Davos: Küresel mali istikrarın desteklenmesinde Körfez ülkelerinin rolü çok önemli

Maroun Kairoz, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda Arap ülkeleri arasındaki ekonomik iş birliğini kurumsallaştırma çağrısında bulundu

Maroun Kairoz, Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunurken
Maroun Kairoz, Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunurken
TT

Davos: Küresel mali istikrarın desteklenmesinde Körfez ülkelerinin rolü çok önemli

Maroun Kairoz, Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunurken
Maroun Kairoz, Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunurken

Dünya Ekonomi Forumu (WEF) Ortadoğu, Avrupa ve Kuzey Afrika (MENA) Direktörü Maroun Kairoz, Körfez ülkelerinin, ‘kararlı sermayeleri’ ve uzun vadeli yatırım perspektifleri sayesinde dünyada likidite akışının ve mali istikrarın desteklenmesinde çok önemli bir rol oynadıklarını söyledi.
Bu yıl 53. kez düzenlenen WEF’in oturum aralarında Şarku’l Avsat’a konuşan Kairoz, Arap ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin kurumsallaştırılması ve iklim değişikliği ile mücadele çabalarında koordinasyon kurulması çağrısında bulundu.

Ortadoğu'ya dönüş
Arap ülkelerinin WEF’e gösterdikleri ilgileye övgüde bulunarak katılımlarının önemli ölçüde arttığını söyleyen Kairoz, “Asgari düzeyde istikrara sahip Arap ülkelerinin çoğundan, Kuzey Afrika'dan, Körfez ülkelerinden Mısır, Ürdün ve Irak'tan heyetlerin WEF’e katılımı bölgeye olan ilginin tazelenmesinin bir sonucudur” dedi.
Kairoz, “ABD eski Başkanı Barack Obama’nın Ortadoğu'dan çıkma ve Doğu'ya yönelme politikasını başlattığı 2012 yılında dünya Ortadoğu'dan bıkmış görünüyordu. Bu durum, 2021 yılında ABD ordusunun Afganistan'dan çıkışıyla doruğa ulaştı” ifadelerini kullandı.
Ancak Kairoz’a göre bugün bu durum tamamen tersine dönerken dünya, Ortadoğu'nun birçok dosyada ve sektörde olmazsa olmaz bir coğrafya olduğunu ve söz konusu sektörlerde ilerleme ve gelişme arayan ülkelerin Ortadoğu’nun es geçilemeyeceğini anladı.

Yeni ekonomi modelleri
Geçtiğimiz yıl yüksek büyüme rakamları yakalayan Körfez ülkelerinde uygulanan ekonomi modellerinin dünya genelinde de uygulanmaya başlandığını düşünen MENA Direktörü, “Devlet destekli sanayi politikaları, bugün hem Avrupa'da hem de ABD’de söylenenden farklı bir şekilde konuşuluyordu. Örneğin, devletin ekonomideki aktif rolü Batı'da artarken önceden kabul edilen bir teori, piyasa ekonomisinin tek başına ekonomik büyüme sağlayabileceğini söylüyordu” şeklinde konuştu.
Kairoz, “Bugün bazı Batılı ülkelerin ekonomilerinde devletin rolünün artmasına karşın Arap ülkelerinin ekonomi bakımından daha fazla dışa açılmaya yöneldiğini görüyoruz. Ayrıca bu iki yaklaşım arasında ve söz konusu ekonomiler arasında bir yakınlaşma olduğunu görüyoruz” diyerek bu gelişmeyi ‘olumlu’ olarak değerlendirdi.
Ayrıca Batı borsalarında geçtiğimiz yıl yaklaşık yüzde 20 oranında bir düşüş yaşandığına değinen Kairoz, bunun 2007-2008 mali krizinden bu yana en büyük düşüş oranı olduğuna işaret ederek  “Önceki mali krize baktığımızda, çoğu yatırımcının Körfez'in kapılarını çaldığını görüyoruz. Çünkü bölge kararlı sermayelerle dolu ve uzun vadeli yatırım perspektifinden bakıyorlar. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) tahminlerine göre küresel ekonomi bir durgunluk dönemine girebilir. Körfez ülkelerinin dünyadaki likidite akışı ve mali istikrarın sağlanmasındaki rolünün çok önemli hale geleceği tahmin ediliyor” yorumunu yaptı.

Sürdürülebilir reformlar
Suudi Arabistan ekonomisi geçtiğimiz yıl yüzde 8’in üzerinde bir büyüme oranı kaydederken, Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin büyüme hızları yavaşladı. Kairoz’a göre Suudi Arabistan ekonomisinin yüksek performansının sac ayaklarından biri 2015 yılında başlayan ve bugüne kadar devam eden reformlar. Petrol gelirlerindeki artış çerçevesinde Riyad'ın bu reformlara bağlılığını sürdürmesinin son derece olumlu olduğunu söyleyen MENA Direktörü, “Daha önceki dönemlerde petrol fiyatlarındaki artışın reform sürecindeki gevşeklik ve harcamalardaki enflasyonla ilişkilendirildiğini fark etmiştik. Fakat bugün tamamen farklı bir duruma tanık oluyoruz. Suudi Arabistan Maliye Bakanı (Muhammed el-Cedan), petrol fiyatları ne olursa olsun reformlardan geri adım atmayacaklarını net bir şekilde ifade etti. Bu da oldukça olumlu bir tutum” diye konuştu.
Suudi Arabistan’da özel sektöre daha fazla rol verilmesi, dünyaya açılma, küresel üretim zincirlerine entegrasyon ve kadınların ekonomideki rolünün güçlendirilmesi gibi hayata geçirilen çeşitli reformları öven Kairoz, Suudi Arabistan Ekonomi ve Planlama Bakanı Faysal el-İbrahim’in Şarku’l Avsat’a verdiği röportaja atıfla, “Bugün Suudi Arabistan’da kadınların ekonomiye olan katılımı yüzde 37 ile bölgedeki birçok ülkeden daha yüksek. Örneğin Lübnan'da bu oran yüzde 25'i geçmiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Ortadoğu’ya uluslararası ilgi
Dünya Kupası ve Formula 1 yarışından uluslararası konferanslara kadar Ortadoğu bölgesi son aylarda yoğun ekonomik, sportif, kültürel ve sanatsal faaliyetlere sahne oldu. Kairoz, bununla ilgili olarak, “Arap bölgesinin harekete geçmesi, dünyaya açılması ve tanık olunan uzlaşılar, uluslararası sahnedeki konumunu güçlendirdiğine şüphe yok. Dünya bugün, ABD, Çin, Hindistan ve diğer büyük ekonomiler arasında orta ölçekli ülkelerin bağımsızlıklarını sürdürmek için birleşmelerini zorunlu kılan keskin bir kutuplaşmaya tanık oluyor. Körfez ülkelerinde, aralarındaki uzlaşı ve ekonomik iş birliği ile böyle bir birleşmenin olduğunu görüyoruz” dedi. Kairoz’a göre tüm bu faktörler, Körfez ve Arap ülkelerinin dünyanın merkezi konumunu güçlendiriyor.
Körfez ülkeleri arasındaki iş birliğini bir istisna olarak değerlendiren MENA Direktörü, bu iş birliğinin daha da kurumsallaştırılması gerektiğini söyledi. Kairoz, genel olarak bölgenin geri kalanıyla ilgili olarak ise liderler arasındaki ilişkilere bağlı olarak iş birliği düzeyin arttığını ya da azaldığını belirtti. Yatırımın netliğe ihtiyaç duyduğunu ifade eden Kairoz, bölgenin genel ekonomik ağırlığından yararlanabilmesi için mevcut iş birliğinin kurumsallaştırılması gerektiğinin altını çizdi.

Küresel ısınma tehdidi
İklim değişikliğinin, enerji fiyatlarındaki önemli artıştan ve kaynakların kıtlığından şikâyetçi ülkelerin başlıca endişesi olması oldukça güç. Ancak Kairoz’a göre iklim değişikliğinin özellikle Ortadoğu bölgesi üzerindeki etkisinin ‘çok büyük’ olacağı da bir gerçek. Ortadoğu’nun dünyanın geri kalanına kıyasla iki kat daha fazla sıcaklık artışına tanık olmasının beklendiğine dikkati çeken Kairoz, “Yani küresel sıcaklıkların 2 derece artması, Ortadoğu'da 4 derecelik bir artış anlamına geliyor. Ayrıca, Dünya Bankası tarafından yürütülen bir araştırma, su kıtlığının, bölgenin gayri safi yurtiçi hasılasını (GSYİH) yüzde 0,5 olan küresel ortalamaya kıyasla yüzde 14 oranında azaltacağını öngörüyor” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu’daki iklim değişikliğini ele almanın bir lüks ya da dış gündeme bir yanıt olmadığını vurgulayan Kairoz, bunun yerine bölgenin konuyu ele alması ve iklim değişikliği ile mücadele için iş birliği yapması gerektiğini söyledi. Kairoz, “Mısır'daki COP27 iklim zirvesi ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) yapılacak olan COP28 iklim zirvesi, Ortadoğu’nun bu sorumluluğun bir kısmını üstlenmesi ve bu çerçevede istenen değişimi yapması için iki önemli istasyon” değerlendirmesinde bulundu.
Bugün bu değişimin Fas, Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Umman ve diğer ülkeler tarafından sunulan büyük taahhütlerle gerçekleştiğine işaret eden MENA Direktörü, ancak daha hızlı ve daha fazla iş birliği ile hareket edilmesi gerektiğini belirtti.

Aykırı bir tablo
Ortadoğu’daki büyüme oranları keskin bir şekilde değişiyor. Kairoz, ekonomik olarak sıkıntı çeken ülkeleri iki kategoriye ayırıyor. Kairoz’a göre Fas, Mısır ve Ürdün’ün bulunduğu birinci kategorideki ülkeler, geçici oldukları umulan birtakım zorluklarla karşı karşıyalar. Bu ülkelerin hükümetleri, ekonomik büyümeyi canlandırmaya izin veren bir reform süreci başlattılar. Söz konusu ülkelerin bugün çektikleri sıkıntılar, hükümetlerinin kontrolü dışındaki ve dünyadaki enerji ve gıda krizleri ile uluslararası kutuplaşmadan kaynaklı koşulların bir sonucu. Kairoz’un ikinci kategorisindeki ülkeler ise Lübnan, Sudan, Suriye ve Yemen gibi siyasi yönetimlerinde kronik istikrarsızlık olan, savaşlardan ve şiddetli bölünmelerden zarar gören ülkeler. MENA Direktörü, bu ülkelerde sürdürülebilir politikaların geliştirilmesi gerektiğinden burada farklı bir çözüm arayışı olduğuna dikkati çekti. Bazı çözümlerin Lübnan örneğindeki gibi içeriden olması gerektiğini söyleyen Kairoz, diğerlerinin ise bugün mevcut olmayan uluslararası çözümler gerektiren karmaşık sorunlarla karşı karşıya olduklarını belirtti.
Ortadoğu’daki tüm ülkelerde ekonomik büyüme kaydedilmesi için yapabileceklere değinen Kairoz, “Körfez ülkelerinin politikalarında olumlu bir değişikliğe tanık oluyoruz” dedi. Açık çek verme döneminin artık bittiğini söyleyen MENA Direktörü, “Bu olumlu bir değişiklik, çünkü ekonomiler arasındaki ilişkilerin kurumsallaşması yönünde bir ilerleme kaydediliyor. Daha fazla ekonomik bütünleşme benimsenirse (bu değişiklik) Körfez Arap dünyasındaki büyümenin lokomotifi olabilir. Körfez Arap bölgesi, dünyadaki en az entegre bölgelerden biridir. Doğu Asya ülkeleri arasında GSYİH'nın yüzde 40’ını oluşturan iç ticaret, Arap ülkeleri arasında GSYİH'nın 18'ine eşit. Eğer bu oran Doğu Asya'daki oranla eşitlenirse Mağrip (kuzeybatı Afrika bölgesi) ve Ortadoğu ülkeleri, Körfez ülkelerindeki gelişmiş pazarlarla iş birliğinden faydalanabilirler” ifadelerini kullandı.

Bölgesel projeler
WEF’in önceki oturumlarında Ortadoğu için bir dizi ekonomik proje ve inisiyatif başlatıldı. Bunların başında Dördüncü Sanayi Devrimi'nin (Endüstri 4.0) Riyad ve Dubai'deki iki merkeziydi.
Kairoz, WEF’in bu hafta yapılan yıllık toplantılarında ele alınan yeni iş birliği projelerine ilişkin olarak şunları söyledi:
“Suudi Arabistan'da geleceğin pazarlarıyla ve teknolojiden yeni ürünler ve hizmetler için pazarlar oluşturmak için yararlanarak kamu ve özel sektörle nasıl etkileşim kurulacağıyla ilgilenen, sadece işin ticari yönüyle sınırlı kalmayıp daha çok insanların çıkarlarına hizmet eden yeni bir proje başlattık. Ayrıca BAE’de yapılacak iklim zirvesiyle ilgili iş birliği anlaşmasının yanı sıra ticari belgelerin ve örneğin gümrük işlemlerini hızlandırmak için blok zinciri kullanılarak uluslararası ticarette teknolojiden yararlanılmasına yönelik bir proje aracılığıyla ticari faaliyetlerin dijitalleştirilmesi yönünde iki projemiz daha var.”
MENA Direktörü, Davos’taki WEF toplantılarında ticaretin siyasileştirildiği ve korumacılığın giderek arttığı bir dönemde dünyanın bu tür girişimlere ihtiyacı olduğunun altını çizdi.
Kairoz, bu yıl Ortadoğu’da bölgesel konferanslar düzenlenemeyeceğini, ancak 2024 yılından itibaren bölgesel zirveler için belirli ekonomik konulara ve sektörlere odaklanacak yeni bir çerçeve geliştirileceğini de sözlerine ekledi.



Suudi Arabistan: Savaşın uzatılmasını tercih ettiğimiz yönündeki iddiaları reddediyoruz, barışçıl çözümü destekliyoruz

Suudi Arabistan bayrağı
Suudi Arabistan bayrağı
TT

Suudi Arabistan: Savaşın uzatılmasını tercih ettiğimiz yönündeki iddiaları reddediyoruz, barışçıl çözümü destekliyoruz

Suudi Arabistan bayrağı
Suudi Arabistan bayrağı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ülkesinin İran ile ABD ve İsrail arasındaki mevcut savaşın uzatılması yönündeki iddiaları reddederek, Krallığın barışçıl çözümü desteklediğini ifade etti.

Yetkili, Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın, Riyad’da düzenlenen Arap ve İslam ülkeleri bakanları toplantısını takiben yaptığı basın toplantısında, İran’ın saldırılarının durması gerektiğini, Suudi Arabistan’ın sabrının sınırları olduğunu ve Krallığın, saldırılara karşı siyasi ve diğer tedbirlerle yanıt verme hakkını saklı tuttuğunu açıkladığını belirtti.

İran saldırıları devam ediyor

İran, BM İnsan Hakları Konseyi’nin Çarşamba günü düzenleyeceği acil oturum öncesinde, dördüncü hafta boyunca Körfez ülkelerine füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlemeye devam etti.

  • Suudi Arabistan savunma sistemleri, Salı günü Doğu Bölgesi’nde 44 insansız hava aracını imha etti.
  • Bahreyn, 6 balistik füze ve 19 insansız aracı engelledi.
  • Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 5 balistik füze ve 17 insansız hava aracını etkisiz hâle getirdi.
  • Kuveyt, çeşitli saldırıları püskürttü.

Kayıplar ve yaralanmalar

Bahreyn, İran saldırılarına karşı müdahale sırasında Fas uyruklu bir BAE silahlı kuvvetleri personelinin hayatını kaybettiğini ve birkaç Bahreynli ve BAE’li askerin yaralandığını açıkladı.


Suudi Arabistan’ın Yanbu Limanı’ndan yapılan petrol ihracatı günlük 4 milyon varile yükseldi

Planet Labs tarafından çekilen bu uydu görüntüsü, 4 Mart 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın batısındaki Kızıldeniz kıyısında bulunan Yanbu Limanı’ndaki petrol altyapısını gösteriyor. (AFP)
Planet Labs tarafından çekilen bu uydu görüntüsü, 4 Mart 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın batısındaki Kızıldeniz kıyısında bulunan Yanbu Limanı’ndaki petrol altyapısını gösteriyor. (AFP)
TT

Suudi Arabistan’ın Yanbu Limanı’ndan yapılan petrol ihracatı günlük 4 milyon varile yükseldi

Planet Labs tarafından çekilen bu uydu görüntüsü, 4 Mart 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın batısındaki Kızıldeniz kıyısında bulunan Yanbu Limanı’ndaki petrol altyapısını gösteriyor. (AFP)
Planet Labs tarafından çekilen bu uydu görüntüsü, 4 Mart 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın batısındaki Kızıldeniz kıyısında bulunan Yanbu Limanı’ndaki petrol altyapısını gösteriyor. (AFP)

Sevkiyat verileri, Yanbu Limanı üzerinden gerçekleştirilen ham petrol ihracatının geçen hafta günlük yaklaşık 4 milyon varile yükseldiğini ortaya koydu.

Bu artışın, İran savaşının başlamasından önceki ihracat seviyelerine kıyasla keskin bir yükselişe işaret ettiği belirtildi.

Suudi Arabistan’ın, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıkların küresel arzda yarattığı daralmayı hafifletmek amacıyla uluslararası piyasalara daha fazla petrol sevk etmeye çalıştığı ifade edildi.

Petrolün Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden ulaştığı Yanbu Limanı’nın, küresel petrol arzı üzerindeki artan baskıyı hafifletmede kritik bir çıkış noktası sağladığı vurgulandı.

Söz konusu boru hattı, Suudi Arabistan’ın doğusundaki büyük petrol sahalarından başlayarak Arap Yarımadası boyunca uzanıyor ve Kızıldeniz kıyısındaki modern sanayi kenti Yanbu’da son buluyor. Limanda, Suudi petrolünü yüklemek üzere büyük bir tanker filosu toplanırken, her gün yeni gemilerin bölgeye ulaştığı kaydedildi.


Körfez ülkelerinin BM’ye gönderdiği mektup: İran’ın saldırılarının askeri faaliyetlerle ilgisi yok

9 Mart 2026 tarihinde Bahreyn’in Sitre Adası’ndaki BAPCO petrol rafinerisini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
9 Mart 2026 tarihinde Bahreyn’in Sitre Adası’ndaki BAPCO petrol rafinerisini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
TT

Körfez ülkelerinin BM’ye gönderdiği mektup: İran’ın saldırılarının askeri faaliyetlerle ilgisi yok

9 Mart 2026 tarihinde Bahreyn’in Sitre Adası’ndaki BAPCO petrol rafinerisini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)
9 Mart 2026 tarihinde Bahreyn’in Sitre Adası’ndaki BAPCO petrol rafinerisini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen duman (Reuters)

Bir Körfez ülkesinin Birleşmiş Milletler’e (BM) sunduğu mektupta, İran’ın Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerine yönelik saldırılarının tamamen sivil nitelikli hedefleri kapsadığı ve herhangi bir askeri faaliyetle bağlantısının bulunmadığı vurgulandı. Söz konusu saldırıların, uluslararası toplumun iradesinin açık bir şekilde göz ardı edilmesi ve bölgesel istikrarı kasıtlı olarak sarsma çabası olduğu ifade edildi. Ayrıca bu durumun, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına yönelik girişimlere doğrudan bir meydan okuma teşkil ettiği belirtildi.

Bu mektubun, Bahreyn’in BM Daimî Temsilciliği tarafından Körfez ülkeleri adına BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e gönderilen ikinci mesaj olduğu kaydedildi. Aynı içerikte bir diğer mektubun ise ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Mike Waltz’a iletildiği bildirildi. Söz konusu yazışmaların, İran’ın 28 Şubat’ta başlattığı saldırıların ardından gönderildiği ifade edildi.

Mektupta ayrıca İran’ın gerçekleştirdiği füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına dikkat çekilerek, bu eylemlerin devletlerin egemenliğinin açık ihlali olduğu ve uluslararası hukuk ile BM Şartı’na aykırılık teşkil ettiği ifade edildi. Özellikle 11 Mart tarihli 2817 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına atıfta bulunularak, bu kararın 136 ülkenin desteğiyle kabul edildiği ve Tahran’ın kınandığı hatırlatıldı. Bu durumun, uluslararası toplumun söz konusu saldırgan eylemleri reddettiğini ve bölgenin güvenlik ile istikrarını tehdit eden bu tür girişimlere karşı ortak bir tutum sergilediğini ortaya koyduğu belirtildi.

dvfd
8 Mart 2026’da İran’ın saldırıları nedeniyle Kuveyt’te bir binadan yükselen duman (AFP)

Mektupta, Körfez ülkelerinin hava savunma sistemlerinin İran’ın Körfez hava sahası, karasuları ve topraklarını günlük olarak hedef alan saldırılarını engellediği belirtildi. Bu müdahalelerin, olası zararların sınırlandırılmasına katkı sağladığı ve sivil can kayıpları ile hayati altyapının korunmasında etkili olduğu ifade edildi.

Açıklamada, İran’ın saldırılarının tek bir ülkeyle sınırlı kalmadığı, KİK üyesi tüm ülkeleri doğrudan hedef aldığı vurgulandı. Saldırıların; petrol üretim ve rafineri tesisleri, yakıt depoları, enerji ihracat limanları, gaz ve enerji tesislerinin yanı sıra uluslararası havalimanları, lojistik merkezler, sivil kamu binaları ve kritik altyapıyı kapsadığı kaydedildi. Bu eylemlerde balistik füzeler, seyir füzeleri ve İHA’ların kullanıldığı belirtildi.

Körfez ülkeleri, İran’ın saldırılarının, küresel enerji arzı açısından büyük önem taşıyan enerji sektörüne ciddi zarar vermeyi amaçlayan sistematik ve kasıtlı bir yaklaşımı ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada, söz konusu saldırıların birçok kritik tesiste ciddi maddi hasara yol açtığı, bazı üretim ve tedarik süreçlerinde kısmi aksamalara neden olduğu ifade edildi. Ayrıca ulaşım ve temel hizmetlerde olumsuz etkiler meydana geldiği, bunun yanında geniş çaplı çevresel, ekonomik ve sağlık risklerinin ortaya çıktığı vurgulandı.

dfvf
14 Mart 2026’da Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)

Mektupta, söz konusu gelişmelerin İran’ın saldırılarının sistematik ve hukuka aykırı niteliğini ortaya koyduğu, ayrıca bu saldırıların kapsamının tamamen sivil hedefleri içerecek şekilde genişlediği belirtildi. Bu durumun, uluslararası hukukun, özellikle uluslararası insancıl hukukun hükümlerinin ve iyi komşuluk ilkelerinin açık ihlali anlamına geldiği ifade edildi.

Körfez ülkeleri, İran’ın tehditlerini artırarak ve saldırgan eylemlerini sürdürerek 2817 sayılı karara uymamaya devam ettiğini bildirdi. Açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda deniz seyrüsefer özgürlüğünün hedef alındığı, ticari gemiler ile yük gemilerine saldırılar düzenlendiği ve KİK ülkelerinin deniz altyapısı ile enerji tesislerinin hedef alındığı kaydedildi. Bu eylemlerin, uluslararası hukuk ile uluslararası alanda tanınan seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin açık ihlali olduğu vurgulandı.

Ayrıca İran’ın düşmanca faaliyetlerinin sivillerin ve denizcilerin hayatını riske attığı, uluslararası deniz taşımacılığının güvenliğini tehlikeye soktuğu ve boğazdan geçen transit trafiği azalttığı belirtildi. Bu durumun, küresel ticaret, enerji arzı ve dünya ekonomisi üzerinde olumsuz etkiler yarattığı ifade edildi.

dfvfd
5 Mart 2026 tarihinde Doha’dan yükselen dumanlar (AFP)

Mektupta, 2817 sayılı kararın kabul edilmesinin ardından da İran’ın saldırılarını sürdürmesinin, söz konusu karara açık ve kasıtlı bir şekilde uymama halinin devam ettiğini gösterdiği belirtildi. Bu durumun, karar hükümlerinin açık ihlali ve uluslararası toplumun ortaya koyduğu iradenin göz ardı edilmesi anlamına geldiği ifade edildi. Açıklamada, İran’ın bu tutumunun, uyumsuzlukta ısrar ettiğini, gerilimi tırmandırma politikasını sürdürdüğünü ve bölgesel istikrarı sarsmaya devam ettiğini ortaya koyduğu, bunun da uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına yönelik çabalara doğrudan meydan okuma niteliği taşıdığı kaydedildi.

Körfez ülkeleri, tekrarlanan saldırıları en güçlü şekilde kınadıklarını yineleyerek, bu tür eylemlerin sürmesinin bölgesel ve uluslararası barış ile güvenliğe doğrudan tehdit oluşturduğunu vurguladı. Açıklamada, uluslararası toplumun ve özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin, alınan kararların uygulanmasını sağlamak adına kararlı bir tutum sergilemesi gerektiği belirtildi.

Mektupta ayrıca, Körfez ülkelerinin, BM Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğu ifade edildi. Bu hakkın, devam eden saldırılara karşı, tehdidin niteliğiyle orantılı ve uluslararası hukuk kurallarıyla uyumlu şekilde kullanılabileceği; egemenliğin, toprak bütünlüğünün ve halkların güvenliğinin korunmasının hedeflendiği kaydedildi.

Körfez ülkeleri, uluslararası topluma ve özellikle BM Güvenlik Konseyi’ne çağrıda bulunarak, İran’ın 2817 sayılı karara uymasını sağlamak için gerekli adımların atılmasını ve bölgenin güvenlik ile istikrarını zedeleyen bu ihlallere son verilmesini talep etti.