Türkiye'de Suriyelilerin vatandaşlığa alınması yeniden gündem konusu

Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin vatandaşlık başvuruları seçim sürecinde iktidar ve muhalefet arasında bir kart olarak gündeme alınıyor

AA
AA
TT

Türkiye'de Suriyelilerin vatandaşlığa alınması yeniden gündem konusu

AA
AA

Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşü meselesi, Ankara ile Esed rejimi arasında uzun süredir istihbarat servisleri düzeyinde gerçekleşen yakınlaşma görüşmelerinde ana gündem maddesi. Konu ayrıca Moskova’da 28 Aralık’ta Türkiye, Suriye ve Rusya savunma bakanları ve istihbarat şeflerinin üçlü toplantısında ve bunu takip eden görüşmelerde gündeme getirildi. Aynı mesele yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleriyle Türkiye’deki iç siyaset arenasında da kendisini dayatıyor.
Türkiye’de Suriyelilere hizmet vermek için çalışan gruplar, son iki ayda binlerce kişinin Türkiye makamlarından vatandaşlığa kabul dosyalarını rafa kaldıranlara karşı ‘Göç İdaresi Başkanlığı’na gitme’ çağrıları yapılan mesajlar aldığını belirtiyor.
Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin kurdukları sosyal medya sayfaları, çok sayıda şehirde binlerce kişiye gelen mesajların içeriğine ilişkin bir dizi soruyla doldu. Bazıları, incelemeye gittiklerini ve kendilerine ‘dosyalarını tamamlama, yeniden kabul veya üçüncü ülkelerde yerleştirme’ arasında seçim yapma teklif edildiğini belirtti.
Mart 2019’da tanık olduğu yerel seçimler öncesinde ve geçen Mayıs ayına kadar Suriyelilere istisnai vatandaşlık verilmesine ilişkin binlerce dosya, Türkiye’deki Göç ve Nüfus İdarelerinin internet sitesinden kaldırılmıştı. Binlerce Suriyelinin sosyal medya organları üzerinden şikâyet ettiğine göre bazı Suriyeliler, vatandaşlık için başvurdu, ancak işlemleri 3 yılı aşkın süredir devam ediyor. Ancak daha sonra dosyaları birdenbire ve gerekçe gösterilmeden resmi web sayfalarından kaldırıldı ve bazı Suriyeliler, henüz karara bağlanmamış itiraz talepleri sundu.
Türkiye muhalefeti, hükümetin bir milyondan fazla Suriyeli mülteciyi yerel seçimlerde iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lehine oy kullanmaları için vatandaşlığa aldığını iddia ediyor. Bu iddialar, Haziran 2018’deki erken cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinden bu yana bazı muhalefet partileri tarafından dillendirilmeye devam ediyor. Ancak Türkiye İçişleri Bakanlığı, vatandaşlığa kabul edilen Suriyelilerin toplam sayısının 300 bini geçmediğini ve bunun, herhangi bir seçimin sonucunu hiçbir şekilde etkileyemeyecek bir sayı olduğunu açıkladı.
İstanbul’da Suriyeli mültecileri destekleyen bazı hukukçular, daha önce kaldırılan dosyaların yeniden etkinleştirilmesinin yasal itiraz taleplerine yanıt olarak geldiğini ve Türkiye’de 17 Mayıs’ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleriyle hiçbir ilgisi olmadığını belirtti.
Hukukçular, göçmenlik ve mültecilerin kabulü konusunda Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki gerilim çerçevesinde vatandaşlığa kabul dosyasının bir baskı aracı olarak kullanıldığına dikkat çektiler. Türkiye, iki taraf arasında 18 Mart 2016’da imzalanan Göç ve Mülteci Geri Kabul Anlaşması'na göre AB’nin maddi desteği karşılığında göçmenleri kabul etmeyi ve Suriyelilerin akışını sınırlamayı kabul etmişti.
Vatandaşlık için başvuran 15 bin Suriyelinin dosyasının kaldırıldığı belirtilirken, İçişleri Bakanlığı’na bağlı Nüfus Müdürlüğü ise bunu yalanlıyor. Müdürlük, ‘ulusal güvenlik, kamu düzeni ve adayın terörle bağlantısının olmaması’ da dahil vatandaşlık verilirken dikkate alınan kriterler olduğunu vurgularken, bu kriterlerin vatandaşlığı aldıktan sonra bile iptal için bir gerekçe olabileceğine dikkati çekiyor.
Öte yandan aktivistler, binlerce Suriyelinin, vatandaşlığa kabul sürecini yeniden başlatmak için mahkeme kararı aldığını ve artık yetkili makamların bu kararları uygulamak zorunda olduğunu söylüyor.
Göç İdaresi Başkanlığı kaynakları ise askıya alınan dosyaların yeniden aktifleştirilmesi durumunun, yalnızca dosyaları yasa dışı bir şekilde veya doğrulanamayan bir nedenle kaldırılanları kapsadığını duyurdu.

Vatandaşlık süreci nasıl işliyor?
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre uluslararası hukuk ve Türkiye yasalarına göre geçici koruma altındaki Suriyeliler, İçişleri Bakanlığı tarafından aday gösterilerek ve dosyalarını Göç İdaresi’ne teslim ederek istisnai vatandaşlık başvurusunda bulunabiliyor. Daha sonra dosya, Nüfus Müdürlüğü’ne aktarılıyor ve burada vatandaşlık verilene kadar 8 araştırma ve doğrulama aşamasından geçiyor.
İstisnai vatandaşlık almak takdire bağlı. Başvuru sahibi, vatandaşlığın alınabileceği hallerde kanunda belirtilen kriterleri taşımalı ve vatandaşlığa kabul sadece idari bir işlem olmamalı.
Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün geçen yıl başında yaptığı açıklamaya göre, Türkiye’de geçici koruma kapsamında kayıtlı 3 milyon 528 bin 835 Suriyeli arasında Türk vatandaşlığına geçen Suriyeli sayısı 221 bin 671’e ulaştı.
Türkiye’deki Suriyeli mülteciler meselesi, seçim sürecinde siyasi polemiğe dönüşmüş ve insani niteliğinden uzaklaşmış durumda. Öyle ki zor ekonomik durum, iktidar partisinin konuyu muhalefetin elinden alma girişimi ve bunu Esed rejimi ile normalleşmeyi amaçlayan görüşmelerde ana dosyalardan biri haline getirmesine karşı Türkiye muhalefeti, yaklaşan seçimlerde Erdoğan’a ve iktidardaki AKP’ye baskı yapmak için bu meseleyi kullanıyor.

Suriyelilerin iadesi
Türkiye’nin ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir kez daha muhalefetin seçimleri kazanması halinde Suriyelileri iki yıl içinde ülkelerine göndereceğini vaat etti. Geçen perşembe günü İstanbul’dan sonra en çok Suriyelinin yaşadığı illerden biri olan Türkiye’nin güneydoğusundaki Gaziantep’te vatandaşlarla yaptığı görüşmede Kılıçdaroğlu, “Beraber mücadele vermezsek başarılı olamayız. Bir devlet bir kişiye teslim edilemez. Dünyada örneği yoktur. Devleti bir kişiye teslim ettik, yarın sabah ne olacağız belli değil. Gaziantep bu bölgenin en güçlü illerinden birisi. Sanayisi ve tarımı güçlü bunu da biliyorum. Sadece Gaziantep'te çok sayıda işsizin olduğunu biliyorum. 500 bini aşkın Suriyeli kardeşimiz var burada” açıklamasında bulundu.
CHP Genel Başkanı, “Bu Suriye politikası yanlış mı doğru mu? Bizim Suriye ile ne kavgamız vardı. Niye Suriye’ye girdik biz. Emevi Camisi’nde 24 saatte namaz kılacaklardı. 24 saatte gireceklerdi. 3 milyon 600 bin Suriyeli geldi. Burada yaşayan Suriyeli sayısının 500 bin olduğu söyleniyor. Kimin ne yaptığı belli değil. Biz karnımızı doyurduk, şimdi onların karnını doyuracağız. Onları en geç 2 yıl içerisinde onların iradesiyle Suriye’ye göndereceğiz. Hepsi gidecek, göndereceğiz” dedi.
CHP, geçen ay ‘Sana rakip olmak için geliyorum ey dünya. Türkiye senin mülteci kampın olmayacak’ sloganıyla yeni bir kampanya başlattı. Başkent Ankara ve İzmir’in yanı sıra ülkedeki yaklaşık 3,7 milyon Suriyelinin 500 binden fazlasının yaşadığı İstanbul başta olmak üzere birçok şehirdeki sokaklara bu sloganı taşıyan pankartlar asıldı.
Pankartlarda, kampanyanın ana sloganına ek olarak, Türkiye ile AB arasında 18 Mart 2016’da imzalanan geri kabul anlaşmasından çekilme sözü de yer aldı.
Söz konusu pankartlarda, ‘İki yıl içinde mültecilerle vedalaşacağız’ ve ‘Sınırlarımızın kontrolünü yeniden sağlayacağız’ yazdığı da görüldü.
Öte yandan Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da dahil siyasetçiler ve hukukçular, mültecilerin dönüşü için bir süre belirlemenin mümkün olmadığını söylerken, “Çünkü zorla geri gönderilemezler ve seçim atmosferinde bu konu, siyasi bir gösteriden başka bir şey değildir” dedi.



SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)

Michael Harari

Bu ayın başlarında Paris'te İsrail ve Suriye arasında yeniden başlayan müzakereler resmi bir anlaşmayla sonuçlanmadı, ancak bir dizi uzlaşıya varılmasını sağlamış gibi görünüyor. Bu toplantılar o dönemde İsrail medyasında kendisine geniş bir yer bulmadı, ancak konu son günlerde, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye rejimi arasındaki devam eden çatışmalar ve rejimin askeri kazanımları ışığında, yeniden manşetlerde yer almaya başladı.

Genel olarak, İsrail medyasının haberleri Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya karşı artan bir şüpheciliği ifade ediyor, tekrarlanan haberlerinde cihatçı geçmişine ve niyetleri ile İsrail'in güvenlik çıkarlarını ne kadar dikkate alabileceği ile ilgili soru işaretlerine odaklanıyor.

İki taraf arasındaki görüşmelerin özüne ilişkin olarak, İsrail medyasında yer alan haberlerde de yansıtıldığı üzere, birkaç noktanın vurgulanması gerekiyor. Bu noktalar; yanlış değerlendirmeleri önlemeyi amaçlayan bir mekanizmanın kurulması, düzenli periyodik toplantıların yapılmasının yanı sıra, karşılıklı güven artırıcı adımların atılmasında uzlaşıya varılmasıdır.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın korunmasına ilişkin olarak, iki tarafın da bunu dış müdahale veya güç kullanımı olmaksızın çözülmesi gereken Suriye’nin bir iç meselesi olarak değerlendirme konusunda anlaşmış olduğu görülüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, “Anlaşma, ortak hedeflere ulaşmak ve ülkedeki Dürzi azınlığın güvenliğini sağlamak için diyaloğun devamını öngörüyor” denildi.

İsrail medyasında yer alan haberlerde, 8 Aralık 2024'te eski Suriye rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in ele geçirdiği topraklardan çekilmesinin kapsamına ilişkin herhangi bir ayrıntı yer almıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir ABD’li yetkili, ABD'nin her iki tarafa da Ürdün'de ortak bir operasyon merkezi kurulmasını ve sınırın her iki tarafında da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulmasını önerdiğini belirtti.

Suriye rejimi ile SDG arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle SDG’nin ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu

Son günlerde, Suriye rejimi güçleri ile SDG arasındaki şiddetli çatışmaların ortasında dört önemli nokta öne çıktı.

Birincisi, özellikle Esed rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in kontrolünü pekiştirdiği Golan Tepeleri’ndeki topraklardan çekilmesi durumunda Tel Aviv’in hayati çıkarlarını tehdit edebilecek riskler konusunda, Şara yönetimine ilişkin şüpheler belirgin bir şekilde arttı. Benzer şekilde, önde gelen İsrailli askeri kaynaklar, silah kaçakçılığı (Hizbullah dahil) veya radikal İslamcı unsurların yeni rejimin tam kontrol edemediği bölgelere geri dönme olasılığı gibi nedenlerle İsrail’in aşırı bir şekilde geri çekilmesinden endişe duyduklarını dile getirdiler.

İkincisi, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle “Kürtlerin yenilgisi” ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan da Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu; Türkiye, olaylardan en büyük faydayı sağlayan ülke olarak gösterildi.

sc vcf
İsrail güçleri, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyü yakınlarında Suriye ile sınır hattında devriye geziyor, 23 Temmuz 2025 (AFP)

Üçüncüsü, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki çatışmanın sonucu ışığında Dürzi azınlığının kaderiyle ilgili endişeler arttı. Hükümetin Dürzi toplumunu koruma rolünden vazgeçmeyi ve bu konudaki etkisinden vazgeçmeyi kabul edebileceği korkusu da belirginleşti.

Dördüncüsü, medyanın İsrail güvenlik teşkilatı ile siyasi liderlik arasında ortaya çıkardığı uçurumla ilgili önemli bir ayrıntıyla bağlantılı. Haberlere göre, ordu daha geniş güvenlik mesafelerini korumaya çalışıyor ve Suriye sınırından kaynaklanabilecek daha fazla sürpriz olasılığı konusunda uyarıyor.

Bu, iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasına varılma şansının azalması anlamına gelmiyor, ancak dikkatlice değerlendirilmesi gereken çeşitli sonuçlar var.

İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor

İsrail, özellikle Kürtler tarafından fiili bir teslimiyet teşkil edip etmediği konusunda, Şara ile Kürtler arasında yapılan son anlaşmayı yakından inceleyecektir. Bu gelişme, İsrail'in Dürzi azınlığı ve Kürt nüfusunu koruma konusundaki duruşu açısından önemli sonuçlar doğuracaktır.

Türkiye faktörü son derece önemli ve hassas bir konu; zira İsrailli karar vericiler, Türkiye'nin Suriye'deki artan müdahalesinin ve bunun uzun vadeli sonuçlarının etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zorunda.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye ile güvenlik anlaşması konusunda ilerleme kaydedilirse, İsrail'in siyasi liderliğinin bunu eskisinden daha ciddi bir şekilde pazarlaması gerekiyor. Erken seçim olasılığı da dahil olmak üzere iç siyasi gelişmeler de bu bağlamda özellikle önemli.

cdtgh
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, 18 Ocak 2026 (AFP)

Amerikan faktörü de çok önemli. İsrail, Başkan Donald Trump'ın Şara'nın Suriye'deki yönetimini sağlamlaştırma arzusunun yanı sıra, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin ABD yönetiminin politikaları üzerindeki etkisinin de farkında.

Bununla birlikte, ki bu çok önemli bir nokta, İsrail'in hayati önemde gördüğü güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, Washington kendisini çok dikkatli bir şekilde dinlemektedir. Bu nedenle, Suriye'deki son gelişmeleri ve bunların Kudüs'te nasıl yorumlandığını (doğru veya yanlış) anlamanın önemi açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak, İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor. Temel stratejik çerçeve değişmeden kalsa da, son iki yılın son derece istikrarsız bölgesel gerçekliği, hassas ve dengeli bir diplomasiyi zorunlu kılıyor. Hükümetin ayrıca, Suriye ile olası herhangi bir anlaşma için İsrail kamuoyunun desteğini kazanmak üzere iyi planlanmış bir kampanya başlatması da gerekiyor.


Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
TT

Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)

Sivil toplum kuruluşu Save the Children tarafından bugün yapılan açıklamada, Sudan’da yaklaşık üç yıldır süren savaşın 8 milyondan fazla çocuğu eğitimden mahrum bıraktığını ve bunun dünyanın en uzun süreli okulların kapanması süresi olduğunu belirtti.

Açıklamada, “8 milyondan fazla çocuk, yani okul çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, 484 gün boyunca derslere katılmadan geçirdi” denildi.

Save the Children, bu durumun, koronavirüs (Kovid-19) salgını sırasında okulların kapalı kaldığı gün sayısını aşan ‘dünyanın en uzun süreli okul kapatma süresi’ olduğunu vurguladı.

Sudan, ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasında üç yıldır süren savaşın etkilerinden muzdarip. Bu savaş, on binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve sağlık ve eğitim altyapısının büyük bir kısmının tahrip olmasına neden oldu.

Save the Children'a göre Sudan, ‘birçok okulun kapatıldığı, diğerlerinin ise çatışmalarda hasar gördüğü veya barınak olarak kullanıldığı, dünyanın en kötü eğitim krizlerinden biriyle’ karşı karşıya.

Büyük bölümü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altında olan Darfur bölgesi, özellikle ‘Kuzey Darfur eyaletinde bin 100'den fazla okulun sadece yüzde 3'ünün faaliyet göstermesi’ nedeniyle en çok etkilenen bölge olarak kabul ediliyor.

HDK, geçtiğimiz ekim ayında, Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir’i ele geçirerek tüm bölge üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı.

O tarihten beri çatışmalar komşu eyalet Kordofan’a da sıçradı ve HDK bu bölgede kontrolünü giderek genişletiyor. Batı Kordofan eyaletinde şu anda okulların sadece yüzde 15'i faaliyet gösteriyor. Açıklamada, birçok öğretmenin maaşlarını alamadıkları için işlerini bıraktıkları bildirildi.

Save the Children Başkanı Inger Ashing, “Eğitime yatırım yapmazsak, tüm bir nesli fırsatlardan ziyade çatışmaların hakim olduğu bir geleceğe mahkum etme riskiyle karşı karşıya kalırız” diye uyardı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk bu hafta, hastaneler, pazarlar ve okullar başta olmak üzere ‘temel sivil altyapıya’ yönelik saldırıların artmasını kınadı ve ‘toplumun militarizasyon’ ve çocukların silah altına alınması konusunda endişelerini dile getirdi.


Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
TT

Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Yemen Ulusal İnsan Hakları İhlalleri Araştırma Komisyonu, Hadramut Valiliği'nde 2016'dan bu yana meydana gelen ihlallere ilişkin soruşturmaları kapsamında, keyfi tutuklama ve zorla kaybetmeye maruz kalan 100'den fazla mağdurun ifadesini dinlediğini açıkladı.

Komitenin üyesi ve resmi sözcüsü Eşrak el-MaKtari, Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, komitenin şu ana kadar söz konusu ihlallerle bağlantılı olduğundan şüphelenilen 3 mezar hakkında ihbar aldığını ve bunların araştırılarak doğrulandığını belirtti.

Resim  Hadhramut kıyılarında keyfi tutuklama ve zorla kaybetme mağdurları için düzenlenen kamuya açık duruşma sırasında Ulusal Soruşturma Komisyonu (Ulusal Komisyon)

Açıklamasında, komitenin, tutuklama ve işkence mağdurlarından bir kısmını, ihlallerin niteliğini ve uygulanan yöntemleri daha doğru bir şekilde tespit etmek amacıyla, tutuldukları gözaltı merkezlerine götüreceğini ifade etti.

İşrak el-Mukatri, mağdurların ifadelerinin çoğunun, soruşturmacıların kasten onlara zarar verdiğini ve insanlık onurlarını ihlal ettiğini doğruladığını, aynı zamanda "Bütün bunlar neden?" diye sorduklarını söyledi. Sözlerine şöyle devam etti: "Mağdurlara neyin onları tatmin edeceğini sorduğumuzda, acılarını ve işkencenin etkilerini aşarak, her şeyden önce onurlarının iade edilmesini ve bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini talep ediyorlar."

Komitenin, Hadramut halkı arasında kendilerine verilen zararın daha büyük olduğu yönündeki kanaate rağmen, Aden, Lahj ve Socotra dahil olmak üzere diğer valilikleri de ziyaret etmeyi planladığını belirtti. Komitenin, mağdurlara karşı kullanılan bir dizi yasadışı uygulamayı ve bununla birlikte gelen özgürlük ve kişisel güvenlik hakkının, düşünce ve ifade özgürlüğünün ciddi ihlallerini ve yasa dışı gözaltıları incelediğini kaydetti.

csdfrgt
Komite, Hadramut'ta meydana gelen ihlallerle bağlantılı mezarların varlığını araştırdığını açıkladı, (Şarku'l Avsat)

Komite sözcüsü, misyonlarının uluslararası standartlara uygun sistematik bir soruşturma yürütmek, ulusal yargıya sevk edilmeye uygun yasal dosyaları hazırlamak ve adaletin sağlanmasına olanak tanıyan her yolu izlemek olduğunu vurgulayarak, bu ihlallere ilişkin bir raporun önümüzdeki iki ay içinde yayınlanacağını öngördü.

Eşrak el-Mukatri, komitenin Hadramut Valiliği'nde altı yasadışı gözaltı ve tutuklama merkeziyle ilgili raporlar aldığını bildirdi. Açıklamasında, "Bu merkezler aslında resmi hizmet kurumları ve tesisleriydi, ancak daha sonra gözaltı merkezleri ve özgürlüğün kısıtlandığı yerler olarak yeniden düzenlendiler" dedi.

Son siyasi, güvenlik ve askeri değişikliklerin, mağdurların seslerini yükseltmeleri ve gerçeklerin daha net bir şekilde ortaya çıkması için fırsat sağladığını ifade etti. Mümkün olduğunca çok eski tutuklu ve zorla kaybettirilen kişiden bilgi alınmasının gerekliliğini vurgulayan Eşrak al-Mukatri, bu nedenle komitenin halka açık bir grup oturumu düzenlediğini, ardından bireysel ve grup oturumları yaptığını belirtti.

sdvd
Işrak el-Mukatri, Ulusal Komite üyesi ve resmi sözcü (Şarku'l Avsat)

Kurbanların ifadelerine göre, Birleşik Arap Emirlikleri'ne bağlı güçler tarafından işletilen Hadramut'taki en öne çıkan yasadışı gözaltı merkezleri arasında Riyan Havaalanı, el-Dhaba Limanı ve Kampı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve el-Rabva Kampı'nın yanı sıra, artık feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi'nin liderlerinden Ebu Ali el-Hadrami'nin yönettiği güvenlik destek kampları da bulunuyordu.

İşrak al-Mukatri, komitenin dinlediği ifadelerin "çok acı verici olduğunu ve Hadramut'ta böyle bir şey görmeyi beklemediklerini" vurguladı.

Mukalla'da komite tarafından düzenlenen duruşmalarda mağdurlar, tutuklanmalarının gerçekleştiği bağlamı açıklayarak, evlerinden, iş yerlerinden veya halka açık yollardan alındıklarını ve ailelerine haber verilmeden veya onlarla iletişim kurmalarına izin verilmeden çeşitli süreler boyunca gizli gözaltı merkezlerine götürüldüklerini belirtti. Gözaltında çeşitli şiddet türlerine, fiziksel işkenceye, kötü muameleye ve psikolojik zarara maruz kaldıklarını, bunun da birçok vakada kalıcı sakatlıklara, fiziksel deformitelere ve psikolojik bozukluklara ve hastalıklara yol açtığını ifade ettiler.

fevf
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Mağdurlar ayrıca işkence sonucu ölen meslektaşları hakkında ifadeler verdiler, bu ihlalleri işlemekle suçlananların isim listelerini ve gözaltı merkezlerinin isim ve yerlerine ilişkin ayrıntıları sundular. Ayrıca komite üyelerine serbest bırakıldıktan sonraki sağlık durumlarını belgeleyen tıbbi raporlar, videolar ve fotoğraflar teslim ettiler.

Ulusal Komite'ye göre mağdurlar ifadelerinin sonunda, bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini, bireysel ve kolektif zararların tazmin edilmesini, onurlarının iade edilmesini ve çeşitli aşağılamalara ve insanlık onuruna yönelik saldırılara maruz kalan herkesin adalete kavuşturulmasını talep etme konusundaki kararlılıklarını teyit ettiler.