı zulmün şiddetlenmesinden kaynaklandığı belirtildi. Artık bu halkların ortak bir sınıf mücadelesi yürütemeyecekleri bir aşamaya geldik” açıklamasında bulundu.
Açıklamada, ‘milliyet baskısı’ konusuna ve özellikle de Tigray etnik grubunun baskıya maruz kalmasına vurgu yapılırken, bağımsız bir cumhuriyetin kurulması çağrısı yapılıyor.
Daha sonra (1978) yerel ve bölgesel etkiler altındaki cephe, özellikle Eritre Halk Kurtuluş Cephesi ile ittifakın ardından,’ ayrılma ve Tigray eyaletinin kurulması’ fikrinden vazgeçmiş olmasına rağmen fikir, bir süre anlaşmazlık kaynağı olarak kaldı ve etnik milliyetçilik, cephenin ideolojik temeli olmaya devam etti.
Araştırmacı Gideon Tesfayo, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada “O dönemin sol aydınlarının gündeme getirdiği ulusal sorun, büyük bir hataydı” dedi. Tesfayo, “Bir grup diğerine karşı etnik ayrımcılık yapmış olsa bile, bu özellikle Tigrayanlara yönelik değildi. Cephe tarafından kışkırtılan Tigrayan milliyetçiliği, hegemonya arzusu ile Amharca dili baskısına karşı mücadelenin bir karışımıydı. Bu, başka yerlerde olduğu gibi, modern entelektüel seçkinlerin bir icadıdır” ifadelerini kullandı.
Tesfayo, “Etnik milliyetçilik, cephenin iddiasının merkezinde yer alıyor. Ancak tüm Etiyopya milletleri arasında eşitlik sağlamaya çalışmadı. İktidardaki bu örgütün pratik tecrübesi (1991/2018), karşı baskı uyguladığını kanıtladı. Bu da zihinsel ve algısal yapıyı ortaya çıkardı” dedi.

Cephenin rotasındaki duraklar ve geçişler
TPLF’nin siyasi tarihini okuyarak, örgütün ideolojik dönüşümlere tanık olduğu en kritik dönüm noktalarını not etmek mümkündür. Öyle ki doğu ve batı kampları arasındaki Soğuk Savaş’ın bir sonucu olarak, 1970’lerin sonunda dünyaya hâkim olan tarihsel bağlam, cephe içinde birkaç yüksek önderlik üyesi tarafından kurulan bir ‘komünist çekirdek’ oluşmasına katkıda bulundu. Bu üyeler, daha sonra örgütün yol gösterici ideolojisi olarak ‘Marksizm-Leninizm’i ilan ettiler.
Bu çekirdek daha sonra Haziran 1985’te Marksist-Leninist Lig’i (MLLT) kurmadan önce, Etiyopya’dan ayrılma fikri altında bir araya geldiğinde ‘ilk ideolojik kayma’ yaşandı.
Bu çerçevede Etiyopyalı araştırmacı Teferi Negaş, “MLLT’nin kurulması, cephenin farklı ideolojik ve siyasi yönelimlere sahip bir cephe olduğu fikrinden vazgeçilip katı bir tek parti mantığıyla değiştirilerek cephenin tam kontrolünün sağlanması arzusundan kaynaklanıyordu” açıklamasında bulundu.
Negaş, “Bu noktada ideoloji, ilk kez cephenin önde gelenlerini pragmatizm, empirizm, çarpıtma veya hedeften sapma suçlamasıyla tasfiye etmek için kullanıldı. Böylece siyasi gücün birkaç liderin elinde toplanması aşaması başladı. Bu dönem aynı zamanda etnosentrik fikirden Marksizm-Leninizm’e resmi geçişe de tanık oldu. Ancak etno-milliyetçilik cephenin söyleminden kaybolmadı” dedi.
Arkavi Berhi ise TPLF’nin ideolojik tavrının ‘insanın insan tarafından sömürülmesinden arınmış, planlı bir sosyalist ekonomi kurmak için ulusal demokratik bir devrim başlatmakla’ özetlendiğini dile getirdi.

