Ramallah ve İsrail ile ilişkilerde Hamas'ın öncelikleri neler?

35'inci yıldönümünü vesilesiyle Hamas, çetrefilli sorularla karşı karşıya, seçenekler sınırlı ve Fetih ile uzlaşma müzakereleri farklı nedenlerle ertelendi

Hamas, siyasi ve stratejik sahneyi yönetmeye devam etme çıkmazıyla karşı karşıya / Fotoğraf: AFP
Hamas, siyasi ve stratejik sahneyi yönetmeye devam etme çıkmazıyla karşı karşıya / Fotoğraf: AFP
TT

Ramallah ve İsrail ile ilişkilerde Hamas'ın öncelikleri neler?

Hamas, siyasi ve stratejik sahneyi yönetmeye devam etme çıkmazıyla karşı karşıya / Fotoğraf: AFP
Hamas, siyasi ve stratejik sahneyi yönetmeye devam etme çıkmazıyla karşı karşıya / Fotoğraf: AFP

Tarık Fehmi
Hamas, 35'inci yıldönümünü vesilesiyle, Gazze Şeridisokaklarındaki varlığını sergileyerek, Batı Şeria'ya,'Ramallah'ta bir varlık aramak için birçok yönde çalıştığına dair önemli ve düşündürücü bir mesaj'gönderdi.
Hareket, özellikle İsrail tarafındaki mevcut siyasi atmosfer ve aşırı sağcı bir hükümetin kurulmasıyla birlikte şu anda ana kartlarını ve hesaplarını yeniden düzenliyor.
Öyle ki mevcut atmosfer, hareketi neler olup bittiğini yeniden okumaya ve bunlarla başa çıkma mekanizmaları aramaya itiyor.

Karışık ilişkiler
Hamas hareketi ile Filistin Yönetimi arasındaki ilişkiler, son dönemde Ramallah yönetiminin Batı Şeria'da hareketin bazı üyelerini tutuklamasının ve bir uzlaşma çerçevesinde serbest bırakmayı reddetmesinin ardından geniş bir gerilim alanına girdi.
Yönetim, Batı Şeria'daki siyasi varlığını göstermeye çalışırken, özellikle Kudüs'te yaşanan gelişmeler ve olaylar da Hamas'ı sadece Gazze Şeridi'ni değil tüm Filistin topraklarını savunma çemberine sokuyor.
Bu durum, harekete özellikle Nablus, Kudüs ve Cenin olmak üzere Batı Şeria'daki şehirlerde gerçekleşen gösterilerde ve halk hareketi açısından sembolik bir varlık kazandırıyor.
Ayrıca bu, iki taraf arasındaki uzlaşma yolunu tamamlamak için aralık ayı sonunda Cezayir'de Hamas Hareketi ile bir araya gelmesi beklenen Filistin Yönetimi'ne hitap etmiyor.
Filistin Yönetimi'nin zayıflığı, hedeflerinin dağılması ve çöküşü ortasında Hamas, Batı Şeria'yı bir sonraki hedef olarak görüyor. Bu nedenle de deneyime sahip hazır bir alternatif olacak.
Hareket, hem yasama hem de cumhurbaşkanlığı seçimlerini yapma seçeneğine bel bağlarken, önce bölünmeyi sona erdirmek ve Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) statüsünü reforme eden bir sonraki adıma geçmek amacıyla bu seçimler için çabalıyor.
Ayrıca İsrail'i yok etmek isteyen bir terör hareketi olarak görülmeye devam etmek yerine gerçek meşruiyete ve resmi bir varlığa geçmeyi amaçlıyor. 
Seçimlere katılma meselesi, özellikle şu ana kadar pek olası olmayan seçimlerde FKÖ'nün de varlık gösterecek olması nedeniyle, günümüzde hala hareket içinde büyük bir siyasi tartışma konusu.
Zira FKÖ'nün varlığı, İsrail'in bütünüyle resmi olarak tanınması anlamına geliyor. Her halükârda hareket, şu anda Filistin Yönetimi'ne herhangi bir taviz vermeyecek.
 
Gerçek kriz
Hamas, siyasi ve stratejik sahneyi yönetmeye devam etme çıkmazıyla karşı karşıya. Filistin İslami Cihat Hareketi'nin yanında son çatışmalara girmedi.
Bu durum ise kendisini, direnişi terk etmek ve Gazze Şeridi'nde cihatçı grupların tavrını desteklemekle suçlanma çemberine soktu.
Bu durum, hareket için büyük bir sıkıntıya neden olurken, Hamas'ın mücadele edebilecek bir direniş hareketi değil, siyasi bir parti olduğuna ilişkin tavırlara yol açtı.
Hamas liderleri ise gerçek bir sorun olmadığı, direnişin bir seçenek değil, daha çok bir gerçeklik ve Hamas'ın diğer Filistinli gruplarla ilişkileri çerçevesinde üzerine inşa edilebilecek bir konum olduğu yönünde açıklamalar yaptı.
Ayrıca Hamas, takındığı tavrın göz ardı edilemeyecek önemli hesaplamalara dayandığını, hareketin hala güçlü olduğunu, siyasi ve stratejik seçeneklerini ve pozisyonlarını İsrail tarafına dayattığını ve ateşkesin istikrara kavuşturulmasının hala önemli ve var olan bir gerçeklik olduğunu vurguladı. 
Gerçekler ise hareketin Filistin Yönetimi ile ilişkilerinin yeniden kurulmasının biraz zaman alacağını, uzlaşmanın gerçekleşmeyeceğini, Hamas'ın Gazze'deki varlığını yeniden konumlandırdığını ve meselenin kapandığını gösteriyor.
Dolayısıyla uzlaşı sağlanan konuları tamamlayabilecek bir arabulucu olarak Cezayir'den bahsetmek mümkün olmayacaktır.
Zira Cezayir bildirgesinin başarılı olabilmesi için, önemli önceliklere, görevlere ve unsurlarını tasfiye edecek kapsamlı bir anlaşmaya ihtiyacı var.
Filistin Yönetimi, özellikle şu anda Hamas'ın Batı Şeria'da herhangi bir siyasi veya sosyal faaliyetine izin vermemekte kararlı.
Ayrıca Filistin sokaklarında kamusal veya özel faaliyetler yoluyla yapılacak herhangi bir uygulamaya da engel olacaktır.
Bu durum ise günümüzde yaşananları ve kuruluşundan 35 yıl sonra Hamas hareketinin varlığını kutlamak için yaptığı hazırlıkları açıklıyor.

Belirlenmiş öncelikler
Hareket şu anda hareketin finansmanı ve faaliyetleri üzerindeki kısıtlamalar ortasında bahsedilen konuların nasıl inşa edileceği, silahlanma sistemini kimin finanse ettiği ve Türkiye ve İran'a bel bağlama açısından yaşananlar ortasında kimden eğitim alınacağı da dahil olmak üzere bir dizi sorunla meşgul.
Hareketin siyasi makamı son dönemde tacize uğramaya başladığı için Malezya, Endonezya ve hatta bazı Orta Asya cumhuriyetlerinde ve özellikle Rusya'da, ticari kanallar ve kaynaklar açılması konusunda da tartışmalar var.
Ayrıca İsrail'in Türk şehirlerindeki eğitim ve hazırlık merkezlerini kapatma şartı ortasında Hamas, başka yerlere ihtiyaç duyuyor. Bu da Ürdün'e geri dönüş ihtimaline dair soru işaretlerine neden oldu.
Hareket, aşırı sağın iktidara gelmesi ortasında İsrail'le var olan statükoyu olduğu gibi koruma kriziyle karşı karşıya. Bu durum, Hamas'ın çatışma isteyen ve gece gündüz açıkça Şeridi vurmak ve mevcut sükûneti bozmak için çağrıda bulunan bu aşırılık yanlısı yüzlerle nasıl başa çıkılacağını derinlemesine araştırdığını gösterecektir.
Hareket de içerisinde bulunduğu dönemde bunları öncelikleri arasına koyuyor. İktidar koalisyonunun güçlenmesini sürdürebilecek yeni bir çatışmaya girme korkusuyla, İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu'nun bağlı kalmak istediği mevcut sahnenin devamını sağlamak için Mısır ve Katar arabulucuları aracılığıyla mesajlar vermeye çalışıyor.
Durum, ilk günlerinde hükümet içinde daha fazla çatlaklara yol açabilir. Dolayısıyla Hamas hareketi, sakinleşmek için çalışacak ve bir sonraki pozisyonları beklemeye başlayacak. Her halükârda hareketin askeri kanadı, İsrail'le yeni bir mücadele için çabalıyor. 

Hareket etme kriterleri
Şu anda Hamas içerisinde ortaya koyulan zorlu kontroller ortasında ve sakinleşme veya gerginliği tırmandırma öncelikleriyle ilgili çekişmeli koşullar ışığında Hamas, birkaç eksende hareketliliğe öncelik veriyor.
İlk olarak Hizbullah ve iç direniş örgütleriyle ilişkilerini güçlendirirken, Arap desteği eksenine bağlı ve (genel çerçevesi içinde Filistin'in pozisyonuna hizmet eden bir gelişme olsa bile) bazı kesimlerin girişimlerine izin vermiyor.
Fetih Hareketi ile herhangi bir çıkarı tamamlamak da öncelikleri arasında yer almayacak. Yani uzlaşının tamamlanması en azından öngörülebilir gelecekte ertelenecek. 
İkinci olarak ülke dışı da dahil gerçek, tutarlı, güçlü ve kabul görmüş bir meşruiyet elde etmeye hazırlık olarak, faaliyetlerini meşrulaştırmaya yöneldi.
Bu durum, geçmişe nazaran farklı bir konum inşa etmeyi amaçlayan Hamas içerisinde genel bir tavır oluşturma çerçevesinde gelişti.
Zira bölgedeki ve bölge dışındaki istikrarsızlık durumu, Hamas'ın böyle bir adım atmasını gerektirecek.
Hamas hareketi, bölgedeki ana aktörlerin, kendisiyle başka bir taraf olarak değil, önde gelen bir taraf olarak onunla ilgilenmeye devam edeceğinin ve Filistin Yönetimi'nin, belirli ve önemli çevrelerde resmi olarak hareket etmeyi sürdüreceğinin de farkında.

Son notlar
Hamas hareketinin '35 yıl önce göreve başlama' kutlamasının yıldönümünde, 'alternatif seçeneklerin neler olduğu' ve 'hareketin, sivil ve askeri çerçevesiyle bir süreklilik ve karşı tarafla mücadele kriziyle karşı karşıya kalıp kalmayacağı' da dahil olmak üzere pek çok önemli soru gündeme geliyor.
Hamas, hala fon sağlamakla kalmayıp, Gazze Şeridi içerisinde ve dışında hesapları yeniden düzenlemeye, seçimler yapılana kadar ana çıkarlarına ulaşmak için birden fazla yol üzerinde çalışmaya yönelmiş durumda.
Ayrıca Hamas, gerçekçi ve faydacı bir hareket olduğu için her yönde ve eğilimde çalışacak, tek bir yolda durmayacaktır.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.