Kaybın bize kazandırdıkları... 'Başarısızlığa Övgü'

Başarısızlığa mahkûm olduğumuzu kabullenmek, bizi bekleyen son ne olursa olsun hayatı daha keyifli yaşamamıza yol açar

"Başarısızlığı ciddiye almaya" davet eden Michael Roth, "başarıya tapınma" konusunda bizi uyarıyor / Fotoğraf: AFP
"Başarısızlığı ciddiye almaya" davet eden Michael Roth, "başarıya tapınma" konusunda bizi uyarıyor / Fotoğraf: AFP
TT

Kaybın bize kazandırdıkları... 'Başarısızlığa Övgü'

"Başarısızlığı ciddiye almaya" davet eden Michael Roth, "başarıya tapınma" konusunda bizi uyarıyor / Fotoğraf: AFP
"Başarısızlığı ciddiye almaya" davet eden Michael Roth, "başarıya tapınma" konusunda bizi uyarıyor / Fotoğraf: AFP

Ahmed eş-Şafii
Ampulün mucidi Thomas Edison'un hikayesine şu ya da bu şekilde aşinasınızdır; başarı sağlayan yola ulaşıp icadını tamamlamazdan önce nasıl bin başarısız denemede bulunduğunu bilirsiniz.
Doğruluğu var ya da yok, bir gazeteci mucide "Bin kez başarısız olmak nasıl bir duygu?" diye sorduğunda Edison'un cevabı şu oldu:
Ben bin kez başarısız olmadım, ampulün icadı bin adım gerektirdi.
Alınması gereken ders o ki sebat ederek, başarısızlığın cesaretimizi kırıp bizi eylemsizliğe itmesine izin vermek yerine şunu yapmalıyız:
Cümleyi başlangıç seviyesinde bir okuma kitabından ya da dinle psikolojiyi birbirine karıştıran herhangi bir kişisel gelişim kitabındaki medyatik hayat hikayelerinden aklınızda kalanlarla tamamlayabilirsiniz.
Bu hikayeler, her bir şeyin oldukça kolay ve yakın olduğu söylemiyle sona erer; her şey elinizin altında.
Şayet el; tembellik, dikkat dağınıklığı ya da bu türden herhangi bir sebeple kısa kalmamışsa ve insanın içinde gizli kalmış ya da bastırılmış mucizevi güçler varsa vs.
Bu, okuyucuyu uyuşturur, hayallere daldırır ve gözlerini, önünde asılı havuçtan ayırmaz. 
Felsefi ve dini kitaplar yayınlayan prestijli Los Angeles Review of Books'un editörü ve felsefe profesörü Costica Bradatan'ı tanımasaydım, onun kaleminden çıkan sağlam "Fikirler İçin Ölmek" kitabını okumamış olsaydım yeni kitabının başlığına aldanıp insanları hüsrana uğratarak hayallerini boşa çıkaran o uyuşturucu kitaplardan biri olduğunu düşünmem kolay olurdu. 
Costika Bradatan'ın yeni kitabının adı "Başarısızlığa Övgü: Dört Tevazu Dersi".
Yakın zamanda Harvard Üniversitesi tarafından yayımlanan kitabın sayfa sayısı 270'in biraz üzerinde.
Romanya'da doğan Amerikalı Bradatan, Teksas Üniversitesi'nde beşeri bilimler profesörü ve Avustralya'daki Queensland Üniversitesi'nde de fahri profesör ve araştırmacı.
Üstelik Los Angeles Review of Books'ta felsefe ve din editörlüğü ve biri Bloomsbury'den "Filozof Sinemacılar", diğeri de Kolombiya Üniversitesi yayınlarından "Sınır Tanımayanlar" olmak üzere iki kitap serisinin de süpervizörlüğünü yürütüyor. 

Hataların ışık saçan yüzleri
Costika Bradatan, Ion dergisinde yayımlanan bir makalesinde şu ifadeleri kullanıyor: 

"Başarısızlık, İncil anlatısındaki, her birimizin bir paya sahip olduğu anlamını içeren temel günaha benzer. Sınıf, mezhep, ırk veya cinsiyete bakmaksızın hepimiz başarısız olmak üzere doğarız ve yaşadığımız sürece başarısız olup bunu diğerlerine aktarırız. Başarısızlık, günah gibi, bir utanç ve rezalet hissine sebep olabilir ve bunu itiraf etmek utanç verebilir. Çirkinlikten de bahsetmiş miydim? Başarısızlık aynı zamanda çirkindir, denildiği gibi günah kadar çirkin. Yaygın olmasına rağmen ihmal edilmese de bunun üzerinde oldukça az çalışılmıştır. Başarısızlığa yakından bakma fikri sanki bizi rahatsız ediyor ve bulaşma korkusuyla ona dokunmak istemiyoruz.
Durum böyle olsaydı, yani başarısız olmak için doğup hayatta kaldığımız süre boyunca başarısız olsaydık hayatın bizzat başarısızlık olduğu dışında bir sonuca varabilir miyiz?
Bu çıkarım doğruysa mikrobun kaynağı, taşıyıcıları ve kaynağı olduğumuz halde bulaşmasından korkumuz niye?
Hayatın başarısızlık olduğu ve insanın buna mahkûm olduğu doğruysa öyleyse neden her şey ve herhangi bir şey var?
Niçin sen aşağıdaki satırları okumayı önemsiyorsun ve ben de yazıyorum?"

Bradatan'ın versiyonundaki başarısızlık bizi nihilizmin boşluğuna atmayı hedeflemiyor, başka bir yola sokuyor.
Ion'daki makalesinde Bradatan sizi, kendinizi motorları arızalanan bir uçakta olduğunuzu ve uçağı uçuramadığınızı, sonra da herkesin kurtulduğu zorunlu bir iniş mucizesinin gerçekleştiğini hayal etmeye davet ediyor.
İşte "o zaman hiç olmadığımız fikrine bazen ne kadar yakın olduğumuzu ve 'ölümle herhangi bir temasta' aşırılık derecesine yaklaşan maddi bir şey olduğunu idrak edebiliriz mesela. Cihazda bozuk bir parça, eskimiş bir aksam, gevşemiş bir cıvata, boruda bir sızdırma veya herhangi bir şey, işimizi bitirmeye yeter, hepsi bu kadar. Böylece anlıyoruz ki başarısızlığı tecrübe ederken varlığın dokusunda gizli çatlakları ve yokluğun bize diğer taraftan baktığını görmeye başlarız. Ancak başarısızlık bizi varoluşun diplerine ittiğinde bile bize her şeye, dünyaya, kendimize ve bizim için değerli olan her şeye yeni bir gözle bakma fırsatı verir. Şeylerin, bir ölçüde varoluşsal tehlikenin eşlik ettiği başarısızlığı, bize gerçekte ne olduğumuzu ve ne tür bir sahne olduğunu gösterir."
Costika Bradatan başarısızlığın bize bahşettiği "yeni göz"den bahsederken neredeyse kişisel gelişimin oyun sahasına ve öldürmeyen acının güçlendirdiğini, kişinin düştüğü yerden daha büyük bir düşüşten koruyacak bir deneyimle kalkması gerektiğini söyleyenlere yaklaşıyor.
Felsefe onu bundan korumasa başarısızlığın bizim gerçeğimizi ortaya çıkardığını söylemeye ve "ne sahne ama" demeye iterdi.
Peki, nedir bizim hakikatimiz?
Bir nehrin dibinden ellerimizle rastgele aldığımız en önemsiz taş, bizden daha eski ve kalıcı. İnsanlar, geçici varlıklar, öyleyse nasıl üstünlük iddia edebiliriz? Biz temelde zayıf, kırılgan varlıklarız. Bize diğer varlıklardan farklı olarak akıl verildiyse bizzat bu akıl armağanıdır kainattaki konumumuzun ne kadar basit olduğunu anlamaya götürmesi gereken şey.

Öyleyse Bradatan'ın istediği şey başarısızlığın bizi nihilizm veya ümitsizliğe değil, tevazuya götürmesidir. 

Başarısızlığın mistik/tasavvufi boyutları
Wesleyan Üniversitesi Rektörü Michael S. Roth'un 28 Aralık 2022'de The Washington Post'ta kitaba dair yazdığı sunum yazısına göre Bradatan, insanın ortaya çıkışına ve akıbetine yakından bakıyor ve onları etkileyici bulmuyor.

"Onun deyimiyle başarısızlığa programlıyız ve ölüm kendimizi gerçekleştirme yolundaki tüm çabalarımızın bir çerçevesi."

Yeni kitabında Bradatan, "birçok düşünürün başarısızlık ve ölüm üzerine düşünmek suretiyle kendilerini nasıl dünyevi başarı takıntısından kurtardıklarını" ele alıyor. Kimsenin çıkıp da herkesin başarı için takıntı geliştirdiği, başarı için oldukça yüksek ve her zaman maddi, acımasızca tüketici kıstasların olduğu, ister soluk soluğa katılanlar ister üzüntü içinde seyredenler olsun herkesin lanetli bir yarış karşısında kaldığı bir çağda yaşadığımızı inkar edeceğini sanmıyorum. Acaba bu heves, insanın bizzat hayat üzerine düşünmesi ya da ondan zevk alması önünde engel oluşturmuyor mu? Michael Roth'un ifadesiyle Bradatan, başarı için paralanmanın, faniliğimiz üzerinde düşünmemize, dolayısıyla da daha anlamlı bir hayat yaşamamıza mani olduğunun farkına varmamızı istiyor."
Bradatan başarısızlığı, beş ünlü kişinin hayatı üzerinden ele alıyor; bizce bu ifade, Roth'un tercih ettiği "düşünür" ifadesinden daha isabetli.
Kitapta ele alınan bu kişiler Seneca, Gandhi, Simon Weil, Emil Cioran ve Yukio Mishima.
Bunların arasında filozof da var siyasetçi de romancı da. Bu isimlerden herhangi birini başarısızlıkla nitelemek kesinlikle zor.
Gerçek başarısızlık, isimlerini bedenleriyle gömüp kendilerinden geriye hiçbir şey kalmasaydı olurdu, ancak bu isimlerin tümü hala mevcut ve etkili veya onlara izin verenler üzerinde etki bırakabiliyor.
Bununla birlikte Bradatan kitabında bu kişilerden herhangi birinin tecrübesini, en azından kelimenin yaygın anlamıyla, "başarısız" olarak nitelemiyor, başarısızlığı incelemede kendisine yardımcı olacak bir yön bulduğu için masaya yatırıyor. 
Roth makalesine kitabın, "acıya doğru çekilen ve onun tatmin edici herhangi bir şey bulmadaki başarısızlığı ve acizliğinde bir şekilde tatmin bulan okuyucuları cezbeden" Fransız düşünür Simon Weil'in hayat tecrübesini ele alması ile devam ediyor.

"Weil, zorda olanlara yardım etmeye çalışıyordu, halbuki bunun için elverişli durumda değildi, zira Nazi işgali döneminde yazılar yazıyor ve pek çok sıkıntıyla çevreleniyordu. Onun meşakkatle özdeşleşmesi, çoğu okurunun gözünde bir asalet örneğiydi."

Bradatan ise onun hayatındaki başarısızlıkta mistik bir yön görüyor.
Nitekim Roth'un kendisinden aktardığı ifadeye göre Weil, "etrafındaki şeyleri değersiz gösteren tasavvufi bir bakışa sahipti; her şeyi ve her zaman. Weil, yaratılma karşıtı fikri, yani yaratılmışı yaratılmış olmaktan çıkarıp onu yaratılmamış olana gönüllü olarak taşıma ve böylece onun Rabbe olan yakınlığını artırma fikrini ortaya koydu. Bizim dünyamızdaki şeyler, düşük ve değersiz şeyler ve maddi dünyadan vazgeçerek mülkü, sahibi olan Rabbe geri veririz'."
Bu düşünce biraz muğlak olsa da anlaşıldığı kadarıyla kastedilen, tasavvufa, İlah karşısında mütevazı olmak açısından bakmak.
Bu noktada başarısızlık bir hedefi veya görevi gerçekleştirmedeki acizlik değil, kişinin kendinin ve sınırlarının özüne vakıf olması, bir makamı işgal etmek şöyle dursun, onu arayamayacak kadar düşük olduğuna iman etmesidir.

"Bradatan, Weil'in acıdan beslenmesini köklü bir tevazu olarak görse de bazıları onun kendini değersizleştirmek yoluyla ilahi olana yaklaşmaktaki ısrarının tasavvufi bir küstahlık olduğunu düşünebilir."

Her ikisi bakış açısına göre gerçek şu ki tasavvuf, sufiler tarafından herhangi bir erdemin inkarı gibi de görülebilir tanrıdan aşağıdaki her şeyin yüceltilmesi olarak da.
Bununla birlikte sahibine bu kadar tevazu veya küstahlık veren bizatihi tasavvuf mudur?
İnsanı kulluğa razı ederken ona tevazuyu öğreten ve tevazunun mümkün olan en üst tezahürü olan bu kulluğu diğerlerini dışlayıp tek bir ilahla sınırlı tutan din de böyle değil mi?
Sanki dindar insan alçakgönüllülüğünü bu ilaha has kılıp ilahtan başka herkesten üstün oluyor. Ya da kendini Rabbinden başka herkesle denk mi görüyor?

Cioran'ın garip durumu
Bradatan'ın hakkında yazarken parladığı ve belki de kitabının gerçek ilham kaynağı olan şahsiyetlerden biri Rumen vatandaşı Alfred Emil Cioran'dır. 

"Cioran'a ayrılmış bölümde yazar, Cioran'ın metodolojiden yoksun olmasının, çalışmasının bütünlükten yoksun olduğu anlamına gelmediğini dile getiriyor.
Onun çalışmalarını bir kılan şey yalnızca filozofun eşsiz üslubu değil, en önemlisi başarısızlık olan birçok farklı temanın varlığıdır.
Cioran, başarısızlığa takıntılıydı, başarısızlık hayaleti en başından beri çalışmalarında yer aldı. Hayatı boyunca başarısızlıktan asla uzak kalmadı, hatta onu birçok açıdan ve çeşitli alanlarda uzmanca inceledi ve en uzak noktalarını araştırdı. Cioran sadece bireylerin değil, aynı zamanda toplumların, halkların ve özellikle ülkelerin de başarısızlığa mahkûm olduğunu düşünüyordu."

Bradatan'ın ifadesine göre;
"Başarısızlık her şeye nüfuz eder. Başarısızlık büyük fikirlerin yanı sıra kitaplar, filozoflar, kurumlar ve siyasi sistemleri de kirletebilir. Cioran'a göre bizzat insani durum, tamamen başarısız bir projedir. Nitekim 'Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine' adlı kitabında, 'İnsan olma isteğini kaybetmiş biri olarak başka bir başarısızlık kalıbı düşlüyorum' der."
Costika Bradatan’ın yeni kitabı Başarısızlığa Övgü_ Dört Tevazu Dersi’nin kapağı.jpg
Costika Bradatan'ın yeni kitabı Başarısızlığa Övgü: Dört Tevazu Dersi'nin kapağı

Bradatan'a göre başarısızlık hakkında konuşmak Cioran'ın hakkı, zira onu yakından biliyor, onu gençliğinde benimseyip yaşlılığında özrünü dilediği feci siyasi projelerde ve bir işte sebat edemediği için uzun süre fakir kalışında tanıdı.
Simon Weil gibi Cioran da yazmak (özellikle de kendi başarısızlığı hakkında yazmak) dışında her şeyde başarısız olmuş gibi duruyor.
Bununla birlikte Weil başarısızlıkta ilahi bir şey bulurken Cioran, doğru herhangi bir şey yapamamanın insani boyutlarını izlemekle yetindi ve şöyle yazdı:

"Önemli olan tek şey, kaybeden olmayı öğrenmek."

Ancak Cioran, kitabın öne sürdüğü gibi tam olarak başarısız değil, başarısızlığı bir felsefe haline getiren ya da ondan bir teselli çıkardığı gibi felsefe de çıkaran, uğursuzluk olarak gönderilen şeyi komediye dönüştüren ve bununla Bradatan'da büyük bir hayranlık uyandıran bir yazar.
Bradatan genel anlamda ölümle, fanilikle meşgul olmuş ve ona önceden ayrı bir kitap tahsis etmiştir. Son kitabında da ona bir bölüm ayırmayı ihmal etmemiş.
İsabetli bir tercihle bu bölümün kahramanı da Yukio Mishima olmuş.
"Başarısızlığa Övgü"nün bu bölümü, "dünyada hiçbir şeyin, kaçınılmaz başarısızlık, yani ölümümüzle yüzleşirken yaşadıklarımızla kıyaslanamayacağının" altını çiziyor.
Bu, çok eski çağlardan bu yana çok sayıda düşünürün şahit olduğu bir durum.
Ancak Bradatan, Romalı Stoacı filozof Seneca ile Japon romancı Mishima'yı ayrı tutuyor.
Aralarındaki binlerce yıllık farka rağmen bu iki ismin ortak noktası, onurlu bir ölüm için güçlü bir arzu taşımaları.
Bradatan kitabında ikisinin yüzleştiği zorlukları ve her birinin yaptığı ölüm planının sayısını, sonra da bundaki başarısızlıkla intiharın bozguna uğrayıp istediği yönün dışına çıkarılmasını anlatıyor.
Bununla beraber Bradatan, her ne kadar son an geldiğinde onlara pek bir fayda sağlamasa da onların kararlılıkları ve ölümlerinin farklı detayları üzerine düşünmelerine saygı duyuyor. 

Eşsiz başarısızlık noktası
Michael Roth, Bradatan için, "Okuruna yoldaşlık eden bir yazar, bilgisinin genişliğini sunmuyor. Okuması eğlenceli. Onun tevazu üzerine olan çalışmaları bize, başarı arayışının genellikle başarısızlık korkusuyla ve yaratma çabalarımızın da çoğunlukla ölümlülükten kaçınma arzusuyla güdülendiğini hatırlatıyor. Stoacılar, ölüm korkusunu zayıflığa sebep olarak gördü, ancak Bradatan başarısızlık korkusunun hayatın anlamını çekip alabilecek bir şey olduğuna dikkat çekiyor ve bunun böyle olmaması gerektiğinin altını çiziyor. Belki de başarısızlığa mahkûm olduğumuzu kabullenmek, kökenimiz ve bizi bekleyen akıbet ne olursa olsun, hayatı daha anlamlı ve keyifli yaşamamıza yol açar" ifadelerini kullanıyor.
Jennifer Szalai'nin 28 Aralık 2022'de The New York Times'ta kitaba dair inceleme yazısında yazdığı gibi Bradatan, "incelik ve zekayla yazan ve her bir düşüncesi veya cümlesi akıcı bir şekilde bir sonrakinin yolunu açan bir filozof. 'Başarısızlığa Övgü'yü çılgın bir yolculuk haline getiren işte bu aşırı kolaylıktır. Kitap, başarısızlığı savunan bir manifesto değil, daha çok hikaye tarzında. Nitekim Bradatan, başarısızlığı deneyimlemekle kalmayıp aynı zamanda onu isteyen ve çağıran ya da ona rağmen büyük bir etki bırakarak derin anlamlı hayatlar yaşamayı başaran kişilerin hayatını anlatıyor." 
Bradatan, Cioran hakkında yazdığı kısımda, "Başarısızlık biriciktir. Başarılılar her zaman benzerlik arz eder ama başarısızlar öyle değil, her biri farklı bir şekilde başarısız olur" diyor.
Tolstoy'un Anna Karenina romanının girişinin neredeyse bir tercümesi veya "metaforu" olmasını bir kenara bırakırsak bu cümle bizi uyarıyor; Jennifer Szalai'nin de dediği gibi başarı ve başarısızlık arasındaki dengede "başarılı şeyi" bir aksiyom olarak kabul ediyoruz, başarısızlık ise dikkatimizi çekip bizi uyandıran ve kendini beğenmişlik halinden çıkararak bizi uyaran şeydir." 
Ama bana Bradatan, gerçekten başarı ve başarısızlık arasındaki dengeyle meşgulmüş veyahut birini diğerine tercih etmemizi ya da ikincisi pahasına birincisinin tarafını veya tam tersini öneriyormuş gibi gelmiyor.
O, "başarısızlığı ciddiye almamızı" öğütleyip "başarıya tapınma" konusunda bizi uyarırken bizi davet ettiği şey, her bir çağrısını ve uyarısını dikkate aldığımız takdirde eylemlerimizi, hatta hayatlarımızı değerlendirmek için yeni bir kıstasa; insanlarda bıraktığı etkisinde veya onların algılama biçiminde değil, eylemin kendisinde, tamamlanmışlığında, eksiksizliğinde, geçerliliğinde ve güzelliğinde gizli kıstasa yaklaşılabileceğidir.
Eylem için doğru olan hayat için daha doğru olsa gerektir. 

Kitabın başlığı: IN PRAISE OF FAILURE: Four Lessons in Humility
Yazar: Costica Bradatan
Yayınevi: Harvard University Press

 
Independent Türkçe



Taylor Swift'in eşi Travis Kelce saadet zinciri kurbanı oldu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Taylor Swift'in eşi Travis Kelce saadet zinciri kurbanı oldu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD'nin Missouri eyaletinde bir savcı, Amerkian futbolu takımı Kansas City Chiefs’in iç açık oyuncusu Travis Kelce'nin yatırımcıları 35 milyon dolardan fazla dolandıran bir saadet zincirinin kurbanlarından biri olduğunu açıkladı.

Savcı, Kelce'nin adını salı günü, 11 yıl hapis cezasına çarptırılan 38 yaşındaki Siddharth Jawahar'ın ceza duruşması sırasında gündeme getirdi.

ABD Missouri Doğu Bölgesi Savcılığı'na göre Jawahar, ocak ayında St. Louis'deki ABD Bölge Mahkemesi'nde elektronik yollarla dolandırıcılık davasında üç ayrı suçlamayı kabul etmişti.

Mahkeme ayrıca Jawahar'ın toplam 31,35 milyon dolar tutarında tazminat ödemesine hükmetti.

Yerel televizyon kanalı KMOV, savcının Kelce'den bahsetmesine rağmen oyuncunun olaya dahliyle ilgili herhangi bir ek açıklama yapılmadığını bildirdi. Kelce'nin şirkete ne zaman ve ne kadar para yatırdığı belirsizliğini koruyor.

ABD Savcılığı tarafından yayımlanan basın bülteninde, Jawahar'ın 2015'te müşterilerden para toplamaya başlayan Teksas merkezli yatırım şirketi Swiftarc Capital LLC'yi yönettiği belirtildi.

Jawahar, gelen tüm sermayeyi tek bir varlığa yönlendirdi ve bu varlığın değeri daha sonra düşmüştü. Zararları açıklamak yerine, daha yeni yatırımcılardan topladığı sermayeyi eski yatırımcılara ödeme yapmak için kullanarak ve fonların kâr getirdiğini iddia ederek yatırımcıları yanıltmıştı.

Buna ek olarak Jawahar müşteri fonlarını, savcıların özel jetler, lüks konutlar, üst düzey restoranlarda yemekler ve seçkin özel kulüp üyeliklerini içeren "şatafatlı bir yaşam tarzı" diye tanımladığı harcamaları finanse etmek için kullanmıştı.

Açıklanan bilgilere göre Jawahar, Temmuz 2016'yla Aralık 2023 arasında 35 milyon dolardan fazla para topladı ancak aslında bunun sadece yaklaşık 10 milyon dolarlık kısmını yatırıma dönüştürdü.

36 yaşındaki Kelce'nin bu dolandırıcılık girişimine kanan tek profesyonel sporcu olması pek muhtemel görünmüyor.

Forbes'ta 2021'de yayımlanan ve NBA oyuncusu Gary Harris'in genişleyen finansal portföyünü ele alan bir makalede, Harris'in yatırımlarına dair çeşitli ifadelerine yer verilmişti; bu yatırımlar arasında Swiftarc Ventures Labs de bulunuyordu.

Jawahar bu şirketin kurucu ve yönetici ortağıydı ve Harris, Jawahar sayesinde ne kadar çok şey öğrendiğini anlatmıştı.

Aynı Forbes makalesi, fona yatırım yapan diğer sporculara da değinerek Kelce'yi basketbolcular Mason Plumlee ve Tim Hardaway Jr.'la birlikte öne çıkarmıştı.

Spotrac verileri Kelce, Hardaway ve Harris'in her birinin kariyer kazancının 111 milyon doların üzerinde olduğunu gösteriyor.

Kelce, temmuzda Forbes'a göre düğün günlerinde net serveti 2,1 milyar dolar olan pop yıldızı Taylor Swift'le dünyaevine girdi.

Independent Türkçe


Netflix'in Stanford Hapishane Deneyi programı tepki çekti

2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)
2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)
TT

Netflix'in Stanford Hapishane Deneyi programı tepki çekti

2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)
2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)

Netflix, kötü şöhretli Stanford Hapishane Deneyi'ni konu alan bir realite dizisi yapımına onay verdiği yönündeki haberlerin ardından internette tartışmaların fitilini ateşledi.

The New Stanford Prison Experiment (Yeni Stanford Hapishane Deneyi) adlı programın, 45 dakikalık 6 bölümle 21 Ekim'de gösterime gireceği bildiriliyor.

Variety'nin elde ettiği resmi özette "30 gönüllü katılımcı gerçek bir hapishaneye giriyor ve gardiyan ya da mahkum olarak rastgele atanıyor" diye yazıyor.

Güç, hiyerarşi ve kontrol sisteminin içine itilen katılımcılar, sıradan insanların kendilerine verilen rollere kaçınılmaz olarak uyum mu sağladığını, yoksa empati, ahlak ve bireyselliğin onları ters yönde iten güçlere karşı direndiğini mi keşfedecek. Baskı arttıkça ve güç dengesi değişmeye başladıkça, asıl soru her zamankinden daha acil hale geliyor: Güç, yozlaştırır mı?

The Independent cevap hakkı için Netflix'le temasa geçti.

X'te kullanıcılar, Netflix'in bu deneyi yeniden hayata geçireceği haberlerine inanamadı. Deney, gardiyan rolünü üstlenen öğrencilerin psikolojik istismarda bulunmaya başlaması, mahkum rolünü üstlenenlerin ise kaygılı, depresif ve öfkeli hissetmesi nedeniyle sadece 6 gün sonra bırakılmıştı.

Variety'nin haberine yanıt veren bir kişi "Affedersiniz ama NE? Cidden ne oluyor???" diye yazdı.

Başka biri de "Gerçekliğimiz hiç bitmeyen bir parodi ve üstelik komik bile değil" ifadelerini kullandı.

"Netflix, Squid Game'den tamamen YANLIŞ dersler çıkardı" diye ekleyen üçüncü bir kişi, paraya sıkışmış yarışmacıları hayatlarını değiştirecek bir nakit ödül için ölümcül oyunlarda yarışmaya zorlayan bir grup eliti konu alan, platformun sevilen Güney Kore dizisine atıf yaptı.

Dördüncü bir kullanıcı ise "İlkinden ders almadık mı yoksa..." diye yazdı.

1971'de yapılan kötü şöhretli hapishane araştırmasında, Dr. Philip Zimbardo ve bir grup lisansüstü öğrencisi, Stanford kampüsündeki bir binanın bodrum katında kurulan sahte bir hapishanede iki hafta geçirmeleri için üniversite çağında bir grup erkek seçmişti.

Ofisler hapishane hücrelerine, koridor avluya dönüştürülmüş, hademe dolabı da "tecrit hücresi" olarak kullanılmıştı.

Billy Crudup'un Zimbardo rolünü üstlendiği 2016 yapımı bir dram filmi, işlerin ne kadar ters gittiğini boğucu detaylarla gözler önüne sermişti. Gardiyan olarak rastgele seçilen normal, iyi eğitimli öğrencilerin bazıları kısa süre içinde, mahkumlara psikolojik işkence etmekten zevk almaya başlamıştı.

Diğerleri ise iş arkadaşlarının mahkumları cinsel olarak aşağılamasına, uykusuz bırakmasına, kovalara dışkılamaya zorlamasına ve daha birçok şeye seyirci kalmıştı.

Zimbardo, müdür rolünü üstlendiği, yani artık tarafsız bir gözlemci olmaktan çıkıp çalışmanın aktif bir katılımcısı haline geldiği için eleştirilmişti.

Daha sonra Zimbardo, projeye katılan lisansüstü öğrencilerinden biriyle birlikte, "Araştırmamızın sonucu şoke edici ve beklenmedikti" diye yazmıştı.

Stanford Üniversitesi yaptığı açıklamada, bu deneyin günümüzde psikoloji derslerinde kötülüğün psikolojisini ve insan deneklerle yapılan psikolojik araştırmaların etik boyutunu incelemek için kullanıldığını belirtiyor.

2016'da The Independent'a konuşan Zimbardo, "Böyle bir araştırma bir daha asla yapılamaz" demişti. 

İnsan deneklerle ilgili kurullar aşırı uç noktalara varmış durumda. Araştırmalarda katılımcılara aşırı stres yükleyecek hiçbir şey yapılmıyor. Bu durum, insan doğasıyla ilgili pek çok önemli soruyu dışarıda bırakıyor.

Independent Türkçe


Da Vinci imzalı tablonun gerçekliği lazerle belirlendi

Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)
Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)
TT

Da Vinci imzalı tablonun gerçekliği lazerle belirlendi

Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)
Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)

Bilim insanları, Rönesans dönemi dahisi Leonardo da Vinci tarafından yapılmış olması muhtemel bir tablodaki pigmentleri incelemek üzere lazer teknolojisini kullandı ve bu ileri teknolojinin, tarihi sanat eserlerinin sahte olup olmadığını belirlemede etkili bir araç olabileceğini belirtti.

Keşfi gerçekleştiren Uppsala Üniversitesi araştırmacıları, üzerinde "L daVinci" imzası bulunan ve Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden bu tarihi tablonun, Rönesans döneminde kullanılan malzemelerle uyumlu olduğunu ifade ediyor.

Eser ilk olarak 1928 ve 1929'da Londra'daki Christie's müzayede evinde satışa sunulmuş ve o dönemde Rönesans ressamı Titian'a atfedilmişti.

Ancak daha sonra yapılan analizlerde, tablonun üzerinde "L daVinci" yazan bir imza ve hemen ardından Latince "resmetti" anlamına gelen "pinxit" olduğu düşünülen bir sözcük tespit edildi.

Materials Today Advances adlı akademik dergide yayımlanan çalışmanın yazarlarından Jakob Thyr, "Leonardo da Vinci tarafından yapılmış olabilecek bir eser üzerinde çalışmak doğal olarak heyecan vericiydi. Üstelik imza, fark edilmesi zor bir konumdaydı" dedi.

Dr. Thyr durumu şöyle açıkladı:

Arka planla olan kontrastı düşük, imza ancak tablo doğru açıdan ışıklandırıldığında görünür hale geliyor.

Araştırmacılar, çalışmada Raman Spektroskopisi adı verilen bir teknik kullanarak tablodaki malzemelerin kimyasal ve yapısal özelliklerini incelemek üzere lazer ışığından yararlandı.

Hangi pigmentlerin kullanıldığını belirlemek amacıyla tablonun farklı bölgelerinden alınan küçük numuneler mikroskop altında da incelendi.

Toplam 13 farklı pigment tespit edildi. Bunlardan 12'si Orta Çağ veya Rönesans döneminde kullanılan geleneksel pigmentlerdi ve dolayısıyla Leonardo da Vinci'yle Titian'ın yaşadığı dönemde mevcuttu.

İmzadaki siyah pigment, antik çağlardan beri kullanılan karbon siyahıydı.

Ancak tespit edilen pigmentlerden biri, 18. yüzyılın başlarına kadar üretilmemiş sentetik bir pigment olan Prusya mavisiydi. Bu da sözkonusu pigmentin Leonardo da Vinci veya Titian'ın yaşadığı dönemde uygulanmış olamayacağı anlamına geliyordu.

sdfrgth
Prusya mavisi ve Prusya yeşilinin optik özellikleri (Materials Today Advances, 2026

Araştırmacılar, Prusya mavisinin tabloya daha sonraki bir restorasyon veya rötuş sırasında eklenmiş olabileceğini düşünüyor.

Tablonun röntgen görüntüleri, Prusya mavisi tespit edilen bölgelerden birinde değişiklik yapıldığına dair izler de ortaya koydu.

Dr. Thyr, "Tablolarda rötuş yapılması çok yaygın bir durum. Dolayısıyla sayılı bölgede yeni pigmentlere rastlanması, tablonun mutlaka sahte olduğu anlamına gelmez" dedi.

"Daha sonraki bir tarihte onarımlar yapılmış veya tablonun bazı kısımlarına rötuş uygulanmış olabilir" diye ekledi.

Bununla birlikte malzeme analizi tek başına tabloyu kimin yaptığını kesin biçimde belirlemeye yetmedi.

Ancak bu çalışma, malzeme biliminden elde edilen analitik yöntemlerin sanat eserlerine ve arkeolojik buluntulara nasıl uygulanabileceğini gösterdi.

Dr. Thyr, "Gelecekte bu tür analizlerin giderek daha yaygın hale geleceğine inanıyorum" dedi.

Independent Türkçe