İran'da idamlara karşı öfke protestoları körükledi

Rafsancani'nin kızının hapis cezasına çarptırıldı, tır şoförlerinin greve gitmesi nedeniyle dört kişi hüküm giydi

İran'da idamlara karşı öfke protestoları körükledi
TT

İran'da idamlara karşı öfke protestoları körükledi

İran'da idamlara karşı öfke protestoları körükledi

İran’da gösterilere katılan bazı protestocuların idam edilmesinden birkaç saat sonra uluslararası toplumdan kınayan açıklamalar gelirken, ülkenin bazı şehirlerinde gece yürüyüşleri yeniden başladı. Öte yandan İran yargısı, protestoculara cezalar vermeye devam ediyor. Son olarak tır şoförlerinin greve gitmeleriyle ilgili olarak dört kişinin on yıla kadar hapis cezasına çarptırıldığı duyurulurken İran eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin kızı ve eski milletvekili Faize Haşimi’ye hapis cezası verildiği bildirildi.
Cumartesi gecesi protestoculardan Muhammed Mehdi Kerimi ve Muhammed Hüseyni'nin idam edilmesinin ardından başkent Tahran’ın yirmi bölgesinden sonra Settarhan bölgesinde de protestolar ve gece yürüyüşleri yeniden başladı. Göstericiler, “Hamaney'e ölüm”, “Çocukları öldüren bir hükümet istemiyoruz”, “Öldürülen her insan için bin kişi onun arkasında duracak”, “Besic'e ölüm”, “Devrim Muhafızlarına ölüm”, "Yoksulluk, yolsuzluk ve yüksek fiyatlar.. rejimi devirmeye gidiyoruz” sloganları attılar.  Sosyal medya sitelerinde paylaşılan videolarda, Kerec ve Arak şehirlerinde bir grup protestocunun sokaklara döküldüğü görüldü.
Twitter üzerinden paylaşılan bir videoya göre dün İsfahan'a bağlı Necefabad’da sokaklara çıkan bir grup kadın protestocu, rejimi kınayan sloganlar attıklar. İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı (HRANA), İran'ın Kürdistan Eyaleti'ne bağlı Sakkız şehrindeki bir çarşıda greve gidildiğini gösteren bir video yayınladı.
İran,  cumartesi günü Kürt genç kadın Mahsa Amini’nin Ahlak polisi tarafından gözaltına alınmasından sonra ölümünün ardından başlayan eşi benzeri görülmemiş protestolar sırasında Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) bir alt kolu olan Besic milislerinin bir üyesini öldürdükleri gerekçesiyle Muhammed Mehdi Kerimi ve Muhammed Hüseyni'ye verilen idam cezasını infaz etti. Bunun üzere uluslararası toplumdan İran’ı kınayan açıklamalar yapıldı.
İran'ın reformist çizgideki 'Sharq' gazetesinib aktardığına göre yetkililerin cenazesini kardeşine teslim ettikleri Hüseyni Kerec'de defnedildi. Son idamlarla birlikte protestolar nedeniyle idama çarptırılanlardan dördünün infazı gerçeklemiş oldu. Aralık ayında iki protestocunun infaz edilmesi, İran içinde ve uluslararası toplumda öfkeye ve Batı ülkelerinin İran’a yeni yaptırımlar uygulanmasına yol açmıştı.
İran’da infazlara karşı düzenlenen protesto gösterileri, DMO'nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü eski Komutanı Kasım Süleymani’nin 2020 yılı başlarında Irak’ın başkenti Bağdat’ta ABD tarafından düzenlenen bir hava saldırısı sonucu öldürülmesinden beş gün sonra DMO’nun misilleme olarak Irak’ta ABD güçleri tarafından kullanılan Ayn el-Esed Üssü’ne düzenlediği füze saldırısı sırasında DMO’ya ait füze savunma sisteminin Ukrayna Havayolları’na ait bir yolcu uçağını vurması ve uçağın düşmesi sonucunda 176 kişinin öldüğü olayın yıl dönümüne denk geldi.

İdamlar kınandı
İran milli futbol takımı ve Portekiz takımı Porto'nun oyuncusu Mehdi Taremi, Twitter'dan yaptığı paylaşımla infazlara son verilmesi çağrısında bulundu. İranlı futbolcu, tweetinde, “Darağacıyla adalet sağlanmaz. Cezaevinde zimmete para geçirenler ve suçlular var. Bunların yargılanmaları yıllar sürüyor. Ama zulüm gören, zayıf ailelerin çocukları olan, geçim kaynağı olmayan gençler hızla idama mahkum ediliyor. Bu kadar yeter. Hangi toplum her gün kanla ve idamlarla sakinleşir?” yazdı.
ABD ve Avrupa Birliği (AB), cumartesi günü iki protestocunun daha infaz edilmesini en sert şekilde kınadı. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ned Price, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “İran'da Muhammed Mehdi Kerimi ve Muhammed Hüseyni'nin yalandan yargılanıp infaz edilmesini en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre, Price, ‘ülkenin aylardır tanık olduğu bu tür infazların, rejimin gösterileri bastırma stratejisinin önemli bir basamağı olduğunu’ belirtti.
Ülkenin kuzeydoğusundaki Meşhed kentindeki İstihbarat Dairesi, sosyal paylaşım sitelerinde paylaşım yapan 16 kişinin ‘yalan haber yaymak, insanların duygularını ve şiddet içeren davranışları kışkırtmak’ suçlamasıyla tutuklandıklarını duyurdu.

Tutuklamalar
Tahran polisi, protestocu Hamid Rıza Ruhi’nin ölümünün kırkıncı günü nedeniyle başkent Tahran'ın en büyük mezarlığı olan Behişt-i Zehra mezarlığında düzenlenen protestolara liderlik ettikleri gerekçesiyle 13 kişinin tutukladığını duyurdu. İran İstihbarat Bakanlığı, ‘bir grup kişinin, ölenlerin kırkıncı gün törenlerine çağırma bahanesiyle ortalığı karıştırmak için çağrılar yaptıklarını’ belirten bir açıklama yayınlamıştı.
İran Yargı Erki tarafından pazar günü yapılan açıklamada, Mahsa Amini'nin ölümünden bu yana ülkede devam eden protestoları desteklemek için grev çağrısı yaptıkları gerekçesiyle dört kişi hakkında değişen sürelerde hapis cezası verildiği duyuruldu.
Yargı Erki, Kürt genç kadın Amini’nin polis tarafından gözaltına alındıktan sonra 16 Eylül'de ölmesinden sonra başlayan protestolar boyunca ilk kez bu tür bir suçlamayla ilgili aldığı kararı açıkladı.
Protestocular, geçtiğimiz günlerde, dördüncü ayını doldurmaya yaklaşan protestoları desteklemek için İran'ın çeşitli şehirlerinde üç günlük grev çağrısı yaptılar.
Yargı Erki'ne bağlı Mizan Haber Ajansı’na göre Hürmüzgan eyaleti Yargı Erki Başkanı Mücteba Kahramani, yaptığı açıklamada, “Aralık ayında şoförleri greve çağıran dört kişi hakkında ilk kararlar verildi” dedi.
Kahramani, sanıklardan birinin ‘ülkenin güvenliğini bozmak amacıyla örgüt kurmak’ suçundan 10 yıl, diğerinin ise 5 yıl hapis cezasına çarptırıldığına dikkati çekti. İran’ın resmi haber ajanslarına göre diğer iki sanık ise ‘araçların camlarını kırmaktan’ bir yıl hapis ve para cezasına çarptırıldı.
İranlı İşçiler Haber Ajansı (ILNA), geçtiğimiz ay Kahramani’nin ‘İran’a düşman unsurlar’ tarafından başlatılan ‘tır şoförlerine grev çağrılarının’ başarısız olduğunu söylediğini aktardı. Kahramani, ‘protestoları desteklemek için 5-7 Aralık tarihleri ​​arasında üç günlük greve gidilmesi için sosyal medya üzerinden çağrıda bulundukları’ gerekçesiyle hüküm giyen kişilerin isimlerini açıklamazken hiçbirinin şoför ve ulaşım sektörüyle ilgili kişiler olmadığını vurguladı.
HRANA, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, dört aydır devam eden protestolarda 70’i çocuk yaşta olmak üzere 517 kişinin öldürüldüğü belirtti. Yine protestolar sırasında 68 güvenlik görevlisinin öldürüldüğünü aktaran HRANA, protestoların düzenlendiği 163 ilde ve 144 üniversitede tutuklu sayısının 19 bin 262 kişi olduğunu tahmin ediyor.
Öte yandan İran haber ajansları dün, eski İran Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin kızı Faize Haşimi'nin beş yıl hapis cezasına çarptırıldığı bildirildi.
Reformist çizgideki Parsine haber sitesi, kararın, Faize Haşimi Rafsancani’nin Yargıç Ebu El Kasım Salavati başkanlığındaki Devrim Mahkemesi’nde ‘rejim karşıtı propaganda yaptığı’ suçlamasıyla 6 ay hapis cezasına çarptırılmasının ardından verildiğine işaret ederek ‘kararın nihai olduğunu’ bildirdi. Parsine tarafından aktarılan bilgilere göre karar ayrıca Faize Haşimi Rafsancani’nin beş yıl boyunca siyasi, kültürel ve medya faaliyetlerinden mahrum bırakılmasını şart koşuyor. Konuyla ilgili ne Rafsancani ailesinin ofisinden ne de İran yargısından herhangi bir yorum yapıldı. DMO’ya yakın haber siteleri, 26 Eylül'de Faize Haşimi Rafsancani'nin tutuklandığını duyurmuş, tutuklanma nedeninin ‘isyancıları kaos çıkarmaya kışkırtmak’ olduğunu bildirmişti.
Protestolar dört aydır devam ederken İranlıların öfkesi ilk günkü gibi devam ediyor.  İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney, geçtiğimiz hafta, tam örtünmeyen kadınlara esneklik göstermeye çalışarak onların ‘din ve devrim dairesinden’ çıkarılmamaları çağrısında bulundu. Aynı sıralarda internet sitelerinde, zorunlu başörtüsü uygulamasına uymayanlara yurt dışına seyahat yasağı konulması ve çalışma haklarının ellerinden alınması gibi cezaların verilmesi öngörülen yeni bir projeden bahsedildi.
Haber siteleri, başörtüsü yasasında değişiklik taslağının, zorunlu başörtüsü yasalarının uygulanmasını izlemekten sorumlu İrşad Devriyesi’ne değinilmediğini aktardılar.  Hamaney'in ofisine bağlı Kültür Devrimi Yüksek Kurulu’ndan dün yapılan açıklamada, başörtüsü yasalarıyla ilgili kurumlara ve yetkililere, ‘başörtüsü konusunda bazı alışılmadık davranışlarla yüzleşme’ çağrısı yapılırken ‘düşmanlar tarafından kurulan tuzağa düşülmemesi’ konusunda uyarıda bulunuldu.
Hamaney'in başörtüsüyle ilgili son konuşmasına işaret edilen açıklamada, ‘başörtüsü yasasına uyulmaması karşısında akıllıca ve gerçekçi hareket edilmesi gerektiği’ belirtildi. Hamaney'in sözlerini destekleyen açıklamada, “Başörtüsü yasasına uyulmaması, inanç eksikliği ve devrime ve İslam Cumhuriyeti'ne muhalefet olarak yorumlanmamalı” denildi.

Zahidan kenti Cuma İmamı tehdidi
Çabahar Milletvekili Muinuddin Saidi, ılımlı muhafazakar çizgideki teorisyen Muhammed Cevad Laricani’ye protestoların bastırılmasını eleştiren, İran’ın önde gelen Sünni din adamlarından biri olan Zahidan kenti Cuma İmamı Mevlevi Abdulhamid İsmailzehi’nin görevden alınmasını istemesinden ötürü sert eleştirilerde bulundu.
Muhammed Cevad Laricani, küçük kardeşi Sadık Laricani Yargı Erki Başkanlığı yaptığı dönemde Yargı Erki’ne bağlı İnsan Hakları Komitesi'nin başkanıydı.
Laricani, İsmailzehi'nin cuma hutbesi okuduğu Mekki Camii'ni ‘komplo kurulan yer’ olarak nitelendirmişti. İsmailzehi'nin ilmi bir duruşu olmadığını ve yabancıların provokasyonuyla mezhepçi anlaşmazlıkları kışkırtmaya çalıştığını söyleyen Laricani, ‘devrimci cephe’ olarak tanımladığı kişileri, İsmailzehi ile ilişkilerde ‘nazik davranmayı bırakmaya’ çağırmıştı.
Laricani’nin Zahidan kenti Cuma İmamı’na yönelik eleştirilerine yanıt Çabahar Milletvekili Saidi’den geldi.
Saidi, Laricani’yi şöyle eleştirdi:
“Laricani, sessiz kaldığı ve siyasi olarak iflas ettiği bir dönemden sonra yeniden sahneye çıkmaya niyetliyse daha iyi çözümler var. Sayın Laricani, Belucistan’daki durumu sakinleştirmeye yardımcı olamıyorsa, en azından yeni gerilimlerin ortaya çıkmasına neden olmamalı. Konuşamıyorsan bari susmayı öğren!”



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.