Libya istihbaratındaki bir CIA ajanı, Lockerbie Faciası öncesi Ebu Acile’yi Megrahi ve Fahima ile ‘görmüş’

CIA ajanı, 2000 yılında Hollanda'daki eski Amerikan üssü Camp Zeist mahkemesinde ifade verdiyse de İskoç yargısının onun güvenilirliği konusunda şüpheleri vardı

1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)
1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)
TT

Libya istihbaratındaki bir CIA ajanı, Lockerbie Faciası öncesi Ebu Acile’yi Megrahi ve Fahima ile ‘görmüş’

1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)
1988 yılında yaşanan Lockerbie Faciası davasındaki yeni şüpheli: Ebu Akile Mesud el-Marimi (AFP)

ABD Başsavcısı William Barr, Libya’nın eski lideri Albay Muammer Kaddafi yönetimi sırasında istihbarat yetkilisi olan Ebu Acile Muhammed Mesud’u, 21 Aralık 1988'de Pan Am Havayolları'na ait 103 sefer sayılı uçuşu gerçekleştiren Boeing 747-121 tipi uçağın İskoçya'nın Lockerbie kasabası üzerinde akşam saat 19.00 sularında bombalı saldırı sonucu infilak ederek düştüğü faciaya karışmakla suçlaması ABD’lilerin Mesud’un saldırıdaki rolünü birdenbire keşfettikleri anlamına gelmiyordu. ABD’liler aslında, saldırıdaki iddia edilen rolünü, 2011 yılında Albay Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından Libyalı devrimciler tarafından tutuklanmasından yıllar önce biliyorlardı. Dönemin Libyalı yöneticileri, Ebu Acile hakkında Libya istihbaratındaki çalışmalarından ötürü soruşturma başlattılar.
Ebu Acile 2012 yılındaki soruşturma sırasında, Pan Am Havayolları'na ait uçağa düzenlenen saldırının ‘bombacısı’ olduğunu ve 1986 yılında Berlin'deki La Belle diskoteğine yönelik saldırıyı da kendisinin gerçekleştirdiğini itiraf etti. Hatta Kaddafi'nin kendisini uçağın düşürüldüğü saldırıdaki rolünden dolayı tebrik ettiğini de söyledi. ABD’liler, 2017 yılında Ebu Acile’nin Arapça olarak yaptığı itiraflarının yer aldığı beldeleri ele geçirdiler ve ardından ‘Lockerbie dosyasını’ yeniden açarak bu davadaki sanıkları dün yargı önüne çıkardılar.
Aslında CIA, ‘bombacının’ Lockerbie ile bağlantısını en azından 1990'lardan beri biliyordu. Zira Libya Dış Güvenlik Teşkilatı içinde kendisine Libya istihbaratının, özellikle Malta'da neler yaptığına dair bilgi sağlayan bir ‘çifte ajanı’ vardı. 2000 yılında Lockerbie Faciası’na karışan Libyalı iki eski istihbarat görevlisi Abdulbasit Megrahi ve El-Amin Halife Fahima’nın Hollanda'daki eski Amerikan üssü Camp Zeist’te kurulan İskoç mahkemesinde yargılanma zamanı geldiğinde çifte ajan, savcılığın şüphelilere yöneltilen suçlamayı kanıtlamak için sunduğu ‘baş tanık’ idi.

Ebu Acile Muhammed Mesud (ortada) 2014 yılında Trablus'ta mahkemeye çıkarıldı (Reuters)
İddia makamı, mahkemede kurşun geçirmez camın arkasından ifade vermeyi bekleyen çifte ajanı mahkeme heyetine tanıttı. Çifte ajan, salondaki bir televizyon ekranında göründü. Görüntüsü gibi sesi de değiştirilen çifte ajan, ‘Abdulmecid Ceayka’ takma adını kullandı. ABD’liler tanıklarını korumaya büyük özen gösterdiler. Megrahi (birinci sanık) ve Fahima'nın (ikinci sanık), bombayı ABD’ye doğru talihsiz yolculuğuna başlamadan ve İskoçya’nın bir kasabası olan Lockerbie üzerinde infilak etmeden önce Malta'daki Luqa Havalimanı'ndan Londra Heathrow Havalimanı'na giden Pan Am Havayolları'na ait uçağa yüklendiği Frankfurt Havaalanı’na ünlü marka ‘Samsonite’ bir valizle göndermeye karıştığına dair doğrudan kanıt sağlayabilen tek kişi oydu.
Abdulmecid Ceayka, duruşmalar sırasında netleştiği üzere, 1984 yılında Cemahiriye Güvenlik Teşkilatı'na (adı daha sonra Dış Güvenlik Teşkilatı olarak değiştirildi) katıldı. İstihbaratın araç bakım bölümünde 18 ay çalışan Ceayka, 1985 yılının Aralık ayında, genellikle bir istihbarat servisi üyesinin bulunduğu bir pozisyon olan Luqa Havaalanı’ndaki Libya Havayolları istasyon müdür yardımcılığına atandı. Ceayka, İskoç mahkeme belgelerine göre 1985 yılından itibaren ABD’lilere Libya istihbarat teşkilatının yapısı hakkında bilgi verdi. Özellikle Merkezi Güvenlik Şubesi müdürünün İzzeddin el-Hinşiri, Harekat Şube başkanının Said Raşid ve Harekat Şube Özel Harekat Daire başkanının da Nasır Aşur olduğunu söyledi. Tanık ayrıca ‘birinci sanığın’ (Abdulbasit Megrahi) Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne transfer olduğu 1987 yılının ocak ayına kadar Havacılık Güvenlik Şubesi başkanlığını üstlendiğini, ‘ikinci sanığın’ (El-Amin Halife Fahima) ise 1985 yılında 1988 yılının Ekim ayına kadar Luqa Havalimanı’ndaki Libya Havayolları istasyonunun müdürü olarak görev yaptığı belirtti.
Ceayka, 1988 yılının Ağustos ayında Malta’daki ABD Büyükelçiliği ile temasa geçerek, ‘Libya’nın terör saldırısına karışmasından memnun olmadığı’ için ABD’lileri bilgilendirmek istediğini ifade etti. Havaalanında Mısırlı bir kadınla ilişkisi olması nedeniyle Trablus'a çağrılmasının bardağı taşıran son damla olduğunu söyleyen Ceayka, İskoç mahkemesinin belgelerine göre ABD’ye gitmek istediğini, fakat ‘terör eylemleri’ hakkında bilgi vermek amacıyla görevinde kalmayı kabul ettiğini de sözlerine ekledi.
Ceayka, CIA yetkilileriyle ayda bir kez buluşuyordu.  Onlardan maaş olarak önceleri bin dolar alıyordu, ardından maaşı bin 500 dolara çıkarıldı. ABD’li istihbarat ajanları, onlara verdiği her bilgiyi üstlerine rapor ediyordu. CIA raporlarında başta Libya'dan Malta'ya gelip ülkelerine dönen kişilerin kimlikleri olmak üzere çeşitli bilgiler yer aldı. Ancak ABD ajanları Ceayka’nın maaşını kesti. O da 1990 yılında Trablus'a döndü. Daha sonra 1991 yılının Temmuz ayında ülkesini terk ederek Malta'ya dönen Ceayka, ABD’liler tarafından bir savaş gemisine götürüldü ve burada üç hafta boyunca sorgulandı.
İskoç mahkemesi belgelerine göre Ceayka, CIA’ye 1988 yılının Ekim ayında Malta'da depolanan Libya’ya ait silahlar hakkında bilgisi olduğunu söyledi. Malta’daki Libya Havayolları ofisinde 8 kilo patlayıcı saklandığından haberdar olduğunu da belirten Ceayka, bombayı 1985 yılında Malta'ya getiren kişinin Megrahi olduğunu ve bombanın ofiste bir çekmecede tutulduğunu açıkladı. Ardından kendisinden bombanın Libya Büyükelçiliği’ne taşınmasına yardım etmesinin istendiğini kaydetti. Ceayka, 1991 yılının Temmuz ayında ABD’lilere bu patlayıcıları Malta'ya getirenin Megrahi olduğunu kendisine söyleyenin ‘ikinci sanık’ (Fahima) olduğunu ve dolayısıyla Fahima’nın da patlayıcıdan haberdar olduğunu belirtti.

Ebu Acile Muhammed Mesud’un şu an tutulduğu Virginia, Alexandria'daki polis ofisi tarafından dağıtılan yeni fotoğrafı (AP)
Ceayka, 1991 yılının Temmuz ayında müfettişlere 1988 yılının Ekim ve Aralık ayları arasında birinci sanığın ve ikinci sanığın birlikte Luqa Havaalanı’na geldiklerine ilişkin yeni bilgiler verdi. Ceayka, onları havaalanında birlikte gördüğünü söyledi. Ceayka’nın aktardığı bu bilgi, yavaş yavaş onları yalnızca havaalanında değil, bagaj bandında da birlikte gördüğü, ikinci sanığın ‘kahverengi, Samsonite marka bir bavulu’ banttan aldığı ve onu gümrükten geçirdiğine dair kapsamlı bir hal aldı. Ceayka, (Megrahi ve Fahima’nın) yanlarında bulunan diğer iki kişiyle görüştüğünü ve birinci sanık Megrahi’nin bu kişilerden birini kendisine Ebu Acile Mesud adıyla tanıttığını ve onun teknisyen olduğunu söylediğini de sözlerine ekledi. Tanık ifadesinde, ikinci sanık Fahima'yı tanıyan ‘Vincent Vassallo’ adlı başka bir kişinin de orda olduğunu söyleyen Ceayka, bu kişinin Fahima’nın arabasıyla geldiğinde orada olduğunu ve herkesin bu arabayla havaalanından ayrıldığını belirtti.
Camp Zeist’teki İskoç mahkemesi hakimleri, Ceayka’nın ifadesini incelediklerinde, bunun Libyalı sanıklar aleyhine kesin delil teşkil etmediği sonucuna varsalar da sonunda ve diğer kanıtlara dayanarak, birinci sanığın (Megrahi) gerçekten Lockerbie saldırısına karıştığına, ikinci sanığın (Fahima) ise beraat etmesine karar verdiler.
İskoç yargısının CIA’nin baş tanığının güvenilirliği hakkındaki şüpheleri çerçevesinde ABD’lilerin Ceayka’nın iddia ettiği gibi Lockerbie saldırısı öncesinde Luqa Havaalanı’nda kendisini görmüş olsa bile, Ebu Acile Mesud'un davasında sadece Ceayka’nın ifadesine dayandırmaya çalışmayacakları düşünülüyor.
Ebu Acile hakkındaki yeni iddianame dosyasından da anlaşılacağı üzere ABD Başsavcılığı’nın, Ebu Acile’nin duruşması sırasında, Libya'da 2012 yılında yaptığı itirafları delil olarak sunması, ancak Ebu Acile’nin avukatlarının bu itirafların işkence altında alındığını iddia etmeleri bekleniyor. ABD’lilerin Ebu Acile’ye ceza indirimi karşılığında sahip olduğu bilgileri açıklaması şeklinde kendileriyle işbirliği yapmasını teklif edip etmeyecekleri henüz bilinmiyor.



Irak, İHA kullanımını “terörle mücadele yasası” kapsamına aldı

İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)
İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

Irak, İHA kullanımını “terörle mücadele yasası” kapsamına aldı

İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)
İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)

Irak Yüksek Yargı Konseyi, yetkili mahkemelere insansız hava aracı kullanıcıları hakkında ‘terörle mücadele yasası’ hükümlerini uygulamaları yönünde talimat verdiğini açıkladı.

Konsey tarafından dün yapılan açıklamada ‘yetkili mahkemelere, yasaya aykırı amaçlarla kullanılan insansız hava araçlarını üreten, kullanan veya bulunduran herkese 2005 tarihli ve 13 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerini uygulamaları yönünde talimat verildiği’ belirtildi.

Söz konusu yasa, Irak'ta ‘ulusal birliği ve toplum güvenliğini tehdit eden terör suçlarında ve eylemlerinde failleri yargılamak’ için başvurulan temel mevzuat olup fiili uygulayıcılar, kışkırtıcılar, planlayıcılar ve finansörler hakkında idam cezasına kadar hükmedilmesine olanak tanıyor.

Bir güvenlik yetkilisi, Yüksek Yargı Konseyi'nin bu talimatının özellikle silahlı grupların faaliyetlerini kısıtlamayı hedeflediğini vurguladı.

Başta Hizbullah Tugayları ve Nüceba olmak üzere çeşitli gruplar silahların devlet tekeline alınması planını reddediyor. İran ise yakın zamanda kendi tutumunun "anlaşılmasını" talep ettiğini duyurdu.


