Biden'ın Ukrayna ile ilgili müzakere şartlarını reddeden Putin, işgal ettiği topraklardan vazgeçmiyor

Scholz’a, Ukrayna altyapısının vurulmasının ‘kaçınılmaz’ olduğunu söyledi.

Almanya Başbakanı kendi inisiyatifiyle Putin ile telefon görüşmesi yaptı (EPA) - Joe Biden, Putin ile Ukrayna konusunda müzakerelere başlamaya hazır olduğunu ifade etti (EPA) - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün Batı'nın 'yıkıcı' politikalarını ve Kiev'e verdiği desteği kınadı (Reuters)
Almanya Başbakanı kendi inisiyatifiyle Putin ile telefon görüşmesi yaptı (EPA) - Joe Biden, Putin ile Ukrayna konusunda müzakerelere başlamaya hazır olduğunu ifade etti (EPA) - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün Batı'nın 'yıkıcı' politikalarını ve Kiev'e verdiği desteği kınadı (Reuters)
TT

Biden'ın Ukrayna ile ilgili müzakere şartlarını reddeden Putin, işgal ettiği topraklardan vazgeçmiyor

Almanya Başbakanı kendi inisiyatifiyle Putin ile telefon görüşmesi yaptı (EPA) - Joe Biden, Putin ile Ukrayna konusunda müzakerelere başlamaya hazır olduğunu ifade etti (EPA) - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün Batı'nın 'yıkıcı' politikalarını ve Kiev'e verdiği desteği kınadı (Reuters)
Almanya Başbakanı kendi inisiyatifiyle Putin ile telefon görüşmesi yaptı (EPA) - Joe Biden, Putin ile Ukrayna konusunda müzakerelere başlamaya hazır olduğunu ifade etti (EPA) - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün Batı'nın 'yıkıcı' politikalarını ve Kiev'e verdiği desteği kınadı (Reuters)

