Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun'un Mali'deki Wagner varlığıyla ilgili mesajları ne anlama geliyor?

Mali Başbakanı Choguel Kokalla Maiga, 2015 yılında imzalanan Barış ve Uzlaşma Anlaşması taraflarıyla diyaloğun devam edeceği konusunda güvence verdi

Cezayir'in Sahel'deki dış müdahaleyi önleyeceğine güvendiği Ortak Harekat Kurmayı Komitesi / Fotoğraf: Cezayir Savunma Bakanlığı
Cezayir'in Sahel'deki dış müdahaleyi önleyeceğine güvendiği Ortak Harekat Kurmayı Komitesi / Fotoğraf: Cezayir Savunma Bakanlığı
TT

Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun'un Mali'deki Wagner varlığıyla ilgili mesajları ne anlama geliyor?

Cezayir'in Sahel'deki dış müdahaleyi önleyeceğine güvendiği Ortak Harekat Kurmayı Komitesi / Fotoğraf: Cezayir Savunma Bakanlığı
Cezayir'in Sahel'deki dış müdahaleyi önleyeceğine güvendiği Ortak Harekat Kurmayı Komitesi / Fotoğraf: Cezayir Savunma Bakanlığı

Ali Yahi
Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'a atfedilen, Rus Wagner grubunun bölgedeki varlığını üstü kapalı eleştirdiği açıklamaları ardından Mali'deki durum Cezayir'i endişelendiriyor.
Bu açıklamaların şifreli mesajlar olduğunu düşünenler ve gerçekleri sorgulayanlar mevcut.
Ancak söz konusu açıklamaların doğru veya yanlış olduğunun açıklanması, Cezayir, Rusya ve Mali arasındaki ilişkilerini sarsma noktasına getiren tüm soruları yanıtlamak için gerekli bir adım olmaya devam ediyor. 

"Wagner'e ödedikleri parayı ekonomik projelere yatırmaları daha faydalı"
Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun, Fransız Le Figaro gazetesine verdiği demeçte, Mali'deki cuntanın Rus Wagner grubuna ödediği parayı ekonomik projelere yatırmasının daha faydalı olacağını söyledi.
Aynı zamanda "Beni en çok endişelendiren husus terör değil. Zira terörü yenebiliriz. Ancak Sahel'in sefalet içinde boğulması beni endişelendiriyor. Çözümün yüzde 80 ekonomi, yüzde 20'si güvenlik ile ilgili. Çözüm açıkça Cezayir'den geçiyor. Bu bölgede sakinliği sağlamak için 2015 tarihli Cezayir Anlaşması'nı uygulamamıza yardım edilmiş olsaydı, durum böyle olmayacaktı. Barışı yeniden sağlamak için kuzey Mali halkı Mali hükümet kurumlarına entegre edilmelidir" ifadelerine başvurdu. 

Görüşme resmiyette mevcut değil
Tebbun'un Fransız Le Figaro gazetesine verdiği röportaj Cezayir'de yayımlanmadı.
Cezayir Haber Ajansı'nın resmi internet sitesinde yer alan haberde, yalnızca Tebbun'un Sahel'deki istikrarsızlığa, Libya'daki krize değindiği kısımlara odaklanıldı.
Tebbun, söz konusu açıklamasında, "Cezayir'in bu krize ilişkin mantığı, diğerlerininki gibi jeopolitiğe değil, komşuluk ilkesine dayanıyor. Bir asrı aşkın süredir Malili kardeşlerimizle iyi bir uyum içerisinde yaşıyoruz. Bölgede barışın yeniden tesisi, kuzey Mali halkının bu ülkenin kurumlarına entegre edilmesinden geçiyor" ifadelerine başvurdu. 

"Mali, Wagner unsurlarının varlığından henüz resmi olarak bahsetmedi"
Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü Mebruk Kahi, Tebbun'a atfedilen açıklamalar hakkında yorum yapmadı.
Bu ifadelerin gerçek olmadığını vurgulayan haber siteleri olduğuna değinen Kahi, "Mali'deki resmi makamlar, Cumhurbaşkanı Tebbun'a atfedilen açıklamalar ile ilgili şimdiye dek herhangi bir yorumda bulunmadı. Mali hükümeti, Mali topraklarında Rus Wagner unsurlarının varlığından henüz resmi olarak bahsetmedi" ifadelerine başvurdu. 

"Açıklamaları anlamak zor"
Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Adnan Muhtali, bu husustaki açıklamasında şunları söyledi:
"Cumhurbaşkanı Tebbun'un ifadeleri, muğlak ifadeler. İki şekilde anlaşılabilecek şifreli bir mesaj gibi görünüyor. İlki, Mali'deki değişikliklerden etkilenen Fransızlara karşı hafif bir önyargıya işaret ediyor. Zirâ Cezayir ile Fransa arasındaki ilişkiler önemli ölçüde iyileşti. Bu, Mali'ye verilen desteğin geri çekildiği anlamına gelmiyor. Ortak Harekat Kurmayı Komitesi'nin (Cezayir, Nijer, Moritanya ve Mali'yi kapsayan) devreye girmesi ardından Wagner grubunun Sahel'deki faaliyetlerinin artmasının Cezayir'e faydası olmayacağı düşünülebilir."

Çıkarılabilecek ikinci anlam ise, bu çatışmada harcanan paranın kalkınmaya harcanmasını daha iyi olacağı. Fransızların Ruslara karşı koymak için harcadıkları gibi, Rusların harcadıkları kaynaklar yayılmalarını kapsamlı hale getiriyor. Bamako'nun, bilhassa ülkede kötüleşen ekonomik koşullar ışığında Ruslara ödeme yapması pek olası değil. Cezayir rejiminin zihniyetini iyi ve derinlemesine bilmiyorsanız, açıklamaları anlamak zor. Cumhurbaşkanı'nın sözleri, hakikati arayan herkesi şaşırtıyor. Bu açıklamaları dikkatlice ele almayanlar, doğrudan ilk olasılığı düşünecektir.

"Bu bir propagandadır"
Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü Necva Abir, "Fransa'nın Mali'den çekilmesi ardından Wagner'in artan rolü, Libya dahil olmak üzere Sahel bölgesinde artan risklere ve tehditlere yol açabilecek bir istikrarsızlık durumunu haklı çıkaracaktır. Rusya aslında Wagner'in faaliyetlerini resmi olarak tanımıyor. Cezayir her durumda, Cezayir'in Wagner'in Mali ve Sahel'deki çalışmalarını kolaylaştırdığı fikrini ihraç etmeye çalışan tüm Batılı iddiaları proaktif bir şekilde çürütüyor. Bu, Cezayir üzerindeki baskıyı artırmak ve onu tarafsızlıktan çıkarmak için birçok tarafın yaymaya çalıştığı bir propagandadır" ifadelerini kullandı.

Mali Başbakanı Maiga diyaloğun devamı için güvence verdi
Mali Başbakanı Choguel Kokalla Maiga, 2015 yılında imzalanan Barış ve Uzlaşma Anlaşması taraflarıyla diyaloğun devam edeceği konusunda güvence verdi.
Brezilya'nın yeni Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'nın göreve başlama töreninin oturum aralarında Cezayir Ulusal Halk Meclisi Başkanı İbrahim Boughali ile görüşen Maiga, bu diyaloğun bazılarının hükümet ile kuzeydeki vatandaşlar arasında karışıklık yaratmak için kullanmaya çalışabileceği tüm yorumlardan kaçınılmasını sağlayacağını söyledi.
Aynı zamanda, "İki ülke ve iki halk arasındaki güven ilişkileri, Cezayir'in Kuzey Mali'deki krizi çözmedeki arabuluculuğunu yetkili kılıyor" ifadelerini kullandı.



Libya’da 50 dinarlık “sahte” banknotlarla ilgili tartışmalar ve piyasalarda giderek artan kafa karışıklığı

Libya Merkez Bankası Başkanı Sıddık el-Kebir (Libya Merkez Bankası)
Libya Merkez Bankası Başkanı Sıddık el-Kebir (Libya Merkez Bankası)
TT

Libya’da 50 dinarlık “sahte” banknotlarla ilgili tartışmalar ve piyasalarda giderek artan kafa karışıklığı

Libya Merkez Bankası Başkanı Sıddık el-Kebir (Libya Merkez Bankası)
Libya Merkez Bankası Başkanı Sıddık el-Kebir (Libya Merkez Bankası)

Libya’da ülkenin doğusundaki ve batısındaki taraflar arasındaki siyasi anlaşmazlık, özellikle başkent Trablus'ta Merkez Bankası Başkanı Sıddık el-Kebir ve Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) paralel İstikrar Hükümeti’nin Başbakanı Usame Hammad arasında şu an piyasada dolaşımda olduğu iddia edilen sahte 50 dinarlık banknotlarla ilgili yaşanan tartışmanın ardından vatandaşların kafa karışıklığını ve içinde bulundukları krizleri daha da artırdı.

Tartışma, Kebir'in geçtiğimiz pazar günü, yaklaşık bir yıldır piyasalarda istifa ettirilen Libya'nın doğusundaki eski Vali Yardımcısı Habri’nin imzasını taşıyan ‘sahte 50 dinarlık banknotların’ tedavülde olduğunu bir kez daha söylemesiyle başladı. Kebir, Merkez Bankası’nın kendisine bu banknotların örneklerini ulaştırdığını da ekledi.

dcv
Libya’da güvenlik birimlerinin önceki yıllarda ele geçirdiği 50 dinarlık sahte bir banknot örneği

Merkez Bankası'nın banknotu piyasalardan toplamayı düşündüğünü açıklamasının hemen ardından ekonomik ve siyasi çevrelerde tartışma alevlendi. Ancak Merkez Bankası Başkanı, hiç vakit kaybetmeden yaptığı açıklamada, ‘hazırlanmakta olan bir plana göre banknotları piyasadan toplama sürecinin duyurulacağını’ söyledi.

Merkez Bankası, piyasada ‘sahte’ olarak nitelendirdiği üç banknotun tedavülde olduğunu, ilkinin Trablus (batı) ve Bingazi (doğu) kentlerinde iki ayrı yapı olarak faaliyet gösteren bankanın Trablus’taki, ikincisinin Bingazi’deki merkezleri tarafından piyasaya sürüldüğünü, üçüncüsünün ise ‘nereden geldiğinin bilinmediğini’ açıkladı.

Ülkede tartışmaların ve siyasi bölünmenin artmasıyla birlikte İstikrar Hükümeti Başbakanı Usame Hammad da tartışmaya dahil oldu. Kebir'in ‘sahte’ dediği 50 dinarlık banknotları tedavülden kaldırma kararına karşı çıkan Hammad, “Herkese, ülkenin tüm banknotlarının bireyler, bankacılık kurumları ve kamu kurumları arasında normal olarak ticarete açık olduğunun garantisini veriyoruz” dedi. Hammad, bazı mağazaların ve dükkanların alışveriş sırasında vatandaşlardan 50 dinarlık banknotlar almayı reddetmesinin kanunen suç olduğunu ve bunun ulusal ekonomiyi etkilediğini vurguladı.

dvfv
Libya İstikrar Hükümeti Başbakanı Usame Hammad (İstikrar Hükümeti)

Libya Yatırım Fonları Müdürü Munzir eş-Şehumi, “Libya Merkez Bankası, kaynağı bilinmeyen 50 dinarlık sahte banknotlar olduğunu iddia ediyor, ancak bazı çevreler bun banknotların resmi kurumlardan biri tarafından çıkarıldığı söylüyor” şeklinde konuştu. Şarku’l Avsat’a konuşan Şehumi, “Merkez Bankası, en yüksek değere sahip para birimini çekerek bankalardaki likiditeyi artırmaya ve böylece temel ihtiyaçları karşılamak için bir dolar bozdurmak zorunda kalmadan idari masrafları karşılamaya çalışıyor.

Şehumi, İstikrar Hükümeti’nin söz konusu banknotları savunmasıyla ilgili değerlendirmesinde ise banknotların sahte olduğu iddiasının ne kadar gerçekli olduğunu dikkate almadan İstikrar Hükümeti’nin söz konusu banknotları, değerinden dolayı savunduğunu söyledi.

