Washington, Şi’nin Suudi Arabistan ziyaretini nasıl görüyor?

Körfez ülkeleri alternatif seçenekleri memnuniyetle karşılarken ABD ile ilişkilerin yerini doldurmak güç.

Batı'nın endişelerinin bir kısmı Çin ve Körfez ülkeleri arasındaki iş birliğinin farklı alanlara doğru genişlemesiyle ilgili gibi görünüyor (AFP)
Batı'nın endişelerinin bir kısmı Çin ve Körfez ülkeleri arasındaki iş birliğinin farklı alanlara doğru genişlemesiyle ilgili gibi görünüyor (AFP)
TT

Washington, Şi’nin Suudi Arabistan ziyaretini nasıl görüyor?

Batı'nın endişelerinin bir kısmı Çin ve Körfez ülkeleri arasındaki iş birliğinin farklı alanlara doğru genişlemesiyle ilgili gibi görünüyor (AFP)
Batı'nın endişelerinin bir kısmı Çin ve Körfez ülkeleri arasındaki iş birliğinin farklı alanlara doğru genişlemesiyle ilgili gibi görünüyor (AFP)

Tarık eş-Şami
Washington, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Suudi Arabistan ziyaretini yakından takip ediyor. Bu ziyaret, Çin’in uzun süredir ABD'nin müttefikleri ile bölgesel zirveler aracılığıyla yaşanan daha kapsamlı bir yakınlaşmayı yansıtıyor.
Riyad'ın Pekin ile stratejik ortaklığa imza atmasıyla başlayan ikili zirveler, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleriyle petrol sektörü dışındaki ilişkileri derinleştirdi. Son olarak gerçekleşen Çin-Arap zirvesi iki taraf arasında her yıl büyüyen ortaklığı güçlendirdi.
 ABD bu ziyareti nasıl görüyor? ABD'li yetkililer, Washington, diplomatik ve askeri olarak Asya ve Avrupa'ya odaklanırken Ortadoğu'yu daha az öncelikli hale getirmek istediklerini iddia ettikleri bir dönemde, Çin'in bölgeyle artan yakınlaşmasından endişe ediyor mu?

Büyüyen ticaret hacmi
Çin'in Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile arasındaki ilişkiler, Pekin'in artan enerji ihtiyacının karşılanması amacıyla onlarca yıl önce başlamış olsa da son yıllarda altyapı projelerine, teknoloji transferine ve silah satışlarına kadar genişleyerek güçlendi.
Ticaret oranları da özellikle ilk ticaret ortağı Çin olan Suudi Arabistan ile aralıksız olarak yükselmeye devam etti. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'nın verilerine göre Çin ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret hacmi 2020’de yıllık yüzde 15'in üzerinde artışla 65 milyar doları aştı. Yine aynı veriler, bu oranın, Suudi Arabistan'ın ABD ile aynı yıl yıllık yaklaşık 20 milyar doları bulan ticaret hacminin iki katından fazla olduğunu gösteriyor.
Çin merkezli Global Times gazetesi, Çin'in tüm Arap ülkeleriyle ticaret hacmini geçtiğimiz yıl yıllık yüzde 37'lik bir büyüme oranıyla 330 milyar dolara ulaştığını bildirdi.  Ancak bu miktar, Çin'in ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile olan ticaret hacminin dörtte birinden daha az.
Çin’in Avrupa ülkeleri ile arasındaki ticaret hacmi 2020 yılında 709 milyar doları, ABD ile yine aynı yıldaki yıllık ticaret hacmi 615 milyar doları buldu. Buna karşın Batılılar yine de son dönemde Çin ile Arap ülkelerinin ilişkilerinin birçok alanda gelişmesine ve büyümesine bir miktar şüpheyle bakıyorlar.

Yatırımlar ve projeler
Amerikan Girişimcilik Enstitüsü (American Enterprise Institute/AEI) tarafından Çin’in küresel yatırımlarının izlenmesine ilişkin yayınlanan raporda da belirtildiği gibi Batı'nın endişelerinin bir kısmı, Çin ve Körfez ülkeleri arasındaki iş birliğinin farklı alanlara doğru genişlemesiyle ilgili gibi görünüyor. Raporda, Çin'in Körfez ülkelerine yatırım yapma konusundaki ilgisinin devam ettiği de kaydedildi.
Çin’in Suudi Arabistan’daki yatırım ve inşaat projelerinin hacmi 43,47 milyar doları, Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) 36,16 milyar doları, Irak'ta 30,05 milyar doları, Kuveyt'te 11,75 milyar doları, Katar'da 7,8 milyar doları, Umman'da 6,62 milyar doları ve Bahreyn'de 1,42 milyar doları buluyor.
Çin'in KİK ülkelerinde petrol dışı sektörlerde önemli bir rol oynaması bekleniyor. Pekin ile KİK ülkeleri arasında turizm, iletişim, yenilenebilir enerji, akıllı şehirler, yapay zeka ve teknoloji odaklı işletmeler gibi kalkınma alanlarında önemli bir iş birliği söz konusu.
Tüm bunlar, Washington'ın Körfez ülkelerinin Çin'in beşinci nesil (5G) teknolojisini kullanmasına ve ABD'nin endişeleri nedeniyle durdurulan Çin’in BAE'deki liman projesi de dahil olmak üzere, limanlar gibi hassas altyapılara yapılan yatırımlara ilişkin çekincelerini dile getirdiği adımlardır.

ABD’nin kaygısı
Öte yandan ABD’nin, Çin heyetinin, Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleriyle enerji, güvenlik ve yatırım alanlarında onlarca anlaşma imzalaması beklentisinden duyduğu çekinceler, Körfez ve Arap ülkelerinin ekonomilerini ve yatırımlarını çeşitlendirme arzusuyla çelişiyor.
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, araba ve silah üretimi ile lojistik hizmetler dahil olmak üzere yeni endüstriler kurarak ekonomiyi petrolden uzaklaştırmak için 2030 Vizyonu’nu çeşitlendirme planını uygulamaya odaklandığından Riyad, 500 milyar dolar değerindeki robotlar şehri NEOM gibi yeni altyapı ve mega projelere büyük yatırımlar yapıyor. Çinli inşaat şirketleri de bu büyük projelerde pay sahibi olmayı umuyorlar.
Riyad ve Abu Dabi, Çin'den askeri teçhizat alırken, Suudi Arabistan merkezli bir şirket, Çinli bir şirket ile Riyad'da silahlı insansız hava aracı (SİHA) üretmek için anlaşma imzaladı. Çin para birimini ticarette ABD doları yerine kullanmaya çalışırken ABD, dünya genelinde ve özelde Körfez bölgesindeki nüfuzu konusunda daha fazla endişe ediyor.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü John Kirby geçtiğimiz çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden müttefiklerinin, ekonomik ve güvenlik çıkarlarına hizmet etmek için ortaklıkları çeşitlendirmeye devam edeceklerini öne sürmesine rağmen Washington'ın Riyad ile stratejik ilişkisinin her iki tarafın da çıkarına olmasını istediğini söyledi.
New York Times (NYT) gazetesi, Suudi Arabistan'ın 70 yılı aşkın bir süredir ABD'nin yakın bir müttefiki olmaya devam ettiğini ve Washington'ın silahlarının büyük bir kısmını sattığı Körfez'de halen başlıca güvenlik garantörü olduğunu, ancak Riyad’ın, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin son birkaç yıldır gergin olduğu bir dönemde ‘gelişmekte olan çok kutuplu bir dünyaya’ hazırlık olarak, uzun süredir ana süper güç olarak Çin ile diğer ittifaklarını güçlendirmeye çalıştığını yazdı. ABD ile Suudi Arabistan arasındaki gerginlik, son olarak her iki ülkenin yetkililerinin geçtiğimiz Ekim ayında OPEC + anlaşması çerçevesinde petrol üretimini kısma kararı hakkında karşılıklı eleştirel açıklamalarda bulunmalarıyla ve her iki tarafın da diğerini ‘petrol üretiminin kısıtlanması adımını siyasi amaçlar için kullanmakla’ suçlamasıyla doruk noktasına ulaştı.

Bu Washington’a gönderilen bir mesaj mı?
Washington'daki bazı analistler, Çin Devlet Başkanı Şi’nin Suudi Arabistan ile yapacağı ve bölgedeki 30'a yakın ülkenin liderlerinin ve kuruluşların başkanlarının katılacağı üç ayrı zirveye katılacak olmasının yanı sıra Pekin ile Riyad arasında stratejik ortaklık anlaşması imzalanmasının ABD’li yetkililerin açıklamalarında ABD’nin kaynaklarını, diplomatik ve askeri yeteneklerini Asya ve Avrupa'ya kaydırmak ve Ortadoğu'yu daha az öncelikli hale getirmek istediğini söyledikleri bir dönemde Çin'in bölgedeki etkisinin arttığına dair bir mesaj olarak değerlendirdiler.
Singapur Nanyang Teknoloji Üniversitesi S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulu Kıdemli Uzmanı James M. Dorsey, özellikle ABD Başkanı Joe Biden'ın geçtiğimiz yaz Cidde'ye yaptığı ziyarette, Arap liderlere ABD'nin bölgeden çekilmeyeceğine ve Çin, Rusya ya da İran'a bir boşluk bırakmayacağına dair güvence verme konusunda harcadığı boşa çabanın  ardından Körfez ülkeleri başka alternatif seçeneklerin varlığını memnuniyetle karşılarken, Çin Devlet Başkanı'nın şu an ABD ile Suudi Arabistan arasındaki gergin ilişkiden yararlanmak isteyebileceğini belirtti.

“Bu bir korunma politikası değil”
ABD Siyasi İşlerden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Colin Kahl, jeopolitik tablonun değişmekte olduğunu ve ‘korunma politikası’ uygulanmasını anladığını söyledi. Kahl,  Bahreyn'de düzenlediği basın toplantısında, Körfez ülkelerinin askeri altyapı ve diğer askeri teçhizat konusunda Çin ile derin bir ilişki içinde olması durumunda, ABD ile çalışmalarının bir yerden sonra daha güç hale gelebileceğinden duyduğu korkuyu ifade etti. Kahl, “(Bölgenin) askeri ve istihbarat sistemleri Pekin'e ne kadar bağlıysa, bölgedeki ABD güçlerine doğrudan meydan okuma o kadar büyük olur” değerlendirmesinde bulundu.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantic Council'de Ortadoğu uzmanı olan Jonathan Fulton, Çin'in de bölge için önemli bir ülke olmasına rağmen bölge için en önemli ülkenin ABD olduğu göz önüne alınırsa, Körfez ülkelerinin zihnindeki korunma tanımının eksik bir tablo olduğunu değerlendirdi.  Bölge liderlerinin her iki tarafla da çok önemli işler yaptığına dikkat çeken Fulton, “Bunu olabildiğince uzun süre sürdürmek istiyorlar” şeklinde konuştu.

Stratejik rol
Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli CNN’den aktardığı analize göre, Washington ile Pekin arasında Tayvan konusunda yaşanan anlaşmazlığın iki taraf arasındaki ilişkilerin gerilmesine yol açtığını ve çalkantılı Ortadoğu bölgesinde yaşanan nüfuz konusundaki rekabete katkıda bulunduğunu belirtti. Ancak bazı analistler bu görüşe katılmadı. Çünkü onlar,  son yıllarda Çin ile İran arasındaki ticaret ve enerji alanlarındaki ilişkilerin gelişmesinin yanı sıra Çin'in Ortadoğu ülkeleri ile olan ekonomik ilişkisinin, Çinli yetkililerin ABD'nin bölgede oynadığı stratejik savunma rolünü değiştirmekle meşgul olmamasına neden olduğunu düşünüyorlar.
ABD’deki Harvard Üniversitesi bünyesindeki Harvard Kennedy Okulu’nun Belfer Bilim ve Uluslararası İlişkiler Merkezi’nde kıdemli bir araştırmacı olan Suudi uzman Muhammed el-Yahya,  bölge yetkililerinin Çin'in artan önemiyle mücadele eğiliminde olmalarına rağmen, özellikle siyasi nedenlerle ve ABD’li bazı politikacıların dünya görüşlerinden ötürü ABD’nin stratejik gücünün azaldığını gördüklerinde Suudi Arabistan'ın Çin'in yerine ABD'yi geçirebileceğinin düşünülmesinin abartılı olacağı değerlendirmesinde bulundu.
Yahya, NYT’ye yaptığı açıklamada, siyasetçilerin ABD'nin bölgeden uzaklaşma ve bölgeyle ilişkileri yeniden başlatma tehditlerine kulak asmamasının aptallık olacağını söylediler.
Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Orta Doğu Programı Direktörü Jon Alterman, Suudi Arabistan’ın Çin ile olan ilişkilerinin ABD ile olan ilişkilerinden çok daha hızlı büyümesine rağmen, Suudi Arabistan-ABD ilişkilerinin başka ülkelerle olan ilişkilerle karşılaştırılabilir olmadığını düşünüyor. Alterman, Riyad'ın Pekin ile olan ilişkilerinin karmaşıklık, tarih ve anlayış açısından Washington ile ilişkiler düzeyine gelmediğinin de altını çizdi.

Pekin'i benimsemek
Ancak Eurasia Group'tan Ayham Kamel, ABD’nin bölgedeki güvenlik iş birliği için kendisine güvenen Körfez ülkelerinin tercih ettiği bir ortak olmasına rağmen Riyad'ın, Pekin'i artık vazgeçilmez bir ekonomik ortak olduğundan benimsemesini gerektiren stratejik hesaplara göre çalıştığını düşünüyor. Kamel’e göre Riyad, dünya hidrokarbonlardan uzaklaşırken, ulusal ekonomik dönüşümüne hizmet eden bir dış politika çiziyor.
Kamel, Çin ile ilişkilerin gelişmesinin, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde daha fazla bölünmeye yol açma riskinin olduğuna kesin gözüyle bakarken, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın bu yöndeki adımlarını inatlaşmak amacıyla atmadığının altını çizdi.

Küresel sistem testi
Washington'daki yetkililer, Çin Devlet Başkanı Şi’nin Suudi Arabistan ziyaretinin sonuçlarını ve ziyaret sırasında imzalanacak anlaşmaları yakından takip ederken, tüm taraflar, yeniden yapılandırılmakta olan küresel sistemi ve Suudi Arabistan ile komşularının bu küresel sistemi ve Çin'in küresel sistemdeki konumunu nasıl gördüğünü tahmin etmeye ve test etmeye çalışacaklar.
‘China Briefing’ adlı internet sitesine göre Çin ile bölge ülkeleri arasındaki iş birliğinin merkezinde ticaret, sanayi ve yatırım olmaya devam edecek ve bu iş birliğinin çeşitli alanlardaki sayılar üzerinde açıkça yansımaları olacak.
Çin'in KİK ülkeleriyle bir serbest ticaret anlaşması imzalamak istediği herkes tarafından biliniyor. Bu da, Çin ile KİK ülkeleri arasında şimdiye kadar yapılan beş turluk müzakerelerin gerek enerji, tarım, meyve, baharat, inşaat malzemeleri ve hizmet sektörleriyle ilgili olsun, gerekle ticaretle ilgili çoğu konuda olsun bir takım anlaşmaların imzalanmasıyla sonuçlanmasının ardından Pekin'in, tercihli ticaret durumu çerçevesinde bölgeyle ilgilenmesini sağlıyor.
Mali açıdan bakıldığında, KİK ülkelerinin 2 trilyon dolardan fazla değere sahip devlet varlık fonlarını kontrol eden ekonomik gücü, özellikle Çin yuanına yüksek statü veren ülkelerdeki döviz piyasalarında olduğu gibi Çin'in küresel mali sistemi için büyük önem taşıyor. Ayrıca, Çin’in devlet varlık fonları iki taraf arasındaki yakın ilişkileri geliştirmek için çalışıyor.
Abu Dabi merkezli Mubadala Yatırım Şirketi ile China Development Bank Capital ve Çin Devlet Döviz İdaresi tarafından 2015 yılında 10 milyar dolarlık BAE-Çin ortak yatırım fonu kuruldu.
Son yıllarda, KİK ülkelerinin devlet varlık fonlarından yetkililer, yatırım portföylerinin çoğunu Asya ülkelerine, özellikle Çin'e yönlendirdiler.
Çin'in emelleri, KİK ülkelerinin de ötesinde Çin merkezli iki şirket, Irak hükümeti ile petrol ürünleri karşılığında, ülkedeki eğitim eşitsizliklerini azaltmak amacıyla 2021 yılında iki yıl içinde bin okul inşa edilmesini öngören anlaşmalar imzaladılar. Böylece Çin'in finans ve eğitim sektörlerindeki etkisi daha belirgin hale geldi. Bu durum, Çin'in bölgenin sosyal ve ekonomik eğilimleri üzerindeki büyük etkisi olarak değerlendirildi.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.