Fransa'nın Aden Büyükelçisi Jean-Marie Safa, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Husilerin çocukları silah altına alması dehşet verici’

Fransa'nın Aden Büyükelçisi Jean-Marie Safa. (Fotoğraf: Ömer el Hakil)
Fransa'nın Aden Büyükelçisi Jean-Marie Safa. (Fotoğraf: Ömer el Hakil)
TT

Fransa'nın Aden Büyükelçisi Jean-Marie Safa, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Husilerin çocukları silah altına alması dehşet verici’

Fransa'nın Aden Büyükelçisi Jean-Marie Safa. (Fotoğraf: Ömer el Hakil)
Fransa'nın Aden Büyükelçisi Jean-Marie Safa. (Fotoğraf: Ömer el Hakil)

Fransa'nın Aden Büyükelçisi Jean-Marie Safa, Yemen’e ilişkin açıklamalarda bulundu. Fransız büyükelçilerinin İran destekli Husilerle temas halinde olduğunu belirten Safa, ulusal diyalog sırasında Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi ile Avrupa Birliği'nin (AB) Yemen Büyükelçi Yardımcısı sıfatıyla bir araya geldiğini dile getirdi. Husileri ‘karar verme yetkisi olmayan’ kişiler aracılığıyla uluslararası alanla iletişim kurmakla suçladı.
Safa, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda Yemen Başkanlık Konseyi’ne övgüde bulunurken, Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına atıftla, Husilerin çocukları silah altına almasını dehşet verici olarak nitelendirdi. Yemen hükümeti projesinin Yemen toplumunun çeşitliliğine saygı duyan ve halkın çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan çoğulcu bir cumhuriyetçi devlet projesini temsil ettiğine değinen Safa, Başkalık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin, Yemen ve Yemenlilerin çıkarlarını savunan vatansever ve uzlaşmacı biri olduğunu vurguladı.
Husilerin uluslararası toplum nezdinde mağdur rolü oynamaya çalıştığı konusunda uyarıda bulunan Safa, “Artık bu kimseyi ikna etmiyor” diyerek Husileri terör sistemi kurmak ve Yemen toplumunu ve kadınları koruyan değerleri yok etmekle suçladı.
Ülkesinin açık bir şekilde barışı seçen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve Suudi Arabistan'ın çabalarını takdir ettiğini vurgulayan Safa, BM himayesinde tüm Yemenli tarafları aynı müzakere masası etrafında bir araya getirmek için çalışıldığını bildirdi. Fransa'nın Aden Büyükelçisi Jean-Marie Safa, Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği röportajda başta Yemen’de meşru hükümetinin çabaları ve darbeci Husilerin yasa dışı eylemleri olmak üzere uluslararası arenanın çalışmaları ve Yemen’de halkın yaşadığı dram da dahil olmak üzere birçok başlıkta açıklamalarda bulundu.

-Sayın Büyükelçi; Fransa, Yemen Başkanlık Konseyi'nin kurulmasından bu yana Yemen'de yaşananları ve bu yıl içinde gerçekleşen olayları nasıl görüyor ve değerlendiriyor?
Yemenliler, Başkanlık Konseyi’nin kurulmasını büyük bir umutla karşıladı. Bu umut, yasal yönetimin ülkenin iyiliği için birlikte çalıştığını görmek ve böylece devleti ayrım gözetmeksizin tüm vatandaşların hizmetinde yeniden kurmakla ilgili. Yemen'de iki siyasi proje çatışıyor. Husi projesi, tüm Yemenliler üzerinde tam yetki ve kontrol empoze ediyor. Giderek totaliterleşen, toplumu boğmayı, kadınları sindirmeyi ve gençlerin beynini yıkamayı amaçlayan bu proje karşısında çoğulcu, toplumun çeşitliliğine saygı duyan, cumhuriyetçi ve çoğulcu bir cumhuriyet devleti projesini temsil eden Yemen hükümeti var. Hükümetin projesi, halkın çıkarlarını her şeyin üstünde tutuyor. Alimi, Yemen ve Yemenlilerin çıkarlarını savunan vatansever ve uzlaşmacı biri. Meşru hükümet birçok sorunla karşı karşıya ancak Husilerin aksine, halkına ve uluslararası topluma karşı sorumluluk duygusuyla hareket ediyor. Kamu yararı için bölünmeleri aşarken hatalarını düzeltmeye ve yolsuzlukla mücadele etmeye çalıyor. Birleşmiş Milletler’in yakın tarihli bir raporunda, hükümetin çocukların silah altına alınmasıyla mücadele çabalarına övgüde bulundu. Diğer yandan Husiler arasında çocukların silah altına alınması hız kazandı. Bu yıl 6 aylık bir ateşkese tanık olundu. Ateşkes, sekiz yıllık savaştan bitkin düşen Yemen halkı için adeta bir soluk niteliğindeydi. Bugün, söz konusu ateşkes halen mevcut ancak bir anlaşma yok. 2 Ekim’den bu yana savaşsız bir durum yaşıyoruz. Ateşkesin yenilenmemesinden ise yalnızca Husiler sorumlu. Stratejileri açık: Her halükarda hükümeti devirmek ve yerine geçmek istiyorlar. Bu nedenle hükümetle müzakere etmeyi reddetmekle kalmıyor, özellikle petrol tesislerine düzenledikleri saldırılarla ekonomik olarak krize sokarak hükümeti yıkmak için şiddete de başvuruyorlar. Bunun bedelini de Yemen halkı ödüyor. Fransa'nın üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bu saldırıları ‘terör eylemleri’ olarak sınıflandırdı. Ancak Yemen halkının dramının sona ermesi, iç savaşın bitmesine bağlı. Husiler, Fransa'nın tam desteğini yinelediği BM Özel Temsilcisi Bay Hans Grundberg'in himayesinde, hükümetle barış müzakeresi yapmalı.