İsrail'in Mescid-i Aksa’nın idaresi üzerindeki kontrolünü güçlendirme girişimleri endişeleri artırıyor

Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
TT

İsrail'in Mescid-i Aksa’nın idaresi üzerindeki kontrolünü güçlendirme girişimleri endişeleri artırıyor

Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kudüs'teki Mescid-i Aksa ile ilgili herhangi bir karar alınmadığını ve oradaki ‘statükoyu’ değiştirme niyeti bulunmadığını defalarca kez öne sürmesine karşın Mescid-i Aksa çevresinde yaşanan her gelişme bunun tam tersini ortaya koyuyor.

İsrail, fiili durum itibarıyla Mescid-i Aksa’nın güvenliğini kontrol ediyor. Oysa onlarca yıldır uluslararası ve ikili anlaşmalar çerçevesinde gözetim hakkına sahip olan Ürdün Haşimi Krallığı'na bağlı İslam Vakıfları İdaresi Mescid-i Aksa’nın yönetiminden sorumlu.

Bununla birlikte İsrail, bu idareyi sessiz sedasız hedef alarak sahadaki fiili gerçeklikleri değiştirmeye çalışıyor.

Filistin yönetimine bağlı Kudüs Valiliği Vali Vekili Maruf er-Rifai, salı günü ‘İsrail'in İslam Vakıfları İdaresi’ni ve çalışanlarını sürekli olarak hedef aldığını, bu durumun idarenin mescitteki rolünü ve yönetim işlevini yerine getirme kapasitesini tehdit ettiğini’ söyledi.

sdc
İran, İsrail ve ABD arasında ateşkes anlaşması imzalanmasının ardından Kudüs’ün Eski Şehri’ndeki El-Aksa Camii avlusunda bir işçi, alanı temizliyor (AP)

Rifai açıklamasında işgal makamlarının Mescid-i Aksa içindeki görevli ve personel sayısını sistematik biçimde azaltma politikası izlediğini teyit etti. Buna göre her vardiyada 50 kişi olması gereken görevli sayısı 20'ye düşürüldü. Bu durum yıllardır Mescid-i Aksa’nın güvenlik sisteminin karşılaştığı en ağır krizlerden biri.

Rifai, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu tarihi, keskin ve emsalsiz gerileme, 37'den fazla görevli ve personelin mescitten uzaklaştırılması ve Batı Şeria'dan gelen 30 idari personelin erişim izninin iptal edilmesi dahil bir dizi keyfi uygulamanın ürünüdür. Bu durum, idari, teknik ve hizmet boyutlarıyla Vakıflar İdaresi’nin farklı birimlerinde açık bir felce uğrattı.”

Rifai, söz konusu uygulamaların İslam Vakıfları İdaresi’nin rolünü zayıflatmayı ve mescidin yönetim kapasitesini engellemeyi hedefleyen daha kapsamlı bir İsrail politikasından bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

Açıklamaya göre İsrail, Vakıflar Dairesi'nin bakım ve restorasyon çalışmaları yapmasını engellemeye devam ediyor. Mescid-i Aksa avlusunda zorunlu olan basit işleri bile sekteye uğratıyor. Öte yandan polis, İmam Gazali Kubbesi, Daru'l-Hadis eş-Şerif, Süleyman Kubbesi ve Musa Kubbesi gibi yapılar için güvenlik bahanesiyle Mescid-i Aksa'daki tesis ve tarihi alanlara el koyma politikasını artırarak sürdürüyor.

Rifai, “Tüm bunlar Mescid-i Aksa içinde yeni fiili gerçeklikler dayatmaya yönelik tehlikeli bir eğilimi yansıtıyor” diye vurguladı.

Tüm bunlar, işgal polisi ile aşırı sağcı ‘Tapınak’ grupları arasında emsalsiz bir koordinasyon düzeyini yansıtan başka adımlarla eş zamanlı gerçekleşti. İşgal polisi 3 Haziran'da ‘Tapınak Dağı Birimi’ olarak adlandırdığı yapıya yeni gönüllüler kazandırmayı hedefleyen bir kampanya başlattı. Söz konusu birim, yerleşimcilere eşlik ederek mescide baskınlarını güvence altına almak ve onları korumakla görevlendiriliyor.

Rifai, bu yönelimin işgalci İsrail’in Mescid-i Aksa içinde aşırılıkçı grupların nüfuzunu genişletmeye çalıştığını açıkça ortaya koyduğunu vurguladı. Bu girişim, İslam Vakıfları İdaresi’nin rolünü kısıtlama ve çalışmalarını engelleme girişimleriyle eş zamanlı yürütülüyor. Böylece Mescid-i Aksa ve ona bağlı alanların İsrail’in kontrolüne geçirilmesi projesine zemin hazırlanıyor.

Mescid-i Aksa üzerindeki egemenlik savaşı

Mescid-i Aksa üzerindeki egemenlik mücadelesinin geçmişi çok eskilere uzanıyor. Bu mücadele İsrail'in kurulması kararından önce başladı. Siyasi, güvenlik ve çok cepheli hassasiyetler olmasaydı İsrail bu meseleyi çok daha erken çözüme kavuşturmuş olabilirdi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı'na göre hikâye 1924 yılında Şerif Hüseyin bin Ali döneminde başladı. Mescid-i Aksa'nın tüm hakları o dönemde kendisine bırakıldı. Bu gelenek, 1954 yılında Mescid-i Aksa ve Kubbetu's-Sahra'nın imarı için bir komisyon kuran merhum Kral Hüseyin bin Talal döneminde de sürdü. Ürdün'e bağlı İslam Vakıfları İdaresi, bu kutsal mekanlar üzerinde gözetim yetkisini elinde bulunduran son dini idari otorite olması nedeniyle bu uygulama İsrail'in Kudüs'ü işgalinin ardından da devam etti. Ürdün'ün 1988'de Batı Şeria ile yasal ve idari bağını kopardığını ilan ettiğinde, kentin bir boşluğa düşmesine ya da işgalin buraya sızmasına zemin hazırlamamak amacıyla Kudüs şehri bu kararın kapsamı dışında tutuldu.

Ürdün, 1994'te İsrail ile imzaladığı ‘Vadi Arabe Barış Anlaşması’ uyarınca Kudüs'teki dini işlere ilişkin gözetim hakkını korudu.

2013 yılının mart ayına gelindiğinde Ürdün Kralı Abdullah ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin’deki Kudüs ve kutsal mekânlar üzerinde Ürdün Haşimi Krallığı'nın ‘vesayet ve savunma hakkını’ teyit eden bir anlaşma imzaladı.

xsdfv
Kudüs’teki Mescid-i Aksa avlusunda, Kubbetu’s-Sahra yakınlarında sabah namazını kılan cemaat (AFP)

Filistin Yönetimi Ürdün'ün kutsal mekânlar üzerindeki gözetim rolünü kabul ediyor, ancak bu durum İsraillilerin hiç hoşuna gitmiyor.

İsrail, yıllar içinde Mescid-i Aksa üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı, İslam Vakıfları İdaresi’nin rolüne karşı girişimlerde bulundu, her olayı mekân üzerindeki tam hâkimiyetini sergileme fırsatına dönüştürdü. Savaşlar ve dini bayramlar sırasında Müslümanların Mescid-i Aksa’ya erişimini engelledi. Erişimi kısıtladı ve belirli yaş ve kategorilerin yalnızca belli zamanlarda girebileceğini belirledi.

İsrail hükümetleri Mescid-i Aksa’ya baskınları destekledi. Bakanlar bu baskınlara öncülük etti. Hem İsrailli hem Filistinli taraflar, 1969 yılında Mescid-i Aksa içinde yer alan Kıble Mescidi’nin yakılması olayından başlayarak 2000 yılındaki Mescid-i Aksa İntifadası'na, ‘Aksa Hareketi’ ve ‘Kapılar Savaşı’ gibi küçük çaplı çatışma ve intifadalara, 2021'de Gazze'de Hamas ile yaşanan toğyekun savaşa ve son olarak Hamas'ın büyük ölçüde Mescid-i Aksa ile ilgili gerekçelerle başlattığı ‘Aksa Tufanı’ adını verdiği 7 Ekim’de başlayan savaşa kadar uzanan süreçte kutsal mekândan kaynaklanan pek çok çatışmayı birlikte deneyimledi.

cfvrbg
Aşırı sağcı İsrailli Bakan Itamar Ben-Gvir, geçtiğimiz perşembe günü Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Mescid-i Aksa avlusunda İsrail bayrağıyla poz verirken (Reuters)

Filistinliler, Ürdünlüler ve tüm Müslümanlar Mescid-i Aksa'yı İslam dininin üçüncü en kutsal mekânı olarak benimseyip tüm Müslümanlara ait olduğunda ısrar ederken fanatik Yahudi gruplar bir gün orada ‘Tapınak’ inşa edeceklerini söylüyor.

