Afgan kadınlar… Kralların yönettiği, 'geleneklerin' doğmadan öldürdüğü bir mücadelenin tarihi

Dertli ülkede kadınların güçlendirilmesi ile saf dışı bırakılması arasındaki gelgitlerle dolu asırlık hikaye

Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP
Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP
TT

Afgan kadınlar… Kralların yönettiği, 'geleneklerin' doğmadan öldürdüğü bir mücadelenin tarihi

Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP
Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP

Mey eş-Şerif 
Genç bir Afgan kız, kendisi ve ailesi için başarılı bir gelecek inşa etmek istedi; üniversiteye kadar okudu ancak bir anda sırasına veda etti ve üniversite geleceği tehlikeye girdi. Taliban genç kızları yükseköğrenimden menedince evde hapis kaldı.
Annesinin yaklaşık çeyrek asır önce yaşadığı korkunç hikâyeleri ve zorlu yılları, rüya ile ümitsizlik, özgürlük umutları ile karanlığa dönüş arasında iç içe geçmiş birçok ayrıntıyı hatırladı. 
Taliban hareketinin Afganistan'ın başkenti Kabil'i istila edip yönetimi tekrar ele geçirmesinin ardından Hareket, Afgan toplumuna eskisinden daha esnek, ılımlı ve farklılıklara hoşgörülü olma sözü verdi.
Kadın haklarına saygı duymayı, yabancılarla dini ve etnik azınlıkları aynı ölçüde korumayı taahhüt etti. Gözlemciler, yönetimden kovulmalarının üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen Taliban liderlerinin düşünce ve kanaatlerinin değişmediğine inandıkları için Hareketin, verdiği sözlere ne ölçüde sadık olduğunu, hatta inandığını sorguladı. 

Sözün çiğnenmesi
Gerçekten de birkaç hafta geçtikten sonra Taliban, sözlerini çiğnedi ve hukuku ihlal etti. Toplumun son 20 yılda elde ettiği özgürlükler sona erdi ve kadın, kamusal alandan uzaklaştırıldı.
Kadın İşleri Bakanlığı, yerini Emr-i bi'l-Maruf Nehy-i ani'l Münker [İyiliği Telkin Edip Kötülükten Sakındırma] Bakanlığına devretti ve kadınlar için "burka" zorunluğu geri getirildi.
Önce okullar, ardından üniversiteler kapatıldı, karma ortamları engelleme gerekçesiyle her yaştan kadın işten alıkondu, hatta Hareket çok gerekmedikçe evden çıkılmamasını ve seyahat esnasında bir mahremin eşlik etmesini talep etti.  

90'lar
Afgan genç kızlar için bu kararlar yeni olabilir, ancak 90'lı yılların ortalarında benzer koşullar altında yaşamış olan anneleri için öyle değildi. Bu kesim korku ve mahrumiyet hislerini gizlemedi ve kızlarının karanlık görüntülerini aktardı.
İtiraz, tüm kadınlara egemen oldu ve bu kararlara karşıt görüşlerini ifade ederek zorla kazandıkları haklarının korunmasını talep ettiler.
Bununla birlikte bu taleplere Hareket tarafından kulak verilmedi ve farklı şiddet ve baskı biçimleriyle ile karşılık buldu.  
O kadar ki iş, dayaklar ve kırbaçlara kadar vardı; Afgan kadın yavaş yavaş sakinleşti ve özgürlüğü adım adım azaldı. Böylece Taliban kadın özgürlüğü saatinin akrebini ilk iktidar dönemi yönünde geri almaya başladı. 

