Komünizmle mücadele ettiler, liberalizmle yönettiler, ayrılık kararı almadılar… Etiyopya’nın Tigray sorununun arka planında ne var?

TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)
TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)
TT

Komünizmle mücadele ettiler, liberalizmle yönettiler, ayrılık kararı almadılar… Etiyopya’nın Tigray sorununun arka planında ne var?

TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)
TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)

Mahmud Ebu Bekir
Etiyopya’nın Tigray bölgesi, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) ile merkezi hükümet ordusu arasında Güney Afrika’nın başkenti Pretorya’da 4 Kasım’da barış anlaşması onaylanmadan önce yaşanan çatışmalar nedeniyle iki yıldır uluslararası ilginin merkezinde yer alıyor. Peki TPLF’nin kuruluş tarihi nedir ve aslında Etiyopya’dan ayrılmaya mı çalışıyor?
1940’larda Tigray’ın ilk silahlı isyanıyla başladı. Ancak İngiliz Hava Kuvvetleri ile ittifak halinde olan Haile Selassie rejimi tarafından askeri olarak bastırıldı. Bu durum, yeni bir algının oluşmasına katkıda bulundu. Bazı Tigrayan elitleri, daha büyük bir hayranlıkla ‘kurtuluş hareketlerini’ bekler oldu. Ancak özellikle 1960’lı yılların başlarında silahlı mücadele ilan eden ve büyük bir Arap desteği alan ‘Eritre Kurtuluş Cephesi’nin kurulmasından sonra bu durum, Tigrayanları tecrübelerini tekrarlamayı düşünmeye sevk etti.

Silahlı eylem başlatmak için öğrenci hareketi
Şaerku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Etiyopyalı araştırmacı Teferi Negaş, bu tarihi dönemi ‘modern Tigrayan elitlerinin düşüncelerini şekillendiren ilk çekirdek’ olarak nitelendirdi. Negaş, “Üniversite Öğrencileri Birliği’ne katılarak ve Tigray Öğrenci Birliği’ni kurarak başladılar. Bu dernekten, 1974 yılında ilerici öğrenciler tarafından ‘Ulusal Tigrayanlar Örgütü’ adlı solcu bir örgüt kuruldu. 26 Şubat 1975’te siyasi ve askeri bir örgüt olarak ortaya çıkan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin başlangıç ​​noktası oldu” dedi. Bu derneğin, Etiyopya devletindeki çatışmayı etnik bir çatışma olarak yorumladığını belirten araştırmacı, “Dolayısıyla ideolojisi, daha sonra cephenin ideolojisine yansıyacak olan ‘etnik milliyetçiliğin temel ideolojik yönelim olduğu’ düşüncesiyle bu yaklaşıma dayanıyordu” dedi.
Bu öğrenci hareketi, 1974 yılında Haile Selassie hükümetini deviren devrimi ateşledi.
Bu çerçevede Etiyopyalı araştırmacı Mesai Kebede, bu tarihsel dönemle ilgili kapsamlı bir araştırmasında, ‘ülkenin eğitimli çevrelerinin siyasi hırsları harekete geçirilmese ve meşrulaştırılmasaydı’ Marksizm-Leninizm’in, böyle bir etkiye sahip olamayacağını belirtti. Kebede, “Oluşturdukları farklı araştırma ve çalışma disiplinlerindeki öğrenciler, Marx, Engels, Lenin, Mao ve Fanon’un eserlerini içeren solcu literatürü kapsamlı bir şekilde okuyorlardı” dedi.
 Araştırmacı, “Bu çalışma grupları, Etiyopya Halkları Devrimci Partisi (EPRP) ve Tüm Etiyopya Sosyalist Hareketi (MEISON) gibi siyasi partileri yaratan sol örgütler için temel oluşturdu. Bu tarihsel bağlam, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ni üretti” ifadelerini kullandı.
Öte yandan TPLF’nin kurucu liderlerinden Arkavi Berhi, TPLF’nin başından beri Stalin’in milliyetçilik sorununa ilişkin teorisinden nasıl ilham aldığına değindi. Bu bağlamda Berhi, “Stalin’in, ulusu ‘kültürel bir toplulukta kendini gösteren, ortak bir ekonomik hayata ve psikolojik yapıya sahip, tarihsel olarak gelişmiş, dilsel ve bölgesel olarak istikrarlı bir topluluk’ olarak tanımlaması, Tigray etnik grubu örneğine ve temel güç ve zenginlik sorunlarına uygulandı” dedi.
TPLF liderlerinin üniversite döneminde öğrenci Wallen Makonnen’in Etiyopya'daki ‘Milliyetler Sorunu’ üzerine yazdığı bir araştırma makalesi (1969), “Etiyopya, kendi kültürünü ve dilini empoze eden bir Amhara etnik grubu tarafından yönetilen bir grup halktır” iddiasında bulundu. Bu yorum, Lenin’in ve Stalin’in Rusya’daki ırk meselesine ilişkin yorumlarından esinlenmiş gibi görünüyor.

Sınıf ve etnik yorum arasında
Teferi Negaş, “TPLF’nin kimlik ve kendi kaderini tayin hakkı konularında aldığı tavır, Marx’ın İrlanda ulusal meselesine ilişkin tavrına dayanıyordu. Bu nedenle cephenin ilk açıklamasında Etiyopya halkları arasındaki görüş ayrılıklarının ve şüphelerin, Amhara etnik grubunun başta Tigray etnik grubu olmak üzere ezilen Etiyopya halklarına uyguladığı zulmün şiddetlenmesinden kaynaklandığı belirtildi. Artık bu halkların ortak bir sınıf mücadelesi yürütemeyecekleri bir aşamaya geldik” açıklamasında bulundu.
Açıklamada, ‘milliyet baskısı’ konusuna ve özellikle de Tigray etnik grubunun baskıya maruz kalmasına vurgu yapılırken, bağımsız bir cumhuriyetin kurulması çağrısı yapılıyor.
Daha sonra (1978) yerel ve bölgesel etkiler altındaki cephe, özellikle Eritre Halk Kurtuluş Cephesi ile ittifakın ardından,’ ayrılma ve Tigray eyaletinin kurulması’ fikrinden vazgeçmiş olmasına rağmen fikir, bir süre anlaşmazlık kaynağı olarak kaldı ve etnik milliyetçilik, cephenin ideolojik temeli olmaya devam etti.
Araştırmacı Gideon Tesfayo, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada “O dönemin sol aydınlarının gündeme getirdiği ulusal sorun, büyük bir hataydı” dedi. Tesfayo, “Bir grup diğerine karşı etnik ayrımcılık yapmış olsa bile, bu özellikle Tigrayanlara yönelik değildi. Cephe tarafından kışkırtılan Tigrayan milliyetçiliği, hegemonya arzusu ile Amharca dili baskısına karşı mücadelenin bir karışımıydı. Bu, başka yerlerde olduğu gibi, modern entelektüel seçkinlerin bir icadıdır” ifadelerini kullandı.
Tesfayo, “Etnik milliyetçilik, cephenin iddiasının merkezinde yer alıyor. Ancak tüm Etiyopya milletleri arasında eşitlik sağlamaya çalışmadı. İktidardaki bu örgütün pratik tecrübesi (1991/2018), karşı baskı uyguladığını kanıtladı. Bu da zihinsel ve algısal yapıyı ortaya çıkardı” dedi.

Cephenin rotasındaki duraklar ve geçişler
TPLF’nin siyasi tarihini okuyarak, örgütün ideolojik dönüşümlere tanık olduğu en kritik dönüm noktalarını not etmek mümkündür. Öyle ki doğu ve batı kampları arasındaki Soğuk Savaş’ın bir sonucu olarak, 1970’lerin sonunda dünyaya hâkim olan tarihsel bağlam, cephe içinde birkaç yüksek önderlik üyesi tarafından kurulan bir ‘komünist çekirdek’ oluşmasına katkıda bulundu. Bu üyeler, daha sonra örgütün yol gösterici ideolojisi olarak ‘Marksizm-Leninizm’i ilan ettiler.
Bu çekirdek daha sonra Haziran 1985’te Marksist-Leninist Lig’i (MLLT) kurmadan önce, Etiyopya’dan ayrılma fikri altında bir araya geldiğinde ‘ilk ideolojik kayma’ yaşandı.
Bu çerçevede Etiyopyalı araştırmacı Teferi Negaş, “MLLT’nin kurulması, cephenin farklı ideolojik ve siyasi yönelimlere sahip bir cephe olduğu fikrinden vazgeçilip katı bir tek parti mantığıyla değiştirilerek cephenin tam kontrolünün sağlanması arzusundan kaynaklanıyordu” açıklamasında bulundu.
Negaş, “Bu noktada ideoloji, ilk kez cephenin önde gelenlerini pragmatizm, empirizm, çarpıtma veya hedeften sapma suçlamasıyla tasfiye etmek için kullanıldı. Böylece siyasi gücün birkaç liderin elinde toplanması aşaması başladı. Bu dönem aynı zamanda etnosentrik fikirden Marksizm-Leninizm’e resmi geçişe de tanık oldu. Ancak etno-milliyetçilik cephenin söyleminden kaybolmadı” dedi.
Arkavi Berhi ise TPLF’nin ideolojik tavrının ‘insanın insan tarafından sömürülmesinden arınmış, planlı bir sosyalist ekonomi kurmak için ulusal demokratik bir devrim başlatmakla’ özetlendiğini dile getirdi.

Devrimci demokrasi
İkinci belirleyici aşama, partinin Marksizm-Leninizm’den devrimci demokrasiye ideolojik bir kaymaya tanık olduğu 1989 ile 1991 yılları arasındaki dönemdi.
Bu döneme yerel ve küresel değişimler eşlik etti. İçeride TPLF, 17 yıl süren uzun iç savaşın ardından devletin gücünü ele geçirmeye hazırlanıyordu. Küresel olarak Batı, Soğuk Savaş’ta galip geldi. Bu da TPLF’yi, uluslararası sisteme yeniden adapte olmaya sevk etti. Böylece Batılı güçlere ideolojik konumlarından (Marksizm) vazgeçtiği konusunda bilgi verildi. Bu dönüm noktasının sonunda TPLF Genel Sekreteri Meles Zenawi, 1990’da Washington’a ziyarette bulundu. Burada cephenin Marksist ideolojisini devrimci demokrasiye dönüştürme konusunda bir konuşma yaptı. Ertesi yıl Devrimci Demokrasi adlı liberal bir siyasi ve ekonomik program yayınladı.
Teferi Negaş, “Devrimci demokrasinin ideolojik terminolojisini benimsemesinin temeli, iktidardaki konumunu sürdürmek için merkezci bir ideoloji icat etmekti. İlk dönemecin aksine bu kez, gücü devlet düzeyinde merkezileştirme girişimi ortaya koyuldu. En iyi ihtimalle bu ideolojik iddia, Batı’yı ikna etti ve cephe kadrolarının kafasını karıştırdı.
Uzun süredir TPLF liderlerinden biri olan Gebru Asrat, anılarında “Cephe Batı’ya, devrimci demokrasi kavramının tipik liberal demokrasiden temelde farklı olmadığı konusunda güvence verdi. Ancak bu, Etiyopya bağlamı göz önüne alındığında mevcut hakları onaylayan yalnızca siyasi bir yönelimdir” ifadelerine yer verdi.
Aynı şekilde TPLF’nin ilk sorumlusu Meles Zenawi, “Siyasi yönelim, orijinal Marksist-Leninist ilhamı değiştirmeden statükoda devam eden bir yönelimdir” dedi.
Bu yaklaşım, müttefiki Eritre Halk Kurtuluş Cephesi ile arasındaki tarihi ittifaktan ve Albay Mengistu Haile Mariam rejimini devirmedeki başarılarından sonra TPLF’nin Addis Ababa’da iktidara gelmesinin ardından da politikalarında devam etti.

Kalkınmacı demokratik devlet
Dönüşümün üçüncü aşaması, ‘kalkınmacı durum" olarak adlandırılan durumla baş gösterdi. Bu söylem, 2001’de cephe liderliği düzeyinde bir bölünmeye yol açan ve 2005 seçimlerinden sonra derinleşen Eritre- Etiyopya savaşından (1998/2000) sonra Etiyopya siyaset sahnesinde yer almaya başladı.
TPLF, ‘kalkınmacı devlet’ terimini benimsedi ve devrimci demokrasi iddiasından vazgeçti. Bunu, küçük güç yüzdelerine katılmış siyasi parti gruplarını içeren ‘Etiyopya Halkının Devrimci Demokratik Cephesi’ liderliğindeki geniş ittifak takip etti. Bu çerçevede dönemin TPLF lideri ve Başbakanı Meles Zenawi, bu eğilimi “Kalkınmacı devletin ideolojik ve yapısal bileşenleri arasındaki bağ, onu diğer ülkelerden ayıran şeydir” diyerek açıklamıştır.
İdeolojik açıdan kalkınmacı devlet projesinin mesajı, bir meşruiyet kaynağı işlevi gören hızlandırılmış kalkınma idi. Yapısal bileşeni, ‘devletin özerkliğine dayalı olarak politikayı etkin bir şekilde uygulama becerisine’ atıf yapıyordu. Batı, Etiyopya’yı en gelişmiş Afrika ekonomisi için bir model olarak görerek bu projelerin desteklenmesine katkıda bulundu.
Öte yandan cephe ve devlet kadroları, özellikle ayrılma talep eden silahlı hareketlerin varlığı ortasında bu yaklaşımı ‘Etiyopya devletinin parçalanmasını önleyebilecek tek yol’ olarak nitelendirip, haklı göstermeye hevesliydi.
Ancak bu politikaların ana fikirleri, cephenin Etiyopya devletinin yetenekleri üzerindeki kontrolüne dayanan fiili uygulamalarla çelişiyor. Bu durum, otoriteye karşı halk hareketinin gücüne katkıda bulunurken, 2018 yılında TPLF’nin iktidardan dışlanmasına yol açtı.

Cepheye bel bağlama ve Tigray’ın geleceği
Mevcut Başbakan Abiy Ahmed’in iktidara gelmesi ve iktidar koalisyonunun çökmesinin ardından TPLF, başkentten çekilip Tigray bölgesine dönme kararı aldı. Bölgenin geleceğini şekillendirmek için Tigrayan elitleriyle yoğun bir şekilde çalıştı. Seçeneklerin başında ayrılık ve bağımsız bir devlet ilan etmek vardı. Tigray’daki düzenli ordu kamplarını kontrol etme girişimi gibi bazı askeri önlemler de seçenekler kapsamındaydı. Bu askeri önlemler, Kasım 2020’de TPLF ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı.
Tigrayan elitlerinin algısında ayrılık sorunu hala esastır. TPLF ise bu konudaki seçeneklerine henüz karar vermiş değil.



Türkiye ve Batı ülkelerinden Somali'deki siyasi düğümü çözmek için arabuluculuk

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
TT

Türkiye ve Batı ülkelerinden Somali'deki siyasi düğümü çözmek için arabuluculuk

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Uluslararası arabulucular, iki aydan kısa bir süre içinde ikinci kez Somali'deki siyasi taraflar arasında yeni bir arabuluculuk turu başlattı. Bu süreç, doğrudan seçimler ve cumhurbaşkanının görev süresini 2027'ye uzatan yeni anayasanın uygulanması konusundaki emsalsiz çatışma ve görüş ayrılıkları ortamında yaşandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan bir Afrika işleri uzmanına göre Türkiye'nin, Batılı ülke büyükelçileri ile Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletlerin (BM) arabuluculuğunu üstlendiği bu tur, Somali'deki siyasi düğümün çözülmesi için fırsatlar taşıyor. Uzman, biri başlıca anlaşmazlıklar etrafındaki uzlaşıyı yeniden tesis edecek kapsamlı bir siyasi anlaşmaya ulaşılması olmak üzere üç senaryo öngörüyor.

Haber sitesi Al-Somal Al-Jadid’in haberine göre başkent Mogadişu, seçimlerin nasıl yapılacağını, anayasanın tamamlanmasını ve gözden geçirilmesini ile ülkedeki siyasi geçiş döneminin nasıl yönetileceğini kapsayan bir gündemle Federal Hükümet ile muhalif ittifak Mustakbel (Gelecek) Konseyi arasındaki hassas siyasi görüşmelere ev sahipliği yaptı.

Somalili bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin dün de sürdüğünü ve federal hükümete muhalif Jubaland ile Puntland eyaletlerinin bugün müzakerelere katılmasının beklendiğini belirtti. Bu gelişme, çeşitli Batılı ülkelerin büyükelçileri ile AB ve BM temsilcilerinin hazır bulunacağı kapanış oturumuyla eş zamanlı gerçekleşecek.

Afrika işleri uzmanı Ali Mahmud Kelni, söz konusu görüşmeleri ‘geçtiğimiz bir buçuk yılda siyasi tabloyu kilitleyen anlaşmazlıklı dosyalar etrafındaki uzlaşıyı canlandırma girişimi’ olarak değerlendirdi. Görüşmelerin başta Eş-Şebab Hareketi’ne karşı sürdürülen savaş olmak üzere, anayasa değişiklikleri, seçim sisteminin şekli ve federal hükümet ile eyaletler arasındaki yetki dağılımına ilişkin iç siyasi çatışmalarla aynı anda yaşanan eş zamanlı zorluklarla gölgelendiğini de vurguladı.

Bu turda öne çıkan gelişme olarak Türkiye'nin bu düzeyde ilk kez arabuluculuk sürecine dahil olmasını ve diyalogda arabulucu ve garantör olarak yer almasını vurgulayan Kelni, bu gelişmenin ‘Ankara'nın yıllara yayılan askeri, ekonomik ve kalkınma alanındaki varlığının ardından Somali'deki rolünün genişlemesini yansıttığını ve Batılı ortakların Somalili taraflar arasında siyasi bir uzlaşıya ulaşma çabalarına verdiği desteği pekiştirdiğini’ belirtti.

Görüşmelerin yaklaşan seçimlerin geleceği, anayasa değişiklikleri etrafındaki anlaşmazlığın çözüme kavuşturulması ve federal hükümet, eyaletler ile muhalefet güçleri arasında daha fazla bölünmüşlüğü engelleyecek biçimde önümüzdeki siyasi aşamayı yönetmek için uzlaşıya dayalı bir çerçevenin belirlenmesi olmak üzere üç ana dosya üzerinde yoğunlaşması bekleniyor.

dfrgth
Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud, siyasi krizin ele alınmasına yönelik istişare oturumlarına katılmak üzere Mustakbel Konseyi yetkilileriyle bir araya geldiği önceki bir toplantıya katıldığı sırada (SONNA)

Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud geçtiğimiz mayıs ayında liderliğindeki Federal Hükümet ile muhalefet arasında üç gün süren diyalog turu, Batılı ve BM arabuluculuğuna rağmen herhangi bir anlaşmayla sonuçlanamadı.

Anlaşmazlıkların özünde muhalefet aşiret sistemine bağlılığını korurken doğrudan seçimlerin yapılmasını reddetmesi yatıyor. Bunun yanı sıra muhalefet, eyaletlerin yetkilerini kısıtlayan ve cumhurbaşkanlığını bu yıl yerine 15 Mayıs 2027'de sona erecek şekilde bir yıl uzatan anayasa maddelerine itiraz ederek anayasanın uygulanmasını reddediyor.

Somali muhalefeti Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un meşruiyetini tanımadığını ilan ederek geçen Haziran'da haftalık protesto gösterileri çağrısında bulundu; bu gösterilerin bir kısmında hükümet ve muhalefet yanlıları arasında daha önce görülmemiş silahlı çatışmalar yaşandı.

Yeni diyalog turuna eşlik eden olumlu havaya karşın siyasi bir kırılım sağlanması, tarafların özellikle parlamentonun mart ayında anayasa değişikliklerini onaylamasının ardından muhalefet güçleri ve bazı bölgesel yönetimlerin geniş çaplı itirazlarıyla gündeme gelen tartışmalı konularda karşılıklı taviz verme kapasitesine bağlı olmayı sürdürüyor.

Bu kez Türkiye'nin arabuluculuğa dahil olmasının, Somalili farklı taraflarla kurduğu ilişkiler sayesinde müzakerelere ek bir ivme kazandırdığı değerlendiriliyor. Ancak Kelni, başarının siyasi güçlerin kutuplaşmayı sürdürmek yerine uzlaşı seçeneğini ön plana çıkarmaya ne ölçüde hazır olduğuna bağlı kalacağına dikkati çekti.

Kelni görüşmelerin üç ana senaryo doğurabileceğini öngörüyor. Birinci senaryoda seçimler ve anayasal süreçler etrafındaki uzlaşıyı yeniden tesis eden ve yaklaşık 18 aydır süren krizin sona ermesinin önünü açan kapsamlı bir siyasi anlaşmaya ulaşılıyor. İkinci senaryoda diyaloğu canlı tutmakla birlikte anlaşmazlığın kökenine inmeden en karmaşık meseleleri sonraki turlara erteleyen kısmi mutabakatlar gerçekleşiyor. Üçüncü senaryoda ise müzakereler tökezliyor ve siyasi bölünmüşlük sürüyor. Bu da terörle mücadele çabalarını olumsuz etkileyebilir ve devlet kurumlarının inşa sürecini geciktirebilir.

Kelni, değerlendirmesinin sonunda “Bu turun çıktıları, siyasi güçlerin görüş ayrılıklarını aşma ve ülkenin iç istikrar gereksinimleri ile güvenlik baskıları arasında denge kuran ulusal uzlaşıyı yeniden üretme kapasitesinin belirleyici bir sınavı olmaya devam edecek. Somali hızlanan siyasi ve güvenlik yükümlülükleriyle karşı karşıya” ifadelerini kullandı.


Nijerya’da bir okula düzenlenen saldırı sonrası en az 37 kişi kaçırıldı

Nijerya’nın Nijer eyaletine bağlı Papiri’de bulunan Saint Mary Okulu’nda, öğrenciler ve okul personelinin kaçırıldığı saldırının ardından okulda bırakılan kişisel eşyalar ve giysiler, (Arşiv-Reuters)
Nijerya’nın Nijer eyaletine bağlı Papiri’de bulunan Saint Mary Okulu’nda, öğrenciler ve okul personelinin kaçırıldığı saldırının ardından okulda bırakılan kişisel eşyalar ve giysiler, (Arşiv-Reuters)
TT

Nijerya’da bir okula düzenlenen saldırı sonrası en az 37 kişi kaçırıldı

Nijerya’nın Nijer eyaletine bağlı Papiri’de bulunan Saint Mary Okulu’nda, öğrenciler ve okul personelinin kaçırıldığı saldırının ardından okulda bırakılan kişisel eşyalar ve giysiler, (Arşiv-Reuters)
Nijerya’nın Nijer eyaletine bağlı Papiri’de bulunan Saint Mary Okulu’nda, öğrenciler ve okul personelinin kaçırıldığı saldırının ardından okulda bırakılan kişisel eşyalar ve giysiler, (Arşiv-Reuters)

Nijeryalı bir yetkili dün yaptığı açıklamada, silahlı kişilerin ülkenin kuzeydoğusundaki Lassa kasabasında bulunan bir liseye düzenledikleri saldırıda en az 36 öğrenci ve 1 okul çalışanını kaçırdığını, rehinelerin hâlen tutulduğunu ve 8 kişinin ise kurtarıldığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre pazartesi günü gerçekleşen saldırının, Borno eyaletine bağlı ve yıllardır şiddet olaylarıyla mücadele eden bölgede bulunan Government Day Secondary School öğrencilerini sınav sırasında hedef aldığı belirtildi.

Borno Eyaleti Eğitim Komiseri Luwan Abba Wakilbe, Lassa’da gazetecilere yaptığı açıklamada, kaçırılanlar arasında 25 kız ve 11 erkek öğrenci ile bir okul çalışanının bulunduğunu söyledi. Wakilbe ayrıca, kurtarılan 8 kişi arasında okul müdür yardımcısının da yer aldığını ifade etti.


Uganda Cumhurbaşkanı'nın oğlu önde gelen medya kuruluşlarını kapattı

Uganda Genelkurmay Başkanı General Muhoozi Kaynirugaba, 12 Mayıs'ta Kampala'da babasının cumhurbaşkanlığına yeniden seçilmesini kutlayan törenler sırasında (AFP)
Uganda Genelkurmay Başkanı General Muhoozi Kaynirugaba, 12 Mayıs'ta Kampala'da babasının cumhurbaşkanlığına yeniden seçilmesini kutlayan törenler sırasında (AFP)
TT

Uganda Cumhurbaşkanı'nın oğlu önde gelen medya kuruluşlarını kapattı

Uganda Genelkurmay Başkanı General Muhoozi Kaynirugaba, 12 Mayıs'ta Kampala'da babasının cumhurbaşkanlığına yeniden seçilmesini kutlayan törenler sırasında (AFP)
Uganda Genelkurmay Başkanı General Muhoozi Kaynirugaba, 12 Mayıs'ta Kampala'da babasının cumhurbaşkanlığına yeniden seçilmesini kutlayan törenler sırasında (AFP)

Uganda’da, 1986’dan beri ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni’nin oğlu ve aynı zamanda Genelkurmay Başkanı olan General Muhoozi Kaynierugaba, aralarında ülkenin en büyük özel medya grubunun da bulunduğu çok sayıda basın kuruluşunu kapattı. Kaynirugaba, söz konusu kurumları kendisini ve babasını küçük düşürmekle ve haberlerinde taraflı davranmakla suçladı.

"Kişisel izin" şartı

Kapatılan kurumlar arasında ülkenin en büyük özel televizyon kanallarından NTV Uganda ve en büyük bağımsız günlük gazetesi olan Daily Monitor de bulunuyor. Her iki kurum da ülkenin en büyük özel medya grubu olan Nation Media Group bünyesinde faaliyet gösteriyor. Karar ayrıca Spark TV, KFM, Dembe FM ve The East African gibi daha küçük etkili medya kuruluşlarını da kapsıyor.

Dün sabah X platformu üzerinden bir dizi paylaşım yapan Kaynirugaba, kapatma kararını doğrulayarak, kurumların yalnızca kendi "kişisel izniyle" tekrar yayına başlayabileceğini duyurdu. Kaynirugaba, "Uganda’da basın özgürlüğüne inanmıyorum! Basın, devrimin kadroları tarafından yönlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. Babasının planını desteklediğini belirten General, "Bundan sonra Uganda hakkındaki bütün haberler önce benim ofisimin onayından geçmeli" dedi. Kendisine bu yetkinin 2017 yılında Cumhurbaşkanı olan babası tarafından verildiğini iddia eden Kaynirugaba, "Bu sadece başlangıç, daha fazlasını kapatacağız" tehdidinde bulundu.

"Askeri kuşatma" altında

NTV Uganda ve Daily Monitor, merkezlerinin "askeri kuşatma" altında olduğunu duyurdu. Paylaşılan görüntülerde, başkent Kampala’daki genel merkez önünde ağır silahlı askerlerin konuşlandırıldığı görüldü.

Uganda Yayıncılar Birliği, kararın basın özgürlüğü ve anayasal hakları ihlal ettiğini belirterek konuyu yakından takip ettiklerini açıkladı. Uganda hükümetinden ise henüz resmi bir açıklama gelmedi.

Siyasi gerilim artıyor

Bu hamle, ocak ayındaki tartışmalı seçimlerin ardından ülkede zaten yüksek olan siyasi tansiyonu daha da artırdı. Cumhurbaşkanı Museveni'nin %71'in üzerinde oyla yedinci dönemine başladığı seçimlerde muhalefet, yaygın yolsuzluk ve hile iddialarını gündeme getirdi. Muhalif lider Bobi Wine, hükümeti oyları çalmakla ve seçmen üzerinde korku imparatorluğu kurmakla suçlamıştı.

52 yaşındaki General Muhoozi Kaynirugaba, daha önce babasının yerine geçme niyetini defalarca dile getirmişti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Kaynirugaba, geçmişte komşu Kenya’yı işgal etmekle tehdit etmesi gibi provokatif çıkışlarıyla da tanınan, oldukça tartışmalı bir figür olarak görülüyor.