Alzheimer'ın erken teşhis ve tedavisinde kullanılabilecek robotik bir sistem keşfedildi

Dünyada bir ilke imza atan Prof. Dr. Ali Ertürk, DISCO MS adındaki robotik sistemi geliştirdi. Cell dergisine kapak olan araştırmada, Alzheimer’ın erken teşhis ve tedavisinde kullanılacak robotik bir sistem keşfedildi

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe
TT

Alzheimer'ın erken teşhis ve tedavisinde kullanılabilecek robotik bir sistem keşfedildi

Kolaj: Independent Türkçe
Kolaj: Independent Türkçe

Almanya Helmholtz Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Ali Ertürk, dünyada bir ilke imza atarak DISCO MS adındaki robotik sistemi geliştirdi.
Cell dergisine kapak olan araştırmada, Alzheimer'ın erken teşhis ve tedavisinde kullanılacak robotik bir sistem keşfedildi.
Bu sayede Alzheimer'a ya da kalp krizine neden olan bütün plaklara bakmak mümkün olurken, erken evrede oluşan plaklar da tespit edilebiliyor. 
Independent Türkçe'den Esra Öz, Prof. Dr. Ali Ertürk ile Alzheimer'ın erken teşhis ve tedavisinde kullanılacak robotik bir sistem hakkında konuştu.

Alzheimer olan birinin beyninde milyonlarca plak bulunuyor.
Ancak bu kişi 80 yaşında milyonlarca plak olduğunda değil, belki 40 yaşındayken oluşan 1-2 tane plağın bulunmasını sağlayabiliyor.
Böylece, bu plakların nasıl geliştiğini anlamak da mümkün oluyor.     
Üzerinde çalıştıkları robotik sistemle ilgili Prof. Dr. Ali Ertürk, "Alzheimer hastalığının ilk evrelerinde oluşan plakları bularak, analiz edebiliyor. Böylece hem erken teşhis hem de erken dönemde tedaviyi sağlayabiliyor" dedi. 
 
Almanya Helmholtz Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Ali Ertürk

Kanser araştırmalarında da kullanılabilecek
Bu yöntem kanser metastazıyla ilgili araştırmalarda da kullanılabiliyor.
"Vücutta oluşan birkaç tane metastazı bulup, analiz ederek hem yerini görmüş oluyoruz hem de neden olduğunu anlamak mümkün hale geliyor. Böylece müdahale etme şansımız oluşuyor" diyen Prof. Dr. Ertürk, araştırma ile ilgili şu bilgileri verdi:
"Metastaz bütün vücudu sardıktan sonra nereden örnek alınırsa alınsın, aslında hastalığa anlamlı bir katkı sağlamıyor. Bütün dünyada metastaz olduktan sonraki sürecin üzerinde durulurken, biz birkaç küçük metastazı, şeffaflık yöntemiyle tespit ettikten sonra hemen moleküler analizini yaparak, bu metastazın neden olduğunu anlayabiliyoruz. Bu teknolojinin en güzel yanı, hastalıkların erken evrelerinde nasıl oluştuğunu, nereden başladığını ve hangi moleküllerin sebep olduğunu anlayıp, onlara karşı hem teşhis hem de tedavi açısından yeni bilgiler sunması."

Prof. Dr. Ali Ertürk'ün geliştirdiği "DISCO MS" adlı robotik sistem araştırması Cell dergisine kapak oldu​​​​

Sistem nasıl çalışıyor?
Alzheimer ve kalp krizine neden olan yeni proteinler keşfedildi. Bu keşfi sağlayan DISCO MS adındaki robotik sistemi de geliştiren Ertürk, bu sayede Alzheimer olan beyindeki plakları çıkartılabildiğini belirtti.  
3 boyutlu moleküler analiz yapmanın mümkün hale geldiği çalışmada hem fare beyni hem de insan kalbi kullanıldı. 
Fare beyninde Alzheimer modeli oluşturularak, şeffaflaştırma yöntemi bütün fare vücudunda uygulandı. Böylece, farklı yerlerdeki savunma hücrelerinin karşılaştırmalı analizleri yapıldı. 
Ayrıca, kalp krizinden ölen insanların kalpleri şeffaflaştırılarak, lazerli mikroskoplarla taranıp damarları tıkayan plakların görüntüleri yakalandı.
Robot sayesinde dokular çıkartılıp, moleküler analizi yapıldı. 
Prof. Dr. Ali Ertürk, bu çalışmadaki amacının o plakların oluşmasına neden olan moleküler yapıları anlamak olduğunu söyledi. 

Alzheimer'a neden olan yeni proteinler keşfedildi
Alzheimer'a neden olan Amiloid-beta peptid (Aβ) plakları, Tau Proteini gibi proteinler araştırmada da tespit edildi. Bunların tespit edilmesinin metodun çalıştığının bir göstergesi olduğunu söyleyen Ertürk, "Daha önce keşfedilmemiş, yeni proteinler bulduk. Bu nedenle aslında Alzheimer hastalığına neden olan mekanizmanın düşünüldüğünden daha karmaşık olduğu anlaşıldı" dedi. 
Kalp krizine neden olan proteinler de keşfedildi
Araştırmada kalp krizinden ölen insanların kalpleri incelendi. Kalp krizinden ölen kişilerin kalbinde plakların büyüdüğü ve damarı tıkadığı gözlemlendi.  
Prof. Dr. Ali Ertürk, "Tespit ettiğimiz bazı proteinler, bu plakların oluşmasına ve büyümesine neden oluyor" diyen Ertürk, "Plakları analiz ederken yeni proteinler keşfettik. Artık onların küçük boyuttan büyüğe dönüşümünü engelleyebilecek, elimizde moleküler bilgiler var. Bunların üzerinde çalışmalar yapıyoruz" şeklinde konuştu. 

Bu proteinlerin hem Alzheimer hem de kalp krizi ile bağlantıları nedir? 
Bu proteinlerin hastalıkların oluşmasıyla ilgili bağlantılarını araştırdıklarını söyleyen Ertürk, bu sayede hastalıkları da engelleyebilme ihtimali üzerine çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.     
"Önceden sadece hastalığın, kalbe etkisinin küçük bir kısmını görebiliyorduk" diyen Ertürk, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Belki kalbin farklı yerinde, farklı moleküller işin kötü gitmesine neden oluyor. Bizim metotta, kalbin küçük bir parçasına bakmak yerine, bütününe bakabiliyoruz. Bu sayede ne kadar farklı sorun varsa, onları yakalayıp moleküler açıklamalarını elde edebiliyoruz. Bu çok heyecan verici bir yöntem çünkü, bütün hastalıklara uygulanabilir."
"Biyolojik dokuları 3 boyutlu şekilde detaylı olarak incelemek mümkün hale geldi"
Geliştirilen teknolojiye DISCO MS, adını veren Ertürk, "Metot sayesinde, biyolojik dokuları 3 boyutlu olarak moleküler seviyede analiz edebiliyoruz. Patologlar, biyolojik dokuların küçük bir parçasını kesip, boyama yapıp mikroskop altında inceliyorlar. Bizim geliştirdiğimiz metotta kesmeden bütün parçaya bakıp, ondan sonra moleküllerini araştırmaya geçebiliyoruz. Şeffaflık teknolojisiyle, Proteomiks metodunu birleştirmek için yeni bir robot yaptık. Bu robot, şeffaf dokuları görüntüleyerek, bir biyopsi iğnesiyle bazı örnekler alıp, moleküler analiz yapmak üzere makineye götürüyor. Hızlı bir şekilde biyolojik dokuları 3 boyutlu çok detaylı olarak analiz edebiliyoruz" ifadelerini kullandı.
 
Vücuttaki hastalıklı hücreler tespit edilebiliyor
Şeffaflık metodu, kanser yayılımının hücre seviyesinde tespit etmesini de sağladı. Tüm vücut şeffaflaştırıldıktan sonra görüntülendi ve yapay zekayı kullanarak kanser hücrelerinin yerleri tespit edilebildi. 
Şeffaflık metodu ile vücut içine bakarak, patolojik olayları gösterdiklerini belirten Ertürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz sorunun türünü anlayıp, ona göre çözüm getirebilecek teknolojiyi geliştirdik. Mesela, kanser metastazını gösterebiliyoruz. Kanser hücrelerine parlayan moleküller ekliyoruz. Böylece onların nerede olduğunu görebiliyoruz. Ardından robotik ve moleküler analizler sonucunda sebeplerini anlayıp, yeni tedavi seçenekleriyle ilgili çalışmalar yapıyoruz."

