Türkiye, Suriye rejiminden ‘olumlu adımlar’ bekliyor

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Erdoğan ile Esed arasında bir görüşmenin tarihini belirlemek için henüz erken olduğunu belirtirken ABD’nin tutumunu da eleştirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da düzenlenen AK Parti Grup Toplantısı'na katıldı. (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da düzenlenen AK Parti Grup Toplantısı'na katıldı. (AFP)
TT

Türkiye, Suriye rejiminden ‘olumlu adımlar’ bekliyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da düzenlenen AK Parti Grup Toplantısı'na katıldı. (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da düzenlenen AK Parti Grup Toplantısı'na katıldı. (AFP)

Türkiye, Suriye rejiminden gelecek her türlü ‘olumlu adıma’ karşılık vereceğini açıkladı. Buna karşın Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed arasında olası bir görüşmenin tarihi hakkında konuşmak için henüz çok erken olduğunu vurguladığı açıklamasında “Şu an bunu söylemek için erken. Sürecin seyrine bağlı” dedi.  Kalın, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye'nin kuzeyinde Rus güçleriyle ortak devriyelerini geliştirilebileceğini ve bu konuda uzman toplantıları düzenleneceğini duyururken ABD'nin Esed'le yakınlaşma konusundaki tutumunu da eleştirdi.
Kalın, geçtiğimiz ay Moskova'da düzenlenen, Türkiye ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat şeflerinin bir araya geldiği toplantıya Suriyeli muhalif grupların gösterdiği tepkilerle ilgili kendilerine bilgi verildiğini ancak Türkiye'nin politikalarını belirlediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Esed'in görüşme tarihi hakkında konuşmak için henüz çok erken olduğunu belirten Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın sözlerini şöyle sürdürdü:
 “Bugünden bir şey söyleyemem. Önümüzdeki üç ay içinde mi olur, altı ay içinde mi olur, olur mu olmaz mı... Şu anda bunu söylemek için erken, sürecin seyrine bağlı.”
Moskova’da 28 Aralık’ta Türkiye ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanları arasında yapılana benzer bir görüşmenin iki ülkenin dışişleri bakanları arasında gerçekleşeceğini söyleyen Kalın, ancak bu görüşmenin tarihinin henüz belli olmadığını kaydetti.
Kalın, salıyı çarşambaya bağlayan gece bir televizyon kanalına yaptığı açıklamalarda görüşmeler cumhurbaşkanları düzeyine gelmeden önce yapılacak çok şey olduğunu belirtti:
“11 yıl sonra ilk defa bu konularla ilgili bir temas kurduk. Bunun hayırlı neticeler vermesi rejimin bundan sonra atacağı adımlara, taşıdığı niyete ve sahip olduğu bir perspektife bağlı. Tabii ilk görüşmede hepsinin karara bağlanması beklenemez, bu bir süreç. Eğer bunları bizim iyi niyetimizle birleştirip kararlılığa dönüştürürse biz bu iki konuda, terörle mücadele ve mülteciler konusunda rahatlıkla adım atabiliriz.”
Diğer yandan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Esed'le üçlü görüşme teklifine ilişkin açıklamasına atıfla, Erdoğan ve Esed'in katılımıyla üçlü bir görüşme yapılmasının beklenmediğini belirtti. Çavuşoğlu, şu andan itibaren cumhurbaşkanları düzeyinde bir toplantı için bir takvim belirlemenin mümkün olmadığını, çünkü önce dışişleri bakanlarının bir araya gelmesi gerektiğini ve bunun ardından liderler düzeyinde bir toplantıya ilişkin karar çıkabileceğini kaydetti.
Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad ile yapacağı görüşmeye değinen Çavuşoğlu, Rusya'nın bir tarih belirleme teklifinde bulunduğunu ancak ülkesinin önerilen tarihlerde hazır olmadığını söyledi. Dışişleri bakanları toplantısına kadar yapılması gereken bir takım hazırlıklar olduğuna işaret eden Çavuşoğlu, geçtiğimiz hafta Mikdad ve Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile bu ayın ikinci yarısında görüşebileceğini belirterek görüşme yerinin henüz belirlenmediğini ve Rusya’da ya da başka bir ülkede olabileceğini söylemişti.

