Ürdün'ün yeni Meclis Başkanı: Meclis çatısı altında parti bazlı çalışmalar yürüteceğiz

Ürdün Parlamentosu Başkanı Ahmad es-Safadi (Şarku’l Avsat)
Ürdün Parlamentosu Başkanı Ahmad es-Safadi (Şarku’l Avsat)
TT

Ürdün'ün yeni Meclis Başkanı: Meclis çatısı altında parti bazlı çalışmalar yürüteceğiz

Ürdün Parlamentosu Başkanı Ahmad es-Safadi (Şarku’l Avsat)
Ürdün Parlamentosu Başkanı Ahmad es-Safadi (Şarku’l Avsat)

Ürdün Parlamento Başkanı Ahmed es-Safadi, parlamentonun, bireysel çalışmadan uzak parti bazlı çalışmaları organize etme alanında gelecekteki meclis çalışmalarının önünü açması gerektiğini vurguladı.
Safadi, oyalamayı önlemek ve tekrarı azaltmak için mevzuat değişikliği tekliflerinin yeniden değerlendirilmesi amacıyla usul kurallarını değiştirmek için meclis içinde fikir birliği oluşturmaya devam edileceğini vurguladı. Diğer yandan parlamentonun gözetim rolü profesyonel ve dengeli bir siyasi tavırla sokağın parlamentolara olan güveninin yeniden tesis edilmesinde rol oynayacak.
Safadi bu ayın 13'ünde 104 oyla Temsilciler Meclisi Başkanı seçildi. Ülke çapında genel seçim düzeyinde partilere 41 sandalye tahsis eden yeni seçim yasası hükümlerine göre yapılan meclis seçimleri, tarihinde benzeri görülmemiş sonuçlar doğurdu. Bu bağlamda Safadi, Şarku’l Avsat ile yaptığı özel bir röportajda, mevcut parlamentonun bu yılın başında bir siyasi modernizasyon yasası paketini onayladığını söyledi. Bunların başında anayasa değişiklikleri ile seçim ve siyasi partiler kanunları gelmektedir.
Gelecek yıllarda meclisin, parlamento komisyonları içinde tartışma alanlarına sahip olmasını sağlamak gerektiğine vurgu yapan Safadi, bloklar ve koalisyonlar aracılığıyla meclis çalışmalarını organize etmek için komisyonların iç çalışmalarını organize etmek gerektiğini söyledi.
Safadi ilerleyen yıllarda kurulacak olan meclislerin partili kuluçka merkezleri olacağı ve bu parlamentolarda temsilin partili programlarla sağlanacağı gerçeğine dikkati çekti. Buna göre parti temsilinin herhangi bir ihlali, milletvekilini görevinden almakla tehdit edecek. Bu durum, iki parti milletvekilinin bireysel kanaatlerden uzak, üzerinde anlaşmaya varılan parti plan ve programlarına bağlı kalmasını zorunlu kılacak.
Safadi, tüm programların ve fikirlerin parlamento çatısı altında temsil edilmesine izin veren çoğulculuk yoluyla, siyasi yaşamdaki aktif siyasi rengi temsil eden parti konseyleri inşa etmeyi dört gözle bekliyor. Bu, kişilerden ziyade programlarla temsil edilen partili hükümetlerin oluşturulması için zorunlu olarak geniş bir uzlaşmanın yolunu açacaktır.
Önümüzdeki yılın başlarında ilk genel kurulunu yapmak için saflarını seferber eden Ürdün Tüzük Partisi'nin önde gelen kurucularından biri olan Safadi, sokak ile parti çalışmasına olan güveni kademeli olarak yeniden inşa etme fikrini öneriyor.
El-Misak Partisi'nin vatandaşları sadece rüya gibi sloganlarla değil, gerçekçi ve uygulanabilir programlarla temsil etmeyi amaçlayan ulusal bir parti olduğunu ifade eden Safadi, partisinin bugünkü şahıslar aracılığıyla değil, programlarına göre seçildikten sonra önemli bir role sahip olacağını kaydetti.
Safadi, mevcut milletvekillerinin çok büyük bir kısmının El-Misak Partisi’nin kurucuları olduğunu ve partinin doğuşunda ve kimliğinin oluşmasında önemli rol oynadıklarını da sözlerine ekledi. 19. Temsilciler Meclisi'nin yeni başkanı, partisinin muhalif bir partizan olması fikrini önermiyor. Ancak partisi, siyasi ve ekonomik karar alma denklemini etkileyebileceği dengeli ve sorumlu bir parlamento performansıyla, meclis çatısı altında sokağın aynası olmak istiyor.
Safadi, “Parti programları aracılığıyla hükümet politikaları etkilenebilseydi, o zaman El-Misak Partisi’ni kim temsil ederdi? Karar merkezleri mi yoksa Ürdün halkı mı!” diye sordu.
Kamusal çalışma alanında adil ve eşit rekabet ortamı olduğunu vurgulayan Safadi, bugün en önemli şeyin, halkın seçimlere katılım oranlarını yükseltmeye çalışmak olduğunu söyledi. Safadi, “Taraflar bunu başarmak için hareket etmeli. Temsilciler Meclisi içindeki bir sonraki aşamanın en önemli görevleri; parlamentonun sokağın reform taleplerine cevap vermesi ve vatandaşların günlük yaşam alanlarında adalet ve eşitlik eksikliği şikayetlerini azaltmak için çalışmasıdır” diye konuştu.
Safadi, “İktidarın ekonomik reform vizyonlarını resmi medya ortamlarındaki propaganda kampanyalarından uzak, somut bir gerçekliğe yansıtması gereken bir dönemde hükümet vatandaşların ihtiyaç ve özlemleriyle ilgilenmek için sokaklara çıkmalı. Bu, iyi uygulandığı takdirde Bişr el-Hasavine hükümetine destek verilecek” dedi.
Safadi, İsrail'in Filistin halkına karşı günlük saldırıları, Kudüs, Mescid-i Aksa ve Müslümanların ve Hıristiyanların kutsallarına yönelik günlük ihlalleri ile ilgili durumu ele almada sahnenin farklı yaklaşımlar gerektirdiğini söylüyor.
Safadi, “Meclis duygusal patlamalardan uzaklaşmalı ve işgalci devletin uygulamalarının uluslararası forumlarda belgelenmesi için harekete geçmeli. Filistinliler için başkenti Kudüs olan Filistin devletinin ilanı için çaba harcanmalı. Temsilciler Meclisi, Filistin halkının haklarını kazanması için müzakerelere ve ciddi araştırmalara geri dönme gereği konusunda her zaman ılımlı tavrını sürdüren Kral 2. Abdullah'ın arkasında duracak; Ürdün'ün en yüksek ulusal çıkarlarını temsil eden bu pozisyonu destekleyecektir” dedi.



Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
TT

Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.

Yetkililer ve yerel kaynaklara göre, İran'la devam eden savaş bağlamında yakın zamanda gerçekleşen, Iraklı silahlı grubun üst düzey bir yöneticisine düzenlenen gizemli suikast, Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr’da faaliyet gösteren büyük bir petrol kaçakçılığı ağının ayrıntılarını gün yüzüne çıkardı.

Kaynaklara göre, “Ebu Seyf” lakabıyla bilinen ve gerçek kimliği açıklanmayan milis liderinin öldürülmesiyle sonuçlanan “büyük bir olay” yaşandı. Ebu Seyf’in, kaçak petrol ticareti, ilkel yöntemlerle rafine edilmesi ve petrol türevlerinin satışına ilişkin ticari faaliyetlerin başlıca sorumlusu olduğu değerlendiriliyor.

Kimliklerinin açıklanmamasını isteyen yetkililer, güvenlik hassasiyetleri nedeniyle konuşurken, Ebu Seyf’in Irak’ta İran’a yönelik savaşın yarattığı güvenlik gerilimi sırasında bir insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla hedef alınmış olabileceğini belirtti.

Kaynaklar, ABD veya İsrail’in bu operasyonu gerçekleştirmiş olabileceğini değerlendiriyor. Geçen hafta boyunca Irak’ın birçok bölgesi üzerinde yoğun askeri uçak hareketliliği gözlendi. Söz konusu uçuşların, savaşa fiilen katılan grup ve kişileri tespit etmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

28 Mart 2026’dan bu yana Irak semaları; ABD ve İsrail ile İran ve Irak’taki müttefikleri arasında süren bölgesel çatışma nedeniyle İHA’lar, saldırı helikopterleri ve füze hareketliliğiyle yoğun bir askeri faaliyet alanına dönüştü.

Milis ekonomisinin kilit ismi

Kaynaklara göre Ebu Seyf, kamuoyunda fazla tanınmayan, perde arkasında faaliyet gösteren gizemli bir isimdi. Kariyerine, Iraklı Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı milis gücü Mehdi Ordusu saflarında başladı. Daha sonra bazı silah arkadaşlarıyla birlikte gruptan ayrılarak bugün Irak’ta güçlü nüfuza sahip başka silahlı yapılara katıldı.

Son on yılda Ebu Seyf’in, özellikle petrol ticaretine dayanan özel operasyonların yönetiminde merkezi bir figüre dönüştüğü belirtiliyor. Kuzey ve batı Irak’taki aracılarla kurduğu ağ sayesinde, kendi milis bağlantısını gizleyerek “Irak’ın büyük gölge petrol piyasası” içinde faaliyet yürüttü.

Irak’taki paralel petrol piyasasını yakından takip eden bir kaynak, Ebu Seyf’i “İran’a yakın milislerin paralel ekonomisinin sinir merkezlerinden biri” olarak tanımladı.

Ebu Seyf, zaman içinde büyüyen ticaret ağıyla birlikte; petrolün arıtılması, yerel piyasada satılması veya Irak Kürdistan Bölgesi’ne gönderilmesi gibi faaliyetleri yöneten geniş bir sistem kurarak ülkenin “petrol krallarından biri” haline geldi.

Kaçak “Mobil Rafineriler”

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, yıllardır yerel olarak “fırınlar” olarak bilinen mobil rafinerileri kontrol ediyordu. Bu sistemde ham petrol, ana boru hatlarına açılan kaçak deliklerden çekiliyor ve bu küçük rafinerilerde işleniyordu.

Eski bir petrol mühendisine göre bu mobil rafineriler, taşınabilir küçük rafinaj üniteleri olarak tasarlanıyor. Sistem; ısıtma tankı, küçük damıtma kuleleri, soğutma sistemi ve ayrı depolama tanklarından oluşuyor. İşlem sonucunda benzin, kerosen, dizel ve diğer petrol ürünleri elde ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu ilkel yöntem, güvenlik ve çevre standartlarından yoksun olmasına rağmen yüksek kâr sağlıyor. Ancak patlama riski taşıyor ve ciddi çevre kirliliğine yol açıyor. Üretilen yakıtın kalitesi de genellikle düşük olduğundan araç motorlarına zarar verebiliyor.

Bu tür faaliyetlerin izleri, kurulduğu bölgelerde toprak ve yeraltı sularında bıraktığı büyük siyah lekelerden anlaşılabiliyor.

Curf es-Sahr’daki ağ

Güvenlik kaynakları, mobil rafinerilerin özellikle 2014 sonrası güvenlik boşluğu yaşanan bölgelerde yaygınlaştığını belirtiyor. Bu tesisler, küçük petrol kuyularından veya ana boru hatlarından kaçak olarak çekilen ham petrolü işlemek için kullanılıyor.

Ancak Curf es-Sahr’a yıllardır gazeteciler ve araştırmacıların girişinin büyük ölçüde yasaklı olması nedeniyle sahada bağımsız doğrulama imkanı oldukça zor.

Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr, güneydeki petrol sahalarını orta ve kuzey Irak’taki rafinerilere bağlayan stratejik boru hatlarının geçtiği bölge olarak öne çıkıyor.

Bölge, 2014’te DEAŞ kontrolünden geri alınmasının ardından, Iraklı Şii milis grupların en önemli kalelerinden biri haline geldi. DEAŞ’ın çıkarılması sonrasında yaklaşık 120 bin sivil bölgeden ayrılmak zorunda kaldı.

Tarım ağırlıklı bir kasaba olan Curf es-Sahr, sonraki yıllarda milis grupların askeri ve istihbarat operasyonlarını yönettiği karmaşık bir merkez haline dönüştü. Tarım arazileri içinde mobil rafineriler, tanker filoları ve çeşitli ekipmanların gizlendiği ileri sürülüyor.

“Petrol Kralı”nın Ağı

Kaynaklar, Ebu Seyf’in ağının nasıl çalıştığını ise şöyle açıklıyor. Mobil rafinerilerde üretilen petrol ürünleri, resmi taşıma izinleri bulunmayan tankerlerle taşınıyor. Bu ürünler daha sonra özel rafinerilere veya asfalt gibi petrol türevleri kullanan tesislere satılıyor.

Normal şartlarda tankerlerin eyaletler arası kontrol noktalarından geçebilmesi için resmi belgeler taşıması gerekiyor. Ancak Ebu Seyf’in nüfuzu sayesinde bu ürünlerin güvenlik güçlerinin müdahalesi olmadan taşındığı ifade ediliyor.

Operasyonun farklı aşamalarında yer alan çok sayıda müteahhit ve aracı, bu kaçak ekonominin parçası olarak çalışıyor. Bu ağın önemli bir kısmının özellikle Irak’ın kuzey ve batı şehirlerinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor.

Son büyük anlaşma

Kaynaklara göre Ebu Seyf, öldürülmesinden yaklaşık bir ay önce son büyük anlaşmasını gerçekleştirdi. Bu anlaşma ile ağ, yaklaşık 600 bin ton petrol ürünü satarak 120 milyon dolar gelir elde etti. Bunun yaklaşık yarısı Irak iç piyasasına yapılan satışlardan oluşuyordu.

fdfbf
Iraklı milis grupları, 2014 yılında Cerf es-Sahr’da DEAŞ’e karşı askerî operasyonlar gerçekleştirdi ve binlerce sivili bölgeden ayrılmaya zorladı (Halk Seferberlik Güçleri Medyası).

Elde edilen gelirlerin nerede tutulduğu veya nasıl aklandığı bilinmiyor. Ancak petrolün boru hatlarından yasa dışı olarak elde edilmesi nedeniyle bu satışların hemen hemen tamamının “net kâr” olduğu belirtiliyor.

ABD, 2018’den itibaren Irak’taki milis grupların kaçak petrol ekonomisine odaklanmaya başladı. Washington, bu faaliyetlerle ilgili olduğu iddiasıyla birçok Iraklı iş insanına yaptırım uyguladı.

Bölgesel ağlar ve savaş bağlantısı

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, özellikle ağır yakıt ve fuel-oil türü ürünleri bölgesel ağlara satıyordu. Bu ürünler daha sonra İran petrolüyle karıştırılarak farklı belgelerle uluslararası piyasalara gönderiliyordu.

Siyasi kaynaklar, Ebu Seyf suikastının İran’a yönelik savaşın ortasında gerçekleşmesinin, onun sadece ticari faaliyetlerle değil aynı zamanda askeri operasyonlarla da bağlantılı hale gelmesinden kaynaklanmış olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

İddialara göre İran’daki dini liderin öldürülmesinin ardından İran Devrim Muhafızları, Irak’taki müttefik milislere, ABD ve müttefiklerine zarar verecek saldırılar düzenleme talimatı verdi.

Bu bağlamda Curf es-Sahr’dan İHA’larla düzenlenen saldırılar da planlanmış olabilir.

“Curf İmparatorluğu”

Kaynaklara göre Curf es-Sahr’da milis gruplar tarafından kurulan yapı adeta gizli bir “imparatorluk” niteliği taşıyor. Bölgede:

  • Füze ve İHA depoları
  • Yerel patlayıcı üretim ve test tesisleri
  • Mobil petrol rafinerileri
  • Komuta ve istihbarat merkezleri
  • Güçlendirilmiş hapishaneler
  • Balık çiftlikleri ve tarım arazileri

bulunuyor.

Ayrıca bölgenin, Hizbullah unsurları ve Devrim Muhafızları danışmanları için alternatif bir bölgesel merkez olarak kullanıldığı da iddia ediliyor.


Lübnan Başbakanı, İsrail hava saldırıları nedeniyle "insani bir felaket" yaşanabileceği uyarısında bulundu

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
TT

Lübnan Başbakanı, İsrail hava saldırıları nedeniyle "insani bir felaket" yaşanabileceği uyarısında bulundu

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 3 Aralık 2025'te Beyrut'taki hükümet merkezinde gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)

Lübnan Başbakanı Navvaf Selam, dün geceden bu yana İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerine yönelik yaygın tahliye uyarıları ve ardından gelen hava saldırılarından sonra binlerce kişinin evlerini terk etmesi üzerine bugün "insani bir felaket" uyarısında bulundu. Arap ve yabancı ülkelerin büyükelçilerine hitap eden Selam, "Bu yerinden edilmenin hem insani hem de siyasi düzeydeki sonuçları emsalsiz olabilir" diyerek, "yaklaşan bir insani felaket" konusunda uyardı.

İsrail, dün gece ve bu sabah çeşitli noktaları hedef alan askeri gerilimin bir parçası olarak, Lübnan'ın güneyindeki birkaç kasabaya ve Beyrut'un güney banliyölerindeki bölgelere bir dizi hava saldırısı düzenledi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı, "düşman savaş uçaklarının" Lübnan'ın güneyindeki Srifa, Ayta el-Şaab, Tuline, el-Savana ve Mecdel Silim gibi kasabalara gece baskınları düzenlediğini bildirdi. Ajans ayrıca, İsrail savaş uçaklarının güneydeki Akun kasabasının yanı sıra güney Lübnan'daki Kalaviye, el-Haniya ve Hiyam kasabalarını da hedef aldığını belirtti. Ayrıca, Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'nde bulunan Duris kasabasına da iki baskın düzenlendi.

İsrail ordusu bugün Beyrut'un güney banliyölerine bir dizi baskın düzenleyerek çeşitli mahalle ve bölgeleri hedef aldı.


Savaşın başlangıcından bu yana İsrail’in Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 120’den fazla kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)
TT

Savaşın başlangıcından bu yana İsrail’in Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 120’den fazla kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılar, Beyrut’un doğusundaki bir okula sığındı. (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dün açıkladığı yeni verilere göre, pazartesi günü Hizbullah ile İsrail arasında başlayan çatışmalardan bu yana Lübnan’da 123 kişi hayatını kaybetti. İsrail, akşam saatlerinde Beyrut’un güney banliyölerine hava saldırıları başlatmadan önce bölge sakinlerine tahliye uyarısı yaptı.

Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Pazartesi sabahından bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 123’e, yaralı sayısı ise 683’e yükseldi” ifadesi yer aldı. Açıklamada, hastanelere yeni yaralıların getirilmeye devam etmesi nedeniyle sayının artabileceği belirtildi. Daha önce yapılan bir açıklamada yaşamını yitirenlerin sayısının 102 olduğu bildirilmişti.

