Türkiye'de Suriyelilerin vatandaşlığa alınması yeniden gündem konusu

Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin vatandaşlık başvuruları seçim sürecinde iktidar ve muhalefet arasında bir kart olarak gündeme alınıyor

AA
AA
TT

Türkiye'de Suriyelilerin vatandaşlığa alınması yeniden gündem konusu

AA
AA

Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşü meselesi, Ankara ile Esed rejimi arasında uzun süredir istihbarat servisleri düzeyinde gerçekleşen yakınlaşma görüşmelerinde ana gündem maddesi. Konu ayrıca Moskova’da 28 Aralık’ta Türkiye, Suriye ve Rusya savunma bakanları ve istihbarat şeflerinin üçlü toplantısında ve bunu takip eden görüşmelerde gündeme getirildi. Aynı mesele yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleriyle Türkiye’deki iç siyaset arenasında da kendisini dayatıyor.
Türkiye’de Suriyelilere hizmet vermek için çalışan gruplar, son iki ayda binlerce kişinin Türkiye makamlarından vatandaşlığa kabul dosyalarını rafa kaldıranlara karşı ‘Göç İdaresi Başkanlığı’na gitme’ çağrıları yapılan mesajlar aldığını belirtiyor.
Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin kurdukları sosyal medya sayfaları, çok sayıda şehirde binlerce kişiye gelen mesajların içeriğine ilişkin bir dizi soruyla doldu. Bazıları, incelemeye gittiklerini ve kendilerine ‘dosyalarını tamamlama, yeniden kabul veya üçüncü ülkelerde yerleştirme’ arasında seçim yapma teklif edildiğini belirtti.
Mart 2019’da tanık olduğu yerel seçimler öncesinde ve geçen Mayıs ayına kadar Suriyelilere istisnai vatandaşlık verilmesine ilişkin binlerce dosya, Türkiye’deki Göç ve Nüfus İdarelerinin internet sitesinden kaldırılmıştı. Binlerce Suriyelinin sosyal medya organları üzerinden şikâyet ettiğine göre bazı Suriyeliler, vatandaşlık için başvurdu, ancak işlemleri 3 yılı aşkın süredir devam ediyor. Ancak daha sonra dosyaları birdenbire ve gerekçe gösterilmeden resmi web sayfalarından kaldırıldı ve bazı Suriyeliler, henüz karara bağlanmamış itiraz talepleri sundu.
Türkiye muhalefeti, hükümetin bir milyondan fazla Suriyeli mülteciyi yerel seçimlerde iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lehine oy kullanmaları için vatandaşlığa aldığını iddia ediyor. Bu iddialar, Haziran 2018’deki erken cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinden bu yana bazı muhalefet partileri tarafından dillendirilmeye devam ediyor. Ancak Türkiye İçişleri Bakanlığı, vatandaşlığa kabul edilen Suriyelilerin toplam sayısının 300 bini geçmediğini ve bunun, herhangi bir seçimin sonucunu hiçbir şekilde etkileyemeyecek bir sayı olduğunu açıkladı.
İstanbul’da Suriyeli mültecileri destekleyen bazı hukukçular, daha önce kaldırılan dosyaların yeniden etkinleştirilmesinin yasal itiraz taleplerine yanıt olarak geldiğini ve Türkiye’de 17 Mayıs’ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleriyle hiçbir ilgisi olmadığını belirtti.
Hukukçular, göçmenlik ve mültecilerin kabulü konusunda Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki gerilim çerçevesinde vatandaşlığa kabul dosyasının bir baskı aracı olarak kullanıldığına dikkat çektiler. Türkiye, iki taraf arasında 18 Mart 2016’da imzalanan Göç ve Mülteci Geri Kabul Anlaşması'na göre AB’nin maddi desteği karşılığında göçmenleri kabul etmeyi ve Suriyelilerin akışını sınırlamayı kabul etmişti.
Vatandaşlık için başvuran 15 bin Suriyelinin dosyasının kaldırıldığı belirtilirken, İçişleri Bakanlığı’na bağlı Nüfus Müdürlüğü ise bunu yalanlıyor. Müdürlük, ‘ulusal güvenlik, kamu düzeni ve adayın terörle bağlantısının olmaması’ da dahil vatandaşlık verilirken dikkate alınan kriterler olduğunu vurgularken, bu kriterlerin vatandaşlığı aldıktan sonra bile iptal için bir gerekçe olabileceğine dikkati çekiyor.
Öte yandan aktivistler, binlerce Suriyelinin, vatandaşlığa kabul sürecini yeniden başlatmak için mahkeme kararı aldığını ve artık yetkili makamların bu kararları uygulamak zorunda olduğunu söylüyor.
Göç İdaresi Başkanlığı kaynakları ise askıya alınan dosyaların yeniden aktifleştirilmesi durumunun, yalnızca dosyaları yasa dışı bir şekilde veya doğrulanamayan bir nedenle kaldırılanları kapsadığını duyurdu.

Vatandaşlık süreci nasıl işliyor?
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre uluslararası hukuk ve Türkiye yasalarına göre geçici koruma altındaki Suriyeliler, İçişleri Bakanlığı tarafından aday gösterilerek ve dosyalarını Göç İdaresi’ne teslim ederek istisnai vatandaşlık başvurusunda bulunabiliyor. Daha sonra dosya, Nüfus Müdürlüğü’ne aktarılıyor ve burada vatandaşlık verilene kadar 8 araştırma ve doğrulama aşamasından geçiyor.
İstisnai vatandaşlık almak takdire bağlı. Başvuru sahibi, vatandaşlığın alınabileceği hallerde kanunda belirtilen kriterleri taşımalı ve vatandaşlığa kabul sadece idari bir işlem olmamalı.
Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün geçen yıl başında yaptığı açıklamaya göre, Türkiye’de geçici koruma kapsamında kayıtlı 3 milyon 528 bin 835 Suriyeli arasında Türk vatandaşlığına geçen Suriyeli sayısı 221 bin 671’e ulaştı.
Türkiye’deki Suriyeli mülteciler meselesi, seçim sürecinde siyasi polemiğe dönüşmüş ve insani niteliğinden uzaklaşmış durumda. Öyle ki zor ekonomik durum, iktidar partisinin konuyu muhalefetin elinden alma girişimi ve bunu Esed rejimi ile normalleşmeyi amaçlayan görüşmelerde ana dosyalardan biri haline getirmesine karşı Türkiye muhalefeti, yaklaşan seçimlerde Erdoğan’a ve iktidardaki AKP’ye baskı yapmak için bu meseleyi kullanıyor.

Suriyelilerin iadesi
Türkiye’nin ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir kez daha muhalefetin seçimleri kazanması halinde Suriyelileri iki yıl içinde ülkelerine göndereceğini vaat etti. Geçen perşembe günü İstanbul’dan sonra en çok Suriyelinin yaşadığı illerden biri olan Türkiye’nin güneydoğusundaki Gaziantep’te vatandaşlarla yaptığı görüşmede Kılıçdaroğlu, “Beraber mücadele vermezsek başarılı olamayız. Bir devlet bir kişiye teslim edilemez. Dünyada örneği yoktur. Devleti bir kişiye teslim ettik, yarın sabah ne olacağız belli değil. Gaziantep bu bölgenin en güçlü illerinden birisi. Sanayisi ve tarımı güçlü bunu da biliyorum. Sadece Gaziantep'te çok sayıda işsizin olduğunu biliyorum. 500 bini aşkın Suriyeli kardeşimiz var burada” açıklamasında bulundu.
CHP Genel Başkanı, “Bu Suriye politikası yanlış mı doğru mu? Bizim Suriye ile ne kavgamız vardı. Niye Suriye’ye girdik biz. Emevi Camisi’nde 24 saatte namaz kılacaklardı. 24 saatte gireceklerdi. 3 milyon 600 bin Suriyeli geldi. Burada yaşayan Suriyeli sayısının 500 bin olduğu söyleniyor. Kimin ne yaptığı belli değil. Biz karnımızı doyurduk, şimdi onların karnını doyuracağız. Onları en geç 2 yıl içerisinde onların iradesiyle Suriye’ye göndereceğiz. Hepsi gidecek, göndereceğiz” dedi.
CHP, geçen ay ‘Sana rakip olmak için geliyorum ey dünya. Türkiye senin mülteci kampın olmayacak’ sloganıyla yeni bir kampanya başlattı. Başkent Ankara ve İzmir’in yanı sıra ülkedeki yaklaşık 3,7 milyon Suriyelinin 500 binden fazlasının yaşadığı İstanbul başta olmak üzere birçok şehirdeki sokaklara bu sloganı taşıyan pankartlar asıldı.
Pankartlarda, kampanyanın ana sloganına ek olarak, Türkiye ile AB arasında 18 Mart 2016’da imzalanan geri kabul anlaşmasından çekilme sözü de yer aldı.
Söz konusu pankartlarda, ‘İki yıl içinde mültecilerle vedalaşacağız’ ve ‘Sınırlarımızın kontrolünü yeniden sağlayacağız’ yazdığı da görüldü.
Öte yandan Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da dahil siyasetçiler ve hukukçular, mültecilerin dönüşü için bir süre belirlemenin mümkün olmadığını söylerken, “Çünkü zorla geri gönderilemezler ve seçim atmosferinde bu konu, siyasi bir gösteriden başka bir şey değildir” dedi.



Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)

Suriye güvenlik güçleri bugün, ülkenin kuzeydoğusundaki el-Hol Kampı’na girdi. Kamp, terör örgütü DEAŞ mensuplarının ailelerini barındırıyor. AFP muhabirinin aktardığına göre bu gelişme, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kampı terk ettiklerini duyurmasının hemen ardından gerçekleşti.

AFP muhabiri, kampın çevresinde görev yapan onlarca güvenlik görevlisinin demir bir kapıyı açıp araçlarıyla içeri girdiğini, bazı güvenlik mensuplarının ise kampı gözetim altında tuttuğunu bildirdi.

SDG, salı günü 24 binden fazla kişinin yaşadığı el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Kamp sakinleri arasında 15 bin Suriyeli, 3 bin 500 Iraklı ve 6 bin 200 yabancı bulunuyor ve sıkı güvenlik önlemleri altında tutuluyordu. Suriye Savunma Bakanlığı ise el-Hol Kampı ve DEAŞ’a ait tüm hapishaneleri devralmaya hazır olduğunu duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı da dün, SDG ile ‘Haseke vilayetinin geleceğine ilişkin bazı konularda’ yeni bir ‘ortak anlayış’ sağlandığını açıkladı. Anlaşma gereği SDG’ye ‘alanların fiilen entegrasyonuna yönelik detaylı planı hazırlamak için dört günlük bir süre’ tanındı. Bununla eş zamanlı olarak dört günlük ateşkes ilan edildi. SDG de ateşkese uyacağını ve anlaşmanın ‘istikrarı destekleyecek şekilde’ uygulanmasına hazır olduğunu bildirdi.

Diğer yandan SDG lideri Mazlum Abdi dün, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu (DMUK), Kürt savaşçıların bazı bölgelerden çekilmesinin ardından Suriye’de DEAŞ mensuplarının tutulduğu tesislerin korunmasında sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Washington ise Kürtlerin DEAŞ’a karşı görevlerinin sona erdiğini belirtti; ABD, yıllarca destek verdiği Kürt güçlerin artık bu rolü üstlenmediğini açıkladı.

Suriye’deki Kürt yetkililer ve yerel makamlar ise dün yeni bir ateşkese uyacaklarını duyurdu. Bu ateşkes, Kürt güçlerinin hükümet kurumlarıyla entegrasyonuna yönelik görüşmelerin tamamlanmasının ön hazırlığı olarak ilan edildi.

Bu ayın 6’sında Halep’te başlayan askeri gerilimin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pazar günü SDG ile bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Anlaşma, ateşkes ve özerk yönetim kurumlarının Suriye devleti bünyesinde kapsamlı entegrasyonunu öngörüyor.

Taraflar arasında ateşkesi ihlal suçlamalarının yükselmesiyle birlikte hükümet güçleri, SDG kontrolündeki Arap çoğunluğa sahip bölgelere ilerledi. Hükümet dün, Hasake kentine takviye birlikler gönderirken, Kürt yetkililer Şam ile görüşmelerin çöktüğünü duyurdu.

Anlaşmanın açıklanmasının ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X platformunda paylaştığı mesajda, SDG’nin ‘DEAŞ’a karşı sahadaki başlıca güç’ rolünün büyük ölçüde sona erdiğini belirtti. Barrack, Şam’ın artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye yetkin olduğunu ve bunun örgüt mensuplarının tutulduğu hapishaneler ile ailelerini barındıran kampları da kapsadığını ifade etti.

ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden ve bu süreçte örgütü Suriye’de neredeyse tamamen yok etmeyi başaran SDG, Arap savaşçıları da bünyesinde barındırarak yıllar boyunca Suriye iç savaşında kritik bir rol oynadı. Bu başarısı sayesinde kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda kontrol sağladı, büyük petrol sahalarını kapsayan bu bölgelerde özerk bir yönetim kurdu.

Ancak Esed sonrası dönemde yeni yönetim, ülkeyi hükümet güçlerinin kontrolü altında birleştirme kararlılığını ilan etti ve Kürtlerle, güçlerini ve kurumlarını devlet yapısına entegre etmek üzere müzakerelere başladı.

Son günlerde hükümet güçlerinin ilerleyişiyle SDG, kuzey ve doğuda kontrol ettiği alanların önemli bir bölümünü kaybetti.


Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)

Mahkumlar, gizli hapishanenin demir konteynerlerinin duvarlarına, korku ve uzun bekleyişlerin tırnaklarıyla anlatılmamış hikayelerini “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!”, “Kurtar beni Allah’ım!”, “Annem”, “Allah şahit ben mazlumum” ifadeleriyle kazımışlardı.

Bu sözler duvar süslemesi değil, yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) güçleri tarafından yönetilen yasadışı ed-Daba Hapishanesi’ndeki mahkumlar tarafından bırakılan, umut ile umutsuzluk arasında asılı kalan ve uzun süreler parmaklıklar arkasında kalan acıların gizli yüzünü ortaya çıkaran insan tanıklıklarıydı.

rfbvrt
İryani, devletin herhangi bir dış veya yerel tarafa gözaltı merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurguladı (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat, basın mensupları ve insan hakları aktivistlerinden oluşan bir heyetle birlikte Mukelle şehrindeki ed-Daba Petrol Limanı’nda bulunan hapishaneyi ziyaret etti. BAE'nin yıllarca Yemenli yetkililerle herhangi bir koordinasyonsuz olarak birkaç yasadışı hapishane kurduğunu ilk elden gözlemledi. Bu durum, yargı dışı gözaltı ağının boyutunu ve gizli kalmış ihlalleri ortaya çıkardı.

Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani’ye göre bu hapishaneler, devlete ait herhangi bir yasal veya güvenlik sistemine bağlı değil. İryani, bu hapishanelerin ‘devletin, yasanın ve Yemen anayasasının yetkisi dışında kalan gözaltı merkezleri’ olduğunu açıkladı.

cdfrgt
Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani Mukelle'deki ed-Daba Petrol Limanı’ndaki tesiste (Şarku’l Avsat)

Ed-Daba’da bu gizli hapishanelerde tutulan 12 kişinin önünde konuşan İryani, bu yerin yasal veya idari denetim olmaksızın meşru devlet kurumları dışında gerçekleştirilen uygulamaları somutlaştırdığını belirtti.

Devletin, yabancı veya yerel hiçbir tarafa, yasaların çerçevesi dışında gözaltı veya işkence merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurgulayan Bakan İryani, bu uygulamaları ‘tutuklama, soruşturma ve gözaltı yetkilerini yasal ve güvenlik devlet kurumlarıyla sınırlayan Yemen anayasasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. İryani, bunların aynı zamanda uluslararası hukuk ve insani hukukun da ihlali olduğunun altını çizdi.

Şarku’l Avsat, tesisin içindeki şok edici manzaraları belgelerken bazı hapishanelerin çeşitli boyutlarda kapalı çelik konteynerlerden oluştuğunu, bazı hücrelerin boyutlarının 1 metreye 50 santimetreden fazla olmadığını ortaya koydu. Bu konteynerlerin duvarları, tutukluların günlük yaşamlarını ve parmaklıklar ardındaki acılarını özetleyen yazılarla doluydu.

xcdvfg
Buralarda tutulanların duvarlara yazdıkları yazılarda, bu hapishanelerin yasadışı olduğu yönündeki duygularını yansıtan ‘mazlum’ (eziyet gören kimse) kelimesi öne çıkıyor (Şarku’l Avsat)

Bazı tutuklular, sanki günleri tek tek sayar gibi, gözaltında geçirdikleri günlerin sayısını düzenli tablolar halinde kaydetmeye özen gösteriyorlardı. Bazıları da buradan bir an önce kurtulmaları için Allah’tan yardım istedikleri duaları duvarlara yazıyorlardı. Bir köşede ise bir tutuklu acısını ve özlemini özetlemek için tek bir kelime yazmıştı; “Annem”.

Hücrelerin duvarlarında da kan izleri ve kırbaç izleri vardı, bu da tutukluların o dar odalarda maruz kaldıklarını yansıtıyordu.

Korku ve umut arasında, içlerinden biri titrek bir el yazısıyla “Bir ay on gün... Sonrası ferahlık” bir diğeri ise duvara “Allah şahit ben mazlumum”, bir başkası ise “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!” diye haykırışlarını kazımışlardı.

xcdfg
Tutuklulardan biri, hapishanedeyken ailesine duyduğu özlemi “Annem” kelimesini yazarak ifade etti (Şarku’l Avsat)

Devletin bugün yaptıklarının ‘siyasi hesaplaşmak değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek olduğunu’ vurgulayan Bakan İryani, “Bu yerleri yerel ve uluslararası medyaya açmak, şeffaflığın bir parçası ve devletin gerçeklerden korkmadığı, aksine onu belgelemeye ve yasal olarak ele almaya çalıştığına dair açık bir mesajdır” ifadelerini kullandı.

İryani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi koruma talep etmiyoruz, aksine hukukun üstünlüğüne destek istiyoruz. Siyasi bir vizyon sunmuyoruz, aksine yerleri, gerçekleri ve yasal sorumlulukları sunuyoruz.”

Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli bir askeri kaynak, dağın tepesinde bulunan ve eskiden Hava Savunma Kampı olarak bilinen ed-Daba kampının, Ebu Ali el-Hadrami liderliğindeki Güvenlik Destek Güçleri’ne devredildiğini açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, kanıt olmadan birini suçlamanın onu bu gizli hapishanelerden birine göndermek için yeterli olduğunu açıkladı. Bu gözaltı merkezlerinden çıkanların normal hallerine dönemediklerini, eskiden olduklarından tamamen farklı insanlar olduklarını belirten kaynak, “En tehlikeli olansa, çeşitli suçlara karıştığı kanıtlanmış bazı mahkumların serbest bırakılmasıydı. Çünkü bazılarının BAE tarafından serbest bırakıldıktan sonra çift taraflı ajan olduklarını görünce şaşırdık” diye ekledi. Kaynak, bu kişilerin aralarında El Kaide örgütünün üyelerinin de olduğunu belirtti.


Avn, Lübnan'ı "intihar girişimlerine" sürüklemeyeceğine dair söz verdi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Avn, Lübnan'ı "intihar girişimlerine" sürüklemeyeceğine dair söz verdi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn dün, "geçmişte ağır bedeller ödediğimiz intiharvari maceralara Lübnan'ı sürüklememeye" olan bağlılığını yineleyerek, ülkenin İsrail sınırındaki güney Litani bölgesinde "geniş alanları yasadışı silahlardan temizleme" işlemini tamamladığını belirtti.

Avn, diplomatik temsilcilere ve uluslararası misyon başkanlarına, Lübnan silahlı kuvvetlerinin "her türlü yasadışı silahtan, türü veya bağlantısı ne olursa olsun, geniş alanları temizleme konusunda muazzam görevler üstlendiğini ve tüm provokasyonlara, devam eden saldırılara, şüphelere, ihanet suçlamalarına, hakaretlere ve iftiralara rağmen bunu başardıklarını" söyledi.

"Güney Lübnan'ın, tüm uluslararası sınırlarımız gibi, yalnızca silahlı kuvvetlerimizin kontrolü altında olması ve diğerlerinin, istisnasız hepsinin, kendi ülkelerinin çıkarları için görüşmeler, müzakereler ve pazarlıklar yaparken, topraklarımızda başkalarının çatışmalarına dahil olma veya bu çatışmalara kayma olasılığının kesin olarak sonlandırılması gerektiğinin" altını çizdi.