Yunanistan önce sığınmacı statüsü verdi, sonra sokağa attıhttps://turkish.aawsat.com/home/article/4020906/yunanistan-%C3%B6nce-s%C4%B1%C4%9F%C4%B1nmac%C4%B1-stat%C3%BCs%C3%BC-verdi-sonra-soka%C4%9Fa-att%C4%B1
Yunanistan önce sığınmacı statüsü verdi, sonra sokağa attı
İltica başvurusu kabul edilenlerden geçici ikametgahını derhal terk etmesi isteniyor
Atina'da uluslararası sığınmacı statüsü kazanmasına rağmen aç kalmamak için sokaklarda karton toplayanlar, Ege Mültecilerine Destek grubu tarafından kısa belgeselle gündeme getirildi (Twitter/@rspaegean)
Yunanistan önce sığınmacı statüsü verdi, sonra sokağa attı
Atina'da uluslararası sığınmacı statüsü kazanmasına rağmen aç kalmamak için sokaklarda karton toplayanlar, Ege Mültecilerine Destek grubu tarafından kısa belgeselle gündeme getirildi (Twitter/@rspaegean)
Yunanistan'da sığınmacı statüsü verilen Afganlardan, geçici koruma statüsündeyken oturdukları evleri tahliye etmelerinin istenmesi tepki çekiyor.
Eski yargıç ve Afganistan Adalet Bakanlığı danışmanı Muhammed Eşraf Resuli ve ailesi, Yunanistan'da sıkışıp kalan Afgan sığınmacılardan. 70 yaşındaki hukukçu, 2004'teki anayasa hazırlığı ekibinde yer almış. Taliban'ın iktidarı ele geçirmesinin ardından gazeteci kızı, savcı damadı ve üç torunuyla Afganistan'da bir süre kaçak hayatı yaşayan 70 yaşındaki hukukçu, ekimde kurtarılarak Yunanistan'a ulaştırılmış:
"Çok derdimiz vardı çünkü Taliban, sivil toplum örgütleriyle veya uluslararası kuruluşlarla çalışan kişilerin öldürüleceğini söylüyordu. Benim için orada olmak çok zordu. Kurtarılana kadar birkaç yerde saklandık."
Britanya'daki akrabalarına kavuşmak için başvuru yapan aileye ilk büyük şoku, geçen ay sığınmacı kimlikleri ulaşınca yaşamış. Çünkü, Yunanistan'daki "Catch-22" denilen sisteme göre, sığınmacı statüsü kazanan kişilerin geçici konutlarını terk etmesi isteniyor. Onun yerine, ev tutup kira yardımına başvurmaları öneriliyor ama ev sahipleri kira yardımına hak kazandıklarını görmeden ev vermek istemiyor.
İkinci şok, Birleşik Krallık tarafından, Yunanistan'da ailesiyle güvende olduğu ve sağlık hizmetinden faydalandığı gerekçesiyle başvurusunun reddedilmesiyle gelmiş. Şimdi bütün aile bu cevaba gelecek itirazın sonucunu bekliyor.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM), karşılaşılan sorunların çözümü için çaba sarf edildiğini ve şimdiye kadar 19 bin mültecinin kalıcı konuta ulaştığını açıkladı.
Mültecilere Hukuki Destek (RLS) Koordinatörü Lucy Alper, Guardian gazetesine durumu şöyle özetledi:
"Yunanistan'da mülteci olarak kabul edilmiş kişiler için durum berbat. Koruma statüsü verilmiş kişilerin Yunanistan'da olumlu iltica kararından sonra yoksunlukla ve evsizlikle karşılaşması oldukça yaygın. Tek uyum programı olan Helios, AB tarafından finanse ediliyor ve Uluslararası Göç Örgütü tarafından uygulanıyor fakat amaca uygun değil. Helios programına kayıt olan çok sayıda kişi, önce bir Yunan bankasında hesap açıp depozito ödeme ve devletin internet platformunda ev kontratı imzlama zorunlulukları nedeniyle sunulan sınırlı kira yardımına ulaşamıyor. Her adımda karşılarına çıkan engeller Yunan mülteci sisteminin bürokrasisi tarafından daha berbat hale getiriliyor."
Ege Mültecilerine Destek (RSA) gönüllü grubu temsilcisi Minos Muzurakis de, "Yunanistan'da mülteci olarak tanınanlar için mahrumiyet kaçınılmaz gibi" diyor. Muzurakis, sığınmacıların hiçbir sosyal destek sunulmadan kendi kaderine terk edilmesi Avrupa hukukuna aykırı.
RSA'nın yaklaşık 100 kişiyle yaptığı görüşmelerle hazırladığı kısa belgesele göre, mültecilere geçim sağlamak için Atina civarında geri dönüşüm şirketleri için günlük 10-20 euro karşılığında karton toplamak düşüyor. Independent Türkçe, Reuters, Guardian
Trump'ın kara saldırıları tehdidinin ardından Rubio ile Meksika Dışişleri Bakanı arasında görüşmeler gerçekleştihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5228734-trump%C4%B1n-kara-sald%C4%B1r%C4%B1lar%C4%B1-tehdidinin-ard%C4%B1ndan-rubio-ile-meksika-d%C4%B1%C5%9Fi%C5%9Fleri-bakan%C4%B1
Trump'ın kara saldırıları tehdidinin ardından Rubio ile Meksika Dışişleri Bakanı arasında görüşmeler gerçekleşti
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Başkan Donald Trump'ın Meksika'yı kontrol ettiğini söylediği uyuşturucu çetelerine karşı kara saldırısı başlatmakla tehdit etmesinden birkaç gün sonra, Meksikalı mevkidaşı Juan Ramon de la Fuente ile görüşmelerde bulundu.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tommy Pageot yaptığı açıklamada, “Bakan Marco Rubio bugün Meksika Dışişleri Bakanı Juan Ramon de la Fuente ile görüştü ve Meksika'daki şiddet içeren uyuşturucu şebekelerini çökertmek ve fentanil ile silah kaçakçılığını durdurmak için daha güçlü bir iş birliğinin gerekliliğini müzakere etti” dedi.
Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum cuma günü yaptığı açıklamada, Trump'ın tehdidinin ardından Fuentes'e ABD ile koordinasyonu güçlendirme görevini verdiğini söyledi. Bu tehdit, ABD güçlerinin geçen hafta başında Venezuela'ya saldırıp Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasının ardından daha da endişe verici hale gelmişti.
İran Cumhurbaşkanı, ABD ve İsrail'i ‘ayaklanmaları’ körüklemekle suçladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5228724-i%CC%87ran-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-abd-ve-i%CC%87sraili-%E2%80%98ayaklanmalar%C4%B1%E2%80%99-k%C3%B6r%C3%BCklemekle-su%C3%A7lad%C4%B1
İran Cumhurbaşkanı, ABD ve İsrail'i ‘ayaklanmaları’ körüklemekle suçladı
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan devlet televizyonuna konuştu. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in, İran’daki eylemleri kışkırtarak ülkede kaos yaratmaya çalıştığını söyledi. Pezeşkiyan, İranlılara ‘kışkırtıcılar ve teröristlerden’ uzak durmaları çağrısında bulundu.
Devlet televizyonuna konuşan Pezeşkiyan, ‘kışkırtıcılar’ olarak tanımladığı kesimlerin toplumun istikrarını bozmasına izin verilmemesi gerektiğini vurgulayarak, hükümetin ‘adaleti tesis etmeyi hedeflediğini’ ifade etti.
Pezeşkiyan, Washington ve Tel Aviv’i, ‘kışkırtıcılara araçları ve evleri yakmaları yönünde talimat vermekle’ suçladı. Ülkede yaşananların barışçıl protestolar olarak nitelendirilemeyeceğini savunan Pezeşkiyan, “Evler ve itfaiye araçları yakılırken buna nasıl protesto denebilir?” ifadesini kullandı.
Tahran'ın merkezindeki Valiasr semtinde bir caddede toplanan protestocular, 9 Ocak 2026 (Telegram)
Pezeşkiyan, son gelişmelerin ‘trajik sonuçlara’ yol açtığını belirterek, İranlı ailelere çocuklarının sabotaj ve tahrip eylemlerine karışmasını engellemeleri çağrısında bulundu. Pezeşkiyan, “İran’ın düşmanları, 12 gün süren savaşın ardından ülkede kaos ve istikrarsızlık yaratmak istiyor” dedi.
Pezeşkiyan, geçtiğimiz haziran ayında İran ile İsrail arasında yaşanan ve sonunda ABD’nin İran’daki nükleer tesisleri bombalamasıyla sonuçlanan savaşa atıfta bulunarak, mevcut gelişmelerin dış baskıların devamı niteliğinde olduğunu savundu.
Daha yumuşak bir üslup kullanan Pezeşkiyan, yetkililerin ‘göstericilerin sesine kulak vereceğini’ ifade ederek, İran halkının ‘oturulup ele alınması gereken gerçek kaygıları bulunduğunu’ söyledi. Ancak Pezeşkiyan, buna karşın ‘bir grup kışkırtıcının tüm toplumu tahrip etmesine izin verilmeyeceğini’ vurguladı.
Tahran'da bir caddenin ortasında konteynerleri ateşe veren protestocular, 9 Ocak 2026 (Telegram)
Pezeşkiyan, ‘protesto ile vandalizmin birbirinden farklı olduğunu’ vurgulayarak, hükümetin gösterileri tetikleyen ekonomik sorunları çözme konusunda kararlı olduğunu söyledi. Bu kapsamda, piyasanın istikrara kavuşturulmasını hedefleyen ‘destek sistemi reformuna yönelik kapsamlı plana’ işaret etti.
Pezeşkiyan, söz konusu planın üretimi artırmayı, vatandaşların alım gücünü yükseltmeyi ve tedarik zinciri üzerindeki denetimi sıkılaştırmayı amaçladığını belirterek, hükümetin ekonomik krize karşı kademeli çözümler üzerinde çalıştığını ifade etti.
Devlet kurumlarının halkı dinlemeye hazır olduğunu yineleyen Pezeşkiyan, yaşam koşullarına ilişkin sorunların diyalog yoluyla ele alınması çağrısında bulundu. Bununla birlikte, kamu düzenini tehdit eden her türlü şiddet ve tahrip eyleminin reddedildiğini de vurguladı.
Maduro'nun tutuklanması ve ‘Önce Amerika’... Trump, dış müdahale kurallarını yeniden yazıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5228622-maduronun-tutuklanmas%C4%B1-ve-%E2%80%98%C3%B6nce-amerika%E2%80%99-trump-d%C4%B1%C5%9F-m%C3%BCdahale-kurallar%C4%B1n%C4%B1-yeniden
Maduro'nun tutuklanması ve ‘Önce Amerika’... Trump, dış müdahale kurallarını yeniden yazıyor
Maduro'nun tutuklanması, Trump'ın benimsediği hukuki dayanak hakkında soruları gündeme getirdi. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’a gelişinden bu yana ‘mutlak kararlılık’, ‘Donroe Doktrini’ ve ‘Önce Amerika’ gibi ifadelerin yanı sıra ‘savaşçı zihniyet’ ve ‘2025 Projesi’ gibi kavramları sıkça kullanıyor.
İlk bakışta birbiriyle bağlantısız görünen bu söylemler, özünde yönetiminin titizlikle şekillendirdiği ve adım adım kamuoyuna sunduğu bir stratejiye işaret ediyor. Pek çok kişiyi şaşkına çeviren bir adım olarak Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun tutuklanması da rastlantı değil; Trump ve danışman ekibinin önceden hazırladığı planın bir sonucu olarak hayata geçirildi. Bu adım, önceki yönetimlerin yaklaşımından tamamen farklı bir yol izlerken, ABD içindeki yerleşik teamüllere ve uluslararası düzenin kurallarına açık bir meydan okuma anlamı taşıdı.
Trump, kararlarında Kongre’yi büyük ölçüde devre dışı bıraktı. Anayasal sorumlulukları arasında sıkışan Kongre’nin, hukuki boşlukları iyi bildiğini defalarca kanıtlayan ve yürütme yetkilerinin sınırlarını zorlayan bir başkana karşı koyması giderek zorlaştı.
Şarku’l Avsat ile eş-Şark televizyonu iş birliğiyle hazırlanan Washington Raporu programı, Trump yönetiminin Maduro’nun tutuklanmasında dayandığı hukuki zemini ve ABD’nin Venezuela’daki yönetim sürecindeki rolünü mercek altına aldı.
Demokrasi mi yoksa ekonomik hırslar mı?
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Batı yarımküreden sorumlu eski bakan yardımcısı ve Peru ile Zimbabve eski Büyükelçisi Brian A. Nichols, Trump’ın Maduro’yu tutuklaması ve başkanlık görevlerini vekâleten yürütmesi için yardımcısı Delcy Rodriguez’i görevde bırakması karşısında şaşkınlığını dile getirdi.
Trump, 6 Ocak 2026'da Trump-Kennedy Merkezi'nde Cumhuriyetçilerle konuştu. (Reuters)
Nichols, asıl şaşırtıcı olanın, yönetimin 2024 seçimlerini kazandığını ilan eden muhalefet adayı Edmundo Gonzalez’i ve ABD ile serbest piyasa yanlısı, aynı zamanda Venezuela halkının desteğine sahip Maria Corina Machado’yu ülkenin başına getirmek için adım atmaması olduğunu söyledi.
Nichols, “Bu, Venezuela halkını yıllardır maruz kaldığı korkunç diktatörlükten kurtarmak ve ABD ile serbest piyasa yanlısı isimleri iktidara taşımak için bir fırsat. Umarım bu fırsat heba edilmez” değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan Trump’ın seçim kampanyasında görev yapan John Pence, Maduro’nun yardımcısının görevde tutulması kararının, Washington’un Venezuela’da istikrarı koruma isteğinden kaynaklandığını savundu.
Pence, “Yönetim, ABD’nin her şeyden önce gelmesini, Venezuela’nın Amerikan ürünlerini satın almaya başlamasını ve Venezuela petrolüne erişim sağlamamızı önemsiyor. Bu, aynı zamanda Venezuela halkına da fayda sağlayacaktır” dedi. Bu sürecin kısa sürede gerçekleşmeyeceğini vurgulayan Pence, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun üç aşamalı bir yol haritası ortaya koyduğunu hatırlattı: istikrarın sağlanması, toparlanma süreci ve geçiş dönemi.
Maduro'nun yardımcısının neden iktidarda tutulduğuna dair sorular giderek artıyor. (AFP)
Trump yönetiminin Venezuela’da petrolü kontrol altına almak amacıyla bu yolu tercih ettiğine dair haberlerin gölgesinde, Pecos Energy şirketinin CEO’su Rey Trevino söz konusu değerlendirmeye katılmadığını belirtti.
Trevino, yaşananların petrol ya da uyuşturucudan ziyade Monroe Doktrini ile bağlantılı olduğunu savunarak, Amerikalıların güvenliği için ‘ABD’nin arka bahçesine’ odaklanmanın önemine vurgu yaptı.
Petrol konusuna da değinen Trevino, “Çin ve Rusya petrol için oradayken bizim orada olmamamız neden mümkün olsun?” sorusunu yöneltti.
Öte yandan Nichols, Venezuela’daki petrol programını fiilen Delcy Rodriguez’in yönettiği uyarısında bulunarak, onu ‘sadık bir sosyalist’ olarak niteledi ve ABD’nin nüfuzunu ortadan kaldırmaya çalışacağını ifade etti. Nichols, “Onun, kardeşi Jorge Rodriguez’in (Ulusal Meclis Başkanı) ve rejimin diğer isimlerinin varlığı sürerken istikrarın nasıl sağlanacağını öngöremiyorum. Serbest piyasa ekonomisine bağlı ve ABD ile yakın ilişkiler kurmaya istekli isimlerin varlığı, uzun vadede Venezuela için daha güçlü bir istikrar sağlar ve halkın taleplerine daha iyi karşılık verir” dedi.
Nichols ayrıca, Venezuela ile ilişkilerde ekonominin yeniden canlandırılmasının temel bir hedef olması gerektiğini, bunun da ülkede daha geniş bir ekonomik açılımı içermesinin şart olduğunu dile getirdi. Buna örnek olarak, Rodriguez’in geçici devlet başkanı olarak yemin ettiği gün, Venezuela halkının temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan, ifade ve seyahat özgürlüğüne yeni sınırlamalar getiren bir kararname çıkarıldığını hatırlattı. Bu süreçte bir grup gazetecinin gözaltına alındığını, gazetecilerden birinin ise sınır dışı edildiğini belirtti.
Nichols, “Eğer hedefimiz Venezuela’yı değiştirmekse, temel haklara saygı gösterilmesi konusunda ısrarcı olmalı ve ülkede demokrasinin tesis edilmesi yönünde ilerlemeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.
Kongre ve ‘Önce Amerika’ ilkesi
Demokratlar, Maduro’nun yakalanması sürecinde Trump’ın yetkilerini aştığını savunuyor ve dünya çapındaki askeri müdahaleler üzerinde Kongre denetimini sağlamaya çalışıyor. Bu kapsamda, beş Cumhuriyetçinin de desteğiyle Venezuela’daki askerî operasyonları sınırlayan usul oylamasında başarı sağlandı. Söz konusu tasarı yasalaşması halinde başkanlık vetosuna takılacak olsa da Nichols, bu oylamanın Cumhuriyetçi Parti tabanının, yurt dışında askerî güç kullanımına ilişkin olarak yönetimden farklı görüşlere sahip olduğunu gösterdiğini ifade etti. Nichols’a göre Trump’ın izlediği politika, benimsediği ‘Önce Amerika’ sloganıyla da çelişiyor.
ABD Senatosu Azınlık Lideri Demokrat Chuck Schumer ve Demokrat Senatör Tim Kaine, 7 Ocak 2026'da Trump'ın Venezuela'daki yetkilerini sınırlamak için yapılacak oylamayı görüşüyorlar. (EPA)
Bu noktada Pence savunmaya geçerek, izlenen yaklaşımın ‘Önce Amerika’ sloganıyla uyumlu olduğunu vurguladı. Pence, “Önce Amerika, ABD’nin yalnız bırakılması anlamına gelmez. Batı yarımkürede komünizmden kaçan 8 milyon insan var ve sonunda onların sorunları sınırlarımıza dayandığında bizim sorunlarımız haline geliyor. Son dört yıldaki zayıf liderlik nedeniyle göç krizi ve Venezuela kriziyle birlikte derinleşen büyük bir kaos yaşandı” dedi. Pence sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi Başkan Trump, Batı yarımkürede barışı sağlamak için Amerikan gücünü kullanmayı hedefliyor. Bunun göç dosyasına da olumlu yansımaları olacak. Bu nedenle izlenen politika, yaklaşımımızla tamamen örtüşüyor.”
Trevino da Pence’in değerlendirmesine katılarak, Trump’ın tabanıyla iletişimini sürdürdüğünü ve onlara Önce Amerika ilkesinin Amerikalıların güvenliğini, ABD sınırlarının dokunulmazlığını ve ülkenin güvenliğini korumak anlamına geldiğini anlattığını söyledi. Trevino ayrıca, yönetimin hedefinin, Güney Amerika’dan akan uyuşturucular nedeniyle mümkün olan en fazla sayıda Amerikalıyı kurtarmak olduğunu belirtti. Demokratlara ve eski Başkan Joe Biden yönetimine sert eleştiriler yönelten Trevino, “Maduro hakkında çıkarılan tutuklama emri Biden döneminde de yürürlükteydi. O zaman neden yakalanmadı?” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyetçi Senatör Josh Hawley, Trump'ın Venezuela'daki yetkilerini sınırlama yönünde oy kullananlar arasındaydı. (AP)
Biden döneminde Dışişleri Bakanlığı’nda Batı yarımküre dosyasından sorumlu olan Nichols, bu soruya açıklık getirerek şunları söyledi: “Eğer Maduro ABD yargı yetkisine giren bir bölgede ya da ABD ile iş birliği yapan bir ülkede bulunsaydı, hakkındaki tutuklama emrini uygular, kendisini gözaltına alırdık. Ancak o, ABD hukukuna tabi olabileceği yerlere gitmekten özellikle kaçındı. Uluslararası hukuka dayanan bir mekanizma olmaksızın Venezuela’ya girip onu çıkarmak, yapmak istediğimiz bir şey değildi. Amacımız, gayrimeşru Venezuela hükümetine karşı güçlü bir uluslararası ittifak inşa etmekti.” Uyuşturucu meselesine de değinen Nichols, yönetimin bu gerekçesine şaşırdığını belirterek, Amerikalıların bugün hayatını kaybetmesine neden olan uyuşturucunun Venezuela üzerinden geçmeyen fentanil olduğunu, bu nedenle söz konusu argümanın hiçbir mantığa dayanmadığını ifade etti.
Petrol anlaşmaları
Trump yönetimi, Venezuela’daki petrol sektörüne odaklanmış durumda. Trevino, ülkede istikrarın sağlanmasıyla birlikte Venezuela’ya yatırım yapmak isteyen Amerikan petrol şirketlerinin sayısının artacağını, ancak bunun zaman alacağını ifade etti. Trevino, “Exxon Mobil gibi ülkeden çıkarılan, varlıklarına ve petrolüne el konulan şirketlerin geri dönmeye hazır olduğunu biliyorum. Ancak bu bir gecede gerçekleşmez. Rafineri altyapısının ciddi şekilde tahrip olması nedeniyle, sahadaki gelişmeleri izlemek için yüksek alarm durumunda olmamız ve daha fazla güvenlik unsuruna ihtiyaç duymamız gerekecek. Ayrıca petrolü kuyulardan rafinerilere taşıdığımız yolların da yeniden inşa edilmesi şart” dedi.
Bu sürecin 18 ila 24 ay sürebileceğini öngören Trevino, büyük petrol şirketlerinin milyarlarca dolarlık yatırımlarıyla üretimin yeniden artırılacağını ve küresel piyasaya ilave petrol arzı sağlanacağını belirtti.
Exxon Mobil, Venezuela'da faaliyetlerine yeniden başlayabilecek Amerikan şirketlerinden biri (AP)
Nichols ise bu değerlendirmeye karşı çıkarak, Trevino’nun ortaya koyduğu takvimi ‘fazlasıyla iyimser’ olarak niteledi. Nichols, günlük üç milyon varil üretim seviyesine ulaşmanın on yıldan fazla süreceğini, bunun büyük çaplı yatırımlar gerektirdiğini ve Venezuela diasporasının ülkeye geri dönmesi için güven ortamının sağlanmasının şart olduğunu söyledi.
Venezuela’nın eski Devlet Başkanı Hugo Chavez’in, Petroleos de Venezuela (PDVSA) şirketinin tüm üst yönetimini görevden aldığını hatırlatan Nichols, bu politikalar nedeniyle ülkeyi terk eden uzman kadroların geri dönüşünün hayati önem taşıdığını vurguladı. Nichols, “Siyasi ortam ve insan hakları konusunda güven oluşmazsa, gerçekten nitelikli Venezuelalılar geri dönmez. Ayrıca Venezuela halkı, petrolün ABD’ye ya da dünya ülkelerine satışından adil payını aldığını bilmek isteyecektir. Eğer bu payın adil olmadığı düşünülürse, bu durum ABD’ye yönelik bir hoşnutsuzluk yaratır. Bu, önümüzdeki iki ya da üç yıl içinde sorun olmayabilir, ancak uzun vadede Hugo Chavez’i iktidara taşıyan koşulları yeniden üretir. Sadece kısa vadeli etkiyi değil, orta ve uzun vadeli sonuçları da hesaba katmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة