Cumhurbaşkanı Erdoğan: Miçotakis'in bu söylemleri, özellikle bölgenin kaderini belirlemeye yeterli değildirhttps://turkish.aawsat.com/home/article/4109151/cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-erdo%C4%9Fan-mi%C3%A7otakisin-bu-s%C3%B6ylemleri-%C3%B6zellikle-b%C3%B6lgenin-kaderini
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Miçotakis'in bu söylemleri, özellikle bölgenin kaderini belirlemeye yeterli değildir
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, The Economist dergisine ilişkin, "Türkiye'nin kaderini İngiliz dergisi mi tayin ediyor? Benim milletim tayin ediyor. Benim milletim ne derse Türkiye'de o olur." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Miçotakis'in bu söylemleri, özellikle bölgenin kaderini belirlemeye yeterli değildir
AA
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimlere ilişkin "Cumhurbaşkanının yetkileri bellidir. Şu anda Türkiye'de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'dır. Ve ne diyor? Cumhurbaşkanı kararnamesiyle 60 gün önceden bu işin ilanını yapar. Ve 60 gün sonra da ne olur? Yüksek Seçim Kurulu bu kronolojik yapıyı çalıştırır. Örneğin ne zaman bunu ilan etti? Mart'ın diyelim ki 10'unda, Mart'ın 10'unda ilan ettiyse ondan sonra 60 gün çalışmaya başlar. 60 gün ne zaman bitiyorsa işte o gün nedir? Seçim günüdür." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'daki Hz. Ali Camisi'nde kıldığı cuma namazının ardından basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Barajlardaki su oranının düşmesi
Bir gazetecinin barajlardaki su oranının düşmesi ve kuraklık riskine ilişkin sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
"Bütün bunlar tedbir noktasında eğer ele alınacaksa, bu devlet olarak Devlet Su İşleri bunları barajlarla çözme yoluna gider. Büyükşehirlerde de yine aynı şekilde büyükşehir belediyeleri barajlar yapmak suretiyle bunun önlemini alır. Tabii bunlar böyle anlık adımlar değil. Tedbirlerini bunun çok daha önceden almak gerekiyor. Biz tabii Devlet Su İşleri olarak şu anda ülke genelinde birçok şehrimizde barajlar yaptık, yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Ama İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerimizde de büyükşehir belediyelerinin sorumluluğundadır, yükümlülüğündedir. Onların da buralarda ne yapmaları lazım? Barajlar yapmaları gerekir."
"Ben İstanbul'da Büyükşehir Belediye başkanı iken o kuraklığın, susuzluğun olduğu dönemde barajlar yaptık ve 110-120 kilometre mesafeden barajlarımıza, Sazlıdere'ye kadar su getirmek suretiyle o barajlarımızı güçlendirdik." diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
"Şimdi de aynı şeyin yapılması gerekiyor ama gördüğümüz ve tespit ettiğimiz kadarıyla şu anda maalesef oranlar ciddi manada düşmüş vaziyette. Ama ülke genelinde Devlet Su İşlerinin tasarrufunda olan yerlerde ise biz bu barajları yapmaya devam ediyoruz. En son yaptığımız baraj da Yusufeli Barajı. Niye yaptık bunu? Birçok insan karşı çıkmasına rağmen Yusufeli Barajı'nı yaptık ve şu anda Yusufeli Barajı inşallah kısa bir süre içerisinde tamamen devreye girmiş olacak. Doluluk oranı ciddi manada şu anda artmış vaziyette. Kaldı ki orada tabii gerek Borçka gerek Deriner Barajı, bütün bu barajlar işte bizim için bu sıkıntılı anları gidermeye yönelik yatırımlarımızdır, adımlarımızdır. Bu işin tek tedbiri barajlardır. Bunun dışında böyle ciddi bir tedbir söz konusu değil."
Seçim tarihi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gazetecinin, "Seçimler için 14 Mayıs'ı işaret ettiniz, bununla ilgili bir çalışma var mı? Seçim takvimi nasıl işleyecek? Bir de muhalefetin belirttiği bir konu var, kanunda yapılan değişikliklerin eğer seçim olursa 14 Mayıs'ta olursa kullanamayacağı yönünde" şeklindeki sorusuna şu yanıtı verdi:
"Hukuk farklı bir şey, ama bunun yanında guguk, o da farklı bir şey. Dolayısıyla şu anda seçimle ilgili yetkinin kimde olduğunu bilmeyecek kadar cahillerin eline kaldık. Cumhurbaşkanının yetkileri bellidir. Şu anda Türkiye'de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'dır. Ve ne diyor? Cumhurbaşkanı kararnamesiyle 60 gün önceden bu işin ilanını yapar ve 60 gün sonra da ne olur? Yüksek Seçim Kurulu bu kronolojik yapıyı çalıştırır. Örneğin ne zaman bunu ilan etti? Mart'ın diyelim ki 10'unda, Mart'ın 10'unda ilan ettiyse ondan sonra 60 gün çalışmaya başlar. 60 gün ne zaman bitiyorsa işte o gün nedir? Seçim günüdür. Bunu da kim takip eder? Yüksek Seçim Kurulu takip eder. Ama şimdi bunlar tabii bu işin farkında değil. Ne oluyor, ne gidiyor, ne bitiyor? Ama yani 14 Mayıs'ı konuşmaya başladılar. Bu da hayırlı bir adımdır."
The Economist'in iddiası
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir gazetecinin, The Economist dergisinin son sayısında, Türkiye'de yapılacak seçimlere yönelik yayımladığı analizde, "Cumhurbaşkanı Erdoğan hem Cumhurbaşkanlığı yetkilerini hem de parlamentoyu kullanarak Türkiye'yi bir felakete sürükler" iddiasında bulunduğunu hatırlatması üzerine, "Bir Türk medyası olarak, Türk medya mensubu olarak The Economist'in yorumuna sizler evet diyor musunuz? Türkiye'nin kaderini İngiliz dergisi mi tayin ediyor? Benim milletim tayin ediyor. Benim milletim ne derse Türkiye'de o olur. Türkiye'nin kaderini İngiliz dergisi tayin edemez." diye konuştu.
"Artık başlarının çaresine bakacaklar"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in Dünya Ekonomi Forumu kapsamında Davos'taki konuşmasında, Yunanistan'la Türkiye arasındaki anlaşmazlıklar için kendisiyle konuşup çözemeyeceği bir problem olmayacağını ifade etmesini, aynı zamanda Yunan Adaları, Ege, Girit ve Libya anlaşmasının da tartışmaya açık olmadığını söylemesini şöyle değerlendirdi:
"Miçotakis bu tür şeyleri söyleyebilir. Ama Miçotakis'in bu söylemleri özellikle bölgenin kaderini belirlemeye yeterli değildir. Her şeyden önce gerek Lozan'ın gerek adalarla ilgili yaklaşım tarzının şu anda Yunan yetkililer tarafından uygulanmadığını görüyoruz. Bu adaların silahlandırılması diye bir şey yoktur. Ama bunlar ne yapıyor şu anda, bu adaları silahlandırıyor. Bu adaları silahlandırmak suretiyle gerek Lozan gerek diğer anlaşmalarla ilgili olarak bunlara ters adımlar atmaktadırlar. Bunlarla ilgili de gereken adımları biz vakti saati geldiğinde, uluslararası toplantılarda, gerekli olan yerlerde, gerekli olanı söylüyoruz. Bunlar da artık başlarının çaresine bakacaklar."
Terörsüz Türkiye yasası Meclis'te kabul edildihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5305504-ter%C3%B6rs%C3%BCz-t%C3%BCrkiye-yasas%C4%B1-mecliste-kabul-edildi
Kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak bilinen ve PKK'lıların cezalarının ertelenmesini içeren yasa teklifi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı. Yasanın oylamasına 592 milletvekilinden 562'si katıldı. Bu vekiller arasından 468'i kabul, 88 vekil de ret oyu verdi. Oylamada 6 vekil de çekimser oy kullandı.
Çoğunluğu AKP, MHP ve DEM Parti'den olmak üzere 367 milletvekilinin imzasıyla 5 Ağustos'ta Meclis’e sunulan teklif, 8 Ağustos günü Adalet Komisyonu'nda 18 saat süren görüşmelerin ardından sabaha karşı kabul edilmişti.
"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" adıyla sunulan 12 maddelik yasa, Ekim 2024’te başlatılan yeni çözüm sürecinin hukuki altyapısını oluşturuyor.
Mekke Anlaşması, ABD'nin Ortadoğu'daki rolü açısından ne anlama geliyor?https://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5305482-mekke-anla%C5%9Fmas%C4%B1-abdnin-ortado%C4%9Fudaki-rol%C3%BC-a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan-ne-anlama-geliyor
Mekke Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendiriyor (Independent Arabia)
Mekke Anlaşması, ABD'nin Ortadoğu'daki rolü açısından ne anlama geliyor?
Mekke Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendiriyor (Independent Arabia)
İsa Nehari
Mekke Ortak Savunma Anlaşmasının imzalanmasının ardından Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, bunun çeşitli ilişkiler ve çıkarlar ağının yerini alan alternatif değil, tamamlayıcı bir çerçeve olduğunu vurgulamaya önem verdi. Nitekim Riyad bu adımın Körfez, Arap ve uluslararası ilişkilerinin pahasına olmadığını açıkladı. Ankara, bunun NATO taahhütleriyle çelişmediğini vurgularken, İslamabad yeni anlaşmanın Suudi Arabistan ile yapılan Ortak Stratejik Savunma Anlaşması'ndan ayrı olduğunu vurguladı.
Bununla birlikte anlaşma, büyük bölgesel güçler arasında ortaklıklarını derinleştirme konusunda artan bir ilgiyi gösterdi ve bunun ABD'nin Ortadoğu'daki rolü üzerindeki etkisi hakkındaki soruları gündeme getirdi. Son güvenlik düzenlemeleri, yıllarca süren Amerikan güvenilirliğinin gerilemesinin ardından yeni bir bölgesel düzenin oluşumu bağlamında yorumlanırken, birçok analist bunların mutlaka Amerika Birleşik Devletleri'nin yerini almak anlamına gelmediğini, aksine çok katmanlı güvenlik sistemleri kurmayı ve caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçladığını düşünüyor.
Amerikan rolünün yeniden tanımlanması
Carter Doktrini, 46 yıldır bölgedeki Amerikan politikasının temel taşlarından birini oluşturdu. Bu doktrin, bir dış gücün Arap Körfezi'ni kontrol etme girişiminin Amerikan çıkarlarına yönelik saldırı teşkil edeceğini ve askeri güç de dahil olmak üzere gerekli bütün araçlarla karşılık verileceğini öngörüyordu. Son İran savaşı, Washington'un askeri müdahaleye hazır olduğunu gösterirken, özellikle Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın gerilimi azaltma ve savaşın yayılmasını önleme yönünde baskı yapması göz önüne alındığında, kararlarının bölgesel ortaklarının çıkarlarıyla tutarlılığı konusunda soru işaretlerini de gündeme getirdi.
Şimdiye kadar ABD, anlaşma konusunda net bir pozisyon açıklamadı. Ancak, Pentagon'un Körfez Ofisi'nin eski başkanı David Des Roches verdiği demeçte, ABD'nin, etkisiz çerçeveler haline gelmedikleri veya amaçlarından sapmadıkları sürece, ortakları arasında bölgesel iş birliğine dayalı güvenlik düzenlemelerini genel olarak memnuniyetle karşıladığını söyledi. “Bu durumda, Washington'un anlaşmayı, açıkça İsrail karşıtı bir tavır almadığı sürece memnuniyetle karşılayacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Mekke Anlaşması, Ortadoğu'nun “tamamen Amerikan liderliğindeki bir güvenlik sisteminden” uzaklaştığının bir göstergesi olarak görülse de Londra’daki King's College’de savunma çalışmaları profesörü olan Andreas Krieg, anlaşmanın Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın ABD'nin yerini almaya çalıştığı anlamına gelmediğini belirtti. Aksine, özellikle Washington'un bölgesel savaşları önleme, İsrail'i dizginleme veya İran saldırılarını caydırma konusunda yetersizliği göz önüne alındığında, kendi çıkarlarını korumak için güç ve kabiliyet geliştirmeye çalıştıklarını gösterdiğini belirtti.
Suudi Arabistanlı uluslararası ilişkiler araştırmacısı İyad el-Rifai, Mekke Anlaşması'nın, 2023'ten beri bölgeyi yeniden şekillendiren kümülatif yapısal dönüşümlere bir cevap olarak, ABD'nin bölgedeki rolünü sona erdirmek değil, yeniden tanımlamak sürecinin devamı olduğunu ifade etti. Bu durum, üç ülkenin İran ile savaş sonrası döneme hazırlanmasıyla birlikte ortaya çıktı; böylece savaş sonrası düzenlemelerde sadece pasif alıcılar değil, bölgenin geleceğini şekillendirmede aktif katılımcılar haline geliyorlar.
Caydırıcılığı güçlendirme ve yükü paylaşma
Mekke Anlaşması, mevcut bölgesel koşullardan ivme kazandı, ancak anlık bir karar değildi. Bu anlaşmadan önce, Riyad'ın Ağustos 2023'te ilk toplantısına ev sahipliği yaptığı Üçlü Savunma Komitesi kuruldu. Anlaşma, NATO'nun 5. Maddesine benzer şekilde, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendirirken, imzaya giden süreç, sürdürülebilir, kendi kendine yeten savunma yetenekleri oluşturmaya odaklandığını ortaya koyuyor. Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Raid Karmali de anlaşmanın askeri bir eksen veya mezhepsel bir blok oluşturmadığını, nükleer emellerle veya silahlanma yarışıyla bağlantılı olmadığını vurgulayarak, bu yönü açıklığa kavuşturdu.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile anlaşmayı imzaladıktan sonra (AFP)
Resmî açıklamalara göre savunma sanayilerinde iş birliği, bunların yerelleştirilmesi ve bilimsel araştırmalar, Mekke Anlaşması'nın temel taşını oluşturuyor. Örneğin, Türkiye Kaan hayalet savaş uçağı geliştirme projesinin başarısına, Amerikan F-35 programından dışlanmasının ardından daha çok önem vermeye başladı. Projenin kendisi, Pakistanlı personelin geliştirilmesinde yer alması ve Suudi Arabistan'ın yatırım fırsatlarını ve üretiminin bir kısmını yerelleştirme olasılığını araştırması nedeniyle entegrasyon fırsatlarını yansıtıyor.
Anlaşma, ABD'nin ortakların güvenlik yüklerini paylaşması eğilimini güçlendirirken, Rifai, yeni düzenlemenin son on yıllarda bölgeye yönelik Amerikan stratejisindeki dalgalanmalarla daha yakından bağlantılı olduğunu belirtti. Irak Savaşı'ndan bu yana, birbirini takip eden yönetimlerin bazıları katılımı genişletmeye çalışırken, bazıları geri çekilmeyi ve Asya'ya odaklanmayı savundu; bu durum, ABD'nin Avrupa'da Rusya'ya yönelik politikasındaki kararsızlığa benziyor. Rifai, “katılım ve geri çekilme arasındaki bu gidip gelme, bölgedeki ülkeleri ilave güvenlik şemsiyeleri ve daha kendi kendine yeten çözümler aramaya yöneltti; özellikle de bölgenin zorluklarını en iyi anlayan ve bunları ele almak için siyasi, sosyal, tarihi ve kültürel meşruiyete sahip olan ülkeler oldukları için” değerlendirmesinde bulundu.
Birmingham Üniversitesi'nde araştırmacı olan Ömer Kerim yaptığı açıklamada, anlaşmanın bölgesel düzeyde güvenlik yüklerini paylaşmanın, ABD’nin müttefiklerinin ve ortaklarının bölgenin güvenliğine katkıda bulunmasını sağlamanın bir yolu olduğunu söyledi. Zira üç ülkeyi Washington'a bağlayan yakın bağlar, yeni anlaşmanın mevcut ABD merkezli güvenlik çerçevelerini tamamlayacağını gösteriyor. Ayrıca, üç ülke de savunma alanında Washington'a farklı derecelerde bağımlı olduğundan, bölgedeki ABD çıkarlarıyla doğrudan çelişen bir eylemde bulunmaları zor.
Statükonun korunması
Yeni güvenlik düzenlemeleri, İran savaşının sonuçlarından ayrılamaz. Kerim, üç ülkenin de statükoyu değiştirmeye çalışan güçleri caydırmada ve İran'ın hegemonik emellerini dizginlemede ortak bir çıkarı olduğunu düşünüyor. Bu emeller savaşın bir ürünü değil, ancak Kerim, İran'ın Hürmüz ve Bab’ul Mendeb Boğazlarındaki deniz trafiğini kontrol etmeye odaklanan yeni bir stratejik yaklaşımına işaret ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre üç ülkenin statükoyu koruma çıkarı, özellikle Amerikan rolünden etkilendi. Zira yaklaşık iki ay önce Tahran ile imzalanan mutabakat zaptı, Washington'un uzun süreli bir savaştan kaçınma ve seyrüseferi yeniden başlatma arzusunun, Hürmüz Boğazı'nda İran'a tavizler vermesine neden olabileceği endişelerini artırdı. Trump'ın hızlı bir anlaşma çağrısında bulunmasının ardından müzakerelerin yeniden başlamasıyla bu endişeler daha da arttı; Tahran ise zaman kazanmak için görüşmeleri uzatmayı sürdürdü.
Birmingham Üniversitesi'nden araştırmacı, anlaşmanın Tahran'a bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve bölgesel hedeflerine ulaşmak için devlet dışı aktörleri kullanma modelinin hoş görülmeyeceği mesajını verdiğini belirtti. Yeni düzenlemenin, İran'ın bölge dışından gelen güçlerin müdahalesine itiraz etme gerekçesini zayıflattığını, çünkü Tahran'ın bölgesel güçler tarafından yönetilen bir güvenlik düzenlemesine meydan okumasının zor olduğunu belirtti.
İsrail de giderek daha iddialı ve genişleyen askeri davranışları nedeniyle üç ülke için ortak bir tehdit oluşturuyor. Kerim bu nedenle anlaşmanın, İsrail'in Afrika Boynuzu veya Maşrık’taki (Levant) eylemlerini tek taraflı olarak değil, önemli yeteneklere sahip devletleri zayıflatma veya egemenliklerini devlet dışı aktörler aracılığıyla çökertme girişimlerine karşı harekete geçmeye hazır olan üç yerleşik orta gücün kolektif olarak caydırabileceğini düşünüyor.
Karşılaştırmalı avantajlar ve özel motivasyonlar
Ortak bölgesel değerlendirmelerin ötesinde, anlaşmanın her taraf için özel motivasyonları bulunuyor. Des Roches bu motivasyonları şöyle açıklıyor; Suudi Arabistan İran ve vekillerinden gelen tehditlere karşı savunma yeteneklerini çeşitlendirmek ve geliştirmek için endüstriyel tabanlara sahip ortaklar istiyor. Türkiye, Avrupa'nın kendisini reddettiğini ve NATO ile ilişkilerinin gergin olduğunu hissettiği bir ortamda ittifak ağını genişletmeyi amaçlıyor. Nitekim Erdoğan hükümeti NATO’ya şüpheyle bakıyor ve darbe girişiminin bazı üyelerinin özellikle de Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklendiğine veya teşvik edildiğine inanıyor. Pakistan'a gelince, güvenlik doktrininde derine kök salmış olan “stratejik derinlik” kavramı, Hindistan'ın demografik ve coğrafi üstünlüğünü dengelemek için onu Riyad ve Ankara ile ortaklığını genişletmeye itiyor.
Araştırmacılar, üç ülkenin İran'ın hegemonik emellerini dizginleme konusunda ortak bir çıkarı olduğuna inanıyor (AFP)
ABD’li eski yetkili, Türk sanayisinin mühimmattan insansız hava araçlarına kadar uzandığını, Pakistan'ın ise 155 mm top mermisi gibi konvansiyonel askeri sanayide önemli yeteneklere sahip olduğunu belirtti. ABD ve diğer Batı ülkeleri arasında görülen önümüzdeki yıllarda silah ihracatına ilişkin daha fazla genel temkinlilik eğilimi göz önüne alındığında, Suudi Arabistan bu yeteneklerden faydalanabilir. Zira Batılı ülkelerin bu eğilimi, Riyad'ı kaynaklarını çeşitlendirmeye ve ihtiyaç duyulduğunda büyük miktarlarda mühimmata hızlı erişim sağlamaya itiyor. Öte yandan, Suudi Arabistan pazarı Türk ve Pakistan sanayileri için önemli fırsatlar sunuyor.
Üç ülke de anlaşmanın belirli ülkeleri hedef almadığını açıklarken, Türkiye Cumhurbaşkanlığı anlaşmanın “kardeş ülkelerin katılımına açık” olduğunu teyit etti ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Mısır'ın da katılacağını öngördü. Des Roches bunun muhtemel olduğuna inanıyor, ancak Kahire'nin özellikle ABD yardımını, özellikle de askeri yardımı, Kongre içinde olası herhangi bir adımdan koruma arzusunu göz önünde bulundurarak, İsrail'in endişeleri yatışana kadar katılmayı erteleyebileceğini düşünüyor.
Anlaşmanın genişleme potansiyeli, Rifai'nin bunu “zorunluluk ittifakı” olarak tanımlamasıyla örtüşüyor. İttifaklar ortak kimliğe dayanabilir veya stratejik ortamın gereklilikleri tarafından dayatılabilirken, bu yeni ittifak her iki unsuru da birleştiriyor. Üç İslam ülkesini içeriyor, ancak öncelikle 2023'ten bu yana Ortadoğu'nun sahne olduğu yapısal dönüşümlere yanıt veriyor; bu dönüşümler geçici askeri çatışmaların ötesine geçerek güç dengesindeki değişimleri, devletlerin saldırı ve savunma yeteneklerini, nüfuz ve kontrol sınırlarını ve hatta siyasi ve coğrafi haritaları kapsamaya başladı. Bu nedenle, Rifai’ye göre anlaşma bir güç gösterisi değil, bu dönüşümlere bir yanıt niteliğinde.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."
PKK'dan çerçeve yasaya tepki https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5305205-pkkdan-%C3%A7er%C3%A7eve-yasaya-tepki
PKK liderleri ve üyeleri, Kuzey Irak'ın Süleymaniye iline bağlı Kandil Dağı'nda düzenlenen sembolik silah yakma töreninde, 11 Temmuz 2025 (Reuters)
PKK tarafından dün yapılan açıklamada, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) oylamaya sunulması beklenen, PKK üyelerinin akıbetine ilişkin yasa tasarısında ‘hatalar ve eksiklikler’ olduğunu öne sürerek tepki gösterdi ve kurucu liderinin serbest bırakılması talebini yineledi.
Cuma günü, genel kurulda oylamaya sunulmak üzere TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilen yasa tasarısı, geçtiğimiz yıl feshedilen PKK’nın üyelerinin Türkiye’de sivil hayata dönmelerini sağlayan bir mekanizma öngörüyor.
PKK’ya yakınlığıyla bilinen haber ajansı ANF tarafından yayınlanan PKK liderliğinin açıklamasında, “Bu yasa ciddi hatalar ve eksiklikler içeriyor. (PKK ile barış süreci için yasal bir çerçeve hazırlamakla görevli) TBMM Adalet Komisyonu’nun raporundaki demokrasi ve Kürt sorununun çözümü konusundaki öneriler dikkate alınmadı” denildi.
Açıklamada, “Yasa tasarısının ‘Kürt’ terimini kullanmadan, sadece silahsızlanmadan bahsetmesi, meselenin kapsamlı bir şekilde ele alınmadığını gösteriyor” denilirken, silahlarını bırakan üyelerin, görüşleri nedeniyle hapis cezası riski altında kalmadan ‘düşünce ve toplanma özgürlüğüne dayalı demokratik siyasi hayata katılabilmelerini’ sağlayacak garantiler sunulması çağrısında bulunuldu.
PKK yetkilileri ayrıca, örgütün kurucu lideri Abdullah Öcalan serbest bırakılmadıkça ‘yasanın birçok maddesinin kağıt üzerinde kalacağını’ vurguladı. Tasarı, 77 yaşında olan ve 27 yıldır İstanbul açıklarındaki İmralı Adası’ndaki hapishanede tek kişilik hücrede tutulan Öcalan’ın akıbetine ilişkin bir hüküm içermiyor.
Yasa tasarısı ayrıca, eski PKK üyeleri hakkında beş ila on yıl süreyle soruşturma açılmasını ve cezaların uygulanmasını askıya almayı öngörüyor. Askıya alma süresinin sonuna kadar aynı suçun tekrarlanmaması halinde, soruşturmalar dosyalanacak ve cezalar infaz edilmiş sayılacak. Bu da fiili bir af anlamına gelebilir.
Öte yandan Fransız haber ajansı AFP’nin incelediği metne göre tasarı, PKK’nın faaliyetleri kapsamında işlenen ‘kasıtlı cinayetler’ ile ‘1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve ömür boyu hapis cezası gerektiren suçları’ bu af kapsamı dışında tutuyor. Türk hükümetine yakın medya kuruluşları, bu istisnanın müebbet hapis cezasına çarptırılan Öcalan’ı da kapsaması gerektiğini iddia ediyor.
Diğer taraftan 2016 yılından beri tutuklu bulunan Kürt muhalif Selahattin Demirtaş, yasa tasarısına desteğini açıkladı. Türkiye’deki en büyük Kürt yanlısı partinin eski eş başkanı olan Demirtaş, “Bu tarihi barış çabasında yeni ve belirleyici bir aşamaya geçmeyi umuyoruz” diye yazdı. Demirtaş, en az 50 bin kişinin hayatına mal olan dört yıldan fazla süren silahlı çatışmanın ardından bu yasanın ‘Türkiye ve bölgenin kaderini kökten değiştireceğini’ belirtti.
Resmi olarak siyasi sahneden çekilmesine rağmen Türkiye’deki en önde gelen Kürt siyasi figür olmaya devam eden Demirtaş, “Bu yol, bölünme yaratmak, pazarlık yapmak ya da sonuçsuz müzakereler yürütmek için değil” dedi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة