ABD'deki kazada araca çarpan dikkatsiz sürücünün bir köpek olduğu ortaya çıktı.
Teksas eyaletindeki Kilgore'da yer alan Walmart alışveriş mağazasının otoparkında perşembe günü yaşanan olayda, köpeğin direksiyonda olduğu 4x4 araç, bekleme halindeki başka bir otomobile çarptı.
Kilgore Polis Teşkilatı, Facebook sayfasından yaptığı açıklamada, sahiplerini bekleyen köpeğin huzursuzlanıp araç içinde hareket etmeye başladığını, bu sırada üzerindeki tasma ve kıyafetin el frenine takılarak aracın hareket etmesine neden olduğunu belirtti.
Buna ek olarak aracın direksiyon mekanizması ve vites kutusunda eskiden oluşan bir arızanın da kazaya yol açmış olabileceği ifade edildi.
Polis, "İnanması zor geliyor ama görgü tanıklarından biri kazadan hemen önce köpeği direksiyondayken gördüğünü söyledi" dedi.
Olayda kimse yaralanmazken, köpeklere bakım sağlayan Kilgore Hayvan Kontrol'ün hesabından yapılan yorumda, "Bu köpeğin ehliyetini biz vermedik, kimse sormadan söyleyelim" ifadelerine yer verildi.
Bir başka Facebook kullanıcısıysa "Onun avukatı olarak, kazayı müvekkilimin yaptığına dair hiçbir delil bulunmamaktadır" yorumunu yaptı.
Yıldız oyuncu, canlandırdığı Mark Zuckerberg'e gönderdiği e-postayı açıkladıhttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5307095-y%C4%B1ld%C4%B1z-oyuncu-canland%C4%B1rd%C4%B1%C4%9F%C4%B1-mark-zuckerberge-g%C3%B6nderdi%C4%9Fi-e-postay%C4%B1-a%C3%A7%C4%B1klad%C4%B1
Yıldız oyuncu, canlandırdığı Mark Zuckerberg'e gönderdiği e-postayı açıkladı
Sosyal Hesaplaşma'nın başrolü Jeremy Strong, Meta CEO'su Mark Zuckerberg'ü canlandırıyor (YouTube/Sony/Columbia)
Jeremy Strong, Aaron Sorkin'in yönettiği Sosyal Hesaplaşma'da (The Social Reckoning) Meta CEO'su ve Facebook'un kurucu ortağı Mark Zuckerberg'ü canlandırmak için geçirdiği yoğun hazırlık sürecini detaylarıyla anlattı.
Oscar adayı drama Sosyal Ağ'ın (The Social Network) 9 Ekim'de prömiyerini yapacak devam filminde Strong, teknoloji milyarderi rolünü Jesse Eisenberg'den devralıyor.
Succession'ın 47 yaşındaki yıldızı çekimler başlamadan önce "[Zuckerberg'e] yazdığını" söyledi.
Strong, GQ'ya verdiği yeni profil röportajında, "Muhtemelen Sony'yi çileden çıkaracağım; ona e-posta gönderdim" diye açıkladı.
Sadece bu sorumluluğu, gerçeğe uygunluğunu çok ciddiye aldığımı ve bu role saygıyla yaklaştığımı söylemek istedim.
Strong, Zuckerberg'ün cevap verdiğini belirtse de yanıtın içeriğini paylaşmaktan kaçındı. Ödüllü oyuncu, Zuckerberg'ü derinlemesine inceleme süreci kapsamında onun tüm röportajlarını ve zirvelerdeki sunumlarını okuyup dinlediğini paylaştı.
Strong, iş adamının ABD Kongresi'ndeki ifadesinin kayıtlarını "gözleri kızarana kadar" izlediğini söyledi. Zuckerberg, veri gizliliği ihlalleri, yanlış bilgi yayma, antitröst yasaları ve sosyal medya platformlarında çocukların güvenliğinin korunmasına dair endişelerle ilgili Kongre'de defalarca ifade vermişti.
Trump'ın Hikayesi'nin (The Apprentice) Oscar adayı yıldızı, "Mark Zuckerberg'ü canlandırmak istedim" diye vurguladı.
Sosyal Hesaplaşma, David Fincher'ın yönettiği ve Sorkin'in senaryosunu yazdığı Sosyal Ağ'ın (2010) tamamlayıcısı kabul ediliyor. Eleştirmenlerden büyük beğeni toplayan film, Zuckerberg'ün başarısının ilk yıllarını ve Facebook'un kuruluşunu anlatıyordu.