Devrimci demokrasi
İkinci belirleyici aşama, partinin Marksizm-Leninizm’den devrimci demokrasiye ideolojik bir kaymaya tanık olduğu 1989 ile 1991 yılları arasındaki dönemdi.
Bu döneme yerel ve küresel değişimler eşlik etti. İçeride TPLF, 17 yıl süren uzun iç savaşın ardından devletin gücünü ele geçirmeye hazırlanıyordu. Küresel olarak Batı, Soğuk Savaş’ta galip geldi. Bu da TPLF’yi, uluslararası sisteme yeniden adapte olmaya sevk etti. Böylece Batılı güçlere ideolojik konumlarından (Marksizm) vazgeçtiği konusunda bilgi verildi. Bu dönüm noktasının sonunda TPLF Genel Sekreteri Meles Zenawi, 1990’da Washington’a ziyarette bulundu. Burada cephenin Marksist ideolojisini devrimci demokrasiye dönüştürme konusunda bir konuşma yaptı. Ertesi yıl Devrimci Demokrasi adlı liberal bir siyasi ve ekonomik program yayınladı.
Teferi Negaş, “Devrimci demokrasinin ideolojik terminolojisini benimsemesinin temeli, iktidardaki konumunu sürdürmek için merkezci bir ideoloji icat etmekti. İlk dönemecin aksine bu kez, gücü devlet düzeyinde merkezileştirme girişimi ortaya koyuldu. En iyi ihtimalle bu ideolojik iddia, Batı’yı ikna etti ve cephe kadrolarının kafasını karıştırdı.
Uzun süredir TPLF liderlerinden biri olan Gebru Asrat, anılarında “Cephe Batı’ya, devrimci demokrasi kavramının tipik liberal demokrasiden temelde farklı olmadığı konusunda güvence verdi. Ancak bu, Etiyopya bağlamı göz önüne alındığında mevcut hakları onaylayan yalnızca siyasi bir yönelimdir” ifadelerine yer verdi.
Aynı şekilde TPLF’nin ilk sorumlusu Meles Zenawi, “Siyasi yönelim, orijinal Marksist-Leninist ilhamı değiştirmeden statükoda devam eden bir yönelimdir” dedi.
Bu yaklaşım, müttefiki Eritre Halk Kurtuluş Cephesi ile arasındaki tarihi ittifaktan ve Albay Mengistu Haile Mariam rejimini devirmedeki başarılarından sonra TPLF’nin Addis Ababa’da iktidara gelmesinin ardından da politikalarında devam etti.

Kalkınmacı demokratik devlet
Dönüşümün üçüncü aşaması, ‘kalkınmacı durum" olarak adlandırılan durumla baş gösterdi. Bu söylem, 2001’de cephe liderliği düzeyinde bir bölünmeye yol açan ve 2005 seçimlerinden sonra derinleşen Eritre- Etiyopya savaşından (1998/2000) sonra Etiyopya siyaset sahnesinde yer almaya başladı.
TPLF, ‘kalkınmacı devlet’ terimini benimsedi ve devrimci demokrasi iddiasından vazgeçti. Bunu, küçük güç yüzdelerine katılmış siyasi parti gruplarını içeren ‘Etiyopya Halkının Devrimci Demokratik Cephesi’ liderliğindeki geniş ittifak takip etti. Bu çerçevede dönemin TPLF lideri ve Başbakanı Meles Zenawi, bu eğilimi “Kalkınmacı devletin ideolojik ve yapısal bileşenleri arasındaki bağ, onu diğer ülkelerden ayıran şeydir” diyerek açıklamıştır.
İdeolojik açıdan kalkınmacı devlet projesinin mesajı, bir meşruiyet kaynağı işlevi gören hızlandırılmış kalkınma idi. Yapısal bileşeni, ‘devletin özerkliğine dayalı olarak politikayı etkin bir şekilde uygulama becerisine’ atıf yapıyordu. Batı, Etiyopya’yı en gelişmiş Afrika ekonomisi için bir model olarak görerek bu projelerin desteklenmesine katkıda bulundu.
Öte yandan cephe ve devlet kadroları, özellikle ayrılma talep eden silahlı hareketlerin varlığı ortasında bu yaklaşımı ‘Etiyopya devletinin parçalanmasını önleyebilecek tek yol’ olarak nitelendirip, haklı göstermeye hevesliydi.
Ancak bu politikaların ana fikirleri, cephenin Etiyopya devletinin yetenekleri üzerindeki kontrolüne dayanan fiili uygulamalarla çelişiyor. Bu durum, otoriteye karşı halk hareketinin gücüne katkıda bulunurken, 2018 yılında TPLF’nin iktidardan dışlanmasına yol açtı.