Miras ve mücadele
Yakın geçmişte olanlar ve bugün Afganistan'da kadınlara yönelik aşırılık ve mevcut duruma boyun eğdirme konusunda yaşananlar ne oradaki kadınların durumunu ne de miraslarını ve bir asırdan fazla bir süredir devam eden mücadelelerini ifade ediyor.
Zira geçen yüzyılın başından en büyük bahanelerinden biri kadınların özgürlük ve haklarının geri alınması olan Amerikan işgaline (2001-2021) kadarki dönemde Afgan kralların düşürülmesi, sürülmesi, hatta öldürülmesinin sebeplerinden biri hep kadın olmuştur. Afgan kadının özgürleşme arzusunun bir anda anlaşılamayacağı açık.
Bununla birlikte durum, Taliban hareketi yönetimiyle (1996-2001) veya ABD'nin, 2021 yılında ayrılıp Taliban'ın başkent Kabil'i tekrar ele geçirmesinden önce geride bıraktığı hükümetin çöküşünden sonra bugün gördüğümüz olaylarla bağlantılı analizlerden oluşan daha geniş ve derin bir tarihî çerçevede anlaşılabilir. 
Taliban’ın Afganistan’da kadınlar için yükseköğrenimi yasaklamasının ardından Kabil Üniversitesi’nde kız öğrencilerden geriye kalan boşluk.jpg
Taliban'ın Afganistan'da kadınlar için yükseköğrenimi yasaklamasının ardından Kabil Üniversitesi'nde kız öğrencilerden geriye kalan boşluk / Fotoğraf: AFP
Afganistan engebeli ve zorlu bir araziye sahip bir ülke. Ülkede çok sayıda etnik grup ve farklı mezhep yaşamakta. Tarihi boyunca merkezî bir devlete tanık olmadı, bu nedenle Afgan toplum, etnik bağlılıkların belirlediği aşiret siyaseti çatısı altında varlığını sürdürdü.
On yıllardır aşiret kökenli yasa ve yaptırımlar, kadın ve erkeğin rollerini tanımlama ve kararlaştırmada anayasa ve İslami yasalardan üstün oldu. Ancak ataerkil doğası ve geleneksel toplumlarda derin köklere sahip sosyal ilişkiler nedeniyle bunun kadın üzerindeki etkisi, erkeğe göre daha güçlüydü. 

Abdurrahman Han
Emir Abdurrahman Han (1880-1901), Afgan Barakzay Devleti krallarından olup, ülkesini modern bir merkezî devlete tâbi bir ulusa dönüştürmeye çabalan ilk kişiydi.
Nitekim kendisine "Demir Prens" denmesine yol açan acımasız bir elle ve karısı Bubu Can'ın desteğiyle hükmetti.
Kadına ilişkin bazı aşiret geleneklerini değiştirmeye çalıştı; evlilik yaşının yükseltilmesi, mehir (başlık parası) ve kadınları ölen eşinin akrabalarıyla evlenmeye zorlayan adetlerin ortadan kaldırılması, kadının boşanma ve miras haklarına ilişkin İslami ilkelerin yeniden yürürlüğe sokulması onun bu bağlamdaki girişimlerine örnektir.
Eşi, kamusal alanlarda kocasıyla boy gösteren ve peçesiz Avrupai kıyafetler giyen ilk Afgan kraliçeydi. 

Habibullah Han
Onun vefatından sonra oğlu Emir Habibullah Han iktidarı devraldı ve 10 yıl hüküm sürdü. Bu süreçte babasının ilerlemeci gündemi doğrultusunda çalışmayı sürdürdü ve modern eğitimin her iki cinsiyet için de yayılmasını teşvik etti.
Bu bağlamda, ülkesindeki ilk fakülteyi kurarak Türkiye, Almanya, Hindistan ve diğer ülkelerden öğretmenler istihdam etti. Aynı zamanda fikir özgürlüğünü ve kadın hakları ile kadın-erkek eşitliğini destekledi.
Kızlar için İngilizce müfredata sahip bir okulun yanı sıra ülke genelinde genç kızların eğitimi için çok sayıda geleneksel okul da açtı. Ancak özellikle eğitim ve evlilik yasalarına ilişkin bu gelişmeler, aşiret liderleri tarafından muhalefetle karşılaştı ve 1919 yılında onun suikastına sebep oldu. 

Emanullah Han
Bunun üzerine yönetim oğlu Emanullah Han'a geçti. Han, ilk görevinde başarılı olarak III. İngiliz-Afgan Savaşı'nda Britanyalıları hezimete uğrattı ve ülkesini bağımsız hale getirdi. Daha sonra eğitim, sanayi ve sağlık alanlarında iyileştirme gibi diğer konulara yöneldi.
Dedesi gibi o da eşinden, Afgan kadınların aşiret temelli kültürel normlardan özgürleştirilmesini teşvik eden Kraliçe Süreyya'dan destek gördü. Peçe ve çokeşliliğe karşı açıkça bir kampanya başlattı ve Kabil'de ve kırsal alanlarda genç kızların eğitimini teşvik etti.
Eşi Kraliçe Süreyya'nın, bir defasında halk önünde geleneksel örtüsünü parçalayarak ince bir kumaştan geniş kenarlı şapkalar taktığı söylenir. 
Emanullah Han'ın gündeminde kadının çalışması da vardı. Nitekim ailesinin kadınlarını kamu kuruluşlarında ve devlet işlerinde çalışmaya teşvik etti.
Kız kardeşi Kübra, kadınları şiddetten korumak için "Kadınları Koruma Derneği" kurmuş, eşi Kraliçe Süreyya da "Kadın Rehberi" adıyla ilk kadın hakları dergisini çıkarmıştı.
Büyük kız kardeşi ise kadınlar için bir hastane açarak daha çok kadının eğitimi meselesi ile ilgilendi, hatta 15'ten fazla genç kızı yükseköğrenim için Türkiye'ye gönderdi. 
Aşiret temelli muhalefet ve direniş vardı, ancak hırslı Kralın planları, kendisinin yönettiği reform hareketinin Hindistan'ı sömürme planlarını etkileyebileceğini gören Britanya Hükümetini de alarma geçirdi.
Britanya, Afgan aşiretleri kışkırtarak Han'a karşı isyan etmeye teşvik etti. Kraliçe Süreyya'nın Avrupa ziyaretinde çekilen başörtüsüz fotoğrafları ile Kralın dindarlık seviyesi ve ülkesine dönük laik planlarının sorgulandığı ifadeler içeren broşürler atan bir Britanya uçağı hazırlandı.
Aşiretler ona karşı ayaklandı ve Kralın onları yatıştırma çabasına rağmen onun aydınlanmacı dönemi, tahttan indirilip sürüldüğü 1928 yılında sona erdi. 

Nadir Şah
Birçokları, Emanullah'ın özgürlükçü adımlarını, ataerkil ve otoriter aşiret tahtını tehdit eden seküler ve liberal düşünceler olarak değerlendirdi.
Bunlar, aşina olunandan daha büyük bir şekilde kadınların isyanına ve bağımsızlaşmalarına yol açabilirdi. Bu sebeple onun sürgün edilmesi kendisinden sonraki krallara ders niteliğindeydi. Erkek iktidarı geri getirildi, cinsiyet eşitliği ortadan kaldırıldı, kız okulları birkaç sene kapalı tutuldu.
Ta ki 1931 yılında Nadir Şah, bazı okulların açıldığını ilan etti, aşiret liderleri ve mollalarla çatışmaktan kaçınarak bazı toplumsal reformları temkinli bir şekilde uygulamaya çalıştı. Gelgelelim sadece iki yıl sonra suikast onun da kaderi oldu. 

Zahir Şah
"Afgan Milletinin Babası" olarak adlandırılan Zahir Şah, 20'nci yüzyılın ortalarındaki hükümdarlığı döneminde büyük yabancı yardımlar ve Sovyetler Birliği'nin sürekli desteğiyle kadının durumunu daha iyi bir hale getirdi.
50'li yılların sonuna gelindiğinde kadının iş piyasasındaki varlığının önemine ülkenin kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için ekonomik bir zorunluluk olarak bakılmaya başladı.
Kadının toplumsal hakları iyileştirildi, başörtüsü "gönüllü bir tercih" haline geldi, eğitim oranı arttı ve bu dönem tıp ve eğitim gibi farklı alanlarda daha çok sayıda Afgan kadının varlığına tanık oldu. 
Afgan Kral Zahir Şah ve sağında eşi.jpeg
Afgan Kral Zahir Şah ve sağında eşi / Fotoğraf: AFP
1964 yılında anayasa, kadının siyasete katılmasına izin vererek ona seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Sağlık bakanlığı koltuğunda ilk kez bir kadın bakan görüldü ve parlamentoya birçok kadın seçildi.
Ertesi yıl Afgan kadınları için, kadınlar arasındaki cehaleti bitirmeyi, zorla evliliği yasaklamayı ve evlilik esnasında "başlık parası" geleneğinden kurtulmayı hedefleyen hukuki bir topluluk oluşturuldu.

70'li yıllar
Kadının yaşam alanını iyileştirmek için girilen başka bir reform dönemi 70'li yılların başıydı. Zahir Şah'ın sürülmesinden sonra Sovyetler Birliği tarafından desteklenen bir sosyalist hükümet kuruldu.
Bu dönemde parlamento ve hükümet, ülke çapında eğitim çevresini iyileştirmek, cinsiyet eşitliğine ilişkin yasaları desteklemek, evlilik yaşını kızlar için 16 erkekler için 18'e çıkarmak gibi kadın meselelerini eskisinden daha fazla destekledi.
Ancak mollalar ve köylerdeki aşiret liderlerinin kadının bağımsızlığına dair endişeleri tekrar baş gösterdi ve Batılı kıyafetler giyen kadınlara yönelik silahlı ve silahsız saldırılara şahit olundu. 

Yeniden baskı
1979 Sovyet İhtilali ile kadın sorunları hızla ortadan kalktı. Ardından, 1989'da Sovyet ordusu kovulana kadar on yıl süren bir savaşta temel unsuru dindarlık olan cihatçı partiler ve savaş ağaları ortaya çıktı.
Ülkede kaos hali ve iç savaş, mücahitler 1992 yılında Kabil'i ele geçirene kadar hüküm sürdü. O andan itibaren kadına ve onun hareketine yönelik kısıtlamalar başladı, kadınlar mücahitlerin elindeki bölgelerde çalışma ve kamusal hizmetten menedildi ve başörtüsü tekrar zorunlu hale getirildi. 
1962 yılında Kabil’deki tıp fakültesinde kız öğrenciler.jpg
1962 yılında Kabil'deki tıp fakültesinde kız öğrenciler / Fotoğraf: AFP
Bununla birlikte Afgan kadınlarının durumu 1996 ve 2001 yılları arasında, Taliban hareketinin iktidara gelmesinden sonra daha da kötüleşti.
Taliban dönemi dini katılıklar, kadınların eğitim ve iş hayatından keskin bir şekilde dışlanması, onlara yönelik kafa kesme ve recm (ölene kadar taşlama) gibi acımasız eylemler, televizyon, müzik ve sinemanın yasaklanması gibi uygulamalarla adını duyurdu.
Amerikan işgali ve Washington gözetiminde kurulan, Karzai'den Eşref Gani'ye kadar olan hükümetlerin gelişi ile onlar için ilk devir sona erdi.
Hareketin yeniden iktidara gelmesinin ardından ise topluma korku egemen oldu, o kadar ki bazı televizyon kanalları kadın spikerleri direkt işten çıkardı, siyasi programlar yerini İslam inancına dair tartışmalara bıraktı. 

Tarihî bir bakış
Afganlara hâkim zorlu aşiret engeline rağmen anayasa, kadın ve erkek arasında eşitliğe karar verilirken öncü oldu.
Afgan kadını o dönemde dünyadaki kadınların sahip olamadığı hak ve özgürlükler elde etti. Bu başarı, kadınları destekleyen Afgan krallar ve hükümetlere, onların istikrar ve toplum, eğitim ve sanayi alanlarındaki kalkınma çabalarına aittir.
Taliban'ın yeniden iktidara gelmesi ile kadınlara yönelik ihlallerin hız kazanması, kadınların saf dışı bırakılması ve ABD güçlerinin varlığının gölgesinde yirmi yıl boyunca elde ettikleri başarıların kökünden kazılması normaldi.
Ancak yeni iktidar, kadın özgürlüğü alanındaki tarihî ve köklü kazanımlar sebebiyle, Afgan kadınların asırlık mücadelesini ortadan kaldıramayacak. 
 
Independent Türkçe



ABD’nin Venezuela operasyonu, Tayvan işgali senaryolarını nasıl etkileyecek?

Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)
Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)
TT

ABD’nin Venezuela operasyonu, Tayvan işgali senaryolarını nasıl etkileyecek?

Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)
Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)

ABD'nin Venezuela'ya cumartesi kara harekatı düzenleyip ülkenin lideri Nicolas Maduro ve eşini kaçırmasının yankıları sürerken, analistler bunun olası Tayvan işgalinde Çin'in elini güçlendirebileceğine dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Emily Thornberry, pazartesi günkü açıklamasında, Venezuela'ya askeri müdahalenin Çin ve Rusya'yı cesaretlendirebileceği uyarısında bulundu.

Çin yönetimi, ABD'nin askeri müdahalesinin ardından yaptığı açıklamada, Washington'ın egemen bir devlete ve liderine yönelik güç kullanımını kınamış, Maduro ve eşi Cilia Flores'in serbest bırakılması talebinde bulunmuştu.

Reuters'ın analizinde, Çin'in kınamalarının uluslararası arenada ABD karşıtı bir koalisyon oluşturulmasında önemli olacağına işaret ediliyor.

Düşünce kuruluşu Çin-Küresel Güney Projesi'den Eric Olander, şunları söylüyor:

Çin şu anda Venezuela'ya çok fazla maddi destek sunamaz. Ancak Pekin, BM'de diğer gelişmekte olan ülkelerle ABD'ye karşı görüş birliği oluşturma çabalarına öncülük ederek önemli bir rol oynayacak.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Cien, Venezuela'da durum ne olursa olsun Latin Amerika ülkesiyle ekonomik işbirliğinin süreceğini de duyurmuştu.

Pekin yönetimi, Venezuela'nın petrol rafinerilerine ve altyapısına yatırımlarıyla, ABD'nin 2017'de devreye soktuğu ambargoda Karakas yönetimine önemli destek verdi. Çin, 2024'te Venezuela'dan yaklaşık 1,6 milyar dolar değerinde mal satın aldı, bunların yaklaşık yarısı petrol ürünlerinden oluşuyor.

Maduro'nun ABD tarafından ülkeden kaçırılmadan önce son görüşmesini Çin heyetiyle yaptığı da ortaya çıkmıştı. Başkentteki Miraflores Sarayı'nda Çin'in özel temsilcisi Çiu Şiaoçi başkanlığındaki heyetle yapılan görüşmede iki ülke arasındaki işbirliği ele alınmıştı.

Haberde, Maduro'ya yönelik operasyon neticesinde Çin'in önemli bir müttefikini kaybettiğine dikkat çekiliyor. Pekin yönetiminden bir kişi, "Bu Çin'e büyük bir darbe oldu" diyor.

Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Çin'in Tayvan üzerindeki hak iddiasını uluslararası hukuk kapsamında değil bir iç mesele olarak gördüğüne işaret ediliyor. Bu yüzden Pekin'e yakın isimlerin, Venezuela operasyonuyla Tayvan meselesi arasında paralellik kurulmasından rahatsız olduğu yazılıyor.

Belçika merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan William Yang da ABD'nin Venezuela'ya yönelik hamlesinin, Çin'in Tayvan'ı işgal etme olasılığı üzerinde "doğrudan ve önemli bir etki" yaratmayacağını savunuyor.

Yang, Pekin'in Tayvan hamlesinin, Çin'in ekonomik gidişatı, ordunun hazırlık seviyesi, Tayvan'ın iç siyasi durumu ve Washington'ın Taipei politikası gibi etkenlerle şekilleneceğini belirtiyor.

Independent Türkçe, Guardian, Reuters, CNN


"Zorlama" bulunan popüler dizinin yeni sezonuna yeşil ışık

Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)
Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)
TT

"Zorlama" bulunan popüler dizinin yeni sezonuna yeşil ışık

Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)
Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)

Fransa ve İtalya arasında bölünen bir sezonun ardından Emily in Paris yeniden "evine" dönüyor.

Netflix, Lily Collins'in başrolünde yer aldığı romantik komedi dizisine 6. sezon onayını verdiğini duyurdu. 

Onay haberi, 5. sezonun beklentileri karşılayan izlenme rakamlarıyla prömiyer yapmasından yaklaşık üç hafta sonra açıklandı. Sezon, ilk 11 günde dünya genelinde 26,8 milyon izlenmeye ulaşmıştı.

5. sezonda Collins'in hayat verdiği Emily, İtalya'ya giderek çalıştığı pazarlama ajansının Roma'daki ofisini açıyor. Burada yeni bir romantik ilişkiye de başlıyor ancak sonunda Paris'e dönmeyi tercih ediyor.

Dizinin yaratıcısı Darren Star, Emily'nin bu kararını geçen ay Hollywood Reporter'a şöyle değerlendirmişti:

Paris'teki kendi hayatını ve işini, uğruna bu kadar emek verdiği şeyi seçiyor. Sanırım kalbinin asıl olduğu yer de orasıydı ve bu, onun için şunu netleştirdi: Paris'te olmak istiyor, orada yaşamak istiyor. Bunun geçici bir şey olmadığını anlıyor.

Star ayrıca 6. sezonda Emily ve Lucas Bravo'nun canlandırdığı Gabriel'in "gelgitli" ilişkisinin yeniden gündeme gelebileceğini ima etmişti:

Bunun anında bir ilişkiye dönüşeceğini sanmıyorum ama insanların yeniden birbirlerinin kalbine giden yolu bulabileceğine inanıyorum. Bu, Emily ve Gabriel için de mümkün.

Star, aralık ayında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan, ülkenin en yüksek dereceli sivil nişanı Légion d'Honneur'un Şövalye rütbesini almıştı.

5. sezonun oyuncu kadrosunda Collins ve Bravo'nun yanı sıra Philippine Leroy-Beaulieu, Ashley Park, Samuel Arnold, Bruno Gouery, William Abadie, Lucien Laviscount ve Minnie Driver gibi isimler yer alıyor.

Yayın hayatına 2020'de başlayan dizinin 5. sezonu, ne eleştirmenlerden ne de izleyiciden beklenen karşılığı aldı.

Bazı izleyiciler, 5. sezon için "zorlama" ifadesini kullanmış ve "tekrar eden" hikayelerden oluştuğunu savunmuştu. Bir kullanıcı, "Bu, dizinin şimdiye kadar yapılmış en kötü sezonu" diye yazarken, bir diğeri "Yapımcıların anlatacak hikayesi yokmuş gibi görünüyor" yorumunda bulunmuştu.

Eleştirmenler ise 5. sezonun, dizinin şimdiye kadarki en zayıf halkası olduğunu yazmıştı.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, TechRadar, HELLO!, Variety


Venezuela operasyonu: Petrol devlerine bir ay önceden haber salınmış

ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)
ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)
TT

Venezuela operasyonu: Petrol devlerine bir ay önceden haber salınmış

ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)
ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela operasyonuna hazırlanmaları için petrol devlerine haftalar öncesinden talimat vermiş.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan yetkililer, Trump'ın harekat öncesi petrol şirketlerine “Hazır olun” mesajı gönderdiğini söylüyor.

ABD Başkanı'nın, geçen ay gönderdiği bu mesajın ardından operasyonun detaylarını firmalarla paylaşmadığı belirtiliyor.

Kaynaklar, Enerji Bakanı Chris Wright ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Venezuela'ya yeni yatırımlar için petrol şirketleriyle görüşmeye başladığını da aktarıyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de gazeteye gönderdiği e-postada, Trump'ın Amerikan petrol devleriyle ortak çalışmak istediğini belirtti.

ABD'nin cumartesi günü düzenlediği operasyonla ülkeden çıkarılan Venezuela lideri Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores hakkında "uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD'ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma" suçlarından hukuki işlem başlatılmıştı.

Maduro ve Flores, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada suçlamaları reddetmişti.

WSJ'nin analizinde, davanın görüldüğü gün Chevron'un hisselerinde yüzde 5, Exxon Mobil'ın hisselerinde yüzde iki, ConocoPhillips'in hisselerindeyse yüzde 3 artış yaşandığına dikkat çekiliyor.

Trump yönetimi, ülkedeki petrol üretimini artırarak Venezuela ekonomisini canlandırmak istiyor. Böylece Venezuela'dan ABD'ye göçmen akışının durdurulması ve tüketiciler için enerji fiyatlarının düşük tutulması hedefleniyor.

Ancak Venezuela'da faaliyet gösteren tek Amerikan petrol şirketi Chevron, henüz yatırımları hızlandırmayı veya üretimi artırmayı hedeflemiyor.

Exxon veya ConocoPhillips de ülkeye yatırım yapmaya yönelik herhangi bir plan açıklamadı.

Analizde, petrol şirketlerinin ikna edilememesinin Trump'ın Venezuela'daki stratejisine darbe vurabileceği yorumu yapılıyor.

CNN'in sektör kaynaklarından aktardığına göre petrol devlerinin Venezuela piyasasına girmekten çekinmesinin üç temel nedeni var. Bunlardan ilki, Maduro sonrası dönemde ülkenin durumunun henüz istikrar kazanmamış olması. Latin Amerika ülkesinin petrol endüstrisi harap olmuş durumda, ayrıca Washington'ın ülkedeki petrol varlıklarına el koyması ihtimali de firmaları endişelendiriyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN, Reuters