-Özellikle sizin tarafınızdan yapılan kınama sonrasında Husilerin Fransa'ya yönelik saldırgan bir tepkisi oluştu. Size göre bu saldırıların nedenleri neler?
Elbette Husilere dünyadan, Yemen'deki çatışmanın kurbanlarına ilişkin resmi tepkiler var. Husiler baskıcı ve kadınlara, gençlere, aşiretlere ve genel olarak Yemenlilere yönelik baskılarını her geçen gün artırıyor. Husilerin sicili artık gerçeği saklamaya yetmiyor. Husi rejiminin Sana'adaki aşırılıkları tüm uluslararası toplumu endişelendiriyor. Bazıları onları Afganistan'daki Taliban Hareketi’ne, bazıları da Kızıl Kmerlere benzetiyor. Husiler ne zaman başka bir hareketle karşılaştırılsa bu her zaman sandığınızdan daha kötü oluyor. Yemen toplumunu içeriden yok ediyorlar. Kadınları ve çocukları koruyan kabile yapılarını ve kabile değerlerini yok ediyorlar. Halk üzerinde bir terör ve takip sistemi kurdular. Ancak kaynakların kontrolü üzerinde acımasız bir nüfuz mücadelesi ile karakterize edilen Husilerin içinde, daha pragmatik bir kanat mevcut gibi görünüyor. Bu da siyasete katılmak için askeri seçeneği terk etme ihtiyacı olduğu anlamına geliyor. Resmi tepkilerin yanı sıra Husilerin yürüttüğü tüm dezenformasyon kampanyalarını da unutamayız. Geçtiğimiz eylül ayında Mukalla'ya yaptığım ziyareti çevreleyen asılsız,  hatta hayal ürünü açıklamalar adeta delilik. Fransız destekli, balıkçılık alanında bir kalkınma projesi başlatmak için Mukalla'ya gittim. Bu yanıltıcı kampanyalar neden Fransa’ya yönelik? Fransa'nın sesi insani değerleri savunmaktan vazgeçmediği ve sistematik olarak Yemen halkına kulak verilmesi gerektiğini hatırlattığı için mi?

-Husilerle doğrudan veya dolaylı iletişiminiz var mı?  Eğer varsa, en son ne zaman görüştünüz ve kendilerine ne söylediniz?
Fransız Büyükelçiliği, Husilerle temas halinde. Husileri uzun zamandır, ulusal diyalog döneminden beri tanıyoruz. Abdulmelik el Husi ile AB Büyükelçi Yardımcısı olarak görev yaptığım şubat 2012'de, Avrupalı ​​büyükelçilerle birlikte görüşebildim. Fransa’nın Aden Büyükelçisi olarak Ekim 2020'de göreve geldiğimden beri iletişim halindeyiz ancak Husilerin davranışları bu iletişimi zorlaştırdı. Husiler kendilerini dünyadan izole ediyor. K arar verme yetkisi olmayan insanlarla uluslararası topluluğa özel tartışma kanalları dayatıyorlar. Gerçek bir diyaloga kapıları kapatan Husilerin bu davranışından dünya sorumlu değil. Bu tavırlara rağmen Husileri ve Yemen’i çıkmaza sokan askeri seçeneği müzakere edip bunu terk etmenin kendi çıkarlarına olduğu mesajını vermeye devam ediyoruz.

-Özellikle Husileri engellemelerini sürdürmek ve iç gerilimi artırmakla suçlayan bir hükümet varken, Yemen ateşkesinin nasıl başarılı olacağını düşünüyorsunuz?
Fransa şu an ateşkesin yenilenmesi ve siyasi sürecin Birleşmiş Milletler himayesinde yeniden rayına oturtulması için gösterilen tüm çabaları memnuniyetle karşılıyor. Fransa, inanç ve kararlılıkla olağanüstü bir iş çıkaran Grundberg'in çabalarını güçlü bir şekilde destekliyor. Açıkça barışı seçen ve tüm Yemenli tarafları Birleşmiş Milletler himayesinde aynı müzakere masasına getirmek için çalışan KİK ve Suudi Arabistan Krallığı'nın çabalarını takdir ediyor. Fransa, ılımlılık ve barıştan yana temel bir rol oynayan Umman Sultanlığı'nın aktif rolünü de takdirle karşılıyor.

- Yemen'in merkezinde İran destekli bir grubun varlığı sürerken siyasi çözümün nasıl başarıya ulaşmasını bekliyorsunuz?
İran, bölgeyi sarsan çeşitli krizlerde olumsuz rol oynuyor. Yemen'de, İranlıların Husiler üzerinde açıkça etkileri var. Bu nüfuzun barış ve Yemen menfaatine kullanıldığını görmeyi umuyoruz. A yrıca Husilerin hali hazırda İran'da olup bitenleri çok yakından izlediğini düşünüyorum.

-Batı ülkeleri Husileri Yemen’de istikrarı bozmakla suçluyor. Yemenlilere bu konuyla ilgili ne söylemek istersiniz?
Onlara dünyanın Husilerin doğasına gözlerini açmaya başladığını söylüyorum. Uluslararası toplumda, her şeye saldıran Husi rejiminin aşırılıklarına dair endişeler artıyor. Kadınlar, çocuklar, memurlar, kültür ve aşiret değerleri gibi başlıklardan söz ediyorum. Husiler, Yemen toplumunu içeriden yok ediyor. Yemenli gençlerin bugününü ve geleceğini mahvediyorlar. Yaz kampları,  beyin yıkamama yöntemlerinin başında geliyor. Husi ideolojisi yüzünden bütün bir halk tehlikede.

- Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ülkeleri ile siyasi ve insani alanlarda yürüttüğünüz çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fransa, Yemen içinde ve dışında tüm taraflarla görüşüyor. Herkes barış istiyor. Husiler, ulusal uzlaşmanın ve dolayısıyla iç savaşın sona ermesinin önünde duran tek taraf. Yemen Başkanlık Konseyi'nin tüm Yemenlilere hizmet eden bir devleti yeniden kurma çabalarını hep birlikte desteklemeliyiz. Körfez Arap ülkeleri büyük ölçüde bu desteğe bağlılar. Devletin halka hizmet etmeye dönüşünün Yemen'de gerçek çözüm olduğuna inanıyoruz. Yol uzun olacak. Bu yöndeki çabalarımızı uluslararası camianın her düzeyinde ve her tarafında sürdürmeliyiz.

- Yemen Başkanlık Konseyi'nin deneyimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Fransa, Yemen'de istenen barışa ulaşmak için konseyi destekliyor mu?
Hukuki yönden işler tamamlanamaz. Bu taraf sadece masumlardan oluşmuyor. Yolsuzluk, Husiler arasında olduğu kadar hükümet tarafında da mevcut. Hükümet tarafındaki bazı insanlar barışın sağlanmasına yardımcı olmuyor veya yolsuzlukla mücadele etmiyor.  Ancak Yemen'in yararına çalışan, cumhuriyetçi bir devlete ve vatandaşa hizmet etmek isteyen, her türlü siyasi görüşten birçok insanda iyi niyet görüyorum. Fransa, hükümet tarafının tüm kesimlerinden bölünmelerini aşmalarını ve herkesin yararına uyum içinde birlikte çalışmalarını istiyor.

- Husilerin petrol tesislerine yönelik son saldırılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Uluslararası toplumdan ateşkesten sonra da devam eden barış ve ateşkese destek amaçlı, bu tür saldırıları durdurmaya yönelik atılan herhangi bir adım var mı?
Fransa, petrol limanlarına yönelik bu saldırıları çok net bir şekilde kınadı. Kabul edilemez. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu saldırıları ‘terör eylemi’ olarak nitelendirdi. Husilerin stratejisi açık: Hükümetin kontrolündeki limanlardan herhangi bir petrol ihracatını engellemeyi amaçlayan saldırılar yoluyla abluka uygulayarak hükümeti ekonomik olarak boğmak. Husilerin uluslararası deniz ticaretine yönelik oluşturduğu tehditten de endişe duyuyoruz. Husiler kabul edilemez kırmızı çizgileri aşıyor. Bu şiddet yolunu sürdürmenin barışın, Yemen'in, Yemenlilerin ve hatta kendi çıkarlarının aleyhine olduğunu anlamalılar.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”