Libya, akıbeti açısından belirleyici bir yıla mı giriyor?

Trablus geçen temmuz geniş katılımlı bir bir askeri geçit törenine sahne oldu.  (AFP)
Trablus geçen temmuz geniş katılımlı bir bir askeri geçit törenine sahne oldu. (AFP)
TT

Libya, akıbeti açısından belirleyici bir yıla mı giriyor?

Trablus geçen temmuz geniş katılımlı bir bir askeri geçit törenine sahne oldu.  (AFP)
Trablus geçen temmuz geniş katılımlı bir bir askeri geçit törenine sahne oldu. (AFP)
  Dr. Amr eş-Şobaki/El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Danışmanı

Libya’da çatışmalar on yılı bir süredir devam ediyor. Silahlı çatışmaları azaltan birçok anlaşma imzalanmasına rağmen krizlere çözüm bulunamadı. Çözümün askeri olmayacağından herkes emindi. Ama bu kanaat, siyasi ve bölgesel ayrışmayı durdurmadı.
Libya örneği, ‘Sehl-i mümteni’ özlü söz söyleme sanatı açısından da geçerli. Libya, toplumsal benzerlik açısından ilk bakışta kolay görünen, din ve mezhep ayrımı olmayan, içinde savaşan (rekabet eden) aşiretler bulunmayan bir ülke. Bölgeleri arasında çeşitliğe sahip olduğu, ulusal bir devletin henüz kurulmadığı doğru. Eski rejim, bu durumun zayıflamasına ve ulusal devlet kurumlarının gelenekleriyle hiçbir ilgisi olmayan bir mekanizmayla ülkeyi yöneten ‘hükümet araçları’ inşa edilmesine katkıda bulundu. Ulusal ordunun yerine tugaylar, yönetim ve bürokrasinin karşısında devrimci komiteler vardı. Cemahiriye, modern sistemlerde cumhuriyet ilkelerine karşıydı.
Tüm bunlar, Libya toplumunun ‘benzerliğini’ ifade ettiği ‘kolaylığın’, ‘imkânsız’ bölünmenin zorluklarını yumuşatmak ve ülkeyi krizlerden çıkarmak için bir geçit olmasını mümkün kıldı.

Geçici Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe.  (Dibeybe’nin medya ofisi)
Gerçek şu ki Libya, özünde bölgesel güçler tarafından desteklenen bir siyasi ve bölgesel bölünme krizine sahne oluyor. İster Doğu’da ister Batı’da olsun bu bölünme, son yıllarda yönetim araçları ve çıkar ağları yarattı. Bu durum, bunlardan vazgeçmeyi kolay olmayan bir mesele haline getirdi. Ayrıca bu, Arap, Afrika ve küresel deneyimlerin tanık olduğu birçok bölünmeye de benziyor. Öyle ki söz konusu bölünme, siyasi elitler arasındaki bir bölünmeden toplumsal bir tabana ve çıkar ağlarına sahip bir bölünmeye dönüşmüştü. Böylece anlaşmazlık artık sadece Bingazi, Trablus veya Misrata’daki liderler arasında sınırlı kalmadı. Aksine, bu bölünmeden yararlanan çıkar ağları arasına da sıçradı.

İstikrar Hükümeti Bşbakanı Fethi Başağa. (Hükümetin medya ofisi)
Bu durum bölgeleri aşan, bu bölünmeyi reddeden ve aşmaya çalışan, ülkenin federal bir şekilde de olsa üç bölgesi arasında birleştirilmesini talep eden ve bölge ayrımı yapmaksızın her yerde kötü yaşam koşullarını protesto eden bir kamuoyu ile karşı karşıya kaldı.tarafından karşılandı.

Anlaşmalar
Bu nedenle 2015 yılında Fas’ta imzalanan Suheyrat Anlaşması’ndan bu yana Berlin ve Paris mutabakatları, Kahire Bildirgesi ve diğer taraflarca Libya arenasında imzalanan birçok anlaşmanın sahada uygulanmamasına şaşırmamamız gerekiyor. Zira bir uygulama mekanizması ve ‘uygulamayı dayatma’ konusunda yerel ve uluslararası bir anlayış içermeyen gelecekteki herhangi bir anlaşma başarısızlığa mahkûm olacaktır.
Hatta Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde, farklı bölgelerden ve Libya siyasi yelpazesinden seçilmiş temsilcilerin yer aldığı Libya Diyalog Forumu’ndan doğan ve bir başbakanın seçilmesiyle Şubat 2021’de kurulan Abdülhamid Dibeybe hükümeti ve Fayiz es-Serrac liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin yerini alan bir Başkanlık Konseyi bile bölünme denklemini değiştiremedi. Aksine hükümet, aldığı benzersiz bölgesel ve uluslararası desteğe rağmen bunun bir parçası haline geldi.
Mevcut hükümete, ‘Libya kurumlarını birleştirme ve 2022’de seçim yapma’ görevi emanet edildi. Ancak daha sonra seçimler, son bir yıl boyunca yapılması yönündeki uluslararası, bölgesel ve yerel taleplere rağmen ertelendi. Ayrıca hükümet, birçok nedenden dolayı kurumları birleştiremedi. Libya’da bölgeler arasındaki bölünme devam etti. Devlet Yüksek Konseyi ve Temsilciler Meclisi, eski İçişleri Bakanı ve Misrata’nın güçlü adamı Fethi Başağa’yı Dibeybe hükümetinin yerini alacak yeni bir hükümet kurması için görevlendirmesinin ardından bölünme derinleşti. Yeni hükümet, Trablus’taki silahlı kuvvetler tarafından desteklenen Dibeybe tarafından tanınmadı.

Halife Hafter
Bölünme, Libya arenasında derinleşti. Artık temelde iki taraf (Doğu ve Batı) arasında değil. Ulusal Ordu Komutanı ve Libya’nın doğusunu kontrol eden güçlü adam Halife Hafter, Trablus’taki geçici hükümetin başı Abdulhamid Dibeybe ve son olarak meclis ve Devlet Yüksek Konseyi’nin desteğini kazanan Fethi Başağa olmak üzere üç taraf arasında genişledi. Başağa, çoğu Misrata’dan gelen siyasi ve askeri güçler tarafından destekleniyor.
Libya arenasında taraflar arasındaki bölünme, bazıları sahadaki yabancı askeri güçler ve silahlı milisler tarafından körüklenmeye devam etse de Libya içinde ve dışında herkes artık ‘çözüm seçimlerdir’ ve bununla birlikte eski ‘kurumları birleştirme’ sloganı yükseltiyor. Bunlar, herkesin sözlü olarak desteklediği ‘kolay’ ve uygulanma mekanizmaları ‘imkânsız’ çıkışlardır.
24 Aralık 2021’de yapılacak olan Libya seçimleri ertelendi. Libya seçim krizinin bir prosedürler krizi olmadığı açık görünüyordu. Daha ziyade bu, seçimlerin galibinin açıklanmasının ertesi gününden itibaren Libya arenasında taraflar arasındaki karşılıklı korkularla ilgili daha derin bir yapısal krizdir.

Misrata’daki Dibeybe hükümetine bağlı ordu unsurları. (AP)
Aslında seçimlerin yapılması sorunu, Libya arenasındaki çeşitli taraflarca gündeme getirilen bir slogan haline geldi. Bu sorun, BM’nin yeni Libya elçisi Senegalli Abdullah Bathiliy tarafından da dile getirildi. Bathiliy, herkesi cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına ve tek bir yürütme otoritesinin varlığının sağlanmasına uymaya çağırdı. Aynı şekilde Libya konusunda etkili olan başlıca bölgesel ve uluslararası güçler de kendi içinde seçimlerin yapılması için elverişli bir ortam sunan ancak yetersiz kalan bu yaklaşımı desteklediler.
Gerçek şu ki Libya seçimleri, farklı Libyalı taraflar arasında fikir birliğine varılan, herhangi birinin seçimlerdeki başarısı diğer partiler açısından ‘varoluşsal’ bir tehdit oluşturmayan bir kişi veya kişiler hakkında bir anlaşma formülü bulmak için (birçok yerel ve uluslararası izleme komitesi, yargıç ve cam sandığı içeren) ‘lojistik yönlerin’ ötesine geçen büyük bir zorlukla karşı karşıya.

Tunus bu yılın başlarında, Tunus’ta düzenlenen Libya konulu Güvenlik Çalışma Grubu’nun kurul oturumlarına ev sahipliği yaptı. (ABD Büyükelçiliği)

Sınırlı rekabet
Ancak Libya seçimleri konusuna girmeden önce şu sorunun cevabını bulmak gerekiyor: Halife Hafter, Fethi Başağa, Seyfülislam Kaddafi ve Abdülhamid ed-Dibeybe yarışırsa, kaybedenler seçim sonucuna saygı duyacak mı ve Hafter, Seyfülislam’ın veya Dibeybe’nin başkanlığını (ya da tam tersi) kabul edecek mi?
Gerçek şu ki konu, koşulları ve kuralları önceden tanımlanmış ve sonuçlarına saygı gösterilmesini garanti eden ‘sınırlı rekabet’ ile ilgili. Seçimlerin ayrıştırma değil uzlaşma aracı olması da ön koşuldur.
Bu noktada şu soru ortaya çıkıyor: Uluslararası toplum, adayların isimleri ve anayasal bir kurala ilişkin ‘sınırlı rekabet’ kuralları koyacak araçlara sahip mi ve seçmenlerin özgür iradesiyle birlikte var olabilecek iki aday arasında seçim yapmasına izin verecek mi?
Burada henüz bu yönde hareket edildiğine dair bir işaret yok. İkinci soru ise şu: Uluslararası toplum, seçim sonucuna saygıyı herkese dayatmak için kaba araçlara sahip olacak mı?
Şu ana kadar bu yaklaşımın lehine kesin bir gösterge olmadığı bir gerçek.
‘Sınırlı rekabet’ konusuna paralel olarak seçimlerin hangi anayasal zeminde yapılacağı konusunda da anlaşmaya varılması gerekiyor. 2016 yılında yayınlanan, 12 bölüm ve 220 maddeden oluşan Libya anayasası sahada bağlayıcı metinlere çevrilmedi. Geçen mayıs ayında yapılan Kahire toplantısında, seçimlerin yapılacağı anayasal bir zemin oluşturmak için açıklama yapıldı. O dönemde anayasanın birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü bölüm maddelerinden alınan 140 madde üzerinde anlaşmaya varıldığı ilan edilmişti. O zamanlar söylendiği gibi; ‘daha fazla inceleme, çalışma ve düzeltme için’ çok az malzeme kalmıştı.
Söz konusu tarihten bu yana parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hangi temelde yapılacağına dair anayasal bir temel oluşturmak için bu ‘çok az’ maddeler üzerinde, kağıt üzerinde olsa bile fikir birliği yoktu. Libya krizi, anayasal metnin uygulanması ve uygulamada buna saygı gösterilmesi konularında mevcut kalacaktı.

Libya’daki Türk kuvvetlerinin komutanı, geçen ekim ayındaki tatbikatlar sırasında Dibeybe ve Haddad ile bir araya geldi. (Birlik Hükümeti)

Cerrahi uygulamalar
Libya’daki birçok taraf arasında, ‘eski rejimi yeniden canlandıracak otoriter bir rejime dönüşeceği’ korkusuyla başkanlık sistemini benimseme konusunda korkuların var olduğu bir gerçek. Siyasi güçler ve partiler arasındaki ittifaklara dayanan ve uluslararası toplum tarafından desteklenen parlamenter sistemi destekleyici bir akım mevcut. Krizden çıkış yolu olarak hibrit bir sistem oluşturma fikirleri de bulunuyor.
Tunus’ta hibrit parlamenter sistemin başarısızlığa uğramasının ve başkanlık sistemine geçiş sonrasında yaşadığı büyük güçlüklerin Libya’da optimal siyasi sistemin ne olduğu sorusunun yanıtını zorlaştırdığı açık. Çıkış yolunun Tunus’ta başarısız olan parlamenter sistemden değil, bireysel başkanlık sistemi yerine demokratik bir sisteme dönüşmesi için gerekli güvencelerin sağlandığı başkanlık sisteminden geçeceği söylenebilir.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Libya Diyalog Forumu’un Dibeybe’yi ve Başkanlık Konseyi’nin üç üyesini seçmesinin ardından ortaya çıkan talebin karşılanması sorunu devam ediyor. Bu talep, özellikle güvenlik ve askeri teşkilatlanma ve yeni bir anayasa taslağı hazırlanması olmak üzere seçimler yapılmadan önce devlet kurumlarının birleştirilmesidir, ki bu da yalnızca mevcut hükümetin sorumluluğunda olmayan nedenlerle henüz gerçekleşmedi. Bu noktada ya seçime gidilmeden önce kurumların bilinçli ve kademeli adımlarla birleştirilmesi için çalışılması, (ki bu zor bir seçenektir) ya da cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri sonrasında kurumların birleştirilmesi çağrısı yapılıyor. Bu da seçilmiş cumhurbaşkanının, bölünmüş kurumlar arasında minimum düzeyde ‘bölgeler arası’ kabul görmesini gerektiriyor. Böylece cumhurbaşkanı, onları birleştirecek cerrahi önlemler alabilecek...
Libya, sürmekte olan krizinden bir anlaşma, anayasal bir metin veya seçimler olmadan çıkamayacak. Bu anlaşma, bunu uygulayacak ve ona saygı gösterecek bir mekanizma ile ve bu anlaşmanın gerçekçi ve ulaşılabilir olmasını, pembe hayaller ve dileklerle dolu olmamasını ve ayrıca ‘sponsorların’ bunu sahada uygulayacak araçlara sahip olmasını gerektiriyor. Aksi takdirde gelecek yıl da önceki yıllar gibi olacak, iyi ve sabırlı Libya halkı siyasi ve askeri bölünmenin bedelini ödeyecektir.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.