İsrail'de aşırı sağcı yeni hükümet, Etiyopya kökenli Yahudilerin endişelerini artırıyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İsrail'de aşırı sağcı yeni hükümet, Etiyopya kökenli Yahudilerin endişelerini artırıyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail vatandaşı Etiyopya kökenli Yahudiler, 1 Kasım'da yapılan erken seçimden zaferle çıkan Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu'nun aşırı sağcılara ulusal güvenlikte geniş yetkiler verilecek koalisyon hükümeti döneminde topluluklarına yönelik polis şiddetinin ve ayrımcılığın artmasından endişe duyuyor.
Etiyopyalı Yahudiler Derneği Başkanı Efrat Yerday, Anadolu Ajansı (AA) muhabirine Etiyopya kökenli Yahudilerin İsrail'de maruz kaldığı ayrımcılık, polis şiddeti ve topluluğun ülkede ırkçı sicile sahip siyasetçilerin genişletilmiş yetkilerle yeni kurulacak hükümette yer almasına ilişkin endişelerini değerlendirdi.
Netanyahu'nun yarın İsrail meclisine güvenoyu için gidecek aşırı sağcı koalisyon hükümetinde, halkı kin ve düşmanlığa tahrikten hüküm giyen Yahudi Gücü lideri Ben-Gvir'in kolluk kuvvetlerinden sorumlu Ulusal Güvenlik Bakanlığı'na getirileceğini belirten Yerday, bu ismin Etiyopya Yahudilerinin polis şiddetine ilişkin tedirginliklerini artırdığını söyledi.
Yerday, Ben-Gvir'in, 1980'li yıllarda, Filistinlilere yönelik yurt dışında terör saldırıları düzenlediği için İsrail'de yasaklanan ve bir dönem ABD'nin terör örgütü kabul ettiği Mehir Kahana'nın kurucusu olduğu "Kah" hareketine bağlı olduğunu hatırlattı.
Ben-Gvir'in ülkedeki polis teşkilatıyla ilgili değişiklikler yapmayı planladığını kaydeden Yerday, "Ben-Gvir, polisin ateş açma kriterlerinin daha serbest hale getirilmesini istiyor. Zaten hesap sorulabilirlik düzeyi düşük İsrail polisini politize edecek adımlar planlıyor. Polisi politize etmek, bu gücü daha kokuşmuş ve daha ırkçı hale getirecek" dedi.
Yerday, Ben-Gvir'in avukatlık yaptığı kuruluşun Filistinlilere ırkçı saldırılar düzenleyen, terör eylemlerine karışan Yahudi yerleşimcilerin vekilliğini yaptığını aktararak, yeni Ulusal Güvenlik Bakanı'nın Filistin-İsrail sorununun Filistinlilere daha fazla baskıyla çözüleceğine inandığını ifade etti.
Filistinlilere ve Etiyopyalı Yahudilere yönelik polis şiddetini "aynı baskı sisteminin iki yüzü" olarak niteleyen Yerday, şöyle devam etti:
"Polisin bir gruba yönelik şiddet ve orantısız güç kullanımı, o grupla sınırlı kalmaz. İsrail polisi, bunları Filistinlilere karşı kullandığı gibi Etiyopyalı Yahudilere karşı da kullanıyor. Ben-Gvir'in Filistinlilere yönelik düşünceleri bizim için de tehdit oluşturuyor çünkü vatandaşlık hiyerarşisinde biz de altta yer alıyoruz. İsrail'deki vatandaşlık sistemi bu şekilde çalışıyor."

"İsrail devlet sistemi beyaz üstünlükçülüğünü savunuyor"
Yerday, İsrail'in bağımsızlık bildirgesinde (megilat Ha'atzmaut) "İsrail devleti din, ırk veya cinsiyete bakılmaksızın tüm vatandaşlarına sosyal ve siyasi haklarında tam eşitliği sağlar" maddesi bulunmasına rağmen bunun uygulamadığının altını çizerek, İsrail devletinin eşit haklar sistemi geliştirmediğini, aksine Yahudi halkı ve Yahudi olmayanlara yönelik anayasal hiyerarşik vatandaşlık mekanizması oluşturduğunu söyledi.
İsrail'in "tek günahının Filistin topraklarını işgal etmek olmadığını" dile getiren Yerday, "ABD'deki beyaz üstünlükçülüğü ülkenin anayasasına gömülü ve baskı tarihi üzerine kuruluyken, aynı üstünlükçülüğün İsrail versiyonunda anayasal devlet politikası olarak Siyonizm'e dayanıyor" ifadesini kullandı.
Yerday, İsrail'in ırkçılık veya beyaz üstünlükçülüğü ilişkisinin tartışılmasını engellemek için kavramlar geliştirdiğini kaydederek, şöyle devam etti:
"Etiyopya asıllı İsraillileri vatandaş olarak tartışmak yerine onları kabile veya etnik grup anlamına gelen 'eda' tabiriyle ifade ediyorlar. Yine bu bağlamda ırkçılık yerine birinin hakkını tam alamadığını söylemenin bir yolu olarak 'kipuach' ifadesini kullanıyorlar. Böylece durum yumuşatılıyor. Bu tür kavramlar, Yahudi olan veya olmayanlar üzerindeki baskı sisteminin devam ettirilmesine yarıyor. Eğer bunlar deşifre edilirse beyaz üstünlükçülüğüne dayanan ve vatandaşlar arasında hiyerarşik düzen kuran altyapı açıkça görülür."
Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan gelen Yahudilere (Mizrahiler) karşı ırkçılık ve ayrımcılığın son yıllarda gündeme gelmeye başladığını anlatan Yerday şu değerlendirmede bulundu:
"Yahudi olduğu için İsrail'e getirilen tek siyahi grup Etiyopya Yahudilerinin karşılaştığı ayrımcılıksa hala büyük ölçüde konuşulmuyor. İsrail devletinin, Etiyopya asıllıların Yahudiliğini tam ve meşru kabul etmeyi reddetmesi, ten rengi gerçeğinden ayrı değerlendirilemez. İsrail devleti kuruluşundan bu yana Etiyopya Yahudilerini ülkede istemiyor. Bu İsrail'in genlerinde var."

Etiyopya asıllı Yahudilerin protesto gösterileri
Yerday, 2015'te 2 İsrail polisinin Etiyopya Yahudisi asker Demas Fikadey'e şiddet uyguladığı görüntülerinin ortaya çıkmasının ve 2019'da Etiyopya kökenli Solomon Tekah'ın polis tarafından vurularak öldürülmesinin ardından kitlesel protesto gösterilerinin başladığını anımsattı.
İsrail'de devlet politikası olarak Etiyopyalı Yahudilerin gettolaştırıldığını ifade eden Yerday, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İsrail polisi Etiyopya Yahudilerinin yaşadığı mahallelere girince istediğini yapabileceğini düşünüyor çünkü genellikle, Etiyopya Yahudileri fakir ve iyi düzeyde İbranice konuşamayan insanlar. Etiyopya asıllılar en temel insan haklarını elde edemiyor. Polis bir grup çocukla tartışıyor ve onlardan birini vurmaya karar veriyor. Akşam saatlerindeyse 19 yaşındaki Solomon Tekah'ı parkta vuruyor. Polis bu şekilde davranmakta rahat hissederse bu doğal olarak ölümlerle sonuçlanıyor."
Yerday, olaylar sonrası Etiyopyalı Yahudilerin düzenlediği gösterilere, çok sayıda polisin katı şekilde müdahale ettiğini aktararak, şu ifadeleri kullandı:
"Protestolara karşı bu kadar çok kolluk kuvvetinin görev yapması beni şaşırtmıştı. Daha önce Etiyopya asıllıların organize etmediği gösterileri de gözlemleme fırsatım oldu. Etiyopya asıllılara müdahale edilirken çok yüksek ses yayan bir alet kullanıldı. Bu aletin yaydığı ses sizi yere çökertiyordu. Ayrıca polis göstericilere karşı çok vahşiydi. Etiyopya asıllı olmayanlara karşı bu ve benzeri aletlerin kullanıldığını hiç görmedim."
Dış düşman tehdidiyle Yahudi vatandaşların protesto mekanizması geliştirmesinin engellendiğini söyleyen Yerday sözlerini şu şekilde tamamladı:
"İsrail'de Yahudi-Filistin çatışması herkes için bir tür kırmızı çizgi olmuştur. Dış düşmanımız olduğu fikri İsrail'in Yahudi vatandaşlarını protestodan alıkoyan bir korku saldı. Ekonomi, sağlık hizmetleri veya her normal toplumun karşılaştığı diğer sivil sorunlar sözde güvenlik tehdidine kıyasla önemsizleştiriliyor. Devletin bizi nasıl bölmeye devam ettiğini ortaya çıkarabildiğimizde daha anlayışlı ve iyi günlere ulaşabileceğiz."



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.