Gerçeklik ve umut arasında Suudi Arabistan

Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül, Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr ile konuştu

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
TT

Gerçeklik ve umut arasında Suudi Arabistan

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Independent Türkçe Genel Koordinatörümüz Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı

Suudi Arabistan geçtiğimiz yıllarda hemen her alanda büyük bir rönesansa, kademeli bir dışa açılıma ve geniş reformlara tanık oldu. Ancak bu gelişme bazılarında hoşnutsuzluk yaratsa da kalkınma planları toplumdan büyük destek gördü.
Diğer yandan Riyad yönetiminin ev sahipliğinde yapılan ve ABD Başkanı Joe Biden'ın da katıldığı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi, Suudi Arabistan'ın uluslararası alanın önde gelenlerinin yanı sıra bölge ve komşu ülkelerle ilişkilerinde dikkat çekici bir gelişmeye sahne oldu.
Aynı şekilde Türkiye ile ilişkilerde de önemli ölçüde gelişme kaydedilirken bu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan'a gerçekleştirdiği ziyaretle ve sonrasında Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman'ın Türkiye'de temaslarda bulunmasıyla sonuçlandı.
Şu an Suudi Arabistan'ın Türkiye Merkez Bankası'ndaki mevduatının 5 milyar dolar olmasıyla ilgili istişarelerin devam ettiği duyuruldu. İran'la da bazı görüşmeler gerçekleşti. 
Filistin meselesinde kararlı duruş sergileyen Suudi Arabistan, Suriye ve Irak'ın toprak bütünlüğünü desteklemesiyle ve bölgede ve dünyada barışı ve güvenliği teşvik etmesiyle hem bölgede hem de dünyada önemli bir yere sahip.
Suudi Arabistan'ın politikası, planları ve ilişkileri hakkında daha fazla bilgi edinmek için görüşme gerçekleştirdiğimiz Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, ülkesinde monarşinin önemini anlatarak başladığı röportajda sürece dair birçok açıklamada bulundu.
 
Köklü hükümet sisteminin önemi

Suudi Arabistan'da monarşinin, yabancı ya da ithal bir sistem olmadığından devletin tarihi, sosyal ve siyasi yapısının bir ürünü olduğunu belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, devleti büyük şoklardan koruma, değişen koşullara, iç ve dış çevreye uyum sağlama ve gelişme gibi yeteneklerini kanıtlamış olan Suudi Arabistan monarşisinin elde ettiği başarıya dikkat çekti. İstikrarı ve güvenliği bu denli sağlayabilecek başka bir sistem olmadığını vurguladı.  
Suudi Arabistan'da istikrarın temel saç ayaklarından birinin yönetimin İslam hukukuna dayalı olması olduğunu ifade eden Dr. Abdulaziz bin Sakr bunun ülkenin İslam hukuku ilkelerine dayanan anayasasında ve Suudi Arabistan'ın Arap Yarımadası'ndaki kuruluşundan bu yana dayandığı tevhit (tek ilah ve ilahın bir olduğu) inancında somut bir şekilde görüldüğünü belirtti.
Suudi Arabistan'ın geniş bir alana sahip olduğu ve bu yüzden neredeyse bir 'yarı kıta' sayıldığı, kuzeyde, güneyde, batıda ve doğuda birçok kabileye ev sahipliği yaptığı herkesçe iyi bilindiğini kaydetti.
Rahmetli Kral Abdulaziz bin Abdurrahman el-Faysal Al Suud'un bu kabileleri Kelime-i Tevhid (Allah'tan başka ilah yoktur. Muhammed onun resulüdür) bayrağı altında birleştirmeyi başardığını ifade eden Sakr, Suudi Arabistan'ı yöneten Al-i Suud'un ülkenin birleşmesi ve gücü için temel bir dayanak olarak gördüğü kabilelerle güçlü bir ilişkiyi sürdürdüğünü, kabilelerin tevhit bayrağı altında birleşmesinin ülkeyi güçlendirdiğini vurguladı.

Batı'nın demokratik modelinin bizim sistemlerimizde yönetim için en iyi ve en uygun model olmadığının altını çizen Dr. Abdulaziz bin Sakr, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çünkü bizim sistemlerimiz köklü monarşi sistemleri ve aynı zamanda toplumla güçlü bir ilişki içinde olan adil sistemlerdir. Bu ilişki, İslam hukuku ile yönetildiğinden adaletin ve Allah'ın hukukunun hakim olduğu ve kanunların ayrım gözetmeksizin ve istisnasız herkese uygulandığı önemli bir ilişkidir. Bu da Suudi Arabistan hükümetinin yanı sıra geçmişteki ve mevcut kralları tarafından teyit edildi. Suudi Arabistan'ın yöneticileri, ülkeyi herkes için geçerli olan Allah'ın yasasına göre yönetirler. Suudi Arabistan'da artık yasalarda ve içerideki sivil ilişkilerde modernizasyon aşamasına geçilmiştir. Suudi Arabistan, Kral Selman bin Abdulaziz döneminde tüm algıların aşıldığına tanık olurken gelişme ve modernize adımları da devam ediyor."

Kalıplaşmış imajın değişmesi

"Suudi Arabistan hakkında, 1970'li yıllarda basmakalıp bir imaj oluşturuldu. Özellikle 1973 yılındaki Ekim Savaşı'nın bir sonucu olarak bazı ülkelere petrol ihraç etmeyi bıraktığında Suudi Arabistan için böyle bir imaj çizildi. Söz konusu ülkelerin gözünde, Suudi Arabistan hakkında yanlış bir imaj oluşturuldu. Bu imajla Suudi Arabistan, Batı'ya petrol ihracatını kesen, zenginlik ve lüksün hakim olduğu bir ülke olarak gösterildi. Dünyayı kasıp kavuran terör eylemleri sahnesinde bir başka tablo daha çizilerek İslam dininin terörü körükleyen ya da benzerini yapan bir inanç olarak lanse edildi. Suudi Arabistan da çizilen bu tablonun kurbanlarından biri oldu. Bu basmakalıp, ülkede kadın haklarının olmadığına dair gerçek dışı resim çizilirken Suudi Arabistan karşıtı filmler, diziler ve haberler zihinlerin zehirlenmesine katkıda bulundu.
Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman son yıllarda gerçekleştirilen büyük reformlarla Suudi Arabistan'ın bu yanlış imajdan kurtulmasını istiyorlar. Bu kademeli sosyal açılım ve Suudi Arabistan'ın kendisi ve tüm dünya ülkeleri için iyilik, refah ve sürdürülebilir kalkınma arzusunun bir göstergesidir. Suudi Arabistan ılımlı İslam hakkındaki gerçeği ortaya koymak istiyor. Radikalizm ve terörizmin her biçimiyle mücadele ediyor. İslam dini, radikalizmi ve terörizmi reddeder, kalkınmayı ve insani gelişmeyi hedefler. Şu an sürdürülen açılım ve reform, Suudi Arabistan'ın kapsamlı kalkınma için benimsediği Vizyon 2030 çerçevesinde yapılıyor. Açılım ve reform, sosyal ve ekonomik açıdan son derece önemlidir.
Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'u, gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve birincil gelir kaynağı olarak petrol kaynağına bağlılığın azaltılması gibi temel konuları dikkate alıyor. Özel sektör ile kamu sektörü arasında ortaklık kurulmasını amaçlıyor. Ülkeyi ilgilendiren modern endüstrilere yönelik eğilimi yönlendiriyor. Ayrıca işsizlik oranını düşürmeyi ve vatandaşların iş güvenliğini artırmayı hedefliyor. Kadın ve erkeklere eşit fırsatlar vererek haklarını dikkate alan Vizyon 2030, bunun sonucunda Suudi Arabistanlı kadınların her alanda istihdam edilme oranını son yıllarda önemli ölçüde artırdı.
Gerçekleşen bu dönüşüm, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Suudi Arabistan'ın genç toplumunun değerlerini korurken dünyanın önemli bir parçası olmaya iyi hazırlaması gerektiğini vurgulayan vizyonuna dayanıyor. Bu açılım, sosyal ve dini ilkelerden uzaklaşmayı ya da sapmayı amaçlamıyor. Bizim yaklaşımımız ılımlı derken; radikalizmi, terörizmi ve ötekileştirmeyi reddeden ılımlı İslam'ı kastediyoruz. Ilımlı İslam, en başta insan haklarına saygılıdır. Kalkınma diyerek kastettiğimiz, insanın donanımlı hale gelmesi için geliştirilmesi, ardından doğru kişinin doğru yere yerleştirilerek kalkınmaya katkı sağlamasıdır."

Eğitime destek verilmesi ve geliştirilmesi
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan'da eğitim alanında atılan adımlara ilişkin şunları söyledi:

"Suudi Arabistan toplumun gelişmesinde bilginin rolüne inandığından dolayı binlerce öğrencisini dünyanın belli başlı ülkelerine ve çok sayıda kişinin mezun olduğu önemli uluslararası üniversitelere gönderdi. Örneğin şu an Suudi Arabistan'dan Kanada'da okuyan burslu bin 200'den fazla doktor ve ABD'de yaklaşık 200 bin öğrenci var. Suudi Arabistan eğitim olmadan güçlü bir toplum olunamayacağına ve insan unsurunun kalkınmanın temeli olduğuna inandığından, yurtiçinde ve yurt dışında eğitim konusuna özel bir önem veriyor." 
 
Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'unun devasa projelere odaklandığı anlattı

 
Vizyon 2030 
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'unun dayandığı sabiteler olduğunu ve bunların başında da gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve özel sektör ile kamu sektörü arasındaki ortaklığın bulunduğunu söyledi.
Vizyonun ülke içindeki kalkınma sektörlerine ve devlet tarafından benimsenen devasa projelere odaklandığını belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, sözlerine şunları ekledi:

"Örneğin şu an Kızıldeniz kıyısında büyük kalkınma projelerimiz var. Turizm, spor ve sanayi şehirleri kurulacak. Dolayısıyla özellikle Suudi Arabistan'ın Ortadoğu'nun en büyük pazarı olmasından dolayı yerli ve yabancı şirketler ile yatırımcılar açısından oldukça büyük ve çok önemli yeni fırsatlar var."

İran ile ilişkiler
Suudi Arabistan'ın ekonomi ve sosyal açıdan başta bölge ülkeleri olmak üzere tüm uluslararası arena ile olan ilişkiler hakkında açıklamalarda bulunan Dr. Abdulaziz bin Sakr, bu bağlamda, Suudi Arabistan'ın İran'a yönelik taleplerine ilişkin şunları aktardı:

"(İran'ın) bölge ülkelerinin iç işlerine karışmayan, mezhepçiliği nüfuzunu genişletmek için bir araç olarak kullanmayan, teröristleri desteklemeyen, terörü teşvik etmeyen, deniz seyrüseferini tehdit etmeyen ve Yemen'de Husiler, Lübnan'da Hizbullah gibi milis yapılar oluşturmayan ve desteklemeyen bir komşu olmasını istiyoruz. Ortağımız olarak Körfez sularını paylaşabileceğimiz güvenli bir komşu olması arzusundayız. O bize olumlu bir şekilde yaklaşırsa biz de ona aynı şekilde yaklaşırız. Fakat İran bölge ülkeleriyle değil, silahlı gruplarla ve milislerle muhatap olmayı seçti. Mezhepçi güçleri desteklemesi ve kendisini Körfez'in polisi olarak görmesinin yanı sıra mezhepçiliği nüfuzunu genişletme aracı olarak kullanmayı tercih etti. Bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden bir nükleer program yürütüyor.
Eğer İran bu tutumunu değiştirseydi ve komşu ülkelere saygı duysaydı, egemenliği ve bağımsızlığı saygı, uluslararası hukuk ve mevzuat çerçevesinde ele alabilseydi, şu an ne bu krizin içinde ne de bu kötü ekonomik durumda olurdu. Bu ekonomik ablukayı yaşamazdı. Coğrafi olarak bize daha yakın olduğu için Körfez ülkelerini kazanırdı. Ama o diğer yolu, yani hegemonya, şantaj ve tehdit yolunu seçti. Şu an İran'ın dört bir yanında yaygın olarak düzenlenen protestoların ve grevlerin asıl sebebi iktidardaki rejimdir. İran halkı artık dayanamadı ve haklarını talep etmek için meydanlara çıktı. İran halkının tahammülü kalsaydı, haklarını talep etmek için meydanlara çıkmazdı."

Irak
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan ile Irak arasındaki ilişkilere ilişkin de açıklamalarda bulundu:

"Suudi Arabistan 2003 yılından bu yana, ABD'nin Irak'ı İran'a bir altın tepside sunduğu ve İran'ın Irak'a sızmasına izin verdiği görüşünde. Irak devleti, egemen karar yetkisini kaybetti. Daha çok başka yere tabi bir oluşum haline geldi. İran, Irak'ta kimin ve nasıl iktidara geleceğinin belirlenmesinde önemli bir role sahip oldu. Irak'ta bir Arap kimliği olduğu gibi coğrafi bir derinliği de olduğundan dolayı Suudi Arabistan olarak Irak'la köklü ve güçlü ilişkilerimiz var. Ortak sınırlara sahip olduğumuz Irak'ın güvenliği bizim için çok önemli.
Körfez ülkeleri de daha önce İran-Irak Savaşı'nda İran'ın saldırılarına karşı Irak'ın yanında yer aldı. Ancak 2003 yılında, ABD'nin Irak'ı işgalinin başlangıcında Washington yönetimi Irak'ta gerçek bir Arap varlığına izin vermedi. Aksine, Irak-İran sınırını açtı ve İran'ın Irak'a girmesine izin verdi. Çünkü ABD Irak'taki istikrarsızlığın Suriye, Ürdün, Türkiye ve diğer komşu ülkelerle olan çıkarlarına hizmet edebileceğine inanıyordu.
Diğer yandan Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan-Irak ilişkilerinin gelişmesinde önemli bir role sahipti. Suudi Arabistan bu ilişkilerin geliştirilmesi için birçok girişimde bulundu. Ancak bu projelerdeki engelleyici kısım, İran'ın Irak hükümeti üzerindeki baskısından geliyordu. Suudi Arabistan'ın ulusal güvenliği Irak sınırına kadar uzanıyor. Suudi Arabistan, Irak'ın istikrarını, güvenliğini ve birliğini önemsiyor.  Bunun yanı sıra Irak petrol zengini ve ayrıcalıklı konuma sahip bir ülke. Büyük bir insan gücü var. Petrol ve doğalgaz üretiminde parlak bir geleceğe sahip. Irak halkının mevcut durumu değiştireceğine inanıyoruz."

Suriye
Suriye'deki çalkantılı durum, on yıldan uzun bir süredir devam eden savaş ve Suudi Arabistan'ın Suriye rejiminin Arap Birliği (AL) üyeliğine geri dönmesini reddetmesi hakkında da açıklamalarda bulunan Dr. Abdulaziz bin Sakr, Riyad yönetiminin büyük bir karmaşıklığa tanık olan Suriye meselesine ilişkin tutumuna ilişkin şunları söyledi:

"Suudi Arabistan'ın tutumu, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve Suriye konulu Cenevre görüşmelerinden çıkan kararlara olan bağlılığıyla özetlenebilir. Suudi Arabistan, Suriye rejiminin halkına karşı birçok suç işlediğine, ülkeyi mevcut çıkmaza soktuğuna ve dış müdahaleye izin verdiğine inanıyor. İran'ın Rusya'nın ve diğer ülkelerin Suriye'deki askeri varlığını kabul etmiyoruz. Eski ABD Başkanı Barack Obama kırmızı çizgilerden bahsederdi. Ancak Washington, Suriye konusundaki tutumundan geri adım atarak geriye 8 milyon göçmen ve harap olmuş bir ülke bıraktı.  Bunun sorumlusu ise Suriye rejimidir. Tel Aviv'in İran'ın Suriye'deki askeri varlığına karşı olmasından dolayı Suriye'de bir İsrail-İran çatışması da yaşanıyor. Tek temennimiz Suriye'nin bölünmemesi. Suriye'de ülkeyi inşa eden, tutukluları serbest bırakan ve doğru reformlar gerçekleştiren gerçek bir rejim olması durumunda Şam'ın Arap ülkeleri arasına dönmesinden memnuniyet duyacağız."

Türkiye ve Arap Körfezi
Dr. Abdulaziz bin Sakr, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ile Türkiye arasındaki ilişkilere dair de açıklamalarda bulundu.
Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında güçlü bir ilişki olduğunu fakat bu ilişkinin Arap Baharı yıllarında gerginleştiğini söyledi.


Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr

Türkiye, sıfır sorun hedefiyle bölgesel bir politika izlediğinde Suudi Arabistan'ın Türkiye'ye doğru güçlü bir adım attığını belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, açıklamasını şöyle sürdürdü:
Ancak Türkiye'nin Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) gibi bazı siyasal İslamcı grupları benimsemesi, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerde gerginliğe yol açtı. Türkiye'nin İran ile ilişkisi var ancak İran'a karşı güçlü bir tutumu yok.
Libya'daki olayların da Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde sorunlar yaşanmasının nedenlerinden biri olduğunu belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ancak Türkiye son dönemde bazı politikalarını değiştirdi. Türkiye büyük bir güç ve Arap halkları Türkiye'yi seviyor. Türkiye ile Suudi Arabistan arasında çok büyük yatırımlar var. Ortak ilgi alanları bulunuyor. Bunun yanı sıra Türkiye artık Müslüman Kardeşler'den hesap soruyor. İhvan'a ait bazı televizyon kanallarının ve medya kuruluşlarının çalışmalarını askıya aldı. Şu an iyi bir yolda ilerliyor. Türkiye ile ilişkilerimizin en iyi seviyesine dönmesini umuyoruz.
İki ülkenin yetkililerince gerçekleştirilen karşılıklı ziyaretler sadece bir başlangıç. Türkiye'nin, gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın ölümüyle ilgili olarak Suudi Arabistan yasalarının üstünlüğünü tanıması da iki kardeş ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde olumlu etkileri oldu. Körfez ülkeleri, enerji ve diğer alanlarda Türkiye'yi destekleyebilir. Türkiye ile aramızda daha fazla güven inşa etmemiz gerekiyor. Bununla birlikte Suudi Arabistan, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik endişelerini anlıyor ve Türkiye'nin güvenliğini açık ve net bir şekilde destekliyor. Türkiye'nin ulusal güvenliği, tamamen anladığımız bir mesele.

Milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan, onlara güvenli bir yer ve yardım sağlayan Türk devletine teşekkür ediyoruz. Bu olumlu ve takdir edilesi rolü için kendisine şükranlarımızı sunuyoruz. Suudi Arabistan, gerek sınırlarına yakın mülteci kamplarında gerek Suriye toprakları içinde olsun, yerinden edilenlere Türkiye toprakları üzerinden yardım ulaştırdı. Türkiye de Yemen krizine olumsuz bir şekilde müdahale etmemiş, oradaki Husi milislere destek vermemiş, aksine Suudi Arabistan'ın ulusal güvenliğiyle ilgili endişelerini anlayışla karşılamış ve güvenliğini desteklemiştir. Tüm bunlar Suudi Arabistan'ı da Türkiye'ye aynı şekilde davranmaya yöneltti.

Diğer yandan bölgenin büyük ve önemli iki ülkesi, Türkiye ile Mısır arasında herhangi bir düşmanlık yaşanmasını istemiyoruz. Türkiye'nin mevcut politikalarındaki ve tutumlarındaki son değişikliklerden dolayı oldukça mutluyum. Türkiye aynı zamanda bölgenin güvenlik ve istikrarı için vazgeçilmez bir taraftır. Bizi Türkiye ile bir araya getiren nedenler, ayıran nedenlerden daha fazladır. Türkiye ile Yunanistan arasındaki anlaşmazlıklara gelirsek; Türkiye Yunanistan karşısında büyük bir ülke olduğundan Yunanistan ile hiçbir şekilde kıyaslanamaz. Ama aynı zamanda birine karşı diğerini desteklemek istemiyoruz. Ne Yunanistan Türkiye pahasına ne de Türkiye Yunanistan pahasına desteklenebilir."  

Filistin meselesi ve İsrail ile normalleşme
Dr. Abdulaziz bin Sakr, açıklamalarında Filistin meselesine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu:

"Suudi Arabistan, tüm ülkelerin egemen kararına saygı duyduğundan bazı Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmesine müdahale etmedi. Ancak bu konudaki tutumu açık ve net olan Suudi Arabistan, 2002 yılında Arap Barış Girişimi'nde önerilen iki devletli çözümü destekliyor. İki devletli çözüm, Filistin meselesi için en uygun yoldur. Yalnızca İsrail'i tatmin eden bir çözümü kabul etmiyoruz. Filistin halkının zararına olan her türlü çözüme karşıyız. Filistinli taraflar birleşmeli ve safları yeniden düzenlenmeli.  Bu konuda Araplar arasında ortak bir tutum olmalı. Filistin meselesini adil bir şekilde çözmek için uluslararası açıdan ortak eyleme geçilmeli."

 
Suudi Arabistan-ABD ilişkileri
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Sakr, Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilere dair de açıklamalarda bulundu:

"Ara seçimler ABD'nin iç meselesidir. Biz, başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmeyiz. Suudi Arabistan-ABD ilişkileri gerek güvenlik gerek ekonomik gerek siyasi gerekse sosyal düzeyde olsun oldukça köklüdür. Fakat bizi rahatsız eden nokta, ABD'nin kararlarında bocalama yaşanması ve net olmaması. ABD ile ilişkileri yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. ABD, Suudi Arabistan'ın petrol üretimini kısmamasını ve Rusya'yı Ukrayna'yı işgal ettiği için ağır bir şekilde kınamasını istedi. Fakat ABD'nin gerçek amacı Ukrayna'yı işgalden kurtarmak değil, aynı zamanda da Rusya'yı zayıflatmak. Bizim bu konuda Ukrayna'nın birliğini savunan ve güç kullanımına karşı olan bir tutumumuz var. Ayrıca Polonya üzerinden Ukrayna'ya insani yardım sağladık ve çok sayıda rehinenin serbest bırakılmasına katkıda bulunduk. Suudi Arabistan bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler'de (BM) Rusya'nın müdahalesine karşı oy kullandı. 
Ancak diğer yandan Rusya'nın Ukrayna'da uzlaşabileceği bir yönetimin yanı sıra güvenli kara ve deniz sınırları istediğini düşünüyorum. Rusya, stratejik öneme sahip sınırlarında Batı'nın askeri varlığını istemiyor. Batı'nın Ukrayna'daki askeri varlığını kendi güvenliği için bir tehdit olarak görüyor. Suudi Arabistan'ın Yemen'deki pozisyonu da aynı. Çünkü Suudi Arabistan'ın Yemen ile ilgili emelleri yok. Suudi Arabistan'ın başlıca isteği, Yemen ile güvenli sınırları olması ve sınırlarının yakınlarında yabancı bir askeri oluşum ya da düşman bir ülke bulunmaması Özetle yasa dışı ve haksız bir eylemi destekleyen bir tutum sergilemiyoruz."

Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, röportajın sonunda Çin ile ilişkilere değindi. Suudi Arabistan'ın Çin ile güçlü ilişkileri olduğunu belirten Dr. Abdulaziz bin Sakr ancak bu ilişkilerin stratejik bir düzeye ulaşamadığını söyledi.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in yakında Suudi Arabistan'ı ziyaret etmesi ve bir Arap-Çin zirvesi gerçekleşmesinin beklendiğine dikkat çekti. 

 

 Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr kimdir?

Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, T20 düşünce kuruluşlarından 'Çoğulculuğun ve Küresel Yönetimin Geleceği' adlı beşinci gruba başkanlık yaptı.
Körfez Araştırma Merkezi (GRC) 'Herkes için bilgi' sloganıyla Temmuz 2000'de kuruldu. GRC, Suudi Arabistan'a hizmet eden bağımsız, kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu ve araştırma kurumu olarak ön plana çıktı.
Öncelikleri, Suudi Arabistan'a ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerine yerel ve uluslararası düzeyde hizmet etmek olan GRC, Irak, İran ve Yemen'in yanı sıra, Körfez ülkelerinin bugünü ve geleceği ile ilgili çalışmalar yürütüyor.
 
Akademik hayatı
İlk ve orta öğrenimini Cidde'deki Al-Thager Model Okulları'nda aldı. 
Lisans eğitimini, Cidde'deki Kral Abdulaziz Üniversitesi İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi'nde tamamladı.
Birleşik Krallık'taki Kent Üniversitesi'nden 'Körfez bölgesinin güvenlik ve istikrarını etkileyen dış faktörler' adlı çalışmayla uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans derecesi aldı. 
Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr, Birleşik Krallık'taki Lancaster Üniversitesi'nde 'Körfez Güvenliği: 1968-2003 Dinamikler, Algılar ve Politikalar' adlı, KİK ülkeleriyle ilgili karşılaştırmalı bir çalışmayla uluslararası ilişkiler alanında doktora yaptı.
İsviçre'nin Lozan şehrinde Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü'ndeki (IMD) kurslar dahil olmak üzere çeşitli ileri düzey liderlik ve yönetim kurslarına katıldı.

Öğretim görevlisi olarak çalışma hayatı
İtalya'daki Venedik Ca' Foscari Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi, Mayıs 2011.
Japonya'daki Osaka Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi, Nisan 2013.
Suudi Arabistan'daki Kral Abdulaziz Üniversitesi'nde misafir öğretim görevlisi, Mart 2020.

 
Körfez Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Abdulaziz bin Osman bin Sakr

2018 yılının ocak ayında Suudi Arabistan-Birleşik Krallık  ilişkilerinin güçlendirilmesine olan katkılarından ötürü Rawabi Holding Ödülü'ne layık görüldü.
2018 yılında Arap Düşünce Vakfı tarafından Arap Medyası Yaratıcılık Ödülü'nü aldı. Medya alanında verilen en yüksek Arap ödülü olan Arap Medyası Yaratıcılık Ödülü, Arap Düşünce Vakfı Başkanı Prens Faysal tarafından "Araa Havlel-Halic" (Körfez Üzerine Görüşler) Dergisi Genel Yayın Yönetmeni sıfatıyla Dr. Abdulaziz bin Sakr'a takdim edildi.

Üye olduğu kurum ve kuruluşlar

  • Cidde İşletme ve Teknoloji Üniversitesi Mütevelli Heyeti. (Aktif)
  • Kral Abdulaziz Ulusal Diyalog Merkezi Mütevelli Heyeti. (Temmuz 2014 - Şubat 2018)
  • Mekke Bölge Meclisi. (Kasım 2003 - 29 Mart 2009)
  • İsviçre'deki Cenevre Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Kontrolü Merkezi (DCAF) Danışma Kurulu. (2006)
  • İsviçre merkezli Cenevre Güvenlik Politikaları Merkezi (GCSP) Danışma Kurulu. (2006 - Aktif)
  • Alman Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü Mütevelli Heyeti. (2007 - 2012)
  • Arap Düşünce Vakfı Danışma Kurulu. (2005 - Aktif)
  • Ulusal Sergiler ve Konferanslar Programı Danışma Kurulu.
  • Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Üniversitesi Ekonomi Fakültesi Danışma Kurulu. (2006 - 2008)
  • Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yayımlanan dördüncü İnsani Gelişme Raporu'nun Danışma Kurulu. 
  • Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi Bilgi Teknolojisi ve Kalkınma Küresel İttifakı Stratejik Konseyi. (UNDESA-GAID) 
  • Cidde'deki Kral Abdülaziz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Danışma Kurulu.
  • Ankara merkezli Türk-Arap Bilim, Kültür ve Sanat Derneği.
  • Cidde merkezli Daru'l Hikme Üniversitesi Yönetim Kurulu Fahri.
  • Medine merkezli Prens Mukrin bin Abdulaziz Üniversitesi Akademik Komite Başkan Yardımcısı.

Uluslararası enstitüler ve araştırma merkezlerindeki üyelikleri

  • Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü. (IISS)
  • Londra merkezli Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü.
  • İngiltere merkezli Siyaset Bilimi Derneği. (IPSA)
  • İngiltere merkezli Kraliyet Birleşik Hizmetler Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü.
  • ABD merkezli RAND Corporation.
  • Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü
  • İsviçre, Lozan merkezli Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü. (IMD)
  • İsviçre, Zürih merkezli Uluslararası Güvenlik İlişkileri Ağı. (ISN)

Dr. Abdulaziz bin Sakr'ın ders verdiği uluslararası üniversiteler, enstitüler ve araştırma merkezleri

  • İtalya merkezli NATO Savunma Koleji. (NDC)
  • Harvard Üniversitesi Kennedy Yönetim Okulu.
  • Sultan Kabus Üniversitesi, Umman Sultanlığı - Maskat.
  • İskenderiye Kütüphanesi, Mısır.
  • Prens Suud el-Faysal Diplomatik Araştırmalar Enstitüsü.
  • Kral Abdulaziz Ulusal Diyalog Merkezi.
  • Suudi Arabistan Kraliyet Deniz Kuvvetleri.
  • Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetler İstihbarat ve Güvenlik Kurumu.
  • Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetler Komuta ve Kurmay Başkanlığı.
  • Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetler Stratejik Araştırmalar Merkezi.
  • Kral Abdulaziz Üniversitesi.
  • Suudi Arabistan Kralı Almanya Elçiliği.

Katıldığı konferanslar ve forumlar

  • Mekke-i Mükerreme Bölgesi Emirliği tarafından Cidde Ticaret ve Sanayi Odası ve Körfez Araştırma Merkezi iş birliğinde düzenlenen Mekke-i Mükerreme Ekonomik Forumu Bilimsel Komite başkanlığı, 15-16 Nisan 2018.
  • Mekke-i Mükerreme Emirliği tarafından Maliye Bakanlığı, Mekke Bölge Kalkınma İdaresi, Körfez Araştırma Merkezi ve Ramatan Vakfı iş birliğinde düzenlenen Mekke Bölgesi İmar Konferansı Bilim Kurulu başkanlığı, 27-29 Aralık 2017.
  • 22-23 Kasım 2017 tarihleri arasında iki oturum halinde gerçekleştirilen Suriye Devrimci ve Muhalif Güçler konulu genişletilmiş konferans oturumlarının ve tüm Suriyeli muhalif grupların ve oluşumların bir araya geldiği, görüşlerinin birleştirilmesi, güvenli bir yol haritası çizilmesi ve Suriye muhalefeti için ortak bir tutuma ulaşılması amacıyla, 9-10 Aralık 2015 tarihlerinde gerçekleştirilen Riyad Konferansı 1 toplantılarının moderatörlüğü.
  • Körfez Araştırma Merkezi'nin Almanya'nın Berlin şehrinde Arap-Alman Ticaret ve Sanayi Odası ve KİK Odalar Federasyonu iş birliğinde düzenlediği Körfez ülkeleri ve Almanya İş ve Yatırım Forumu başkanlığı, 11-13 Mart 2014.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından 3-4 Eylül 2013 tarihleri arasında Cenevre'de düzenlenen Körfez-İsviçre Forumu başkanlığı.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından 13-16 Şubat 2010 tarihleri arasında Cidde'de düzenlenen 10. Ekonomik Forumu başkanlığı.
  • 2009 yılında Güney Afrika'nın Cape Town kentinde Körfez ülkeleri ile Sahra altı Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerin geleceğini tartışmak üzere düzenlenen Körfez Afrika Yatırım Forumu başkanlığı, 2009.
  • Rahmetli Kral Abdullah bin Abdulaziz'in himayesinde Körfez Araştırma Merkezi ve Suudi Arabistan Ticaret ve Sanayi Odaları Konseyi tarafından 4-5 Aralık 2010 tarihleri arasında düzenlenen Körfez-Afrika Yatırım Konferansı başkanlığı. Riyad'da düzenlenen konferansa, dört Afrika ülkesinin devlet başkanları, 40'tan fazla bakan ve üst düzey yönetici ile Körfez ve Afrika ülkelerinden 850'nin üzerinde misafir katıldı
  • Birleşik Krallık'taki Cambridge Üniversitesi'nde her yıl GRC tarafından düzenlenen, siyasi, ekonomik, güvenlik, sosyal, medya ve eğitim konularının ele alındığı Körfez Araştırma Forumu oturumları başkanlığı. (2010-2019)
  • 27 Şubat 2014 tarihinde Mısır'ın başkenti Kahire'de KİK ülkelerinden, Mısır'dan ve AL Genel Sekreterliği'nden yetkililerin yanı sıra düşünürlerin, uzmanların ve araştırmacıların katılımıyla gerçekleşen 'KİK: Gelecek İçin Beklentiler' programını organize etti ve başkanlığını yaptı.
  • Suudi Arabistan'da KİK üyesi ülkelerde ve dünyada Körfez'deki meseleleri ele alan yüzlerce bölgesel ve uluslararası forum ve konferansa katıldı.

Televizyon röportajları ve basında yer alan makaleleri
Dr. Abdulaziz bin Sakr, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve uluslararası meselelerle ilgili en önemli siyasi, güvenlik ve savunma konularında Arapça yayın yapan birçok uydu kanalı ve uluslararası haber ajansına çok sayıda röportaj verdi ve programlara katıldı. Suudi Arabistan'da ve dışında gazetelerde, dergilerde ve bilimsel süreli yayınlarda çok sayıda makalesi yayımladı.

Eserleri

  • 'Suudi Arabistan'da Reform: Var olan Zorluklar ve Bu Zorluklarla Mücadele Etmenin Yolları'
  • 'Körfez'in savaş sonrası Irak'a yönelik birleşik siyasi ve ekonomik stratejisine doğru'
  • 'Arap Barış Kuvvetleri'
  • Gerd Nonneman ve Paul Arts tarafından kaleme alınan 'The Future of The Kingdom of Saudi Arabia Trends and Challenges / Post-September 11 and the War in Iraq' (Suudi Arabistan'ın Geleceği: 11 Eylül Sonrası Eğilimler, Zorluklar ve Irak Savaşı)  adlı kitapta yer alan 'Political Opposition in the Kingdom of Saudi Arabia' (Suudi Arabistan'da Siyasi Muhalefet) başlıklı bölüm.
  • Middle Eastern Geopolitics (Ortadoğu Jeopolitiği) adlı dergide 'Enerji, Körfez güvenliğinin yeni özelliklerini belirler' başlıklı makale, 2006.
  • 'Körfez'de Anayasal Reform ve Siyasi Katılım' adlı kitabın 'Körfez'in İçinden Bir Bakış Açısıyla Siyasi Reform Kriterleri' başlıklı bölümü.
  • '11 Eylül olayları ve bu olayların KİK ülkeleri üzerindeki ekonomik etkileri' kitabında bir bölüm.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından 2004 yılının mayıs ayında yayımlanan 'Suudi Arabistan'da Şiddet ve Terörizmle Mücadele' adlı çalışma.
  • KİK ülkelerindeki başlıca siyasi, güvenlik, ekonomik ve sosyal gelişmeleri ele alan 'Gulf Yearbook' (Körfez Almanağı) kitabının genel yayın yönetmenliği.
  • Körfez Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan, Körfez meseleleri üzerine yayın yapan 'Araa Havlel-Halic' (Körfez Üzerine Görüşler) adlı derginin genel yayın yönetmenliği.


Suudi Arabistan'dan BMGK'ye: Yemen'in güvenliğimizi tehdit eden bir üsse dönüşmesine izin vermeyeceğiz

Dr. Abdülaziz el-Vasil, BM Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in de katıldığı BMGK oturumunda. (Suudi Arabistan'ın BM Daimî Temsilciliği)
Dr. Abdülaziz el-Vasil, BM Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in de katıldığı BMGK oturumunda. (Suudi Arabistan'ın BM Daimî Temsilciliği)
TT

Suudi Arabistan'dan BMGK'ye: Yemen'in güvenliğimizi tehdit eden bir üsse dönüşmesine izin vermeyeceğiz

Dr. Abdülaziz el-Vasil, BM Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in de katıldığı BMGK oturumunda. (Suudi Arabistan'ın BM Daimî Temsilciliği)
Dr. Abdülaziz el-Vasil, BM Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in de katıldığı BMGK oturumunda. (Suudi Arabistan'ın BM Daimî Temsilciliği)

Suudi Arabistan, Yemen’in kendi güvenliğini veya Kızıldeniz ile Babülmendeb Boğazı’ndaki deniz ulaşımının serbestisini tehdit eden bir platforma dönüştürülmesine izin vermeyeceğini vurguladı. Riyad, hiçbir terör örgütünün silah zoruyla Yemen’e ve bölgeye iradesini dayatmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti.

Bu açıklama, Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Büyükelçi Dr. Abdülaziz el-Vasıl tarafından dün New York’ta BM Güvenlik Konseyi’nin Yemen’deki duruma ilişkin oturumunda yapıldı.

El-Vasıl, Husilerin artan saldırılarının, sivilleri hedef almalarının ve Kızıldeniz ile Babülmendeb Boğazı’ndaki deniz ulaşımını tehdit etmelerinin yalnızca Yemen ve bölgeyle sınırlı kalmayan, uluslararası barış ve güvenliği, küresel ticareti ve uluslararası tedarik zincirlerini de etkileyen bir tehdit oluşturduğunu söyledi.

Toplantının hassas koşulların ve önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde düzenlendiğini belirten el-Vasıl, mevcut risk ve tehditlere azami sorumluluk bilinciyle yaklaşılması gerektiğini ifade etti. Yemen’deki hızlı gelişmelerin ve Husilerin devam eden tırmanışının, sivillere yönelik saldırılar ile deniz ulaşımı, ticaret ve küresel tedarik zincirlerine yönelik tehditler nedeniyle bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından giderek büyüyen sorunlara yol açtığını kaydetti.

Terör eylemleri

El-Vasıl, Husilerin Yemen halkına, komşu ülkelere ve bölgeye yönelik düşmanca ve terörist uygulamalarını sürdürdüğünü belirtti. Bu uygulamaların Suudi Arabistan’daki sivillerin, sivil yerleşimlerin ve hayati tesislerin hedef alınmasını da kapsadığını söyledi.

Husilerin Yemen halkına yönelik uygulamaları arasında ülke içinde abluka, zorla yerinden etme, aç bırakma, kadınları korkutma ve çocukları silah altına alma gibi eylemlerin bulunduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’ın BM Daimî Temsilcisi, Husilerin barış yerine askerî gerilimi tercih etmeyi sürdürmesinin Yemen’deki krizi uzatmaktan, halkın çektiği sıkıntıları derinleştirmekten ve kapsamlı siyasi çözüme yönelik bölgesel ve uluslararası çabaları sekteye uğratmaktan başka bir sonuç doğurmayacağını vurguladı.

El-Vasıl ayrıca, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan iki saldırısına dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre havalimanı tesislerinin ve Suudi Arabistan Havayollarına ait bir uçağın hedef alındığını belirten el-Vasıl, saldırılarda 3 Suudi Arabistan vatandaşının hayatını kaybettiğini, farklı ülke vatandaşları arasından sivillerin ve ülkede yaşayan yabancıların yaralandığını, maddi hasar meydana geldiğini belirtti.

Müslümanların duygularını hedef alan saldırılar

Suudi Arabistan, son haftalarda ülke topraklarına yönelik Husilerin saldırılarında tehlikeli bir artış yaşandığını bildirdi. El-Vasıl, Husilerin 15 Eylül’de Mekke’yi hedef almaya çalıştığını, bunun 27 Temmuz 2017’deki girişimlerinin ardından ikinci kez gerçekleştiğini öne sürdü.

Ayrıca 29 Eylül’de Mescid-i Nebevi’ye elektrik sağlayan Tayyibe enerji istasyonunun hedef alındığını belirten el-Vasıl, bu saldırının dünya genelindeki Müslümanların duygularını provoke eden bir eylem olduğunu söyledi.

El-Vasıl, Husilerin geçen eylül ayında Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerini hedef alan saldırılarında kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu 73 sivilin yaralandığını açıkladı. Saldırıların başkent Riyad ve diğer kentlere de yayıldığını; yerleşim bölgelerine ve sivil tesislere balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) gönderildiğini kaydetti.

Suudi temsilci, 6 ve 7 Ekim’de Abha ve Kral Halid uluslararası havalimanlarının da saldırılara maruz kaldığını, bu saldırılarda üç sivilin yaşamını yitirdiğini ve farklı ülke vatandaşlarından 36 kişinin yaralandığını belirtti. Maddi hasarın yanı sıra Cizan ve Necran havalimanlarındaki tesislerin de hedef alındığını ifade etti.

Söz konusu saldırıların kardeş ülkelerin vatandaşlarının ölümüne yol açtığını, farklı milletlerden yolcuların ve çalışanların güvenliğini tehlikeye attığını vurgulayan el-Vasıl, bunların yalnızca Suudi Arabistan’ın egemenliğini ve güvenliğini ihlal etmekle kalmadığını, aynı zamanda sivillerin güvenliğine ve sivil havacılığa yönelik doğrudan tehdit oluşturduğunu kaydetti.

Deniz ulaşımının güvenliği

El-Vasıl, Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğini ve uluslararası ticareti tehdit etmeyi, gemileri ve ekonomik tesisleri hedef almayı sürdürdüğünü belirtti. Bu eylemlerin bölgenin güvenliğini ve istikrarını, ayrıca küresel enerji arzının güvenliğini tehlikeye attığını kaydetti.

Suudi temsilci, uluslararası topluma BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarının uygulanması konusunda sorumluluklarını yerine getirme çağrısında bulundu. Bu kararların başında, Yemen’e ilişkin 2015 tarihli 2216 sayılı karar ile Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğüne ilişkin 2024 tarihli 2722 sayılı kararın geldiğini ifade etti.

El-Vasıl, Suudi Arabistan’ın topraklarını, kaynaklarını, egemenliğini, vatandaşlarını ve ülkede yaşayanların güvenliğini savunma hakkının tartışılmaz olduğunu yineledi. Sivilleri, sivil varlıkları ve ekonomik tesisleri hedef alan saldırıları önlemek ve caydırmak amacıyla BM Şartı ve uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tüm tedbirleri alma hakkını saklı tuttuğunu belirtti.

Barış süreci

El-Vasıl, Suudi Arabistan’ın barışı öncelikleri arasına aldığını ve Yemen’de barış sürecini korumak amacıyla kardeş ve dost ülkeler ile BM Genel Sekreteri’nin Yemen Özel Temsilcisiyle birlikte önemli çabalar yürüttüğünü söyledi. Riyad’ın 2011’den bu yana kapsamlı siyasi çözüme ulaşılması için somut girişimlerde bulunduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan’ın BM Yemen Özel Temsilcisi’ne sunduğu ve Yemen hükümetinin kabul ettiği yol haritasına da değinen el-Vasıl, Husilerin bu planı reddederek askerî tırmanışı seçtiğini, kapsamlı siyasi çözüme yönelik girişimleri engellediğini ve taahhütlerinden geri adım attığını belirtti.

El-Vasıl, Husilerin Yemen halkını kendi çıkarlarına hizmet etmeyen çatışmalara sürüklediğini ve bölgenin güvenliği ile istikrarını tehdit ettiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın, Yemen halkının Husilerin darbesini sona erdirme, devleti yeniden tesis etme ve devlet kurumlarını silahlı gruptan geri alma çabalarına tam destek verdiğini yineledi.

İstikrarın güçlendirilmesi

Suudi Arabistan’ın Yemen’e en fazla destek sağlayan ülkelerden biri olduğunu belirten el-Vasıl, Riyad’ın Yemen halkına büyük çaplı insani, kalkınma ve ekonomik yardımlar sunduğunu söyledi. Bu yardımların halkın çektiği sıkıntıları hafifletmeye, ekonomik ve mali istikrarı güçlendirmeye katkıda bulunduğunu ifade etti.

El-Vasıl, Suudi Arabistan’ın kısa süre önce Yemen Merkez Bankasına yeni bir destek sağladığını; bunun ekonomik, mali ve parasal istikrarı güçlendirmeyi ve vatandaşların yaşam koşullarını iyileştirmeyi amaçladığını kaydetti.

Suudi Yemen Kalkınma ve İmar Programı aracılığıyla 4 Ekim’de Yemen bütçesine 59,7 milyon doları (224 milyon Suudi riyali) aşan yeni bir destek dilimi aktarıldığını belirten el-Vasıl, bu yardımın bütçe açığının azaltılmasına, kamu ödemelerinin düzenli yürütülmesine, satın alma gücünün desteklenmesine ve ticari piyasaların canlandırılmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

El-Vasıl, Suudi Arabistan’ın 2012-2026 döneminde Yemen’e sağladığı toplam ekonomik ve kalkınma desteğinin 12,6 milyar doları, insani yardımın ise 4,5 milyar doları aştığını açıkladı.

Suudi temsilci, BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg’in Yemen’in birliği, egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü koruyacak; halkın güvenlik, istikrar ve kalkınma beklentilerini karşılayacak, Yemen öncülüğünde kapsamlı bir siyasi uzlaşmaya ulaşılmasını amaçlayan çabalarına desteklerini yineledi.

El-Vasıl son olarak BM Güvenlik Konseyi’ne uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına yönelik sorumluluklarını yerine getirme ve Suudi Arabistan’ın güvenliğini, bölgesel istikrarı ve uluslararası deniz ulaşımını tehdit eden Husi saldırılarını durdurma çağrısında bulundu.


BAE: Flydubai yardımcı pilotu intihar saldırısı planlamış

Flydubai uçağı (Reuters)
Flydubai uçağı (Reuters)
TT

BAE: Flydubai yardımcı pilotu intihar saldırısı planlamış

Flydubai uçağı (Reuters)
Flydubai uçağı (Reuters)

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Federal Başsavcısı Hamad Seyf eş-Şemsi, 30 Eylül’de Dubai’den Tel Aviv’e gitmek üzere havalanan Flydubai’nin FZ1073 sefer sayılı uçuşunda yaşanan olaya ilişkin soruşturmanın, Umman vatandaşı yardımcı pilotun önceden hazırladığı terör amaçlı bir planı uygulamaya koymaya çalıştığını ortaya çıkardığını açıkladı. Şüphelinin uçağın kontrolünü ele geçirerek Tel Aviv’deki Ben Gurion Havalimanı’nın yolcu terminaline intihar saldırısı düzenlemeyi ve mümkün olan en fazla sayıda kişinin ölümüne yol açmayı amaçladığı belirtildi.

BAE Haber Ajansı WAM’ın aktardığına göre Başsavcı eş-Şemsi, soruşturma kapsamında 29 yaşındaki şüphelinin düşünsel gelişiminin ve mesleki geçmişinin incelendiğini söyledi. Şüphelinin aşırılıkçı ve terör yanlısı eğilimlerinin ilk işaretlerinin 2017’de Avustralya’da eğitim gördüğü dönemde ortaya çıktığı belirlendi. Şüphelinin bu dönemde aşırılıkçı yayınları okuyarak ve terör örgütlerini ve intihar saldırılarını yücelten çevrim içi içerikleri takip ederek tekfirci düşüncelerden etkilendiği kaydedildi.

Bu etkilenmenin zamanla şiddeti ve terörü teşvik eden fikirleri benimsemeye dönüştüğü, şüphelinin 11 Eylül 2001 saldırılarından esinlendiği ve bir uçak kullanarak benzer bir saldırı düzenleme fikrini geliştirdiği belirtildi. Söz konusu düşüncenin, şüphelinin kendi itiraflarına göre pilotluk mesleğine yönelmesiyle bağlantılı olduğu ifade edildi.

Eş-Şemsi, şüphelinin meslek hayatı boyunca farklı ülkelerdeki çeşitli hava yolu şirketlerinde çalıştığını belirtti. Şüphelinin 2020-2024 yılları arasında Umman Havayolları’nda görev yaptığı, 2025’in başında Royal Air Maroc’a katılarak burada birkaç ay çalıştığı ve ardından Ocak 2026’da Flydubai bünyesine geçtiği bildirildi.

Şüpheli, Avustralya’nın Melbourne kentinde eğitim gördüğü sırada Royal Melbourne Teknoloji Enstitüsüne (RMIT) bağlı bir camiye gidip geldiğini ve bu vesileyle “My Centre” adlı merkezin yöneticileriyle tanıştığını itiraf etti. İfadesinde, merkezi “Ebu Hamza” adıyla bilinen Lübnanlı bir kişinin yönettiğini ve merkezin Müslüman Kardeşler’le bağlantılı bir dernek tarafından desteklendiğini öne sürdü. Şüphelinin, terörü teşvik eden içerikleri daha yoğun biçimde takip ederek ve özel bir eğitmenden boks dersleri alarak saldırı planına fiziksel ve psikolojik açıdan hazırlandığı belirtildi.

ctyjukı
BAE Federal Başsavcısı Danışmanı Dr. Hamad Seyf eş-Şemsi (WAM)

Soruşturma, şüphelinin terör planını hazırlamak amacıyla daha önce Tel Aviv’e yaptığı iki uçuşu güzergâhı ve havalimanını incelemek için kullandığını ortaya koydu. Şüphelinin planını 30 Eylül 2026’da gerçekleştirdiği üçüncü uçuş sırasında uygulamaya koymaya çalıştığı kaydedildi.

Soruşturma kapsamında şüphelinin Flydubai’ye işe alınma süreci de incelendi. Şüphelinin pilotluk lisansı, iyi hâl belgesi ve gerekli diğer kontroller dâhil olmak üzere mesleki ve güvenlik şartlarını yerine getirdiği belirlendi. İşe alım sürecinde yapılan incelemelerde, şüphelinin aşırılıkçı eğilimlerini veya terör saldırısı düzenleme niyetini ortaya koyan herhangi bir işarete rastlanmadığı bildirildi.

Olay günü şüphelinin kokpitte uçak kaptanına aniden saldırarak acil durum baltasıyla vurduğu belirtildi. Kaptanın saldırıya karşı koyduğu ve yardım çağırmaya çalıştığı kaydedildi. O sırada dönüş uçuşunun kaptanı da uçakta bulunuyordu. Kokpitin yakınında olduğu sırada kapının alışılmadık biçimde tekrar tekrar açılıp kapandığını fark eden pilot şüphelenerek kapıya yaklaştı ve şifreyi kullanarak içeri girmeye çalıştı. Sonunda kokpite girmeyi başardı.

Şarku’l Avsat’ın WAM’dan aktardığı habere göre dönüş uçuşunun kaptanı, şüphelinin uçak kaptanına saldırdığını gördü. Bunun üzerine bir kabin görevlisi ve bazı yolcuların yardımıyla olaya müdahale ederek yaralı kaptanı kurtardı ve şüpheliyi etkisiz hâle getirdi. Dönüş uçuşunun kaptanı ve yardımcısı daha sonra uçağın kontrolünü yeniden sağlayarak rotasını değiştirdi ve Suudi Arabistan’daki Tebük Havalimanı’na güvenli şekilde iniş yaptı.

Şüpheli, avukatının huzurunda ve kendisine tanınan tüm yasal güvenceler sağlanarak verdiği ayrıntılı ifadede saldırının gerekçelerini, planlama aşamalarını ve uygulama girişimini anlattı. Eylemi tek başına gerçekleştirdiğini ve başka kimsenin olaya katılmadığını kabul eden şüpheliye ilişkin soruşturmada, bu beyanın doğruluğunu teyit etme çalışmaları sürüyor.

Başsavcılık ayrıca uçak kaptanının, dönüş uçuşunun kaptanının ve yardımcısının yanı sıra mürettebat üyelerinin ifadelerine başvurdu. Adli tıp raporunda, uçak kaptanının yaralarının baş bölgesinde yoğunlaştığı ve hayati tehlike oluşturduğu belirtildi. Yaraların olay sırasında meydana geldiği ve niteliği itibarıyla acil durum baltasıyla gerçekleştirilen bir saldırıyla uyumlu olduğu kaydedildi. Bulguların şüphelinin ve kaptanın ifadeleriyle tanıkların beyanlarını desteklediği ifade edildi.

BAE Başsavcılığı, delillerin incelenmesine, olası suç ortaklarının veya başka bağlantıların bulunup bulunmadığının araştırılmasına ve kayıtlarla teknik raporların tamamlanmasına devam edildiğini bildirdi. Soruşturmanın selameti doğrultusunda elde edilecek yeni sonuçların kamuoyuyla paylaşılacağı belirtildi.


Bölgenin güvenlik ve istikrarını desteklemek için Suudi Arabistan-Mısır koordinasyonu

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati
TT

Bölgenin güvenlik ve istikrarını desteklemek için Suudi Arabistan-Mısır koordinasyonu

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati

Suudi Arabistan ve Mısır, bölgedeki güvenlik ve istikrarın desteklenmesine katkı sağlamak amacıyla gerekli çabaların gösterilmesinin ve iki ülke arasındaki koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün Mısırlı mevkidaşı Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde bölgesel gelişmeleri ele aldı.

Abdülati, ülkesinin Abha ve Kral Halid havalimanlarını hedef alan saldırıları en sert ifadelerle kınadığını belirtti.

Mısırlı Bakan, Suudi Arabistan topraklarını hedef alan saldırıların ve artan gerilimin, bölgenin genelinde güvenlik ve istikrarı tehdit ettiğini vurguladı.

Abdülati ayrıca Mısır’ın Suudi Arabistan ile tam dayanışma içinde olduğunu belirterek, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü tehdit edebilecek her türlü girişim karşısında Suudi Arabistan’ın yanında yer aldıklarını ifade etti.