İran’da Ahlak Polisi’nin kaldırılmasının ardından başka adımlar da atılacak mı?

İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)
İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)
TT

İran’da Ahlak Polisi’nin kaldırılmasının ardından başka adımlar da atılacak mı?

İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)
İran, Ahlak Polisi Birimi’nin kapatıldığını duyurdu (AFP)

İran rejimi, geçtiğimiz Eylül ayından bu yana birçok şehrinde devam eden protesto hareketlerine boyun eğdiğini teyit eden bir adım attı. İran İslam Cumhuriyeti Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri, Ahlak Polisi biriminin kapatıldığını duyurdu. Muntazeri, Ahlak polisinin Yargı Erki ile hiçbir ilişkisi olmadığını belirterek, İran rejim lideri “Rehber” Ali Hamaney'in ofisinin yetkisi altındaki Kültür Devrimi Yüksek Konseyi'ne atıfla “Ahlak polisi, geçmişte nerede kurulduysa orada kapatılmıştır” dedi.
Muntazeri, yargının ‘toplumdaki bazı davranışları’ denetleme rolünü sürdüreceğini vurguladı.
Muntazeri, geçtiğimiz Perşembe günü yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin başkanlığındaki Hamaney'in seçtiği üyelerin yer aldığı Kültür Devrimi Yüksek Konseyi’nin başörtüsü konusundaki tutumunu 15 gün içinde açıklayacağını söylemişti. Bu açıklamanın ardından da sürpriz duyuru geldi.
İran Radyo Televizyon Kurumu'nun (IRIB) Arapça haber televizyon kanalı El-Alem TV, Ahlak polisinin kaldırılmasının, bazı yabancı basın kuruluşlarınca İran İslam Cumhuriyeti'nin protestoların etkisiyle başörtüsü ve din ahlak konusunda geri adım atması olarak görüldüğünü öne sürdü.
Uzmanlar, yetkililerin reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin görev süresinin sonunda Kültür Devrimi Yüksek Konseyi tarafından kurulması için öneride bulunulan ve 2006 yılının ocak ayında, yani muhafazakar Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın göreve başlamasından 4 ay sonra kurulması onaylanan Ahlak polisinin kaldırılmasına yönelik karar alınmasını bekliyordu.
İranlı gazeteci ve kadın hakları aktivisti Masih Alinejad, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Ahlak polisini mi kaldırıyorsunuz?  Bu sadece bir başlangıç. Halk baskıcı İran rejiminin de kaldırılmasını istiyor. Okul çocukları, öğrenciler ve devlet dairelerinde çalışanlar her gün zorunlu başörtüsü uygulamasına tabi tutuluyorlar. Ancak biz İranlı kadınlar zorunlu başörtüsüne hayır dediğimizde bu, İran İslam Cumhuriyeti'ne hayır dediğimiz anlamına geliyor” yazdı.
Muntazeri, Kum şehrinde düzenlenen ‘Hibrit Savaşın Boyutlarının Açıklanması’  konulu toplantıda yaptığı konuşmada, “İran Meclisi ve Kültür Devrimi Yüksek Konseyi, başörtüsü konusunu inceliyor. İncelemelerin sonuçlarını 15 gün içinde açıklayacaklar. Bir plana dayalı olarak karar verilmeli” dedi. Yargı Erki’nin Ahlak polisini feshetmeye çalışmadığını, ancak son olaylardan sonra güvenlik ve kültür kurumlarının meseleye çözüm aradığını söyleyen Muntazeri, Yargı Erki’nin, ahlak ve örtünme ile ilgili bir yasa tasarısı hazırladığını belirtti.
Ahlak polisi, geçtiğimiz yazın başlarında muhafazakarların iktidara gelmesiyle daha geniş bir yetki alanı kazandı. Bu da Kültür Devrimi Yüksek Konseyi'nin tavsiyelerini uygulamada dengeli bir formüle ulaşmaya çalışan ve katı muhafazakar bir cumhurbaşkanı seçilmemesi için kendisine oy verenlerin olduğu eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi utandırdı.
“Devrim Rehberi” sıfatıyla rejim hiyerarşisinin tepesinde oturan Hamaney'in, devrimci bir hükümet konusundaki ısrarı, katı muhafazakar bir cumhurbaşkanının seçilmesi ve muhafazakar bir hükümetin kurulmasıyla sonuçlandı.  Muhafazakarların talepleri arasında, başörtüsü meselesi de dahil olmak üzere rejime meydan okuyan ve topluma zarar veren meseleler olarak gördükleri konular yer almaya başladı.
Yetkililer geçtiğimiz yaz, başörtüsü yasasını daha sıkı uygulamaya başladılar. Bu da gözlemciler tarafından dikkatleri, geçtiğimiz Mart ayında nükleer müzakerelerin tökezlemesiyle ve özellikle de rejim kurumlarının protesto gösterilerinin başlaması beklentisiyle geçtiğimiz baharın sonunda güvenlik ve askeri güçleri alarma geçirme emri vermesinden sonra daha da kötüleşen krizden başka yöne çevirme girişimi olarak yorumlandı.
Ahlak polisi yasasının gözden geçirilmesi fikri, Kürt genç kadın Mahsa Amini'nin ölümünün hemen ardından ortaya atılmıştı. Protestoların patlak vermesinden üç gün sonra, İranlı milletvekilleri, Ahlak polisinin varlığının sonuçları da dahil olmak üzere Amini'nin ölüm nedeninin belirlenmesi ve incelenmesi amacıyla bir bilgi toplama komitesi kurulduğunu duyurdu.
