Kirill… 'Putin'in patriği' mi, yoksa 'Tanrı'nın patriği' mi?

Rus Ortodoks Kilisesinin başı, "Russky Mir" adını taşıyan "yeni bir uluslararası durum" için milli bir projeden bahsediyor

Patrik Kirill ve Putin Rusya ve Ortodoks Kilisesi için ortak bir vizyona sahip / Fotoğraf: AP
Patrik Kirill ve Putin Rusya ve Ortodoks Kilisesi için ortak bir vizyona sahip / Fotoğraf: AP
TT

Kirill… 'Putin'in patriği' mi, yoksa 'Tanrı'nın patriği' mi?

Patrik Kirill ve Putin Rusya ve Ortodoks Kilisesi için ortak bir vizyona sahip / Fotoğraf: AP
Patrik Kirill ve Putin Rusya ve Ortodoks Kilisesi için ortak bir vizyona sahip / Fotoğraf: AP

Fiziksel görünümü ve güçlü yapısı, başında beyaz bir başlık, elinden düşmeyen ruhani gözetim asası ile bu adam, kadim Ortodoks Rusya'nın bağrından, Çar Romanov zamanından kopup gelmiş gibi duruyor.
Yaklaşık 70 yıllık komünizm, onun ruhunda hiçbir iz bırakmamış sanki. 
Seyirci, özellikle kimliğini ve bir din adamı olup olmadığını anlamak için yakından bir kişilik okuması yaptığında şaşırır; fakirlik, namus ve itaat yemini edip dünyanın göz boyayan süslerinden vazgeçen ve Rus Ortodoks Kilisesi pederlerinin çileci teolojisinin derinliğini yaşayan biri mi yoksa adeta Avrupa'nın, din savaşları döneminde tanıdığı benzer modelleri çağrıştıran bir derin siyaset adamı mı?

Kimdir bu Rus Patrik Kirill? Vazifesi sadece milyonlarca Rus Ortodoks ve etrafındakilerinin işleriyle ilgilenmek olan bir ruhani mi?
Yoksa Vladimir Putin ile özel bir işbirliği yapıp daha büyük bir Rus projesine ortak mı oldu?
Bu adam Sovyetler Birliği'nin dağılmasının, 20'nci yüzyılda bu dağılmada payı olanların affedilmez bir günahı olduğunda hala ısrarcı ve bu günahı işleyenleri biraz olsun unutmamış ve affetmemiş. 

Kirill ve ruhbanlığa doğru yolculuğu
Şarku'l Avsat'ın The Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Vladimir Mihailoviç Gundyayev, 1946 yılında rahip bir baba ile Almanca öğretmeni bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Bir rahip ailesi içine doğdu. Dedesi Vasily Stanoviç, 30'lu ve 40'lı yıllardaki kilise faaliyetleri sebebiyle Sovyet yetkililer tarafından defalarca zulüm ve hapse maruz kalan bir rahipti. 
Daha sonra Kirill adını seçecek olan Gundyayev, sekiz yıllık lise eğitimini bitirdi ve Leningrad Jeoloji Heyeti'nde haritacı olarak çalıştı.
Ancak 3 yıllık çalışma hayatından sonra kendisini sivil olarak göremedi ve mezun olup Leningrad Teoloji Akademisi'ne katılmak üzere teoloji okuluna kaydoldu. 
Küresel komünist nüfuzun doruk noktasında olduğu 1969 yılında Kirill, ruhbanlığı ve adanmayı tercih etti. Kutsal Kitaplar üzerine çalışmalar dünyasında büyük bir ustalık ortaya koymaya başladı ve 24 yaşında teoloji akademisinden onur derecesi ile mezun olarak dogmatik teoloji hocası oldu. 
Kirill, ülkesindeki ruhani vazife basamaklarını hızlı bir şekilde tırmanarak öğretim görevinin yanında bir de Leningrad ve Novgorod metropoliti piskopos Nicodemus'un şahsi sekreterliği ile teoloji okulunda birinci sınıf öğretmenliği görevlerine getirildi. 
1971 yılında Kirill, terfi ederek arhimandrit (küçük bir kasabadaki bir kilisenin denetçi başrahibi) oldu. Aynı yıl Cenevre'deki Dünya Kiliseler Konseyi'nde Moskova Patrikhanesi'nin temsilciliğini yaptı.
20 yıl içinde Kirill, arhimandrit rütbesinden metropolitliğe (çok sayıda cemaatten sorumlu piskopos) geçti. 
Komünizmden mevcut Rus rejimine geçiş döneminde Kirill, her pazar günü devlet televizyonunda yayınlanan Piskoposun Sözü adlı programın sunucusu olarak tanındı.
Bu programda vatandaşların sorularına cevaplar sunuyordu ki bu, büyük bir manevi eğitim rolü olarak değerlendirildi. 
5 Aralık 2008'de Rus Patrik II. Aleksi ölünce Kirill'in önünde 25 Ocak 2009'da Moskova ve tüm Rusya'nın patriği olma yolu açıldı. 

