Afgan kadınlar… Kralların yönettiği, 'geleneklerin' doğmadan öldürdüğü bir mücadelenin tarihi

Dertli ülkede kadınların güçlendirilmesi ile saf dışı bırakılması arasındaki gelgitlerle dolu asırlık hikaye

Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP
Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP
TT

Afgan kadınlar… Kralların yönettiği, 'geleneklerin' doğmadan öldürdüğü bir mücadelenin tarihi

Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP
Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP

Mey eş-Şerif 
Genç bir Afgan kız, kendisi ve ailesi için başarılı bir gelecek inşa etmek istedi; üniversiteye kadar okudu ancak bir anda sırasına veda etti ve üniversite geleceği tehlikeye girdi. Taliban genç kızları yükseköğrenimden menedince evde hapis kaldı.
Annesinin yaklaşık çeyrek asır önce yaşadığı korkunç hikâyeleri ve zorlu yılları, rüya ile ümitsizlik, özgürlük umutları ile karanlığa dönüş arasında iç içe geçmiş birçok ayrıntıyı hatırladı. 
Taliban hareketinin Afganistan'ın başkenti Kabil'i istila edip yönetimi tekrar ele geçirmesinin ardından Hareket, Afgan toplumuna eskisinden daha esnek, ılımlı ve farklılıklara hoşgörülü olma sözü verdi.
Kadın haklarına saygı duymayı, yabancılarla dini ve etnik azınlıkları aynı ölçüde korumayı taahhüt etti. Gözlemciler, yönetimden kovulmalarının üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen Taliban liderlerinin düşünce ve kanaatlerinin değişmediğine inandıkları için Hareketin, verdiği sözlere ne ölçüde sadık olduğunu, hatta inandığını sorguladı. 

Sözün çiğnenmesi
Gerçekten de birkaç hafta geçtikten sonra Taliban, sözlerini çiğnedi ve hukuku ihlal etti. Toplumun son 20 yılda elde ettiği özgürlükler sona erdi ve kadın, kamusal alandan uzaklaştırıldı.
Kadın İşleri Bakanlığı, yerini Emr-i bi'l-Maruf Nehy-i ani'l Münker [İyiliği Telkin Edip Kötülükten Sakındırma] Bakanlığına devretti ve kadınlar için "burka" zorunluğu geri getirildi.
Önce okullar, ardından üniversiteler kapatıldı, karma ortamları engelleme gerekçesiyle her yaştan kadın işten alıkondu, hatta Hareket çok gerekmedikçe evden çıkılmamasını ve seyahat esnasında bir mahremin eşlik etmesini talep etti.  

90'lar
Afgan genç kızlar için bu kararlar yeni olabilir, ancak 90'lı yılların ortalarında benzer koşullar altında yaşamış olan anneleri için öyle değildi. Bu kesim korku ve mahrumiyet hislerini gizlemedi ve kızlarının karanlık görüntülerini aktardı.
İtiraz, tüm kadınlara egemen oldu ve bu kararlara karşıt görüşlerini ifade ederek zorla kazandıkları haklarının korunmasını talep ettiler.
Bununla birlikte bu taleplere Hareket tarafından kulak verilmedi ve farklı şiddet ve baskı biçimleriyle ile karşılık buldu.  
O kadar ki iş, dayaklar ve kırbaçlara kadar vardı; Afgan kadın yavaş yavaş sakinleşti ve özgürlüğü adım adım azaldı. Böylece Taliban kadın özgürlüğü saatinin akrebini ilk iktidar dönemi yönünde geri almaya başladı. 

Miras ve mücadele
Yakın geçmişte olanlar ve bugün Afganistan'da kadınlara yönelik aşırılık ve mevcut duruma boyun eğdirme konusunda yaşananlar ne oradaki kadınların durumunu ne de miraslarını ve bir asırdan fazla bir süredir devam eden mücadelelerini ifade ediyor.
Zira geçen yüzyılın başından en büyük bahanelerinden biri kadınların özgürlük ve haklarının geri alınması olan Amerikan işgaline (2001-2021) kadarki dönemde Afgan kralların düşürülmesi, sürülmesi, hatta öldürülmesinin sebeplerinden biri hep kadın olmuştur. Afgan kadının özgürleşme arzusunun bir anda anlaşılamayacağı açık.
Bununla birlikte durum, Taliban hareketi yönetimiyle (1996-2001) veya ABD'nin, 2021 yılında ayrılıp Taliban'ın başkent Kabil'i tekrar ele geçirmesinden önce geride bıraktığı hükümetin çöküşünden sonra bugün gördüğümüz olaylarla bağlantılı analizlerden oluşan daha geniş ve derin bir tarihî çerçevede anlaşılabilir. 
Taliban’ın Afganistan’da kadınlar için yükseköğrenimi yasaklamasının ardından Kabil Üniversitesi’nde kız öğrencilerden geriye kalan boşluk.jpg
Taliban'ın Afganistan'da kadınlar için yükseköğrenimi yasaklamasının ardından Kabil Üniversitesi'nde kız öğrencilerden geriye kalan boşluk / Fotoğraf: AFP
Afganistan engebeli ve zorlu bir araziye sahip bir ülke. Ülkede çok sayıda etnik grup ve farklı mezhep yaşamakta. Tarihi boyunca merkezî bir devlete tanık olmadı, bu nedenle Afgan toplum, etnik bağlılıkların belirlediği aşiret siyaseti çatısı altında varlığını sürdürdü.
On yıllardır aşiret kökenli yasa ve yaptırımlar, kadın ve erkeğin rollerini tanımlama ve kararlaştırmada anayasa ve İslami yasalardan üstün oldu. Ancak ataerkil doğası ve geleneksel toplumlarda derin köklere sahip sosyal ilişkiler nedeniyle bunun kadın üzerindeki etkisi, erkeğe göre daha güçlüydü. 

Abdurrahman Han
Emir Abdurrahman Han (1880-1901), Afgan Barakzay Devleti krallarından olup, ülkesini modern bir merkezî devlete tâbi bir ulusa dönüştürmeye çabalan ilk kişiydi.
Nitekim kendisine "Demir Prens" denmesine yol açan acımasız bir elle ve karısı Bubu Can'ın desteğiyle hükmetti.
Kadına ilişkin bazı aşiret geleneklerini değiştirmeye çalıştı; evlilik yaşının yükseltilmesi, mehir (başlık parası) ve kadınları ölen eşinin akrabalarıyla evlenmeye zorlayan adetlerin ortadan kaldırılması, kadının boşanma ve miras haklarına ilişkin İslami ilkelerin yeniden yürürlüğe sokulması onun bu bağlamdaki girişimlerine örnektir.
Eşi, kamusal alanlarda kocasıyla boy gösteren ve peçesiz Avrupai kıyafetler giyen ilk Afgan kraliçeydi. 

Habibullah Han
Onun vefatından sonra oğlu Emir Habibullah Han iktidarı devraldı ve 10 yıl hüküm sürdü. Bu süreçte babasının ilerlemeci gündemi doğrultusunda çalışmayı sürdürdü ve modern eğitimin her iki cinsiyet için de yayılmasını teşvik etti.
Bu bağlamda, ülkesindeki ilk fakülteyi kurarak Türkiye, Almanya, Hindistan ve diğer ülkelerden öğretmenler istihdam etti. Aynı zamanda fikir özgürlüğünü ve kadın hakları ile kadın-erkek eşitliğini destekledi.
Kızlar için İngilizce müfredata sahip bir okulun yanı sıra ülke genelinde genç kızların eğitimi için çok sayıda geleneksel okul da açtı. Ancak özellikle eğitim ve evlilik yasalarına ilişkin bu gelişmeler, aşiret liderleri tarafından muhalefetle karşılaştı ve 1919 yılında onun suikastına sebep oldu. 

Emanullah Han
Bunun üzerine yönetim oğlu Emanullah Han'a geçti. Han, ilk görevinde başarılı olarak III. İngiliz-Afgan Savaşı'nda Britanyalıları hezimete uğrattı ve ülkesini bağımsız hale getirdi. Daha sonra eğitim, sanayi ve sağlık alanlarında iyileştirme gibi diğer konulara yöneldi.
Dedesi gibi o da eşinden, Afgan kadınların aşiret temelli kültürel normlardan özgürleştirilmesini teşvik eden Kraliçe Süreyya'dan destek gördü. Peçe ve çokeşliliğe karşı açıkça bir kampanya başlattı ve Kabil'de ve kırsal alanlarda genç kızların eğitimini teşvik etti.
Eşi Kraliçe Süreyya'nın, bir defasında halk önünde geleneksel örtüsünü parçalayarak ince bir kumaştan geniş kenarlı şapkalar taktığı söylenir. 
Emanullah Han'ın gündeminde kadının çalışması da vardı. Nitekim ailesinin kadınlarını kamu kuruluşlarında ve devlet işlerinde çalışmaya teşvik etti.
Kız kardeşi Kübra, kadınları şiddetten korumak için "Kadınları Koruma Derneği" kurmuş, eşi Kraliçe Süreyya da "Kadın Rehberi" adıyla ilk kadın hakları dergisini çıkarmıştı.
Büyük kız kardeşi ise kadınlar için bir hastane açarak daha çok kadının eğitimi meselesi ile ilgilendi, hatta 15'ten fazla genç kızı yükseköğrenim için Türkiye'ye gönderdi. 
Aşiret temelli muhalefet ve direniş vardı, ancak hırslı Kralın planları, kendisinin yönettiği reform hareketinin Hindistan'ı sömürme planlarını etkileyebileceğini gören Britanya Hükümetini de alarma geçirdi.
Britanya, Afgan aşiretleri kışkırtarak Han'a karşı isyan etmeye teşvik etti. Kraliçe Süreyya'nın Avrupa ziyaretinde çekilen başörtüsüz fotoğrafları ile Kralın dindarlık seviyesi ve ülkesine dönük laik planlarının sorgulandığı ifadeler içeren broşürler atan bir Britanya uçağı hazırlandı.
Aşiretler ona karşı ayaklandı ve Kralın onları yatıştırma çabasına rağmen onun aydınlanmacı dönemi, tahttan indirilip sürüldüğü 1928 yılında sona erdi. 

Nadir Şah
Birçokları, Emanullah'ın özgürlükçü adımlarını, ataerkil ve otoriter aşiret tahtını tehdit eden seküler ve liberal düşünceler olarak değerlendirdi.
Bunlar, aşina olunandan daha büyük bir şekilde kadınların isyanına ve bağımsızlaşmalarına yol açabilirdi. Bu sebeple onun sürgün edilmesi kendisinden sonraki krallara ders niteliğindeydi. Erkek iktidarı geri getirildi, cinsiyet eşitliği ortadan kaldırıldı, kız okulları birkaç sene kapalı tutuldu.
Ta ki 1931 yılında Nadir Şah, bazı okulların açıldığını ilan etti, aşiret liderleri ve mollalarla çatışmaktan kaçınarak bazı toplumsal reformları temkinli bir şekilde uygulamaya çalıştı. Gelgelelim sadece iki yıl sonra suikast onun da kaderi oldu. 

Zahir Şah
"Afgan Milletinin Babası" olarak adlandırılan Zahir Şah, 20'nci yüzyılın ortalarındaki hükümdarlığı döneminde büyük yabancı yardımlar ve Sovyetler Birliği'nin sürekli desteğiyle kadının durumunu daha iyi bir hale getirdi.
50'li yılların sonuna gelindiğinde kadının iş piyasasındaki varlığının önemine ülkenin kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için ekonomik bir zorunluluk olarak bakılmaya başladı.
Kadının toplumsal hakları iyileştirildi, başörtüsü "gönüllü bir tercih" haline geldi, eğitim oranı arttı ve bu dönem tıp ve eğitim gibi farklı alanlarda daha çok sayıda Afgan kadının varlığına tanık oldu. 
Afgan Kral Zahir Şah ve sağında eşi.jpeg
Afgan Kral Zahir Şah ve sağında eşi / Fotoğraf: AFP
1964 yılında anayasa, kadının siyasete katılmasına izin vererek ona seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Sağlık bakanlığı koltuğunda ilk kez bir kadın bakan görüldü ve parlamentoya birçok kadın seçildi.
Ertesi yıl Afgan kadınları için, kadınlar arasındaki cehaleti bitirmeyi, zorla evliliği yasaklamayı ve evlilik esnasında "başlık parası" geleneğinden kurtulmayı hedefleyen hukuki bir topluluk oluşturuldu.

70'li yıllar
Kadının yaşam alanını iyileştirmek için girilen başka bir reform dönemi 70'li yılların başıydı. Zahir Şah'ın sürülmesinden sonra Sovyetler Birliği tarafından desteklenen bir sosyalist hükümet kuruldu.
Bu dönemde parlamento ve hükümet, ülke çapında eğitim çevresini iyileştirmek, cinsiyet eşitliğine ilişkin yasaları desteklemek, evlilik yaşını kızlar için 16 erkekler için 18'e çıkarmak gibi kadın meselelerini eskisinden daha fazla destekledi.
Ancak mollalar ve köylerdeki aşiret liderlerinin kadının bağımsızlığına dair endişeleri tekrar baş gösterdi ve Batılı kıyafetler giyen kadınlara yönelik silahlı ve silahsız saldırılara şahit olundu. 

Yeniden baskı
1979 Sovyet İhtilali ile kadın sorunları hızla ortadan kalktı. Ardından, 1989'da Sovyet ordusu kovulana kadar on yıl süren bir savaşta temel unsuru dindarlık olan cihatçı partiler ve savaş ağaları ortaya çıktı.
Ülkede kaos hali ve iç savaş, mücahitler 1992 yılında Kabil'i ele geçirene kadar hüküm sürdü. O andan itibaren kadına ve onun hareketine yönelik kısıtlamalar başladı, kadınlar mücahitlerin elindeki bölgelerde çalışma ve kamusal hizmetten menedildi ve başörtüsü tekrar zorunlu hale getirildi. 
1962 yılında Kabil’deki tıp fakültesinde kız öğrenciler.jpg
1962 yılında Kabil'deki tıp fakültesinde kız öğrenciler / Fotoğraf: AFP
Bununla birlikte Afgan kadınlarının durumu 1996 ve 2001 yılları arasında, Taliban hareketinin iktidara gelmesinden sonra daha da kötüleşti.
Taliban dönemi dini katılıklar, kadınların eğitim ve iş hayatından keskin bir şekilde dışlanması, onlara yönelik kafa kesme ve recm (ölene kadar taşlama) gibi acımasız eylemler, televizyon, müzik ve sinemanın yasaklanması gibi uygulamalarla adını duyurdu.
Amerikan işgali ve Washington gözetiminde kurulan, Karzai'den Eşref Gani'ye kadar olan hükümetlerin gelişi ile onlar için ilk devir sona erdi.
Hareketin yeniden iktidara gelmesinin ardından ise topluma korku egemen oldu, o kadar ki bazı televizyon kanalları kadın spikerleri direkt işten çıkardı, siyasi programlar yerini İslam inancına dair tartışmalara bıraktı. 

Tarihî bir bakış
Afganlara hâkim zorlu aşiret engeline rağmen anayasa, kadın ve erkek arasında eşitliğe karar verilirken öncü oldu.
Afgan kadını o dönemde dünyadaki kadınların sahip olamadığı hak ve özgürlükler elde etti. Bu başarı, kadınları destekleyen Afgan krallar ve hükümetlere, onların istikrar ve toplum, eğitim ve sanayi alanlarındaki kalkınma çabalarına aittir.
Taliban'ın yeniden iktidara gelmesi ile kadınlara yönelik ihlallerin hız kazanması, kadınların saf dışı bırakılması ve ABD güçlerinin varlığının gölgesinde yirmi yıl boyunca elde ettikleri başarıların kökünden kazılması normaldi.
Ancak yeni iktidar, kadın özgürlüğü alanındaki tarihî ve köklü kazanımlar sebebiyle, Afgan kadınların asırlık mücadelesini ortadan kaldıramayacak. 
 
Independent Türkçe



Grönland krizi: Danimarka-ABD ilişkileri nasıl gelişecek?

48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
TT

Grönland krizi: Danimarka-ABD ilişkileri nasıl gelişecek?

48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ABD'yle ilişkilerin akıbetinin belirsiz olduğunu ifade etti. 

Frederiksen, New York Times'da (NYT) dün yayımlanan röportajında, ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ilhak etme tehditlerinin "eski dünya düzeninin sona erdiğini gösterdiğini" söyledi. 

Berlin'deki Danimarka Büyükelçiliği'nde Amerikan gazetesinin sorularını yanıtlayan Frederiksen, ABD'yle ilişkilerin akıbetinin belirsiz olduğunu vurgulayarak "Umarım ittifakımız sürer ama ne olacağını bilmiyorum" dedi. 

Frederiksen, Trump'ın NATO ve Avrupa'yla ilişkilerini tehlikeye atan açıklamalarının ardından Avrupa'nın Washington'dan bağımsızlığını artırmak için radikal adımlar atması gerektiğini belirtti.

Avrupa ülkelerinin 2030'a kadar askeri harcamalarını hızla artırıp kendi savunmalarının tüm sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Ancak NYT'nin analizinde, bunun "en şahin Avrupa güvenlik uzmanlarının standartlarına göre bile olağanüstü iddialı bir zaman çizelgesi" olduğu yazılıyor. 

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği üsler de benzer bir statüye sahip. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü. 

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

Diğer yandan Frederiksen, Grönland meselesinin Danimarka ve Avrupalı müttefikleri için "kırmızı çizgi" olduğunu yinelerken, NATO Genel Sekreteri Rutte'nin Danimarka adına böyle bir konuyu müzakere etme yetkisi olmadığını vurguladı. 

NYT'nin irtibata geçtiği Avrupalı diplomatlar, Trump'ın Davos'taki açıklamalarının ardından NATO'nun Arktika'da Çin ve Rusya etkisini sınırlamak için kalıcı bir misyon oluşturmaya odaklandığını söylüyor. Frederiksen de bu yöndeki çalışmaları doğruladı. 

Ukrayna ve Grönland meselelerinin Avrupa için bir çıkar çatışması yaratmadığını savunan Danimarka lideri, sözlerini şöyle sonlandırdı: 

Ukrayna'daki savaşın Ukrayna'yla ilgili olduğuna hiç inanmadım, bu savaş Rusya'yla, Rusya'nın imparatorluk hayalleri ve bir noktada Avrupa'yla savaşa girmeye hazır olmasıyla ilgili. Grönland'daki duruma da aynı gözle bakmak gerekir. Bu Grönland'la değil, dünyadaki işleyişin nasıl değiştiğiyle ilgili.

Independent Türkçe, New York Times, Telegraph


ABD istihbaratı, Maduro’nun sağ kolundan şüpheli: İşbirliği sürecek mi?

Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

ABD istihbaratı, Maduro’nun sağ kolundan şüpheli: İşbirliği sürecek mi?

Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

ABD istihbaratı, Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez'in Washington'la işbirliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinden emin değil. 

Beyaz Saray, Rodriguez yönetiminin İran, Çin ve Rusya gibi yakın müttefikleriyle bağlarını koparmasını, bu ülkelerin diplomat ve danışmanlarını sınır dışı etmesini istiyor.

Rodriguez'in 5 Ocak'taki yemin törenine bu ülkelerden temsilciler de katılmıştı. Nicolas Maduro'nun devrilmesiyle Venezuela'nın başına geçici olarak getirilen lider, ABD'nin rakibi olan müttefikleriyle yollarını ayıracağına dair henüz bir açıklama yapmadı. 

İran, Venezuela'nın petrol rafinerilerini onarmasına yardım ederken, Çin ise ülkeye verdiği borcun geri ödemesini petrol satışlarıyla alıyordu. Rusya da Venezuela ordusuna füzeler de dahil birçok silah tedarik etti. 

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Ülkedeki petrol endüstrisiyle yakın bağlantılara sahip Rodriguez, siyasi mahkumları ABD'ye iade etme ve Washington'a 30 milyon ila 50 milyon varil petrol gönderme gibi kararlarla Beyaz Saray'ın taleplerini karşılamıştı. 

Diğer yandan pazar günü ülkenin doğusundaki Anzoategui'deki petrol işçilerine seslenen Rodriguez şu ifadeleri kullanmıştı:

Washington'ın Venezuela'daki siyasetçilere talimat vermesine son verilsin! Farklılıklarımızı ve iç gerilimlerimizi Venezuelalılar çözer. Dış müdahaleye son!

Kaynaklara göre Donald Trump yönetimi Rodriguez'in yerine şimdilik başka bir isim görmüyor. Ancak Washington yönetiminin, muhtemel bir yönetim değişikliğine karşı hazırlıklı olmak için Venezuela'daki üst düzey askeri ve güvenlik yetkilileriyle temas kurmaya başladığı aktarılıyor. 

Diğer yandan Maduro'nun ardından iktidara gelmesi beklenen Venezuelalı aktivist María Corina Machado'nun Trump yönetimi tarafından desteklenmemesi de gündem olmuştu.

Reuters'a konuşan kaynaklardan biri, Maduro yönetimine karşı muhalif tutumuyla tanınan Machado'nun Beyaz Saray'da uzun vadede ülkeyi yönetebilecek bir lider olarak görüldüğüne dikkat çekiyor. 

CNN'in analizindeyse Trump'ın Karakas yönetimine baskı politikasını sürdürdüğü, CIA'in ülkedeki Amerikan varlığını kalıcı hale getirmek için çalışmalara başladığı belirtiliyor. 

Kimliklerinin gizli tutulmasını isteyen kaynaklar, ABD'nin ülkede büyükelçilik açmadan önce CIA aracılığıyla faaliyet göstereceğini söylüyor. Bu sayede Venezuela hükümetindeki farklı kanatlarla, muhalefet figürleriyle ve tehdit oluşturabilecek üçüncü taraflarla "gayri resmi temaslar" kurulacağını ifade ediyor. 

Maduro rejiminin devrilmesinde de önemli rol oynayan CIA'in, Washington'ın İran, Rusya ve Çin'le ilgili endişelerini Karakas yönetimine aktaracağı belirtiliyor.

Kaynaklardan biri, istihbarat kurumunun faaliyetlerinin ABD'nin ülkedeki etkisini artırmayı hedeflediğini söyleyerek, "Bayrağı devlet diker, gerçek etkiyiyse CIA oluşturur" diyor. 

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Keir Starmer casusluk riski nedeniyle Çin'e "tek kullanımlık telefonla gidecek"

Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
TT

Keir Starmer casusluk riski nedeniyle Çin'e "tek kullanımlık telefonla gidecek"

Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)

Sör Keir Starmer ve ekibi, bu haftaki Çin gezisinde casusluğa maruz kalmamak için Pekin'e "tek kullanımlık" telefonlar ve dizüstü bilgisayarlarla gidecek.

Birleşik Krallık (BK) Başbakanı, Çin-Britanya ticari ilişkilerini geliştirmek amacıyla 5 günlük ziyaret için ülkeden ayrılırken, iş dünyası liderleri de ona eşlik ediyor.

Sör Keir ayrılmadan önce bakanlara, BK'nin son yıllarda "Çin'le ilişkilerinde altın çağdan buzul çağına geçtiğini" söyleyerek hükümetinin "stratejik ve tutarlı bir strateji" izleyeceğini iddia etti.

Öte yandan Theresa May'in 2018'deki ziyaretinden bu yana bir Britanya başbakanının ülkeye yaptığı ilk ziyaret olan bu gezi, güvenlik riskleriyle ilgili endişelere de yol açtı.

The Times'a göre başbakan ve ekibi, tüm hükümet ekipmanlarını BK'de bırakarak bu tür riskleri azaltmaya çalışacak.

Bunun yerine ev sahiplerinin casusluk faaliyetlerine maruz kalmalarını önlemek için yanlarına tek kullanımlık telefonlar ve dizüstü bilgisayarlar alacaklar. Diğer yetkililere de kişisel cihazlarını getirmemeleri söylendi.

Başbakanın resmi sözcüsü seyahat öncesinde gazetecilere, telefonunun Çinliler tarafından dinlenmediğinden Sör Keir'ın emin olduğunu ve 10 Numara'nın (BK Başbakanlık Konutu ve Ofisi -ed.n.) "sağlam iletişim güvenlik önlemleri aldığını" açıkladı.

Bu önlemler, bildirildiği üzere dönemin BK Başbakanı Gordon Brown'ın bir yardımcısının, 2008'de Çin'e yaptığı gezide "seks tuzağı" olduğundan şüphelenilen bir operasyonun kurbanı olması sonucu telefonunun çalınmasından sonra alındı.

Sör Keir ayrılmadan önceki kabine toplantısında, ziyarette "önemli iş fırsatları"nın masada olduğunu söylemiş ancak BK'nin ulusal güvenliğinin korunmasının "tartışmaya kapalı" kalacağını vurgulamıştı.

Bu geziye çıkma kararını savunur nitelikte konuşan başbakan, BK'nin Çin'le ilişki kurmayarak "fırsatları kaçırdığını" dile getirmişti.

Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Çin'i üç kez ziyaret ettiğini, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve ABD Başkanı Donald Trump'ın da yakında ziyaret edeceğini belirtmişti.

Londra'da yeni bir Çin büyükelçiliğinin onaylanmasının ardından gerçekleşen gezide Sör Keir, Çin'in casusluk faaliyetleri de dahil birkaç zorlu konuyu Çin lideri Şi Cinping'le görüşmesinde gündeme getirmesi yönünde ülkesinden baskı görecek.

Başbakan ayrıca Uygur azınlığın maruz kaldığı muamele ve Hong Konglu bir demokrasi savunucusu olan Britanya vatandaşı Jimmy Lai'nin tutukluluğu konusunu gündeme getirmesi için çağrılarla karşı karşıya.

78 yaşındaki Lai, Hong Kong'un yeni ulusal güvenlik yasası uyarınca 2020'de gözaltına alındığından bu yana, büyük bir kısmı tek kişilik hücrede olmak üzere 5 yıldan uzun süredir hapiste.

BK Dışişleri Bakanı Yvette Cooper geçen ay isyan ve komplo suçlamalarından hüküm giyen Lai'nin "derhal serbest bırakılmasını" talep etmiş, Çin büyükelçisi de Dışişleri Bakanlığı'na çağrılmıştı.

Independent Türkçe