Gerçeklik ve umut arasında Suudi Arabistan

Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül, Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr ile konuştu

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
TT

Gerçeklik ve umut arasında Suudi Arabistan

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı

Suudi Arabistan geçtiğimiz yıllarda hemen her alanda büyük bir rönesansa, kademeli bir dışa açılıma ve geniş reformlara tanık oldu. Ancak bu gelişme bazılarında hoşnutsuzluk yaratsa da kalkınma planları toplumdan büyük destek gördü.
Diğer yandan Riyad yönetiminin ev sahipliğinde yapılan ve ABD Başkanı Joe Biden'ın da katıldığı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi, Suudi Arabistan'ın uluslararası alanın önde gelenlerinin yanı sıra bölge ve komşu ülkelerle ilişkilerinde dikkat çekici bir gelişmeye sahne oldu.
Aynı şekilde Türkiye ile ilişkilerde de önemli ölçüde gelişme kaydedilirken bu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan'a gerçekleştirdiği ziyaretle ve sonrasında Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman'ın Türkiye'de temaslarda bulunmasıyla sonuçlandı.
Şu an Suudi Arabistan'ın Türkiye Merkez Bankası'ndaki mevduatının 5 milyar dolar olmasıyla ilgili istişarelerin devam ettiği duyuruldu. İran'la da bazı görüşmeler gerçekleşti. 
Filistin meselesinde kararlı duruş sergileyen Suudi Arabistan, Suriye ve Irak'ın toprak bütünlüğünü desteklemesiyle ve bölgede ve dünyada barışı ve güvenliği teşvik etmesiyle hem bölgede hem de dünyada önemli bir yere sahip.
Suudi Arabistan'ın politikası, planları ve ilişkileri hakkında daha fazla bilgi edinmek için görüşme gerçekleştirdiğimiz Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, ülkesinde monarşinin önemini anlatarak başladığı röportajda sürece dair birçok açıklamada bulundu.
 
Köklü hükümet sisteminin önemi

Suudi Arabistan'da monarşinin, yabancı ya da ithal bir sistem olmadığından devletin tarihi, sosyal ve siyasi yapısının bir ürünü olduğunu belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, devleti büyük şoklardan koruma, değişen koşullara, iç ve dış çevreye uyum sağlama ve gelişme gibi yeteneklerini kanıtlamış olan Suudi Arabistan monarşisinin elde ettiği başarıya dikkat çekti. İstikrarı ve güvenliği bu denli sağlayabilecek başka bir sistem olmadığını vurguladı.  
Suudi Arabistan'da istikrarın temel saç ayaklarından birinin yönetimin İslam hukukuna dayalı olması olduğunu ifade eden Dr. Abdulaziz bin Sakr bunun ülkenin İslam hukuku ilkelerine dayanan anayasasında ve Suudi Arabistan'ın Arap Yarımadası'ndaki kuruluşundan bu yana dayandığı tevhit (tek ilah ve ilahın bir olduğu) inancında somut bir şekilde görüldüğünü belirtti.
Suudi Arabistan'ın geniş bir alana sahip olduğu ve bu yüzden neredeyse bir 'yarı kıta' sayıldığı, kuzeyde, güneyde, batıda ve doğuda birçok kabileye ev sahipliği yaptığı herkesçe iyi bilindiğini kaydetti.
Rahmetli Kral Abdulaziz bin Abdurrahman el-Faysal Al Suud'un bu kabileleri Kelime-i Tevhid (Allah'tan başka ilah yoktur. Muhammed onun resulüdür) bayrağı altında birleştirmeyi başardığını ifade eden Sakr, Suudi Arabistan'ı yöneten Al-i Suud'un ülkenin birleşmesi ve gücü için temel bir dayanak olarak gördüğü kabilelerle güçlü bir ilişkiyi sürdürdüğünü, kabilelerin tevhit bayrağı altında birleşmesinin ülkeyi güçlendirdiğini vurguladı.

Batı'nın demokratik modelinin bizim sistemlerimizde yönetim için en iyi ve en uygun model olmadığının altını çizen Dr. Abdulaziz bin Sakr, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çünkü bizim sistemlerimiz köklü monarşi sistemleri ve aynı zamanda toplumla güçlü bir ilişki içinde olan adil sistemlerdir. Bu ilişki, İslam hukuku ile yönetildiğinden adaletin ve Allah'ın hukukunun hakim olduğu ve kanunların ayrım gözetmeksizin ve istisnasız herkese uygulandığı önemli bir ilişkidir. Bu da Suudi Arabistan hükümetinin yanı sıra geçmişteki ve mevcut kralları tarafından teyit edildi. Suudi Arabistan'ın yöneticileri, ülkeyi herkes için geçerli olan Allah'ın yasasına göre yönetirler. Suudi Arabistan'da artık yasalarda ve içerideki sivil ilişkilerde modernizasyon aşamasına geçilmiştir. Suudi Arabistan, Kral Selman bin Abdulaziz döneminde tüm algıların aşıldığına tanık olurken gelişme ve modernize adımları da devam ediyor."

Kalıplaşmış imajın değişmesi

"Suudi Arabistan hakkında, 1970'li yıllarda basmakalıp bir imaj oluşturuldu. Özellikle 1973 yılındaki Ekim Savaşı'nın bir sonucu olarak bazı ülkelere petrol ihraç etmeyi bıraktığında Suudi Arabistan için böyle bir imaj çizildi. Söz konusu ülkelerin gözünde, Suudi Arabistan hakkında yanlış bir imaj oluşturuldu. Bu imajla Suudi Arabistan, Batı'ya petrol ihracatını kesen, zenginlik ve lüksün hakim olduğu bir ülke olarak gösterildi. Dünyayı kasıp kavuran terör eylemleri sahnesinde bir başka tablo daha çizilerek İslam dininin terörü körükleyen ya da benzerini yapan bir inanç olarak lanse edildi. Suudi Arabistan da çizilen bu tablonun kurbanlarından biri oldu. Bu basmakalıp, ülkede kadın haklarının olmadığına dair gerçek dışı resim çizilirken Suudi Arabistan karşıtı filmler, diziler ve haberler zihinlerin zehirlenmesine katkıda bulundu.
Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman son yıllarda gerçekleştirilen büyük reformlarla Suudi Arabistan'ın bu yanlış imajdan kurtulmasını istiyorlar. Bu kademeli sosyal açılım ve Suudi Arabistan'ın kendisi ve tüm dünya ülkeleri için iyilik, refah ve sürdürülebilir kalkınma arzusunun bir göstergesidir. Suudi Arabistan ılımlı İslam hakkındaki gerçeği ortaya koymak istiyor. Radikalizm ve terörizmin her biçimiyle mücadele ediyor. İslam dini, radikalizmi ve terörizmi reddeder, kalkınmayı ve insani gelişmeyi hedefler. Şu an sürdürülen açılım ve reform, Suudi Arabistan'ın kapsamlı kalkınma için benimsediği Vizyon 2030 çerçevesinde yapılıyor. Açılım ve reform, sosyal ve ekonomik açıdan son derece önemlidir.
Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'u, gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve birincil gelir kaynağı olarak petrol kaynağına bağlılığın azaltılması gibi temel konuları dikkate alıyor. Özel sektör ile kamu sektörü arasında ortaklık kurulmasını amaçlıyor. Ülkeyi ilgilendiren modern endüstrilere yönelik eğilimi yönlendiriyor. Ayrıca işsizlik oranını düşürmeyi ve vatandaşların iş güvenliğini artırmayı hedefliyor. Kadın ve erkeklere eşit fırsatlar vererek haklarını dikkate alan Vizyon 2030, bunun sonucunda Suudi Arabistanlı kadınların her alanda istihdam edilme oranını son yıllarda önemli ölçüde artırdı.
Gerçekleşen bu dönüşüm, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Suudi Arabistan'ın genç toplumunun değerlerini korurken dünyanın önemli bir parçası olmaya iyi hazırlaması gerektiğini vurgulayan vizyonuna dayanıyor. Bu açılım, sosyal ve dini ilkelerden uzaklaşmayı ya da sapmayı amaçlamıyor. Bizim yaklaşımımız ılımlı derken; radikalizmi, terörizmi ve ötekileştirmeyi reddeden ılımlı İslam'ı kastediyoruz. Ilımlı İslam, en başta insan haklarına saygılıdır. Kalkınma diyerek kastettiğimiz, insanın donanımlı hale gelmesi için geliştirilmesi, ardından doğru kişinin doğru yere yerleştirilerek kalkınmaya katkı sağlamasıdır."

Eğitime destek verilmesi ve geliştirilmesi
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan'da eğitim alanında atılan adımlara ilişkin şunları söyledi:

"Suudi Arabistan toplumun gelişmesinde bilginin rolüne inandığından dolayı binlerce öğrencisini dünyanın belli başlı ülkelerine ve çok sayıda kişinin mezun olduğu önemli uluslararası üniversitelere gönderdi. Örneğin şu an Suudi Arabistan'dan Kanada'da okuyan burslu bin 200'den fazla doktor ve ABD'de yaklaşık 200 bin öğrenci var. Suudi Arabistan eğitim olmadan güçlü bir toplum olunamayacağına ve insan unsurunun kalkınmanın temeli olduğuna inandığından, yurtiçinde ve yurt dışında eğitim konusuna özel bir önem veriyor." 
 
Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'unun devasa projelere odaklandığı anlattı

 
Vizyon 2030 
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'unun dayandığı sabiteler olduğunu ve bunların başında da gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve özel sektör ile kamu sektörü arasındaki ortaklığın bulunduğunu söyledi.
Vizyonun ülke içindeki kalkınma sektörlerine ve devlet tarafından benimsenen devasa projelere odaklandığını belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, sözlerine şunları ekledi:

"Örneğin şu an Kızıldeniz kıyısında büyük kalkınma projelerimiz var. Turizm, spor ve sanayi şehirleri kurulacak. Dolayısıyla özellikle Suudi Arabistan'ın Ortadoğu'nun en büyük pazarı olmasından dolayı yerli ve yabancı şirketler ile yatırımcılar açısından oldukça büyük ve çok önemli yeni fırsatlar var."

İran ile ilişkiler
Suudi Arabistan'ın ekonomi ve sosyal açıdan başta bölge ülkeleri olmak üzere tüm uluslararası arena ile olan ilişkiler hakkında açıklamalarda bulunan Dr. Abdulaziz bin Sakr, bu bağlamda, Suudi Arabistan'ın İran'a yönelik taleplerine ilişkin şunları aktardı:

"(İran'ın) bölge ülkelerinin iç işlerine karışmayan, mezhepçiliği nüfuzunu genişletmek için bir araç olarak kullanmayan, teröristleri desteklemeyen, terörü teşvik etmeyen, deniz seyrüseferini tehdit etmeyen ve Yemen'de Husiler, Lübnan'da Hizbullah gibi milis yapılar oluşturmayan ve desteklemeyen bir komşu olmasını istiyoruz. Ortağımız olarak Körfez sularını paylaşabileceğimiz güvenli bir komşu olması arzusundayız. O bize olumlu bir şekilde yaklaşırsa biz de ona aynı şekilde yaklaşırız. Fakat İran bölge ülkeleriyle değil, silahlı gruplarla ve milislerle muhatap olmayı seçti. Mezhepçi güçleri desteklemesi ve kendisini Körfez'in polisi olarak görmesinin yanı sıra mezhepçiliği nüfuzunu genişletme aracı olarak kullanmayı tercih etti. Bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden bir nükleer program yürütüyor.
Eğer İran bu tutumunu değiştirseydi ve komşu ülkelere saygı duysaydı, egemenliği ve bağımsızlığı saygı, uluslararası hukuk ve mevzuat çerçevesinde ele alabilseydi, şu an ne bu krizin içinde ne de bu kötü ekonomik durumda olurdu. Bu ekonomik ablukayı yaşamazdı. Coğrafi olarak bize daha yakın olduğu için Körfez ülkelerini kazanırdı. Ama o diğer yolu, yani hegemonya, şantaj ve tehdit yolunu seçti. Şu an İran'ın dört bir yanında yaygın olarak düzenlenen protestoların ve grevlerin asıl sebebi iktidardaki rejimdir. İran halkı artık dayanamadı ve haklarını talep etmek için meydanlara çıktı. İran halkının tahammülü kalsaydı, haklarını talep etmek için meydanlara çıkmazdı."

Irak
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan ile Irak arasındaki ilişkilere ilişkin de açıklamalarda bulundu:

"Suudi Arabistan 2003 yılından bu yana, ABD'nin Irak'ı İran'a bir altın tepside sunduğu ve İran'ın Irak'a sızmasına izin verdiği görüşünde. Irak devleti, egemen karar yetkisini kaybetti. Daha çok başka yere tabi bir oluşum haline geldi. İran, Irak'ta kimin ve nasıl iktidara geleceğinin belirlenmesinde önemli bir role sahip oldu. Irak'ta bir Arap kimliği olduğu gibi coğrafi bir derinliği de olduğundan dolayı Suudi Arabistan olarak Irak'la köklü ve güçlü ilişkilerimiz var. Ortak sınırlara sahip olduğumuz Irak'ın güvenliği bizim için çok önemli.
Körfez ülkeleri de daha önce İran-Irak Savaşı'nda İran'ın saldırılarına karşı Irak'ın yanında yer aldı. Ancak 2003 yılında, ABD'nin Irak'ı işgalinin başlangıcında Washington yönetimi Irak'ta gerçek bir Arap varlığına izin vermedi. Aksine, Irak-İran sınırını açtı ve İran'ın Irak'a girmesine izin verdi. Çünkü ABD Irak'taki istikrarsızlığın Suriye, Ürdün, Türkiye ve diğer komşu ülkelerle olan çıkarlarına hizmet edebileceğine inanıyordu.
Diğer yandan Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan-Irak ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir role sahipti. Suudi Arabistan bu ilişkilerin geliştirilmesi için birçok girişimde bulundu. Ancak bu projelerdeki engelleyici kısım, İran'ın Irak hükümeti üzerindeki baskısından geliyordu. Suudi Arabistan'ın ulusal güvenliği Irak sınırına kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Irak'ın istikrarını, güvenliğini ve birliğini önemsiyor.  Bunun yanı sıra Irak petrol zengini ve ayrıcalıklı konuma sahip bir ülke. Büyük bir insan gücü var. Petrol ve doğalgaz üretiminde parlak bir geleceğe sahip. Irak halkının mevcut durumu değiştireceğine inanıyoruz."

Suriye
Suriye'deki çalkantılı durum, on yıldan uzun bir süredir devam eden savaş ve Suudi Arabistan'ın Suriye rejiminin Arap Birliği (AL) üyeliğine geri dönmesini reddetmesi hakkında da açıklamalarda bulunan Dr. Abdulaziz bin Sakr, Riyad yönetiminin büyük bir karmaşıklığa tanık olan Suriye meselesine ilişkin tutumuna ilişkin şunları söyledi:

"Suudi Arabistan'ın tutumu, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve Suriye konulu Cenevre görüşmelerinden çıkan kararlara olan bağlılığıyla özetlenebilir. Suudi Arabistan, Suriye rejiminin halkına karşı birçok suç işlediğine, ülkeyi mevcut çıkmaza soktuğuna ve dış müdahaleye izin verdiğine inanıyor. İran'ın Rusya'nın ve diğer ülkelerin Suriye'deki askeri varlığını kabul etmiyoruz. Eski ABD Başkanı Barack Obama kırmızı çizgilerden bahsederdi. Ancak Washington, Suriye konusundaki tutumundan geri adım atarak geriye 8 milyon göçmen ve harap olmuş bir ülke bıraktı.  Bunun sorumlusu ise Suriye rejimidir. Tel Aviv'in İran'ın Suriye'deki askeri varlığına karşı olmasından dolayı Suriye'de bir İsrail-İran çatışması da yaşanıyor. Tek temennimiz Suriye'nin bölünmemesi. Suriye'de ülkeyi inşa eden, tutukluları serbest bırakan ve doğru reformlar gerçekleştiren gerçek bir rejim olması durumunda Şam'ın Arap ülkeleri arasına dönmesinden memnuniyet duyacağız."

Türkiye ve Arap Körfezi
Dr. Abdulaziz bin Sakr, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ile Türkiye arasındaki ilişkilere dair de açıklamalarda bulundu.
Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında güçlü bir ilişki olduğunu fakat bu ilişkinin Arap Baharı yıllarında gerginleştiğini söyledi.


Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr

Türkiye, sıfır sorun hedefiyle bölgesel bir politika izlediğinde Suudi Arabistan'ın Türkiye'ye doğru güçlü bir adım attığını belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, açıklamasını şöyle sürdürdü:
Ancak Türkiye'nin Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) gibi bazı siyasal İslamcı grupları benimsemesi, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerde gerginliğe yol açtı. Türkiye'nin İran ile ilişkisi var ancak İran'a karşı güçlü bir tutumu yok.
Libya'daki olayların da Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde sorunlar yaşanmasının nedenlerinden biri olduğunu belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ancak Türkiye son dönemde bazı politikalarını değiştirdi. Türkiye büyük bir güç ve Arap halkları Türkiye'yi seviyor. Türkiye ile Suudi Arabistan arasında çok büyük yatırımlar var. Ortak ilgi alanları bulunuyor. Bunun yanı sıra Türkiye artık Müslüman Kardeşler'den hesap soruyor. İhvan'a ait bazı televizyon kanallarının ve medya kuruluşlarının çalışmalarını askıya aldı. Şu an iyi bir yolda ilerliyor. Türkiye ile ilişkilerimizin en iyi seviyesine dönmesini umuyoruz.
İki ülkenin yetkililerince gerçekleştirilen karşılıklı ziyaretler sadece bir başlangıç. Türkiye'nin, gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın ölümüyle ilgili olarak Suudi Arabistan yasalarının üstünlüğünü tanıması da iki kardeş ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde olumlu etkileri oldu. Körfez ülkeleri, enerji ve diğer alanlarda Türkiye'yi destekleyebilir. Türkiye ile aramızda daha fazla güven inşa etmemiz gerekiyor. Bununla birlikte Suudi Arabistan, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik endişelerini anlıyor ve Türkiye'nin güvenliğini açık ve net bir şekilde destekliyor. Türkiye'nin ulusal güvenliği, tamamen anladığımız bir mesele.

Milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan, onlara güvenli bir yer ve yardım sağlayan Türk devletine teşekkür ediyoruz. Bu olumlu ve takdir edilesi rolü için kendisine şükranlarımızı sunuyoruz. Suudi Arabistan, gerek sınırlarına yakın mülteci kamplarında gerek Suriye toprakları içinde olsun, yerinden edilenlere Türkiye toprakları üzerinden yardım ulaştırdı. Türkiye de Yemen krizine olumsuz bir şekilde müdahale etmemiş, oradaki Husi milislere destek vermemiş, aksine Suudi Arabistan'ın ulusal güvenliğiyle ilgili endişelerini anlayışla karşılamış ve güvenliğini desteklemiştir. Tüm bunlar Suudi Arabistan'ı da Türkiye'ye aynı şekilde davranmaya yöneltti.

Diğer yandan bölgenin büyük ve önemli iki ülkesi, Türkiye ile Mısır arasında herhangi bir düşmanlık yaşanmasını istemiyoruz. Türkiye'nin mevcut politikalarındaki ve tutumlarındaki son değişikliklerden dolayı oldukça mutluyum. Türkiye aynı zamanda bölgenin güvenlik ve istikrarı için vazgeçilmez bir taraftır. Bizi Türkiye ile bir araya getiren nedenler, ayıran nedenlerden daha fazladır. Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıklara gelirsek; Türkiye Yunanistan karşısında büyük bir ülke olduğundan Yunanistan ile hiçbir şekilde kıyaslanamaz. Ama aynı zamanda birine karşı diğerini desteklemek istemiyoruz. Ne Yunanistan Türkiye pahasına ne de Türkiye Yunanistan pahasına desteklenebilir."  

Filistin meselesi ve İsrail ile normalleşme
Dr. Abdulaziz bin Sakr, açıklamalarında Filistin meselesine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu:

"Suudi Arabistan, tüm ülkelerin egemen kararına saygı duyduğundan bazı Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmesine müdahale etmedi. Ancak bu konudaki tutumu açık ve net olan Suudi Arabistan, 2002 yılında Arap Barış Girişimi'nde önerilen iki devletli çözümü destekliyor. İki devletli çözüm, Filistin meselesi için en uygun yoldur. Yalnızca İsrail'i tatmin eden bir çözümü kabul etmiyoruz. Filistin halkının zararına olan her türlü çözüme karşıyız. Filistinli taraflar birleşmeli ve safları yeniden düzenlenmeli.  Bu konuda Araplar arasında ortak bir tutum olmalı. Filistin meselesini adil bir şekilde çözmek için uluslararası açıdan ortak eyleme geçilmeli."

 
Suudi Arabistan-ABD ilişkileri
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Sakr, Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilere dair de açıklamalarda bulundu:

"Ara seçimler ABD'nin iç meselesidir. Biz, başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmeyiz. Suudi Arabistan-ABD ilişkileri gerek güvenlik gerek ekonomik gerek siyasi gerekse sosyal düzeyde olsun oldukça köklüdür. Fakat bizi rahatsız eden nokta, ABD'nin kararlarında bocalama yaşanması ve net olmaması. ABD ile ilişkileri yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. ABD, Suudi Arabistan'ın petrol üretimini kısmamasını ve Rusya'yı Ukrayna'yı işgal ettiği için ağır bir şekilde kınamasını istedi. Fakat ABD'nin gerçek amacı Ukrayna'yı işgalden kurtarmak değil, aynı zamanda da Rusya'yı zayıflatmak. Bizim bu konuda Ukrayna'nın birliğini savunan ve güç kullanımına karşı olan bir tutumumuz var. Ayrıca Polonya üzerinden Ukrayna'ya insani yardım sağladık ve çok sayıda rehinenin serbest bırakılmasına katkıda bulunduk. Suudi Arabistan bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler'de (BM) Rusya'nın müdahalesine karşı oy kullandı. 
Ancak diğer yandan Rusya'nın Ukrayna'da uzlaşabileceği bir yönetimin yanı sıra güvenli kara ve deniz sınırları istediğini düşünüyorum. Rusya, stratejik öneme sahip sınırlarında Batı'nın askeri varlığını istemiyor. Batı'nın Ukrayna'daki askeri varlığını kendi güvenliği için bir tehdit olarak görüyor. Suudi Arabistan'ın Yemen'deki pozisyonu da aynı. Çünkü Suudi Arabistan'ın Yemen ile ilgili emelleri yok. Suudi Arabistan'ın başlıca isteği, Yemen ile güvenli sınırları olması ve sınırlarının yakınlarında yabancı bir askeri oluşum ya da düşman bir ülke bulunmaması Özetle yasa dışı ve haksız bir eylemi destekleyen bir tutum sergilemiyoruz."

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, röportajın sonunda Çin ile ilişkilere değindi. Suudi Arabistan'ın Çin ile güçlü ilişkileri olduğunu belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr ancak bu ilişkilerin stratejik bir düzeye ulaşamadığını söyledi.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in yakında Suudi Arabistan'ı ziyaret etmesi ve bir Arap-Çin zirvesi gerçekleşmesinin beklendiğine dikkat çekti. 

 

 Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr kimdir?

Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, T20 düşünce kuruluşlarından 'Çoğulculuğun ve Küresel Yönetimin Geleceği' adlı beşinci gruba başkanlık yaptı.
Körfez Araştırma Merkezi (GRC) 'Herkes için bilgi' sloganıyla Temmuz 2000'de kuruldu. GRC, Suudi Arabistan'a hizmet eden bağımsız, kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu ve araştırma kurumu olarak ön plana çıktı.
Öncelikleri, Suudi Arabistan'a ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerine yerel ve uluslararası düzeyde hizmet etmek olan GRC, Irak, İran ve Yemen'in yanı sıra, Körfez ülkelerinin bugünü ve geleceği ile ilgili çalışmalar yürütüyor.
 
Akademik hayatı
İlk ve orta öğrenimini Cidde'deki Al-Thager Model Okulları'nda aldı. 
Lisans eğitimini, Cidde'deki Kral Abdulaziz Üniversitesi İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi'nde tamamladı.
Birleşik Krallık'taki Kent Üniversitesi'nden 'Körfez bölgesinin güvenlik ve istikrarını etkileyen dış faktörler' adlı çalışmayla uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans derecesi aldı. 
Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Birleşik Krallık'taki Lancaster Üniversitesi'nde 'Körfez Güvenliği: 1968-2003 Dinamikler, Algılar ve Politikalar' adlı, KİK ülkeleriyle ilgili karşılaştırmalı bir çalışmayla uluslararası ilişkiler alanında doktora yaptı.
İsviçre'nin Lozan şehrinde Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü'ndeki (IMD) kurslar dahil olmak üzere çeşitli ileri düzey liderlik ve yönetim kurslarına katıldı.

Öğretim görevlisi olarak çalışma hayatı
İtalya'daki Venedik Ca' Foscari Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi, Mayıs 2011.
Japonya'daki Osaka Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi, Nisan 2013.
Suudi Arabistan'daki Kral Abdulaziz Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi, Mart 2020.

 
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr

2018 yılının ocak ayında Suudi Arabistan-Birleşik Krallık  ilişkilerinin güçlendirilmesine olan katkılarından ötürü Rawabi Holding Ödülü'ne layık görüldü.
2018 yılında Arap Düşünce Vakfı tarafından Arap Medyası Yaratıcılık Ödülü'nü aldı. Medya alanında verilen en yüksek Arap ödülü olan Arap Medyası Yaratıcılık Ödülü, Arap Düşünce Vakfı Başkanı Prens Faysal tarafından "Araa Havlel-Halic" (Körfez Üzerine Görüşler) Dergisi Genel Yayın Yönetmeni sıfatıyla Dr. Abdulaziz bin Sakr'a takdim edildi.

Üye olduğu kurum ve kuruluşlar

  • Cidde İşletme ve Teknoloji Üniversitesi Mütevelli Heyeti. (Aktif)
  • Kral Abdulaziz Ulusal Diyalog Merkezi Mütevelli Heyeti. (Temmuz 2014 - Şubat 2018)
  • Mekke Bölge Meclisi. (Kasım 2003 - 29 Mart 2009)
  • İsviçre'deki Cenevre Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Kontrolü Merkezi (DCAF) Danışma Kurulu. (2006)
  • İsviçre merkezli Cenevre Güvenlik Politikaları Merkezi (GCSP) Danışma Kurulu. (2006 - Aktif)
  • Alman Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü Mütevelli Heyeti. (2007 - 2012)
  • Arap Düşünce Vakfı Danışma Kurulu. (2005 - Aktif)
  • Ulusal Sergiler ve Konferanslar Programı Danışma Kurulu.
  • Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Üniversitesi Ekonomi Fakültesi Danışma Kurulu. (2006 - 2008)
  • Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayımlanan dördüncü İnsani Gelişme Raporu'nun Danışma Kurulu. 
  • Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi Bilgi Teknolojisi ve Kalkınma Küresel İttifakı Stratejik Konseyi. (UNDESA-GAID) 
  • Cidde'deki Kral Abdülaziz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Danışma Kurulu.
  • Ankara merkezli Türk-Arap Bilim, Kültür ve Sanat Derneği.
  • Cidde merkezli Daru'l Hikme Üniversitesi Yönetim Kurulu Fahri.
  • Medine merkezli Prens Mukrin bin Abdulaziz Üniversitesi Akademik Komite Başkan Yardımcısı.

Uluslararası enstitüler ve araştırma merkezlerindeki üyelikleri

  • Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü. (IISS)
  • Londra merkezli Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü.
  • İngiltere merkezli Siyaset Bilimi Derneği. (IPSA)
  • İngiltere merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü.
  • ABD merkezli RAND Corporation.
  • Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü
  • İsviçre, Lozan merkezli Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü. (IMD)
  • İsviçre, Zürih merkezli Uluslararası Güvenlik İlişkileri Ağı. (ISN)

Dr. Abdulaziz bin Sakr'ın ders verdiği uluslararası üniversiteler, enstitüler ve araştırma merkezleri

  • İtalya merkezli NATO Savunma Koleji. (NDC)
  • Harvard Üniversitesi Kennedy Yönetim Okulu.
  • Sultan Kabus Üniversitesi, Umman Sultanlığı - Maskat.
  • İskenderiye Kütüphanesi, Mısır.
  • Prens Suud el-Faysal Diplomatik Araştırmalar Enstitüsü.
  • Kral Abdulaziz Ulusal Diyalog Merkezi.
  • Suudi Arabistan Kraliyet Deniz Kuvvetleri.
  • Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetler İstihbarat ve Güvenlik Kurumu.
  • Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetler Komuta ve Kurmay Başkanlığı.
  • Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetler Stratejik Araştırmalar Merkezi.
  • Kral Abdulaziz Üniversitesi.
  • Suudi Arabistan Kralı Almanya Elçiliği.

Katıldığı konferanslar ve forumlar

  • Mekke-i Mükerreme Bölgesi Emirliği tarafından Cidde Ticaret ve Sanayi Odası ve Körfez Araştırma Merkezi iş birliğinde düzenlenen Mekke-i Mükerreme Ekonomik Forumu Bilimsel Komite başkanlığı, 15-16 Nisan 2018.
  • Mekke-i Mükerreme Emirliği tarafından Maliye Bakanlığı, Mekke Bölge Kalkınma İdaresi, Körfez Araştırma Merkezi ve Ramatan Vakfı iş birliğinde düzenlenen Mekke Bölgesi İmar Konferansı Bilim Kurulu başkanlığı, 27-29 Aralık 2017.
  • 22-23 Kasım 2017 tarihleri arasında iki oturum halinde gerçekleştirilen Suriye Devrimci ve Muhalif Güçler konulu genişletilmiş konferans oturumlarının ve tüm Suriyeli muhalif grupların ve oluşumların bir araya geldiği, görüşlerinin birleştirilmesi, güvenli bir yol haritası çizilmesi ve Suriye muhalefeti için ortak bir tutuma ulaşılması amacıyla, 9-10 Aralık 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen Riyad Konferansı 1 toplantılarının moderatörlüğü.
  • Körfez Araştırma Merkezi'nin Almanya'nın Berlin şehrinde Arap-Alman Ticaret ve Sanayi Odası ve KİK Odalar Federasyonu iş birliğinde düzenlediği Körfez ülkeleri ve Almanya İş ve Yatırım Forumu başkanlığı, 11-13 Mart 2014.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından 3-4 Eylül 2013 tarihleri arasında Cenevre'de düzenlenen Körfez-İsviçre Forumu başkanlığı.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından 13-16 Şubat 2010 tarihleri arasında Cidde'de düzenlenen 10. Ekonomik Forumu başkanlığı.
  • 2009 yılında Güney Afrika'nın Cape Town kentinde Körfez ülkeleri ile Sahra altı Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerin geleceğini tartışmak üzere düzenlenen Körfez Afrika Yatırım Forumu başkanlığı, 2009.
  • Rahmetli Kral Abdullah bin Abdulaziz'in himayesinde Körfez Araştırma Merkezi ve Suudi Arabistan Ticaret ve Sanayi Odaları Konseyi tarafından 4-5 Aralık 2010 tarihleri arasında düzenlenen Körfez-Afrika Yatırım Konferansı başkanlığı. Riyad'da düzenlenen konferansa, dört Afrika ülkesinin devlet başkanları, 40'tan fazla bakan ve üst düzey yönetici ile Körfez ve Afrika ülkelerinden 850'nin üzerinde misafir katıldı
  • Birleşik Krallık'taki Cambridge Üniversitesi'nde her yıl GRC tarafından düzenlenen, siyasi, ekonomik, güvenlik, sosyal, medya ve eğitim konularının ele alındığı Körfez Araştırma Forumu oturumları başkanlığı. (2010-2019)
  • 27 Şubat 2014 tarihinde Mısır'ın başkenti Kahire'de KİK ülkelerinden, Mısır'dan ve AL Genel Sekreterliği'nden yetkililerin yanı sıra düşünürlerin, uzmanların ve araştırmacıların katılımıyla gerçekleşen 'KİK: Gelecek İçin Beklentiler' programını organize etti ve başkanlığını yaptı.
  • Suudi Arabistan'da KİK üyesi ülkelerde ve dünyada Körfez'deki meseleleri ele alan yüzlerce bölgesel ve uluslararası forum ve konferansa katıldı.

Televizyon röportajları ve basında yer alan makaleleri
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve uluslararası meselelerle ilgili en önemli siyasi, güvenlik ve savunma konularında Arapça yayın yapan birçok uydu kanalı ve uluslararası haber ajansına çok sayıda röportaj verdi ve programlara katıldı. Suudi Arabistan'da ve dışında gazetelerde, dergilerde ve bilimsel süreli yayınlarda çok sayıda makalesi yayımladı.

Eserleri

  • 'Suudi Arabistan'da Reform: Var olan Zorluklar ve Bu Zorluklarla Mücadele Etmenin Yolları'
  • 'Körfez'in savaş sonrası Irak'a yönelik birleşik siyasi ve ekonomik stratejisine doğru'
  • 'Arap Barış Kuvvetleri'
  • Gerd Nonneman ve Paul Arts tarafından kaleme alınan 'The Future of The Kingdom of Saudi Arabia Trends and Challenges / Post-September 11 and the War in Iraq' (Suudi Arabistan'ın Geleceği: 11 Eylül Sonrası Eğilimler, Zorluklar ve Irak Savaşı)  adlı kitapta yer alan 'Political Opposition in the Kingdom of Saudi Arabia' (Suudi Arabistan'da Siyasi Muhalefet) başlıklı bölüm.
  • Middle Eastern Geopolitics (Ortadoğu Jeopolitiği) adlı dergide 'Enerji, Körfez güvenliğinin yeni özelliklerini belirler' başlıklı makale, 2006.
  • 'Körfez'de Anayasal Reform ve Siyasi Katılım' adlı kitabın 'Körfez'in İçinden Bir Bakış Açısıyla Siyasi Reform Kriterleri' başlıklı bölümü.
  • '11 Eylül olayları ve bu olayların KİK ülkeleri üzerindeki ekonomik etkileri' kitabında bir bölüm.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından 2004 yılının mayıs ayında yayımlanan 'Suudi Arabistan'da Şiddet ve Terörizmle Mücadele' adlı çalışma.
  • KİK ülkelerindeki başlıca siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal gelişmeleri ele alan 'Gulf Yearbook' (Körfez Almanağı) kitabının genel yayın yönetmenliği.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan, Körfez meseleleri üzerine yayın yapan 'Araa Havlel-Halic' (Körfez Üzerine Görüşler) adlı derginin genel yayın yönetmenliği.


Körfez Demiryolu uygulama aşamasına geçiyor... 2030 yılına kadar altı ülkeyi kapsayan bir ağ

(foto altı) Bahreyn Veliaht Prensi’nin de katıldığı Körfez Demiryolu Bağlantı Projesi Anlaşması’nın imzalanmasının ardından çekilen hatıra faotoğrafı (KİK)
(foto altı) Bahreyn Veliaht Prensi’nin de katıldığı Körfez Demiryolu Bağlantı Projesi Anlaşması’nın imzalanmasının ardından çekilen hatıra faotoğrafı (KİK)
TT

Körfez Demiryolu uygulama aşamasına geçiyor... 2030 yılına kadar altı ülkeyi kapsayan bir ağ

(foto altı) Bahreyn Veliaht Prensi’nin de katıldığı Körfez Demiryolu Bağlantı Projesi Anlaşması’nın imzalanmasının ardından çekilen hatıra faotoğrafı (KİK)
(foto altı) Bahreyn Veliaht Prensi’nin de katıldığı Körfez Demiryolu Bağlantı Projesi Anlaşması’nın imzalanmasının ardından çekilen hatıra faotoğrafı (KİK)

Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşımında yaşanan aksaklıkların ticaret ve tedarik zincirleri üzerinde yarattığı zorluklar sürerken, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, altı ülke arasındaki ulaşım sistemlerinin entegrasyonunu güçlendirmek ve demiryolu ağının inşası ile işletilmesine yönelik ortak bir çerçeve oluşturmak amacıyla pazar günü Manama’da Körfez Demiryolu Bağlantı Projesi Anlaşması’nı imzaladı.

Anlaşma, Hürmüz Boğazı ve çevresindeki deniz koridorlarında yaşanan aksaklıkların, bölgesel gerilimlerin yük taşımacılığı üzerindeki etkisini, buna bağlı olarak navlun ve sigorta maliyetlerinde yaşanan artışı ve alternatif güzergâhlara duyulan ihtiyacı ortaya koyduğu bir dönemde imzalandı. Bu gelişmeler, ulaşım ve tedarik seçeneklerinin çeşitlendirilmesinin önemini artırdı. Bu çerçevede Körfez Demiryolu Projesi, uluslararası ticarette temel unsurlardan biri olmayı sürdüren deniz taşımacılığının alternatifi olarak değil, daha geniş kapsamlı bir lojistik entegrasyon sisteminin parçası olarak öne çıkıyor.

Anlaşma, Bahreyn Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Selman bin Hamed Al Halife’nin himayesinde ve katılımıyla; KİK üyesi ülkelerin Ulaştırma ve İletişim bakanları ile KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin iştirakiyle imzalandı. Anlaşma, üye ülkeler arasında yaklaşık 2 bin 117 kilometre uzunluğundaki demiryolu ağının hayata geçirilmesine yönelik iş birliğinin kurumsal temelini oluşturuyor. Kuveyt’ten başlayarak Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üzerinden Umman’a kadar uzanacak hattın tamamının Aralık 2030’a kadar faaliyete geçirilmesi hedefleniyor.

dscvfegthy
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin Ulaştırma ve İletişim Bakanları Komitesi üyeleri, Manama (KİK)

Anlaşma, üye ülkelerin yükümlülüklerini, aralarındaki çalışma ve koordinasyon mekanizmalarını, ayrıca teknik ve operasyonel çerçeveler ile güvenlik gerekliliklerini belirleyerek Körfez Demiryolu ağının ulusal demiryolu hatlarıyla bütünleşmesini güvence altına alıyor.

Bahreyn Ulaştırma ve Telekomünikasyon Bakanı Şeyh Abdullah bin Ahmed Al Halife, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, her ülkenin kendi toprakları içerisinde kalan bölümün finansmanını ve inşasını üstleneceğini belirtti. Ülkelerin projenin finansmanı veya hayata geçirilmesi için uluslararası ortaklarla önceden herhangi bir anlaşma imzalamadığını kaydeden Al Halife, uluslararası şirketlerin katılımının ise her ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda teknik ve teknolojik hizmetler ile uzmanlık desteği sunmakla sınırlı kalabileceğini ifade etti.

Projenin tamamlanma ve devreye alınma tarihi

Projenin ilerleme kaydettiğinin göstergesi olarak Budeyvi, Körfez Demiryolu Projesi’nde tamamlanma oranının yüzde 55,9’a ulaştığını açıkladı. Budeyvi, anlaşmanın projenin bütünleşik bir şekilde hayata geçirilmesi ve işletilmesi konusunda üye ülkelerin yükümlülüklerini düzenleyen, çalışma mekanizmalarını ve tamamlanma takvimini belirleyen ortak bir çerçeve oluşturduğunu vurguladı.

Toplam uzunluğunun yaklaşık 2 bin 117 kilometre olması öngörülen projenin, Aralık 2030’da tümüyle faaliyete geçirilmesi hedefleniyor. Kuveyt’i Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar ve BAE üzerinden Umman’a bağlayacak ağ kapsamında üye ülkeler, ulusal hatların ve bağlantı unsurlarının tamamlanması için çalışmalarını sürdürüyor. Gerekli koşulların sağlanmasının ardından komşu ülkeler arasındaki demiryolu bağlantılarının, tüm ağın tamamlanması beklenmeden aşamalı olarak hizmete açılması da mümkün olacak.

Tahminlere göre ağ, 2030 yılında yaklaşık 6 milyon yolcu ve 200 milyon ton yük taşıyacak. 2045 yılına kadar ise yolcu sayısının 8 milyonu, taşınacak yük miktarının da 271 milyon tonu aşması bekleniyor. Yolcu trenlerinin saatte 200 kilometreye, yük trenlerinin ise saatte 80 ila 120 kilometreye ulaşması öngörülüyor.

fgb
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin Ulaştırma ve İletişim Bakanları Komitesi’nin 30. toplantısından (KİK)

Planlanan güzergâhı doğrultusunda Körfez ülkelerindeki ekonomi ve sanayi merkezlerini, limanları ve lojistik merkezlerini birbirine bağlayacak olan ağ, ülkeler arasındaki ticaretin gelişmesine katkı sağlayacak, yolcu ve yük taşımacılığını kolaylaştıracak. Ayrıca ulaşım ve bağlantılı hizmet sektörlerinde yeni yatırım fırsatlarının ve istihdam olanaklarının önünü açacak.

Ulusal finansman ve olası ortaklıklar

Projenin maliyetine ilişkin olarak, temel altyapı yatırımlarının daha önceki tahminlerde 15,4 ila 16 milyar dolar arasında olacağı öngörülmüştü. Ancak Al Halife, inşaat malzemeleri, hizmetler ve yapım işlerinin maliyetlerindeki artış nedeniyle bu tahminlerin yeniden gözden geçirildiğini, toplam maliyete ilişkin güncel bir rakamın ise henüz açıklanmadığını belirtti.

Her ülkenin kendi topraklarında kalan bölümün finansmanını üstlenmesinin, bazı proje bileşenlerinde özel sektörün yer almasına engel olmadığını kaydeden Al Halife, gerekli mali fizibilite çalışmalarının tamamlanmasının ardından özel sektörün projeye katılabileceğini ifade etti. Olası ortaklıkların niteliğinin projenin her bir bölümüne göre farklılık göstereceğini belirten Al Halife, demiryolu ağının tamamında uygulanması öngörülen tek bir modelin bulunmadığına dikkat çekti.

Bahreyn’de projenin hayata geçirilmesi, Suudi Arabistan ile Kral Hamad Köprüsü üzerinden kurulacak bağlantı planlarıyla yakından ilişkili. Karayolu güzergâhının yanı sıra demiryolu hattını da içermesi öngörülen köprü sayesinde Bahreyn’deki uluslararası yolcu istasyonunun Suudi Arabistan demiryolu ağına bağlanması planlanıyor. Bu bağlantı, Bahreyn’in Körfez Demiryolu ağına entegrasyonunun tamamlanmasındaki temel unsurlardan birini oluşturuyor.

xsdvfb

Nakliye sektöründeki aksaklıklar, lojistik entegrasyonun önemini artırıyor

Anlaşma, son dönemde bölgede yük taşımacılığının karşı karşıya kaldığı zorluklar nedeniyle daha da büyük önem kazanıyor. Özellikle Bahreyn’deki Halife bin Selman Limanı’nda gemi trafiğinin azalması, karayolu taşımacılığına ve komşu ülkelerdeki alternatif limanlara bağımlılığın artmasına yol açtı.

Bu çerçevede Budeyvi, İran saldırıları sırasında Suudi Arabistan, BAE ve Umman’ın sağladığı iş birliğini övdü. Söz konusu ülkelerin kolaylıklar, koordinasyon ve alternatif yük taşımacılığı güzergâhları sunarak diğer KİK ülkelerine yönelik tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesine katkıda bulunduğunu belirtti. Önümüzdeki dönemin ulaşım sistemleri arasındaki entegrasyonun güçlendirilmesini, tedarik güzergâhlarının çeşitlendirilmesini ve krizlerle mücadele için hazırlık düzeyi ile ortak koordinasyonun artırılmasını gerektirdiğini vurgulayan Budeyvi, KİK ülkelerinde ulaştırma ve depolama sektörünün 2025 yılında yüzde 5,7 oranında reel büyüme kaydettiğini ve petrol dışı ekonomik faaliyetler arasında en yüksek büyüme gösteren sektörlerden biri olduğunu ifade etti.

sdfgt
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, KİK ülkelerini demiryolu projesine bağlayacak anlaşmanın imza töreninde konuştu. (KİK)

KİK ülkelerinin liderleri, 28 Nisan 2026’da Cidde’de düzenlenen istişare toplantısında, üye ülkeler arasındaki lojistik entegrasyonun güçlendirilmesine yönelik bir çalışma hazırlanması talimatı vermişti. Bu adım, ulaşım sisteminin geliştirilmesi ve ticaret ile tedarik güzergâhlarının çeşitlendirilmesine yönelik daha kapsamlı çabaların bir parçası olarak değerlendirilmişti.

Faaliyete geçme, ağın tamamlanmasını beklemeyecek

Proje planının önemli unsurlarından biri, komşu ülkeler arasındaki demiryolu bağlantılarının, gerekli bileşenlerin tamamlanmasının ardından Körfez Demiryolu ağının tamamının bitirilmesi beklenmeden hizmete açılabilmesi. Bu yaklaşım, altı ülkenin tamamındaki güzergâhların tamamlanmasını beklemek yerine hazır olan bölümlerin aşamalı olarak kullanılmasına imkân tanıyor.

Bahreyn’de Körfez Demiryolu Projesi, Kral Hamad Köprüsü üzerinden Suudi Arabistan’la kurulacak bağlantıyla ilişkili. Kara yolu güzergâhının yanı sıra demir yolu bağlantısını da içermesi planlanan köprü sayesinde Bahreyn’deki uluslararası yolcu istasyonunun Suudi Arabistan demiryolu ağına bağlanması öngörülüyor.

Bu bağlantı, Bahreyn ile Körfez Demiryolu ağının geri kalanı arasında doğrudan ulaşımın sağlanmasının temel unsurlarından birini oluşturuyor. Ada ülkesi, halihazırda Suudi Arabistan’la kara yolu ulaşımında Kral Fahd Köprüsü’ne bağımlı durumda. İki ülke arasındaki demiryolu bağlantısının tamamlanmasına yönelik gerekliliklerin bir parçası olarak, Kral Hamad Köprüsü Projesi ve demiryolu hattı da dahil olmak üzere bileşenlerine ilişkin inceleme ve hazırlık süreçleri devam ediyor.

Deniz taşımacılığıyla rakipsiz bir entegrasyon

Deniz ulaşımında yaşanan aksaklıklar demiryollarının önemini yeniden gündeme getirmiş olsa da proje, karayolu taşımacılığının deniz taşımacılığının yerini almasını değil, iki ulaşım türünün birbirini tamamlamasını hedefliyor. Trenler, yükleri limanlardan sanayi merkezlerine ve iç pazarlara taşıyabilecek, ülkeler arasında dağıtım için ilave bir güzergâh sunabilecek. Buna karşılık gemiler, uzun mesafelerde büyük miktarlardaki uluslararası ticaret yüklerinin taşınmasında temel araç olmayı sürdürecek.

Demiryolu ağının daha geniş uluslararası lojistik koridorlarının bir parçası haline getirilmesi ise yalnızca KİK ülkelerinin kendi sınırları içindeki demiryolu hatlarının tamamlanmasını değil, ülkeler ve ilgili kurumlar arasında ek incelemeler, mutabakatlar ve koordinasyonu da gerektiriyor.

Ekonomik açıdan projenin, ülkeler arasındaki ticareti desteklemesi, üretim ve tüketim bölgeleri arasındaki bağlantıyı güçlendirmesi, ulaştırma, lojistik ve bunlarla bağlantılı sanayi alanlarında yatırımların önünü açması bekleniyor. Projenin ayrıca inşaat, işletme, bakım ve destek hizmetleri alanlarında istihdam olanakları yaratacağı öngörülüyor.

gbh
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin Ulaştırma ve İletişim Bakanları Komitesi’nin 30. toplantısından (KİK)

Proje fikrinin, Aralık 2009’da KİK Yüksek Konseyi’nin üye ülkeleri birbirine bağlayacak bir demiryolu hattı kurulmasını onaylamasına dayandığı belirtiliyor. Bu karar, projenin ticari hareketliliği ve vatandaşlarla ülkelerde ikamet edenlerin ulaşımını kolaylaştırması, bölge ülkeleri arasındaki ekonomik bağları güçlendirmesi yönündeki beklentiler doğrultusunda alındı.

Projedeki çalışmaların ilerlemesiyle birlikte Yüksek Konsey, ülkeler arasındaki çabaları koordine etmek, bağlantı ve işletme gerekliliklerini takip etmek ve demiryolu sektöründe ortak çalışmalar için kurumsal bir çerçeve oluşturmak amacıyla Aralık 2021’de Körfez Demiryolları Kurumu’nun kurulmasını onayladı.

Üye ülkelerdeki uygulama çalışmalarında ilerleme kaydedilen projede, Mayıs 2026’da yapılan açıklamaya göre tamamlanma oranı yüzde 50’yi aştı. Bu oran, ulusal projeler düzeyinde sağlanan ilerlemeyi yansıtırken ağın bütünleşik biçimde işletilebilmesi için sınır ötesi bağlantıların tamamlanması ve gerekli teknik ve operasyonel standartların uyumlaştırılması ihtiyacı devam ediyor.


Suudi yetkili, Husilerin taleplerine ilişkin iddiaları yalanladı

Dr. Raid Karmali (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Dr. Raid Karmali (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi yetkili, Husilerin taleplerine ilişkin iddiaları yalanladı

Dr. Raid Karmali (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Dr. Raid Karmali (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Dr. Raid Karmali, Wall Street Journal gazetesinde ülkesine Husiler tarafından iletildiği öne sürülen taleplere ilişkin yayımlanan iddiaları kesin bir dille yalanladı.

Karmali, sosyal medya platformu X'teki hesabından yaptığı açıklamada, haberde yer alan bütün bilgilerin asılsız olduğunu belirterek, bunların haberi kaleme alan yazarların veya sözde kaynaklarının hayal ürünü olduğunu ifade etti.

Suudi yetkili, Husilerin Yemen hükümetine karşı darbe yaptığını, Yemen halkını açlığa sürüklediğini ve ülkeyi halkın çıkarlarına hizmet etmeyen çatışmaların ve gündemlerin içine soktuğunu kaydetti.

Karmali ayrıca Husilerin Kızıldeniz'deki deniz geçiş yollarında ticari gemilere, sivil ve ekonomik tesislere saldırdığını ve bütün barış girişimlerini reddettiğini belirtti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı Kamu Diplomasisinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Karmali, söz konusu haberin yazarlarına Yemen'in uluslararası alanda tanınan bir hükümeti bulunduğunu da hatırlattı.


Suudi Arabistan ile Suriye arasında savunma iş birliği anlaşması

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, dün Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı kabul etti (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, dün Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı kabul etti (SPA)
TT

Suudi Arabistan ile Suriye arasında savunma iş birliği anlaşması

Suudi Arabistan Veliaht Prensi, dün Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı kabul etti (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, dün Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı kabul etti (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, dün Riyad’da gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından iki ülkenin savunma bakanlıkları arasında iş birliği anlaşmasının imza törenine katıldı.

Görüşmede taraflar, bölgedeki son gelişmeleri ve olası bir askerî gerilimin bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrar, uluslararası deniz ulaşımının güvenliği, enerji arzının sürdürülebilirliği ve küresel ekonominin istikrarı üzerindeki ciddi etkilerini ele aldı.

Muhammed bin Selman ve Ahmed eş-Şara, ortak ilgi alanına giren bölgesel ve uluslararası meselelerde iki ülkenin tutum ve görüşlerinin büyük ölçüde örtüştüğünü vurguladı. Bu durumun, iki ülke arasındaki koordinasyon ve istişarenin derinliğini yansıttığı ifade edildi.

İki lider, gerilimin düşürülmesi ve krizlerin kontrol altına alınmasına yönelik bölgesel ve uluslararası çabaların güçlendirilmesinin, diyalog ve diplomasiye öncelik verilmesinin ve anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinin önemine dikkat çekti.

Taraflar ayrıca Kızıldeniz, Babülmendeb Boğazı ve Hürmüz Boğazı’nda deniz ulaşımının ve su yollarının güvenliğini tehdit eden bütün faaliyetlerin derhâl durdurulması gerektiğini vurguladı.