İran’da Ahlak Polisi’nin kaldırılmasının ardından başka adımlar da atılacak mı?

İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)
İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)
TT

İran’da Ahlak Polisi’nin kaldırılmasının ardından başka adımlar da atılacak mı?

İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)
İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)

İran rejimi, geçtiğimiz Eylül ayından bu yana birçok şehrinde devam eden protesto hareketlerine boyun eğdiğini teyit eden bir adım attı. İran İslam Cumhuriyeti Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri, Ahlak Polisi biriminin kapatıldığını duyurdu. Muntazeri, Ahlak polisinin Yargı Erki ile hiçbir ilişkisi olmadığını belirterek, İran rejim lideri “Rehber” Ali Hamaney'in ofisinin yetkisi altındaki Kültür Devrimi Yüksek Konseyi'ne atıfla “Ahlak polisi, geçmişte nerede kurulduysa orada kapatılmıştır” dedi.
Muntazeri, yargının ‘toplumdaki bazı davranışları’ denetleme rolünü sürdüreceğini vurguladı.
Muntazeri, geçtiğimiz Perşembe günü yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin başkanlığındaki Hamaney'in seçtiği üyelerin yer aldığı Kültür Devrimi Yüksek Konseyi’nin başörtüsü konusundaki tutumunu 15 gün içinde açıklayacağını söylemişti. Bu açıklamanın ardından da sürpriz duyuru geldi.
İran Radyo Televizyon Kurumu'nun (IRIB) Arapça haber televizyon kanalı El-Alem TV, Ahlak polisinin kaldırılmasının, bazı yabancı basın kuruluşlarınca İran İslam Cumhuriyeti'nin protestoların etkisiyle başörtüsü ve din ahlak konusunda geri adım atması olarak görüldüğünü öne sürdü.
Uzmanlar, yetkililerin reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin görev süresinin sonunda Kültür Devrimi Yüksek Konseyi tarafından kurulması için öneride bulunulan ve 2006 yılının ocak ayında, yani muhafazakar Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın göreve başlamasından 4 ay sonra kurulması onaylanan Ahlak polisinin kaldırılmasına yönelik karar alınmasını bekliyordu.
İranlı gazeteci ve kadın hakları aktivisti Masih Alinejad, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Ahlak polisini mi kaldırıyorsunuz?  Bu sadece bir başlangıç. Halk baskıcı İran rejiminin de kaldırılmasını istiyor. Okul çocukları, öğrenciler ve devlet dairelerinde çalışanlar her gün zorunlu başörtüsü uygulamasına tabi tutuluyorlar. Ancak biz İranlı kadınlar zorunlu başörtüsüne hayır dediğimizde bu, İran İslam Cumhuriyeti'ne hayır dediğimiz anlamına geliyor” yazdı.
Muntazeri, Kum şehrinde düzenlenen ‘Hibrit Savaşın Boyutlarının Açıklanması’  konulu toplantıda yaptığı konuşmada, “İran Meclisi ve Kültür Devrimi Yüksek Konseyi, başörtüsü konusunu inceliyor. İncelemelerin sonuçlarını 15 gün içinde açıklayacaklar. Bir plana dayalı olarak karar verilmeli” dedi. Yargı Erki’nin Ahlak polisini feshetmeye çalışmadığını, ancak son olaylardan sonra güvenlik ve kültür kurumlarının meseleye çözüm aradığını söyleyen Muntazeri, Yargı Erki’nin, ahlak ve örtünme ile ilgili bir yasa tasarısı hazırladığını belirtti.
Ahlak polisi, geçtiğimiz yazın başlarında muhafazakarların iktidara gelmesiyle daha geniş bir yetki alanı kazandı. Bu da Kültür Devrimi Yüksek Konseyi'nin tavsiyelerini uygulamada dengeli bir formüle ulaşmaya çalışan ve katı muhafazakar bir cumhurbaşkanı seçilmemesi için kendisine oy verenlerin olduğu eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi utandırdı.
“Devrim Rehberi” sıfatıyla rejim hiyerarşisinin tepesinde oturan Hamaney'in, devrimci bir hükümet konusundaki ısrarı, katı muhafazakar bir cumhurbaşkanının seçilmesi ve muhafazakar bir hükümetin kurulmasıyla sonuçlandı.  Muhafazakarların talepleri arasında, başörtüsü meselesi de dahil olmak üzere rejime meydan okuyan ve topluma zarar veren meseleler olarak gördükleri konular yer almaya başladı.
Yetkililer geçtiğimiz yaz, başörtüsü yasasını daha sıkı uygulamaya başladılar. Bu da gözlemciler tarafından dikkatleri, geçtiğimiz Mart ayında nükleer müzakerelerin tökezlemesiyle ve özellikle de rejim kurumlarının protesto gösterilerinin başlaması beklentisiyle geçtiğimiz baharın sonunda güvenlik ve askeri güçleri alarma geçirme emri vermesinden sonra daha da kötüleşen krizden başka yöne çevirme girişimi olarak yorumlandı.
Ahlak polisi yasasının gözden geçirilmesi fikri, Kürt genç kadın Mahsa Amini'nin ölümünün hemen ardından ortaya atılmıştı. Protestoların patlak vermesinden üç gün sonra, İranlı milletvekilleri, Ahlak polisinin varlığının sonuçları da dahil olmak üzere Amini'nin ölüm nedeninin belirlenmesi ve incelenmesi amacıyla bir bilgi toplama komitesi kurulduğunu duyurdu.
Ahlak polisi yasasının kaldırılmasına yönelik adımın, ülkede “zorunlu başörtüsü uygulaması” yerine ‘başörtüsü özgürlüğünün’ tanınması talebinde bulunan protestocuları etkilemesi pek olası değil. Protestocular aynı zamanda “İslam Cumhuriyeti rejiminin devam edip etmemesi için referandum düzenlenmesi” talebinde bulunuyorlar.
İran Cumhurbaşkanı Hukuk İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Muhammed Dehgan, geçtiğimiz Pazartesi günü Tahran'da düzenlediği basın toplantısında, İran İslam Cumhuriyeti'nin temeli ve başörtüsü özgürlüğü konusunda referandum yapılmasının mümkün ‘olmadığını’ söyledi.
Dehgan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gerekirse Rehber'in onayı ve İran Meclisi’nin üçte ikisinin oyu ile referandum yaparız, ama İslam Cumhuriyeti'nin sistemini değiştirmek imkansız. Başörtüsü özgürlüğü, İslam Cumhuriyeti'nin ilkelerine ve tezahürlerine aykırıdır.”
Ancak bazı değişikliklerin olabileceğine işaret eden Dehgan, “Toplantılar yaptık. Örtünme ile ilgili görüşümüzü yetkili mercilere açıklayacağız” dedi.
İran Meclisi Sosyal Komite üyesi Ali Asgar Annabestani Cuma günü geç saatlerde yaptığı açıklamada, “Örtünmeyi belirli bir çerçeve içinde tutmak İslam Cumhuriyeti'nde bir yasadır ve biz bu yasayı çiğneyemeyiz.  Mevcut durum gerginleşse de yasayı korumak bir ilkedir. Şuan bu yasanın nasıl uygulanacağı ve toplumun nasıl ikna edileceği tartışılıyor” şeklinde konuştu.
Kültür Devrimi Yüksek Konseyi üyesi Muhammed Rıza Bahuner, iki hafta önce düzenlediği basın toplantısında, konseyin 6 ay önce (Mahsa Amini'nin ölümünden sonra) ‘örtünme kurallarına uymadığı gerekçesiyle’ gözaltılar sırasında fiziksel temasa karşı tavsiyede bulundu.
Bu tavsiyenin ardından Ahlak polisinin fiziksel müdahale yerine ikna edici yöntemlere geçmesi bekleniyordu.
İran Kültür ve İslami İrşad Bakanı Muhammed Mehdi İsmaili, 21 Eylül’de yaptığı açıklamada, Kültür Devrimi Yüksek Konseyi’nin Ahlak polisi hakkında yeni bir kararı olduğunu ve bu konuda bir açıklama yapmayı planladığını söyledi. İsmaili, “Yasa, yürürlükte olduğu sürece uygulanmalı. Ancak konsey aylardır bir alternatifi tartışıyor. Bunu da polise bildirmek üzere” şeklinde konuştu.
Ekim ayının başında, parlamentonun kararlarını denetleyen Koruma Konseyi'nin sözcüsü Tahan Nazif, konseyin "ahlak polisini" değiştirmek için parlamentoda yapılacak herhangi bir değişikliği inceleyeceğini doğruladı.
İran Anayasa Koruma Konseyi (AKK) Sözcüsü Hadi Tahan Nazif, Ekim ayı başlarında konseyin parlamentoda Ahlak Polisi Birimi’nde yapılacak bir değişikliği inceleyeceğini açıkladı.
Öte yandan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, basına kapalı bir görüşme gerçekleştirdi. İran Meclis Başkanlığı Sözcüsü Nizamuddin Musevi gazetecilere yaptığı açıklamada, toplantıya istihbarat, sanayi, maden ve ticaret bakanları, Bütçe Komisyonu Başkanı ile Meclis komisyon başkanları ve milletvekillerinin katıldığını kaydetti.
Tartışmanın ana gündem maddesinin hayat şartları ve ekonomi olduğunu söyleyen Musevi, Meclis’te hayat şartlarıyla ilgili sorunlarının çözümü konusuna ağırlık verdiğini ve istikrar sağlamanın en iyi yolunun halkın gerçek taleplerine kulak vermek olduğunu vurguladı.
Musevi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düşman, İslam Cumhuriyeti'ne karşı yumuşak güç kullanılarak yürütülen kapsamlı savaşta büyük ölçüde başarısız olsa da bu, yetkililerin sergilediği performansa itiraz olmadığı anlamına gelmiyor. Halk, devrimden yana ve Rehber’i destekliyor. Şikayetler ve protestolar kabul edilebilir ve talepler yanıtlanmalıdır.”
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Koordinatörü Muhammed Rıza Nakdi, ülke düzenlenen son protestoların nedeninin ekonomik sorunlar olduğunu, ancak atılan sloganların bununla ilgili olmadığını söyledi.
Ancak İran İçişleri Bakanı Güvenlik ve Ekonomik İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Mecid Mir Ahmed, bir televizyon kanalına Nakdi’nin açıklamalarının tam tersi bir açıklama yaparak, “Protestoların temel nedeni ekonomik değil” dedi. Protestolara katılan ve tutuklanan işsizlerin oranının yüzde 4-5 civarında olduğunu söyleyen Ahmed, “Asıl sebebin ekonomik sebep olduğunu tasavvur edemeyiz, sebepler arasındadır ama asıl sebep değildir, haksızlığa karşı bir protestodur” dedi.
Ahmed, protestolar sırasında gözaltına alınan ve tutuklananlarla ilgili olarak “Bu gençlerden bazılarıyla konuştuğunuzda bakıyorsunuz ülkedeki bütün memurlar cebini düşünüyor, milleti düşünmüyor ve hepsi hırsız” ifadelerini kullandı.
Öte yandan reformist çizgideki İslami İran Halk Birliği Partisi Genel Sekreteri Azar Mansuri, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şamhani ile protestolar hakkında görüştüğünü duyurdu.

Sosyal medya yasakları da kaldırılabilir
Şarku’l Avsat’ın İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’dan aktardığı habere göre Mansuri, Şamhani'ye bir teklif paketi sundu. ISNA’ya göre bu pakette Ahlak polisinin lağvedilmesi ve iktidarın, üç aşamalı adımlar atması yer aldı. Bu adımlardan birincisi kısa vadede İranlılarla diyalog başlatması, hataları kabul etmesi, halk içinde kin ve öfke yayan platformları kontrol etmesi ve Instagram, WhatsApp, Twitter, Telegram, Facebook ve Clubhouse gibi sosyal ağlara getirilen yasağın kaldırılmasıydı.
Buna ek olarak pakette partilere izin verilmesi ve bunun bir ‘kapasite geliştirme’ adımı olacağına güvenilmesi yer aldı. Reformcular ayrıca, toplumun taleplerine göre bazı yetkililerin ve farklı düzeylerdeki kurumların değiştirilmesini, bazı tutukluların serbest bırakılmasını, idam cezalarının durdurulmasını ve gelecek yıl özgür bir şekilde parlamento seçimlerinin yapılmasını önerdiler.
İran’a yönelik yaptırımların yol açtığı sorunların giderilmesi, ülke ekonomisinin kurtarılması, ABD ile sorunların ve zorlukların çözülmesi ve İranlıların enerjisini yurtdışında kullanmak için mevcut politikaların gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Mansuri, reformistleri ‘cesur reformlar’ için destekleme sözü verdi.
Reformist çizgideki Arman-ı Milli gazetesi eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin eski Yardımcısı Muhammed Ali Abtahi’den aktardığı haberde, Hatemi'nin Hamaney’e 3 mektup yazdığını, ancak mektuplarına yanıt alamadığını bildirdi. Reformistler, genel olarak siyasi eylemcilere, ünlülere ve protestoculara yönelik tutumlarına yönelik eleştiriler alırken, protestoları desteklemek ile İran'ın ‘parçalanmasını amaçlayan ayrılıkçı eğilimler’ konusunda uyarıda bulunmak arasında bölünmüş durumdalar.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.