Cezayir, kuraklığı 'dualarla' ve acil eylem planlarıyla aşmaya çalışıyor

Çalışmayan su tesislerinin yeniden faaliyete geçirilmesi, barajların rehabilitasyonu, su israfının kontrolü ve deniz suyu tuzdan arındırma sistemlerinin genişletilmesi

Cezayir'de bu kış yağış oranlarının düşmesi barajlardaki su seviyesini olumsuz yönde etkiledi / Fotoğraf: Sosyal medya
Cezayir'de bu kış yağış oranlarının düşmesi barajlardaki su seviyesini olumsuz yönde etkiledi / Fotoğraf: Sosyal medya
TT

Cezayir, kuraklığı 'dualarla' ve acil eylem planlarıyla aşmaya çalışıyor

Cezayir'de bu kış yağış oranlarının düşmesi barajlardaki su seviyesini olumsuz yönde etkiledi / Fotoğraf: Sosyal medya
Cezayir'de bu kış yağış oranlarının düşmesi barajlardaki su seviyesini olumsuz yönde etkiledi / Fotoğraf: Sosyal medya

Muhammed Lahvazi 
Cezayir, iklim değişikliği nedeniyle yaklaşmakta olan bir su krizine dair uyarıların yapıldığı ve acil durum alarmının verildiği endişe verici bir kuraklık döneminden geçiyor.
Kuraklık devam ederse su kaynaklarının seviyesinin düşmesini işaret eden alarm zilleri çalmaya başlayacak.
Cezayir'de bu yıl kış mevsiminin başlangıcı, düşük yağış oranları ve son aylarda sıcaklıklarda sürekli bir artış ile istisnai bir durum oldu.
2023 kışında kuraklığın belirtileri net bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. Bu durum, ülkedeki büyük şehirlerin ihtiyaçlarını karşılayan barajlardaki su seviyesini olumsuz yönde etkiledi.
Bu da yetkilileri bir alarm durumu ilan etmeye ve söz konusu durumla başa çıkmak için yeni bir politika yürürlüğe koymaya sevk etti.

Büyük zorluklar
Cezayir'de çiftçiler, bu zorlu aşamayı atlatmak ve bol gelir elde etmek için ülkenin büyük umut bağladığı yağmur sularını telafi etmekte oldukça zorlanıyor.
Cezayir, yalnızca gıda maddeleri için faturası 10 milyar dolara çıkan ithalattan kaçındı.
Genellikle sıcaklıklarda net bir düşüş, şiddetli yağışlar ve hatta yüksekliği bin metreyi aşan alanlarda kar yağışı olması gereken bu dönemde yağışlarda önemli bir azalmanın ardından Diyanet İşleri ve Vakıflar Bakanlığı, Cezayirlileri 2022 sonbaharından bu yana birkaç kez yağmur duasına çağırdı. 
Resmi raporlar, ulusal düzeyde doluluk yüzdesinin yüzde 33'ü geçmemesi nedeniyle barajların su seviyesinde önemli bir düşüş olduğunu ortaya koydu.
Bazı büyük barajlarda bu oran yüzde 10'un altına düşerken, normal şartlarda kış mevsiminin ilk yarısında barajların doğal dolum yüzdesinin yüzde 55-60 civarında olması gerekiyor.
Cezayir Parlamentosu "Cezayir'de Su Kaynaklarının Geleceği" konulu bir oturum düzenledi.
Sunulan öneriler arasında, toplama barajlarının yanı sıra genel barajlar arasındaki büyük transfer projelerinin tamamlanmasını hızlandırmak için mümkün olan tüm yolların etkinleştirilmesi de vardı.
Parlamento oturumunda katılımcılar, mevcut tesislerin rehabilitasyonu, su bariyerlerinin iki katına çıkarılması, birikim kapasitelerini etkileyecek sızıntıların olduğu barajların restorasyonu ve rehabilitasyonu gibi girişimlerle şu anda mevcut suların korunması gerektiğini tavsiye ettiler.
Katılımcılar ayrıca, büyük miktarlarda suyu geri kazanmak ve onları tarımsal sulama kanallarına ve tüketim amaçlı olmayan endüstriyel kullanıma yeniden pompalamak için atık su arıtma merkezleri ağını genişletme ihtiyacına vurgu yaptılar.

Acil plan
Cezayir Bakanlar Kurulu'nun son toplantısında ana gündem su krizi ve yağmur azlığıydı.
Ülkenin su ekonomisine yönelik yeni bir politikayı yürürlüğe koymak ve yer altı su zenginliğini korumak amacıyla, su kaynakları, tarım, sanayi ve çevre yararı için acil bir seferberlik planı hazırlandı.
Cezayir Hükümeti, askıya alınan tüm atık su arıtma tesisleri projelerini yeniden etkinleştirmeye ve bunları tarımsal sulamada, yeraltı suyu yerine kullanılmak üzere işletmeye karar verdi.
Bakanlar Kurulu kararları arasında, ülke genelinde su kullanımını takip etmek için su kullanım alanlarını izleme, atıklarla mücadele konusunda uzmanlaşmış su polisinin rolünün etkinleştirilmesi ve kuyu açma yasasını ihlal edenlere azami cezaların uygulanması yer alıyor.
Yetkililer, dünyanın içinden geçmekte olduğu zorlu iklim koşullarının olumsuz etkilerinden korunmak amacıyla deniz suyunu tuzdan arındırma tesislerini tüm kıyı şeridine yaymak için bir plan oluşturmaya karar verdiler.
Ayrıca, su ekonomisi ve su güvenliği perspektifi çerçevesinde atık su işleme tekniklerinde uzmanlaşmış kurumların geliştirilmesi ve yeraltı sularının oranının doğru bir şekilde belirlenmesi için acil bilimsel çalışmaların tamamlanması kararını aldılar.
Bayındırlık, Sulama ve Temel Tesisler Bakanı Lahdar Rahruh, yetkililerin özellikle deniz suyunu tuzdan arındırma seçeneğini benimseyerek su krizinin sonuçlarıyla yüzleşmeye büyük önem verdiklerini söyledi.
Hedefin, nüfusun su ihtiyacının yüzde 80'ini deniz suyunu tuzdan arıtarak sağlamak olduğuna dikkat çeken Rahruh, çeşitli bölgelerdeki tüm vatandaşlara bu kamu hizmetinin sağlanacağını belirtti.
Rahruh, her yıl sömürülen gerçek yeraltı suyu hacmini bulmak için kapsamlı bir ulusal çalışmanın başlatıldığını duyurdu.
Yeraltı su kaynaklarının rasyonel kullanımını ve gelecek nesiller için korunmasını garanti eden etkin bir yol haritası hazırlamak için çalışmalara başlanıldığını söyleyen Rahruh, bu çalışmanın, su temini, tarımsal sulama veya diğer kullanımlar için kullanılan tüm kuyuların ulusal bir envanterini çıkarmakla görevli Ulusal Sulama Teknik Kontrolü Kurumu'na emanet edildiğine işaret etti.
Cezayir, çoğunlukla yüzey ve yeraltı suları, kapalı havzalar ve ülkenin güneyinde çöl havzaları olmak üzere geleneksel su kaynaklarına sahiptir.
Bir diğer su kaynağı ise, ülkenin kuzeyindeki bölgelerde akiferler olup, tarımsal ihtiyaçların karşılanması ve içme suyu sağlanmasına yöneliktir.
Resmi istatistiklere göre Cezayirliler yılda 3,6 ila 4 milyar metreküp su tüketiyor. Bunun yüzde 30'u barajlardan, geri kalanı ise kuyulardan ve deniz suyunu tuzdan arındırma tesislerinden sağlanıyor.

Koşullu çözümler
Konuyla ilgili olarak Ulusal Halk Meclisi üyesi Yusuf Berşid, "Cezayir, kuraklık ve su kıtlığı olgusu ve bunun vatandaşlar üzerindeki etkisi hakkında derinlemesine çalışmalardan yoksundur ve yalnızca koşullu çözümlere dayanır" dedi.
Berşid, sözlerine şunları ekledi:
"Ülkenin içinden geçmekte olduğu kuraklık krizinin nedenlerini ortadan kaldıracak siyasi irade olsa da, bu alanda gerekli verimi sağlayan bilimsel verilere ve çalışmalara dayanmıyor."
Güney bölgelerdeki birçok vahanın çölleşme ve su kıtlığı olgusu nedeniyle yok olmaya doğru ilerlediğine işaret eden Berşid, Cezayir'in yaşadığı kuraklık krizinin tarımsal üretimi büyük ölçüde etkileyeceğini vurguladı. 
Berşid, su dosyasında netlik olmaması nedeniyle 2022 yazında ülkenin tanık olduğu içme suyu krizinin tekrarlanacağı tahmininde bulundu.
Ayrıca, su dosyasını yönetmekle görevli mevcut kurumların bu krize çözüm bulma konusunda gözle görülür bir eksiklik yaşadığına işaret etti.
Cezayir, 2021 yazını üç yılı aşkın süredir ülkeyi etkisi altına alan kuraklığın altında boğucu bir su kriziyle geçirdi.
O dönemde Su Kaynakları Bakanlığı, ülkenin kuzey ve orta bölgelerindeki en az 10 şehirde içme suyu temininde kriz olduğunu kabul etmişti.
Başkentte yetkililer, kuraklık ve içme suyu sağlayan barajların su seviyesinin düşmesi nedeniyle birkaç bölgeye iki günde bir su verileceğini duyurdu.
Cezayir'in iklim stratejisini resmileştirmek için Alman Uluslararası İşbirliği Kurumu'nun (GİZ) desteğiyle bir "Ulusal İklim Planı" hazırlandı.
Planın en önemli hedefleri, su kaynaklarının tasarrufunun seferberliğini artırmak, sellerle mücadele etmek, kıyıları korumak, kuraklık ve çölleşmeyle mücadele etmek ve ekosistemlerin ve tarımın iklim değişikliğine karşı direncini artırmaktır.
Ulusal İklim Planı, biri kısa vadeli (2020-2025) olmak üzere iki seviyeli bir programdır.
Planın ilk seviyesi, acil durumlara müdahale etmek için 36 eylem planının yanında önümüzdeki birkaç yıl içinde gerçekleştirilebilecek bazı eylem planlarını da içeriyor.
Bunu uygulamak için gereken insan kapasitesi ve becerileri mevcuttur.
Ancak asıl engel finansman temininde yatmaktadır. Diğeri ise orta vadeli (2020-2035) ve hedeflerin gerçekleşmesi için daha fazla zaman gerektiren 27 eylem planını içeriyor.
Öte yandan uygulanması, düzenleyici çerçeveyi ve bunun uygulanması için gerekli insan ve malzeme kaynaklarını güçlendirmek için sektörler arası koordinasyonu ve analitik çalışmaları gerektiriyor.
 
 Independent Türkçe



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.