Türkiye ve Müslüman Kardeşler yol ayrımında mı?

Suçlama, Örgütün ‘kısıtlamalardan’ duyduğu endişenin ortasında, Ankara'daki bir yetkili tarafından yönetildi.

Mısır Baş Müftüsü geçtiğimiz Mayıs ayında ‘Avam ve Lordlar’ kamaralarına hitaben bir konuşma yaparken (Daru’l İfta)
Mısır Baş Müftüsü geçtiğimiz Mayıs ayında ‘Avam ve Lordlar’ kamaralarına hitaben bir konuşma yaparken (Daru’l İfta)
TT

Türkiye ve Müslüman Kardeşler yol ayrımında mı?

Mısır Baş Müftüsü geçtiğimiz Mayıs ayında ‘Avam ve Lordlar’ kamaralarına hitaben bir konuşma yaparken (Daru’l İfta)
Mısır Baş Müftüsü geçtiğimiz Mayıs ayında ‘Avam ve Lordlar’ kamaralarına hitaben bir konuşma yaparken (Daru’l İfta)

Bir Türk yetkilinin Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) örgütüne başta DEAŞ olmak üzere terörist grupların sızdığına dair açıklaması, Müslüman Kardeşler içinde Türkiye’nin örgüte kısıtlama uygulayacağına dair endişe uyandırdı. Radikal örgütler hakkında uzman kişiler, "Türk yetkilinin açıklaması, İstanbul'daki örgüte karşı yaklaşan tırmanışın bir başlangıcı ​​olabilir” dedi. Uzmanlar ayrıca, Türk tarafının DEAŞ ile iletişim kuran veya ona katılan Müslüman Kardeşler unsurlarını yakalamak için harekete geçebileceğini ifade etti.
Bir Türk yetkili, ‘ülkesinin Mısır ile ilişkileri normal seyrine döndürme çabalarını artırmasının’ nedenlerini gözden geçirirken, Müslüman Kardeşler'in durumu ve örgütün yaptığı hatalar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar Çam resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada İhvan’a dair eleştirilerini dile getirdi. Çam, söz konusu paylaşımlarında “İhvan hareketi de maalesef DEAŞ ve bilumum terörist grupların sızmasıyla, parçalanmışlıklarıyla artık eski konumunda değil. Radikalize/terörize edilmiş bir imajı vardır. Patlatılan bombalar, öldürülen masum insanlarla halkın büyük bir kesimi nefret etmiş/ettirilmiş durumda” ifadelerini kullandı.
Mısır'daki radikal meseleler uzmanı Ahmed Ban, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, DEAŞ ve İhvan’ın birlikte olduğu suçlamalarının özellikle İhvan’ın radikalizme karşı bir ‘bariyer’ olmaktan bahsederek kendine güven kazandırdığından beri örgütün biçimini olumsuz yönde etkilediğini ve örgütü yaptırım kapsamına soktuğunu düşünüyor. DEAŞ ve İhvan arasında bağlantı olabileceğine dikkati çeken Ban, Türk hükümetinin bazı resmi açıklamalarla örgütle ilişkilerinin artık olmadığını gösterebileceğini söyledi.
Ban, “Müslüman Kardeşler’in artık eskisi gibi bahis yapmadığına dair bir Türk anlayışı var. İhvan, herhangi bir örgütsel başarıya ulaşamadı. Bazı Türk kurumlarının değerlendirmesine göre Müslüman Kardeşler konusunda herhangi bir güvence söz konusu değil. Örgüt için verilen tek güvence, yalnızca Türkiye Cumhurbaşkanı’nın duygusal güvencesidir. Türk hükümeti, Müslüman Kardeşler’e yönelik eleştirisinde, iki örgüt arasındaki ilişkiyi harekete geçirmek, terörizm ve aşırıcılık ile yüzleşme çabalarını göstermek için herhangi bir bağ arıyormuş gibi görünebilir” dedi.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Katar'ın ev sahipliğinde düzenlenen Dünya Kupası'nın açılış etkinliklerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilk kez el sıkıştı. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı söz konusu açıklamasında, “Filistin /İsrail ilişkisi, 100 milyonluk Mısır halkına tarihi yakınlığımız, iktisadi/ticari ilişkimizin halen bile devam ediyor olması (dünyanın en iyi pamuğu Mısır’da olduğu için tekstil firmaları en başta) vb. pek çok neden var iyi ilişkiler için. Duygusallıkla ülkelerle olan siyaset belirlenemiyor. Bu tokalaşmanın alt yapısında binlerce sayfalık görüşme ve göz nuru çabası var. Tek taraflı değil, çift taraflı gayretle” ifadelerini kullandı.
Ahmet Ban, Müslüman Kardeşler’in endişeleri ve önümüzdeki dönemde Türk tarafının uygulayabileceği kısıtlamalar hakkında, Türkiye'den İhvan'ın DEAŞ ile irtibatı olan veya ona katılan bazı unsurların tutuklanması yönünde hamleler olabileceğini söyledi. Ban, “Türkiye, haklarında gıyaben yargı kararları verilen İhvan'ın bazı üyelerini Mısır'a teslim etmişti. Bu, Kahire ile ilişkilerin normalleşmesi yönündeki çabaların devam ettiğini teyit eden bir mesajdı. Aynı zamanda terörizm ve radikalizmle mücadele bağlamında verilen başka bir mesajdı. Türk yetkilinin açıklaması, Ankara'dan örgüte doğru atılacak bir adımın başlangıcıdır ve seçimler yaklaşırken Müslüman Kardeşler’e karşı başka hamleler görebiliriz” dedi.
Mısırlı uzman, Müslüman Kardeşler’in şu an içinde bulunduğu durum hakkında ise “Türk yetkilinin son açıklamalarından sonra örgüt unsurları arasında endişeler söz konusu. Bu endişeler bir süredir vardı, ancak şimdi arttı. Türkiye'nin artık örgüt unsurları için güvenli sığınak olmadığı konusunda Müslüman Kardeşler saflarında bir anlaşmazlığın varlığına ek olarak, bazı İhvan unsurlarının Türkiye'den başka bir ülkeye yönelmesi konusunda hareketler var” şeklinde konuştu.
Ankara, geçtiğimiz aylarda Kahire'nin ‘olumlu’ olarak nitelendirdiği bazı adımlar attı. Bu adımlar, kendi topraklarındaki Müslüman Kardeşler örgütünün ‘provokatif’ medya ve siyasi faaliyetlerinin durdurulması ve örgüte bağlı medya çalışanlarının Mısır'ı eleştirmesini engellemesi ile ilgiliydi. Türk hükümeti, daha önce Müslüman Kardeşler’e mensup medya çalışanlarını Türkiye'nin talimatlarına uymaları konusunda uyardı.
Mısır’daki Daru’l İfta Kurumu tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, DEAŞ, El Kaide, en-Nusra, Boko Haram ve diğer terörist grupların fikirlerinin incelendiği ve araştırmalara göre tüm terörist grupların kökenlerinin Müslüman Kardeşler’e dayandığının tespit edildiği ifade edildi.
Mısır Müftüsü Şevki Allam da geçtiğimiz Mayıs ayında İngiliz parlamentosunda yaptığı konuşmada, Mısır hükümeti tarafından terörist olarak nitelenen Müslüman Kardeşler’in faaliyetlerinden bahsetti. Müftü Allam, İngiliz Parlamentosu üyelerine İngilizce yazılmış ve kanıtların yer aldığı bir belge dağıttı. Söz konusu belge, İhvan'ın kuruluşundan bu yana yaklaşımını ve ‘terör örgütleri’ ile olan ilişkisini ortaya koyuyor.
Daru’l İfta’nın raporunda, Müslüman Kardeşler örgütünün o dönemdeki Dini Lideri Mustafa Meşhûr'un tanınmasıyla kuruluşundan bu yana terör ve şiddet yaklaşımını benimsediği ifade edildi. Meşhûr, bazı konuşmalarında şiddet ve silahlı güç kullanma gerekliliğinden bahsediyordu. Raporda örgütün iki yüzlü çalıştığına işaret edilirken birincisinin, Müslüman Kardeşler’in kendilerini kitlelere reformcular ve bir muhalefet gücü olarak sunduğu yüzü, ikincisinin ise sorumluluğu terör operasyonları ve suikastları gerçekleştirmek olan gizli aygıtın kuruluşunda temsil edilen yüzü olduğu belirtildi.
Raporda, örgütün kurucusu Hasan el-Benna'nın örgütü bir reform hareketi olarak sunduğu, ardından şiddeti meşrulaştırdığı ve şeriat uygulama bahanesiyle örgüte dini bir karakter verdiği belirtildi. İhvan teorisyeni Seyyid Kutub'a gelince, şiddet kullanımını haklı çıkarmak için teoriler geliştirdi. Rapor ayrıca, ‘el-Benna tarafından kurulan ve 1938'de Mısır yasalarını ihlal ederek askeri olarak eğitilen yaklaşık 45 bin genci içeren İhvan’ın silahlı kolları hakkında da bilgi veriyor. Raporda ayrıca 1940 yılında kurulan Müslüman Kardeşler'in eski genel rehberi Muhammed Mehdi Akef'e göre görevi, örgütün seçkin bir grup üyesini özel görevleri yerine getirmeleri için eğitmek olan Cihadu’l Has’tan da bahsedildi.
Rapor, Müslüman Kardeşler'in, DEAŞ ve El Kaide ile ilişkisine dair pek çok kanıt sundu. Muhammed Mursi'nin 2013'te iktidardan indirilmesinin ardından bazı Müslüman Kardeşler üyelerinin DEAŞ saflarına katılmasından bahseden raporda ayrıca, ‘Devrim Tugayı’ ve ‘Hasm’ gibi silahlı hareketlerin Müslüman Kardeşler’in kolları olduğuna dikkat çekildi.



Katz, uzaydan saldırı yetenekleri geliştirme planını açıkladı

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz (DPA)
TT

Katz, uzaydan saldırı yetenekleri geliştirme planını açıkladı

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz (DPA)

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, hükümetinin uzayda askeri yetenekler geliştirmeyi hedeflediğini açıkladı. Katz, İsrail'i dünyada uzay savaşı yürütebilecek ilk ülke konumuna getirmek amacıyla, bu yeteneklerin "sistemleri çökertme/kesintiye uğratma" ve uzaydan yeryüzüne "kinetik saldırı" gerçekleştirmeyi içerdiğini belirtti.

İsrail Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Katz'ın bu ifadeleri, Perşembe akşamı bakanlık bünyesindeki "Terörle Ekonomik Mücadele Ulusal Karargahı" tarafından düzenlenen "Ekonomik Savaş" konferansının açılışında geldi. Konferansa Şin Bet (İç İstihbarat) Başkanı David Zini, Mossad (Dış İstihbarat) Başkanı Roman Gofman ve İsrail güvenlik teşkilatından üst düzey yetkililer katıldı.

Katz, güvenlik teşkilatının uzaydaki yeteneklerini güçlendirmek için büyük çaba sarf ettiğini söyledi. Bakan Katz, "Başbakan Binyamin Netanyahu, önümüzdeki on yıl içinde savunma bütçesine (normal savunma bütçesinin üzerine) 350 milyar şekel eklenmesine karar verdi. Buradaki amaç, tüm düşmanlara karşı İsrail lehine farklı bir korku dengesi yaratacak devasa bir askeri güç inşa etmektir. Bu sadece liderlik düzeyinde alınmış operasyonel bir karar değil, aynı zamanda inşa edilen ekonomiye ve (uçaklar hariç) güvenlik ihtiyaçlarının çoğunu İsrail içinde üretme kapasitesine duyulan güvenin bir ifadesidir" dedi. Başbakan ile kendisinin belirlediği ve İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) bu doğrultuda talimat verdiği öncelikli hedeflerden birinin "uzay" olduğunu da sözlerine ekledi.

dbfdrbfr
Lübnan-İsrail sınırı yakınlarında hareket halindeki İsrail Merkava tankları (Arşiv - AFP)

Katz açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Uzay; aşağıda kontrol ettiğiniz alanın büyüklüğünün, nüfus yoğunluğunun ve diğer pek çok konunun önemini yitirdiği bir yerdir. İsrail'in hedefi sadece 'uzayda var olmak' ya da 'oraya yerleştirdiklerimizi koruyup başkalarının hamlelerini boşa çıkarmak' ile sınırlı değil; aynı zamanda 'oradan aşağıya doğru (yeryüzüne) operasyon yapabilmeyi' de kapsıyor."

"Dünyada uzaydan saldırı yeteneğine sahip hiçbir ülke yok"

Bunun saldırı yetenekleri geliştirmeyi içerdiğini açıklayan Katz, kendi ifadeleriyle "Sistemleri çökertmek —ki bu oldukça erken bir aşamada gerçekleşecek— ve kinetik saldırı" unsurlarına değindi. İsrail'in şu anda bu alandaki "en parlak beyinleri" bünyesine kattığını belirten Katz, "Bugün dünyada hiçbir ülkenin uzaydan saldırı yeteneği bulunmuyor. Bu nedenle İsrail, bu kabiliyette dünyada lider ülke olmalıdır" şeklinde konuştu.

Katz, İsrail'in bu güce sahip olması durumunda, bunun "büyük kaynaklara sahip düşmanlar karşısında caydırıcılıkta, saldırı ve imha kapasitesinde üstünlük sağlayacağını" iddia etti.

İsrail hükümetinin, son aylarda İran, Hizbullah ve hatta Gazze Şeridi'ndeki Hamas ile olan savaşları kesin bir askeri zaferle sonuçlandıramadığı yönünde ülke içinde ve dışındaki eleştirilere yanıt olarak sık sık yeni savaş planları açıkladığı biliniyor.

sdbtryj
Savunma Bakanı Israel Katz (ortada), 2025 yılı savunma ihracatı raporunu teslim alıyor (İsrail Savunma Bakanlığı)

Katz'ın uzay yarışı ve uçuşlarından bahsettiği bir dönemde, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD desteği olmasaydı İsrail 15 dakika içinde yok olurdu yönündeki açıklamalarının yankıları sürüyor. Netanyahu da bizzat İsrail'in 7 Ekim'de yok olmanın eşiğine geldiğini ifade etmişti.

Hoşen planı: Ordunun yeniden inşası

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısında başarısızlığa uğrayan orduyu yeniden yapılandırmak amacıyla Ocak ayında yeni bir plan ortaya koymuştu. 2026 ile 2030 yılları arasındaki 4 yıllık dönemi kapsayan bu plan, Hamas saldırısı ve ardından gelen savaşa ilişkin soruşturmaların sonuçlarına dayanarak hazırlandı. Tevrat'tan esinlenerek "Hoşen" adı verilen plan iki temel hat üzerine kuruldu: Yoğun operasyonel faaliyetlerin sürdürülmesi ve askeri gücün yeniden inşası.

İsrail’in Kanal 13 televizyonuna göre plan; Gazze, Lübnan ve İran'daki savaşlardan çıkarılan dersler ışığında, askeri teşkilatın durum değerlendirmesi ve siyasi kanadın yönlendirmesiyle oluşturuldu. Plan; İnsan, Savaşa Hazırlık, Yeteneklerin Geri Kazanılması ve Rehabilitasyon, Sınırlar, Hava Savunma ve Yere Yakın Tehditler gibi 12 ana başlığı içeriyor.

fdefbr
8 Aralık 2025'te Gazze Şeridi'nin Refah kentinde bir tünel girişinde bekleyen İsrail askerleri (AP)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth (Yedioth Ahronoth / Israel Hayom) gazetesine göre plan, aynı zamanda ordunun saldırı amaçlı manevra yeteneklerini geliştirmeyi, birliklerin yoğun ve hassas ateş altında çalışmaya devam edebilmesini güvence altına almayı, istihbarat kapasitesini artırmayı, robotik ve otonom sistem projelerini desteklemeyi, uzay alanındaki yetenekleri genişletmeyi ve bu alandaki askeri operasyonlara hazırlık amacıyla kapsamlı kurumsal değişiklikler yapmayı hedefliyor.

Mali boyut

Kanal 13'ün haberine göre, Hoşen planı mali açıdan, on yıllık bir süre zarfında yaklaşık 350 milyar şekel (yaklaşık 111 milyar dolar) tutarında uzun vadeli bir askeri güçlendirme programına dayanıyor. Bu devasa bütçe, İsrail Parlamentosu'nun (Knesset) 24 Mart 2026'da askeri kurumlar için kabul ettiği 143 milyar şekellik (yaklaşık 38,6 milyar dolar) bütçeye ek olarak geliyor. Bu miktara ayrıca ABD'den sağlanan yaklaşık 22 milyar şekellik (yaklaşık 5,9 milyar dolar) askeri yardım da dahil ediliyor.

Boğazda yeni bir güzergah

Uzmanlar, mutabakat zaptında da belirtildiği üzere bu durumun, İran ve Umman arasında su yolunun gelecekteki yönetimine ilişkin görüşmelerle aynı döneme denk geldiğine dikkat çekiyor. Görüşmelerde hizmetlerin "maliyeti" (harç/ücret) fikri ortaya atılırken, ABD herhangi bir harç ya bir vergi uygulanmasına şiddetle karşı çıkıyor.


Hürmüz’de gemiye saldırı sonrası trafik yavaşladı

26 Haziran 2026'da Umman kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
26 Haziran 2026'da Umman kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
TT

Hürmüz’de gemiye saldırı sonrası trafik yavaşladı

26 Haziran 2026'da Umman kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)
26 Haziran 2026'da Umman kıyılarından görülen Hürmüz Boğazı'ndaki gemiler (Reuters)

Gemi takip verilerine göre, Tayvanlı bir şirket tarafından işletilen gemiye İran tarafından ateş açılmasından saatler sonra Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi sayısı bu hafta başındaki seviyelere kıyasla düşüş gösterdi.

Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), Umman yakınlarında düzenlenen saldırıda geminin hasar görmesinin ardından, Körfez'de mahsur kalan yüzlerce gemi ve binlerce denizciyi tahliye etmek amacıyla yürütülen gönüllü programı askıya aldı.

Buna rağmen, Londra Borsası Grubu (LSEG) ve "MarineTraffic" tarafından Cuma günü yayınlanan veriler, her biri 2 milyon varile kadar petrol taşıma kapasitesine sahip 3 süper tanker dahil olmak üzere en az 4 tankerin yükleme yapmak üzere Körfez'e giriş yaptığını ortaya koydu.

Ayrı nakliye verileri, 2 süper tankerin İran petrolü yüklemek üzere boğaza girdiğini gösterirken, enerji analiz şirketi Kpler'in verilerine göre başka bir tanker de 2 milyon varil petrol yüküyle Hürmüz Boğazı'nın Umman tarafını kullanarak çıkış yaptı.

Petrol alıcıları, Washington ile Tahran arasında varılan ateşkes anlaşmasının ardından, İran savaşı nedeniyle aylardır süren kesintilerin ardından tedarikin istikrara kavuşmasını umuyordu.

115 Gemi tahliye edildi

Öte yandan Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Cuma günü yaptığı açıklamada, ABD-İran mutabakat zaptı sonrasında başlatılan tahliye operasyonu kapsamında 115 gemi ve yaklaşık 2 bin 500 denizcinin Hürmüz Boğazı üzerinden Körfez'den çıkarıldığını duyurdu. IMO Genel Sekreteri Arsenio Dominguez, "Bir gemiyi hedef alan saldırının ardından tahliye operasyonlarını askıya almış olsak da bazı gemiler Hürmüz Boğazı'nın güney kesiminden geçmeye devam ediyor" dedi.

Çatışmalar başlamadan önce boğazdan günlük ortalama 125 gemi geçiyordu. Şarku’l Avsat’ın Kpler’den aktardığı verilere göre ham petrol, petrol ürünleri ve kimyasal madde taşıyan tankerlerin gidiş-dönüş sefer sayısı Çarşamba günü çatışma öncesinden bu yana en yüksek seviye olan 27'ye, Perşembe günü 24'e ulaşırken, Cuma günü ise 13'e geriledi.

AXSMarine şirketi tarafından yapılan ayrı bir analiz ise, kuru yük gemileri de dahil olmak üzere boğazdaki toplam çift yönlü deniz trafiğinin 24 Haziran'da 62 sefere ulaştığını ve bunun çatışmanın başından bu yana bir günde kaydedilen en yüksek rakam olduğunu gösterdi. Şirket, bu rakamın geçen yılın aynı günündeki trafiğin yüzde 53'üne tekabül ettiğini belirterek, Trafik henüz tamamen normale dönmüş değil değerlendirmesinde bulundu.

Gemiye ateş açıldı

Tayvanlı Evergreen Marine şirketi, Umman yakınlarında bir gemilerine bilinmeyen bir nesnenin" isabet ettiğini açıkladı. Amerikalı yetkililer ise Perşembe günü Reuters'a yaptıkları açıklamada, gemiye İran tarafından ateş açıldığını belirtti.

Baltık ve Uluslararası Denizcilik Konseyi (BIMCO) Güvenlik ve Emniyet Müdürü Jakob Larsen, "Bu saldırı, gemilerin tahliyesi ve Hürmüz Boğazı'ndaki trafiğin yeniden başlaması planlarına bir darbe indirdi, ancak yine de bazı geçişlerin yapılması bekleniyor" dedi. Larsen ayrıca, "Bu durum, ABD ile İran arasında boğazdaki deniz seyrüseferinin yeniden başlatılması konusunda net ve kesin anlaşmalar yapılmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor" ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise Tahran ile koordinasyon sağlanmadan Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin garanti edilemeyeceğini savundu. İran devlet televizyonu da Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin uyarılarının ardından, Hürmüz Boğazı'nı "yetkisiz" şekilde geçmeye çalışan 3 yabancı petrol tankerinin geri döndüğünü duyurdu.

İran: Hürmüz'de kontrol hakkı bizim

Bu gelişmelerle bağlantılı olarak İran, Cuma günü yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı'ndaki deniz seyrüseferini kontrol etme hakkını yineledi. Umman yakınlarında bir gemiye düzenlenen saldırıdan bir gün sonra gelen bu açıklama, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ön anlaşmanın kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Kazım Garibabadi, X (eski adıyla Twitter) platformunda yaptığı paylaşımda, "Boğaza kıyıdaş bir ülke olarak İran'ın rolünü göz ardı eden muğlak düzenlemeler, alternatif rotalar veya kararlar altında Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçiş garanti edilemez" dedi.

Küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) arzının beşte birinin geçtiği boğazdaki trafiğin yavaşlamasına ve İran ile ABD arasında geçen hafta varılan geçici anlaşmaya ilişkin çelişkili yorumlara rağmen, petrol fiyatları Cuma günü düşüşünü sürdürdü.

Anlaşma konusunda endişeli olan bölgesel müttefiklere güvence vermek üzere Körfez turuna çıkan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (metindeki isim karışıklığı düzeltilerek: Antony Blinken / Marco Rubio) Perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, İran'ın boğazdaki gemileri tehdit etmesi veya geçişlerini engellemesi durumunda "sorun yaşanacağını" söyledi.

Yayınlanan ortak bildiride, ABD ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) dışişleri bakanları, Hürmüz Boğazı'nda "koşulsuz ve kısıtlamasız seyrüsefer özgürlüğü" vurgusu yaparak, her türlü harç, vergi veya boğaz üzerinde kontrol sağlama girişimini reddetti. Bildiride ayrıca, bölgede kalıcı barış ve güvenliğin sağlanmasının, İran'ın balistik füzeleri, insansız hava araçları ve bölgedeki vekillerine verdiği destek dahil olmak üzere her türlü tehdidine karşı koymayı gerektirdiği belirtildi.

İran'dan yanıt

İran Dışişleri Bakanlığı Cuma günü verdiği yanıtta, geçici anlaşma hükümlerine göre Hürmüz Boğazı'nın kendi idaresi ve Umman Sultanlığı altında olması gerektiğini vurguladı. Bakanlık, düşmanca politikaların sürdürülmesi ve bölge işlerine müdahale edilmesi konusunda uyarıyoruz açıklamasında bulundu.

İran, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta kendisine karşı başlattığı savaşın ardından boğazı fiilen kontrol altına almış, bu durum petrol akışını sekteye uğratarak küresel enerji piyasalarında ve genel olarak dünya ekonomisinde çalkantılara yol açmıştı.

İran tarafından boğazdan geçiş taleplerini yönetmek üzere kurulan Körfez Boğazı Yönetim Otoritesi, yetkisiz rotaların kullanılmasından doğacak sorumluluğun gemi sahibine, işletmecisine ve kaptanına ait olacağını duyurdu. ABD hükümetinden konuya ilişkin henüz bir yorum gelmedi. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, bu ayın başlarında yaptığı açıklamada, İran'ın boğazın yeniden açılmasını da içeren geçici anlaşmaya uymaması halinde ABD'nin İran'ı yeniden vurabileceği uyarısında bulunmuştu.

Boğazda güney rotası

Uluslararası Denizcilik Örgütü ve Umman, bu hafta savaş nedeniyle mahsur kalan yüzlerce gemiyi tahliye etmek amacıyla boğazda yeni bir güney rotası duyurmuş, bu adım Tahran'ın tepkisini çekmişti. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung Cuma günü yaptığı açıklamada, Okyanuslar Bakanlığı'nın 8 geminin ayrıldığını bildirmesinin ardından, 3 Güney Kore gemisinin daha hafta sonu Hürmüz Boğazı'ndan ayrılacağını belirtti.

Bu durum, mutabakat zaptında yer aldığı üzere İran ve Umman arasında su yolunun gelecekteki yönetimine ilişkin görüşmelerle aynı döneme denk geliyor. Görüşmelerde hizmet "maliyetleri" (harç/ücret) fikri gündeme getirilirken, ABD herhangi bir harç veya vergi uygulanmasına şiddetle karşı çıkıyor.


Trump: İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere 4 İHA gönderdi

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump: İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere 4 İHA gönderdi

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, cuma günü İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere en az dört saldırı amaçlı insansız hava aracı (İHA) gönderdiğini, bunlardan birinin bir yük gemisinin üst güvertesine isabet ettiğini söyledi.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, "Gemi hasar gördü ancak yoluna devam etmeyi başardı. Diğer üç İHA'yı ise düşürdük. Bu, varmış olduğumuz ateşkes anlaşmasının açık bir ihlalidir." ifadelerini kullandı.