İran’da Ahlak Polisi’nin kaldırılmasının ardından başka adımlar da atılacak mı?

İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)
İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)
TT

İran’da Ahlak Polisi’nin kaldırılmasının ardından başka adımlar da atılacak mı?

İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)
İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)

İran rejimi, geçtiğimiz Eylül ayından bu yana birçok şehrinde devam eden protesto hareketlerine boyun eğdiğini teyit eden bir adım attı. İran İslam Cumhuriyeti Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri, Ahlak Polisi biriminin kapatıldığını duyurdu. Muntazeri, Ahlak polisinin Yargı Erki ile hiçbir ilişkisi olmadığını belirterek, İran rejim lideri “Rehber” Ali Hamaney'in ofisinin yetkisi altındaki Kültür Devrimi Yüksek Konseyi'ne atıfla “Ahlak polisi, geçmişte nerede kurulduysa orada kapatılmıştır” dedi.
Muntazeri, yargının ‘toplumdaki bazı davranışları’ denetleme rolünü sürdüreceğini vurguladı.
Muntazeri, geçtiğimiz Perşembe günü yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin başkanlığındaki Hamaney'in seçtiği üyelerin yer aldığı Kültür Devrimi Yüksek Konseyi’nin başörtüsü konusundaki tutumunu 15 gün içinde açıklayacağını söylemişti. Bu açıklamanın ardından da sürpriz duyuru geldi.
İran Radyo Televizyon Kurumu'nun (IRIB) Arapça haber televizyon kanalı El-Alem TV, Ahlak polisinin kaldırılmasının, bazı yabancı basın kuruluşlarınca İran İslam Cumhuriyeti'nin protestoların etkisiyle başörtüsü ve din ahlak konusunda geri adım atması olarak görüldüğünü öne sürdü.
Uzmanlar, yetkililerin reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin görev süresinin sonunda Kültür Devrimi Yüksek Konseyi tarafından kurulması için öneride bulunulan ve 2006 yılının ocak ayında, yani muhafazakar Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın göreve başlamasından 4 ay sonra kurulması onaylanan Ahlak polisinin kaldırılmasına yönelik karar alınmasını bekliyordu.
İranlı gazeteci ve kadın hakları aktivisti Masih Alinejad, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Ahlak polisini mi kaldırıyorsunuz?  Bu sadece bir başlangıç. Halk baskıcı İran rejiminin de kaldırılmasını istiyor. Okul çocukları, öğrenciler ve devlet dairelerinde çalışanlar her gün zorunlu başörtüsü uygulamasına tabi tutuluyorlar. Ancak biz İranlı kadınlar zorunlu başörtüsüne hayır dediğimizde bu, İran İslam Cumhuriyeti'ne hayır dediğimiz anlamına geliyor” yazdı.
Muntazeri, Kum şehrinde düzenlenen ‘Hibrit Savaşın Boyutlarının Açıklanması’  konulu toplantıda yaptığı konuşmada, “İran Meclisi ve Kültür Devrimi Yüksek Konseyi, başörtüsü konusunu inceliyor. İncelemelerin sonuçlarını 15 gün içinde açıklayacaklar. Bir plana dayalı olarak karar verilmeli” dedi. Yargı Erki’nin Ahlak polisini feshetmeye çalışmadığını, ancak son olaylardan sonra güvenlik ve kültür kurumlarının meseleye çözüm aradığını söyleyen Muntazeri, Yargı Erki’nin, ahlak ve örtünme ile ilgili bir yasa tasarısı hazırladığını belirtti.
Ahlak polisi, geçtiğimiz yazın başlarında muhafazakarların iktidara gelmesiyle daha geniş bir yetki alanı kazandı. Bu da Kültür Devrimi Yüksek Konseyi'nin tavsiyelerini uygulamada dengeli bir formüle ulaşmaya çalışan ve katı muhafazakar bir cumhurbaşkanı seçilmemesi için kendisine oy verenlerin olduğu eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi utandırdı.
“Devrim Rehberi” sıfatıyla rejim hiyerarşisinin tepesinde oturan Hamaney'in, devrimci bir hükümet konusundaki ısrarı, katı muhafazakar bir cumhurbaşkanının seçilmesi ve muhafazakar bir hükümetin kurulmasıyla sonuçlandı.  Muhafazakarların talepleri arasında, başörtüsü meselesi de dahil olmak üzere rejime meydan okuyan ve topluma zarar veren meseleler olarak gördükleri konular yer almaya başladı.
Yetkililer geçtiğimiz yaz, başörtüsü yasasını daha sıkı uygulamaya başladılar. Bu da gözlemciler tarafından dikkatleri, geçtiğimiz Mart ayında nükleer müzakerelerin tökezlemesiyle ve özellikle de rejim kurumlarının protesto gösterilerinin başlaması beklentisiyle geçtiğimiz baharın sonunda güvenlik ve askeri güçleri alarma geçirme emri vermesinden sonra daha da kötüleşen krizden başka yöne çevirme girişimi olarak yorumlandı.
Ahlak polisi yasasının gözden geçirilmesi fikri, Kürt genç kadın Mahsa Amini'nin ölümünün hemen ardından ortaya atılmıştı. Protestoların patlak vermesinden üç gün sonra, İranlı milletvekilleri, Ahlak polisinin varlığının sonuçları da dahil olmak üzere Amini'nin ölüm nedeninin belirlenmesi ve incelenmesi amacıyla bir bilgi toplama komitesi kurulduğunu duyurdu.
Ahlak polisi yasasının kaldırılmasına yönelik adımın, ülkede “zorunlu başörtüsü uygulaması” yerine ‘başörtüsü özgürlüğünün’ tanınması talebinde bulunan protestocuları etkilemesi pek olası değil. Protestocular aynı zamanda “İslam Cumhuriyeti rejiminin devam edip etmemesi için referandum düzenlenmesi” talebinde bulunuyorlar.
İran Cumhurbaşkanı Hukuk İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Muhammed Dehgan, geçtiğimiz Pazartesi günü Tahran'da düzenlediği basın toplantısında, İran İslam Cumhuriyeti'nin temeli ve başörtüsü özgürlüğü konusunda referandum yapılmasının mümkün ‘olmadığını’ söyledi.
Dehgan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gerekirse Rehber'in onayı ve İran Meclisi’nin üçte ikisinin oyu ile referandum yaparız, ama İslam Cumhuriyeti'nin sistemini değiştirmek imkansız. Başörtüsü özgürlüğü, İslam Cumhuriyeti'nin ilkelerine ve tezahürlerine aykırıdır.”
Ancak bazı değişikliklerin olabileceğine işaret eden Dehgan, “Toplantılar yaptık. Örtünme ile ilgili görüşümüzü yetkili mercilere açıklayacağız” dedi.
İran Meclisi Sosyal Komite üyesi Ali Asgar Annabestani Cuma günü geç saatlerde yaptığı açıklamada, “Örtünmeyi belirli bir çerçeve içinde tutmak İslam Cumhuriyeti'nde bir yasadır ve biz bu yasayı çiğneyemeyiz.  Mevcut durum gerginleşse de yasayı korumak bir ilkedir. Şuan bu yasanın nasıl uygulanacağı ve toplumun nasıl ikna edileceği tartışılıyor” şeklinde konuştu.
Kültür Devrimi Yüksek Konseyi üyesi Muhammed Rıza Bahuner, iki hafta önce düzenlediği basın toplantısında, konseyin 6 ay önce (Mahsa Amini'nin ölümünden sonra) ‘örtünme kurallarına uymadığı gerekçesiyle’ gözaltılar sırasında fiziksel temasa karşı tavsiyede bulundu.
Bu tavsiyenin ardından Ahlak polisinin fiziksel müdahale yerine ikna edici yöntemlere geçmesi bekleniyordu.
İran Kültür ve İslami İrşad Bakanı Muhammed Mehdi İsmaili, 21 Eylül’de yaptığı açıklamada, Kültür Devrimi Yüksek Konseyi’nin Ahlak polisi hakkında yeni bir kararı olduğunu ve bu konuda bir açıklama yapmayı planladığını söyledi. İsmaili, “Yasa, yürürlükte olduğu sürece uygulanmalı. Ancak konsey aylardır bir alternatifi tartışıyor. Bunu da polise bildirmek üzere” şeklinde konuştu.
Ekim ayının başında, parlamentonun kararlarını denetleyen Koruma Konseyi'nin sözcüsü Tahan Nazif, konseyin "ahlak polisini" değiştirmek için parlamentoda yapılacak herhangi bir değişikliği inceleyeceğini doğruladı.
İran Anayasa Koruma Konseyi (AKK) Sözcüsü Hadi Tahan Nazif, Ekim ayı başlarında konseyin parlamentoda Ahlak Polisi Birimi’nde yapılacak bir değişikliği inceleyeceğini açıkladı.
Öte yandan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, basına kapalı bir görüşme gerçekleştirdi. İran Meclis Başkanlığı Sözcüsü Nizamuddin Musevi gazetecilere yaptığı açıklamada, toplantıya istihbarat, sanayi, maden ve ticaret bakanları, Bütçe Komisyonu Başkanı ile Meclis komisyon başkanları ve milletvekillerinin katıldığını kaydetti.
Tartışmanın ana gündem maddesinin hayat şartları ve ekonomi olduğunu söyleyen Musevi, Meclis’te hayat şartlarıyla ilgili sorunlarının çözümü konusuna ağırlık verdiğini ve istikrar sağlamanın en iyi yolunun halkın gerçek taleplerine kulak vermek olduğunu vurguladı.
Musevi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düşman, İslam Cumhuriyeti'ne karşı yumuşak güç kullanılarak yürütülen kapsamlı savaşta büyük ölçüde başarısız olsa da bu, yetkililerin sergilediği performansa itiraz olmadığı anlamına gelmiyor. Halk, devrimden yana ve Rehber’i destekliyor. Şikayetler ve protestolar kabul edilebilir ve talepler yanıtlanmalıdır.”
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Koordinatörü Muhammed Rıza Nakdi, ülke düzenlenen son protestoların nedeninin ekonomik sorunlar olduğunu, ancak atılan sloganların bununla ilgili olmadığını söyledi.
Ancak İran İçişleri Bakanı Güvenlik ve Ekonomik İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Mecid Mir Ahmed, bir televizyon kanalına Nakdi’nin açıklamalarının tam tersi bir açıklama yaparak, “Protestoların temel nedeni ekonomik değil” dedi. Protestolara katılan ve tutuklanan işsizlerin oranının yüzde 4-5 civarında olduğunu söyleyen Ahmed, “Asıl sebebin ekonomik sebep olduğunu tasavvur edemeyiz, sebepler arasındadır ama asıl sebep değildir, haksızlığa karşı bir protestodur” dedi.
Ahmed, protestolar sırasında gözaltına alınan ve tutuklananlarla ilgili olarak “Bu gençlerden bazılarıyla konuştuğunuzda bakıyorsunuz ülkedeki bütün memurlar cebini düşünüyor, milleti düşünmüyor ve hepsi hırsız” ifadelerini kullandı.
Öte yandan reformist çizgideki İslami İran Halk Birliği Partisi Genel Sekreteri Azar Mansuri, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şamhani ile protestolar hakkında görüştüğünü duyurdu.

Sosyal medya yasakları da kaldırılabilir
Şarku’l Avsat’ın İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’dan aktardığı habere göre Mansuri, Şamhani'ye bir teklif paketi sundu. ISNA’ya göre bu pakette Ahlak polisinin lağvedilmesi ve iktidarın, üç aşamalı adımlar atması yer aldı. Bu adımlardan birincisi kısa vadede İranlılarla diyalog başlatması, hataları kabul etmesi, halk içinde kin ve öfke yayan platformları kontrol etmesi ve Instagram, WhatsApp, Twitter, Telegram, Facebook ve Clubhouse gibi sosyal ağlara getirilen yasağın kaldırılmasıydı.
Buna ek olarak pakette partilere izin verilmesi ve bunun bir ‘kapasite geliştirme’ adımı olacağına güvenilmesi yer aldı. Reformcular ayrıca, toplumun taleplerine göre bazı yetkililerin ve farklı düzeylerdeki kurumların değiştirilmesini, bazı tutukluların serbest bırakılmasını, idam cezalarının durdurulmasını ve gelecek yıl özgür bir şekilde parlamento seçimlerinin yapılmasını önerdiler.
İran’a yönelik yaptırımların yol açtığı sorunların giderilmesi, ülke ekonomisinin kurtarılması, ABD ile sorunların ve zorlukların çözülmesi ve İranlıların enerjisini yurtdışında kullanmak için mevcut politikaların gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Mansuri, reformistleri ‘cesur reformlar’ için destekleme sözü verdi.
Reformist çizgideki Arman-ı Milli gazetesi eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin eski Yardımcısı Muhammed Ali Abtahi’den aktardığı haberde, Hatemi'nin Hamaney’e 3 mektup yazdığını, ancak mektuplarına yanıt alamadığını bildirdi. Reformistler, genel olarak siyasi eylemcilere, ünlülere ve protestoculara yönelik tutumlarına yönelik eleştiriler alırken, protestoları desteklemek ile İran'ın ‘parçalanmasını amaçlayan ayrılıkçı eğilimler’ konusunda uyarıda bulunmak arasında bölünmüş durumdalar.



İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail’in bugün (Cumartesi) şafak vaktinden bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bu rakam, çatışmaların durdurulmasını hedefleyen Ekim ayında varılan anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak dikkat çekti.

Nasser ve Şifa hastanelerindeki yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzeyi ve güneyini hedef aldığını; bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu aktardı. Hayatını kaybedenler arasında iki kadın ve iki farklı aileden altı çocuk yer aldı.

Associated Press (AP) haberine göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının öldüğünü açıklarken; Nasser Hastanesi ise bir çadır kampına düzenlenen saldırının yangına yol açtığını, bunun sonucunda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Görsel kaldırıldı.
Gazze kentinde İsrail saldırısının vurduğu alanı inceleyen bir Filistinli. (Reuters)

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun anlaşmayı 1300’den fazla kez ihlal etmesi sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve yirmi maddeden oluşan planının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü bir dönemde yaşandı. Plan, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından ay başında açıklanmış; Gazze’de teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetinin kurulmasını da öngörmüştü.


İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçiş ihtimalleri tartışılırken, ABD ile İran arasında daha geniş çaplı bir çatışma olasılığı gündeme geliyor. Bu durum, bölgede dengeleri ve öncelikleri yeniden şekillendirebilecek bir tablo ortaya koyarken, İsrail’in hamleleri endişeleri artırıyor.

Gazze anlaşmasının tehdit altına girebileceği ihtimaline dikkat çeken uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Tahran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’i bilinçli şekilde sürece dahil edeceğini, bunun da anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasını karmaşıklaştırmayı, İsrail’in eylemlerini örtbas etmeyi ve hatta anlaşmayı sabote etmeyi amaçlayabileceğini vurguladı. Uzmanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dün yaptığı ve olası sonuçlara karşı uyarılarda bulunduğu açık ve net açıklamalarına da dikkat çekti.

Bu kaygılar, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri yığınağını artırması ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditleriyle aynı döneme denk geliyor. Trump, bu tehditlere rağmen Tahran yönetimiyle diyaloğa kapıyı tamamen kapatmadığını ifade ediyor.

13 Haziran 2025’te İsrail, ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik 12 gün süren bir saldırı başlattı. Saldırılarda askeri ve nükleer tesislerin yanı sıra sivil altyapılar hedef alındı, bazı komutanlar ve bilim insanları öldürüldü. Buna karşılık İran, İsrail’e ait askeri ve istihbarat merkezlerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) vurdu.

22 Haziran’da ise ABD, İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlediğini ve bu tesisleri devre dışı bıraktığını duyurdu. Tahran buna, Katar’daki ABD’ye ait el-Udeyd Hava Üssü’nü bombalayarak karşılık verdi. Ardından Washington, 24 Haziran’da Tel Aviv ile Tahran arasında ateşkes ilan edildiğini açıkladı.

Mısır'ın uyarıları

Sisi dün Kahire’nin doğusundaki Polis Akademisi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, “İran krizi tırmanıyor ve bunun bölge üzerinde etkileri olabilir… İran kriziyle ilgili gerilimi düşürmek için her ne şekilde olursa olsun diyaloğa ulaşmak amacıyla sessiz ama yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Krizin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi halinde bölgemiz açısından son derece ciddi sonuçlar ve ekonomik yansımalar doğurabileceğinden endişe ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, İsrail basınında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran konulu bir güvenlik toplantısı yaptığına dair haberlerin ertesi gününe denk geldi. Açıklamalar, İsrail Yayın Kurumu’nun dün ‘bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaştığını’ duyurmasıyla da eş zamanlı gerçekleşti.

rgty
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

İsrail medyası, Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaşmasının önceden planlandığını ve bunun İsrail ile ABD orduları arasındaki iş birliği kapsamında gerçekleştiğini savundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan ise İsrail’in her türlü savaştan fayda sağladığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin böyle bir çatışmayı Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı planlarını genişletmek ve bunları örtbas etmek için kullanabileceğini, bunun da durumu daha karmaşık hale getireceğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Nizar Nazzal da göstergelerin İran’a yönelik bir askeri operasyon ihtimaline işaret ettiğini, bu süreçte İsrail’in kışkırtma ve askeri yığınak yoluyla açık bir rol oynadığını ve Netanyahu’nun bu yönde bir isteği bulunduğunu söyledi. Nazzal, Mısır’ın bölgeye yönelik ciddi endişeler taşıdığına dikkat çekerek, olası gelişmelerden Gazze anlaşmasının hızlı şekilde zarar göreceğini vurguladı.

Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda Refah Sınır Kapısı’nın önümüzdeki pazar günü (yarın), yalnızca sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verecek şekilde iki yönlü olarak açılacağı” bildirildi. Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgede yer alan bir güvenlik noktasında ek denetim yapılacağı kaydedildi.

Diğer yandan Sisi, dün yaptığı konuşmada İran’a yönelik bir saldırının sonuçlarına karşı uyarıda bulunarak, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘son derece önemli’ olduğunu söyledi.

Nazzal’a göre Netanyahu, İran’a yönelik olası bir saldırıyı, anlaşmanın ikinci aşamasının başlangıcını bozmak ya da süreci aksatmak için kullanabilir. Nazzal, saldırının önümüzdeki günler ya da haftalar içinde gerçekleşmesi ihtimali karşısında Netanyahu’nun süreci parçalara bölerek uygulamayı uzatabileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını geciktirmeye yönelik manevralar ve şartlar öne sürerek faydasını azaltmaya çalıştığını ve bu yolla Gazze Şeridi’nden çekilme gibi taahhütlerden uzaklaşabileceğini dile getirdi.

Gazze anlaşması bir nebze sekteye uğradı

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, siyasi ve güvenlik çevrelerinin, Netanyahu’nun şu aşamada kapsamlı bir savaşa girmeyi hedeflemediğini, ancak Trump yönetimiyle dolaylı bir eşgüdüm içinde İran liderliğinin seçeneklerini daraltmaya çalıştığını vurguladığını yazdı. Haberde, İsrail’in tüm senaryolara hazır olduğu izlenimini pekiştirmeye özen gösterdiği ve kararın her an alınabileceği mesajını verdiği aktarıldı.

Bu çerçevede Reha Ahmed Hasan, Tahran’da binlerce protestocunun öldürülmesinden duyulan endişeden söz eden ABD-İsrail söylemini sert şekilde eleştirerek, buna karşılık İsrail’in 75 bin Filistinliyi öldürmesine ve açlıktan etkilenen sivillere yardım ulaştırmak için Refah Sınır Kapısı’nın açılmamasına kayıtsız kalındığını dile getirdi. Hasan, Gazze anlaşmasının ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, anlaşmaya yönelik herhangi bir tehdidin en büyük zararını Trump’a vereceğini ifade etti.

Nazzal ise Gazze anlaşmasının arabulucularının, İsrail’in olası bir saldırıdan fayda sağlamasını engellemek için harekete geçtiğini belirterek, saldırının durdurulmasının ya da etkilerinin hızla sınırlandırılmasının, İsrail’i anlaşmayı uygulamaya zorlamak açısından hayati önemde olduğunu söyledi. Netanyahu’nun böyle bir saldırıyı kendisi açısından kazançlı gördüğüne dikkat çeken Nazzal, savaşın başlaması halinde bunun İsrail’i de içine alacağını ve Gazze anlaşmasının görece sekteye uğrayacağını kaydetti.


SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
TT

SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)

Şam ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından dün yapılan, Suriye'nin doğusundaki askeri, güvenlik ve idari kurum ve güçlerin Suriye devletine "sıralı entegrasyon süreci" başlatılmasına yönelik "kapsamlı" bir anlaşmanın duyurulması, bölgesel ve uluslararası alanda geniş bir onay gördü.

Yeni anlaşma, "Suriye Demokratik Güçleri'nden üç tugaydan oluşan bir tümenin kurulmasının yanı sıra, Halep Valiliği'ne bağlı bir tümen içinde Kobani (Ayn el-Arab) güçlerinden bir tugayın kurulmasını" da içeriyor.

Anlaşma ayrıca, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ve Kamışlı merkezlerinde "askeri güçlerin temas noktalarından çekilmesini ve İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçlerinin girmesini" de içeriyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, bu kapsamlı anlaşmanın Suriye'nin barış, güvenlik ve istikrar yolunda ilerlemesine katkıda bulunacağı umudu dile getirilirken, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmayı Suriye'nin ulusal uzlaşma, birlik ve istikrar yolculuğunda bir "kilometre taşı" olarak değerlendirdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise ülkesinin "istikrar, adalet ve yeniden yapılanma yolunda Suriye'yi ve Suriye halkını desteklemeye devam edeceğini" teyit etti.