Resmi medya ve Sağlık Bakanlığı’na göre, Lübnan’ın güneyi ve doğusuna düzenlenen hava saldırılarında 14 kişi hayatını kaybetti. Bu sırada İsrail ordusu, ülkenin geniş bölgelerinde yaşayan sivillere tahliye çağrısını yineledi.

Sağlık Bakanlığı dün akşam yaptığı açıklamada, Batı Bekaa bölgesindeki Meşğara beldesinde bir eve düzenlenen İsrail hava saldırısında “5 yaşında bir kız çocuğu ve 7 yaşında bir erkek çocuğu dahil dört kişinin” yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Aynı bölgede bulunan Labaya beldesine düzenlenen bir başka İsrail saldırısında da iki kişi yaşamını yitirdi. Bakanlığa göre saldırıda üç kişi yaralandı; yaralılar arasında durumu ağır olan iki kız çocuğu da bulunuyor.

Dün daha erken saatlerde ise Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ülkenin güneyindeki Nebatiye vilayetine bağlı el-Kefur beldesinin muhtarı ile eşinin, beldeye düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybettiğini bildirdi.

6j
İsrail bombardımanının ardından Lübnan’ın güneyindeki bir köyden yükselen duman (EPA)

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre aynı bölgede yer alan Zotar eş-Şarkiye beldesinde bir eve düzenlenen hava saldırısında bir erkek, eşi ve iki çocuğundan oluşan bir aile hayatını kaybetti. NNA, ailenin ‘düşman savaş uçaklarının evlerini hedef alan hava saldırısı’ sonucu öldüğünü bildirdi.

İsrail dün saldırılarının kapsamını genişletti. Güney Lübnan’daki çeşitli beldelerin yanı sıra Hizbullah’ın kalesi olarak bilinen Beyrut’un güney banliyöleri ve doğudaki Bekaa bölgesinde yer alan Zahle kenti de hedef alındı. Sağlık Bakanlığı’na göre sabah saatlerinde kentin girişinde bir araca düzenlenen saldırıda iki kişi yaşamını yitirdi.

İsrail, gece yarısından sonra kuzeydeki Trablus kentinde bulunan el-Bedavi Filistin Mülteci Kampı’ndaki bir daireyi de hedef aldı. NNA’ya göre saldırıda Hamas mensubu bir yetkili ile eşi hayatını kaybetti.

Gece saatlerinde ise Beyrut ile kentin uluslararası havalimanını birbirine bağlayan yolda birkaç dakika arayla iki araca düzenlenen İsrail hava saldırılarında üç kişi öldü.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre Hizbullah ile savaşın başlamasından bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında 100’den fazla kişi hayatını kaybederken, 638 kişi de yaralandı.

İsrail Ordu Sözcüsü dün yaptığı açıklamada, Litani Nehri’nin güneyinde ve sınır boyunca yaklaşık 30 kilometrelik alanda yaşayan sivillere yönelik tahliye uyarısını yineledi. Açıklamada, Sur ve Bint Cubeyl’in de kapsama dahil olduğu belirtilerek, “Hizbullah tarafından askeri amaçlarla kullanılan her evin hedef alınabileceği” uyarısında bulunuldu.

İsrail ordusu ayrıca dün öğleden sonra Beyrut’un güney banliyölerindeki bazı mahalleleri kapsayan yeni bir tahliye çağrısı yayımladı. Bu uyarı kentte paniğe yol açtı.

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir dün akşam yaptığı açıklamada, birliklerine Lübnan sınırı boyunca ilerleme ve kontrol hattını derinleştirme talimatı verdiğini duyurdu. Zamir, güney Lübnan’da kilit noktalarda askeri mevziler kurulacağını belirtti.