Cepheye bel bağlama ve Tigray’ın geleceği
Mevcut Başbakan Abiy Ahmed’in iktidara gelmesi ve iktidar koalisyonunun çökmesinin ardından TPLF, başkentten çekilip Tigray bölgesine dönme kararı aldı. Bölgenin geleceğini şekillendirmek için Tigrayan elitleriyle yoğun bir şekilde çalıştı. Seçeneklerin başında ayrılık ve bağımsız bir devlet ilan etmek vardı. Tigray’daki düzenli ordu kamplarını kontrol etme girişimi gibi bazı askeri önlemler de seçenekler kapsamındaydı. Bu askeri önlemler, Kasım 2020’de TPLF ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı.
Tigrayan elitlerinin algısında ayrılık sorunu hala esastır. TPLF ise bu konudaki seçeneklerine henüz karar vermiş değil.



Abiy Ahmed, Afrika Boynuzu'nu nasıl aleyhine çevirdi?

Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
TT

Abiy Ahmed, Afrika Boynuzu'nu nasıl aleyhine çevirdi?

Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026
Etiyopya'nın Oromia’daki seçim bölgesinde bulunan Agaro kasabasında, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'e ait duvar resminin önünden geçen bir kadın, 28 Mayıs 2026

Amr İmam

Etiyopya'da patlak veren yeni iç savaş devam ediyor; Abiy Ahmed'in federal hükümeti, yedi silahlı grubun ittifakıyla karşı karşıya. Bir zamanlar çıkarları farklı olan bu grupların artık ortak bir amacı var: Abiy Ahmed'i iktidardan uzaklaştırmak.

Her iki taraf da karşılıklı saldırılara devam ediyor ve çatışmaların hangi yönde ilerleyeceğini kestirmek için henüz çok erken.

İnsan hakları örgütleri, özellikle 2020-2022 Tigray savaşının hâlâ taze olan hatıraları göz önüne alındığında, şiddetin kapsamı genişledikçe ölü sayısının hızla artabileceği konusunda uyarıyor. Kasım 2022'de Pretoria Anlaşması ile sona eren bahsi geçen çatışmanın yaklaşık 600 bin kişinin hayatına mal olduğu tahmin ediliyor. Birçok kişi mevcut çatışmaların daha da ölümcül olmasından endişe ediyor.

Tamamen askeri ölçülere göre Etiyopya ordusu, savaşan yedi gruba göre üstün. Ancak, 28 Eylül'de Addis Ababa'nın güneydoğusundaki bir hava üssünü hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısı, koalisyonun orduya zarar verme gücünü ve kapasitesini gösterdi.

Savaş şu anda Etiyopya'nın 1,1 milyon kilometrekarelik yüzölçümünün yaklaşık yüzde 40'ını kapsıyor ve çatışmaların çoğu kuzeyde yoğunlaşmış durumda. Söz konusu çatışma bölgeleri Etiyopya'nın komşularıyla da sınır komşusu ve bu durum, çatışmanın alanı genişledikçe komşularının tutumları hakkında meşru soruları gündeme getiriyor.