Ahlak polisi yasasının kaldırılmasına yönelik adımın, ülkede “zorunlu başörtüsü uygulaması” yerine ‘başörtüsü özgürlüğünün’ tanınması talebinde bulunan protestocuları etkilemesi pek olası değil. Protestocular aynı zamanda “İslam Cumhuriyeti rejiminin devam edip etmemesi için referandum düzenlenmesi” talebinde bulunuyorlar.
İran Cumhurbaşkanı Hukuk İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Muhammed Dehgan, geçtiğimiz Pazartesi günü Tahran'da düzenlediği basın toplantısında, İran İslam Cumhuriyeti'nin temeli ve başörtüsü özgürlüğü konusunda referandum yapılmasının mümkün ‘olmadığını’ söyledi.
Dehgan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gerekirse Rehber'in onayı ve İran Meclisi’nin üçte ikisinin oyu ile referandum yaparız, ama İslam Cumhuriyeti'nin sistemini değiştirmek imkansız. Başörtüsü özgürlüğü, İslam Cumhuriyeti'nin ilkelerine ve tezahürlerine aykırıdır.”
Ancak bazı değişikliklerin olabileceğine işaret eden Dehgan, “Toplantılar yaptık. Örtünme ile ilgili görüşümüzü yetkili mercilere açıklayacağız” dedi.
İran Meclisi Sosyal Komite üyesi Ali Asgar Annabestani Cuma günü geç saatlerde yaptığı açıklamada, “Örtünmeyi belirli bir çerçeve içinde tutmak İslam Cumhuriyeti'nde bir yasadır ve biz bu yasayı çiğneyemeyiz.  Mevcut durum gerginleşse de yasayı korumak bir ilkedir. Şuan bu yasanın nasıl uygulanacağı ve toplumun nasıl ikna edileceği tartışılıyor” şeklinde konuştu.
Kültür Devrimi Yüksek Konseyi üyesi Muhammed Rıza Bahuner, iki hafta önce düzenlediği basın toplantısında, konseyin 6 ay önce (Mahsa Amini'nin ölümünden sonra) ‘örtünme kurallarına uymadığı gerekçesiyle’ gözaltılar sırasında fiziksel temasa karşı tavsiyede bulundu.
Bu tavsiyenin ardından Ahlak polisinin fiziksel müdahale yerine ikna edici yöntemlere geçmesi bekleniyordu.
İran Kültür ve İslami İrşad Bakanı Muhammed Mehdi İsmaili, 21 Eylül’de yaptığı açıklamada, Kültür Devrimi Yüksek Konseyi’nin Ahlak polisi hakkında yeni bir kararı olduğunu ve bu konuda bir açıklama yapmayı planladığını söyledi. İsmaili, “Yasa, yürürlükte olduğu sürece uygulanmalı. Ancak konsey aylardır bir alternatifi tartışıyor. Bunu da polise bildirmek üzere” şeklinde konuştu.
Ekim ayının başında, parlamentonun kararlarını denetleyen Koruma Konseyi'nin sözcüsü Tahan Nazif, konseyin "ahlak polisini" değiştirmek için parlamentoda yapılacak herhangi bir değişikliği inceleyeceğini doğruladı.
İran Anayasa Koruma Konseyi (AKK) Sözcüsü Hadi Tahan Nazif, Ekim ayı başlarında konseyin parlamentoda Ahlak Polisi Birimi’nde yapılacak bir değişikliği inceleyeceğini açıkladı.
Öte yandan İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, basına kapalı bir görüşme gerçekleştirdi. İran Meclis Başkanlığı Sözcüsü Nizamuddin Musevi gazetecilere yaptığı açıklamada, toplantıya istihbarat, sanayi, maden ve ticaret bakanları, Bütçe Komisyonu Başkanı ile Meclis komisyon başkanları ve milletvekillerinin katıldığını kaydetti.
Tartışmanın ana gündem maddesinin hayat şartları ve ekonomi olduğunu söyleyen Musevi, Meclis’te hayat şartlarıyla ilgili sorunlarının çözümü konusuna ağırlık verdiğini ve istikrar sağlamanın en iyi yolunun halkın gerçek taleplerine kulak vermek olduğunu vurguladı.
Musevi, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düşman, İslam Cumhuriyeti'ne karşı yumuşak güç kullanılarak yürütülen kapsamlı savaşta büyük ölçüde başarısız olsa da bu, yetkililerin sergilediği performansa itiraz olmadığı anlamına gelmiyor. Halk, devrimden yana ve Rehber’i destekliyor. Şikayetler ve protestolar kabul edilebilir ve talepler yanıtlanmalıdır.”
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Koordinatörü Muhammed Rıza Nakdi, ülke düzenlenen son protestoların nedeninin ekonomik sorunlar olduğunu, ancak atılan sloganların bununla ilgili olmadığını söyledi.
Ancak İran İçişleri Bakanı Güvenlik ve Ekonomik İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Mecid Mir Ahmed, bir televizyon kanalına Nakdi’nin açıklamalarının tam tersi bir açıklama yaparak, “Protestoların temel nedeni ekonomik değil” dedi. Protestolara katılan ve tutuklanan işsizlerin oranının yüzde 4-5 civarında olduğunu söyleyen Ahmed, “Asıl sebebin ekonomik sebep olduğunu tasavvur edemeyiz, sebepler arasındadır ama asıl sebep değildir, haksızlığa karşı bir protestodur” dedi.
Ahmed, protestolar sırasında gözaltına alınan ve tutuklananlarla ilgili olarak “Bu gençlerden bazılarıyla konuştuğunuzda bakıyorsunuz ülkedeki bütün memurlar cebini düşünüyor, milleti düşünmüyor ve hepsi hırsız” ifadelerini kullandı.
Öte yandan reformist çizgideki İslami İran Halk Birliği Partisi Genel Sekreteri Azar Mansuri, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şamhani ile protestolar hakkında görüştüğünü duyurdu.

Sosyal medya yasakları da kaldırılabilir
Şarku’l Avsat’ın İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’dan aktardığı habere göre Mansuri, Şamhani'ye bir teklif paketi sundu. ISNA’ya göre bu pakette Ahlak polisinin lağvedilmesi ve iktidarın, üç aşamalı adımlar atması yer aldı. Bu adımlardan birincisi kısa vadede İranlılarla diyalog başlatması, hataları kabul etmesi, halk içinde kin ve öfke yayan platformları kontrol etmesi ve Instagram, WhatsApp, Twitter, Telegram, Facebook ve Clubhouse gibi sosyal ağlara getirilen yasağın kaldırılmasıydı.
Buna ek olarak pakette partilere izin verilmesi ve bunun bir ‘kapasite geliştirme’ adımı olacağına güvenilmesi yer aldı. Reformcular ayrıca, toplumun taleplerine göre bazı yetkililerin ve farklı düzeylerdeki kurumların değiştirilmesini, bazı tutukluların serbest bırakılmasını, idam cezalarının durdurulmasını ve gelecek yıl özgür bir şekilde parlamento seçimlerinin yapılmasını önerdiler.
İran’a yönelik yaptırımların yol açtığı sorunların giderilmesi, ülke ekonomisinin kurtarılması, ABD ile sorunların ve zorlukların çözülmesi ve İranlıların enerjisini yurtdışında kullanmak için mevcut politikaların gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Mansuri, reformistleri ‘cesur reformlar’ için destekleme sözü verdi.
Reformist çizgideki Arman-ı Milli gazetesi eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin eski Yardımcısı Muhammed Ali Abtahi’den aktardığı haberde, Hatemi'nin Hamaney’e 3 mektup yazdığını, ancak mektuplarına yanıt alamadığını bildirdi. Reformistler, genel olarak siyasi eylemcilere, ünlülere ve protestoculara yönelik tutumlarına yönelik eleştiriler alırken, protestoları desteklemek ile İran'ın ‘parçalanmasını amaçlayan ayrılıkçı eğilimler’ konusunda uyarıda bulunmak arasında bölünmüş durumdalar.



Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
TT

Irak, 350 bin Suriyeli mülteciyi kabul ettiği haberlerini reddediyor

Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi
Irak İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir güvenlik görevlisi

Irak İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Irak'ın Suriyeli mültecilere sınırlarını açtığı ve 350 bin mülteciyi kabul edeceği yönündeki haberleri yalanladı.

Irak İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, "Bu haberleri kesinlikle yalanlıyoruz, ancak bilgi aktarımında doğruluğa ve haberlerin yalnızca resmi kaynaklardan alınmasına, kötü niyetli söylentilerden kaçınılması gerektiğini uyarıyoruz" denildi.

Şarku'l Avsat'ın DPA'dan aktardığına göre bakanlık açıklamasında ayrıca, "blog yazarlarının yanlış bilgi yaymaktan kaçınmaları ve yetkili kurumların resmi web sitelerini takip etmenin önemini" vurguladı.


Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
TT

Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)

Irak’ta Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki’nin üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturma ihtimali, artan Amerikan baskısı ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki derinleşen bölünmeler nedeniyle giderek zayıflıyor. Buna karşılık Kürt tarafı, cumhurbaşkanlığı makamının akıbetinin, bir sonraki başbakanın ismi netleşmeden karara bağlanamayacağı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi’nden üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nuri el-Maliki’nin üçüncü dönem şansı ciddi biçimde geriliyor” dedi. Kaynağa göre Maliki’nin adaylıkta ısrarı, “fiilen yeniden başbakan olmak istemesinden ziyade, Muhammed Şiya es-Sudani’nin bu makama gelmesini engelleme” amacını taşıyor.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, Sudani’nin daha önce Maliki lehine geri adım attığını, bunun karşılığında ise Maliki’nin hükümet kuramaması hâlinde kendisini destekleyeceği yönünde bir taahhütte bulunduğunu, Maliki’nin bugün bu durumu siyasi bir koz olarak kullanmaya çalıştığını belirtti. Kaynak, Kanun Devleti Koalisyonu liderinin, kazanamasa bile “alternatif adayın belirlenmesinde etkili bir söz sahibi olmak” istediğini vurguladı.

cfgthy
Bağdat’ta ABD Büyükelçiliği yakınında Maliki’ye destek amacıyla düzenlenen gösteride, Maliki taraftarları (DPA)

Aynı kaynak, Maliki’nin adaylığına karşı olduğu yönündeki Amerikan mesajlarının, resmi adaylık açıklamasından önce bile Koordinasyon Çerçevesi içindeki herkes tarafından bilindiğini ifade etti.

Maliki, televizyon röportajında, Sudani’nin destek karşılığında kendisinden herhangi bir güvence talep etmediğini savunarak, başbakanlıktan çekilme kararının Sudani’ye ait olduğunu ve bunun kendisini şaşırttığını söyledi.

Koordinasyon Çerçevesi’nin Kürdistan çıkarması

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığında ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ile El-Esas İttifakı Başkanı Muhsin el-Mandalavi’nin de yer aldığı Koordinasyon Çerçevesi heyetinin Erbil ve Süleymaniye’ye yaptığı ziyaret, cumhurbaşkanlığı dosyasında Kürt tutumunu yumuşatmayı başaramadı.

Siyasi kaynaklara göre heyet, cumhurbaşkanlığıyla ilgili tek bir krizi çözmek için gitti, ancak Kürt bakış açısıyla birbirine bağlı iki krizle — cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık — geri döndü. Kürtler , “Şii siyasi liderliğin başbakanlık makamını fiilen belirlediği” kanaatine varmış durumda.

Kaynaklar, Erbil ve Süleymaniye’de Kürt tarafının tek bir tutum ortaya koyduğunu; bunun da, özellikle ABD baskısının arttığı bir ortamda, başbakanın ismi netleşmeden cumhurbaşkanlığı meselesinin karara bağlanamayacağı yönünde olduğunu aktardı. Bu baskılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Maliki’nin başbakan olarak atanmasının sonuçlarına dair uyarı içeren paylaşımının ardından daha da belirginleşti.

Kürt partiler, ABD ile doğrudan bir cepheleşmenin ön safında yer almaktan endişe ediyor. Bu kaygılar, yeni ABD özel temsilcisinin Bağdat’ı ziyaret ederek geçici hükümet başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşmesi ve Trump’ın paylaşımından bir gün sonra Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile telefon görüşmesi yapmasıyla daha da arttı.

İki günlük süre ve Kürt belirsizliği

Heyetin Bağdat’a dönüşünün ardından Koordinasyon Çerçevesi, Kürtlere cumhurbaşkanı adayları konusunda tutumlarını netleştirmeleri için iki günlük ek süre tanıma kararı aldı. Aksi hâlde “parlamenter çoğunluk” seçeneğine gidilebileceği, bunun da Kürt partilerden birinin bu makamı kaybetmesine yol açabileceği belirtiliyor.

Buna karşılık Kürt siyasi ve medya söylemi giderek daha muğlak bir hâl aldı. Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği, cumhurbaşkanlığı makamının “sabit bir Kürt hakkı” olduğu görüşünde ısrar ediyor.

Irak Meclisi İkinci Başkan Yardımcısı ve Kürdistan Demokrat Partisi yöneticilerinden Ferhad Etruşi, partisinde cumhurbaşkanlığı konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olduğu iddialarını reddederek, medyada yer alan haberleri “gerçeklikten uzak” olarak niteledi. Etruşi, Kürdistan liderliği ve Mesud Barzani’den çıkacak her karara bağlı kalacaklarını ve bunun kamu yararına hizmet edeceğini vurguladı.

Maliki, Koordinasyon Çerçevesi’ni zorluyor

Siyasi kulislerde, Maliki’nin son televizyon açıklamalarının Koordinasyon Çerçevesi içinde dengeleri yeniden sarstığı ve “çelişkili ve dağınık” bir tablo yarattığı belirtiliyor. Bazı çerçeve bileşenleri Trump’ın paylaşımını küçümsemeye ve bunun “satın alınmış” ya da “Irak içinden yazılmış” olabileceğini öne sürmeye çalışsa da, çerçeve içindeki kaynaklara göre asıl zarar, dış baskılardan ziyade Maliki’nin kendi açıklamalarından kaynaklandı.

sdfvgthy
Nuri el-Maliki (Reuters)

Dikkat çekici bir gelişme olarak Bloomberg, Washington’un Maliki’nin başbakan olması hâlinde, İran’a yakınlığı gerekçesiyle Irak’ın petrol ihracat gelirlerine erişimini kısıtlayabileceği uyarısını Iraklı yetkililere ilettiğini bildirdi. Bu uyarının, geçen hafta Türkiye’de Irak Merkez Bankası Başkanı Ali el-Allak ile üst düzey Amerikalı yetkililer arasında yapılan bir toplantıda iletildiği, bunun Trump’ın “Iraklı siyasetçiler Maliki’yi seçemez” ifadeleriyle eş zamanlı olduğu aktarıldı.

Buna karşılık İran’a yakın kaynaklar, Tahran’ın Irak’taki müttefiklerine Trump’ın baskılarına direnme çağrısı yaptığını, İran lideri Ali Hamaney’in geçen ay Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’yi Bağdat’a Maliki’nin adaylığı dolayısıyla bir tebrik mesajıyla gönderdiğini ve bunun Washington’da rahatsızlık yarattığını belirtti.

“Şartlı olarak çekilmeye hazırım”

Maliki ise televizyon röportajında, Koordinasyon Çerçevesi’nin çoğunluğunun talep etmesi hâlinde adaylıktan çekilmeye hazır olduğunu söyledi ve adaylığının Irak’a Amerikan yaptırımları getireceği iddiasını reddetti. Adaylığın “tamamen Irak’a ait bir mesele” olduğunu savunan Maliki, ABD Başkanı’nın iç ve dış aktörler tarafından “yanıltıldığını” ileri sürdü; söz konusu paylaşımın “muhtemelen Irak içinden yazıldığını” iddia etti.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, Irak’ta başbakanlık mücadelesinin, dış baskılar ile iç hesapların kesiştiği bir zeminde daha da karmaşık hâle gelmesi bekleniyor. Özellikle Şii siyasi blok içindeki uzlaşma ihtimalinin zayıflaması, süreci daha da belirsiz kılıyor.


İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.