Yeni filmde yönetmen koltuğuna oturan Sorkin, rolünü Sosyal Hesaplaşma'da yeniden canlandırsın diye başlangıçta Eisenberg'ü ikna etmek için günlerce uğraşmıştı. The West Wing'in yaratıcısı haziranda Vanity Fair'a yaptığı açıklamada, Eisenberg'ün "artık Mark Zuckerberg'le özdeşleştirilmek istemediği" ve "o adamla bazı sorunları olduğu" için nihayetinde teklifi reddettiğini söylemişti.
Sorkin, "Havalimanlarında gençlerin, üzerinde 'Ben CEO'yum, k***ak' yazan kartvizitlerle yanına gelip imzasını istemesinden hoşlanmıyor" demişti.
Jesse Eisenberg (sağda), 2010 yapımı Sosyal Ağ'da Zuckerberg'e hayat vermişti (Columbia)
Daha önce Strong, rolü üstlenmesiyle ilgili Eisenberg'le konuşmadığını açıklayarak "Bunun benim yapacağım şeyle bir ilgisi olduğunu sanmıyorum" ifadelerini kullanmıştı.
Sosyal Hesaplaşma, Facebook'un eski çalışanı Frances Haugen'ın, şirketin Instagram gibi platformlarının ergenlerin ruh sağlığına zarar verdiğini ve beden algısı sorunlarını kötüleştirdiğini bildiğini gösteren önemli belgeleri ve araştırmaları sızdırmasının ardından Facebook'un karşılaştığı hukuki sonuçları konu alacak.
Strong'un yanı sıra filmde Anora'nın Oscar ödüllü yıldızı Mikey Madison, Haugen'ı; The Bear'den Jeremy Allen White ise sansasyonel soruşturmayı ortaya çıkaran Wall Street Journal muhabiri Jeff Horowitz'i canlandırırken Billy Magnussen, Bill Burr ve Betty Gilpin de onlara eşlik ediyor.
Geçen yıl film hakkında The Hollywood Reporter'a konuşan Strong şöyle demişti:
Bugüne kadar okuduğum en harika senaryolardan biri. Günümüzü yansıtıyor, dünyamızda olup biten her şeyin en hassas noktasına değiniyor. Harika bir karakter (büyüleyici, karmaşık) ve ben bu role büyük bir özen, empati ve tarafsızlıkla yaklaşıyorum.
Sosyal Hesaplaşma, 9 Ekim'de sinemalarda gösterime girecek.
Independent Türkçe
Nicole Kidman: "Tom Cruise için kariyerimi bir kenara atardım"https://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5307091-nicole-kidman-tom-cruise-i%C3%A7in-kariyerimi-bir-kenara-atard%C4%B1m
Nicole Kidman: "Tom Cruise için kariyerimi bir kenara atardım"
Tom Cruise ve Nicole Kidman, 1990'dan 2001'e kadar evliydi (AFP)
Nicole Kidman, nadir görülen bir şekilde geçmişe dönerek 10 yıl boyunca Tom Cruise'la sürdürdüğü evliliği değerlendirdi.
59 yaşındaki Oscar ödüllü efsane oyuncu, perşembe günü British Vogue'da yayımlanan profilinde spot ışıkları altında geçen hayatı üzerine düşüncelerini paylaştı. Röportajda, Cruise'la 1990'dan 2001'e kadar süren evliliği sayesinde şöhrete çabucak alıştığını söyledi.
Dergiye, "Unutmamak gerekir ki, o kadar gençken evlendiğim kişi yüzünden 22 yaşımdan itibaren bu hayatın içine itildim" diye konuştu.
Bir baktım ki ben 22, 23 yaşındayım ve eşim dev bir film yıldızı. Ama bu bana tamamen doğal geliyordu. Birbirimize deli gibi aşık olmuştuk ve mesele bundan ibaretti.
Kidman sözlerine şöyle devam etti:
İnsanların bana 'Pekala, bu durum kariyerini gerçekten etkileyecek' dediğini hatırlıyorum. Ben de 'Umurumda değil. Aşığım. Evlenmek istiyorum' diyordum. Sonra onun 'eşi' oldum ve onlar da 'Gördün mü? Sana söylemiştik' dediler. Ben de 'Ne olmuş yani? Sevdiğim adamla evlenmemem mi gerekiyordu? Tabii ki kariyerimi bir kenara atacağım. Umurumda değil' diyordum.
64 yaşındaki Cruise ve Kidman, 1990 yapımı Yıldırım Günleri'nin (Days of Thunder) setinde tanışarak o yılın sonraki aylarında evlenmişti. Isabella ve Connor adında iki çocuğu evlat edinen eski çift, birlikte üç filmde rol aldı: Yıldırım Günleri, Uzak Ufuklar (Far and Away) ve Gözü Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut).
Şiddetli geçimsizlik nedeniyle nihayetinde 2001'de boşandılar.
Ayrılıktan sonra Kidman'ın Hollywood'daki kariyeri, Kırmızı Değirmen (Moulin Rouge!), Saatler (The Hours), Tatlı Cadı (Bewitched), Big Little Lies, Ricardo'ları Canlandırmak (Being the Ricardos), Babygirl ve Lioness gibi projelerle yükselişini sürdürdü. Saatler'deki performansıyla 2003'te Oscar kazandı.
Özel hayatında ise 2006'da evlendiği country şarkıcısı Keith Urban'dan iki çocuğu oldu: 18 yaşındaki Sunday Rose ve 15 yaşındaki Faith. Urban ve Kidman, 19 yıllık birlikteliğin ardından 2025'te ayrılmıştı. Boşanma işlemleri Ocak 2026'da tamamlandı.
Cruise ise Katie Holmes'la evlenmiş ve bu ilişki 2006'dan 2012'ye kadar sürmüştü.
Kidman, ilk evliliğinin ne kadar hızlı geliştiğine daha önce de değinmişti. Red dergisine 2016'da verdiği röportajda, Top Gun oyuncusuyla 23 yaşında dünya evine girmesiyle ilgili şunları söylemişti:
Evlendiğimde çok gençtim. Şimdi geriye dönüp bakınca 'Ne?' diyorum.
Oyuncu o zaman yaptığı açıklamada, "Taylor Swift'e bakın, yani kaç yaşında? 26 yaşında. Ben 27 yaşındayken iki çocuğum vardı ve 4 yıldır evliydim. Ama istediğim şey de buydu" demişti.
Independent Türkçe
Maximum Pleasure Guaranteed izlemek için 5 sebephttps://turkish.aawsat.com/ya%C5%9Fam/5307089-maximum-pleasure-guaranteed-izlemek-i%C3%A7in-5-sebep
Maximum Pleasure Guaranteed, kızı Hazel'ın velayetini almaya çalışan Paula'nın bir cinayete tanık olduğunu düşünmesiyle başlıyor (Apple TV)
Yeni boşanmış bir anne, görüntülü konuşma sırasında bir suça tanık olduğunu düşünüyor. Çok geçmeden kendini şantaj, cinayet, komplo ve biraz da çocuk futbolunun iç içe geçtiği tuhaf bir soruşturmanın ortasında buluyor.
Maximum Pleasure Guaranteed böylesine çılgın bir fikirden yola çıksa da asıl gücünü başkarakter Paula'nın fazlasıyla tanıdık gelen darmadağın hayatından alıyor.
Dizinin en büyük kozlarından biri, hayatı pembe gözlüklerle göstermeyi reddetmesi ve dışarıdan düzenli görünen bir hayatın içinde büyüyen yalnızlığı dürüstçe anlatması.
Maximum Pleasure Guaranteed, işi, ailesi ve gündelik sorumlulukları arasında sıkışan Paula’nın yakınlık kurma, görülme ve kendi hayatı üzerinde yeniden söz sahibi olma arzusunu merkezine alıyor.
Apple TV'de yayımlanan 10 bölümlük kara komedi, aşağı yukarı yarımşar saatlik bölümleriyle akıp gidiyor. Ancak sürükleyiciliğini yalnızca merak uyandıran bölüm sonlarına borçlu değil.
Başroldeki Tatiana Maslany'nin harikalar yarattığı yapım boşanma sonrası kimlik arayışını, bastırılmış arzuları ve aile olmanın bitmeyen pazarlıklarını sürükleyici bir suç hikayesine dönüştürüyor.
Biz de dijital platformlardaki dizi kalabalığının arasından neden özellikle Maximum Pleasure Guaranteed'e şans vermeniz gerektiğini 5 somut maddeyle anlatmak istedik. Hazırsanız başlayalım...
1. Kusurları törpülenmemiş, sahici bir başkarakter: Paula
Televizyondaki amatör dedektifler genellikle herkesten zekidir; sezgileri kolay kolay yanılmaz ve tehlike karşısında soğukkanlılıklarını korurlar. Paula ise bu kalıba uymuyor. Bir yandan eski eşi Karl'la velayet mücadelesi verirken diğer yandan işinde yükselmeye, kızının futbol takımını çalıştırmaya ve boşanmanın ardından kendini yeniden keşfetmeye uğraşıyor. Üstelik çevrim içi görüştüğü Trevor'ın saldırıya uğradığına inanması, onu hazırlıklı olmadığı bir suç soruşturmasına sürüklüyor.
40 yaşındaki Kanadalı aktris Tatiana Maslany, Maximum Pleasure Guaranteed'de yeni boşanmış, kimlik krizi yaşayan ve bir haber kuruluşunda çalışan Paula Sanders'ı canlandırıyor (Apple TV)
Paula'nın araştırmaya girişmesi tamamen havada kalmıyor çünkü mesleği gereği bilgi doğrulama, kaynak tarama ve ayrıntılardaki tutarsızlıkları yakalama konusunda deneyimli. Ancak polis olmadığı için karşısındaki tehlikeyi her zaman doğru değerlendiremiyor. Attığı birkaç mantıklı adımın hemen ardından bir o kadar kötü bir karar verebiliyor. Dizinin keyfi de tam burada başlıyor: Paula'yı desteklerken aynı anda ekrana "Lütfen bunu yapma" diye haykırmak istiyorsunuz. Hikayeyi Paula'nın becerileri kadar hatalarının da yönlendirmesi, onu parlatılmış kusursuz televizyon kahramanlarından çok daha insani kılıyor.
2. Tatiana Maslany tek bir karakterde birkaç ayrı hayatı birleştiriyor
Orphan Black'te birbirinden bütünüyle farklı karakterleri canlandırarak Emmy kazanan Tatiana Maslany, burada oyunculuktaki aynı çevikliği tek bir kadının çelişkileri üzerinden gösteriyor. Paula bazen uykusuz ve tükenmiş bir anne, bazen takıntılı bir araştırmacı, bazen arzularını yeniden keşfetmeye çalışan yalnız bir kadın, bazen de ailesini korumak için gözü kara davranabilen biri. Maslany bu geçişleri büyük dönüşüm anları gibi oynamıyor; bu saydıklarımızın tamamının aynı dağınık hayatın doğal parçaları olduğuna inandırıyor bizi...
Emmy ödüllü Tatiana Maslany (sağda), ilk önce Paula'yı anlamakta zorlandığını ve dizinin yaratıcısı David J. Rosen'la yaptığı seçmelerin kötü geçtiğini düşündüğünü söylemişti (Apple TV)
Dizinin Paula'nın cinselliğine yaklaşımı da dikkate değer. Orta yaşa yaklaşan, boşanmış ve çocuklu bir kadının arzuları ne utandırıcı bir şakaya ne de karakteri cezalandırmak için kullanılan basit bir bahaneye indirgeniyor. Trevor'la kurduğu ilişki tehlikeli olayları tetiklese de Paula'nın yakınlık ihtiyacı küçümsenmiyor. Böylece dizinin "Azami Haz Garantili" anlamına gelen kışkırtıcı ismi, yalnızca dikkat çekmeye yarayan bir numara olmaktan çıkıp haz, mahremiyet ve görülme arzusu üzerine düşündüren bir ifadeye dönüşüyor. Anlayacağınız, eleştirmenlerin Maslany'nin birbirinden farklı ruh hallerini tek bir karakterde birleştirme becerisini öne çıkarması boşuna değil.
3. Cinayetle çocuk futbolunu aynı hikayede buluşturabiliyor
Maximum Pleasure Guaranteed'de bir tarafta şantaj, cinayet ve karanlık bir komplo, diğer tarafta velayet görüşmeleri, iş sıkıntıları ve çocuk futbolu var. Dizi bu dünyaları birbirinden ayırmak yerine sürekli çarpıştırıyor. Paula bir an ölümcül bir ipucunun peşinden koşarken kısa süre sonra futbol idmanına yetişmeye veya eski eşiyle gündelik bir aile krizini çözmeye çalışabiliyor.
Emmy ödüllü Tatiana Maslany (sağda), ilk önce Paula'yı anlamakta zorlandığını ve dizinin yaratıcısı David J. Rosen'la yaptığı seçmelerin kötü geçtiğini düşündüğünü söylemişti (Apple TV)
Buradaki mizah, gerilimi kesintiye uğratan zoraki esprilerden değil, tehlike büyürken gündelik sorumlulukların yerli yerinde kalmasından doğuyor. David J. Rosen'ın yarattığı ve David Gordon Green'in yönettiği dizi, bu sayede ne fazlasıyla kasvetli bir suç dramasına ne de yaşananların sonuçlarını umursamayan hafif bir komediye dönüşüyor. Dizi sert, komik ve yer yer rahatsız edici olabiliyor fakat bu farklı haller Paula'nın giderek kontrolden çıkan hayatının doğal parçaları gibi. Böylece Maximum Pleasure Guaranteed aynı anda yaratıcı, sürprizlerle dolu ve izleyicisini koltuğa mıhlayan bir gerilim olmayı başarıyor.
4. Yan karakterler yalnızca Paula'ya hizmet etmiyor
New Girl'den tanıdığımız Jake Johnson'ın canlandırdığı eski eş Karl, kolayca hikayenin anlayışsız eski kocasına dönüşebilirdi. Jessy Hodges'ın oynadığı Mallory ise klişe "yeni eş" rolüne sıkışabilirdi. Ancak dizi bu karakterleri Paula'nın karşısına dizilmiş engeller gibi kullanmıyor. Aralarındaki velayet mücadelesi, eski kırgınlıklar ve yeni aile düzeninin yarattığı gerilimler, kimin bütünüyle haklı olduğuna kolayca karar veremeyeceğimiz kadar karmaşık.
Maximum Pleasure Guaranteed'in çıkış fikri, gece bilgisayarının başında biraz yakınlık ararken Alfred Hitchcock klasiği Arka Pencere (Rear Window) tarzı bir suç hikayesine sürüklenen yalnız ve çalışan bir anne üzerine kuruldu (Apple TV)
Dolly de Leon'un canlandırdığı Dedektif Sofia Gonzalez, Paula'nın iddialarına kuşkuyla yaklaşırken hikayeye gerekli gerçeklik duygusunu katıyor. Brandon Flynn'in oynadığı Trevor, Murray Bartlett'ın canlandırdığı gizemli karakter ve Paula'nın farklı kuşaklardan iş arkadaşları da komplonun yalnızca işlevsel parçaları olarak kalmıyor. Her biri Paula'nın kime güveneceğini, neyi arzuladığını ve gerçekle yalanı nasıl ayırdığını farklı bir yönden sorgulamasına yol açıyor. Bu nedenle dizi, olay örgüsünün düğümleri çözülürken bile karakter ilişkilerine yönelik merakı canlı tutabiliyor.
5. Bölüm süreleri kısa, anlatısıysa şaşırtıcı ölçüde dolu
Maximum Pleasure Guaranteed, 10 bölümlük sezonunu ağır tempolu bir prestij draması gibi uzatmıyor. 30 ila 40 dakikalık bölümler, gereksiz yan hikayelerle oyalanmadan her defasında yeni bir ipucu, şüpheli veya ahlaki ikilem ortaya koyuyor. Bölüm sonları merak uyandırıyor ama dizi yalnızca ucuz ters köşelere yaslanmıyor. Asıl akıcılığı, Paula'nın verdiği her bir kötü kararın daha büyük bir felakete kapı açmasından kaynaklanıyor.
Korku edebiyatının usta ismi Stephen King, diziyi Alfred Hitchcock'un filmlerine benzeterek Maslany'nin (ortada) performansındaki duygu çeşitliliğini övmüştü (Apple TV)
Bu tempo, diziyi bir hafta sonunda rahatça bitirilebilecek ama finalden sonra da üzerine düşünülebilecek kadar katmanlı bir seyirliğe dönüştürüyor. Üstelik ilk sezonun tüm bölümleri yayımlandığı için hikayeyi haftalarca yeni bölüm beklemeden tamamlamak mümkün.
İyisi mi biz artık sadede gelelim... Maximum Pleasure Guaranteed, her adımını doğru atan kusursuz kahramanlardan hoşlananlara göre değil. Ancak hayatı zaten dağılmışken bir de komplonun içine düşen, korkutucu ölçüde meraklı bir kadını izlemek size cazip geliyorsa dizi, adının vaat ettiği hazzı büyük ölçüde karşılıyor.
Onu farklı kılan şey "Katil kim?" sorusunun yanıtından çok bu gizemi boşanma, annelik, arzu ve kimlik kriziyle aynı telaşlı gündelik hayatın içine yerleştirmesi. Bir izleyici olarak Paula'nın peşine takılmak bazen sinir bozucu, çoğu zaman komik ve neredeyse her bölümde şaşırtıcı.
Kısacası burada "maksimum keyfi" garanti eden şey, olayların büyüklüğünden çok Paula'nın başını belaya sokma konusundaki benzersiz yeteneği. Cinayet çözülebilir, komplo açığa çıkabilir ama dizinin asıl cazibesi, Paula'nın tüm yanlış kararlarına rağmen hayatını yeniden kurmaya çalışmasında yatıyor.
Independent Türkçe
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة