Gerçeklik ve umut arasında Suudi Arabistan

Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül, Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr ile konuştu

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
TT

Gerçeklik ve umut arasında Suudi Arabistan

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı

Suudi Arabistan geçtiğimiz yıllarda hemen her alanda büyük bir rönesansa, kademeli bir dışa açılıma ve geniş reformlara tanık oldu. Ancak bu gelişme bazılarında hoşnutsuzluk yaratsa da kalkınma planları toplumdan büyük destek gördü.
Diğer yandan Riyad yönetiminin ev sahipliğinde yapılan ve ABD Başkanı Joe Biden'ın da katıldığı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi, Suudi Arabistan'ın uluslararası alanın önde gelenlerinin yanı sıra bölge ve komşu ülkelerle ilişkilerinde dikkat çekici bir gelişmeye sahne oldu.
Aynı şekilde Türkiye ile ilişkilerde de önemli ölçüde gelişme kaydedilirken bu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan'a gerçekleştirdiği ziyaretle ve sonrasında Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman'ın Türkiye'de temaslarda bulunmasıyla sonuçlandı.
Şu an Suudi Arabistan'ın Türkiye Merkez Bankası'ndaki mevduatının 5 milyar dolar olmasıyla ilgili istişarelerin devam ettiği duyuruldu. İran'la da bazı görüşmeler gerçekleşti. 
Filistin meselesinde kararlı duruş sergileyen Suudi Arabistan, Suriye ve Irak'ın toprak bütünlüğünü desteklemesiyle ve bölgede ve dünyada barışı ve güvenliği teşvik etmesiyle hem bölgede hem de dünyada önemli bir yere sahip.
Suudi Arabistan'ın politikası, planları ve ilişkileri hakkında daha fazla bilgi edinmek için görüşme gerçekleştirdiğimiz Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, ülkesinde monarşinin önemini anlatarak başladığı röportajda sürece dair birçok açıklamada bulundu.
 
Köklü hükümet sisteminin önemi

Suudi Arabistan'da monarşinin, yabancı ya da ithal bir sistem olmadığından devletin tarihi, sosyal ve siyasi yapısının bir ürünü olduğunu belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, devleti büyük şoklardan koruma, değişen koşullara, iç ve dış çevreye uyum sağlama ve gelişme gibi yeteneklerini kanıtlamış olan Suudi Arabistan monarşisinin elde ettiği başarıya dikkat çekti. İstikrarı ve güvenliği bu denli sağlayabilecek başka bir sistem olmadığını vurguladı.  
Suudi Arabistan'da istikrarın temel saç ayaklarından birinin yönetimin İslam hukukuna dayalı olması olduğunu ifade eden Dr. Abdulaziz bin Sakr bunun ülkenin İslam hukuku ilkelerine dayanan anayasasında ve Suudi Arabistan'ın Arap Yarımadası'ndaki kuruluşundan bu yana dayandığı tevhit (tek ilah ve ilahın bir olduğu) inancında somut bir şekilde görüldüğünü belirtti.
Suudi Arabistan'ın geniş bir alana sahip olduğu ve bu yüzden neredeyse bir 'yarı kıta' sayıldığı, kuzeyde, güneyde, batıda ve doğuda birçok kabileye ev sahipliği yaptığı herkesçe iyi bilindiğini kaydetti.
Rahmetli Kral Abdulaziz bin Abdurrahman el-Faysal Al Suud'un bu kabileleri Kelime-i Tevhid (Allah'tan başka ilah yoktur. Muhammed onun resulüdür) bayrağı altında birleştirmeyi başardığını ifade eden Sakr, Suudi Arabistan'ı yöneten Al-i Suud'un ülkenin birleşmesi ve gücü için temel bir dayanak olarak gördüğü kabilelerle güçlü bir ilişkiyi sürdürdüğünü, kabilelerin tevhit bayrağı altında birleşmesinin ülkeyi güçlendirdiğini vurguladı.

Batı'nın demokratik modelinin bizim sistemlerimizde yönetim için en iyi ve en uygun model olmadığının altını çizen Dr. Abdulaziz bin Sakr, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çünkü bizim sistemlerimiz köklü monarşi sistemleri ve aynı zamanda toplumla güçlü bir ilişki içinde olan adil sistemlerdir. Bu ilişki, İslam hukuku ile yönetildiğinden adaletin ve Allah'ın hukukunun hakim olduğu ve kanunların ayrım gözetmeksizin ve istisnasız herkese uygulandığı önemli bir ilişkidir. Bu da Suudi Arabistan hükümetinin yanı sıra geçmişteki ve mevcut kralları tarafından teyit edildi. Suudi Arabistan'ın yöneticileri, ülkeyi herkes için geçerli olan Allah'ın yasasına göre yönetirler. Suudi Arabistan'da artık yasalarda ve içerideki sivil ilişkilerde modernizasyon aşamasına geçilmiştir. Suudi Arabistan, Kral Selman bin Abdulaziz döneminde tüm algıların aşıldığına tanık olurken gelişme ve modernize adımları da devam ediyor."

Kalıplaşmış imajın değişmesi

"Suudi Arabistan hakkında, 1970'li yıllarda basmakalıp bir imaj oluşturuldu. Özellikle 1973 yılındaki Ekim Savaşı'nın bir sonucu olarak bazı ülkelere petrol ihraç etmeyi bıraktığında Suudi Arabistan için böyle bir imaj çizildi. Söz konusu ülkelerin gözünde, Suudi Arabistan hakkında yanlış bir imaj oluşturuldu. Bu imajla Suudi Arabistan, Batı'ya petrol ihracatını kesen, zenginlik ve lüksün hakim olduğu bir ülke olarak gösterildi. Dünyayı kasıp kavuran terör eylemleri sahnesinde bir başka tablo daha çizilerek İslam dininin terörü körükleyen ya da benzerini yapan bir inanç olarak lanse edildi. Suudi Arabistan da çizilen bu tablonun kurbanlarından biri oldu. Bu basmakalıp, ülkede kadın haklarının olmadığına dair gerçek dışı resim çizilirken Suudi Arabistan karşıtı filmler, diziler ve haberler zihinlerin zehirlenmesine katkıda bulundu.
Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman son yıllarda gerçekleştirilen büyük reformlarla Suudi Arabistan'ın bu yanlış imajdan kurtulmasını istiyorlar. Bu kademeli sosyal açılım ve Suudi Arabistan'ın kendisi ve tüm dünya ülkeleri için iyilik, refah ve sürdürülebilir kalkınma arzusunun bir göstergesidir. Suudi Arabistan ılımlı İslam hakkındaki gerçeği ortaya koymak istiyor. Radikalizm ve terörizmin her biçimiyle mücadele ediyor. İslam dini, radikalizmi ve terörizmi reddeder, kalkınmayı ve insani gelişmeyi hedefler. Şu an sürdürülen açılım ve reform, Suudi Arabistan'ın kapsamlı kalkınma için benimsediği Vizyon 2030 çerçevesinde yapılıyor. Açılım ve reform, sosyal ve ekonomik açıdan son derece önemlidir.
Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'u, gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve birincil gelir kaynağı olarak petrol kaynağına bağlılığın azaltılması gibi temel konuları dikkate alıyor. Özel sektör ile kamu sektörü arasında ortaklık kurulmasını amaçlıyor. Ülkeyi ilgilendiren modern endüstrilere yönelik eğilimi yönlendiriyor. Ayrıca işsizlik oranını düşürmeyi ve vatandaşların iş güvenliğini artırmayı hedefliyor. Kadın ve erkeklere eşit fırsatlar vererek haklarını dikkate alan Vizyon 2030, bunun sonucunda Suudi Arabistanlı kadınların her alanda istihdam edilme oranını son yıllarda önemli ölçüde artırdı.
Gerçekleşen bu dönüşüm, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Suudi Arabistan'ın genç toplumunun değerlerini korurken dünyanın önemli bir parçası olmaya iyi hazırlaması gerektiğini vurgulayan vizyonuna dayanıyor. Bu açılım, sosyal ve dini ilkelerden uzaklaşmayı ya da sapmayı amaçlamıyor. Bizim yaklaşımımız ılımlı derken; radikalizmi, terörizmi ve ötekileştirmeyi reddeden ılımlı İslam'ı kastediyoruz. Ilımlı İslam, en başta insan haklarına saygılıdır. Kalkınma diyerek kastettiğimiz, insanın donanımlı hale gelmesi için geliştirilmesi, ardından doğru kişinin doğru yere yerleştirilerek kalkınmaya katkı sağlamasıdır."

Eğitime destek verilmesi ve geliştirilmesi
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan'da eğitim alanında atılan adımlara ilişkin şunları söyledi:

"Suudi Arabistan toplumun gelişmesinde bilginin rolüne inandığından dolayı binlerce öğrencisini dünyanın belli başlı ülkelerine ve çok sayıda kişinin mezun olduğu önemli uluslararası üniversitelere gönderdi. Örneğin şu an Suudi Arabistan'dan Kanada'da okuyan burslu bin 200'den fazla doktor ve ABD'de yaklaşık 200 bin öğrenci var. Suudi Arabistan eğitim olmadan güçlü bir toplum olunamayacağına ve insan unsurunun kalkınmanın temeli olduğuna inandığından, yurtiçinde ve yurt dışında eğitim konusuna özel bir önem veriyor." 
 
Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'unun devasa projelere odaklandığı anlattı

 
Vizyon 2030 
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'unun dayandığı sabiteler olduğunu ve bunların başında da gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve özel sektör ile kamu sektörü arasındaki ortaklığın bulunduğunu söyledi.
Vizyonun ülke içindeki kalkınma sektörlerine ve devlet tarafından benimsenen devasa projelere odaklandığını belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, sözlerine şunları ekledi:

"Örneğin şu an Kızıldeniz kıyısında büyük kalkınma projelerimiz var. Turizm, spor ve sanayi şehirleri kurulacak. Dolayısıyla özellikle Suudi Arabistan'ın Ortadoğu'nun en büyük pazarı olmasından dolayı yerli ve yabancı şirketler ile yatırımcılar açısından oldukça büyük ve çok önemli yeni fırsatlar var."

İran ile ilişkiler
Suudi Arabistan'ın ekonomi ve sosyal açıdan başta bölge ülkeleri olmak üzere tüm uluslararası arena ile olan ilişkiler hakkında açıklamalarda bulunan Dr. Abdulaziz bin Sakr, bu bağlamda, Suudi Arabistan'ın İran'a yönelik taleplerine ilişkin şunları aktardı:

"(İran'ın) bölge ülkelerinin iç işlerine karışmayan, mezhepçiliği nüfuzunu genişletmek için bir araç olarak kullanmayan, teröristleri desteklemeyen, terörü teşvik etmeyen, deniz seyrüseferini tehdit etmeyen ve Yemen'de Husiler, Lübnan'da Hizbullah gibi milis yapılar oluşturmayan ve desteklemeyen bir komşu olmasını istiyoruz. Ortağımız olarak Körfez sularını paylaşabileceğimiz güvenli bir komşu olması arzusundayız. O bize olumlu bir şekilde yaklaşırsa biz de ona aynı şekilde yaklaşırız. Fakat İran bölge ülkeleriyle değil, silahlı gruplarla ve milislerle muhatap olmayı seçti. Mezhepçi güçleri desteklemesi ve kendisini Körfez'in polisi olarak görmesinin yanı sıra mezhepçiliği nüfuzunu genişletme aracı olarak kullanmayı tercih etti. Bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden bir nükleer program yürütüyor.
Eğer İran bu tutumunu değiştirseydi ve komşu ülkelere saygı duysaydı, egemenliği ve bağımsızlığı saygı, uluslararası hukuk ve mevzuat çerçevesinde ele alabilseydi, şu an ne bu krizin içinde ne de bu kötü ekonomik durumda olurdu. Bu ekonomik ablukayı yaşamazdı. Coğrafi olarak bize daha yakın olduğu için Körfez ülkelerini kazanırdı. Ama o diğer yolu, yani hegemonya, şantaj ve tehdit yolunu seçti. Şu an İran'ın dört bir yanında yaygın olarak düzenlenen protestoların ve grevlerin asıl sebebi iktidardaki rejimdir. İran halkı artık dayanamadı ve haklarını talep etmek için meydanlara çıktı. İran halkının tahammülü kalsaydı, haklarını talep etmek için meydanlara çıkmazdı."

Irak
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan ile Irak arasındaki ilişkilere ilişkin de açıklamalarda bulundu:

"Suudi Arabistan 2003 yılından bu yana, ABD'nin Irak'ı İran'a bir altın tepside sunduğu ve İran'ın Irak'a sızmasına izin verdiği görüşünde. Irak devleti, egemen karar yetkisini kaybetti. Daha çok başka yere tabi bir oluşum haline geldi. İran, Irak'ta kimin ve nasıl iktidara geleceğinin belirlenmesinde önemli bir role sahip oldu. Irak'ta bir Arap kimliği olduğu gibi coğrafi bir derinliği de olduğundan dolayı Suudi Arabistan olarak Irak'la köklü ve güçlü ilişkilerimiz var. Ortak sınırlara sahip olduğumuz Irak'ın güvenliği bizim için çok önemli.
Körfez ülkeleri de daha önce İran-Irak Savaşı'nda İran'ın saldırılarına karşı Irak'ın yanında yer aldı. Ancak 2003 yılında, ABD'nin Irak'ı işgalinin başlangıcında Washington yönetimi Irak'ta gerçek bir Arap varlığına izin vermedi. Aksine, Irak-İran sınırını açtı ve İran'ın Irak'a girmesine izin verdi. Çünkü ABD Irak'taki istikrarsızlığın Suriye, Ürdün, Türkiye ve diğer komşu ülkelerle olan çıkarlarına hizmet edebileceğine inanıyordu.
Diğer yandan Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan-Irak ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir role sahipti. Suudi Arabistan bu ilişkilerin geliştirilmesi için birçok girişimde bulundu. Ancak bu projelerdeki engelleyici kısım, İran'ın Irak hükümeti üzerindeki baskısından geliyordu. Suudi Arabistan'ın ulusal güvenliği Irak sınırına kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Irak'ın istikrarını, güvenliğini ve birliğini önemsiyor.  Bunun yanı sıra Irak petrol zengini ve ayrıcalıklı konuma sahip bir ülke. Büyük bir insan gücü var. Petrol ve doğalgaz üretiminde parlak bir geleceğe sahip. Irak halkının mevcut durumu değiştireceğine inanıyoruz."

Suriye
Suriye'deki çalkantılı durum, on yıldan uzun bir süredir devam eden savaş ve Suudi Arabistan'ın Suriye rejiminin Arap Birliği (AL) üyeliğine geri dönmesini reddetmesi hakkında da açıklamalarda bulunan Dr. Abdulaziz bin Sakr, Riyad yönetiminin büyük bir karmaşıklığa tanık olan Suriye meselesine ilişkin tutumuna ilişkin şunları söyledi:

"Suudi Arabistan'ın tutumu, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve Suriye konulu Cenevre görüşmelerinden çıkan kararlara olan bağlılığıyla özetlenebilir. Suudi Arabistan, Suriye rejiminin halkına karşı birçok suç işlediğine, ülkeyi mevcut çıkmaza soktuğuna ve dış müdahaleye izin verdiğine inanıyor. İran'ın Rusya'nın ve diğer ülkelerin Suriye'deki askeri varlığını kabul etmiyoruz. Eski ABD Başkanı Barack Obama kırmızı çizgilerden bahsederdi. Ancak Washington, Suriye konusundaki tutumundan geri adım atarak geriye 8 milyon göçmen ve harap olmuş bir ülke bıraktı.  Bunun sorumlusu ise Suriye rejimidir. Tel Aviv'in İran'ın Suriye'deki askeri varlığına karşı olmasından dolayı Suriye'de bir İsrail-İran çatışması da yaşanıyor. Tek temennimiz Suriye'nin bölünmemesi. Suriye'de ülkeyi inşa eden, tutukluları serbest bırakan ve doğru reformlar gerçekleştiren gerçek bir rejim olması durumunda Şam'ın Arap ülkeleri arasına dönmesinden memnuniyet duyacağız."

Türkiye ve Arap Körfezi
Dr. Abdulaziz bin Sakr, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ile Türkiye arasındaki ilişkilere dair de açıklamalarda bulundu.
Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında güçlü bir ilişki olduğunu fakat bu ilişkinin Arap Baharı yıllarında gerginleştiğini söyledi.


Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr

Türkiye, sıfır sorun hedefiyle bölgesel bir politika izlediğinde Suudi Arabistan'ın Türkiye'ye doğru güçlü bir adım attığını belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, açıklamasını şöyle sürdürdü:
Ancak Türkiye'nin Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) gibi bazı siyasal İslamcı grupları benimsemesi, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerde gerginliğe yol açtı. Türkiye'nin İran ile ilişkisi var ancak İran'a karşı güçlü bir tutumu yok.
Libya'daki olayların da Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde sorunlar yaşanmasının nedenlerinden biri olduğunu belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ancak Türkiye son dönemde bazı politikalarını değiştirdi. Türkiye büyük bir güç ve Arap halkları Türkiye'yi seviyor. Türkiye ile Suudi Arabistan arasında çok büyük yatırımlar var. Ortak ilgi alanları bulunuyor. Bunun yanı sıra Türkiye artık Müslüman Kardeşler'den hesap soruyor. İhvan'a ait bazı televizyon kanallarının ve medya kuruluşlarının çalışmalarını askıya aldı. Şu an iyi bir yolda ilerliyor. Türkiye ile ilişkilerimizin en iyi seviyesine dönmesini umuyoruz.
İki ülkenin yetkililerince gerçekleştirilen karşılıklı ziyaretler sadece bir başlangıç. Türkiye'nin, gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın ölümüyle ilgili olarak Suudi Arabistan yasalarının üstünlüğünü tanıması da iki kardeş ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde olumlu etkileri oldu. Körfez ülkeleri, enerji ve diğer alanlarda Türkiye'yi destekleyebilir. Türkiye ile aramızda daha fazla güven inşa etmemiz gerekiyor. Bununla birlikte Suudi Arabistan, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik endişelerini anlıyor ve Türkiye'nin güvenliğini açık ve net bir şekilde destekliyor. Türkiye'nin ulusal güvenliği, tamamen anladığımız bir mesele.

Milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan, onlara güvenli bir yer ve yardım sağlayan Türk devletine teşekkür ediyoruz. Bu olumlu ve takdir edilesi rolü için kendisine şükranlarımızı sunuyoruz. Suudi Arabistan, gerek sınırlarına yakın mülteci kamplarında gerek Suriye toprakları içinde olsun, yerinden edilenlere Türkiye toprakları üzerinden yardım ulaştırdı. Türkiye de Yemen krizine olumsuz bir şekilde müdahale etmemiş, oradaki Husi milislere destek vermemiş, aksine Suudi Arabistan'ın ulusal güvenliğiyle ilgili endişelerini anlayışla karşılamış ve güvenliğini desteklemiştir. Tüm bunlar Suudi Arabistan'ı da Türkiye'ye aynı şekilde davranmaya yöneltti.

Diğer yandan bölgenin büyük ve önemli iki ülkesi, Türkiye ile Mısır arasında herhangi bir düşmanlık yaşanmasını istemiyoruz. Türkiye'nin mevcut politikalarındaki ve tutumlarındaki son değişikliklerden dolayı oldukça mutluyum. Türkiye aynı zamanda bölgenin güvenlik ve istikrarı için vazgeçilmez bir taraftır. Bizi Türkiye ile bir araya getiren nedenler, ayıran nedenlerden daha fazladır. Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıklara gelirsek; Türkiye Yunanistan karşısında büyük bir ülke olduğundan Yunanistan ile hiçbir şekilde kıyaslanamaz. Ama aynı zamanda birine karşı diğerini desteklemek istemiyoruz. Ne Yunanistan Türkiye pahasına ne de Türkiye Yunanistan pahasına desteklenebilir."  

Filistin meselesi ve İsrail ile normalleşme
Dr. Abdulaziz bin Sakr, açıklamalarında Filistin meselesine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu:

"Suudi Arabistan, tüm ülkelerin egemen kararına saygı duyduğundan bazı Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmesine müdahale etmedi. Ancak bu konudaki tutumu açık ve net olan Suudi Arabistan, 2002 yılında Arap Barış Girişimi'nde önerilen iki devletli çözümü destekliyor. İki devletli çözüm, Filistin meselesi için en uygun yoldur. Yalnızca İsrail'i tatmin eden bir çözümü kabul etmiyoruz. Filistin halkının zararına olan her türlü çözüme karşıyız. Filistinli taraflar birleşmeli ve safları yeniden düzenlenmeli.  Bu konuda Araplar arasında ortak bir tutum olmalı. Filistin meselesini adil bir şekilde çözmek için uluslararası açıdan ortak eyleme geçilmeli."

 
Suudi Arabistan-ABD ilişkileri
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Sakr, Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilere dair de açıklamalarda bulundu:

"Ara seçimler ABD'nin iç meselesidir. Biz, başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmeyiz. Suudi Arabistan-ABD ilişkileri gerek güvenlik gerek ekonomik gerek siyasi gerekse sosyal düzeyde olsun oldukça köklüdür. Fakat bizi rahatsız eden nokta, ABD'nin kararlarında bocalama yaşanması ve net olmaması. ABD ile ilişkileri yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. ABD, Suudi Arabistan'ın petrol üretimini kısmamasını ve Rusya'yı Ukrayna'yı işgal ettiği için ağır bir şekilde kınamasını istedi. Fakat ABD'nin gerçek amacı Ukrayna'yı işgalden kurtarmak değil, aynı zamanda da Rusya'yı zayıflatmak. Bizim bu konuda Ukrayna'nın birliğini savunan ve güç kullanımına karşı olan bir tutumumuz var. Ayrıca Polonya üzerinden Ukrayna'ya insani yardım sağladık ve çok sayıda rehinenin serbest bırakılmasına katkıda bulunduk. Suudi Arabistan bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler'de (BM) Rusya'nın müdahalesine karşı oy kullandı. 
Ancak diğer yandan Rusya'nın Ukrayna'da uzlaşabileceği bir yönetimin yanı sıra güvenli kara ve deniz sınırları istediğini düşünüyorum. Rusya, stratejik öneme sahip sınırlarında Batı'nın askeri varlığını istemiyor. Batı'nın Ukrayna'daki askeri varlığını kendi güvenliği için bir tehdit olarak görüyor. Suudi Arabistan'ın Yemen'deki pozisyonu da aynı. Çünkü Suudi Arabistan'ın Yemen ile ilgili emelleri yok. Suudi Arabistan'ın başlıca isteği, Yemen ile güvenli sınırları olması ve sınırlarının yakınlarında yabancı bir askeri oluşum ya da düşman bir ülke bulunmaması Özetle yasa dışı ve haksız bir eylemi destekleyen bir tutum sergilemiyoruz."

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, röportajın sonunda Çin ile ilişkilere değindi. Suudi Arabistan'ın Çin ile güçlü ilişkileri olduğunu belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr ancak bu ilişkilerin stratejik bir düzeye ulaşamadığını söyledi.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in yakında Suudi Arabistan'ı ziyaret etmesi ve bir Arap-Çin zirvesi gerçekleşmesinin beklendiğine dikkat çekti. 

 

 Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr kimdir?

Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, T20 düşünce kuruluşlarından 'Çoğulculuğun ve Küresel Yönetimin Geleceği' adlı beşinci gruba başkanlık yaptı.
Körfez Araştırma Merkezi (GRC) 'Herkes için bilgi' sloganıyla Temmuz 2000'de kuruldu. GRC, Suudi Arabistan'a hizmet eden bağımsız, kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu ve araştırma kurumu olarak ön plana çıktı.
Öncelikleri, Suudi Arabistan'a ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerine yerel ve uluslararası düzeyde hizmet etmek olan GRC, Irak, İran ve Yemen'in yanı sıra, Körfez ülkelerinin bugünü ve geleceği ile ilgili çalışmalar yürütüyor.
 
Akademik hayatı
İlk ve orta öğrenimini Cidde'deki Al-Thager Model Okulları'nda aldı. 
Lisans eğitimini, Cidde'deki Kral Abdulaziz Üniversitesi İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi'nde tamamladı.
Birleşik Krallık'taki Kent Üniversitesi'nden 'Körfez bölgesinin güvenlik ve istikrarını etkileyen dış faktörler' adlı çalışmayla uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans derecesi aldı. 
Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Birleşik Krallık'taki Lancaster Üniversitesi'nde 'Körfez Güvenliği: 1968-2003 Dinamikler, Algılar ve Politikalar' adlı, KİK ülkeleriyle ilgili karşılaştırmalı bir çalışmayla uluslararası ilişkiler alanında doktora yaptı.
İsviçre'nin Lozan şehrinde Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü'ndeki (IMD) kurslar dahil olmak üzere çeşitli ileri düzey liderlik ve yönetim kurslarına katıldı.

Öğretim görevlisi olarak çalışma hayatı
İtalya'daki Venedik Ca' Foscari Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi, Mayıs 2011.
Japonya'daki Osaka Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi, Nisan 2013.
Suudi Arabistan'daki Kral Abdulaziz Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi, Mart 2020.

 
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr

2018 yılının ocak ayında Suudi Arabistan-Birleşik Krallık  ilişkilerinin güçlendirilmesine olan katkılarından ötürü Rawabi Holding Ödülü'ne layık görüldü.
2018 yılında Arap Düşünce Vakfı tarafından Arap Medyası Yaratıcılık Ödülü'nü aldı. Medya alanında verilen en yüksek Arap ödülü olan Arap Medyası Yaratıcılık Ödülü, Arap Düşünce Vakfı Başkanı Prens Faysal tarafından "Araa Havlel-Halic" (Körfez Üzerine Görüşler) Dergisi Genel Yayın Yönetmeni sıfatıyla Dr. Abdulaziz bin Sakr'a takdim edildi.

Üye olduğu kurum ve kuruluşlar

  • Cidde İşletme ve Teknoloji Üniversitesi Mütevelli Heyeti. (Aktif)
  • Kral Abdulaziz Ulusal Diyalog Merkezi Mütevelli Heyeti. (Temmuz 2014 - Şubat 2018)
  • Mekke Bölge Meclisi. (Kasım 2003 - 29 Mart 2009)
  • İsviçre'deki Cenevre Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Kontrolü Merkezi (DCAF) Danışma Kurulu. (2006)
  • İsviçre merkezli Cenevre Güvenlik Politikaları Merkezi (GCSP) Danışma Kurulu. (2006 - Aktif)
  • Alman Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü Mütevelli Heyeti. (2007 - 2012)
  • Arap Düşünce Vakfı Danışma Kurulu. (2005 - Aktif)
  • Ulusal Sergiler ve Konferanslar Programı Danışma Kurulu.
  • Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Üniversitesi Ekonomi Fakültesi Danışma Kurulu. (2006 - 2008)
  • Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayımlanan dördüncü İnsani Gelişme Raporu'nun Danışma Kurulu. 
  • Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi Bilgi Teknolojisi ve Kalkınma Küresel İttifakı Stratejik Konseyi. (UNDESA-GAID) 
  • Cidde'deki Kral Abdülaziz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Danışma Kurulu.
  • Ankara merkezli Türk-Arap Bilim, Kültür ve Sanat Derneği.
  • Cidde merkezli Daru'l Hikme Üniversitesi Yönetim Kurulu Fahri.
  • Medine merkezli Prens Mukrin bin Abdulaziz Üniversitesi Akademik Komite Başkan Yardımcısı.

Uluslararası enstitüler ve araştırma merkezlerindeki üyelikleri

  • Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü. (IISS)
  • Londra merkezli Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü.
  • İngiltere merkezli Siyaset Bilimi Derneği. (IPSA)
  • İngiltere merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü.
  • ABD merkezli RAND Corporation.
  • Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü
  • İsviçre, Lozan merkezli Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü. (IMD)
  • İsviçre, Zürih merkezli Uluslararası Güvenlik İlişkileri Ağı. (ISN)

Dr. Abdulaziz bin Sakr'ın ders verdiği uluslararası üniversiteler, enstitüler ve araştırma merkezleri

  • İtalya merkezli NATO Savunma Koleji. (NDC)
  • Harvard Üniversitesi Kennedy Yönetim Okulu.
  • Sultan Kabus Üniversitesi, Umman Sultanlığı - Maskat.
  • İskenderiye Kütüphanesi, Mısır.
  • Prens Suud el-Faysal Diplomatik Araştırmalar Enstitüsü.
  • Kral Abdulaziz Ulusal Diyalog Merkezi.
  • Suudi Arabistan Kraliyet Deniz Kuvvetleri.
  • Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetler İstihbarat ve Güvenlik Kurumu.
  • Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetler Komuta ve Kurmay Başkanlığı.
  • Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetler Stratejik Araştırmalar Merkezi.
  • Kral Abdulaziz Üniversitesi.
  • Suudi Arabistan Kralı Almanya Elçiliği.

Katıldığı konferanslar ve forumlar

  • Mekke-i Mükerreme Bölgesi Emirliği tarafından Cidde Ticaret ve Sanayi Odası ve Körfez Araştırma Merkezi iş birliğinde düzenlenen Mekke-i Mükerreme Ekonomik Forumu Bilimsel Komite başkanlığı, 15-16 Nisan 2018.
  • Mekke-i Mükerreme Emirliği tarafından Maliye Bakanlığı, Mekke Bölge Kalkınma İdaresi, Körfez Araştırma Merkezi ve Ramatan Vakfı iş birliğinde düzenlenen Mekke Bölgesi İmar Konferansı Bilim Kurulu başkanlığı, 27-29 Aralık 2017.
  • 22-23 Kasım 2017 tarihleri arasında iki oturum halinde gerçekleştirilen Suriye Devrimci ve Muhalif Güçler konulu genişletilmiş konferans oturumlarının ve tüm Suriyeli muhalif grupların ve oluşumların bir araya geldiği, görüşlerinin birleştirilmesi, güvenli bir yol haritası çizilmesi ve Suriye muhalefeti için ortak bir tutuma ulaşılması amacıyla, 9-10 Aralık 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen Riyad Konferansı 1 toplantılarının moderatörlüğü.
  • Körfez Araştırma Merkezi'nin Almanya'nın Berlin şehrinde Arap-Alman Ticaret ve Sanayi Odası ve KİK Odalar Federasyonu iş birliğinde düzenlediği Körfez ülkeleri ve Almanya İş ve Yatırım Forumu başkanlığı, 11-13 Mart 2014.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından 3-4 Eylül 2013 tarihleri arasında Cenevre'de düzenlenen Körfez-İsviçre Forumu başkanlığı.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından 13-16 Şubat 2010 tarihleri arasında Cidde'de düzenlenen 10. Ekonomik Forumu başkanlığı.
  • 2009 yılında Güney Afrika'nın Cape Town kentinde Körfez ülkeleri ile Sahra altı Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerin geleceğini tartışmak üzere düzenlenen Körfez Afrika Yatırım Forumu başkanlığı, 2009.
  • Rahmetli Kral Abdullah bin Abdulaziz'in himayesinde Körfez Araştırma Merkezi ve Suudi Arabistan Ticaret ve Sanayi Odaları Konseyi tarafından 4-5 Aralık 2010 tarihleri arasında düzenlenen Körfez-Afrika Yatırım Konferansı başkanlığı. Riyad'da düzenlenen konferansa, dört Afrika ülkesinin devlet başkanları, 40'tan fazla bakan ve üst düzey yönetici ile Körfez ve Afrika ülkelerinden 850'nin üzerinde misafir katıldı
  • Birleşik Krallık'taki Cambridge Üniversitesi'nde her yıl GRC tarafından düzenlenen, siyasi, ekonomik, güvenlik, sosyal, medya ve eğitim konularının ele alındığı Körfez Araştırma Forumu oturumları başkanlığı. (2010-2019)
  • 27 Şubat 2014 tarihinde Mısır'ın başkenti Kahire'de KİK ülkelerinden, Mısır'dan ve AL Genel Sekreterliği'nden yetkililerin yanı sıra düşünürlerin, uzmanların ve araştırmacıların katılımıyla gerçekleşen 'KİK: Gelecek İçin Beklentiler' programını organize etti ve başkanlığını yaptı.
  • Suudi Arabistan'da KİK üyesi ülkelerde ve dünyada Körfez'deki meseleleri ele alan yüzlerce bölgesel ve uluslararası forum ve konferansa katıldı.

Televizyon röportajları ve basında yer alan makaleleri
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve uluslararası meselelerle ilgili en önemli siyasi, güvenlik ve savunma konularında Arapça yayın yapan birçok uydu kanalı ve uluslararası haber ajansına çok sayıda röportaj verdi ve programlara katıldı. Suudi Arabistan'da ve dışında gazetelerde, dergilerde ve bilimsel süreli yayınlarda çok sayıda makalesi yayımladı.

Eserleri

  • 'Suudi Arabistan'da Reform: Var olan Zorluklar ve Bu Zorluklarla Mücadele Etmenin Yolları'
  • 'Körfez'in savaş sonrası Irak'a yönelik birleşik siyasi ve ekonomik stratejisine doğru'
  • 'Arap Barış Kuvvetleri'
  • Gerd Nonneman ve Paul Arts tarafından kaleme alınan 'The Future of The Kingdom of Saudi Arabia Trends and Challenges / Post-September 11 and the War in Iraq' (Suudi Arabistan'ın Geleceği: 11 Eylül Sonrası Eğilimler, Zorluklar ve Irak Savaşı)  adlı kitapta yer alan 'Political Opposition in the Kingdom of Saudi Arabia' (Suudi Arabistan'da Siyasi Muhalefet) başlıklı bölüm.
  • Middle Eastern Geopolitics (Ortadoğu Jeopolitiği) adlı dergide 'Enerji, Körfez güvenliğinin yeni özelliklerini belirler' başlıklı makale, 2006.
  • 'Körfez'de Anayasal Reform ve Siyasi Katılım' adlı kitabın 'Körfez'in İçinden Bir Bakış Açısıyla Siyasi Reform Kriterleri' başlıklı bölümü.
  • '11 Eylül olayları ve bu olayların KİK ülkeleri üzerindeki ekonomik etkileri' kitabında bir bölüm.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından 2004 yılının mayıs ayında yayımlanan 'Suudi Arabistan'da Şiddet ve Terörizmle Mücadele' adlı çalışma.
  • KİK ülkelerindeki başlıca siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal gelişmeleri ele alan 'Gulf Yearbook' (Körfez Almanağı) kitabının genel yayın yönetmenliği.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan, Körfez meseleleri üzerine yayın yapan 'Araa Havlel-Halic' (Körfez Üzerine Görüşler) adlı derginin genel yayın yönetmenliği.


Petrol varillerinin ötesinde... Hürmüz’deki atılım, Körfez’deki ekonomik istikrarın çehresini yeniden şekillendiriyor

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
TT

Petrol varillerinin ötesinde... Hürmüz’deki atılım, Körfez’deki ekonomik istikrarın çehresini yeniden şekillendiriyor

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Hürmüz Boğazı krizinde son dönemde yaşanan yumuşama, yalnızca enerji sevkiyatlarının yeniden güvence altına alınması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin mali ve ekonomik yapıları üzerinde doğrudan etkiler yaratabilecek stratejik bir dönüşüm olarak değerlendiriliyor. Küresel enerji ticaretinin ana arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı, Körfez ülkelerinin petrol ve doğal gaz ihracatının büyük bölümüne ev sahipliği yaptığından, deniz trafiğinin yeniden normalleşmesi bölgesel ekonomik istikrar açısından yeni fırsatlar sunuyor.

ABD ile İran, aylar süren kanlı çatışmalar ve küresel ekonomik dalgalanmaların ardından Ortadoğu’daki savaşı sona erdirmeyi ve stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı öngören ön anlaşmaya vardıklarını açıklamıştı. ABD Başkanı Donald Trump, dünya petrol arzı açısından kritik öneme sahip olan ve savaşın başlamasından bu yana İran’ın çeşitli kısıtlamalar uyguladığı Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağını duyurdu. Trump yaptığı açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti ile anlaşma artık tamamlandı. Dünya gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol akmaya başlasın” ifadelerini kullandı.

Küresel piyasalar, ön anlaşma haberine hızlı tepki verdi. Önümüzdeki cuma günü İsviçre’de imzalanması beklenen resmî anlaşma öncesinde gösterge Brent petrolünün vadeli kontratları yüzde 4,5’in üzerinde değer kaybederek varil başına 84 doların altına geriledi. Deniz trafiğinin yeniden normalleşmesi ise bölgesel ekonomik istikrar açısından olumlu beklentileri güçlendirdi.

Finans ve ekonomi danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, anlaşmanın yalnızca ham petrol arzında yaşanabilecek kesintileri önlemekten ibaret olmadığını, aynı zamanda finansal istikrarı destekleyen yapısal bir gelişme niteliği taşıdığını söyledi. El-Attas, mevcut dönemde yatırımcı güveninin kalıcı biçimde güçlenmesinden kaynaklanan kazanımların, jeopolitik gerilimlerin yol açtığı geçici petrol fiyat artışlarından çok daha değerli olduğunu vurguladı.

Öte yandan Dünya Bankası da geçen hafta yayımladığı değerlendirmede, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ve doğal gaz akışının kademeli olarak yeniden başlamasının KİK ülkeleri üzerindeki mali baskıları hafifleteceğini belirtti. Kurum, petrol ihracatındaki toparlanmanın bölge ekonomilerinin büyümesine ivme kazandıracağını ve bölgenin gayrisafi yurt içi hasıla büyüme oranının 2027 yılında yüzde 4,2 seviyesine ulaşabileceğini öngördü.

sxc s
Bender Abbas açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda kargo gemileri ve ticari gemiler seyrederken, bir kişi sığ suda oturuyor. (AP)

Bu iyimser toparlanma beklentileri, bölge ekonomilerinin yaşadığı zorlu daralma döneminin sona ermeye başlayabileceğine işaret ediyor. Dünya Bankası’nın yapısal analizine göre, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ekonomik etkileri KİK ülkeleri arasında eşit şekilde hissedilmedi. Etkinin boyutu, ülkelerin enerji ihracatında boğaza ne ölçüde bağımlı olduklarıyla doğrudan bağlantılı oldu. Kuveyt ve Irak, petrol ihracatı için Körfez dışına açılan alternatif deniz güzergâhlarına sahip olmamaları nedeniyle krizden en fazla etkilenen ülkeler arasında gösterildi. İhracatın durması, her iki ülkede de günlük milyonlarca varillik satış kaybına yol açarken, kamu maliyesinde ciddi finansman açıkları ve bütçe baskıları oluşturdu. Katar ise doğuya yönelen sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatı için alternatif deniz rotaları oluşturmakta önemli lojistik zorluklarla karşılaştı. Bu durum bazı büyük sevkiyatların ertelenmesine, LNG tesislerinde operasyonel baskıların artmasına ve Katar tankerlerinin sigorta maliyetlerinde rekor düzeyde yükselişlere neden oldu. Bölgedeki büyük limanlar da krizden olumsuz etkilendi. Özellikle yeniden ihracat faaliyetleri ve lojistik hizmetlerinde önemli yavaşlamalar yaşanırken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in finans ve bankacılık sektörleri uluslararası yatırım fonlarının bölge varlıklarına uyguladığı risk primlerinin yükselmesi nedeniyle doğrudan maliyetlerle karşı karşıya kaldı.

Buna karşılık Suudi Arabistan, gelişmiş enerji altyapısı sayesinde kriz sürecinde daha yüksek bir dayanıklılık sergiledi. Ülke, Doğu-Batı Boru Hattı aracılığıyla petrol ihracatının yüzde 60’tan fazlasını Kızıldeniz üzerinden yönlendirerek Hürmüz Boğazı’na bağımlılığını önemli ölçüde azaltmayı başardı. Umman da coğrafi avantajlarından yararlanan ülkeler arasında yer aldı. Arap Denizi ve Hint Okyanusu’na doğrudan erişim sağlayan Sohar ve Dukm gibi limanlar, Umman ekonomisine Hürmüz Boğazı’ndaki darboğazlardan büyük ölçüde bağımsız hareket etme imkânı sundu.

Finansal boşlukları kapatmak

Enerji piyasalarına ilişkin teknik analizler, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin kademeli olarak yeniden başlamasının Körfez ülkelerindeki üreticilere ihracat faaliyetlerini normal seviyelere çıkarma imkânı sağlayacağını ortaya koyuyor. Böylece deniz ablukası nedeniyle oluşan ve milyarlarca dolarla ifade edilen gelir kayıplarının telafi edilmesi, ayrıca kamu maliyesi üzerindeki baskıların hafifletilmesi hedefleniyor.

Bu gelişme, Asya’nın önde gelen enerji ithalatçılarında biriken güçlü talep ile aynı döneme denk geliyor. Çatışma süresince birçok Asya ülkesi ve rafineri şirketi enerji tüketimini azaltırken stratejik rezervlerine yönelmişti. Ancak anlaşmanın ardından bölge ülkelerinin petrol ve doğal gaz stoklarını yeniden güçlendirmeye hazırlandığı belirtiliyor. Bu durumun orta ve uzun vadede Körfez enerji ihracatına yönelik talebi desteklemesi bekleniyor.

Buna karşın uzmanlar, olumlu etkilerin piyasalara tam olarak yansımasının zaman alacağı görüşünde. AP’nin dikkat çeken bir analizine göre, enerji şirketlerinin küresel talebi karşılayabilecek üretim ve sevkiyat kapasitesine yeniden ulaşması birkaç ay sürebilir. Raporda, petrol sevkiyatı ve rafinaj süreçlerindeki yavaş toparlanmanın yanı sıra boğazdaki geçiş güvenliğine ilişkin bazı soru işaretlerinin devam etmesinin, anlaşmanın ekonomik etkilerinin kısa vadede sınırlı kalmasına neden olabileceği ifade edildi.

Kriz yönetimi sürecinde Suudi Arabistan’ın sergilediği lojistik esneklik de dikkat çekti. Riyad yönetimi, gelişmiş altyapısından yararlanarak petrol ihracatının yüzde 60’tan fazlasını Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz’e yönlendirmeyi başardı. Bu sayede Suudi Arabistan, enerji arzındaki sürekliliği korurken uluslararası pazarlardaki konumunu muhafaza etti ve ihracattaki kesintilerin etkisini önemli ölçüde sınırladı. Uzmanlar, bu performansın Riyad’ın alternatif lojistik altyapısının jeopolitik kriz dönemlerinde dahi etkin biçimde çalışabildiğini ortaya koyduğunu değerlendiriyor.

Risk priminde düşüş

El-Attas, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, krizin yatışmasının en hızlı ve doğrudan etkisinin jeopolitik risk primindeki düşüş olacağını belirtti. El-Attas’a göre çatışma dönemlerinde ve Hürmüz Boğazı’nın kapanma ihtimalinin gündemde olduğu süreçlerde, Körfez bölgesindeki finansal varlıklar ve piyasalar üzerinde risk primi otomatik olarak yükseliyor. Bu durum, mali piyasalarda ek baskılar oluştururken şirketlerin faaliyet maliyetlerini de artırıyor. Ancak krizin hafiflemesiyle birlikte söz konusu risk priminin belirgin şekilde gerilemesi bekleniyor. Bu gelişmenin hem bölgesel hem de uluslararası yatırımcıların güvenini güçlendireceğini ifade eden el-Attas, Körfez piyasalarına kısa vadeli sermaye girişlerinin yanı sıra uzun vadeli yatırımların da yeniden hız kazanabileceğini söyledi.

Risk primindeki düşüşün, deniz taşımacılığı ve lojistik sektöründe yaşanacak toparlanmayla da doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çeken el-Attas, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin son aylarda nakliye ücretleri ile savaş riski sigorta primlerini rekor seviyelere taşıdığını hatırlattı. Bu maliyet artışlarının hem Körfez ülkelerindeki ticaret faaliyetlerini hem de küresel tedarik zincirlerini olumsuz etkilediğini belirten el-Attas, bölgede istikrarın yeniden sağlanmasıyla birlikte taşıma ve sigorta giderlerinde kayda değer düşüşler yaşanmasının beklendiğini ifade etti. Uzmanlara göre bu gelişme, hem Körfez ülkeleri arasındaki ticaretin verimliliğini artıracak hem de bölgenin uluslararası ticaret koridorlarındaki rekabet gücünü destekleyerek küresel tedarik ağlarının daha istikrarlı işlemesine katkı sağlayacak.

Finans piyasaları için itici güç

El-Attas, Körfez finans piyasalarının jeopolitik risklerin azalmasına olumlu tepki vermesinin beklendiğini belirterek, özellikle bankacılık, petrokimya, ulaştırma ve lojistik sektörlerinde faaliyet gösteren öncü şirket hisselerine yönelik yatırımcı ilgisinin artabileceğini söyledi. El-Attas’a göre söz konusu sektörler, bölge borsalarının temel taşı niteliğinde olduğundan, risk algısındaki iyileşme hisse senedi piyasalarında genel bir yükselişi destekleyebilir. Olumlu etkinin yalnızca hisse senedi piyasalarıyla sınırlı kalmayacağını vurgulayan el-Attas, sabit getirili menkul kıymetlerin de bu süreçten fayda sağlayacağını ifade etti.

Uzmanlara göre jeopolitik görünümün netleşmesi, doğrudan yabancı yatırımlar açısından da önemli bir avantaj oluşturuyor. Küresel sermayenin istikrarlı ve güvenli yatırım ortamlarına yöneldiğini hatırlatan el-Attas, uluslararası deniz ticareti ve enerji koridorlarının güvenliğine ilişkin kaygıların azalmasının Körfez ülkelerinin yatırım çekme kapasitesini güçlendireceğini söyledi. Bu çerçevede, ulusal kalkınma vizyonları kapsamında yürütülen büyük ölçekli turizm, sanayi ve teknoloji projelerinin yabancı yatırımcılar için daha cazip hale gelmesi bekleniyor. Bölge ülkelerinin petrol dışı sektörleri geliştirmeye yönelik stratejileri de bu ilgiyi destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor.

dsvfdv
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Petrol piyasalarına ilişkin değerlendirmesinde ise el-Attas, arz kesintisi endişelerinin azalmasıyla birlikte petrol fiyatlarında belirli ölçüde gerileme yaşanabileceğini, ancak bunun orta ve uzun vadede olumsuz bir gelişme olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. El-Attas’a göre Körfez ülkeleri için asıl önemli olan, kısa süreli ve sert fiyat yükselişlerinden ziyade küresel talebin sürdürülebilir biçimde devam etmesi ve enerji ihracatının geleneksel ve yeni pazarlara güvenli şekilde ulaşabilmesi. Bu nedenle fiyat istikrarı, bölge ekonomileri açısından daha kalıcı ve sağlıklı bir kazanç olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlar ayrıca, jeopolitik risklerin azalmasının iş dünyası üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Belirsizlik dönemlerinde birçok şirket ve yatırım grubu genişleme planlarını erteleyebiliyor veya sermaye harcamalarını yavaşlatabiliyor. Ancak risklerin azalmasıyla birlikte özel sektörün önünü daha net görebileceği, stratejik yatırım kararlarının hızlanacağı ve istihdam ile yeni yatırımların artabileceği öngörülüyor. Bu durumun, Körfez ülkelerinin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmasına ve ekonomik çeşitlendirme programlarının daha hızlı ilerlemesine katkı sağlaması bekleniyor.


‘Motorları çalıştırın’... Hürmüz atılımı dünya ekonomisi için ne anlama geliyor?

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
TT

‘Motorları çalıştırın’... Hürmüz atılımı dünya ekonomisi için ne anlama geliyor?

Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Dünyanın en kritik deniz ticaret yollarından birinde ticareti felce uğratan ve üç buçuk aydan uzun süredir devam eden durgunluğun ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın Washington ile Tahran’ın savaşı sona erdirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı derhal yeniden açmayı öngören ön barış anlaşmasına vardığını açıklaması küresel ekonomide umutları yeniden canlandırdı.

Trump’ın kendi sosyal platformu üzerinden yaptığı, “Dünya gemileri, motorları çalıştırın... Petrol akmaya başlasın!” şeklindeki coşkulu paylaşımı, 28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından sert dalgalanmalar yaşayan enerji ve finans piyasaları için uzun süredir beklenen bir yeşil ışık olarak değerlendirildi.

Tarafların ön mutabakat zaptını önümüzdeki cuma günü İsviçre’de resmen imzalayacağının açıklanmasının ardından küresel piyasalar jeopolitik gerilimin azalmasını hızla fiyatlamaya başladı. Gösterge Brent petrolünün vadeli kontratları yüzde 4,5’i aşan düşüşle varil başına 84 doların altına gerileyerek savaşın ilk günlerinin yaşandığı mart ayından bu yana en düşük seviyelerini gördü. Öte yandan Tokyo ve Seul borsalarında hisse senedi endeksleri yaklaşık yüzde 5 yükselirken, kripto para piyasasında da yeniden hareketlilik yaşandı. Bitcoin’in değeri 65 bin 600 dolar seviyesinin üzerine çıkarak yükselişini sürdürdü.

Asya... En büyük kazanan

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, Körfez enerji kaynaklarına yüksek derecede bağımlı olan ve ekonomik sonuçların en ağır yükünü taşıyan Asya için bir can simidi niteliği taşıyor. Zira boğazdan geçen petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatlarının yüzde 80’inden fazlası normal şartlarda Asya pazarlarına ulaşıyor. Savaşın sürdüğü aylarda Asya para birimleri değer kaybederken, enflasyon baskısı da belirgin şekilde arttı. Enerji arzındaki ciddi daralma, özellikle Pakistan, Vietnam ve Filipinler gibi gelişmekte olan ülkelerin ekonomik görünümünü olumsuz etkiledi. Filipinler, yaşanan enerji sıkıntısı nedeniyle ulusal enerji acil durumu ilan etmek zorunda kaldı.

sdfvbf
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Japonya ve Güney Kore gibi güçlü rezervlere sahip sanayileşmiş ekonomiler de şişen enerji ithalat faturaları nedeniyle ulusal para birimleri üzerinde benzeri görülmemiş baskılarla karşı karşıya kaldı. Bu nedenle bölge liderleri anlaşmayı memnuniyetle karşıladı. Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, anlaşmayı ‘çözüme doğru atılmış büyük bir adım’ olarak nitelendirirken, Hürmüz Boğazı’nda güvenli ve serbest deniz ulaşımının kalıcı biçimde sağlanmasını umduğunu ifade etti. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese de benzer bir değerlendirmede bulunarak, bu stratejik geçiş koridorunun yeniden işler hale gelmesinin bölge ekonomileri üzerindeki baskıların hafifletilmesi açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.

Etkisi yıl sonuna kadar sürecek

Piyasalarda hâkim olan iyimser havaya rağmen ekonomi uzmanları ve enerji sektörü analistleri temkinli olunması gerektiği uyarısında bulunuyor. Uzmanlara göre ticaret akışlarının tamamen normalleşmesi haftalar, hatta bazı alanlarda aylar sürebilir. Enerji danışmanlık şirketi Wood Mackenzie’nin Asya-Pasifik Bölgesi Başkan Yardımcısı Joshua Ngu, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıyla birlikte petrol ve doğal gaz sevkiyatlarının hızla başlayacak olmasının olumlu bir gelişme olduğunu belirtti. Ancak Ngu’ya göre, boğazın kapalı kaldığı her gün ekonomik hasarın boyutunu artırırken, lojistik sektöründeki aksaklıkların da daha derin ve kalıcı hale gelmesine yol açtı.

Uzmanların dikkat çektiği en karmaşık sorunlardan biri ise sıvılaştırılmış doğal gaz piyasası olarak öne çıkıyor. Asya’da doğal gaz fiyatları genellikle petrol fiyatlarını üç ila altı aylık gecikmeyle takip ediyor. Bu nedenle mart ayında varil başına 100 dolara kadar yükselen petrol fiyatlarının etkisi, önümüzdeki aylarda doğal gaz piyasalarına daha belirgin şekilde yansıyacak. Bu durum, petrol fiyatlarında yaşanan son gerilemeye rağmen doğal gaz ve elektrik fiyatlarının yükselmeye devam edebileceği anlamına geliyor. Uzmanlar, enerji maliyetlerinin en azından yıl sonuna kadar tüketiciler ve sanayi sektörü üzerinde baskı oluşturmayı sürdürebileceği görüşünde.

Gübre ve petrokimyasallar

Hürmüz Boğazı’nın önemi yalnızca petrol sevkiyatlarıyla sınırlı değil. Boğaz aynı zamanda günlük yaşam ve küresel üretim açısından kritik öneme sahip stratejik ürünlerin ticaretinde de kilit rol oynuyor. Körfez ülkeleri, azotlu gübrelerin temel bileşeni olan üre gübresinin küresel arzının üçte birinden fazlasını karşılıyor. Boğazın kapanması ise Güneydoğu Asya’da mayıs ile temmuz ayları arasındaki kritik ekim sezonunu olumsuz etkiledi. Asya Kalkınma Bankası Baş Ekonomisti Albert Park, yaşanan aksamanın küresel gıda güvenliği açısından ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, tarımsal verimdeki düşüşün etkilerinin yılın ilerleyen dönemlerinde daha belirgin şekilde hissedileceği uyarısında bulundu.

Sanayi cephesinde ise Japonya ve Güney Kore’deki fabrikalar, plastik ve gıda ambalajı üretiminde kullanılan hayati öneme sahip bir petrol türevi olan nafta tedarikinde ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Ayrıca yarı iletken üretiminde kritik rol oynayan helyum gazı arzında da önemli daralmalar yaşandı. Japonya Doğal Kaynaklar ve Enerji Ajansı danışmanlarından Haruhiko Sakaino, Bloomberg’e yaptığı değerlendirmede tedarik zincirlerinde meydana gelen hasarı ‘yıkıma uğramış kılcal damarlara’ benzetti. Sakaino, sorunun yalnızca ithalatın yeniden başlamasıyla çözülemeyeceğini belirterek, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin üretim kapasitelerini eski seviyelerine ulaştırmalarının yaklaşık bir yıl sürebileceğini ifade etti.

Hindistan: Beklenen toparlanma ve daha düşük fatura

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçılarından biri olan Hindistan açısından anlaşma, önemli bir ekonomik rahatlama anlamına geliyor. Başlıca enerji tedarikçilerinden gelen petrol ve doğal gaz tankerlerinin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli şekilde geçmeye başlaması, son aylarda rekor seviyelere çıkan nakliye maliyetleri ile deniz taşımacılığı şirketlerinin uyguladığı yüksek risk sigortası primlerinin düşmesine katkı sağlayacak. Bu normalleşmenin ilk somut işaretlerinden biri, Katar’dan yüklediği sıvılaştırılmış doğal gaz kargosuyla Hindistan’ın Dahej terminaline doğru yola çıkan Disha adlı LNG tankerinin boğazı geçmesi oldu. Söz konusu gemi, mart ayının başından bu yana Hürmüz Boğazı’nın batısında bekletiliyordu.

xcsdvfd
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Petrol fiyatlarında yaşanacak kalıcı düşüşün Hindistan ekonomisine çok yönlü katkı sağlaması bekleniyor. Daha düşük enerji fiyatları, ülkenin yüksek ithalat faturasını azaltırken rupi üzerindeki baskıyı hafifletecek, cari açığın daralmasına yardımcı olacak ve enflasyonun kontrol altına alınmasını destekleyecek. Olumlu etkinin havacılık, petrokimya, gübre ve lojistik sektörlerine de yansıması öngörülüyor. Yüksek yakıt maliyetleri nedeniyle son dönemde ciddi zararlarla karşı karşıya kalan bu sektörlerdeki birçok şirketin, bir çeyrekte uğradığı kayıpların neredeyse bir yıllık kâra eşdeğer seviyelere ulaştığı belirtiliyor.

Kaygılar ve belirsiz bir gelecek

Bununla birlikte, piyasalardaki mevcut iyimserliğin sürmesi, büyük ölçüde jeopolitik ortamın istikrarlı kalmasına ve Ortadoğu’da çatışmaların yeniden alevlenmemesine bağlı. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin gelecekte nasıl yönetileceğine ilişkin ayrıntıların henüz netleşmemiş olması, belirsizlikleri koruyor. İran’ın Fars haber ajansı, boğazdaki gemi trafiğinin İran ile Umman tarafından ortaklaşa düzenleneceğini bildirdi. Ancak bu yaklaşımın, anlaşmanın temel unsurlarından biri olarak seyrüsefer özgürlüğünü gören Washington’ın tepkisini çekebileceği değerlendiriliyor. Öte yandan mevcut anlaşma, İran’ın nükleer programının geleceğine ilişkin müzakereler için yalnızca 60 günlük bir süre öngörüyor. Bu durum, varılan uzlaşının kalıcı bir çözümden ziyade geçici bir düzenleme niteliği taşıdığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.

Uzmanlara göre, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıyla mevcut kriz sona erse bile yaşananlar küresel ticaret ve enerji stratejilerinde kalıcı değişimlere yol açmış durumda. Hem enerji ithalatçısı hem de ihracatçısı ülkeler, dünya ekonomisinin yeniden yalnızca ‘30 kilometrelik bir geçiş koridoruna’ bağımlı kalmaması için ticaret güzergâhlarını ve enerji kaynaklarını çeşitlendirme politikalarına hız vermiş bulunuyor.


Suudi Arabistan, ABD ve İran'ın askeri operasyonları sona erdirme anlaşmasını memnuniyetle karşıladı

Suudi Arabistan bayrağı (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan bayrağı (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan, ABD ve İran'ın askeri operasyonları sona erdirme anlaşmasını memnuniyetle karşıladı

Suudi Arabistan bayrağı (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan bayrağı (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında askeri operasyonların sona erdirilmesi ve kalıcı bir anlaşmaya ulaşılması amacıyla 60 gün sürecek ayrıntılı müzakerelerin başlatılması konusunda varılan anlaşmayı memnuniyetle karşıladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bugün yayımlanan açıklamada, Pakistan ve Katar’ın yürüttüğü arabuluculuk çabalarının takdir edildiği belirtilirken, ABD ve İran’ın bu girişimlere olumlu yaklaşım göstermesinin anlaşmanın sağlanmasına katkıda bulunduğu vurgulandı.

Bakanlık açıklamasında, bölgesel istikrarın güçlendirilmesi ve küresel ticaret ile enerji akışının kesintisiz sürdürülmesi açısından Hürmüz Boğazı’nda güvenlik ve seyrüsefer özgürlüğünün 28 Şubat öncesindeki koşullara yeniden kavuşturulmasının önemine dikkat çekildi.

Suudi Arabistan ayrıca, başlaması planlanan müzakerelerin bölge ve dünya güvenliğini güçlendirecek kalıcı bir barışla sonuçlanmasını temenni etti. Açıklamada, bölge ülkelerinin güvenlik çıkarlarını gözeten, devletlerin egemenliğine saygı ilkesini pekiştiren ve iç işlerine müdahale edilmemesini esas alan uzlaşıların önemine vurgu yapıldı.