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben Gvir, son iki yılda Mescid-i Aksa’ya düzenlenen çok sayıdaki baskına öncülük etti. Orada Yahudi inancına göre ibadet etti ve ‘Tapınağın yıkılışı’ olarak adlandırdıkları yıldönümünde başkalarını da burada ibadet etmeye teşvik ederek Mescid-i Aksa’da ‘hâkimiyet ve egemenlik’ kuracağı vaadinde bulundu.

İsrail Başbakanı Netanyahu, Mescid-i Aksa’nın statükosunun değişmeyeceğini söylese de İsrail'de pek çok kesim Ben Gvir ve Yahudi yerleşimcilerin bu statükoyu fiilen ihlal edip değiştirdiğini öne sürdü.

Filistin meselesine ilişkin sürdürülen çok sayıda müzakere sürecinde Mescid-i Aksa üzerindeki İslami egemenliğe son verilmesini, İslam Vakıfları İdaresi’nin feshedilmesini ve Mescid-i Aksa’nın denetimini İslam Vakıfları İdaresi’nin yerine işgal devletinin de dahil olduğu uluslararası bir kurula devredilmesini öngören ve ABD tarafından hazırlandığı belirtilen bir plana dair haberler sızdı. Ancak ABD, böyle bir plandan haberdar olmadığını savunurken İsrail, herhangi bir yorum yapmadı.


Filistinlilerin, Gazze’den sürülmesi yeniden gündemde

BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
TT

Filistinlilerin, Gazze’den sürülmesi yeniden gündemde

BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)
BM'in son raporunda, İsrail'in Gazze'de devam eden saldırılarıyla soykırımı sürdürdüğü bildirildi (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yeni Ulusal Güvenlik Danışmanı Shmuel Ben Ezra, Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilerin "gönüllü göçü" için plan hazırlanması amacıyla acil toplantı düzenledi.

Haaretz'in aktardığına göre salı günü düzenlenen toplantıya İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Şin Bet ve Mossad yetkilileri katıldı. Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Mossad yetkilileri, toplantıda hiçbir ülkenin Gazzelileri almayı kabul etmediğini hatırlatarak, konuyla ilgili bir gelişme olmadığını söyledi.

İsrail ordusu, mayısta düzenlediği operasyonda Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin Kassam Tugayları'nın lideri Muhammed Odeh'in öldürüldüğünü duyurmuş, Filistinli örgüt de bunu doğrulamıştı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, harekatın ardından yaptığı açıklamada "gönüllü göç" planının vakti geldiğinde uygulanacağını söylemişti.

Tel Aviv yönetimi, Filistinlileri Gazze Şeridi'nden sürme planlarını birçok kez gündeme getirmişti. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde hazırlanan barış planında "Filistinlilerin bölgede kalmaya teşvik edilmesi ve kendilerine daha iyi bir Gazze'nin inşasında yer alma fırsatı tanınması" gerektiği bildirilmişti. Ancak Trump yönetimi daha önce de Filistinlilerin bölgeden sürüleceğini, Gazze'nin lüks bir tatil bölgesine dönüştürüleceğini duyurmuştu.

Kaynakların aktardığına göre güvenlik yetkilileri, Ezra'nın acil toplantı düzenleyerek konuyu yeniden gündeme getirmesine şaşırdı. Diğer yandan bir savunma yetkilisi, bunun Netanyahu'yla Trump arasında yapılmış gizli bir anlaşmanın parçası olabileceğini öne sürüyor. ABD'nin, İran'la anlaşma yaparak İsrail'i zor duruma soktuğunu, Beyaz Saray'ın bunu telafi etmek isteyebileceğini savunuyor.  

İsrail yönetimi, Filistinlilerin Kongo ve Somaliland gibi üçüncü ülkelere gönderilmesi için geçen yıl diplomatik faaliyetler yürütmüş ancak bunlardan sonuç alınamamıştı. Tel Aviv, Somali'den ayrılarak tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Somaliland'ı Aralık 2025'te tanımıştı.

Bunlara ek olarak Tel Aviv yönetiminin, Gazzelileri göndermek için Endonezya, Uganda, Güney Sudan ve Libya'yla görüştüğüne dair haberler çıkmıştı.

Amerikan haber ajansı AP'nin araştırmasında, geçen yıl mayıs ve kasım arasında Filistinlilerin Güney Afrika ve Endonezya'ya götürüldüğü, bu uçuşların İsrailli asker ve eski istihbarat görevlileri tarafından kurulan radikal sağcı Ad Kan örgütü tarafından fonlandığı belirlenmişti.

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel, AP