Libya, akıbeti açısından belirleyici bir yıla mı giriyor?

Trablus geçen temmuz geniş katılımlı bir bir askeri geçit törenine sahne oldu.  (AFP)
Trablus geçen temmuz geniş katılımlı bir bir askeri geçit törenine sahne oldu. (AFP)
TT

Libya, akıbeti açısından belirleyici bir yıla mı giriyor?

Trablus geçen temmuz geniş katılımlı bir bir askeri geçit törenine sahne oldu.  (AFP)
Trablus geçen temmuz geniş katılımlı bir bir askeri geçit törenine sahne oldu. (AFP)
  Dr. Amr eş-Şobaki/El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Danışmanı

Libya’da çatışmalar on yılı bir süredir devam ediyor. Silahlı çatışmaları azaltan birçok anlaşma imzalanmasına rağmen krizlere çözüm bulunamadı. Çözümün askeri olmayacağından herkes emindi. Ama bu kanaat, siyasi ve bölgesel ayrışmayı durdurmadı.
Libya örneği, ‘Sehl-i mümteni’ özlü söz söyleme sanatı açısından da geçerli. Libya, toplumsal benzerlik açısından ilk bakışta kolay görünen, din ve mezhep ayrımı olmayan, içinde savaşan (rekabet eden) aşiretler bulunmayan bir ülke. Bölgeleri arasında çeşitliğe sahip olduğu, ulusal bir devletin henüz kurulmadığı doğru. Eski rejim, bu durumun zayıflamasına ve ulusal devlet kurumlarının gelenekleriyle hiçbir ilgisi olmayan bir mekanizmayla ülkeyi yöneten ‘hükümet araçları’ inşa edilmesine katkıda bulundu. Ulusal ordunun yerine tugaylar, yönetim ve bürokrasinin karşısında devrimci komiteler vardı. Cemahiriye, modern sistemlerde cumhuriyet ilkelerine karşıydı.
Tüm bunlar, Libya toplumunun ‘benzerliğini’ ifade ettiği ‘kolaylığın’, ‘imkânsız’ bölünmenin zorluklarını yumuşatmak ve ülkeyi krizlerden çıkarmak için bir geçit olmasını mümkün kıldı.

Geçici Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe.  (Dibeybe’nin medya ofisi)
Gerçek şu ki Libya, özünde bölgesel güçler tarafından desteklenen bir siyasi ve bölgesel bölünme krizine sahne oluyor. İster Doğu’da ister Batı’da olsun bu bölünme, son yıllarda yönetim araçları ve çıkar ağları yarattı. Bu durum, bunlardan vazgeçmeyi kolay olmayan bir mesele haline getirdi. Ayrıca bu, Arap, Afrika ve küresel deneyimlerin tanık olduğu birçok bölünmeye de benziyor. Öyle ki söz konusu bölünme, siyasi elitler arasındaki bir bölünmeden toplumsal bir tabana ve çıkar ağlarına sahip bir bölünmeye dönüşmüştü. Böylece anlaşmazlık artık sadece Bingazi, Trablus veya Misrata’daki liderler arasında sınırlı kalmadı. Aksine, bu bölünmeden yararlanan çıkar ağları arasına da sıçradı.

İstikrar Hükümeti Bşbakanı Fethi Başağa. (Hükümetin medya ofisi)
Bu durum bölgeleri aşan, bu bölünmeyi reddeden ve aşmaya çalışan, ülkenin federal bir şekilde de olsa üç bölgesi arasında birleştirilmesini talep eden ve bölge ayrımı yapmaksızın her yerde kötü yaşam koşullarını protesto eden bir kamuoyu ile karşı karşıya kaldı.tarafından karşılandı.

Anlaşmalar
Bu nedenle 2015 yılında Fas’ta imzalanan Suheyrat Anlaşması’ndan bu yana Berlin ve Paris mutabakatları, Kahire Bildirgesi ve diğer taraflarca Libya arenasında imzalanan birçok anlaşmanın sahada uygulanmamasına şaşırmamamız gerekiyor. Zira bir uygulama mekanizması ve ‘uygulamayı dayatma’ konusunda yerel ve uluslararası bir anlayış içermeyen gelecekteki herhangi bir anlaşma başarısızlığa mahkûm olacaktır.
Hatta Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde, farklı bölgelerden ve Libya siyasi yelpazesinden seçilmiş temsilcilerin yer aldığı Libya Diyalog Forumu’ndan doğan ve bir başbakanın seçilmesiyle Şubat 2021’de kurulan Abdülhamid Dibeybe hükümeti ve Fayiz es-Serrac liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin yerini alan bir Başkanlık Konseyi bile bölünme denklemini değiştiremedi. Aksine hükümet, aldığı benzersiz bölgesel ve uluslararası desteğe rağmen bunun bir parçası haline geldi.
Mevcut hükümete, ‘Libya kurumlarını birleştirme ve 2022’de seçim yapma’ görevi emanet edildi. Ancak daha sonra seçimler, son bir yıl boyunca yapılması yönündeki uluslararası, bölgesel ve yerel taleplere rağmen ertelendi. Ayrıca hükümet, birçok nedenden dolayı kurumları birleştiremedi. Libya’da bölgeler arasındaki bölünme devam etti. Devlet Yüksek Konseyi ve Temsilciler Meclisi, eski İçişleri Bakanı ve Misrata’nın güçlü adamı Fethi Başağa’yı Dibeybe hükümetinin yerini alacak yeni bir hükümet kurması için görevlendirmesinin ardından bölünme derinleşti. Yeni hükümet, Trablus’taki silahlı kuvvetler tarafından desteklenen Dibeybe tarafından tanınmadı.

Halife Hafter
Bölünme, Libya arenasında derinleşti. Artık temelde iki taraf (Doğu ve Batı) arasında değil. Ulusal Ordu Komutanı ve Libya’nın doğusunu kontrol eden güçlü adam Halife Hafter, Trablus’taki geçici hükümetin başı Abdulhamid Dibeybe ve son olarak meclis ve Devlet Yüksek Konseyi’nin desteğini kazanan Fethi Başağa olmak üzere üç taraf arasında genişledi. Başağa, çoğu Misrata’dan gelen siyasi ve askeri güçler tarafından destekleniyor.
Libya arenasında taraflar arasındaki bölünme, bazıları sahadaki yabancı askeri güçler ve silahlı milisler tarafından körüklenmeye devam etse de Libya içinde ve dışında herkes artık ‘çözüm seçimlerdir’ ve bununla birlikte eski ‘kurumları birleştirme’ sloganı yükseltiyor. Bunlar, herkesin sözlü olarak desteklediği ‘kolay’ ve uygulanma mekanizmaları ‘imkânsız’ çıkışlardır.
24 Aralık 2021’de yapılacak olan Libya seçimleri ertelendi. Libya seçim krizinin bir prosedürler krizi olmadığı açık görünüyordu. Daha ziyade bu, seçimlerin galibinin açıklanmasının ertesi gününden itibaren Libya arenasında taraflar arasındaki karşılıklı korkularla ilgili daha derin bir yapısal krizdir.

Misrata’daki Dibeybe hükümetine bağlı ordu unsurları. (AP)
Aslında seçimlerin yapılması sorunu, Libya arenasındaki çeşitli taraflarca gündeme getirilen bir slogan haline geldi. Bu sorun, BM’nin yeni Libya elçisi Senegalli Abdullah Bathiliy tarafından da dile getirildi. Bathiliy, herkesi cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına ve tek bir yürütme otoritesinin varlığının sağlanmasına uymaya çağırdı. Aynı şekilde Libya konusunda etkili olan başlıca bölgesel ve uluslararası güçler de kendi içinde seçimlerin yapılması için elverişli bir ortam sunan ancak yetersiz kalan bu yaklaşımı desteklediler.
Gerçek şu ki Libya seçimleri, farklı Libyalı taraflar arasında fikir birliğine varılan, herhangi birinin seçimlerdeki başarısı diğer partiler açısından ‘varoluşsal’ bir tehdit oluşturmayan bir kişi veya kişiler hakkında bir anlaşma formülü bulmak için (birçok yerel ve uluslararası izleme komitesi, yargıç ve cam sandığı içeren) ‘lojistik yönlerin’ ötesine geçen büyük bir zorlukla karşı karşıya.

Tunus bu yılın başlarında, Tunus’ta düzenlenen Libya konulu Güvenlik Çalışma Grubu’nun kurul oturumlarına ev sahipliği yaptı. (ABD Büyükelçiliği)

Sınırlı rekabet
Ancak Libya seçimleri konusuna girmeden önce şu sorunun cevabını bulmak gerekiyor: Halife Hafter, Fethi Başağa, Seyfülislam Kaddafi ve Abdülhamid ed-Dibeybe yarışırsa, kaybedenler seçim sonucuna saygı duyacak mı ve Hafter, Seyfülislam’ın veya Dibeybe’nin başkanlığını (ya da tam tersi) kabul edecek mi?
Gerçek şu ki konu, koşulları ve kuralları önceden tanımlanmış ve sonuçlarına saygı gösterilmesini garanti eden ‘sınırlı rekabet’ ile ilgili. Seçimlerin ayrıştırma değil uzlaşma aracı olması da ön koşuldur.
Bu noktada şu soru ortaya çıkıyor: Uluslararası toplum, adayların isimleri ve anayasal bir kurala ilişkin ‘sınırlı rekabet’ kuralları koyacak araçlara sahip mi ve seçmenlerin özgür iradesiyle birlikte var olabilecek iki aday arasında seçim yapmasına izin verecek mi?
Burada henüz bu yönde hareket edildiğine dair bir işaret yok. İkinci soru ise şu: Uluslararası toplum, seçim sonucuna saygıyı herkese dayatmak için kaba araçlara sahip olacak mı?
Şu ana kadar bu yaklaşımın lehine kesin bir gösterge olmadığı bir gerçek.
‘Sınırlı rekabet’ konusuna paralel olarak seçimlerin hangi anayasal zeminde yapılacağı konusunda da anlaşmaya varılması gerekiyor. 2016 yılında yayınlanan, 12 bölüm ve 220 maddeden oluşan Libya anayasası sahada bağlayıcı metinlere çevrilmedi. Geçen mayıs ayında yapılan Kahire toplantısında, seçimlerin yapılacağı anayasal bir zemin oluşturmak için açıklama yapıldı. O dönemde anayasanın birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü bölüm maddelerinden alınan 140 madde üzerinde anlaşmaya varıldığı ilan edilmişti. O zamanlar söylendiği gibi; ‘daha fazla inceleme, çalışma ve düzeltme için’ çok az malzeme kalmıştı.
Söz konusu tarihten bu yana parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hangi temelde yapılacağına dair anayasal bir temel oluşturmak için bu ‘çok az’ maddeler üzerinde, kağıt üzerinde olsa bile fikir birliği yoktu. Libya krizi, anayasal metnin uygulanması ve uygulamada buna saygı gösterilmesi konularında mevcut kalacaktı.

Libya’daki Türk kuvvetlerinin komutanı, geçen ekim ayındaki tatbikatlar sırasında Dibeybe ve Haddad ile bir araya geldi. (Birlik Hükümeti)

Cerrahi uygulamalar
Libya’daki birçok taraf arasında, ‘eski rejimi yeniden canlandıracak otoriter bir rejime dönüşeceği’ korkusuyla başkanlık sistemini benimseme konusunda korkuların var olduğu bir gerçek. Siyasi güçler ve partiler arasındaki ittifaklara dayanan ve uluslararası toplum tarafından desteklenen parlamenter sistemi destekleyici bir akım mevcut. Krizden çıkış yolu olarak hibrit bir sistem oluşturma fikirleri de bulunuyor.
Tunus’ta hibrit parlamenter sistemin başarısızlığa uğramasının ve başkanlık sistemine geçiş sonrasında yaşadığı büyük güçlüklerin Libya’da optimal siyasi sistemin ne olduğu sorusunun yanıtını zorlaştırdığı açık. Çıkış yolunun Tunus’ta başarısız olan parlamenter sistemden değil, bireysel başkanlık sistemi yerine demokratik bir sisteme dönüşmesi için gerekli güvencelerin sağlandığı başkanlık sisteminden geçeceği söylenebilir.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Libya Diyalog Forumu’un Dibeybe’yi ve Başkanlık Konseyi’nin üç üyesini seçmesinin ardından ortaya çıkan talebin karşılanması sorunu devam ediyor. Bu talep, özellikle güvenlik ve askeri teşkilatlanma ve yeni bir anayasa taslağı hazırlanması olmak üzere seçimler yapılmadan önce devlet kurumlarının birleştirilmesidir, ki bu da yalnızca mevcut hükümetin sorumluluğunda olmayan nedenlerle henüz gerçekleşmedi. Bu noktada ya seçime gidilmeden önce kurumların bilinçli ve kademeli adımlarla birleştirilmesi için çalışılması, (ki bu zor bir seçenektir) ya da cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri sonrasında kurumların birleştirilmesi çağrısı yapılıyor. Bu da seçilmiş cumhurbaşkanının, bölünmüş kurumlar arasında minimum düzeyde ‘bölgeler arası’ kabul görmesini gerektiriyor. Böylece cumhurbaşkanı, onları birleştirecek cerrahi önlemler alabilecek...
Libya, sürmekte olan krizinden bir anlaşma, anayasal bir metin veya seçimler olmadan çıkamayacak. Bu anlaşma, bunu uygulayacak ve ona saygı gösterecek bir mekanizma ile ve bu anlaşmanın gerçekçi ve ulaşılabilir olmasını, pembe hayaller ve dileklerle dolu olmamasını ve ayrıca ‘sponsorların’ bunu sahada uygulayacak araçlara sahip olmasını gerektiriyor. Aksi takdirde gelecek yıl da önceki yıllar gibi olacak, iyi ve sabırlı Libya halkı siyasi ve askeri bölünmenin bedelini ödeyecektir.



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.