Moskova, ABD Başkanı Joe Biden'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Ukrayna konusunda müzakerelerin başlaması için öne sürdüğü şartları reddetti. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Washington'un şartı olan Rusya'nın Ukrayna'dan ayrılmasıysa Moskova'nın müzakerelere girmek istemediğini söyledi. Peskov, ABD'nin Rusya'nın işgal ettiği Ukrayna topraklarını elinde tutmasını kabul etmesini istedi. Öte yandan dün Putin, Kiev'i destekleyen ‘yıkıcı’ Batı politikalarını kınadı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz'a, Rusya'nın Ukrayna'nın enerji altyapısına yönelik büyük çaplı saldırılarının ‘gerekli ve kaçınılmaz’ olduğunu söyledi.
Kremlin Sözcüsü, Vladimir Putin'in Ukrayna'daki askeri operasyona devam edeceğini ancak aynı zamanda müzakerelere de açık olduğunu söyledi. Peskov bu sözleri telefon üzerinden yaptığı bir basın görüşmesi sırasında, ABD Başkanı Joe Biden'ın Rusya'nın Ukrayna'dan çekilmesi halinde Putin ile müzakere masasına oturabileceğine ilişkin açıklaması hakkındaki bir soruya yanıt verirken kullandı. Bloomberg haber ajansının aktardığına göre Peskov "Özel askeri operasyon (Ukrayna'da) devam ediyor. Ancak aynı zamanda, Başkan Putin'in eskiden olduğu gibi şimdi de müzakereler için iletişime açık olduğunu vurgulamak da önemli. Çıkarlarımızı elde etmenin en iyi yolu elbette diplomatik yollardan geçiyor" ifadelerini kullandı. ABD Başkanı Biden, Putin işgali sona erdirme konusunda ciddiyse, Rus mevkidaşı ile Ukrayna'daki savaş hakkında konuşabileceğini söylemişti. Biden daha önce ise sadece Ukrayna liderlerinin barış müzakerelerinin ne zaman yapılacağına karar verebileceklerini söylüyordu. Perşembe günü Biden, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile düzenlediği ortak basın toplantısında, "Savaşı sona erdirmenin bir yolunu bulmakla ilgileniyorsa, Putin ile konuşmaya hazırım" demişti.
Kremlin, Eylül ayının ortasından bu yana ilk kez Putin ile Scholz arasında gerçekleştirilen telefon görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada “Rus silahlı kuvvetlerinin Ukrayna'daki bazı hedeflere yüksek hassasiyetli füze saldırıları gerçekleştirmekten uzun süre kaçındığına, ancak Kiev'in provokatif saldırıları karşısında bu saldırıların gerekli ve kaçınılmaz hale geldiğine işaret edildi” ifadelerini kullandı. Kremlin'den dün yapılan açıklamanın devamında ‘Rusya Devlet Başkanı’nın, Alman tarafını Ukrayna ile ilgili meselelerdeki yaklaşımlarını yeniden gözden geçirmeye çağırdığı’ bilgisi paylaşıldı. Putin ile Scholz arasındaki telefon görüşmesi Alman tarafının girişimiyle gerçekleşti.
Açıklamada ‘Kiev rejimine silah sağlayan ve Ukrayna ordusunu eğiten Almanya da dahil olmak üzere Batılı ülkelerin yıkıcı çizgisine dikkat çekildiği’ belirtildi. Açıklamaya göre Putin, Rusya'nın Ukrayna'daki hedeflere yönelik saldırılarının, Kırım Köprüsü’ne düzenlenen terör saldırısı da dahil olmak üzere Kiev'in provokatif saldırıları karşısında Rusya'nın kaçınılmaz bir tepkisi olduğunu vurguladı. Rusya Devlet Başkanı, Rus silahlı kuvvetlerinin Ukrayna'daki bazı hedeflere yüksek hassasiyetli füze saldırıları gerçekleştirmekten uzun süre kaçındığına, ancak Kiev'in Kırım Köprüsü ve Rus enerji tesisleri de dahil olmak üzere Rus sivil altyapısına yönelik provokatif saldırıları karşısında bu saldırıların gerekli ve kaçınılmaz hale geldiğini söyledi. Rusya Devlet Başkanı, Kuzey Akım (Nord Stream) boru hattını hedef alan sabotaj eyleminin ilgili Rus kuruluşlarının da yer aldığı bir soruşturmaya tabi tutulması gerektiğini belirtti. Putin “Kuzey Akım ve Kuzey Akım 2 gaz boru hatlarına yönelik terör eylemi, ilgili Rus kuruluşlarının katıldığı şeffaf bir soruşturma gerektiriyor” dedi. Öte yandan ‘tahıl anlaşmasını’ da tartışan iki lider, sevkiyat ve ikmalinin önündeki engellerin kaldırılmasıyla birlikte anlaşmanın dikkatli bir şekilde uygulanması gerektiğini vurguladılar.
Analistler, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşının devam etmesinin, Biden'ın bağlı kalmaya özen gösterdiği Avrupa-ABD birliğinde bölünmelere yol açabileceğini düşünüyor.
Her bir taraf müzakere şeklinde diplomatik bir yola başlamak için kendi koşullarını öne sürdü. Washington, Rusya'nın Ukrayna'dan tamamen çekilmesi ve savaş suçlarından sorumlu olanların adalete teslim edilmesi konusunda ısrar ediyor. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy daha önce Rusya ile 'gerçek barış görüşmelerine' açık olduğunu söylemiş ve müzakereler için Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü tekrar sağlamasını, Moskova'nın işgalinden ötürü Kiev'e tazminat ödemesini ve savaş suçu işleyenlerin adalete teslim edilmesini içeren birtakım koşullar belirlemişti.
Buna karşılık Moskova, Luhansk ve Donetsk'in yanı sıra güneyde Zaporijya ve Herson bölgelerinde ele geçirdiği Ukrayna toprakları üzerindeki kontrolünün tanınması ile ilgili şartlarını öne sürüyor. Putin, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı ‘özel askeri operasyon’ olarak adlandırdığı girişimden pişmanlık duymadığını söyleyerek, bunu, Rusya'nın 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonraki yıllarda senelerce süren aşağılanmanın ardından kibirli Batı hegemonyasının karşısına dikildiği bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Öte yandan Peskov, gazetecilere yaptığı açıklamada "ABD, yeni bölgeleri Rusya Federasyonu'nun bir parçası olarak tanımıyor. Bu da karşılıklı tartışmak için olası nedenlerin aranmasını büyük ölçüde zorlaştırıyor” dedi. Rusya, Batı'nın bu bölgelerin ilhakını tanımayı reddetmesinin, barış müzakerelerinin ve olası bir uzlaşmanın önünde engel olduğu konusunda ısrar ediyor.
Uzmanların ve diplomatların analizlerine göre iki taraf da -Ukraynalılar ve Ruslar- bu savaşı kazanabileceklerini düşünüyor. Rus tarafı, Ukrayna'daki sivil altyapıyı hedef alma ve Ukrayna enerji ağlarını füzelerle vurma harekatına devam ediyor. Moskova ayrıca kışın başlamasıyla Kiev'i zayıflatabileceğine ve Batı'nın Ukrayna'ya verdiği desteği baltalayabileceğine inanıyor.
Alman hükümetinin web sitesine göre Berlin, halihazırda Rus ordusuyla savaşmak için kullanılacak 30 hava savunma tankına ek olarak Ukrayna'ya Gepard tipi yedi tank teslim etmeye hazırlanıyor. Başlangıçta hurdaya çıkarılması planlanan fazlalık tankların sayısını ilk bildiren Der Spiegel dergisi, bunların 2023 baharında Ukrayna'ya teslim edilebileceğini aktardı. Dergiye göre şu anda Münih merkezli silah üreticisi Krauss-Maffei Wegmann'da (KMW) onarımdan geçen yedi tank, Ukrayna'nın şehirlerini ve altyapısını Rus bombardımanından korumasına yardımcı olmayı amaçlıyor. Hükümet, tankları ne zaman teslim etmeyi planladığını henüz bildirmedi.
Spiegel, hükümetin ek tanklarla birlikte Gepard tipi tanklarına daha fazla cephane göndermeyi planladığını da belirtti. Cephane stokunu elinde tutan İsviçre bunları tedarik etmeyi reddedip tarafsız statüsünü korumaya devam ettiği için bu mühimmatı temin etmek her zaman güç olmuştu.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.