2022 yılının sonlarına doğru, Addis Ababa ve Asmara arasındaki ortaklık çöktü; Etiyopya, Eritre'yi Amhara Fano savaşçılarını ve daha sonra Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne bağlı radikal fraksiyonları silahlandırmakla suçladı

 Abiy Ahmed'in Nisan 2018'de göreve gelmesinden bu yana, başlangıçtaki iyimserliğe rağmen, Etiyopya'nın komşularının çoğuyla ilişkileri keskin bir şekilde kötüleşti. Bu sorun, savaşın Afrika Boynuzu'ndaki bu ülkede yayılmaya devam etmesi durumunda büyük önem kazanıyor. Halihazırda ilişkilerdeki gerilim durumu göz önüne alındığında, Etiyopya'nın komşularının bu duruma seyirci kalacağı ve hatta Abiy Ahmed'i istifaya zorlamaya çalışan grupları gizlice destekleyeceği tahmin ediliyor.

Kızıldeniz’e erişim çabası

Eritre, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihi ve mevcut gerilimler göz önüne alındığında, Etiyopya'nın en önemli komşusudur. Göreve başlamasından üç ay sonra, Abiy Ahmed Temmuz 2018'de Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki ile görüşmek üzere Asmara'ya gitti. İki lider, 1998'den 2000'e kadar ülkeleri arasında süren sınır savaşını resmen sona erdiren ortak bir bildiri imzaladı.

 Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ve Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki, Etiyopya'nın Addis Ababa kentindeki Eritre büyükelçiliğinin yeniden açılışını kutluyor, 16 Temmuz 2018 (AFP)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ve Eritre Cumhurbaşkanı Isaias Afwerki, Etiyopya'nın Addis Ababa kentindeki Eritre büyükelçiliğinin yeniden açılışını kutluyor, 16 Temmuz 2018 (AFP)

Kısa bir süre sonra sınır yeniden açıldı, uçuşlar ve telefon görüşmeleri tekrar başladı ve aynı yılın eylül ayında Cidde'de bir anlaşma imzalandı. Bu yakınlaşma Abiy Ahmed'e 2019 Nobel Barış Ödülü'nü kazandırdı. Kısa bir süre için iki lider, Somali'yi üçlü bir ittifaka dahil etmeyi bile başardı.

Kasım 2020'de, Etiyopya'daki Tigray çatışmasının patlak vermesiyle bu sıcak ilişkiler askeri bir ortaklığa dönüştü. Eritre güçleri, Isaias'ın uzun süredir düşmanı olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne (TPLF) karşı Etiyopya federal güçleri ve Amhara milisleriyle birlikte savaştı.

Daha önce de belirtildiği gibi, çatışmalar geniş çaplı bir yıkıma ve ağır bir bilançoya neden oldu.

Ancak Isaias, Etiyopya ve Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin Kasım 2022'de Eritre'nin katılımı olmadan Pretoria Anlaşması'na (ateşkes anlaşması) varmasıyla kendini tecrit edilmiş hissetti. Eritre Cumhurbaşkanı TPLF'yi tamamen ortadan kaldırmak istiyordu, ancak anlaşma TPLF'nin Tigray'da siyasi bir güç olarak kalmasına izin verdi ve Eritre birlikleri de dahil olmak üzere yabancı güçlerin çekilmesini şart koşarak ilişkiye yeni bir gerilim kaynağı ekledi.

2022'nin sonlarına doğru, Addis Ababa ve Asmara arasındaki ortaklık çöktü. Etiyopya, Eritre'yi Amhara Fano savaşçılarını ve ardından federal hükümete karşı olan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne bağlı radikal fraksiyonları silahlandırmakla suçladı. Eski sınır sorunları da tamamen ortadan kalkmadı; bunlardan biri de Etiyopya ile sınır anlaşmazlığının merkezinde yer alan Eritre'nin Badme kasabasının statüsüydü.

İki ülke arasındaki uçurum, Abiy Ahmed'in tamamen karayla çevrili Etiyopya için Kızıldeniz'e erişimi “varoluşsal bir ihtiyaç” olarak nitelendirmeye başlamasıyla daha da derinleşti. Bu bağlamda Asmara, Etiyopya'nın sınırına sadece yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta bulunan Eritre'nin Assab Limanı hakkındaki söylemlerini, topraklarına yönelik örtülü bir tehdit olarak gördü.

2024'ten 2026'ya kadar ilişkiler daha da kötüleşti. Hem Etiyopya hem de Eritre orduları, özellikle Assab yakınlarında, ortak sınırları yönünde güçler konuşlandırdı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Eritre'nin Mısır ve Somali ile yakınlaşması, Mısır'ın Addis Ababa ile Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı ve Kızıldeniz'e erişim konusunda anlaşmazlık yaşadığı bir dönemde gerilimleri daha da artırdı.

1 Ekim 2026'da Addis Ababa, “Etiyopya ulusal güvenliğine doğrudan tehdit oluşturan” 10 Eritreli diplomatı sınır dışı edeceğini ve Asmara'daki büyükelçiliğini kapatacağını duyurdu.

Eritre Dışişleri Bakanlığı ise “aynı şekilde karşılık vermekten başka seçeneğimiz yok” şeklinde yanıt verdi.

Travmalar yaşayan binlerce Eritreli mültecinin bombardımanlar ile silahlı saldırılardan kaçmasının ardından, Etiyopya'nın Afar bölgesindeki Semera'da bulunan Agda Oteli yerleşkesinde bir adam kapıdan çıkarken polis nöbet tutuyor, 14 Şubat 2022 (AFP)
Travmalar yaşayan binlerce Eritreli mültecinin bombardımanlar ile silahlı saldırılardan kaçmasının ardından, Etiyopya'nın Afar bölgesindeki Semera'da bulunan Agda Oteli yerleşkesinde bir adam kapıdan çıkarken polis nöbet tutuyor, 14 Şubat 2022 (AFP)

Somaliland anlaşması

2018'deki Asmara gezisinden bir ay önce Abiy Ahmed, iyimser bir atmosferde Mogadişu'ya geldi. Bu ziyaret, iktidarının başlangıcında benimsediği uzlaşmacı yaklaşımın devamıydı. Abiy ve dönemin Somali Cumhurbaşkanı Muhammed Abdullah Fermacu, ticaret, limanlar ve altyapı alanlarında iş birliğini güçlendirme sözü verdiler ve bu hedefleri ilerletmek için ortak bir komite kurdular.

Somali ve Etiyopya bir süre terörle mücadelede iş birliği yaptı, ancak daha sonra Etiyopya odağını tekrar Somaliland'a çevirdi ve bu da Mogadişu açısından Addis Ababa'nın kendi işlerine müdahale ettiğinden şüphelenmek için yeterli bir sebepti

O dönemde Abiy Ahmed, içindeki herhangi bir tarafın yanında durmak ve tarafını tutmak yerine, Somali'ye federal düzeyde tek bir ortak olarak davranmayı tercih etti. Bu yaklaşım, Mogadişu'daki karar vericiler nezdinde güvenilirliğini artırdı, ancak hükümeti uzun süredir Addis Ababa ile yakın iş birliği içinde olan ayrılıkçı Somaliland bölgesini kızdırdı.

Mogadişu ve Addis Ababa bir süre terörle mücadelede iş birliği yaptı. Fermacu, Mogadişu'da geniş ölçüde Etiyopya'nın tercih ettiği ortak olarak görülüyordu.

İlişkilerde biraz iyi niyet vardı, ancak bu daha çok kişisel uzlaşıya ve ortak bölgesel çıkarlara dayanıyordu, geçmişin gerçek bir değerlendirmesine değil. Hasan Şeyh Muhammed 2022'de Somali cumhurbaşkanlığına döndüğünde, özellikle egemenlik ve federal birlik konusunda daha iddialı bir tavır benimsemesinin ardından ilişkiler değişti. Aynı zamanda Abiy Ahmed de ülkesinin Kızıldeniz'e erişmesini sağlama çabalarında daha iddialı tavır sergilemeye başlamıştı.

Ardından Etiyopya odağını tekrar Somaliland'a çevirdi ve bu da Mogadişu açısından Addis Ababa'nın kendi işlerine müdahale ettiğinden şüphelenmek için yeterli bir sebepti. Ocak 2024'te Abiy Ahmed, Etiyopya'ya Berbera Limanı yakınlarındaki 20 kilometrelik bir kıyı şeridini ticari ve askeri amaçlarla 50 yıllığına kiralama hakkı veren bir mutabakat zaptı imzaladı; karşılığında Etiyopya'nın Somaliland'ı tanıması gerekiyordu.

Bu, Etiyopya'nın istediği gibi denize erişmesini sağlayacak, Somaliland'a da daha sonra uluslararası toplumdan elde etmeye çalıştığı tanınmayı sunacaktı.

Somaliland Devlet Başkanı Muse Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Addis Ababa kentinde bir liman inşasına ilişkin mutabakat zaptı imzalama töreninde, 1 Ocak 2024 (Reuters)
Somaliland Devlet Başkanı Muse Bihi Abdi ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Addis Ababa kentinde bir liman inşasına ilişkin mutabakat zaptı imzalama töreninde, 1 Ocak 2024 (Reuters)

Mogadişu cevap olarak Addis Ababa'daki büyükelçisini geri çağırdı ve Somali parlamentosu, anlaşmayı geçersiz ilan eden bir yasayı kabul etti.

Bu bozulma, Somali'nin Mısır'la güvenlik iş birliğini güçlendirdiği bir dönemde Afrika Birliği Somali Misyonu'na (AMISOM) katılan Etiyopya birlikleri üzerindeki baskıyı da artırdı.

Vekalet savaşı

Abiy Ahmed'in Sudan ile ilişkisi büyük umutlarla başladı, ancak bu umutlar 2020'nin sonlarında solmaya başladı. İki ülke arasında, her iki ülkenin de hak iddia ettiği verimli bir sınır üçgeni olan el-Faşka nedeniyle gerilimler arttı ve Etiyopya'daki Tigray çatışmasının sonuçları, Büyük Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlıklar ve Sudan iç savaşının patlak vermesinden sonra her iki tarafın seçtiği ittifaklar nedeniyle gerilim yükseldi.

Bir zamanlar zekice bir dış politika aracı gibi görünen şey, şimdi Abiy hükümetinin etrafında daralan çember gibi görünüyor

2019'da Abiy Ahmed, Sudanlı askeri yetkililer ve sivil liderler arasında arabuluculuk yaparak, geçici bir hükümetin kurulmasıyla sonuçlanan güç paylaşımı anlaşmasına varılmasına yardımcı oldu. Ancak Kasım 2020'ye gelindiğinde, özellikle Tigray çatışmasının patlak vermesinden sonra her şey değişti.

Etiyopya federal güçleri ve Amhara milisleri kuzey Etiyopya'ya doğru ilerlerken, Sudan ordusu, Hartum ve Addis Ababa arasında 2008 yılında yapılan bir anlaşma uyarınca Amhara çiftçilerinin yaşadığı ve topraklarını işlediği el-Faşka bölgesine girdi. 2021 yılının başlarında, Sudan güçleri çiftçileri bu bölgeden çıkardı ve bölgenin büyük bir kısmının kontrolünü ele geçirdi; bu da bir dizi çatışmaya, suçlamaya ve gerilimlerin hızla tırmanmasına neden oldu. Addis Ababa, Sudan'ın başka meselelerle meşgul olmasından faydalandığını iddia ederken, Hartum sadece topraklarını geri aldığını ısrarla belirtti.

Büyük Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlık da derinleşti. Sudan, Mısır gibi, su kaynaklarına zarar vereceğinden endişe ederek, Etiyopya'nın Mavi Nil barajını doldurmasına ve işletmesine karşı çıktı. Sudan ayrıca on binlerce Tigraylı mülteciye ev sahipliği yaptı ve bu durum Etiyopya'ya, Sudan'ı Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne güvenli sığınak sağlamakla suçlamak için bir gerekçe sundu.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah Burhan, Port Sudan Uluslararası Havalimanı'nda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'i karşılıyor, 9 Temmuz 2024 (AFP)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah Burhan, Port Sudan Uluslararası Havalimanı'nda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'i karşılıyor, 9 Temmuz 2024 (AFP)

Sudan'daki iç karışıklık, özellikle Nisan 2023'te Sudan ordusu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında geniş çaplı çatışmaların patlak vermesinden sonra durumu daha da karmaşık hale getirdi. Etiyopya başlangıçta resmi olarak tarafsız bir duruş sergiledi ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) liderliğindeki bazı arabuluculuk çabalarına katıldı. Ancak, HDK'nin başlıca bölgesel destekçileriyle olan yakın ortaklığı Hartum'da endişelere yol açtı.

2025'ten itibaren Sudan ordusu, Etiyopya'yı HDK'ye lojistik ve eğitim desteği sağlamakla ve Etiyopya topraklarından insansız hava aracı saldırıları düzenlemesine izin vermekle defalarca suçladı.

Uzak dostlar

Dış düşmanlar bazen bir ülkeyi birleştirmeye katkıda bulunabilir, özellikle de hükümet onları destek toplamak için bir araç olarak kullandığında. Abiy Ahmed yıllardır bunu yapıyor; Mısır ve Eritre başta olmak üzere dış aktörlerle olan gerilimleri kullanarak kendisine yönelik iç desteği güçlendiriyor. Ancak bu taktik, şu anda kendisine karşı ayaklanan bölgelerde uzun süredir devam eden şikayetlerin ve haksızlıkların, Abiy Ahmed'in kullanabileceği herhangi bir dış tehditten daha yüksek sesle dile getirilmesiyle etkisini kaybediyor gibi görünüyor.

Bu da bir zamanlar zekice dış politika aracı gibi görünen şeyin, şimdi Abiy Ahmed hükümetinin etrafında daralan bir çember gibi göründüğü anlamına geliyor.

Komşu ülkeler, Etiyopya'nın dağılmasının kendi sınırlarını istikrarsızlaştırabileceğinden korkarak, federal hükümete karşı harekete geçen grupları desteklemekte tereddüt edeceklerdir. Ancak, baskı arttıkça, sadece sessizlikleri bile Abiy Ahmed'in konumunu zayıflatmaya yetecektir.

Etiyopya Başbakanı'nın 29 Eylül'de Addis Ababa'da Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Muhammed ile yaptığı görüşme, belki de Etiyopya başkentinin eteklerinde savaşın şiddetlendiği bir dönemde, Etiyopya'nın komşularından birinin sadakatini kazanmak için girişilen son çabaydı.

En dikkat çekici husus, Abiy Ahmed'in komşularının çoğunun kendisinden uzaklaşmasına neden olurken, belki de ihtiyaç duyduğu desteği sağlayacakları inancıyla, uzak ortaklarıyla daha yakın ilişkiler kurmasıdır.

Şüphesiz ki, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki mevcut gelişmeler ışığında önemi giderek artan stratejik bir su yolu olan Kızıldeniz'in kontrolü konusunda çıkarları bu ortakların çıkarlarıyla örtüşüyor. Bununla birlikte, uzak müttefiklerle kurulan bu yakın ilişkiler, Etiyopya Başbakanı’na sunabilecekleri desteğin, artan iç huzursuzluk döneminde onu kurtarıp kurtaramayacağı konusunda soru işaretleri de doğuruyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Etiyopya'da hükümet yanlısı milisler, Tigray'ın başkentindeki havalimanının kontrolünü ele geçirdiklerini açıkladı

Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
TT

Etiyopya'da hükümet yanlısı milisler, Tigray'ın başkentindeki havalimanının kontrolünü ele geçirdiklerini açıkladı

Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)
Tigray'ın başkenti Mekele'de bir cadde, (Reuters)

Etiyopya'da hükümet yanlısı bir milis grup dün yaptığı açıklamada, isyancı güçlere karşı düzenlediği karşı saldırının ardından kuzeydeki Tigray bölgesinin başkenti Mekele'deki havalimanının kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu.

“Tigray Barış Gücü”, X platformunda yaptığı paylaşımda, kentin yaklaşık 10 kilometre dışında bulunan Alula Aba Nega Havalimanı'nın kontrolünü tamamen ele geçirdiklerini belirtti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre, bu iddia bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanamadı.

Silahlı grup daha önce yaptığı açıklamada, ülkenin kuzeyindeki isyancıların kalesi konumundaki Tigray'ın başkentine doğru ilerlediğini bildirmişti. Etiyopya ile Eritre'nin diplomatik ilişkilerini kesmesinin ardından çatışmaların daha geniş kapsamlı bir savaşa dönüşebileceğine yönelik endişeler artıyor.

Etiyopya ordusu ve müttefik güçleri, geçen hafta “Tigray Halk Kurtuluş Cephesi” (TPLF) ile çatışmaların başlamasından bu yana bölgede hızlı ilerleme kaydetti. Bölgedeki iktidar partisinin öncülük ettiği isyancı ittifakıyla yaşanan çatışmalar, 2020-2022 yılları arasındaki iç savaştan bu yana şiddetin en ciddi şekilde tırmandığı dönem olarak değerlendiriliyor.

Analistler, mevcut çatışmanın, farklı güçlerin nüfuz mücadelesi verdiği ve giderek daha kırılgan hale gelen bölgede Etiyopya sınırlarının ötesine taşmasından endişe ediyor. Etiyopya'nın eski baş düşmanı Eritre, Tigray'ın kuzeyinde; üç yılı aşkın süredir devam eden iç savaşla mücadele eden Sudan ise bölgenin batısında bulunuyor.

Etiyopya hükümeti, Eritre, Sudan ve Mısır'ı muhalif ittifaka destek vermekle suçladı. Üç ülke de bu suçlamaları reddetti.


Nijer’de iki saldırıda 50’den fazla güvenlik görevlisi öldü

Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
TT

Nijer’de iki saldırıda 50’den fazla güvenlik görevlisi öldü

Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)
Nijer askerleri (Reuters- Arşiv)

İki güvenlik kaynağı, Sahra Altı Afrika’nın Sahel bölgesinde yer alan Nijer’in batısında düzenlenen iki ayrı saldırıda 50’den fazla güvenlik gücü mensubunun hayatını kaybettiğini belirtti. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bölgede, terör örgütü DEAŞ’ın bölgesel kolunun da aralarında bulunduğu silahlı gruplar faaliyet gösteriyor.

Kaynaklar Reuters’a, çarşamba günü bir jandarma konvoyunun Abala-Filinge yakınlarında pusuya düşürüldüğünü belirtti. Cumartesi günü ise Birni-N’Konni’de düzenlenen ayrı bir saldırıda 30’dan fazla askerin öldüğünü ifade ettiler. İki saldırının da teröristler tarafından gerçekleştirildiği belirtilirken, olaylara ilişkin ayrıntı verilmedi.

SITE Intelligence Group, dün DEAŞ’ın Batı Afrika’daki kolu olan ve “DEAŞ-Sahel Vilayeti” olarak bilinen örgütün pazar günü yayımladığı iki ayrı açıklamayla saldırıların sorumluluğunu üstlendiğini bildirdi.

Örgüt, ocak ayında başkent Niamey’deki sivil havalimanına ve bir askeri hava üssüne saldırmıştı. Bu saldırı, hükümetin isyancı gruplarla mücadelede kayda değer ilerleme sağlayamadığına ilişkin değerlendirmeleri gündeme getirmişti. Ülkeyi 2023’teki darbenin ardından iktidarı ele geçiren ordu yönetiyor.

Nijer’de isyancı askerler geçen ay havalimanına ve devlet başkanlığı yerleşkesine saldırmış, bunun üzerine hükümete bağlı güçlerle çatışma yaşanmıştı. Hükümet güçlerine Kremlin’in kontrolündeki paramiliter yapı Afrika Kolordusu’na bağlı unsurlar destek verdi.

Analistler ve güvenlik kaynakları, özellikle Nijer’in batısında isyancı gruplar karşısında tekrarlanan kayıpların ardından cephede görev yapan ordu birlikleri arasındaki hoşnutsuzluğun giderek arttığını belirtiyor.