Komünizmle mücadele ettiler, liberalizmle yönettiler, ayrılık kararı almadılar… Etiyopya’nın Tigray sorununun arka planında ne var?

TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)
TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)
TT

Komünizmle mücadele ettiler, liberalizmle yönettiler, ayrılık kararı almadılar… Etiyopya’nın Tigray sorununun arka planında ne var?

TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)
TPLF’nin kendi ordusunu kurması Kasım 2020’de kendisi ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı (Sosyal medya organları)

Mahmud Ebu Bekir
Etiyopya’nın Tigray bölgesi, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) ile merkezi hükümet ordusu arasında Güney Afrika’nın başkenti Pretorya’da 4 Kasım’da barış anlaşması onaylanmadan önce yaşanan çatışmalar nedeniyle iki yıldır uluslararası ilginin merkezinde yer alıyor. Peki TPLF’nin kuruluş tarihi nedir ve aslında Etiyopya’dan ayrılmaya mı çalışıyor?
1940’larda Tigray’ın ilk silahlı isyanıyla başladı. Ancak İngiliz Hava Kuvvetleri ile ittifak halinde olan Haile Selassie rejimi tarafından askeri olarak bastırıldı. Bu durum, yeni bir algının oluşmasına katkıda bulundu. Bazı Tigrayan elitleri, daha büyük bir hayranlıkla ‘kurtuluş hareketlerini’ bekler oldu. Ancak özellikle 1960’lı yılların başlarında silahlı mücadele ilan eden ve büyük bir Arap desteği alan ‘Eritre Kurtuluş Cephesi’nin kurulmasından sonra bu durum, Tigrayanları tecrübelerini tekrarlamayı düşünmeye sevk etti.

Silahlı eylem başlatmak için öğrenci hareketi
Şaerku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Etiyopyalı araştırmacı Teferi Negaş, bu tarihi dönemi ‘modern Tigrayan elitlerinin düşüncelerini şekillendiren ilk çekirdek’ olarak nitelendirdi. Negaş, “Üniversite Öğrencileri Birliği’ne katılarak ve Tigray Öğrenci Birliği’ni kurarak başladılar. Bu dernekten, 1974 yılında ilerici öğrenciler tarafından ‘Ulusal Tigrayanlar Örgütü’ adlı solcu bir örgüt kuruldu. 26 Şubat 1975’te siyasi ve askeri bir örgüt olarak ortaya çıkan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin başlangıç ​​noktası oldu” dedi. Bu derneğin, Etiyopya devletindeki çatışmayı etnik bir çatışma olarak yorumladığını belirten araştırmacı, “Dolayısıyla ideolojisi, daha sonra cephenin ideolojisine yansıyacak olan ‘etnik milliyetçiliğin temel ideolojik yönelim olduğu’ düşüncesiyle bu yaklaşıma dayanıyordu” dedi.
Bu öğrenci hareketi, 1974 yılında Haile Selassie hükümetini deviren devrimi ateşledi.
Bu çerçevede Etiyopyalı araştırmacı Mesai Kebede, bu tarihsel dönemle ilgili kapsamlı bir araştırmasında, ‘ülkenin eğitimli çevrelerinin siyasi hırsları harekete geçirilmese ve meşrulaştırılmasaydı’ Marksizm-Leninizm’in, böyle bir etkiye sahip olamayacağını belirtti. Kebede, “Oluşturdukları farklı araştırma ve çalışma disiplinlerindeki öğrenciler, Marx, Engels, Lenin, Mao ve Fanon’un eserlerini içeren solcu literatürü kapsamlı bir şekilde okuyorlardı” dedi.
 Araştırmacı, “Bu çalışma grupları, Etiyopya Halkları Devrimci Partisi (EPRP) ve Tüm Etiyopya Sosyalist Hareketi (MEISON) gibi siyasi partileri yaratan sol örgütler için temel oluşturdu. Bu tarihsel bağlam, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ni üretti” ifadelerini kullandı.
Öte yandan TPLF’nin kurucu liderlerinden Arkavi Berhi, TPLF’nin başından beri Stalin’in milliyetçilik sorununa ilişkin teorisinden nasıl ilham aldığına değindi. Bu bağlamda Berhi, “Stalin’in, ulusu ‘kültürel bir toplulukta kendini gösteren, ortak bir ekonomik hayata ve psikolojik yapıya sahip, tarihsel olarak gelişmiş, dilsel ve bölgesel olarak istikrarlı bir topluluk’ olarak tanımlaması, Tigray etnik grubu örneğine ve temel güç ve zenginlik sorunlarına uygulandı” dedi.
TPLF liderlerinin üniversite döneminde öğrenci Wallen Makonnen’in Etiyopya'daki ‘Milliyetler Sorunu’ üzerine yazdığı bir araştırma makalesi (1969), “Etiyopya, kendi kültürünü ve dilini empoze eden bir Amhara etnik grubu tarafından yönetilen bir grup halktır” iddiasında bulundu. Bu yorum, Lenin’in ve Stalin’in Rusya’daki ırk meselesine ilişkin yorumlarından esinlenmiş gibi görünüyor.

Sınıf ve etnik yorum arasında
Teferi Negaş, “TPLF’nin kimlik ve kendi kaderini tayin hakkı konularında aldığı tavır, Marx’ın İrlanda ulusal meselesine ilişkin tavrına dayanıyordu. Bu nedenle cephenin ilk açıklamasında Etiyopya halkları arasındaki görüş ayrılıklarının ve şüphelerin, Amhara etnik grubunun başta Tigray etnik grubu olmak üzere ezilen Etiyopya halklarına uyguladığı zulmün şiddetlenmesinden kaynaklandığı belirtildi. Artık bu halkların ortak bir sınıf mücadelesi yürütemeyecekleri bir aşamaya geldik” açıklamasında bulundu.
Açıklamada, ‘milliyet baskısı’ konusuna ve özellikle de Tigray etnik grubunun baskıya maruz kalmasına vurgu yapılırken, bağımsız bir cumhuriyetin kurulması çağrısı yapılıyor.
Daha sonra (1978) yerel ve bölgesel etkiler altındaki cephe, özellikle Eritre Halk Kurtuluş Cephesi ile ittifakın ardından,’ ayrılma ve Tigray eyaletinin kurulması’ fikrinden vazgeçmiş olmasına rağmen fikir, bir süre anlaşmazlık kaynağı olarak kaldı ve etnik milliyetçilik, cephenin ideolojik temeli olmaya devam etti.
Araştırmacı Gideon Tesfayo, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada “O dönemin sol aydınlarının gündeme getirdiği ulusal sorun, büyük bir hataydı” dedi. Tesfayo, “Bir grup diğerine karşı etnik ayrımcılık yapmış olsa bile, bu özellikle Tigrayanlara yönelik değildi. Cephe tarafından kışkırtılan Tigrayan milliyetçiliği, hegemonya arzusu ile Amharca dili baskısına karşı mücadelenin bir karışımıydı. Bu, başka yerlerde olduğu gibi, modern entelektüel seçkinlerin bir icadıdır” ifadelerini kullandı.
Tesfayo, “Etnik milliyetçilik, cephenin iddiasının merkezinde yer alıyor. Ancak tüm Etiyopya milletleri arasında eşitlik sağlamaya çalışmadı. İktidardaki bu örgütün pratik tecrübesi (1991/2018), karşı baskı uyguladığını kanıtladı. Bu da zihinsel ve algısal yapıyı ortaya çıkardı” dedi.

Cephenin rotasındaki duraklar ve geçişler
TPLF’nin siyasi tarihini okuyarak, örgütün ideolojik dönüşümlere tanık olduğu en kritik dönüm noktalarını not etmek mümkündür. Öyle ki doğu ve batı kampları arasındaki Soğuk Savaş’ın bir sonucu olarak, 1970’lerin sonunda dünyaya hâkim olan tarihsel bağlam, cephe içinde birkaç yüksek önderlik üyesi tarafından kurulan bir ‘komünist çekirdek’ oluşmasına katkıda bulundu. Bu üyeler, daha sonra örgütün yol gösterici ideolojisi olarak ‘Marksizm-Leninizm’i ilan ettiler.
Bu çekirdek daha sonra Haziran 1985’te Marksist-Leninist Lig’i (MLLT) kurmadan önce, Etiyopya’dan ayrılma fikri altında bir araya geldiğinde ‘ilk ideolojik kayma’ yaşandı.
Bu çerçevede Etiyopyalı araştırmacı Teferi Negaş, “MLLT’nin kurulması, cephenin farklı ideolojik ve siyasi yönelimlere sahip bir cephe olduğu fikrinden vazgeçilip katı bir tek parti mantığıyla değiştirilerek cephenin tam kontrolünün sağlanması arzusundan kaynaklanıyordu” açıklamasında bulundu.
Negaş, “Bu noktada ideoloji, ilk kez cephenin önde gelenlerini pragmatizm, empirizm, çarpıtma veya hedeften sapma suçlamasıyla tasfiye etmek için kullanıldı. Böylece siyasi gücün birkaç liderin elinde toplanması aşaması başladı. Bu dönem aynı zamanda etnosentrik fikirden Marksizm-Leninizm’e resmi geçişe de tanık oldu. Ancak etno-milliyetçilik cephenin söyleminden kaybolmadı” dedi.
Arkavi Berhi ise TPLF’nin ideolojik tavrının ‘insanın insan tarafından sömürülmesinden arınmış, planlı bir sosyalist ekonomi kurmak için ulusal demokratik bir devrim başlatmakla’ özetlendiğini dile getirdi.

Devrimci demokrasi
İkinci belirleyici aşama, partinin Marksizm-Leninizm’den devrimci demokrasiye ideolojik bir kaymaya tanık olduğu 1989 ile 1991 yılları arasındaki dönemdi.
Bu döneme yerel ve küresel değişimler eşlik etti. İçeride TPLF, 17 yıl süren uzun iç savaşın ardından devletin gücünü ele geçirmeye hazırlanıyordu. Küresel olarak Batı, Soğuk Savaş’ta galip geldi. Bu da TPLF’yi, uluslararası sisteme yeniden adapte olmaya sevk etti. Böylece Batılı güçlere ideolojik konumlarından (Marksizm) vazgeçtiği konusunda bilgi verildi. Bu dönüm noktasının sonunda TPLF Genel Sekreteri Meles Zenawi, 1990’da Washington’a ziyarette bulundu. Burada cephenin Marksist ideolojisini devrimci demokrasiye dönüştürme konusunda bir konuşma yaptı. Ertesi yıl Devrimci Demokrasi adlı liberal bir siyasi ve ekonomik program yayınladı.
Teferi Negaş, “Devrimci demokrasinin ideolojik terminolojisini benimsemesinin temeli, iktidardaki konumunu sürdürmek için merkezci bir ideoloji icat etmekti. İlk dönemecin aksine bu kez, gücü devlet düzeyinde merkezileştirme girişimi ortaya koyuldu. En iyi ihtimalle bu ideolojik iddia, Batı’yı ikna etti ve cephe kadrolarının kafasını karıştırdı.
Uzun süredir TPLF liderlerinden biri olan Gebru Asrat, anılarında “Cephe Batı’ya, devrimci demokrasi kavramının tipik liberal demokrasiden temelde farklı olmadığı konusunda güvence verdi. Ancak bu, Etiyopya bağlamı göz önüne alındığında mevcut hakları onaylayan yalnızca siyasi bir yönelimdir” ifadelerine yer verdi.
Aynı şekilde TPLF’nin ilk sorumlusu Meles Zenawi, “Siyasi yönelim, orijinal Marksist-Leninist ilhamı değiştirmeden statükoda devam eden bir yönelimdir” dedi.
Bu yaklaşım, müttefiki Eritre Halk Kurtuluş Cephesi ile arasındaki tarihi ittifaktan ve Albay Mengistu Haile Mariam rejimini devirmedeki başarılarından sonra TPLF’nin Addis Ababa’da iktidara gelmesinin ardından da politikalarında devam etti.

Kalkınmacı demokratik devlet
Dönüşümün üçüncü aşaması, ‘kalkınmacı durum" olarak adlandırılan durumla baş gösterdi. Bu söylem, 2001’de cephe liderliği düzeyinde bir bölünmeye yol açan ve 2005 seçimlerinden sonra derinleşen Eritre- Etiyopya savaşından (1998/2000) sonra Etiyopya siyaset sahnesinde yer almaya başladı.
TPLF, ‘kalkınmacı devlet’ terimini benimsedi ve devrimci demokrasi iddiasından vazgeçti. Bunu, küçük güç yüzdelerine katılmış siyasi parti gruplarını içeren ‘Etiyopya Halkının Devrimci Demokratik Cephesi’ liderliğindeki geniş ittifak takip etti. Bu çerçevede dönemin TPLF lideri ve Başbakanı Meles Zenawi, bu eğilimi “Kalkınmacı devletin ideolojik ve yapısal bileşenleri arasındaki bağ, onu diğer ülkelerden ayıran şeydir” diyerek açıklamıştır.
İdeolojik açıdan kalkınmacı devlet projesinin mesajı, bir meşruiyet kaynağı işlevi gören hızlandırılmış kalkınma idi. Yapısal bileşeni, ‘devletin özerkliğine dayalı olarak politikayı etkin bir şekilde uygulama becerisine’ atıf yapıyordu. Batı, Etiyopya’yı en gelişmiş Afrika ekonomisi için bir model olarak görerek bu projelerin desteklenmesine katkıda bulundu.
Öte yandan cephe ve devlet kadroları, özellikle ayrılma talep eden silahlı hareketlerin varlığı ortasında bu yaklaşımı ‘Etiyopya devletinin parçalanmasını önleyebilecek tek yol’ olarak nitelendirip, haklı göstermeye hevesliydi.
Ancak bu politikaların ana fikirleri, cephenin Etiyopya devletinin yetenekleri üzerindeki kontrolüne dayanan fiili uygulamalarla çelişiyor. Bu durum, otoriteye karşı halk hareketinin gücüne katkıda bulunurken, 2018 yılında TPLF’nin iktidardan dışlanmasına yol açtı.

Cepheye bel bağlama ve Tigray’ın geleceği
Mevcut Başbakan Abiy Ahmed’in iktidara gelmesi ve iktidar koalisyonunun çökmesinin ardından TPLF, başkentten çekilip Tigray bölgesine dönme kararı aldı. Bölgenin geleceğini şekillendirmek için Tigrayan elitleriyle yoğun bir şekilde çalıştı. Seçeneklerin başında ayrılık ve bağımsız bir devlet ilan etmek vardı. Tigray’daki düzenli ordu kamplarını kontrol etme girişimi gibi bazı askeri önlemler de seçenekler kapsamındaydı. Bu askeri önlemler, Kasım 2020’de TPLF ile merkezi hükümet arasında savaşın patlak vermesine yol açtı.
Tigrayan elitlerinin algısında ayrılık sorunu hala esastır. TPLF ise bu konudaki seçeneklerine henüz karar vermiş değil.



Kongo'da Ebola salgını risk seviyesi "çok yüksek" olarak güncellendi

Sağlık çalışanları 21 Mayıs'ta Kongo'daki Ruambara Hastanesi'ne dezenfektan malzemeleri taşıyor (AFP)
Sağlık çalışanları 21 Mayıs'ta Kongo'daki Ruambara Hastanesi'ne dezenfektan malzemeleri taşıyor (AFP)
TT

Kongo'da Ebola salgını risk seviyesi "çok yüksek" olarak güncellendi

Sağlık çalışanları 21 Mayıs'ta Kongo'daki Ruambara Hastanesi'ne dezenfektan malzemeleri taşıyor (AFP)
Sağlık çalışanları 21 Mayıs'ta Kongo'daki Ruambara Hastanesi'ne dezenfektan malzemeleri taşıyor (AFP)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde (DKC) Ebola virüsü salgınının yayılma riskini ulusal düzeyde "yüksek"ten "çok yüksek" seviyesine çıkardı. WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, risk seviyesinin bölgesel düzeyde "yüksek", küresel düzeyde ise "düşük" kalmaya devam ettiğini belirtti.

Ghebreyesus yaptığı açıklamada şu verileri paylaştı:

"Şu ana kadar Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde 7'si ölümle sonuçlanan 82 vaka resmi olarak doğrulandı. Ancak ülkedeki yayılımın boyutunun çok daha büyük olduğunu biliyoruz. Şu anda yaklaşık 750 şüpheli vaka ve bunlara bağlı 177 şüpheli ölüm bulunuyor."

Ghebreyesus ayrıca komşu ülke Uganda’daki durumun istikrarlı olduğunu, DKC'den gelen kişiler arasında biri ölümle sonuçlanan iki doğrulanmış vaka tespit edildiğini kaydetti.

Öfke büyüyor: Hastane çadırları ateşe verildi

Salgının yayılması bölgede toplumsal huzursuzluğa da yol açtı. Virüsün en yoğun görüldüğü merkezlerden birinde, kurbanların (bulaşmayı önlemek amacıyla) hızlı bir şekilde defnedilmesi yerel halkın tepkisini çekti. Çıkan olaylarda protestocular, bir hastaneye ait karantina çadırlarını ateşe verdi.


Kongo'da Ebola vakalarının sayısı şüpheli vaka olarak 671'e, ölüm sayısı ise 160'a yükseldi

Sağlık personeli, Ebola virüsü bulaşmış bir hastayı Kongo'nun Ruambara kentindeki bir tedavi merkezine taşıyor (AP)
Sağlık personeli, Ebola virüsü bulaşmış bir hastayı Kongo'nun Ruambara kentindeki bir tedavi merkezine taşıyor (AP)
TT

Kongo'da Ebola vakalarının sayısı şüpheli vaka olarak 671'e, ölüm sayısı ise 160'a yükseldi

Sağlık personeli, Ebola virüsü bulaşmış bir hastayı Kongo'nun Ruambara kentindeki bir tedavi merkezine taşıyor (AP)
Sağlık personeli, Ebola virüsü bulaşmış bir hastayı Kongo'nun Ruambara kentindeki bir tedavi merkezine taşıyor (AP)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda Ebola virüsü vakaları hızla artmaya devam ederken, Sağlık Bakanlığı 671 şüpheli vaka ve 160 can kaybı bildirildiğini açıkladı.

Bakanlık, laboratuvar testleriyle 64 vakanın ve 6 ölümün kesin olarak doğrulandığını açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise çarşamba günü yaptığı açıklamada yaklaşık 600 şüpheli vaka ile 130’dan fazla şüpheli ölümün kaydedildiğini belirtti. Kurum, tüm vakaların bildirilmemesi nedeniyle gerçek enfeksiyon sayısının çok daha yüksek olabileceğini ifade etti.

Komşu Uganda’da Sağlık Bakanlığı, daha önce doğrulanan iki Kongolu hastaya ilave yeni bir vaka tespit edilmediğini açıkladı. Bakanlık, hastalardan birinin hayatını kaybettiğini, diğer hastanın ise çarşamba günü yapılan ikinci testinin de negatif çıktığını ve tedavisinin sürdüğünü bildirdi.

Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne göre salgın, Uganda ve Güney Sudan sınırındaki kuzeydoğu Ituri eyaletinde başladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu salgın, 1976’dan bu yana Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kaydedilen 17’nci Ebola salgını olarak kayıtlara geçti.

Salgında, Ebola virüsünün nadir görülen “Bundibugyo” türünün etkili olduğu belirtilirken, bu türe karşı onaylanmış bir aşı veya özel bir tedavi bulunmaması nedeniyle salgının kontrol altına alınmasının son derece zor olduğu ifade edildi.

Ebola, enfekte kişilerle ya da vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla bulaşan, son derece bulaşıcı ve ölümcül bir hastalık olarak biliniyor. Batı Afrika’da 2014-2015 yıllarında yaşanan Ebola salgınında 11 binden fazla kişi hayatını kaybetmişti.


Nijerya: Boko Haram militanları iki ayrı saldırıda 33 balıkçı ve orman işçisini öldürdü

Boko Haram'a karşı düzenlenen bir operasyonda Nijerya askerleri (Arşiv - yerel basın)
Boko Haram'a karşı düzenlenen bir operasyonda Nijerya askerleri (Arşiv - yerel basın)
TT

Nijerya: Boko Haram militanları iki ayrı saldırıda 33 balıkçı ve orman işçisini öldürdü

Boko Haram'a karşı düzenlenen bir operasyonda Nijerya askerleri (Arşiv - yerel basın)
Boko Haram'a karşı düzenlenen bir operasyonda Nijerya askerleri (Arşiv - yerel basın)

Nijerya'nın kuzeydoğusunda çatışmaların merkez üssü olan Borno eyaletinde, Boko Haram militanları tarafından düzenlenen iki ayrı saldırıda 33 balıkçı ve oduncu hayatını kaybetti.

Bölgedeki cihatçı karşıtı bir milis grubu ve Balıkçılar Birliği yetkilisinden alınan bilgiye göre, pazartesi günü düzenlenen saldırılarda Mafa bölgesinde 27 balıkçı, komşu Dikva bölgesinde ise 6 oduncu katledildi.

Orduya destek veren cihatçı karşıtı milis grubunun lideri Babakura Kolo, olaya ilişkin yaptığı açıklamada, "Balıkçılar, Mafa kasabasına yaklaşık iki kilometre mesafede motosikletli Boko Haram savaşçıları tarafından durduruldu. 27 balıkçının tamamı kurşuna dizilerek öldürüldü" ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre eyaletin başkenti Maiduguri'de bulunan Balıkçılar Birliği Yetkilisi Abdullahi Sani de can kaybı sayısını doğrulayarak, balıkçıların kurumuş bir göletten avladıkları akciğerli balıklarla geri döndükleri sırada saldırıya uğradıklarını belirtti.

Oduncular hedef alındı

Milis lideri Babakura Kolo, bu katliamdan kısa bir süre önce yine Boko Haram militanlarının, komşu Dikva bölgesine bağlı Malam Maja köyü yakınlarındaki ormanlık alanda odun toplayan 6 kişiyi vurarak öldürdüğünü bildirdi.