Piskoposluk görevi ve ardımdan siyasi bir çatlak
Kirill'in biyografi kitabı hakkında bilgisi olanlar onun 1995 yılından bu yana nasıl Rusya Federasyon Hükümeti ile sıkı bir şekilde çalıştığını ve pek çok istişare etkinliğine defalarca davet edildiğini bilirler.
Kirill, Çeçen Cumhuriyeti'nde yaşanan anlaşmazlıkların çözümünde ve kültürel faaliyetlerin düzenlenmesinde belirgin bir etkinlik gösterdi ve onun aktif katılımıyla Hıristiyanlığın 2000. doğum yılı kutlandı. 
Şurası çok açık ki Kirill'in başarıları, kendisine yönelik kıskançlığı da beraberinde getirdi. Kimileri Sovyet istihbaratı ile bağlantılı olduğuna dair söylentiler yayarak onu eski bir KGB ajanıymış gibi göstermeye çalıştı.
Kimileriyse tütün başta olmak üzere gümrüğe tabi malları ithal etmek isteyen gruplarla bağlantısı olduğunu söyledi.
Ancak tüm bu laflar gerek halktan gerek seçkinlerden olsun, Rusların kulağına gitmedi; provokasyon için planlanan propaganda kampanyaları olarak görüldü ve Kirill'in kilise kariyerini ve toplumsal rolünü etkilemedi. 
1991 ve 1993 yılları arasında Rusya'da yaşanan siyasi kargaşa sürecinde Metropolit Kirill, barışı korumada aktif bir konum üstlendi ve 1993 yılında Evrensel Rus Halk Katedrali'nin inşasını başlattı. 
1995'ten 1997 yılına kadar Moskova Patrikhanesi'nin artan siyasi etkinliği sebebiyle Kilise Dış ve İç İlişkiler Dairesi artan bir etki ve şöhret kazandı; o kadar ki dairenin başkanı basında "dışişleri bakanı" ve bazen de Rus kilisesinin "başbakanı" olarak anılmaya başladı. 
2003 yılında Patrik II. Aleksi ciddi bir şekilde hasta düştüğünde Rus Ortodoks Kilisesinin üst düzey liderliğinde gerçekleşen bir "fertler devrimi" ile Kirill'in konumu büyük oranda güçlendi. 
Kısa bir süre sonra pederlik tahtı için verilen mücadelede Metropolit Kirill'in ciddi rakipleri olarak görülen iki etkili piskopos Sergius ve Methodius görevlerinden alındı.
Kirill, temel bilgilere son derece vâkıf olmanın yanı sıra yüksek zekaya sahip biri olarak tanınır; 600'den fazla yazı yayımlamış ve çok sayıda kitap yazdı. 
Kirill, Halklar Arasında Dostluk Madalyası ve Vatan İçin Liyakat Madalyası gibi Rusya dışında ve içinde birçok ödüle layık görüldü.
2002 yılında "Yılın Adamı" unvanını alırken 2004 yılında da "Rus Ulusal Olympus" ödülünü kazandı.
Keza "Şeref ve Cesaret" madalyası ile Birinci Dereceden En Büyük Peder Madalyası da aldı. 

Rusya'nın patriği ve kutsal savaş zamanı
Dini ve siyasi bir karışım olması itibarıyla Kirill'in, Rusya'nın askeri operasyonlarını yakından veya uzaktan desteklediği açıkça görülüyordu.
Onun desteği önce, Ukrayna'nın doğusundaki Kırım yarımadasındaki Rus operasyonlarında, daha sonra da radikal İslamcılığın ilerleyişini durdurmak amacıyla Rusya'nın Suriye'ye müdahalesini kutsamasında kendini gösterdi. 
Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısında Kirill, güçlü bir destekçi olarak değerlendirildi; özellikle de krizin başlarında, bu yaşananların Batı'nın çöküşüne karşı medeniyet savaşının bir parçası olduğunu açıkladığında. 
Savaşın başlarında Kirill, bir konuşma yaparak Ruslara, "yetkililer etrafında bir araya gelip dış ve iç düşmanları püskürtme" çağrısı yaptı.
Başka bir konuşmasında ise Rusya için verilen savaşın kutsal olduğuna, metafizik öneme sahip olacağına, Ukrayna'nın işgalinin ebedi bir kurtuluş meselesi olduğuna işaret ederek bu savaşı, Kilise ile Deccal Mesih arasındaki bir çekişmeye benzetti ve Rus güçlerin savaştığı şeylerden birinin de eşcinsel yürüyüşler olduğunu iddia etti. 
Kirill, Ukrayna savaşını, özellikle Batı liberalizmi tehlikesi ve onun Ortodoks kültürüne yönelik tecavüzüne karşı bir tür dini savaş olarak tanımladı. 
Kirill, Putin dönemini ise bir "mucize" olarak niteliyor. O, Kremlin'in efendisini siyasi açıdan desteklerken bazıları onu Rusya'daki yetkililerin güçlü kültürel kolu olarak görüyor.
Nitekim muhafazakâr bir yaklaşım benimsiyor ve Rus toplumunu, özellikle de cinsel azınlıkların haklarını kabul etmek bakımından, Batı'nın kültürel etkilerinden koruma çağrısı yapıyor.

Kirill, Rusya'nın yeni muhafazakâr düşüncesinin lideri mi?
Bu, Rus basınının tarifi. Onun Rus imparatorluğunun dirilmesi gerektiği konusunda Putin ile aynı görüşü paylaştığı düşünülüyor. 
Russky Mir projesi için Putin'in adamı
Rus Dini Haber Ajansı'ndan gazeteci Jack Jenkins'e göre, "Ukrayna'ya karşı savaş Rusya'nın, muhafazakâr dini değerleri Rus milliyetçiliği ile ilişkilendirmek suretiyle Putin'in jeopolitik emellerini Hıristiyan inancına bağlamak için on yılı aşkın bir süredir gösterdiği çabaların doruk noktasıdır; özellikle de Rus Kilisesi birçok Doğru Avrupa ülkesinde büyük bir nüfuz ve etkiye sahipken."
Kirill, söz konusu ülkelerin halklarının medeni Rus dairesine mensup olup Rus halkının bir parçası olduğunu savunan görüşü destekliyor. 
Jenkins'in ifadeleri, "yeni bir enternasyonallik arayışındaki Rusya" fikrine ya da Russky Mir, yani daha büyük bir Rus dünyası denen şeye yaklaştırıyor.
Bu önermede medya ve siyaset sektörlerinde faaliyet gösteren hükümet ve Putin yanlısı tüm organlar, ulusal ruhu yayma ve Rus geleneklerinin değerini en üst düzeye çıkarma konusunda aktif olarak çalışıyor.
Bu plan aynı zamanda, ahlaki değerlere tutunma ve Rusya ile Batı arasında patlak veren Soğuk Savaş'taki yenilgi duygusunun getirdiği tüm olumsuzluklardan kurtulmaya çağırıyor. 
Bu plan, Rus Ortodoks Kilisesinin gözetiminde yürütülüyor. Kilise, gölgesinde bu yeni ideolojinin inşa edildiği bir şemsiye olarak değerlendiriliyor.
Öyle bir şemsiye ki Slav halkları birliğinin korunmasında ve Hıristiyan dininin aktarılmasında üstünlüğü elinde tutuyor. 
Bu Rus ideolojisini kuranların gözünde Avrupalı toplumlar, tarihsel olarak Hıristiyanlık, devlet egemenliği ve ahlaki değerler sonrası bir süreçten geçiyormuş gibi. 
Putin, Moskova'yı değerler için merkez ve sağcı ve milliyetçi fikirleri muştulayan uluslararası bir kuruluş için karargâh haline getirmeye çalışıyor.
Dünya hükümetlerini de kendi halklarının kültürel ve ahlaki mirasını, hayat tarzlarını ve dini kaidelerini korumaya yönelik taahhütlerinin altını çizmeye davet ediyor.
Bir diğer ifadeyle, kültürel çoğulculuk, toplumsal özgürleşme ve tam eşitlik başlıkları altında parçalanıp ahlaki olarak ayrışan toplumlar olgusunu sınırlandırma çağrısında bulunan sağcı ve muhafazakâr akımların bir araya geldiği uluslararası bir örgüt kuruyor.  

Kirill, Kremlin'in planlarının merkezinde yer alan milli ideolojinin esaslı bir parçası haline mi geldi?
Böylesi bir rol, Roma Katolik Kilisesinin atan kalbi Vatikan başta olmak üzere, gelişmiş Hıristiyan dini şehirleri tarafından memnuniyetle mi yoksa muhalefetle mi karşılanıyor?

Papa Francis ile bir çatışma ve Kirill
Önceki önerme bizi bir "Moskopiyen" inanç metropolünün Vatikan'ın somut bir eşdeğeri veya kutupsal bir muadili olarak ortaya çıkıp yükselmesi için çalışan kişilerin var olduğu gerçeğine taşıyor; her ne kadar Vatikan, çatışmayla bu kısımdan veya o bakış açısından ilgilenmese de.
Bununla birlikte Ukrayna krizi, Vatikan ve Rus Patrikhanesi'ni keskin bir şekilde ruhani ve ahlaki bir çatışmaya soktu. 
17 Mart 2022'de, yani Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonlarının üzerinden yaklaşık 3 hafta geçtikten sonra Papa Francis, Patrik Kirill ile görüntülü bir görüşme gerçekleştirdi. 
Francis'e göre Kilisenin, Mesih dili, yani barışçıl bir dil kullanması gerekirdi; siyasi bir dil, yani savaş ve çatışma dili değil. 
Romalı Papaz, halkın çobanı olarak kendisinin ve Kirill'in rolünden ve barışa yardımcı olmak ve acı çekenlere destek vermek için nasıl çabalarını birleştirmeleri gerektiğinden bahsetti. 
Ve Francis, Kirill'den ateşkes için çaba ve yardım talep etti. Satır aralarında da onu, müzakerelere alan açmak ve Rus halkı ile Ukrayna'da bombalanıp ölen insanların kanı için ağır bedeller ödemeyi durdurmak adına Putin ile ilişkisini ve onu etkileme gücünü kullanmaya teşvik etti. 
Francis, "savaşların her zaman zalim olduğunu", zira bedelini Allah'ın halkının ödediğini, yüreklerimizin ölen çocuklar ve kadınlar ile tüm savaş kurbanları karşısında ağlamaktan başka bir şey yapamadığını vurguladı.
Beyaz kıyafet içindeki Papa, Rus Patrik ile konuşmasını şöyle sona erdirdi: Savaş asla bir yol değildir ve birleştiren ruh, dini önderlerden savaş sebebiyle acı çeken halklara yardım etmelerini talep eder.

Peki Kirill'in Francis'in tüm bu sözlerine cevabı ne oldu?
Geçen mayıs ayında İtalyan Corriere della Sera gazetesine verdiği demeçte Roma Papası, Kirill'in 20 dakika boyunca elindeki bir kâğıttan savaşı haklı çıkaran her türlü şeyi okuduğunu belirtti. 
Francis, mevcut durumda Kirill'in tutumunu değiştirmede başarısız oldu.
Halbuki Moskova'ya gidip Putin'le görüşmeye ve savaşı durdurmak için çalışmaya hazır olduğunu göstermişti.
Başbakan Kardinal Pietro Parolin'den de Putin'e bu doğrultuda bir mektup göndermesini istemişti. 
Daha sonra yine mayıs ayında Rus Kilisesi, Francis'in, sunak ve Kremlin hizmetkârı hakkındaki söylemlerinin kabul edilemez olduğunu savundu.
Rus Patrikhanesi, bu gibi açıklamaların iki kilise arasındaki diyaloğa zarar vereceği konusunda uyarıda bulundu. 
Francis'in, "Bizler sunağın hizmetkârıyız, siyasetin veya Kremlin'in değil" sözü Kirill'i öfkelendirdi.
Bu söz, dünya basını tarafından Kirill'in, "sunağın hizmetkârı" değil, "Putin'in hizmetkârı" olduğu şeklinde dillendirildi. 

Kirill, II. Urban mı?
Birçok gözlemci bugün şu soruyu soruyor:
Kirill, döneminde Haçlı Savaşları başlayan Papa II. Urban'ın (1042-1099) modern versiyonu mu?  
Bu soru, Kirill'in son açıklamalarına karşı dile getirildi. Bu ayın 7'sinde düzenlenen (Ortodoks mezhebine göre) Son Noel Ayini sırasında Kirill, "Rusya, dünyayı faşizm belasından nasıl kurtardıysa bugün de manevi ve ahlaki bir krizin içinde gitgide boğulan dünyanın kurtulması için yine öyle yardım etmesi gerekiyor. II. Dünya Savaşı'nda Rusya bizzat, dünyayı korkunç faşizm salgınından kurtarmış ve Rusya'nın ön saflardaki fedakârlıkları sayesinde zafere ulaşılmıştı" ifadelerini kullandı.
Kirill konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Belki de bizi böyle korkunç fedakârlıklara iten Rab, manevi yaşamımız ile imanımız, inançla bilgiyi birleştirmek ve inancı tüm kamusal alanlara yaymak yoluyla bunu sağlamaya davet ediyor. Faşizmi yendiğimiz gibi dünyanın kurtuluşu bulmasına da yardımcı olabiliriz."

Bu, Ukrayna savaşı ile Rusya'nın başka savaşlarını sürdürme çağrısı mı?
Daha önce, geçtiğimiz eylül ayının sonunda Patrik Kirill, ölümden korkmamaya teşvik etti. 
Rusya Başkanı'nın ilan ettiği, yedek güçlerin kısmi seferberlik zamanıydı. 
Kirill, askerlere yönelik mesajında şöyle diyordu:
"Askeri vazifeni yerine getirmek için cesaretle git. Unutma ki vatanın için ölürsen O'nun krallığında, ihtişamında ve ebedi hayatında Tanrı ile birlikte olacaksın."

Bu nağme, dünyadaki din savaşlarının seyrini canlandırmıyor mu?
İnsanın, "Putin'in patriği" mi yoksa "Rabbin patriği" mi karşısında olduğunu tam olarak anlaması zor.



Washington, Abbas’ın Genel Kurul’a katılmasını ikinci kez engelledi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Eylül 2025’te BM Genel Kurulu’na video yoluyla hitap ediyor (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Eylül 2025’te BM Genel Kurulu’na video yoluyla hitap ediyor (EPA)
TT

Washington, Abbas’ın Genel Kurul’a katılmasını ikinci kez engelledi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Eylül 2025’te BM Genel Kurulu’na video yoluyla hitap ediyor (EPA)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Eylül 2025’te BM Genel Kurulu’na video yoluyla hitap ediyor (EPA)

ABD yönetimi, üst üste ikinci yıl Filistin Yönetimi ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) yetkililerine gelecek hafta New York’ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmaları için vize vermeyi reddetti. Bu karar, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Genel Kurul’a bizzat katılmasını engelliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, “ABD, verdikleri taahhütlere rağmen gerekli reformları gerçekleştirmemeleri ve barış perspektiflerini zayıflatan faaliyetlerini sürdürmeleri nedeniyle, FKÖ üyeleri ve Filistin Yönetimi yetkililerine vize verilmesini engelleyen yaptırımları uzatacaktır” ifadelerini kullandı.

Filistin Yönetimi ise kararı reddederek, uygulamayı “haksız” olarak nitelendirdi.

Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas Genel Kurul’a video yoluyla hitap edecek.


Paris’te Lübnan’a destek için diplomatik ve askeri hareketlilik

Lübnan ve Fransa cumhurbaşkanları ile Ürdün Kralı, dün öğle saatleri öncesinde Lübnan konulu toplantının düzenlendiği Les Invalides Sarayı önünde (AP)
Lübnan ve Fransa cumhurbaşkanları ile Ürdün Kralı, dün öğle saatleri öncesinde Lübnan konulu toplantının düzenlendiği Les Invalides Sarayı önünde (AP)
TT

Paris’te Lübnan’a destek için diplomatik ve askeri hareketlilik

Lübnan ve Fransa cumhurbaşkanları ile Ürdün Kralı, dün öğle saatleri öncesinde Lübnan konulu toplantının düzenlendiği Les Invalides Sarayı önünde (AP)
Lübnan ve Fransa cumhurbaşkanları ile Ürdün Kralı, dün öğle saatleri öncesinde Lübnan konulu toplantının düzenlendiği Les Invalides Sarayı önünde (AP)

Paris’te Lübnan’a destek amacıyla diplomatik ve askeri hareketlilik yaşandı. 17 ülke ve kuruluşun liderleri, genelkurmay başkanları ve üst düzey askeri yetkililerinin katılımıyla Lübnan ordusu ve güvenlik güçlerine destek amacıyla uluslararası hazırlık toplantısı düzenlendi. Toplantı öncesinde Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bir araya geldi. Ardından Avn, Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah’ın katıldığı üçlü zirvede Lübnan ve bölgedeki gelişmeler ele alındı.

Macron, devletin egemenliğinin güçlendirilmesi amacıyla Lübnan ordusuna destek verdiğini vurgularken, Avn da askeri ve güvenlik kurumlarına yardım edilmesinin ve Fransa’nın Lübnan’la iş birliğini sürdürmesinin önemine dikkat çekti.

Öte yandan, Roma’da İsrail’le yapılacak sekizinci tur müzakerelere hazırlık sürerken Lübnan, “pilot bölge” olarak belirlenen alanın Ali et-Tahir tepelerini ve çevredeki yerleşimleri kapsayacak şekilde genişletilmesini değerlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu kapsamda, ABD’nin desteğiyle uluslararası bir gözlem noktası kurulması ve aynı anda Lübnan ordusunun bölgede konuşlandırılması planlanıyor.

Bu düzenlemenin, ordunun bölgedeki kontrolünün ve bölgenin “Hizbullah” silahlarından arındırılmış olduğunun doğrulanmasına yönelik bir mekanizmanın parçası olması öngörülüyor. Lübnan ise ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve İsrail’in ihlallerine son verilmesi konusunda ısrarcı.


Şam’dan akaryakıt fiyatlarında geri adım: Sübvansiyonlu motorin 115 Suriye lirası

Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
TT

Şam’dan akaryakıt fiyatlarında geri adım: Sübvansiyonlu motorin 115 Suriye lirası

Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)

Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, sübvansiyonlu motorinin litre fiyatının 115 Suriye lirası (0,94 dolar)  olarak belirleneceğini açıkladı. Beşir, bakanlığın vatandaşların üzerindeki ekonomik yükü hafifletirken akaryakıt arzının sürekliliğini güvence altına alacak alternatifler üzerinde çalıştığını söyledi.

Beşir, Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablaavi ile birlikte bugün (Perşembe) düzenlediği basın toplantısında, petrol sektöründeki son gelişmeler ve mevcut dönemde alınan tedbirler hakkında bilgi verdi. Beşir, vatandaşların geçim yükünü hafifletmek amacıyla farklı fiyat ve özelliklere sahip çeşitli motorin türlerinin piyasaya sunulacağını belirtti. Bakan ayrıca Suriye Petrol Şirketinin yönetim ve denetiminde, ham petrol işleme kapasitesi günlük 35 bin varile ulaşan bir dizi yerel elektrikli rafinerinin yeniden faaliyete geçirileceğini söyledi.

Petrol Ürünleri ve Maden Kaynakları Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi, geçen pazar günü petrol ürünleri için yeni ve geçici bir fiyat listesi yayımlamıştı. Suriyeliler, bölgesel ve küresel gelişmelerden etkilenen karar kapsamında fiyatların yüzde 25 ila 40 arasında artırılmasına şaşırmıştı.

Karar, özellikle ekonomik, idari, güvenlik ve yaşam koşullarına ilişkin karmaşık sorunlarla karşı karşıya bulunan Suriye'nin doğu ve kuzey bölgelerinde geniş çaplı halk tepkisine yol açtı. Akaryakıt fiyatlarındaki artışın zaten ağır olan günlük yaşam maliyetlerine yansıması endişesi tepkileri daha da artırdı.

dfvbgh
Suriye'nin kuzeyindeki El Bab kentinde protestocular, artan yakıt fiyatlarını protesto etti. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın SANA'dan aktardığı habere göre  basın toplantısında konuşan Beşir, çarşamba günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldiğini ve vatandaşların üzerindeki yükü hafifletecek bir dizi uygulanabilir alternatifin ele alındığını söyledi. Beşir, kullanım alanına göre farklı özellik ve fiyatlara sahip çeşitli motorin türlerinin piyasaya sunulması yönündeki önerinin kabul edildiğini belirterek, böylece piyasadaki tek bir yüksek özellikli ve yüksek maliyetli ürüne olan bağımlılığın sona erdirileceğini ifade etti.

Enerji Bakanı, “Enerji fiyatlarındaki artışın vatandaşların yaşamına, tarım, üretim ve hizmet sektörlerine doğrudan yansıdığının farkındayız. Sorumluluğumuz yalnızca petrol ürünlerini temin etmekle sınırlı değil, aynı zamanda yükleri hafifletecek ve arzın sürekliliğini koruyacak çözümler aramayı da kapsıyor” dedi.

Beşir, bakanlığın başta ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimler olmak üzere belirlenen alanlarda kullanılmak üzere sübvansiyonlu motorini litre başına 115 Suriye lirasından satışa sunacağını açıkladı. Bakan ayrıca ulaştırma ile üretim ve hizmet sektörlerindeki kullanımlar için uygun özelliklere sahip motorinin litre başına 150 liradan piyasaya sunulacağını bildirdi.

Beşir, bakanlığın günlük 35 bin varile kadar ham petrol işleme kapasitesine sahip bir grup elektrikli rafineriyi yeniden faaliyete geçirme kararı aldığını belirtti.

xcdfgh
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Çarşamba akşamı Enerji Bakanı ile sektörün durumu ve yakıt dosyası hakkında görüştü (SANA)

Bakan, ham petrol ürünlerinin maliyetinin hazır petrol ürünlerine kıyasla daha düşük olduğunu ifade ederek elektrik üretiminde kullanılmak üzere aylık yaklaşık 140 milyon dolar tutarında gaz satın alındığını kaydetti.

Suriye'nin çeşitli ülkelerden günlük 5 milyon 300 bin metreküp gaz ithal ettiğini belirten Beşir, elektrik üretimi için gaz alımının aylık 140 milyon dolara mal olduğunu ve hazineye ilave yük getirilemeyeceğini söyledi.

Beşir, elektrik borçlarının birikmesi ve petrol ürünlerinden kaynaklanan zararların yatırım projeleri ile yatırım harcamalarını etkilediğini belirterek elektrik faturalarının ödenmemesi ve şebekeye yönelik usulsüz müdahalelerin Suriye Elektrik Şirketinin zararlarını artırdığını ifade etti.

Bakan, “Devlet, sosyalist ekonomi sisteminden serbest piyasa sistemine geçiş politikası benimsedi. Bunun beraberinde getirdiği zorlukların farkındayız” dedi.

Beşir, “Banyas Rafinerisinin yeniden faaliyete geçmesi ve yerli üretimin artırılması, petrol ürünleri fiyatlarına olumlu yansıyacak” ifadeleriyle açıklamalarını tamamladı.

Rafinerilerden çıkan ürünler belirli istasyonlarda satılacak

Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablaavi ise Enerji Bakanlığı ile uygulama mekanizmalarını görüştükten sonra söz konusu tedbirlerin hayata geçirilmesine yönelik uygulama planını hazırlamaya başladıklarını söyledi.

Kablaavi, geçen dönemde teknik ve uygulamaya ilişkin ayrıntıların incelendiğini, sürecin sorunsuz şekilde yürütülmesi ve hedeflenen sonuca ulaşılması için karşılaşılabilecek engellerin aşılması üzerinde çalışıldığını belirtti.

bghju
Enerji Bakanı Muhammed El-Beşir, Perşembe günü Suriye Petrol Şirketi CEO'su Yusuf Kablavi ile basın toplantısı düzenledi (Bakanlık hesabı)

Teknik ve idari hazırlıkların tamamlanma durumuna bağlı olarak uygulama adımlarının önümüzdeki günlerde başlamasını umduğunu ifade eden Kablaavi, uygulamanın ayrıntılarının aşamalı olarak açıklanacağını kaydetti.

Kablaavi, rafinerilerde işlenen petrol ürünlerinin illerde belirlenen akaryakıt istasyonları tarafından satılacağını doğruladı.

Yeni fiyat listesi 13 Eylül'de yayımlandı

Petrol Ürünleri ve Maden Kaynakları Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi, 13 Eylül'de petrol ürünleri için yeni ve geçici bir fiyat listesi yayımlamıştı.

Enerji Bakanlığı daha sonra yaptığı açıklamada, Suriye'de petrol ürünleri fiyatlarının yükselmesinin, Banyas Rafinerisinin bakıma alınmasıyla eş zamanlı olarak bu ürünlerin küresel piyasalardan temin maliyetinde yaşanan olağanüstü artıştan kaynaklandığını bildirdi. Bakanlık, fiyat değişikliğinin geçici olduğunu ve arzın sürekliliğini sağlamakla birlikte ürünlerin iç piyasada bulunabilirliğini güvence altına almayı amaçladığını belirtti.

Bakanlık, Suriye piyasasının benzin, motorin ve fuel oilin küresel tedarik maliyetlerindeki artıştan etkilendiğini açıkladı. Banyas Rafinerisinin yaklaşık iki ay sürecek kapsamlı bakıma alınmasının ise hazır petrol ürünlerinin ithalatına olan ihtiyacı geçici olarak artırdığı kaydedildi.