Fransa-İran ilişkilerinin seyri

Charlie Hebdo’nun karikatürleri, Paris ve Tahran arasında şiddetli bir krize yol açtı.

Tahran’daki Fransız Byükelçiliği’nin duvarına yazılan sloganlara sosyal medyada hızla yayıldı.
Tahran’daki Fransız Byükelçiliği’nin duvarına yazılan sloganlara sosyal medyada hızla yayıldı.
TT

Fransa-İran ilişkilerinin seyri

Tahran’daki Fransız Byükelçiliği’nin duvarına yazılan sloganlara sosyal medyada hızla yayıldı.
Tahran’daki Fransız Byükelçiliği’nin duvarına yazılan sloganlara sosyal medyada hızla yayıldı.

Eski Fransız Büyükelçi Maurice Gourdault-Montagne, ‘Diğerleri Bizim Gibi Düşünmüyor’ adlı son kitabında eski Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in ‘dostu’ olan dönemin Fransa Başbakanı Jacques Chirac’ı arayarak, Paris’in İranlı bir siyasi mülteciyi topraklarında kabul etmeye hazır olup olmadığını sorduğunu aktardı. Bu kişi, Saddam’ın kurtulmaya çalıştığı Humeyni’ydi.
Chirac, yanıt vermeden önce Cumhurbaşkanı Valery Giscard d’Estaing’e danıştı. Chirac bu fikre sıcak bakmazken Valery Giscard ise Şah Muhammed Rıza Pehlevi rejiminin çökmesi ve din adamlarının iktidara gelmesi durumunda, bu fikri memnuniyetle karşıladı. Zira Fransa, yeni rejimle birlikte ayrıcalıklı bir konuma sahip olacaktı. Valery Giscard, yaklaşımına sadık kaldı. Öyle ki Humeyni, 10 Ekim 1978 tarihinde Paris Havaalanı’na indi ve turist vizesi ile Fransa topraklarına girdi. Havaalanından Paris’e birkaç kilometre uzaklıktaki sakin Neauphle-le-Château köyündeki rahat bir eve taşındı. Humeyni, siyasi faaliyetlerde bulunmama sözüne rağmen konuşmalarının kayıtlarını kullanarak Şah’a karşı İranlıları bir araya toplamak için Fransa’da bulunmasından faydalandı.
Neauphle-le-Château’da başta filozof Michel Foucault olmak üzere entelektüel ve felsefi seçkinler, onun etrafında toplandı. Humeyni, Fransa’da sadece 117 gün kaldı. Ardından Fransız hükümetinin kiraladığı Air France uçağıyla Tahran’a hareket etti ve kanlı gösteriler sayesinden Şah’ın ülkesinden ayrılmasının ardından iktidara geldi. Fransa Cumhurbaşkanı, Tahran’ı ziyaret etmeyi planladı ancak bu ziyaret gerçekleşmedi. Diğer yandan iki ülke arasında yakın ilişkiler vardı. Ancak yeni rejim dişlerini gösterdikten ve Şah’ın uyguladığı baskının yerine başka ve daha şiddetli bir baskı ortaya koyduktan sonra bu ilişki hızla kötüleşmeye başladı.
Paris-Tahran ilişkisini zehirleyen konular mevcut. Bunların başında ‘Eurodif’ geliyor. Ülkesinde bir nükleer sanayi hayali kuran İran Şahı, 1974 yılında Fransa ile nükleer reaktör ve tesisler edinmeye dayalı büyük bir işbirliği sözleşmesi ve yüzde 25 hissedar olarak girdiği Eurodif’e bir milyar dolarlık kredi sağlayarak uranyum zenginleştirme sözleşmesi imzaladı. Bu bağlamda zenginleştirilmiş uranyumun yalnızca yüzde 10’unu almasına izin verilecekti. Ancak iktidardaki Humeyni, İran’ın uranyum payını almasını talep ederek birinci sözleşmeyi bozdu ve ikinci sözleşmeye bağlı kaldı. Ve Paris talebi reddettiği için 1 milyar doların iadesini talep etti. Fransa da yasal argümanlar ve gerekçelerle bunu reddetti.
Neticede iki ülke arasındaki iş birliği sayfası hızla kapandı, hukuki ve siyasi anlaşmazlıklara girildi. İki taraf arasındaki anlaşmazlıkları körükleyen şey, Paris’in Humeyni rejimi muhaliflerinin kendi topraklarına sığınmasını sağlamakta gecikmemesiydi. Şah döneminin son başbakanı Şapur Bahtiyar da Fransa’ya geldi. Ardından İslam Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Ebul Hasan Beni Sadr, daha sonra ‘Halkın Mücahitleri Örgütü’ lideri Mesud Recavi ve partideki birçok yoldaşı ve destekçisi de ona katıldı.

Birinci Körfez Savaşı
Paris yönetimi, İran-Irak Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte kendisine Mirage 1 ve Super Etendard uçakları da dahil olmak üzere gelişmiş silahların çoğunu sağlayan Bağdat’ın yanında yer aldı. Nitekim bir dizi Fransız savaş uçağının, mürettebatıyla birlikte Bağdat’a geldiğini söyleyenler var. İran’ın yanıtı, Fransız vatandaşlarını ve Fransız çıkarlarını hedef alarak geldi. 1985 - 1986 yılları arasında Lübnan’da 13 Fransız vatandaşı gözaltına alındı. Paris’e sunulan taleplerden biri de 1 milyar doların serbest bırakılmasıydı.
Fransa’da yurt dışında Fransa’ya yönelik terörist eylemleriyle paralel olarak 1986’da ve sonrasında, özellikle de Paris’te, terör eylemleri tekrarlandı. Operasyonların bir kısmı, Fransız hükümetine Irak’ı desteklediği Ortadoğu politikasını değiştirmesi için baskı yapmayı amaçlıyordu. Ayrıca İran vatandaşı Vahid Gorji’nin Fransa’dan ayrılmasına izin verilmesi gibi özel bir amaç da vardı. Gorji, resmi olarak Paris’teki İran Büyükelçiliği’nde tercüman olarak çalışıyordu. Ancak aslında İran istihbaratının bir ajanıydı ve bunu kanıtlayan belgeler Fransız yargısının elindeydi. Yargı tarafından sorgulanmaya çalışıldığında İran Büyükelçiliği’ne sığındı ve bu durum, Fransız güvenlik güçlerinin onu gözetim altına almasına yol açtı. Tahran’ın yanıtı Fransa Büyükelçiliği’ninkine benzerdi. İki taraf arasındaki gerilim 1987 yazında diplomatik ilişkileri koparma noktasına kadar ulaştı. İki taraf arasındaki gizli temaslar, paralel adımlar üzerinde anlaşmaya varmayı başardı. Bu adımlar, Gorji’nin Paris’ten ayrılmasına izin verilmesi ve ardından kasım ayında Beyrut’taki bir Fransız vatandaşının serbest bırakılması karşılığında Tahran’a ait miktarın üçte birinin serbest bırakılmasıydı. Ertesi ay İran, mevduatından ikinci bir ödeme aldı ve Lübnan’daki geri kalan rehineler ertesi yılın baharında serbest bırakılarak iki taraf arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına izin verildi.
Ancak bu konuların çözülmesi, Tahran’ın göz korkutucu uygulamalarından vazgeçeceği anlamına gelmiyordu. İran Direniş Cephesi Başkanı Şapur Bahtiyar 1991 yazında, Paris’in batısında bulunan Surin banliyösünde suikasta kurban gitti. Saldırıda ayrıca sekreteri de öldürüldü. Bahtiyar’a yönelik ilk suikast girişimi 1980 yılında düzenlenmişti. Saldırıda kendisini koruyan iki polis ve bir Fransız vatandaşı öldürülmüştü. Suikast üç kişi tarafından gerçekleştirildi. İkisi İran’a, üçüncüsü Ali Vakli Rad ise tutuklanıp daha sonra Fransa’ya iade edildiği İsviçre’ye kaçtı. Rad, kendisinin suikast düzenlemekle görevlendirildiğini ve suçun arkasında İran Devrim Muhafızları’nın olduğunu itiraf etti.
Paris ve Tahran arasındaki ilişkiler, Muhammed Hatemi’nin 1997’de cumhurbaşkanlığına gelmesine kadar iyileşmedi. Hatemi, göreve geldiğinde Paris’i ziyaret ederek, dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile bir araya geldi.

Dalgalı ilişkiler
Söz konusu ayrıntılar, Tahran ile büyük bir Avrupa başkenti arasında ‘normal’ ilişkiler kurmanın zorluğunu gösteriyor. Bu ilişkiler, ABD büyükelçiliğinin basılması ve diplomatlarının tutuklanması da dahil olmak üzere Washington ile Tahran arasında olup bitenlerden etkilendi. Ancak 2002’de ABD uydu görüntüleri ile İran’ın bir nükleer program üzerinde çalıştığını ve nükleer bomba elde etmeye çalıştığını öne sürüldüğünde, daha kapsamlı bir kriz baş gösterdi. Paris, Fransa, İngiltere ve Almanya dışişleri bakanlarının Tahran'a ‘ABD olmadan’ üçlü bir ziyaret yapmasını öneren ilk taraftı. Ziyaret gerçekleşti ve sonuçları olumlu oldu. İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam iş birliğini kabul etti ve uranyum zenginleştirmeyi durdurmayı kabul edecek kadar ileri gitti. Ancak Mahmud Ahmedinejad’ın 2005’te cumhurbaşkanlığına seçilmesi ve 2009’da yeniden seçilmesi ve genel olarak Batı, özel olarak da ABD ve İsrail hakkında ateşli açıklamaları, Paris-Tahran ilişkilerini sarstı. Batı-Tahran hattı, 2013 yılında Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesi dışında istikrara tanık olmadı. Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un 2015 yazında Tahran’a yaptığı ‘tarihi’ ziyaret, iki taraf arasında yeni bir sayfa açtı. İran’ın kendisine uygulanan uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında İran’ın nükleer programını sınırlayan 5+1 ülke grubuyla ünlü nükleer anlaşmaya varması, bu ziyarete katkı sağladı.

Nükleer diplomasi ve protestolara destek
Söz konusu anlaşmanın sır olan detayları belli oldu. Paris’in anlaşmayı korumak ve eski ABD Başkanı’nı anlaşmayı bozmamaya zorlamak için oynamaya çalıştığı ‘olumlu’ role, ardından da yeni yaptırımlardan dolayı Tahran'ın uğradığı zararı tazmin edecek bir mekanizma bulmaya çalışmasına rağmen Tahran ile ilişkileri düzelmedi. Bu konu, iki taraf arasındaki en önemli anlaşmazlık konulardan birini oluşturmakta. Öyle ki Paris, İran’ın Viyana’da 2015 anlaşmasını yeniden canlandırma çabalarını bazı değişikliklerle boşa çıkardığını ve Avrupa arabuluculuğundaki çıkmazdan sorumlu olduğunu düşünüyor. Ayrıca Tahran, Paris’in ‘devlet rehinesi’ olarak nitelendirdiği ve ‘derhal’ serbest bırakılmalarını talep ettiği kadın ve erkek 7 Fransız vatandaşını alıkoyuyor. Aynı şekilde Fransa Cumhurbaşkanı’nın dört İranlı kadın aktivisti Elysee Sarayı’nda kabul etmesi, yaptığı açıklamalarda birkaç kez İran’da yaşananları bir ‘devrim’ olarak nitelendirmesi, Fransa’nın yetkililerin uyguladığı körü körüne baskıyı kınaması ve birbirini takip eden idam cezaları, iki taraf arasındaki ilişkileri kızıştırdı. Tabloyu tamamlamak için Tahran’ın Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşında kullandığı silahlı insansız hava araçlarını sağlamadaki rolüne yönelik Fransız eleştirisine atıfta bulunmak gerekiyor. Paris, İran’ın resmi olarak ‘istikrar bozucu’ olarak nitelendirdiği bölgesel politikasını kınamaktan çekinmiyor. Bu durum, Cumhurbaşkanı Macron’un Ürdün’de düzenlenen ‘Bağdat 2’ konferansı vesilesiyle yaptığı konuşmada açıkça görülüyor. Öyle ki Macron, Tahran Dışişleri Bakanı’nın da varlığında İran’ın siyasetini eleştirdi ve Bağdat’ı İran’ın örtüsünden kurtarmaya çalıştı.

Karikatür krizi
Bu kızgın atmosferde mizah dergisi ‘Charlie Hebdo’, geçen çarşamba günü ilan ettiği bir yarışma çerçevesinde İran Dini Lideri Ali Hamaney’in birkaç karikatürünü özel sayısında yayımladı. Yarışma, İran’da 16 Eylül’den bu yana, genç kadın Mahsa Amini’nin ölümünün ardından ateşi körüklemek için düzenlenen protestolara destek olarak gerçekleştirildi ve durum, iki taraf arasında onlarca yıldır görülen en büyük krize neden oldu. Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Fransa’ya doğrudan tehditler savurmakta tereddüt etmedi. Öyle ki ‘bir Fransız dergisinin siyasi ve dini otoriteye karşı başlattığı aşağılayıcı ve yüz kızartıcı eyleminin, kesin ve etkili bir karşılık bulacağını’ vurguladı.

Fransız dergisi ‘Charlie Hebdo’ tarafından İran’daki son protestolara yönelik yayımlanan bir karikatür.
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından daha sonra yapılan bir açıklama, Tahran’ın ‘İslam karşıtlığı ve Fransız medyasında ırkçı nefreti teşvik etmesi karşısında ilgili Fransız makamlarının devam eden eylemsizliğini kınadığını’ belirtti. Bakanlık, “İran halkı, Fransız hükümetinin son saldırgan eylemlerde bulunanlardan ve bunları teşvik etmekten sorumlu olanlardan hesap sormasını ve bunların tekrarını önlemesini talep ediyor” ifadeleriyle Fransa’nın alacağı tedbirleri ‘ciddiyetle’ takip edeceğini bildirdi. Paris'e ‘İslamofobi ile ciddi şekilde mücadele edilmesi’ çağrısında bulundu. İran'ın tepkisi, öncelikle karikatürlerin yayınlanmasını protesto etmek için Tahran’daki Fransız Büyükelçisi’ni bakanlığa çağırmak ve ardından İran’da 1983’ten beri var olan Fransız Araştırma Enstitüsü’nü kapatmak oldu.
Ancak Paris’in yanıtı gecikmedi. Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, 5 Ocak’ta bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada İran’ın ‘vatandaşlarına şiddet uygulayarak ve Fransızları tutuklayarak kötü politikalar izlediğini’ söyledi. Ayrıca Fransa’yı eleştirmeden önce İran'ın içinde olup bitenlere dikkat etmesini istedi. Colonna, Fransa’da basın özgürlüğüne övgüde bulunarak şu ifadeleri kullandı:
“İran’da olanların aksine Fransa’da basın özgürlüğünün olduğunu ve bunun (özgürlüğün) bağımsız yargı çerçevesinde bir yargıç tarafından denetlendiğini unutmayalım ki bu İran’ın şüphesiz çok iyi bilmediği bir şeydir.”
Bakan, Fransa’nın küfrü suç sayan yasaları olmadığını da sözlerine ekledi. Ayrıca Fransa Dışişleri Bakanlığı, 5 Ocak’ta söz konusu enstitünün kapatıldığı konusunda ‘resmi olarak bilgilendirilmediğini’ belirtirken, ancak kapatılmasının onaylanması halinde bunun ‘üzücü bir eylem’ olacağını vurguladı.
Gerçek şu ki Tahran, Fransa’da yürürlükte olan temel bir ilkeden habersiz; ‘Medya kuruluşları hükümetin emirlerine uymaz ve anayasa ve yasalar onları yetkililerin müdahalesinden korur.’ Dolayısıyla yetkililer, Hz. Muhammed’e hakaret içeren karikatürlerin yayınlanmasını ve yeniden yayınlanmasını engellemek için de daha önce müdahale etmemişti ve son dönemde yaşanan ‘Charlie Hebdo’ olayına da müdahale etmeleri zor olacaktır. Cumhurbaşkanı Macron ve üst düzey bakanları, önceki kriz sırasında ve sonrasında, devletin gazetelerin ve medyanın görüşlerini ve karikatürlerini benimsemediğini ama onları koruması gerektiğini açıkça belirtmişti.



Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.


Lübnan: Hükümet, orduya görevini tamamlaması için dört aylık, uzatılabilir bir süre verdi

İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
TT

Lübnan: Hükümet, orduya görevini tamamlaması için dört aylık, uzatılabilir bir süre verdi

İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)

Fransız haber ajansı AFP’nin haberine göre Lübnan hükümeti dün yaptığı açıklamada, ordunun Güney Lübnan'daki Hizbullah'ı silahsızlandırma planının ikinci aşamasını uygulamak için en az dört aya ihtiyacı olacağını belirtti.

Hizbullah, İsrail ile bir yıldan fazla süren ve Kasım 2024'te ateşkesle sona eren bir savaş yürüttü; ancak bu ateşkes, anlaşmada tamamen çekilmesi öngörülmesine rağmen, Yahudi devletinin güney Lübnan'daki beş stratejik tepede güçlerini tutarak kanlı saldırılar düzenlemeye devam etmesini engelleyemedi.

Parti, İsrail ile olan savaştan zayıflamış bir şekilde çıktı. Ağustos ayında Lübnan hükümeti Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını onayladı ve Lübnan ordusuna kendi hazırladığı bir planı uygulama görevini verdi; bu plan ertesi ay yürürlüğe girmeye başladı.

Ordu, ocak ayının başında, Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeyi (İbrani devletiyle olan güney sınırından yaklaşık 30 km uzaklıkta) kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını duyurdu.

Ancak İsrail bu adıma şüpheyle yaklaştı ve yetersiz buldu. İsrail, silahsızlanmayı reddeden grubun askeri kapasitesini yeniden inşa etmesini engellemeyi amaçladığını söylediği ölümcül saldırılara devam ediyor.

Lübnan Enformasyon Bakanı Paul Morcos, kabine toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, kabinenin "Hizbullah'ı silahsızlandırma kararı doğrultusunda Lübnan'ın tüm bölgelerinde silahlanmayı kısıtlama planına ilişkin ordunun liderliğinin aylık raporunu dikkate aldığını" söyledi.

Şöyle devam etti: "Aynı etkenler mevcutsa, dört aylık bir süre söz konusudur ve bu süre, mevcut imkanlara, İsrail saldırılarına ve sahadaki engellere bağlı olarak uzatılabilir."

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Lübnan ordusunun planı beş aşamadan oluşuyor. İkinci aşama, Litani Nehri'nin kuzeyinden, Sayda’nın (Sidon) kuzeyinden geçen ve sınıra yaklaşık altmış kilometre, Beyrut'un ise yaklaşık kırk kilometre güneyinde bulunan Awali Nehri'ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, dün bir parti töreninde yaptığı konuşmada, "Lübnan hükümetinin silahsızlanmaya odaklanması büyük bir günahtır çünkü bu konu İsrail'in saldırganlığının hedeflerine hizmet etmektedir" ifadelerini kullandı.

Kasım sözlerine şöyle devam etti: "Silahlanmayı kısıtlamayı amaçlayan her türlü girişime son verin," çünkü "Lübnanlı yetkililerin ardı ardına verdikleri tavizler ve baskılara verdikleri yanıtlar nedeniyle hükümetin performansı, bir ölçüde bu düşmanın açgözlülüğünün devam etmesinden sorumludur."