Goebbels'in izinde: 'Sosyal medya' çağında Rusya propagandası

Moskova medyası savaş için dış destek toplayamazken, kararlılık mesajları vermeye ve ülkesinin tutumunu savunan Zelenskiy, askeri yeşili kıyafetleriyle savaşın sembolü oldu

Putin, tüm gücüyle Nazi ideolojisine karşı savaştığını söylese de aynı güçle bu ideolojinin bazı mekanizmalarına tutunuyor / Fotoğraf: AFP
Putin, tüm gücüyle Nazi ideolojisine karşı savaştığını söylese de aynı güçle bu ideolojinin bazı mekanizmalarına tutunuyor / Fotoğraf: AFP
TT

Goebbels'in izinde: 'Sosyal medya' çağında Rusya propagandası

Putin, tüm gücüyle Nazi ideolojisine karşı savaştığını söylese de aynı güçle bu ideolojinin bazı mekanizmalarına tutunuyor / Fotoğraf: AFP
Putin, tüm gücüyle Nazi ideolojisine karşı savaştığını söylese de aynı güçle bu ideolojinin bazı mekanizmalarına tutunuyor / Fotoğraf: AFP

Hamide Ebu Humeyle 
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Batı'yı Ukrayna topraklarında olup bitenlere karşı yanıltıcı bir propaganda yürütmekle suçlarken ABD ve Avrupa ülkelerinin medyayı Kiev'i destekleye yönlendirecek beceriye sahip olduklarına inandığını gözler önüne seriyor.  
Lavrov, tüm medya platformlarını, Rusya'nın, Ukrayna'da savaştığını söylediği neo-Nazi ideolojisine bağlı olarak gördüğü Ukraynalı yetkililerle 'aynı tutumu sergilemekle' suçladı.
Medya alanındaki savaşta Rusya'nın kültür ve bilgi teknolojisi bakanlıklarından daha etkili görünen Lavrov, Rusya'nın muhaliflerine karşı çeşitli suçlamalarda bulunurken Kremlin'in internet sitesinde, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in sahada olup bitenlerle ilgili gerçeği resmi bakış açısıyla ortaya koyan belgesellerin yayımlanmasını organize etme kararını duyuran resmi bir mesaj yayımlandı.
Söz konusu belgesellerin, şubat ayı başlarında Rusya'daki sinemalarda gösterime girmesi gerekiyordu, ancak bazıları şimdiden orada burada Rusya ve Rusya yanlısı medya kuruluşlarınca yayınlanmaya başladı.
Gerekli etki yakalanamadığı için halkın daha geniş kesimlerine ulaşmak amacıyla yeni bir plan yapılmış gibi görünüyor
Peki Lavrov, Batı medyasının yaptığının 'seferberlik' anlamına geldiğini söylerken ülkesinin izlediği yeni plan neydi?
Yeni mesaj, Nazilikten arındırma ve neo-faşist ideolojinin yayılmasıyla mücadele gibi ifadelerden de yoksun değildi.
Putin, bir yandan tüm gücüyle Nazi ideolojisine karşı savaştığını söylerken diğer yandan aynı güçle bu ideolojinin bazı mekanizmalarına tutunuyor.
Bu mekanizmalardan belki de en öne çıkanı, savaş kararı için medya kuruluşlarına ve propaganda platformlarına verilen doğrudan talimatlarla medya ve propaganda seferberliği başlatmaktı.
Ayrıca talimatlara uymayanlara caydırıcı cezalar verileceği de bildirildi. Şimdi 2023 model yeni bir Goebbels üretiliyor?

Goebbels nostaljisi
Propaganda amaçlı bir takım girişimler olabilir ama bunlar asla İkinci Dünya Savaşı'ndaki gibi kolay olmayacaktır.
Nazi lideri Adolf Hitler, bu görevi, 1933-1945 yılları arasında Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı Paul Joseph Goebbels'e emanet etti.
Goebbels'in propaganda çalışmaları, Alman ırkının üstünlüğünün öne çıkarılmasına, güçlü ve öncü bir imparatorluğun inşasına ve Yahudilere karşıtlığı ve onların yok edilmesi çağrısına dayanıyordu ve bu propagandayı yapmak için gazete, radyo ve tüm medya araçlarının yanı sıra sanatı kullandı.
Nispeten yeni bir araç olarak Nazi Almanya'sı tarafından yürütülen savaşın propaganda konularını işleyen ve Hitler'in hoşlanmadığı ne varsa ona saldıran filmler yapıldı.
Devletin girdiği savaşlar ve art arda kendisine yönelik dışarıdan yapılan düşmanlıklardan sonra halkın moralini yükseltmek için halka durmaksızın mesajlar tekrar edildi.
O dönemde siyasi propaganda, mücadelenin önemli bir koluydu. Nazi propagandasının kitlelerin duygularını ve ruhlarını etkilemeye ve amaçlarına hizmet etmek için duyguları manipüle etmeye dayalı olduğu Hitler'in kaleme aldığı 'Kavgam' adlı ünlü kitabında yer alanlar uygulandığında gözler önüne serildi.
Yani medyayı harekete geçirme fikri ve devletin başta milli duyguları etkileme sürecini daha erişilebilir ve kabul edilebilir kılan çoklu teknikleri içeren, hızlı ve kolay anlaşılır bir araç olarak filmler olmak üzere mevcut tüm platformları kullanarak kendi tarafındaki halkı harekete geçirme girişimi ilk kez Naziler tarafından kullanılmış bir yöntemdir.
Sovyetler Birliği de 1990'lı yılların başlarındaki çöküşünden önce bu şekilde yapılan propaganda yöntemini kullandı.
Şimdi yurtdışındaki bazı bürolarını kapatılan ve muhabirleriyle iş birliği yapmayan Rusya basını bu eski, ancak kendisi için yeni olan planda başarılı olabilecek mi?

Bir düşman ve rol model olarak Nazizm
Rusya uzmanı Dr. Nebil Rişvan, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik 'özel askeri operasyonun' gerekçesini halka açıklayan araçların yoğunlaştırılması gerektiğine dair ülkede verilen resmi talimatları, Hitler ve Goebbels'in İkinci Dünya Savaşı sırasında izledikleri propaganda politikasına benzetti.
Putin'in Ukrayna'da savaştığını söylediği Nazizm'in propaganda yöntemini benimsenmesiyle ortaya çıkan ikileme değinen Dr. Rişvan, Rusların savaş zamanlarında her şeyi mubah gördüklerinin altını çizdi.
Rusya'da resmi basın araçlarının sıkı bir şekilde kontrol altında olduğunu söyleyen Dr. Rişvan, mevcut durumu üçüncü bir dünya savaşına benzetiyor.
Rusya'nın propaganda konusunda başarılı olduğunu inkar etmeyen Dr. Rişvan, Putin'in vatandaşları arasındaki popülerliğinin artmasının bunu kanıtladığını, ancak dış politikada başarısız olduğunu belirtti.
Dr. Rişvan'a göre Moskova, örneğin yeni müttefikler kazanamazken kendisine karşı tarafsız olanları bile yanına çekmeyi başaramadı.
Dr. Rişvan, NATO ülkelerinin Rusya'ya karşı olmaları kaçınılmaz olsa da bir başka noktaya dikkat çekerek Rusya'nın halkın görüşlerini umursamadığı ve tek kaygısının hükümetlerden ve devletlerden resmi bir destek almak olduğunu vurguladı.
Dr. Rişvan'a göre Moskova, medya propagandasında Ukrayna'ya karşı halkın milli duygularıyla oynarken her zaman askeri operasyon kararı alınmasına neden olan verilere, istatistiklere ve tarihi faktörlere dayandı ve dolayısıyla insan hikayelerine, kurban sayılarına ve çektikleri acılara odaklanarak bu dosyayı iyi yönetmeyi başardı.

Zelenski nasıl başarılı oldu?
Dolayısıyla gözlemcilerin görüşlerine göre Rusya'nın özellikle dışarıya yönelik siyasi propagandasında, siyasi liderlerin yanı sıra, dünya halkları arasında hakim olan genel hoşnutsuzluk çerçevesinde Rus yetkililerin 'dokunulmaz' olan tarihten bir takım yöntemler ödünç almasına neden olan bir başarısızlık söz konusu.
Yaklaşık bir yıldır devam eden savaşın yansımaları, halkın geçim kaynaklarını doğrudan etkileyen ciddi ekonomik krizlere yol açmıştı.
Rusya halen, herkesin 'tam bir savaş' olarak nitelendirdiği, ancak Rus yetkililerin ve onların destekçilerinin düzeni yeniden sağlamayı ve Rusça konuşan insanları 'soykırımdan' korumayı hedeflediğini söyledikleri 'özel bir askeri operasyon' demekle yetindikleri savaşla ilgili tutumunun çok daha büyük bir yankı uyandırmasını umuyor. 
Rusya'nın savaşla ilgili dayatmaya çalıştığı isim bile dünyayı ikna etmeyi başaramadı.
Aynı şekilde Rusya'nın Ukrayna'nın NATO'ya üyeliğine karşı çıktığı ve Ukrayna'nın silahsızlandırılması gerektiğini söylediği açıklamalar da gölgede kaldı ve itaatsiz komşusuyla ilgili gerekçeleri pek taraftar bulamadı.
Medya savaşını iyi yönetmeyi başaran Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye yapılan yardımlarla Rus ordusu tükendi.
Rusya tarafından yapılan, Ukrayna'nın iktidarını ve büyük şehirleri kontrol etme arzusuna ilişkin söylemler hiç beklenmedik bir şekilde azaldı.
Zelenski, Avrupa hükümetlerinden destek alırken sosyetik ünlüler ve yıldızlar arasında kazandı. Büyük festivallerin ve ödül törenlerinin baş konuğu haline geldi.
Buralarda kararlılık mesajları vermeye ve ülkesinin tutumunu savunan Zelenski, askeri yeşili kıyafetleriyle savaşın sembolü oldu.
ABD Başkanı Joe Biden'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i 'savaş suçlusu' olarak nitelediği sözlerinin, Rusya'nın tutumuna karşı çıkan çoğu platformda benimsenmesinin ardından Rusya, medya savaşında kayıp vermeye devam etti.
ABD'nin eski Ukrayna ve Özbekistan Büyükelçisi, Atlantik Konseyi Avrasya Merkezi Kıdemli Direktörü John Herbst, National Interest dergisi tarafından yayımlanan açıklamasında, "Rusya Devlet Başkanı kendisini büyük bir ikileme soktu" dedi.
Rusya uzmanı Dr. Rişvan, bu değişimi, büyük bir siyasi potansiyele ve tarihi olarak büyük bir siyasi değere sahip olmayan bir ülke olmasına rağmen hiçbir siyasi analistin Ukrayna'nın bunca zaman kararlı bir şekilde dimdik durmasını beklemediğine işaret ederek açıkladı.
Dr. Rişvan, Putin'in halen 'inatla' ilerlemeye çalıştığını ve bu durumun büyük ekonomik kayıplara neden olduğunu söyledi.

Demir yumruk ama...
Mevcut koşulların Rusya'ya hizmet ettiği söylenemez. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki gibi meseleyi takip edenlerin olayı onlara tek bir bakış açısıyla aktaran tek bir araca dayandığı bir propaganda artık söz konusu değil.
Bilginin basit ve anında ulaşılabilir olduğu bir çağda yaşıyoruz. Örneğin, Rusya'nın resmi medya araçlarında çalışanlar arasındaki istifa dalgası, savaş çağrısı yapanların niyetleri hakkındaki şüphelere katkıda bulundu.
Rus devlet televizyonunda çalışan gazeteci Marina Ovsyannikova, istifa edenlerin en önde gelenlerinden biriydi.
Ovsyannikova, gece haberlerinin sunulduğu televizyon stüdyosuna elinde ülkesinin tutumuyla çelişen ve savaşın yanıltıcı siyasi propagandasını reddeden 'Savaşa hayır' yazılı dövizle girdi.
Bu olay sonrasında Rusya'nın devlet denetimindeki medya kuruluşlarında istifalar birbirini izlemeye başladı.
Farklı ülkelerde birkaç dilde yayın yapan Rus resmi haber ağı Russia Today (RT) bünyesinde çalışan Maria Baronova, Shadia Edwards-Dashti ve Frédéric Taddeï gibi ünlü isimler de istifalarını sundular. 
Bu istifaların yanı sıra Rus medyasının, Putin'e büyük bir sempati duyan ve onu arkadaşı olarak gören ABD'li oyuncu Stephen Seagal gibi şu ya da bu şekilde kamuoyunun önde gelenleri sayılan dünyaca ünlü isimlerin büyük bir bölümünün desteğini kaybetmesine yol açan sosyal medya platformlarına getirdiği kısıtlamalar mevcut durumu gözler önüne seriyor.
Birçok dünya yıldızı ve ünlü isim, Putin'in yaptıklarını kınayan düzensiz ama etkili bir karşı-medya kampanyası yürütürken Ukrayna halkına bağış için çağrılarda bulundu.

Rusya'da medyayı kim yönetiyor?
Rusya'da Ukrayna'ya yönelik askeri saldırıyla ilgili olarak medya birçok koldan yönetiliyor. Örneğin Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma, askeri operasyonun 'savaş' ya da 'işgal' olarak adlandırılması da dahil olmak üzere yetkililerin 'yanlış' olarak gördüğü bilgileri yayınlayanlar hakkında 15 yıla kadar hapis ve büyük para cezaları öngören bir yasayı onayladı.
Rusya Federal Bilgi Teknolojileri ve Kitle İletişim Denetleme Kurumu (Roskomnadzor), resmi açıklamalarla çelişen bilgiler paylaşan çok sayıda kuruluşuna karşı caydırıcı önlemler aldı.
Örneğin Radio Echo'ya, savaşın başlamasından sadece birkaç hafta sonra yayın yasağı getirildi. Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) tarafından iki yıldan kısa bir süre önce yayımlanan bir rapora göre Rusya, basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 150'nci sırada yer alıyor. 
Rusya'da medya yönetiminin üst düzey siyasetçilere ve iktidarın önde gelen isimlerine bırakıldığı ortada. Burada en çok Dışişleri Bakanlığı duruma müdahil görünüyor.
Dışişleri Bakanı Lavrov, art arda açıklamalarda bulunurken Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, ülkesinin kültürel birikimine karşı bulduğu yorumlarla alay etmekten geri kalmıyor.
Zaharova daha birkaç gün önce yerel basına verdiği demeçte, Litvanya Kültür Bakanı Simonas Kairys'in savaşa ilişkin tutumu nedeniyle Rusya kültürünün engellenmesini talep etmesinin ardından Kairys'in böyle şeyler düşünmesinin engellenmesi gerektiğini söyleyerek onu 'kültürsüzlük bakanı' olarak nitelendirdi.
Rusya'nın tarihi, edebiyat ve müzik mirasının halen savaştan uzak, aşılmaz bir mesele olarak görülmesi dikkati çekiyor.
Savaşın başlarında bazı ilmi kuruluşlar, Rusya kültürüne ait ürünlerin öğretilmesinin yasaklanması çağrısında bulundu.
Ancak, Rus kültürünün yüksek ürünlerinin insanlığa ait olduğu düşüncesi daha baskındı.
Her ne kadar Rusya, savaşla birlikte başta Mariupol Şehir Tiyatrosu olmak üzere Ukrayna'nın müzelerini ve tiyatrolarını bombalayarak ülkenin kültürel başarılarının çoğunu yok etse de kültürel miras, ilk etapta bir ceza konusu olmamalı.

Bir biri ardına gelen krizler
Tüm bunlara karşın Rusya Kültür Bakanı Olga Lyubimova, savaş propagandasına uzak duruyor gibi görünüyor.
Rutin açıklamalar dışında adından neredeyse hiç bahsedilmiyor. Rusya Federasyonu Dijital Kalkınma, İletişim ve Kitle İletişim Bakanı Maksut Şadayev tarafından yapılan açıklamalarda da çoğunlukla ülkedeki durum ve yasaların uygulanma mekanizması hakkında bilgilerden bahsediliyor.
Şadayev, geçen yılın sonlarında Rusya'nın Ukrayna'daki askeri operasyonun başlamasından bu yana ülkeden kaçan ve bu alanlarda büyük bir açığa neden olan yaklaşık 100 bin teknisyeni kaybettiği şeklindeki sözleri de dahil olmak üzere medya politikalarını izlemekten çok uzak görünüyor.
Analistlere göre teknisyenlerin gitmelerinin nedeni, güvenlik durumunun istikrarsızlaşması e ayrıca ordunun yedek askerlere duyduğu ihtiyacın artması.
Ülke genelinde askerlik yapmak ve savaşa katılmak istemeyen birçok genç ülkeden ayrıldı. Bu durum, Rusya'nın istemediği diğer hikayelerin haberlere hakim olmasıyla karşı medya propagandasının gücüne güç katan başka bir mesele.
Bunlar arasında, Rusya adına Ukraynalılarla savaşan Wagner Grubu'nun paralı askerlerinin hareketleriyle ilgili hikayeler de yer alıyor.
Wagner'in savaşçı sayısında düşüş kaydedilirken Ukrayna, Rusya'yı düşmanlarını yok etmek için Wagner savaşçılarını kullanmakla suçluyor. 
 
 Independent Türkçe



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.