Libya Hukuk Cemiyeti’ne (The Law Society of Libya) göre Merkez Bankası Başkanı’nın söz konusu banknotları toplama kararının arkasında üç neden yatıyor. Bunların başında Merkez Bankası’nın, ülkede devam eden yüksek oranlardaki sahtecilik vakalarından duyduğu korku, sahte banknotların tedavül alanının geniş olması ve vatandaşların bu banknotları diğerlerinden ayırt edememesi gelirken ikinci neden, 50 dinarlık banknotların, halkın tarafından bazı günlük işlemlerde kullanılamayıp yasa dışı faaliyetlerde kullanılan istifleme para birimi olarak kabul edilmesi. Üçüncü sebepse Merkez Bankası’nın söz konusu banknotlarla ilgili durumun ekonomiye ciddi zararlar vereceğine ve yerel para biriminin değerini olumsuz etkileyeceğine inanması. Bu yüzden kara para aklama ve terörün finansmanı suçlarıyla mücadeleye ilişkin denetimler ve prosedürler çerçevesinde alınacak birtakım önlemlere ve daha sonra açıklanacak bir mekanizmaya göre banknotları toplama kararını değerlendiriyor.

Şehumi ise sözlerine şöyle devam etti:

Söz konusu banknotların tedavülden çekilmesi, özellikle bankacılık sistemi dışındaki para arzını azaltacaktır. Ne yazık ki bu da dolara olan talebin artmasına neden olabilir. Bu kategorinin piyasa değerinden daha düşük bir fiyatla sunulması dinarın değeri üzerinde ek bir baskı oluşturacaktır.

Libya’da dolar resmi olarak 4,83 Libya dinarından işlem görüyor.

Libya, 2014 yılındaki siyasi bölünmenin ardından doğu ve batı olarak ayrılan tarafların baskıları nedeniyle bir süredir aynı cinsten iki para biriminin tedavülde olduğunu biliyordu. Habri'nin imzasını taşıyan 50 dinarlık ‘sahte’ banknotların tedavülde olduğuna dair tartışma 2022 yılından bu yana devam ediyor. Eski rejimin düşmesinin ardından bankalar aynı değerdeki banknotları piyasadan çekmeye ve üzerinde merhum Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi'nin resminin olduğu banknotların için basılmasını durdurmaya çalıştılar. Ancak Usame Hammad’ın Temsilciler Meclisi’nin (TM) güvenoyunu alan İstikrar Hükümeti’nden yapılan açıklamada, Merkez Bankası'nın elli dinarlık banknotları tedavülden kaldırma kararının vatandaşlar arasında ‘kafa karışıklığına ve karmaşaya’ neden olunmasını eleştirdi.

Döviz ihraç etme ve bazı banknotları tedavülden kaldırma kararının ilgili mevzuat çerçevesinde alındığı, Bankacılık Kanunu'nun Merkez Bankası Başkanı ve Yardımcısının yetkisinde olduğu ve banknotların onların onayıyla çıkarılması gerektiği vurgulanan açıklamada, ancak bundan önce ‘bir uyarı ve banknotlar tamamen tedavülden kaldırılana kadar altı aydan kısa olmamak kaydıyla belli bir süre tanınması gerektiği, fakat böyle bir sürenin verilmediği’ belirtildi.

Döviz kuru ve likiditedeki herhangi bir dalgalanmanın vatandaşların omuzlarında yük oluşturduğu vurgulanan açıklamada, bazı kişilerin söz konusu banknotları almaktan kaçınması üzerine piyasalarda kafa karışıklığı yarattığı ve bu durum üzerinde Bingazi'deki Kriminal Soruşturma Dairesi'nin de tartışmalara dahil olduğu ifade edildi. Tüm vatandaşları ve esnafı 50 dinarlık banknotları almaktan kaçınmaya karşı uyaran İstikrar Hükümeti, böyle davrananlar hakkında yasal işlem başlatılacağı tehdidinde bulundu.


Mısır’da piyasada giderek azalan şeker, #Şeker_çuvalı hashtagiyle trend oldu

Mısır'ın el-Minufiye vilayetinde hükümetin ‘Hoş Geldin Ramazan’ satış noktalarından birinin önünde kuyruklar oluştu. (Şarku’l Avsat)
Mısır'ın el-Minufiye vilayetinde hükümetin ‘Hoş Geldin Ramazan’ satış noktalarından birinin önünde kuyruklar oluştu. (Şarku’l Avsat)
TT

Mısır’da piyasada giderek azalan şeker, #Şeker_çuvalı hashtagiyle trend oldu

Mısır'ın el-Minufiye vilayetinde hükümetin ‘Hoş Geldin Ramazan’ satış noktalarından birinin önünde kuyruklar oluştu. (Şarku’l Avsat)
Mısır'ın el-Minufiye vilayetinde hükümetin ‘Hoş Geldin Ramazan’ satış noktalarından birinin önünde kuyruklar oluştu. (Şarku’l Avsat)

Kırk yaşındaki Mısırlı Muhammed Rauf, el-Minufiye vilayetindeki evinin yanında hükümetin ‘Hoş Geldin Ramazan’ satış noktalarından birinin kurulmasından mutluluk duydu. Zira bu satış noktasının, kilosu yalnızca 27 cüneyhten (bir dolar = 30,8 cüneyh) satılan şeker başta olmak üzere birçok indirimli ürüne ulaşmasını kolaylaştıracağını umuyordu. Ülkede devam eden kıtlıkla beraber bazı mağazalarda şekerin kilogram fiyatı 55 cüneyh olarak kaydedildi.

Ancak Rauf'un umutları, şeker almak için neredeyse her gün satış noktasının önünde uzun kuyruklar oluştuğunu görünce suya düştü.

Mısırlılar, yerel üretim yoğunluğuna rağmen çoğu ailenin günlük tüketiminde önemli bir ürün olan şekeri elde etmekte zorlandığını belirtiyor.

Bir ilaç şirketinde muhasebeci olarak çalışan Rauf, Şarku'l Avsat'a şunları söyledi: “Altı gün boyunca şeker alamamıştım. Uzun süre kuyrukta bekledikten sonra sıra bana geldiğinde satıcı bana stoğun bittiğini ve yarın gelmem gerektiğini söyledi.”

Rauf'un durumu, Mısır'ın çeşitli vilayetlerinde tekrarlanıyor gibi görünüyor. Halk, şeker almak için hükümetin ‘Hoş Geldin Ramazan’ satış noktaları önünde toplanıyor.

لما اروح اجيب #كيس_السكر وازازة زيت من اهلا رمضان 🤕 pic.twitter.com/9Yiz2q4KLL

— گآرم آلُمرآغيَ (@Karam4218) February 27, 2024

 

Yaklaşan Ramazan Ayı’yla birlikte Mısır hükümeti, vatandaşlara yağ, şeker, pirinç gibi temel ürünleri ve vatandaşların ihtiyaç duyduğu diğer ürünleri piyasalardaki fiyatlarından yüzde 30 indirimle makul fiyatlarla sunmak amacıyla ‘Hoş Geldin Ramazan’ satış noktaları açtı.

sdvdev
Mısırlılar stoklanan malların Ramazan Ayı’ndan önce piyasaya sürüleceğini umuyor. (Fotoğraf: Abdulfettah Ferec)

Başkent Kahire’nin göbeğinde de durum ülkenin diğer bölgelerinden farklı değil. Özel bir hastanede çalışan 30 yaşındaki Mahmud Hamid, mesaisi bitince işyerinin yanındaki kafede oturup çay içerdi. Ancak şimdilerde şekerin fiyatı ve kıtlığı kendi deyimiyle onun ‘ruh halini bozuyor.’

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamid, “Dışarıdan şekerli çay sipariş ederdim. Şeker ayrı bir kap içerisinde kendi tercih ettiğim miktarda koyabilmem için getirilirdi. Ancak şekerin yüksek fiyatı bu alışkanlığımı bozdu. Kafe, şeker kullanımını azaltmak için artık sınırlı sayıda şeker veriyor.”

Diğer yandan Mısır Tedarik Bakanı Ali el-Musilhi, ülkedeki şeker rezervinin altı ay yeteceğini söylüyor.

El-Musilhi, pazartesi günü yaptığı açıklamalarda piyasalardaki mevcut krizi ‘dağıtım operasyonlarına’ bağladı. Zira Gıda Endüstrisi Holding Şirketi, vilayetlerdeki paketleme hatları ve tüccarlarla iş birliği içinde tüm Mısır vilayetlerindeki satış noktalarına dağıtım yapıyor.

El-Musilhi, “Önümüzdeki dönemde şekerin bulunacağı ve piyasalara büyük miktarlarda pompalanacağı” vurgusunu yaptı. Bu açıklama, dün (salı) Gıda Endüstrisi Holding Şirketi Başkanı Ahmed Hasaneyn tarafından doğrulandı. Hasaneyn, şirketin 55 bin ton şeker de dahil olmak üzere ‘Hoş Geldin Ramazan’ satış noktalarına çeşitli ürünler dağıtacağını belirtti.

Mısırlıların aktardığına göre, market raflarında az bulunan şeker hakkında çokça konuşuluyor. Ancak sosyal medyada #Şeker_çuvalı hashtagi trend oldu. Kullanıcılar, alaycılıkla şeker elde etmek için yaptıkları gezileri anlatarak paylaşımlarda bulundu. ‘Basıl’ isimli hesabı kullanan bir kullanıcı, “Salih amellerin, O’nun nimetiyle tamamlandığı Allah’a hamdolsun ki bir kilo şeker aldım arkadaşlar, beni tebrik edin” paylaşımında bulundu. Tebrikleri almış olmasına rağmen alaycı bir şekilde şekeri bir bankaya saklamayı düşündüğünü söyledi.

İki torba şeker kazanmanın mutluluğunu yaşayan bir vatandaşın fotoğrafı da birçok X platformu hesabında paylaşıldı.

. ألف مبروك يا عم الحاج 😂
#كيس_سكر pic.twitter.com/iqeVZUF23x

— صاحب السعادة (@Happiness_owner) February 23, 2024

 

Mısırlı ekonomi uzmanı Muhammed el-Behvaşi, Şarku'l Avsat'a şunları söyledi: “Tedarik Bakanlığı, şekeri indirimli fiyatla piyasaya pompalayarak bu soruna bir çözüm arıyor. Ancak diğer taraftan bazı insanların ucuz fiyatla satılan şekeri alıp daha sonra iki katı fiyata satması olgusu var.”

الحمد لله الذى بنعمته تتم الصالحات
اشتريت كيس سكر باركولى يا جماعه pic.twitter.com/u7feCMUgLc

— باسل Basil ali🇵🇸 (@AliEmam40488035) February 27, 2024

 

Mısır Merkez Bankası verileri, akaryakıt ve değişken fiyatlı bazı gıda ürünlerini hariç tutan çekirdek enflasyon oranının, Aralık ayındaki yüzde 34,2 seviyesinden geçtiğimiz Ocak ayında yıllık bazda yüzde 29'a düştüğünü gösterdi. Ancak bu Mısırlıların yüksek fiyatlardan duyduğu şikâyeti azaltmadı.

El-Behvaşi, “Tüccarların fiyatı artana kadar mevcut şekeri piyasaya sürmekten kaçınmaları ve şekeri en yüksek fiyattan satmaktan mümkün olduğu kadar yararlanmaya çalışmalarıyla şeker krizi daha da kötüleşti. Ayrıca özellikle Ramazan Ayı öncesinde büyük miktarda satın alma alışkanlığına kapılan vatandaş bu krizi perçinledi” ifadelerini kullandı.

İsam Tahir isimli bir sosyal medya kullanıcısı, diğer kullanıcılardan şekerin fiyatını yükselten bir satıcı bulmaları halinde Tüketiciyi Koruma Kurumu ile iletişime geçmelerini istedi.

El-Behvaşi, hükümetin çözümünün ‘şeker arzını artırmak’ olduğuna inanıyor. Zira arz ne kadar artarsa ​​kriz de o kadar hafifleyecek. Böylece bazıları fiyatların artmasının nedeninin dolardan kaynaklandığını iddia etmekten vazgeçecek. Mısır bankalarında doların resmi piyasada fiyatı 30,9 cüneyhe sabitlenirken, yerel basında dün (Salı) ‘karaborsada doların fiyatının 45 cüneyhe ulaştığı’ bildirildi.


İzzeddin El Kassam Tugayları, Lübnan’ın güneyinden İsrail’deki askeri karargahı 40 füzeyle hedef aldı

Gazze Şeridi’nden İsrail’e fırlatılan füzeler (DPA-Arşiv)
Gazze Şeridi’nden İsrail’e fırlatılan füzeler (DPA-Arşiv)
TT

İzzeddin El Kassam Tugayları, Lübnan’ın güneyinden İsrail’deki askeri karargahı 40 füzeyle hedef aldı

Gazze Şeridi’nden İsrail’e fırlatılan füzeler (DPA-Arşiv)
Gazze Şeridi’nden İsrail’e fırlatılan füzeler (DPA-Arşiv)

Filistin Hamas hareketinin askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları, bugün Lübnan’ın güneyinden fırlatılan yaklaşık 40 füzeyle, İsrail’in kuzeyindeki bir komuta karargahı ve bir havaalanı kışlasının hedef alındığını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın Filistin merkezli Safa haber ajansından aktardığına göre İzzeddin el Kassam Tugayları tarafından bugün yapılan açıklamada, “Lübnan’ın güneyinden, 769. Doğu Tugayı Karargahı ve işgal altındaki Filistin’in kuzeyindeki Beyt Hillal’deki havaalanı kışlasını 40 Grad füzesinden oluşan iki füze salvosu ile vurduk” denildi.

Açıklamada, söz konusu saldırının, Siyonistlerin Gazze Şeridi’ndeki sivillere yönelik katliamlarına ve Lübnan’ın güney banliyölerinde şehit edilen liderler ve kardeşlere yönelik suikastlara yanıt amacıyla düzenlendiği de ifade edildi.


İspanya'daki Rus pilot suikastının yeni detayları ortaya çıktı

Görgü tanıkları 6 yerinden vurulduktan sonra, arabayla Kuzmanov'un üzerinden geçildiğini aktarmıştı (Reuters)
Görgü tanıkları 6 yerinden vurulduktan sonra, arabayla Kuzmanov'un üzerinden geçildiğini aktarmıştı (Reuters)
TT

İspanya'daki Rus pilot suikastının yeni detayları ortaya çıktı

Görgü tanıkları 6 yerinden vurulduktan sonra, arabayla Kuzmanov'un üzerinden geçildiğini aktarmıştı (Reuters)
Görgü tanıkları 6 yerinden vurulduktan sonra, arabayla Kuzmanov'un üzerinden geçildiğini aktarmıştı (Reuters)

Kullandığı helikopterle birlikte Ukrayna'ya sığındıktan birkaç ay sonra İspanya'da öldürülen Rus savaş pilotu Maxim Kuzminov suikastında yeni detaylar ortaya çıktı.

13 Şubat'ta işlenen cinayetin ardından İspanya Savunma Bakanı Margarita Robles, yetkili birimlerin Kuzminov'un gerçek kimliğinden ve ülkede bulunduğundan haberdar olmadığını öne sürmüştü.

Ancak El Mundo gazetesi, İspanya hükümetinin Rus pilotun ülkeye geldiğini ilk günden beri bildiğini yazdı.

Haberde soruşturmayı yürüten savcılığın üzerinde durduğu en olası senaryoya da yer verildi.

Buna göre Kuzminov, kız arkadaşıyla iletişime geçmeye çalışırken saldırganlar tarafından tespit edilerek takibe alındı. Çok sayıda Rus'un yaşadığı Alicante kentine giderek annesini yanına almaya çalışan Kuzminov'un kimliğinin de bu sırada açığa çıktığı öne sürüldü.

Rus pilotun annesi Irina Kuzminova'ya, oğlu kullandığı helikopterle birlikte kaçmadan kısa bir süre önce Rusya'yı terk etmesinin söylendiği ve bunun için uydurma bir Kore gezisi ayarlandığı iddia edildi.

Kuzminova'nın bunun yerine Ukrayna'ya gittiği ve halen burada Kiev yönetiminin koruması altında yaşadığı belirtildi.

El Mundo'nun haberinde, Rus pilotun eski sevgilisi Elizaveta Ponomareva'nın cinayette rol oynamış olabileceği öne sürüldü. Suikasttan kısa süre önce çekilen fotoğraflara göre Ponomareva, Kuzminov'la halka açık yerlerde görülen tek kişiydi.

İspanyol savcılara göre, Kuzminov'un ölümcül hatası sevdiklerine ulaşmak için eski ilişkisini kullanması ve dinlendiği düşünülen bir Ukrayna hattıyla görüşme yapması oldu.

İspanyol yetkililer suikastın Rus Dış İstihbarat Servisi (SVR) tarafından gerçekleştirildiğini düşünüyor. Moskova ise iddiaları reddediyor.

SVR şefi Sergey Narışkin suikastla ilgili herhangi bir yorum yapmasa da, Kuzminov'u "hain ve suçlu" diye nitelemiş ve Rus pilotun kaçmaya karar verdiği an ahlaken bir cesete dönüştüğünü söylemişti.

Rus savaş pilotu Maxim Kuzminov, geçen ağustosta Ukrayna istihbaratıyla anlaşarak kullandığı Mi-8 tipi helikopterle birlikte Ukrayna topraklarına kaçmıştı. Kuzminov'la birlikte helikopterde bulunan iki silah arkadaşının Ukrayna güçleri tarafından öldürüldüğü öne sürülmüştü.

Kuzminov kaçışına gerekçe olarak savaş karşıtı olmasını göstermiş ancak Rus basınında yer alan haberlerde Kuzminov'un Kiev'den 500 bin dolar ödül ve pasaport aldığı iddia edilmişti.

 

Independent Türkçe, RT, El Mundo


İsrail Savunma Bakanı'ndan "ramazanla ilgili sorumsuz açıklamaların kontrolü kaybettirebileceği" uyarısı

AA
AA
TT

İsrail Savunma Bakanı'ndan "ramazanla ilgili sorumsuz açıklamaların kontrolü kaybettirebileceği" uyarısı

AA
AA

İsrail Savunma Bakanı Yaov Gallant, Filistinlilerin ramazanda Mescid-i Aksa'ya girişinin yasaklanmasını isteyen aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'e işaretle "Sorumlular dahil herkes istediğini söylüyor ama bu sorumsuzluk." ifadesini kullandı.

Haaretz'in haberine göre, Gallant, ramazan ayı öncesinde merkez komutanlık karargahında güvenlik durum değerlendirme toplantısına katıldı.

İran, Hizbullah ve Hamas'ın "ramazan ayını 7 Ekim'in ikinci perdesine dönüştürmek ve bölgeyi kışkırtmak istediğini" savunan Gallant, bunun Hamas'ın "ana hedefi olduğunu ve bunu da Mescid-i Aksa ve Kudüs vurgusuyla yapmak istediğini" ileri sürdü.

Gallant, "Buna izin vermemeliyiz. Bunun için bölgenin sakinleştirilmesi gerekiyor. Bunun etrafındaki ilgiyi anlıyorum, burası bir demokrasi, dijital bir dünya. Savaşta sorumlular dahil isteyen istediğini söylüyor ama bu sorumsuzluk. Sonuç çok kısa zamanda potansiyel bir tansiyonun hızla tırmanması olacaktır. Yetkili olması gerekenlerin sorumsuz açıklamaları herkese kontrolü kaybettirebilir." ifadesini kullandı.

Gallant açıklamasında isim vermezken, aşırı sağcı Ben-Gvir, 18 Şubat'ta X hesabından yaptığı paylaşımda, Filistinlilerin ramazan ayında Mescid-i Aksa'ya girişinin yasaklanması çağrısında bulunmuştu.

İsrail Başbakanlığından 19 Şubat'ta yapılan açıklamada da Ben-Gvir'in talep ettiği "ramazanda Filistinlilerin Mescid-i Aksa'da ibadetlerinin kısıtlanması" kararının "güvenlik göz önüne alınarak dengeli biçimde alındığı" ifade edilmişti.

İsrail basınında çıkan haberlerde ise İsrail vatandaşı Filistinlilerden de belirli yaşın altındakilerin Mescid-i Aksa'ya girişinin yasaklanacağı belirtilmişti.

İsrail basınına göre, ordu ve İç Güvenlik Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) Başbakan Binyamin Netanyahu'ya "Filistinlilerin ramazan ayında Mescid-i Aksa'ya girişlerinin kısıtlanması nedeniyle durumun kötüleşmesi halinde bunu durdurmanın zor olacağı uyarısı yapmaya" hazırlanıyor.

Şin-Bet'in, "İsrail güçlerinin Gazze ve Lübnan sınırında savaştığı ve konuşlandığı bir dönemde Batı Şeria'da güvenliğin kötüleşmesi durumunda bunu durdurabilmenin zorlaşacağı" görüşünü sunacağı belirtiliyor.

İsrail polisi, 7 Ekim 2023'ten bu yana cuma günleri başta olmak üzere Filistinlilerin Mescid-i Aksa'ya girişlerine kısıtlama getiriyor.

İsrail'in geçmişte Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlalleri Filistin coğrafyasında tansiyonu yükseltmiş, 2021'in ramazan ayında Aksa'ya düzenlediği baskın İsrail içindeki şehirlerin yanı sıra işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da olayların çıkmasına yol açmıştı. Bölgedeki gerilim İsrail'in Gazze'ye 11 gün süren şiddetli saldırılarıyla son bulmuştu.


Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Ebu Rudeyne, İsrail'i durdurması için ABD'ye seslendi: 'Dünya düzeni diye bir şey yok, Amerika var'

AA
AA
TT

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Ebu Rudeyne, İsrail'i durdurması için ABD'ye seslendi: 'Dünya düzeni diye bir şey yok, Amerika var'

AA
AA

Filistin Enformasyon Bakanı ve Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne, ABD'ye, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını durdurması için çağrıda bulundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının ev sahipliğinde düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı'na katılmak için İstanbul'a gelen Sözcü Ebu Rudeyne, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Ebu Rudeyne, "Gazze'de yaşananlar gerçekten bir soykırımdır. Amerikalılar tarafından desteklenen İsrailliler, Filistin halkını öldürüyor ve onları ülkelerinin dışına itmeye çalışıyor. İsrail'in politikaları, Filistin davasını ve halkını mahvediyor, onları ülkelerini terk etmeye zorluyor ama bu asla gerçekleşmeyecek." ifadesini kullandı.

İİT üyesi ülkeleri aynı dili konuşmaya davet eden Ebu Rudeyne, "ABD'nin, İsrail'e savaşı durdurmasını emretmesi gerektiğini" söyledi.

Ebu Rudeyne, tüm bu yaşananların sorumlusunun, ateşkes taleplerini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde (BMGK) reddedenler olduğuna işaret ederek, ABD'nin sürekli veto hakkını kullanarak savaşın durmasını engellediğini dile getirdi.

Amerikalılara ve Avrupalılara seslenen Filistinli Sözcü, "Filistin halkının yerinden edilmesi hiçbir sorunu çözmeyecek, sonu olmayan sürekli bir savaştan başka bir şey getirmeyecek." dedi.

Ebu Rudeyne, İsrail'e saldırılarını durdurmasını emretmesi için Arap ve İslam ülkelerinin, ABD'ye karşı tek ses olması gerektiğini, aksi takdirde soykırımın devam edeceğini vurguladı.

Saldırılara son verilmesi gerektiğinin altını çizen Ebu Rudeyne, Filistin devletinin Birleşmiş Milletlere (BM) tam üyeliğinin BMGK ve tüm dünya tarafından tanınması gerektiğini söyledi. Ebu Rudeyne, "Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) Filistin halkının tek temsilcisi" olduğunu bildirdi.

"Türk halkı, Filistinlilerin sesidir"

Ebu Rudeyne, Türkiye'nin gelecekte de Filistin'i desteklemeyi sürdüreceğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

"Türkiye, her zaman Filistin davasını desteklemiştir. Türk halkı, Filistinlilerin sesidir. Nereye giderlerse gitsinler Filistin ve Kudüs için çalışıyorlar, eminim devam edecekler. Şimdi onlara eskisinden daha fazla ihtiyacımız var. Türkiye'nin sesine ihtiyacımız var. Erdoğan'ın (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan) sesine ihtiyacımız var. Kamuoyunun sesine ihtiyacımız var. Türkiye'nin bu saldırganlığa ve ABD'ye karşı bizimle birlikte sağlam bir şekilde durmasına ihtiyacımız var.

Dünya düzeni diye bir şey yok, Amerika var. Amerika'dan İsrail'e savaşı durdurmasını emretmesini istiyoruz. Amerika, Filistin halkına karşı onlarca kez veto hakkını kullandı. BM'ye üye bir devlet olmamızı engelliyorlar. Bizi birçok şeyden alıkoyuyorlar. Savaşı durdurmalılar. Hiçbir Filistinlinin teslim olmayacağını ve topraklarımızda kalacağımızı anlamalılar. İsrail ateşle oynuyor, Amerikalılar da bu savaşın tüm Orta Doğu'yu yakacağını anlamalı."


İsrail merkezli Kan11 TV’nin Filistinli muhabiri, Hamas liderlerinin isimlerini akıcı Arapça ile telaffuz ettiği için işten atılma tehlikesiyle karşı karşıya

Süleyman Mesvedde, Kan 11’in siyasi muhabiri (X'teki kişisel hesap)
Süleyman Mesvedde, Kan 11’in siyasi muhabiri (X'teki kişisel hesap)
TT

İsrail merkezli Kan11 TV’nin Filistinli muhabiri, Hamas liderlerinin isimlerini akıcı Arapça ile telaffuz ettiği için işten atılma tehlikesiyle karşı karşıya

Süleyman Mesvedde, Kan 11’in siyasi muhabiri (X'teki kişisel hesap)
Süleyman Mesvedde, Kan 11’in siyasi muhabiri (X'teki kişisel hesap)

28 yaşındaki Filistinli gazeteci Süleyman Mesvedde, ‘Hamas liderleri Yahya Sinvar, İsmail Heniyye ve diğerlerinin isimlerini açık Arapça ile telaffuz ediyor’ gerekçesiyle İsrail sağının tepkisine ve siyasi muhabir olarak çalıştığı resmi İbrani kanalı ‘Kan 11’den kovulması için siyasi baskıya maruz kalıyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Mesvedde’ye tepki gösteren kişiler arasında, avukat, yazar ve insani değerler üzerine çok sayıda kitabın da yazarı olan tanınmış din adamı Dov Hilbertal de yer alıyor. X hesabında Süleyman Mesvedde’nin görevden alınması çağrısında bulunan Hilbertal, "Hamas liderlerinin isimlerini düzgün Arapça ifade eden bir Arap. Savaştayız. En iyi gençlerimiz Gazze'de öldürülüyor ve büyük bir TV yayıncısı olarak kabul edilen lanet olası siyasi muhabir, Hamas liderlerinin isimlerini kendi Arapça dilinde olduğu gibi telaffuz ediyor. Peki bu nedir? Milliyetçi duygularımız nerede? Yani devlet aşağılanmış ve yenilmiş biçimde mi gösteriliyor?” dedi.

İşgal altındaki Doğu Kudüs'ten Filistinli gazeteci Mesvedde, iki yıldır İsrail'in İbranice yayın yapan resmi televizyonu Kan 11'de siyasi muhabir olarak çalışıyor ve kanalın en önde gelen gazetecilerinden biri olarak kabul ediliyor. Siyasi muhabir sıfatıyla tüm hükümet yetkilileri, partiler, ordu ve istihbarat liderleriyle görüşüyor. Kendisine bilgi sağlayacak ve haber sızdıracak etkili kaynaklara sahip olan Mesvedde’nin ses getirebilecek haber niteliğine sahip pek çok dosyası bulunuyor. Gazeteciler arasında, özellikle de kendisini ‘parlak bir medya kişiliği’ olarak gören Kan 11'deki meslektaşları arasında büyük saygı görüyor.

sdfvfdfd
Kudüs'ün Eski Şehri'ndeki bir pazarda dolaşan insanlar (Reuters)

Kudüslü bir Arap olduğundan İsrail vatandaşı olmayıp yalnızca oturma kartı ve Ürdün pasaportuna sahip. 20 yaşına kadar Kudüs’te, birçok Yahudi yerleşimcinin yaşadığı bir mahallede yaşamasına rağmen tek kelime İbranice bilmeyen Mesvedde “Doğu Kudüs'te Filistinli bir ailenin, Filistin kültürünün çocuğu olarak doğdum. Filistinli olduğumu söylemekten utanmıyorum. Ama aynı zamanda İsrail'de yaşıyorum ve bazı yönlerden kendimi İsrailli gibi hissediyorum. İnsanlar bana ‘Sen kimsin?’ diye sorduklarında bilmiyorum diye cevap veriyorum. Sadece Kudüslü olduğumu ve gazeteci olduğumu söylüyorum. Bunlar kimliğimin en önemli iki unsuru” diyerek kendini tanıtıyor.

Birzeit Üniversitesi Hedasa Gazetecilik Fakültesine girdikten sonra resmi İsrail Radyosu Arapça bölümünde eğitimini finanse etmek için yarı zamanlı yapımcı olarak çalışmaya başladı. Ancak editörler onun yeteneklerini erken keşfettiler ve o da editör oldu. Gazetecilik alanında ilk diplomasını aldığında, Filistin işleri muhabiri Gal Berger'in asistanı olarak İbranice bölümüne geçti. Kudüs'te çatışmaların patlaması üzerine "Kudüs işleri muhabirliği" görevinin tahsis edilmesine karar verildi ve kendisi bu göreve atandı.

İki ciddi olayla şöhrete kavuştu: İlki, yedi yaşındaki Filistinli bir çocuğun plastik mermiyle vurulması ve bir gözünü kaybetmesiydi. Bunun üzerine Süleyman Mesvedde konuyu araştırdı ve yedi İsrailli polisin suça karıştığını gösteren bir video ele geçirdi. Haber, bu kişilerin polislikten atılmalarına, haklarında dava açılmasına ve çocuğa 5 milyon şekel tazminat ödemeye mahkûm edilmelerine yol açtı.

dvdfdfv
Bir Filistinli, koronavirüs salgını sırasında kapanma döneminde, Mart 2020'de Doğu Kudüs'teki Mescid-i Aksa’nın önünde maske takıyor ve yürüyor. (AFP)

İkinci olay ise koronavirüs salgını sırasında Mescid-i Aksa'da ibadet edenlerin maske takmadıkları, dikkatsizce el sıkışıp kucaklaştıklarını haberleştirmesiyle yaşandı.

İlk olayda Yahudilerin, ikinci olayda ise Filistinlilerin kışkırtma kampanyasına maruz kaldı. Onun bakış açısına göre ise gazetecilik görevini yerine getiriyordu. Burada siyasi muhabirliğe terfi ettirildi. Kendinden emin görünümü, etkileyici İbranice konuşması ve cesur siyasi analizleri, özellikle de Başbakan Binyamin Netanyahu ve bakanlara yönelik sert eleştirileri nedeniyle iyi bir izlenim bıraktı.

Halktan destekleyen, karşı çıkan, tehdit eden birçok günlük mesajlar alıyor. Gazze'deki savaş sırasında kendisine yönelik saldırılar arttı ve Haham Hilbertal'in açıklamaları bu tepkileri zirveye çıkardı. Gazeteciler Hilbertal’in gönderisine tepki vermeye ve ırkçılıkla suçlamaya başladı.

Tanınmış gazeteci Ben Caspit, Yahudiliğin kendisini böylesine ırkçı bir kişiyle bir araya getirmesinden utandığını yazdı. Michael Shemesh, büyük yazar Hilbertal'in ‘çok küçük bir insan ve büyük bir ırkçı hayvan’ olduğunu yazdı. Yayıncı Yigat Glick, bu ırkçılığa çok kızdığını yazarken Mesvedde’nin yorumcu olduğu haber programlarının sunucusu Michal Rabinovich “Utanç ortadan kalktı, cehalet ve ırkçılık galip geldi. Cesur ve seçkin bir gazeteci olarak kabul edilen Süleyman Mesvedde’nin arkadaşı ve meslektaşı olmaktan gurur duyuyorum" dedi.

dsvferv
Süleyman Mesvedde, annesi ve iki kız kardeşiyle (X'teki kişisel hesap)

Hilbertal, aleyhinde yazılanlara karşılık “Sözlerimde ısrar ediyorum ve bu kişinin ihraç edilmesini talep ediyorum. İsrail ordusunda görev yapmadı. Bizden nefret ettiğini dilinden anlıyorsunuz” yazdı.

Mesvedde ise “Bu adam beni şaşırtmadı. İsrail'de ırkçılık yaygınlaşıyor. Aksine Hilbertel gibi ırkçılar beni güçlendiriyor. Böylece beni takip eden, profesyonelliğime inanan seyirciye ve Filistin halkıma karşı görevimi gerçekten yerine getirdiğime dair rahatım” dedi.


ABD, Yemen'deki Husilere ait 5 İHA'nın imha edildiğini duyurdu

ABD, Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki gemilere yönelik saldırılarına karşı çıkıyor (AFP)
ABD, Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki gemilere yönelik saldırılarına karşı çıkıyor (AFP)
TT

ABD, Yemen'deki Husilere ait 5 İHA'nın imha edildiğini duyurdu

ABD, Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki gemilere yönelik saldırılarına karşı çıkıyor (AFP)
ABD, Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki gemilere yönelik saldırılarına karşı çıkıyor (AFP)

ABD, Yemen'deki İran destekli Husilere ait 5 insansız hava aracının (İHA) imha edildiğini bildirdi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), X sosyal medya platformundan konuya ilişkin açıklamada bulundu.

Açıklamada, Husi kontrolündeki bölgelerden dün havalanan 5 İHA'nın bölgedeki ticari gemiler ve ABD donanmasına yönelik "yakın tehdit" olarak değerlendirildiği ifade edildi.

ABD uçakları ve koalisyona ait gemilerce söz konusu İHA'ların Kızıldeniz'de imha edildiği kaydedilen açıklamada, seyrüsefer özgürlüğünün korunacağı vurgulandı.

Kızıldeniz'deki durum

Yemen'deki İran'ın desteklediği Husiler, İsrail'in Gazze'deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023'te Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koymaya, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı.

ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen'den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.

Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz'deki seferlerini durdurma kararı aldı.

ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023'te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı "Refah Muhafızı Operasyonu" adında çok uluslu "deniz görev gücü" oluşturulduğunu açıkladı.

Kızıldeniz'de 31 Aralık 2023'te İsrail ile bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi, ABD helikopterlerince ateş altına alındı.

Husiler, 10 Ocak'ta da İsrail'e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz'de ABD'ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını duyurdu.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 11 Ocak'ta ABD ve Japonya tarafından sunulan, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarının acilen sonlandırılmasının istendiği kararı kabul etti.

Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'si, Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.


İsrail ordusu Gazze'de 2 subayının öldürüldüğünü duyurdu

AA
AA
TT

İsrail ordusu Gazze'de 2 subayının öldürüldüğünü duyurdu

AA
AA

İsrail ordusu, abluka altındaki Gazze Şeridi'nde yaşanan çatışmalarda 2 askerinin öldürüldüğünü, 7 askerinin yaralandığını bildirdi.

İsrail devlet televizyonunda yayınlanan ordu açıklamasında, Gazze kentinin güneydoğusunda yer alan Ez-Zeytun Mahallesi'nde bomba düzeneğinin patlaması sonucu kayıp verildiği ifade edildi.

Olayda Binbaşı Iftah Shahar ve Yüzbaşı Itai Seif'in öldüğü, 7 askerin de ağır şekilde yaralandığı kaydedildi.

Buna göre Gazze Şeridi'ne saldırıların başladığı 7 Ekim 2023'ten bu yana 242'si karadan işgal sürecinde olmak üzere 582 İsrail askeri öldü, 2 bin 988'i yaralandı.

İsrail ordusu, dün de Gazze Şeridi'ndeki çatışmalarda 13 askerinin yaralandığını açıklamıştı.


Rusya: ABD'nin Yemen'e yönelik eylemleri, çatışma bölgesinin genişlemesine yol açtı

AA
AA
TT

Rusya: ABD'nin Yemen'e yönelik eylemleri, çatışma bölgesinin genişlemesine yol açtı

AA
AA

CENTCOM, sosyal medya platformu X'ten açıklama yaptı.

Açıklamada, CENTCOM'un, Sana yerel saatiyle dün 16.45-23.45'te 3 insansız yüzey aracı (USV), 2 gemi savar güdümlü füze ve 1 tek yönlü insansız hava aracını (UAV) hedef alan "savunma saldırıları" düzenlediği kaydedildi.

Bu hedeflerin, bölgedeki ticari gemiler ve ABD donanmasına ait gemiler için "yakın tehdit" oluşturduğunun tespit edildiği belirtilen açıklamada, saldırıların "gemi yolculuğu özgürlüğünü korumak ve ABD donanması ile ticari gemiler için uluslararası suları daha güvenli hale getirmek" amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Kızıldeniz'deki durum

Yemen'deki İran'ın desteklediği Husiler, İsrail'in Gazze'deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim 2023'te Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koymaya, bazılarına da insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı.

ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen'den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.

Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz'deki seferlerini durdurma kararı aldı.

ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık 2023'te bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlerine karşı "Refah Muhafızı Operasyonu" adında çok uluslu "deniz görev gücü" oluşturulduğunu açıkladı.

Kızıldeniz'de 31 Aralık 2023'te İsrail ile bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi, ABD helikopterlerince ateş altına alındı.

Husiler, 10 Ocak'ta da İsrail'e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz'de ABD'ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını duyurdu.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 11 Ocak'ta ABD ve Japonya tarafından sunulan, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarının acilen sonlandırılmasının istendiği kararı kabul etti.

Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'si, Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.