Olumlu işaretler
Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde askeri harekatlar gerçekleştirmemiş olsaydı bölgede bir ‘terör devleti’ kurulacağını söyleyen Kalın, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) omurgasını oluşturan Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) varlığının ortadan kaldırılması ve Suriyeli mültecilerin ülkelerine güvenli bir şekilde dönmelerinin sağlanması gerektiğini vurguladı. Suriyeli mültecilerin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları çerçevesinde güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde ülkelerine geri dönmelerinin sağlanması için Ankara’nın PKK’nın Suriye'deki uzantısı olarak gördüğü YPG tehdidinin ortan kaldırılmasının yanı sıra Suriye rejimi tarafından gerekli zeminin hazırlanması ve gerekli güvencelerin sağlanması gerektiğini belirten Kalın, bu nedenle rejim güçleri, İran ve Rusya ile sahada koordinasyon halinde olmaları gerektiğinin altını çizdi.
Geçtiğimiz hafta Moskova'da yapılan savunma bakanları ve istihbarat başkanları toplantısının atılan ilk adım olduğunu ve başka görüşmelerin de olacağını düşündüğünü ifade eden Kalın, Türkiye'nin Suriye meselesine yönelik temel yaklaşımının, ilgili BMGK kararları çerçevesinde anayasal yol ve siyasi müzakerelerin sürdürülmesine dayandığını belirtti. Kalın, Türkiye'nin Suriye ile ilgili temel endişelerinin savaşın, terör tehditlerinin ve kötüleşen insani krizin devam etmesi olduğunu da sözlerine ekledi.
Moskova’daki toplantıda olumlu işaretler, mesajlar alındığını, ancak bunun kararlara ve taahhütlere dönüştürülmesi gerektiğine işaret eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, söz konusu toplantıyla 11 yıl sonra ilk kez bu konularla ilgili kurulduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bunun hayırlı neticeler vermesi rejimin bundan sonra atacağı adımlara, taşıdığı niyete ve sahip olduğu bir perspektife bağlı. Tabii ilk görüşmede hepsinin karara bağlanması beklenemez, bu bir süreç. Eğer bunları bizim iyi niyetimizle birleştirip kararlılığa dönüştürürse biz bu iki konuda, terörle mücadele ve mülteciler konusunda rahatlıkla adım atabiliriz.”

Suriyeli muhaliflerin tutumu
Türkiye’nin Suriye muhalefeti konusundaki tutumu ve başta muhalefetin salı günü Ankara'da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile gerçekleştirdiği görüşme olmak üzere gerçekleştirilen temaslara da değinen Kalın, “Suriyeli muhalifleri baştan beri destekledik, desteklemeye de devam ediyoruz” dedi. Türkiye’nin ‘bugüne kadar Suriye muhalefetini hiç yüzüstü bırakmadıklarını’ belirten Kalın, Çavuşoğlu’nun onlarla yaptığı toplantının nedenini, “Onlara tekrar bu güveni vermek içindi” diye açıkladı. Her zaman temas halinde olduklarını ifade eden Kalın, topun artık Suriye rejiminin sahasında olduğunu belirterek, “Türkiye bir el uzattı, bu eli havada bırakmayacaklarını düşünüyoruz”  dedi.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçtiğimiz salı günü Ankara’da Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) Başkanı Salim el Muslat, Suriye Müzakere Komitesi Başkanı Bedir Camus ve SMDK Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa ile bir araya geldi. Çavuşoğlu, görüşmenin ardından Twitter hesabından "Suriye bağlamındaki son gelişmeleri ele aldık. 2254 sayılı BMGK Kararı uyarınca Suriye muhalefetine ve halkına desteğimizi yineledik” paylaşımını yaptı.
Konuyla ilgili Reuters’a konuşan üst düzey bir Türk yetkili, Türkiye’nin Moskova'da Türk ve Suriyeli yetkililer arasındaki görüşmeye karşı muhalefetin tepkilerinin farkında olduğunu ancak Türkiye’nin politikalarını belirlediğini söyledi. Türkiye ve Suriye savunma bakanlarının Rus mevkidaşlarıyla 28 Aralık'ta yaptıkları görüşmeye atıfla, iki tarafın ilk görüşmesinden hemen sonuç beklemenin akıllıca olmayacağını belirtti. Reuters, bu toplantının Suriye’nin siyasi ve silahlı muhalif güçleri arasında endişelere yol açtığına dikkat çekti.
Heyetu Tahriru’ş  Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el-Cevlani, geçtiğimiz pazartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye, Rusya ve Türkiye arasındaki müzakerelerin ‘Suriye devriminin hedeflerinden ciddi bir sapma’ olarak değerlendirdi. Türkiye’nin tutumunu anlayışla karşılasa da Suriye hükümetiyle uzlaşmayı dahi düşünemeyeceğinin söyledi. Türkiye destekli SMDK Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa ise Bakan Çavuşoğlu'nun SMDK’ya Türkiye’nin Suriye muhalefetine bağlı kurumlara ve muhaliflerin kontrolündeki bölgelerdeki Suriyelilere desteğini sürdüreceğine dair güvence verdiğini açıkladı.

ABD ile yaşanan anlaşmazlıklar
Diğer yandan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, ABD'nin Suriye rejimiyle ilişkilerin normalleştirilmesine karşı olduğunu ancak Türkiye'yi yakınlaşma projesi konusunda eleştirmediğini söyledi. Çavuşoğlu, Washington'ın tüm bu olanlardan sonra Suriye'de bir sonuca varılmadığını görmesi gerektiğini ancak YPG ve PKK'ya karşı mücadele için bir teklifte bulunmadığını belirtti.
ABD, geçtiğimiz salı günü tüm dünya ülkelerine Esed rejimi ile ilişkilerini normalleştirmemeleri çağrısında bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price düzenlediği basın toplantısında şu ifadeleri kullandı:
“Suriye ile ilişkilerini normalleştiren ya da acımasız diktatör Beşşar Esed'in toparlanmasına destek veren ülkeleri desteklemiyoruz. Suriye halkına karşı zulmünü sürdürdüğü ve güçlerinin kontrolü dışındaki bölgelerde hayat kurtaran insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engellediği bir dönemde onları Esed'in son 12 yıldır kaydettiği korkunç insan hakları sicilini dikkatle gözden geçirmeye çağırıyoruz.”

Rusya ile koordinasyon
Diğer taraftan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Suriye'nin kuzeyinde Rusya ile ortak devriyeler geliştirilebileceğini söyledi. Bakan Akar şu ifadeleri kullandı:
“Suriye'nin kuzeyinde Rusya ile ortak devriyeleri geliştirebiliriz. Uzmanların tekrar buluşması şeklinde bu süreç devam edecek. Umudumuz bu sürecin makul, mantıklı ve başarılı şekilde devam etmesi, terörle mücadelenin başarılı şekilde gerçekleşmesi.”
Dün Ankara'da yapılan AK Parti Grup Toplantısı'na öncesinde açıklamalarda bulunan Akar sözleirni şöyle sürdürdü:
“Bizim bir diğer temennimiz de Türkiye'de misafir ettiğimiz Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü, güvenli ve saygın şekilde evlerine ve topraklarına dönmesidir. BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasını da her zaman destekledik, destekliyoruz. Bizim amacımız ülkemizin, milletimizin savunması. Bunun için terörle mücadele çok önemli bir unsur. Bugüne kadar terörle mücadelede yapılanlar, sağlanan başarılar ortada. Bu konuda kararlı olduğumuzu oradaki muhataplarımıza ifade ettik. Diğer taraftan ilave bir mülteci alma durumumuz söz konusu değil. Onu kendilerine vurguladık. Bir diğer önemli konu da ister Türkiye'de ister Suriye'de olsun bizim birlikte olduğumuz Suriyeli kardeşlerimiz var. Onları zora sokacak herhangi bir durumda, kararda bulunmamız asla söz konusu değil. Bu tutumumuz herkes tarafından bilinmeli ve buna göre davranılmalı. Herhangi bir provokasyona, gerçek dışı haberlere itibar ederek farklı tutumlara girmemeleri lazım.”
Türkiye'nin başta Suriye ve Irak olmak üzere tüm komşularının toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyduğunu belirten Akar, “Tek gayemiz ülkemizin, milletimizin savunması ve buna karşı saldırıda, tacizde bulunan teröristleri etkisiz hale getirmek. Bu konuda çalışıyoruz” şeklinde dedi.



Libya deniz sınırlarında Ankara-Atina arasında denge arıyor

Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
TT

Libya deniz sınırlarında Ankara-Atina arasında denge arıyor

Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Libya Temsilciler Meclisi, Doğu Akdeniz’de deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin dosyayı, ülkedeki siyasi ve kurumsal bölünmüşlüğün yanı sıra 2011’den bu yana devam eden geçiş süreci nedeniyle “incelemede” tutmaya devam etti. Bu durum, deniz anlaşmalarının sonuçlandırılmasını ertelerken dosyanın hukuki ve teknik boyutların ötesine geçen iç uzlaşılar ve bölgesel hesaplamalara bağlı kalmasına yol açıyor.

Deniz sınırlarının belirlenmesi konusu, Libya parlamentosunun Dışişleri Komisyonu üyelerinin geçen hafta sonu Atina’da Yunan parlamenterlerle yaptığı görüşmeler sırasında yeniden gündeme geldi. Libya tarafı, deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin anlaşmaların Bingazi’deki Temsilciler Meclisi bünyesinde hâlâ incelendiğini ve sınırları ilgilendiren tüm ülkelerin çıkarlarının ilgili hukuki çerçeveler doğrultusunda dikkate alındığını vurguladı.

Bu tutum, Libya’nın içinde bulunduğu geçiş sürecinin yanı sıra komşu ve Akdeniz ülkeleriyle sınırların belirlenmesine ilişkin meselelerin karmaşıklığı karşısında deniz sınırları dosyasının kurumsal bir süreç içinde tutulmasına yönelik parlamenter yaklaşımı yansıtıyor.

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkan Yardımcısı Hasan el-Bergusi, meclisin yayımladığı açıklamada bu yaklaşımı şöyle ifade etti: “Bu dosyaların ele alınması, ülkenin bunları sonuçlandırmaya imkân verecek daha istikrarlı bir aşamaya ulaşmasına kadar diyalog ve sükûnet gerektiriyor.”

Çıkarların kesişmesi

Konu, Libya’nın Türkiye, Yunanistan ve Mısır’la kesişen çıkarları nedeniyle özel bir hassasiyet taşıyor. Dosya aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz rezervleri ile yatırım güzergâhlarıyla da bağlantılı.

Ülke içindeki bölünmüşlük, Libya’nın ortak bir tutum oluşturmasını daha da zorlaştırıyor. Libya’da yetki, Trablus’ta Abdülhamid ed-Dibeybe başkanlığındaki geçici Ulusal Birlik Hükümeti ile doğuda Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen Usame Hammad hükümeti arasında bölünmüş durumda.

Bu çerçevede Temsilciler Meclisi üyesi Abdüsselam Nasıye, deniz sınırları dosyasının sonuçlandırılması ve Libya’nın kaynaklarının korunmasının “öncelikle iç bölünmüşlüğün giderilmesi, devlet kurumlarının ve egemenlik kararının birleştirilmesiyle” başlayacağı görüşünü savunuyor.

rgty
Libya Temsilciler Meclisi’nin önceki oturumundan (Meclis Başkanı Akile Salih’in Basın Merkezi)

Nasıye, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Uzun süren geçiş döneminde siyasi, güvenlik ve ekonomik koşulların kırılganlığı, Libya’yı bölgesel güçlerin çıkarlarının kesiştiği bir sahaya dönüştürdü” dedi.

Nasıye, Libya’nın Doğu Akdeniz konusundaki tutumunun Türkiye veya Yunanistan safında yer almaktan ziyade “Libya’nın yüksek ulusal çıkarları” temelinde şekillenmesi gerektiğini vurguladı.

Nasıye’ye göre devlet kurumlarının birleştirilmesi ve sınırları koruyup kaynakları yönetebilecek ulusal kapasitenin oluşturulması, Libya’nın denizcilik alanındaki çıkarlarını uluslararası hukuk çerçevesinde savunmasını ve bölgesel gelişmelerle kendi kararını verebilen bir devlet olarak ilgilenmesini sağlayacak.

Hukuki ve siyasi karmaşıklıklar

Anlaşmazlığın kökeni, Trablus’taki savaşın sürdüğü 2019 yılında Libya’nın eski Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat zaptına dayanıyor. Anlaşmaya o dönemde Libya’nın doğusundaki yönetim karşı çıkarken Yunanistan da özellikle Girit olmak üzere Yunan adalarının haklarını etkilediğini savunarak mutabakatı reddetti. Ankara ise anlaşmanın hukuki sonuçlarının geçerli olduğunu savunuyor.

Son iki yılda doğu Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyileşmesine paralel olarak deniz sınırlarının nasıl hesaplanacağı konusunda anlaşmazlıklar daha karmaşık bir boyut kazandı. Özellikle Sirte Körfezi ve adaların hukuki statüsünün deniz yetki alanlarına etkisi tartışmaların merkezinde yer aldı.

Bu durum, Yunanistan’ın Girit’in güneyinde arama sahaları ilan etmesinin ardından Haziran 2025’te gerilimin yükselmesiyle daha belirgin hale geldi. Bu gelişme üzerine Hammad hükümeti itiraz ederek diyalog çağrısında bulundu ve anlaşmaların gözden geçirilmesini talep etti.

Dibeybe hükümeti ise daha önce deniz sınırları dosyasındaki anlaşmazlık noktalarını çözmek amacıyla Yunanistan tarafıyla bir dizi görüşmeye katılmıştı. Libya ve Yunanistan medyasında yer alan haberlerde bu görüşmelerin, müzakerelerin hızlı ilerlemesini engelleyen hukuki ve siyasi karmaşıklıklarla karşı karşıya olduğu belirtilmişti.

Hukuki açıdan deniz sınırlarının belirlenmesi, Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile imzalanan anlaşmaya ilişkin nihai bir tutum almadan önce kapsamlı bir hukuki, teknik ve siyasi inceleme yapmasını gerektiren karmaşık dosyalardan biri olarak değerlendiriliyor. Diplomat ve uluslararası hukuk uzmanı Muhammed ez-Zübeydi de bu görüşü destekliyor.

Zübeydi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu karmaşıklıkların çözümünde temel adımın deniz alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin uluslararası deniz hukuku kurallarıyla, özellikle de 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’yle uyumunun incelenmesi olduğunu söyledi.

Zübeydi ayrıca anlaşmada yer alan koordinatların ve sınır çizgilerinin gözden geçirilmesi ve uluslararası hukuk ile deniz hukuku alanlarında uzmanlardan yararlanılması gerektiğini belirtti.

Zübeydi, deniz anlaşmalarının parlamentodan geçirilmesi senaryosunun “ülkeyi deniz anlaşmazlıklarına sürükleyebileceği ve bir ülkenin zarar görmesi halinde bu anlaşmazlıkların özellikle Uluslararası Adalet Divanı olmak üzere uluslararası yargı veya tahkim mercilerine taşınabileceği” uyarısında bulundu.

Jeopolitik boyutlar

Meselenin yalnızca hukuki boyutla sınırlı olmadığı görülüyor. Zübeydi’ye göre konu, Libya’nın Akdeniz’in merkezindeki konumu ve denizcilik alanındaki çıkarlarının bölge ülkeleriyle iç içe geçmesi nedeniyle siyasi ve jeopolitik boyutlar da taşıyor.

Özellikle Mısır, Yunanistan, Malta ve Türkiye ile denizcilik alanındaki çıkarların kesiştiğine dikkat çeken Zübeydi, “Libya ile Türkiye arasında yapılacak herhangi bir deniz düzenlemesi, diğer ülkelerin çıkarları üzerinde de etkiler yaratabilir” dedi.

Zübeydi, Türkiye’nin Libya’nın batısındaki askeri nüfuzu nedeniyle deniz mutabakatının parlamentodan geçirilmesi yönünde sürekli baskı bulunduğunu belirtti. Ancak kararın ertelenmesinin dosyanın kapatılması anlamına gelmediğini, aksine Libya’nın ortak bir tutum oluşturmasına imkân verecek daha istikrarlı siyasi koşullar oluşana kadar dosyanın inceleme ve değerlendirme aşamasında tutulması anlamına geldiğini ifade etti.

Zübeydi ve Libyalı diplomatların değerlendirmelerine göre Libya’nın çıkarları, meselenin “günübirlik siyasi hesaplara indirgenmemesini”, hukuki ve teknik unsurların Libya’nın komşu ve Akdeniz ülkeleriyle ilişkileriyle birlikte dengelenmesini gerektiriyor.


Erdoğan, Trump’ın Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözünü hayata geçirmeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
TT

Erdoğan, Trump’ın Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözünü hayata geçirmeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturum toplantıları kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirmesi beklenen görüşmede, Türkiye’nin savunma sanayisine yönelik ABD yaptırımlarının kaldırılması dosyasını yeniden gündeme taşımaya hazırlanıyor.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, pazar günü New York’a hareket eden Erdoğan ile Trump arasında gerçekleşmesi beklenen görüşmede, Türkiye’ye ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında uygulanan yaptırımların yanı sıra iki ülke ilişkilerinin ve 7 Temmuz’da NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da iki lider arasında gerçekleştirilen görüşmenin ardından ilişkilerde yaşanan gelişmelerin ele alınacağını söyledi.

S-400 krizi

Trump, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle ilk başkanlık döneminin sonlarına doğru, Aralık 2020’de Türkiye’ye yaptırım uygulamıştı. Trump, Ankara’da Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmede söz konusu yaptırımların kaldırılması konusunu değerlendirme ve Türkiye’nin ABD’nin F-35 savaş uçaklarının üretim ve geliştirme programına yeniden dahil edilmesi ile uçakları temin etmesi sürecini hızlandırma sözü verdi.

Türkiye, Rus S-400 sistemini satın almasının ardından alınan tedbirler kapsamında F-35 programından çıkarılmıştı.

cdfvhyj
Fidan, cumartesiyi pazara bağlayan gece Türk NTV kanalına verdiği röportaj sırasında (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, dün (Pazar)  NTV’ye verdiği röportajda CAATSA yaptırımlarının, özellikle Savunma Sanayii Başkanlığı açısından bir engel oluşturduğunu belirtti. Fidan, yaptırımların başlamasına neden olan Rus S-400 sistemi meselesinin çözümü konusunda “yaratıcı fikirlerin” bulunduğunu ifade etti.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da geçen nisan ayında yaptırımlar ve Türkiye’nin F-35 savaş uçaklarına erişimi konusundaki sorunun, Türkiye’nin Rus sisteminden kurtulması şartıyla birkaç ay içinde çözüleceğini açıklamıştı.

Fidan, “Karşılıklı iyi niyet çerçevesinde bazı çözümleri hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bu konuda olumlu adımlar atmayı umuyoruz” dedi.

Yunanistan ile gerilim

Fidan, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde son dönemde yaşanan gerilime de değindi. Gerilimin, Yunanistan’da gelecek mayısta yapılacak seçimlerin yaklaşmasıyla bağlantılı olduğunu belirten Fidan, Yunan iç siyasetinde “Türkiye faktörünün” hızlı siyasi puan kazanmak veya kamuoyunun dikkatini çekmek için kısa bir yol olarak kullanıldığını söyledi.

gthyju
Miçotakis, Türkiye sınırına Akdeniz üzerinden yalnızca 1,5 kilometre uzaklıktaki Meis (Kastellorizo) Adası’nı ziyareti sırasında Yunan askerleriyle görüştü (Yunan medyası)

Fidan, Türkiye’nin Mayıs 2023’ten bu yana Başbakan Kiryakos Miçotakis liderliğindeki mevcut Yunan hükümetiyle sorunların iyi niyet çerçevesinde çözülmesi ve Yunanistan’daki bir sonraki seçimlere kadar Ege Denizi’nde geçmişte yaşanan gerilimlerin tekrarlanmaması konusunda mutabakata vardığını belirtti.

Muhalefetin, bu süreç yaklaştıkça hükümete saldırmak için Türkiye meselesini kullandığını belirten Fidan, “akıl dışı” hareket eden bazı tarafların bulunduğunu söyledi.

Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki mevcut tehditleri göz ardı etmediğini ve tutumunun açık olduğunu vurgulayan Fidan,  “Ege sorunları ve kıta sahanlığı meselesi çözülene kadar gerilim yaratmak istemiyoruz. Askerden arındırılmış statüdeki adaların silahlandırılmasını ise kesinlikle kabul etmiyoruz” dedi.

Türkiye’nin bu konuda hassas ve sürekli girişimlerde bulunduğunu belirten Fidan, hükümetin bazı dosyaları çoğu zaman kamuoyuna yansıtmadan yürüttüğünü çünkü bunun Yunanistan içinde sorunlara yol açabileceğini ifade etti.

Türk Silahlı Kuvvetleri ile Sahil Güvenlik Komutanlığının bu konuda hassas bir konumda bulunduğunu belirten Fidan, “Umarız orada kimse pervasız bir adım atmaz ve barış ile huzurun gerektirdiği şekilde hareket eder. Türkiye’nin gücü herkes tarafından biliniyor” diye konuştu.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 13 Eylül’de sona eren üç günlük ada turunun ardından yükselmişti. Miçotakis’in ziyaret ettiği adalar arasında Yunanistan’ın doğudaki en uç noktalarından biri olan ve Türkiye’de “Meis” olarak bilinen, Antalya’nın karşısında ve Türkiye kıyılarına yalnızca 1,5 kilometre uzaklıkta bulunan Kastellorizo da yer aldı.

Miçotakis’in ziyaret sırasında Yunan askerleriyle tokalaştığı görüntüler kamuoyuna yansırken, 1947 Paris Barış Antlaşması kapsamında silahsızlandırılmış statüde bulunan bazı adalarda ağır silahların bulunduğu da görüldü.

Bunun ardından Türk Silahlı Kuvvetleri, Doğu Anadolu’daki Tunceli’den 51. Komando Tugayı’nı Aydın’ın Söke ilçesine taşıdı. Tugay, Türkiye’ye en yakın Yunan toprağı olan Sisam Adası’nın karşısında konuşlandırıldı. Bu gelişme Atina’da ciddi endişeye yol açtı.

Rusya-Ukrayna savaşı

Fidan ayrıca Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek amacıyla bazı girişimlerde bulunulduğunu ancak kalıcı sonuç elde edilmesinin şu aşamada zor göründüğünü belirtti.

Savaşın 2023’e kadar geleneksel bir savaş niteliğinde olduğunu, ardından 2025’e kadar yıpratma savaşına dönüştüğünü ifade eden Fidan, 2025 sonrasında ise savaşın ticaret başta olmak üzere enerji ve ulaşım alanlarını giderek daha fazla kapsayan bir “yıkım savaşına” dönüştüğünü söyledi.

cdfgthy

Karadeniz’de ticaretin Türkiye açısından da önemli bir konu olduğunu vurgulayan Fidan, “Buğday dünya pazarlarına ulaşmazsa birçok ülke gıda güvenliği açısından sorunlarla karşı karşıya kalacaktır” dedi.

Fidan, savaşın iki tarafının da limanları hedef almaya ve deniz yoluyla gerçekleştirilen tüm hareketliliğe saldırmaya başladığını belirterek şöyle konuştu:

“Bu konuda iki tarafa da bir öneri gönderdik. Bu konuda çalışıyoruz ve yanıtları bekliyoruz. Konuyu belirli bir noktaya taşımaya çalışıyoruz. Ancak 2022’de Birleşmiş Milletler himayesinde ve Türkiye’nin arabuluculuğuyla Karadeniz’de hayata geçirilen tahıl koridoru anlaşmasının uygulanmasından çıkardıkları dersler nedeniyle iki taraf arasında uzlaşma sağlamak zor.”


Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Türkiye, Husilerin insansız hava aracıyla Mekke-i Mükerreme'ye saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenliği tehdit etmekle kalmadığını, uluslararası deniz ticaret yolları ve küresel istikrar üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınarken Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediğini ve Riyad'la dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

Türkiye Savunma Bakanlığı da Husilerin saldırılarını ve Suudi Arabistan'a yönelik diğer eylemlerini kınayarak bölgenin istikrarını tehdit eden bu eylemlere son verilmesi gerektiğini bildirdi. Bakanlık, Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki tehditlerinin sürmesinin yalnızca bölgesel güvenliği değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bugün (Perşembe) düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, “Husilerin, geçen hafta sonu Suudi Arabistan'ı hedef alan İHA saldırısı da dahil olmak üzere gerçekleştirdiği eylemleri kınıyor ve yalnızca bölgesel istikrarı değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da tehdit eden bu tür eylemlere derhal son verilmesi gerektiğini vurguluyoruz” dedi.

‘Kabul edilemez eylemler’

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba gecesi yayımladığı açıklamada, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınadı. Açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediği ve Suudi Arabistan'la dayanışma içinde olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca bölgesel istikrar ve güvenliği tehdit eden bu saldırıların derhal durdurulması ve gerilimi daha da tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması çağrısı yinelendi.

hju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da dün (Çarşamba) yayımlanan Türk gazetecilere yönelik açıklamalarında, Irak'ta konuşlanan saldırganların Suudi Arabistan'ı hem güneyden hem de kuzeyden hedef almaya çalışmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Fidan, bu girişimlerin yalnızca Suudi Arabistan'a zarar vermeyi değil, bölgeyi de hedef aldığını belirterek bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalınamayacağını ifade etti.

Türkiye'nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ruhuna uygun hareket ettiğini belirten Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki anlaşmanın teknik görüşmelerinde şu aşamada ittifakın karargâh yapısı ve personel sayısı gibi konuların ele alındığını kaydetti.

Bu kapsamda Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Mekke Anlaşması” çerçevesinde üç ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi, birlikte çalışabilirlik kapasitesinin artırılması ve savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin yürütüldüğünü belirtti.

Sözcü, üç ülke arasındaki ittifakın kurumsallaştırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü ifade etti.