"Alzheimer olan beyindeki plakları çıkartabilecek bir robotik sistem geliştirdik"
Kanseri sadece görüntülemenin, tedavi etmek adına yeterli olmadığını söyleyen Ertürk, "Kanser olan bölgeye inip, sebeplerini anlayıp, ona göre bir çözüm bulmamız gerekiyor. Bunu yapabilmemiz için de oradaki kanser hücrelerini veya Alzheimer olan beyindeki plakları çıkartabilecek bir robotik sistem geliştirdik. Bu robot direkt kanserin olduğu yere gidip, onu oradan çıkartıyor ve Kütle Spektrometresi dediğimiz proteomik analiz yapan 10 binlerce moleküle bakabilen makinenin içine yerleştiriyor. Hem kendi geliştirdiğimiz hem de başkalarının yaptığı bazı metotları birleştirdik. Biyolojik analizlerin çok hızlı ve tarafsız olmasını yani bütün moleküllere bakmamızı sağlayabilecek bir teknoloji geliştirdik" dedi.  

"Alzheimer için yeni tedavi yöntemleri geliştirebilecek kapılar açacak"
"Bu araştırma yeni tedavi yöntemleri geliştirebilecek kapılar açacak" diyen Ertürk, şu bilgileri paylaştı:
"Şu an biyolojik araştırmalardaki belki de en büyük sorunlardan biri; araştırmacılar genelde birkaç moleküle takılıp kalıyor. Mesela, Alzheimer'da Amiloid-beta peptid (Aβ) plakları veya Tau Proteini gibi birkaç molekül var. Gerçek hastalığın, sadece birkaç moleküle bağlı olacağını düşünüp, dünyadaki yüzlerce laboratuvar onlarca yıl onun üzerine çalışıyor. Bu durum aslında gelişimi engelliyor. Çünkü insan genomunda 25 -30 bin tane gen var ve belki de 100 binlerce protein oluşuyor. Bunlardan çıkan 100 binlerce molekülün hasarlı olup Alzheimer'a neden olabileceğini düşünmek gerekiyor. Bizim metodumuz bir anlamda bunun yolunu açıyor. Sadece birkaç moleküle bakmıyor, 100 binlercesine bakabiliyor ve böylece 'O birkaç bilinenin haricinde acaba farklı moleküller var mı?' sorusunun da yanıtını arıyor."
Bulunan bu tekniğin, birkaç farklı örnekle nasıl çalıştığı gösterildi. Böylece bu teknoloji hem bilimsel araştırma yapan laboratuvarlardaki bilim insanlarına hem de klinikte araştırma yapan doktorlara yardımcı olabilecek.
 
 
 



Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
TT

Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)

Yeni bir araştırma, bitter çikolata, yeşil ve siyah çay ile böğürtlen gibi bazı acı tatlı gıdaların ve içeceklerin, egzersiz yaparken görülen beyin aktivasyonuna benzer şekilde beyni uyarabileceğini ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Fox News’ten aktardığına göre, Japonya’dan araştırmacılar tarafından yapılan çalışma, bu yiyeceklerde bulunan flavanol adlı bitkisel bileşiklerin beynin uyarılmasını yalnızca kana karışarak değil, acı tatla ilişkili duyusal tepki aracılığıyla da tetikleyebileceğini gösterdi.

Çalışmada fareler üzerinde yapılan deneylerde, tek bir flavanol dozu, farelerin doğal hareketliliğini artırdı ve hafıza testlerinde performanslarını iyileştirdi. Bulgular, Current Research in Food Science (CRFS) dergisinde yayımlandı.

Araştırmacılar ayrıca dikkati, uyanıklığı ve stres düzenlemesini kontrol eden beyin bölgelerinin hızlı şekilde aktive olduğunu gözlemledi.

İnsanların tükettiği flavanollerin yalnızca çok küçük bir kısmı kana geçtiği için, etkilerin büyük olasılıkla duyusal sinirler aracılığıyla beyin ve kalbi etkilediği düşünülüyor.

Araştırmacılar, bu yaklaşımı ‘duyusal beslenme’ olarak adlandırılan yeni bir alanın parçası olarak değerlendiriyor. Bu fikir, yiyeceklerin tadı ve beraberindeki fiziksel hislerin biyolojik işlevleri doğrudan düzenleyebileceğini öne sürüyor.

Bu etki, hafif egzersiz sırasında yaşanan uyarılmaya benziyor; kısa süreli sempatik sinir sistemi aktivasyonu, bazen ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak tanımlanıyor ve kısa vadeli stres, odaklanma ve uyanıklığı artırabiliyor.

Japonya’daki Shibaura Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Naomi Osakabe, çalışmaya katıldığını belirterek, “Bu deneyin en önemli bulgusu, flavanol açısından zengin acı yiyeceklerin uyarımının ilk kez merkezi sinir sistemine nasıl iletildiğini göstermesi. Bu uyarım, kısa süreli hafızayı geliştiren bir stres tepkisi oluşturuyor ve dolaşım sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratıyor” dedi.

Osakabe, flavanolün beyin aktivitesini artırıcı etkisinin çok düşük bir dozda bile ortaya çıkmasının şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

Çalışmanın bazı sınırlamaları bulunuyor. Araştırma fareler üzerinde yapıldı ve kullanılan yiyecekler, birbirleriyle etkileşime girebilecek birçok bileşiğin karışımıydı.

Araştırmacılar, farelerde gözlemlenen etkilerin insanlarda da geçerli olup olmadığını belirlemek için daha geniş kapsamlı insan çalışmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.


Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
TT

Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)

Uluslararası bir araştırma ekibi, cilt kanserinin büyümesini neyin tetiklediğini ve tümörlerin bağışıklık sisteminin savunmasını nasıl atlattığını anlamada çığır açıcı bir adım attı.

New York, Meksika ve Brezilya'dan bir ekip, ABD'deki 200'den fazla melanom hastasının tümörlerini analiz ederek gen aktivitesini düzenlemeye yardımcı olan bir molekülün ("HOXD13" diye bilinen kilit bir protein) melanom tümör hücrelerini besleyen ve onlara oksijen ve besin maddeleri pompalayan kan damarlarının büyümesinde kritik rol oynadığını keşfetti.

Ayrıca sitotoksik "T hücreleri" diye bilinen kanser öldürücü beyaz kan hücrelerinin kan dolaşımındaki seviyelerinin, HOXD13 proteininin aktivitesinin yükseldiği melanom hastalarında daha düşük olduğunu ve bu hastaların T hücrelerinin tümörlere girme yeteneğinin azaldığını buldular.

Ancak araştırmacılar, HOXD13 proteininin aktivitesini baskılayınca tümörlerin küçüldüğünü gözlemledi.

Bu, en ölümcül cilt kanseri türü olan melanomla yaşayan 1 milyondan fazla Amerikalı için iyi haber.

Amerikan Kanser Derneği'ne göre, bu yıl ABD'de melanomla bağlantılı 8 bin 500'den fazla ölüm ve 112 bin yeni vaka bekleniyor.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi ve Perlmutter Kanser Merkezi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Dr. Pietro Berico yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Çalışmamız, HOXD13 transkripsiyon faktörünün melanom büyümesinde güçlü bir tetikleyici olduğunu ve hastalıkla savaşmak için gereken T hücresi aktivitesini bastırdığını gösteren yeni kanıtlar sunuyor.

Protein, tümörlerin çevresindeki alanı da değiştirerek bağışıklık sisteminin kanserle savaşma içgüdüsüne düşman hale getirdi ve kimyasal adenozin seviyelerini artıran CD73 proteini düzeylerini yükseltti.

Adenozin tümörler için bir kalkan görevi görerek T hücrelerinin geçmesini engelliyor.

Araştırmacılar HOXD13'ü kapattıklarında, tümörlere giren T hücrelerinde artış yaşandı.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi'nden öğretim üyesi Dr. Eva Hernando-Monge'ye göre bulgular, HOXD13'ün neden olduğu melanoma karşı yeni tedavi yollarının önünü açıyor.

Bu süreçleri hedef alan ilaçların güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek üzere ayrı klinik çalışmalar yürütülüyor.

Araştırmacılar, deneylerin başarıya ulaşması halinde HOXD13 seviyeleri yüksek kişilerde melanom tedavisi için bu ilaçları kullanmayı planladıklarını belirtiyor.

Mevcut melanom tedavileri hastanın teşhisine bağlı olmakla birlikte, ameliyat, kemoterapi, radyasyon ve hücreleri bulup yok eden kanser ilaçları, yani immünoterapi gibi çeşitli yöntemler var.

Derneğe göre ilaçlar çoğu zaman ilk basamak tedavi olarak kullanılıyor ve tümörleri uzun süre küçültebiliyor.

Melanom, tüm cilt kanseri vakalarının sadece yüzde 1'ini oluştursa da Birleşik Devletler'deki cilt kanseri kaynaklı yıllık ölümlerin büyük çoğunluğuna yol açıyor.

Independent Türkçe


Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature