Afgan kadınlar… Kralların yönettiği, 'geleneklerin' doğmadan öldürdüğü bir mücadelenin tarihi

Dertli ülkede kadınların güçlendirilmesi ile saf dışı bırakılması arasındaki gelgitlerle dolu asırlık hikaye

Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP
Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP
TT

Afgan kadınlar… Kralların yönettiği, 'geleneklerin' doğmadan öldürdüğü bir mücadelenin tarihi

Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP
Ülkenin komünist Kabil Hükümeti tarafından yönetildiği bir zamanda başkent Kabil’de okuma yazma dersleri / Fotoğraf: AFP

Mey eş-Şerif 
Genç bir Afgan kız, kendisi ve ailesi için başarılı bir gelecek inşa etmek istedi; üniversiteye kadar okudu ancak bir anda sırasına veda etti ve üniversite geleceği tehlikeye girdi. Taliban genç kızları yükseköğrenimden menedince evde hapis kaldı.
Annesinin yaklaşık çeyrek asır önce yaşadığı korkunç hikâyeleri ve zorlu yılları, rüya ile ümitsizlik, özgürlük umutları ile karanlığa dönüş arasında iç içe geçmiş birçok ayrıntıyı hatırladı. 
Taliban hareketinin Afganistan'ın başkenti Kabil'i istila edip yönetimi tekrar ele geçirmesinin ardından Hareket, Afgan toplumuna eskisinden daha esnek, ılımlı ve farklılıklara hoşgörülü olma sözü verdi.
Kadın haklarına saygı duymayı, yabancılarla dini ve etnik azınlıkları aynı ölçüde korumayı taahhüt etti. Gözlemciler, yönetimden kovulmalarının üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen Taliban liderlerinin düşünce ve kanaatlerinin değişmediğine inandıkları için Hareketin, verdiği sözlere ne ölçüde sadık olduğunu, hatta inandığını sorguladı. 

Sözün çiğnenmesi
Gerçekten de birkaç hafta geçtikten sonra Taliban, sözlerini çiğnedi ve hukuku ihlal etti. Toplumun son 20 yılda elde ettiği özgürlükler sona erdi ve kadın, kamusal alandan uzaklaştırıldı.
Kadın İşleri Bakanlığı, yerini Emr-i bi'l-Maruf Nehy-i ani'l Münker [İyiliği Telkin Edip Kötülükten Sakındırma] Bakanlığına devretti ve kadınlar için "burka" zorunluğu geri getirildi.
Önce okullar, ardından üniversiteler kapatıldı, karma ortamları engelleme gerekçesiyle her yaştan kadın işten alıkondu, hatta Hareket çok gerekmedikçe evden çıkılmamasını ve seyahat esnasında bir mahremin eşlik etmesini talep etti.  

90'lar
Afgan genç kızlar için bu kararlar yeni olabilir, ancak 90'lı yılların ortalarında benzer koşullar altında yaşamış olan anneleri için öyle değildi. Bu kesim korku ve mahrumiyet hislerini gizlemedi ve kızlarının karanlık görüntülerini aktardı.
İtiraz, tüm kadınlara egemen oldu ve bu kararlara karşıt görüşlerini ifade ederek zorla kazandıkları haklarının korunmasını talep ettiler.
Bununla birlikte bu taleplere Hareket tarafından kulak verilmedi ve farklı şiddet ve baskı biçimleriyle ile karşılık buldu.  
O kadar ki iş, dayaklar ve kırbaçlara kadar vardı; Afgan kadın yavaş yavaş sakinleşti ve özgürlüğü adım adım azaldı. Böylece Taliban kadın özgürlüğü saatinin akrebini ilk iktidar dönemi yönünde geri almaya başladı. 

Miras ve mücadele
Yakın geçmişte olanlar ve bugün Afganistan'da kadınlara yönelik aşırılık ve mevcut duruma boyun eğdirme konusunda yaşananlar ne oradaki kadınların durumunu ne de miraslarını ve bir asırdan fazla bir süredir devam eden mücadelelerini ifade ediyor.
Zira geçen yüzyılın başından en büyük bahanelerinden biri kadınların özgürlük ve haklarının geri alınması olan Amerikan işgaline (2001-2021) kadarki dönemde Afgan kralların düşürülmesi, sürülmesi, hatta öldürülmesinin sebeplerinden biri hep kadın olmuştur. Afgan kadının özgürleşme arzusunun bir anda anlaşılamayacağı açık.
Bununla birlikte durum, Taliban hareketi yönetimiyle (1996-2001) veya ABD'nin, 2021 yılında ayrılıp Taliban'ın başkent Kabil'i tekrar ele geçirmesinden önce geride bıraktığı hükümetin çöküşünden sonra bugün gördüğümüz olaylarla bağlantılı analizlerden oluşan daha geniş ve derin bir tarihî çerçevede anlaşılabilir. 
Taliban’ın Afganistan’da kadınlar için yükseköğrenimi yasaklamasının ardından Kabil Üniversitesi’nde kız öğrencilerden geriye kalan boşluk.jpg
Taliban'ın Afganistan'da kadınlar için yükseköğrenimi yasaklamasının ardından Kabil Üniversitesi'nde kız öğrencilerden geriye kalan boşluk / Fotoğraf: AFP
Afganistan engebeli ve zorlu bir araziye sahip bir ülke. Ülkede çok sayıda etnik grup ve farklı mezhep yaşamakta. Tarihi boyunca merkezî bir devlete tanık olmadı, bu nedenle Afgan toplum, etnik bağlılıkların belirlediği aşiret siyaseti çatısı altında varlığını sürdürdü.
On yıllardır aşiret kökenli yasa ve yaptırımlar, kadın ve erkeğin rollerini tanımlama ve kararlaştırmada anayasa ve İslami yasalardan üstün oldu. Ancak ataerkil doğası ve geleneksel toplumlarda derin köklere sahip sosyal ilişkiler nedeniyle bunun kadın üzerindeki etkisi, erkeğe göre daha güçlüydü. 

Abdurrahman Han
Emir Abdurrahman Han (1880-1901), Afgan Barakzay Devleti krallarından olup, ülkesini modern bir merkezî devlete tâbi bir ulusa dönüştürmeye çabalan ilk kişiydi.
Nitekim kendisine "Demir Prens" denmesine yol açan acımasız bir elle ve karısı Bubu Can'ın desteğiyle hükmetti.
Kadına ilişkin bazı aşiret geleneklerini değiştirmeye çalıştı; evlilik yaşının yükseltilmesi, mehir (başlık parası) ve kadınları ölen eşinin akrabalarıyla evlenmeye zorlayan adetlerin ortadan kaldırılması, kadının boşanma ve miras haklarına ilişkin İslami ilkelerin yeniden yürürlüğe sokulması onun bu bağlamdaki girişimlerine örnektir.
Eşi, kamusal alanlarda kocasıyla boy gösteren ve peçesiz Avrupai kıyafetler giyen ilk Afgan kraliçeydi. 

Habibullah Han
Onun vefatından sonra oğlu Emir Habibullah Han iktidarı devraldı ve 10 yıl hüküm sürdü. Bu süreçte babasının ilerlemeci gündemi doğrultusunda çalışmayı sürdürdü ve modern eğitimin her iki cinsiyet için de yayılmasını teşvik etti.
Bu bağlamda, ülkesindeki ilk fakülteyi kurarak Türkiye, Almanya, Hindistan ve diğer ülkelerden öğretmenler istihdam etti. Aynı zamanda fikir özgürlüğünü ve kadın hakları ile kadın-erkek eşitliğini destekledi.
Kızlar için İngilizce müfredata sahip bir okulun yanı sıra ülke genelinde genç kızların eğitimi için çok sayıda geleneksel okul da açtı. Ancak özellikle eğitim ve evlilik yasalarına ilişkin bu gelişmeler, aşiret liderleri tarafından muhalefetle karşılaştı ve 1919 yılında onun suikastına sebep oldu. 

Emanullah Han
Bunun üzerine yönetim oğlu Emanullah Han'a geçti. Han, ilk görevinde başarılı olarak III. İngiliz-Afgan Savaşı'nda Britanyalıları hezimete uğrattı ve ülkesini bağımsız hale getirdi. Daha sonra eğitim, sanayi ve sağlık alanlarında iyileştirme gibi diğer konulara yöneldi.
Dedesi gibi o da eşinden, Afgan kadınların aşiret temelli kültürel normlardan özgürleştirilmesini teşvik eden Kraliçe Süreyya'dan destek gördü. Peçe ve çokeşliliğe karşı açıkça bir kampanya başlattı ve Kabil'de ve kırsal alanlarda genç kızların eğitimini teşvik etti.
Eşi Kraliçe Süreyya'nın, bir defasında halk önünde geleneksel örtüsünü parçalayarak ince bir kumaştan geniş kenarlı şapkalar taktığı söylenir. 
Emanullah Han'ın gündeminde kadının çalışması da vardı. Nitekim ailesinin kadınlarını kamu kuruluşlarında ve devlet işlerinde çalışmaya teşvik etti.
Kız kardeşi Kübra, kadınları şiddetten korumak için "Kadınları Koruma Derneği" kurmuş, eşi Kraliçe Süreyya da "Kadın Rehberi" adıyla ilk kadın hakları dergisini çıkarmıştı.
Büyük kız kardeşi ise kadınlar için bir hastane açarak daha çok kadının eğitimi meselesi ile ilgilendi, hatta 15'ten fazla genç kızı yükseköğrenim için Türkiye'ye gönderdi. 
Aşiret temelli muhalefet ve direniş vardı, ancak hırslı Kralın planları, kendisinin yönettiği reform hareketinin Hindistan'ı sömürme planlarını etkileyebileceğini gören Britanya Hükümetini de alarma geçirdi.
Britanya, Afgan aşiretleri kışkırtarak Han'a karşı isyan etmeye teşvik etti. Kraliçe Süreyya'nın Avrupa ziyaretinde çekilen başörtüsüz fotoğrafları ile Kralın dindarlık seviyesi ve ülkesine dönük laik planlarının sorgulandığı ifadeler içeren broşürler atan bir Britanya uçağı hazırlandı.
Aşiretler ona karşı ayaklandı ve Kralın onları yatıştırma çabasına rağmen onun aydınlanmacı dönemi, tahttan indirilip sürüldüğü 1928 yılında sona erdi. 

Nadir Şah
Birçokları, Emanullah'ın özgürlükçü adımlarını, ataerkil ve otoriter aşiret tahtını tehdit eden seküler ve liberal düşünceler olarak değerlendirdi.
Bunlar, aşina olunandan daha büyük bir şekilde kadınların isyanına ve bağımsızlaşmalarına yol açabilirdi. Bu sebeple onun sürgün edilmesi kendisinden sonraki krallara ders niteliğindeydi. Erkek iktidarı geri getirildi, cinsiyet eşitliği ortadan kaldırıldı, kız okulları birkaç sene kapalı tutuldu.
Ta ki 1931 yılında Nadir Şah, bazı okulların açıldığını ilan etti, aşiret liderleri ve mollalarla çatışmaktan kaçınarak bazı toplumsal reformları temkinli bir şekilde uygulamaya çalıştı. Gelgelelim sadece iki yıl sonra suikast onun da kaderi oldu. 

Zahir Şah
"Afgan Milletinin Babası" olarak adlandırılan Zahir Şah, 20'nci yüzyılın ortalarındaki hükümdarlığı döneminde büyük yabancı yardımlar ve Sovyetler Birliği'nin sürekli desteğiyle kadının durumunu daha iyi bir hale getirdi.
50'li yılların sonuna gelindiğinde kadının iş piyasasındaki varlığının önemine ülkenin kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için ekonomik bir zorunluluk olarak bakılmaya başladı.
Kadının toplumsal hakları iyileştirildi, başörtüsü "gönüllü bir tercih" haline geldi, eğitim oranı arttı ve bu dönem tıp ve eğitim gibi farklı alanlarda daha çok sayıda Afgan kadının varlığına tanık oldu. 
Afgan Kral Zahir Şah ve sağında eşi.jpeg
Afgan Kral Zahir Şah ve sağında eşi / Fotoğraf: AFP
1964 yılında anayasa, kadının siyasete katılmasına izin vererek ona seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Sağlık bakanlığı koltuğunda ilk kez bir kadın bakan görüldü ve parlamentoya birçok kadın seçildi.
Ertesi yıl Afgan kadınları için, kadınlar arasındaki cehaleti bitirmeyi, zorla evliliği yasaklamayı ve evlilik esnasında "başlık parası" geleneğinden kurtulmayı hedefleyen hukuki bir topluluk oluşturuldu.

70'li yıllar
Kadının yaşam alanını iyileştirmek için girilen başka bir reform dönemi 70'li yılların başıydı. Zahir Şah'ın sürülmesinden sonra Sovyetler Birliği tarafından desteklenen bir sosyalist hükümet kuruldu.
Bu dönemde parlamento ve hükümet, ülke çapında eğitim çevresini iyileştirmek, cinsiyet eşitliğine ilişkin yasaları desteklemek, evlilik yaşını kızlar için 16 erkekler için 18'e çıkarmak gibi kadın meselelerini eskisinden daha fazla destekledi.
Ancak mollalar ve köylerdeki aşiret liderlerinin kadının bağımsızlığına dair endişeleri tekrar baş gösterdi ve Batılı kıyafetler giyen kadınlara yönelik silahlı ve silahsız saldırılara şahit olundu. 

Yeniden baskı
1979 Sovyet İhtilali ile kadın sorunları hızla ortadan kalktı. Ardından, 1989'da Sovyet ordusu kovulana kadar on yıl süren bir savaşta temel unsuru dindarlık olan cihatçı partiler ve savaş ağaları ortaya çıktı.
Ülkede kaos hali ve iç savaş, mücahitler 1992 yılında Kabil'i ele geçirene kadar hüküm sürdü. O andan itibaren kadına ve onun hareketine yönelik kısıtlamalar başladı, kadınlar mücahitlerin elindeki bölgelerde çalışma ve kamusal hizmetten menedildi ve başörtüsü tekrar zorunlu hale getirildi. 
1962 yılında Kabil’deki tıp fakültesinde kız öğrenciler.jpg
1962 yılında Kabil'deki tıp fakültesinde kız öğrenciler / Fotoğraf: AFP
Bununla birlikte Afgan kadınlarının durumu 1996 ve 2001 yılları arasında, Taliban hareketinin iktidara gelmesinden sonra daha da kötüleşti.
Taliban dönemi dini katılıklar, kadınların eğitim ve iş hayatından keskin bir şekilde dışlanması, onlara yönelik kafa kesme ve recm (ölene kadar taşlama) gibi acımasız eylemler, televizyon, müzik ve sinemanın yasaklanması gibi uygulamalarla adını duyurdu.
Amerikan işgali ve Washington gözetiminde kurulan, Karzai'den Eşref Gani'ye kadar olan hükümetlerin gelişi ile onlar için ilk devir sona erdi.
Hareketin yeniden iktidara gelmesinin ardından ise topluma korku egemen oldu, o kadar ki bazı televizyon kanalları kadın spikerleri direkt işten çıkardı, siyasi programlar yerini İslam inancına dair tartışmalara bıraktı. 

Tarihî bir bakış
Afganlara hâkim zorlu aşiret engeline rağmen anayasa, kadın ve erkek arasında eşitliğe karar verilirken öncü oldu.
Afgan kadını o dönemde dünyadaki kadınların sahip olamadığı hak ve özgürlükler elde etti. Bu başarı, kadınları destekleyen Afgan krallar ve hükümetlere, onların istikrar ve toplum, eğitim ve sanayi alanlarındaki kalkınma çabalarına aittir.
Taliban'ın yeniden iktidara gelmesi ile kadınlara yönelik ihlallerin hız kazanması, kadınların saf dışı bırakılması ve ABD güçlerinin varlığının gölgesinde yirmi yıl boyunca elde ettikleri başarıların kökünden kazılması normaldi.
Ancak yeni iktidar, kadın özgürlüğü alanındaki tarihî ve köklü kazanımlar sebebiyle, Afgan kadınların asırlık mücadelesini ortadan kaldıramayacak. 
 
Independent Türkçe



İran'ın olası bir ABD saldırısına vereceği tepkinin sınırları

Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
TT

İran'ın olası bir ABD saldırısına vereceği tepkinin sınırları

Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)

Hüda Rauf

İran ile ABD arasındaki nükleer anlaşma konulu müzakerelerin üçüncü turu Cenevre'de başladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi, yaptırımların kaldırılması ve nükleer dosyaya ilişkin olası bir anlaşmanın unsurlarını Umman tarafına sunmak üzere bir araya geldi.

ABD Bakanı Donald Trump görüşme öncesinde, ABD Kongresi'nde yaptığı iki saatlik yıllık ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında İran'a değinerek, füze ve nükleer programlar ile ülkedeki son dönemdeki karışıklıklardan bahsetti. Trump, “İran ile müzakere ediyoruz. Onlar bir anlaşma istiyorlar, ancak ‘Asla nükleer silaha sahip olmayacağız’ şeklindeki kutsal sözleri henüz duymadık” dedi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran Savunma Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, müzakerelerin ana konusunun İran'ın nükleer silah üretememesi olması halinde, bunun İran Dini Lideri’nin fetvası ve İran'ın savunma doktrini ile uyumlu olacağını belirterek acil bir anlaşmanın yapılabileceğini söyledi.

İran, nükleer silah elde edilmesini yasaklayan Dini Lider'in eski bir fetvasını nükleer silah üretmediğine dair kanıt olarak sunuyor, ancak mesele nükleer silahlardan ziyade, İran'ın nükleer bomba elde etmenin eşiğindeki bir devlet haline gelmesi durumunda güç dengesini değiştirecek nükleer kapasiteler. Trump'ın açıklamaları çelişkili. Bir yandan, İranlıların da kabul ettiği nükleer silaha sahip olmamaktan bahsederken diğer yandan Tahran'ın karşı çıktığı balistik füzeler ve bölgedeki vekil ağlarıyla tehdit ediyor. Trump yine de müzakerelere girdi ve Cenevre'de üçüncü tur müzakereler yapıldı.

ABD’li yetkililer son günlerde İran'a yönelik açıklamaları daha çaresiz ve hayal kırıklığına uğramış bir tonda yaptı. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Washington'ın Tahran'ın nükleer silah üretmeye çalıştığına dair kanıtları olduğunu söyledi. ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ise İran'ın nükleer silaha sahip olmaya bir hafta uzaklıkta olduğunu belirtti. Tüm bu açıklamalar, Trump'ın geçtiğimiz yıl İran'ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırdığını duyurmasıyla çelişiyor. Ancak bu açıklamalar, savaşı desteklemeyen Amerikan halkına savaş fikrini kabul ettirmek için bir girişim olarak yorumlanabilir.

İran, ABD veya İsrail saldırılarına hazırlık yaparken müzakerelere giriyor. Bölgedeki gergin atmosferde, İran askeri çevrelerinde senaryolardan biri olarak büyük çaplı konvansiyonel bir savaştan ziyade, ABD gemilerinin Arap Körfezi'nde İran'ın füze, insansız hava aracı (İHA) ve istihbarat ağlarıyla karşı karşıya kalacağı, sınırlı ama son derece yoğun bir deniz çatışması tartışılıyor. Tahran, büyük savaş gemilerinin güvenliği konusundaki geleneksel kavramı sorgulamak istiyor.

İran, önümüzdeki haftalarda askeri harekat olasılığının yüzde 90 olduğunu ve ABD'nin askeri yığınak yapmasının birkaç hafta sürecek bir askeri harekata yol açacağını tahmin ediyor. Dolayısıyla İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, ülkesinin saldırıya uğraması halinde karşılık vereceği tehdidinde bulunurken, amacı geleneksel olmayan askeri yeteneklere güvenmekti. İran'ın çok sayıda balistik ve hipersonik füze fırlatma kabiliyeti göz önüne alındığında, bölgedeki ABD üsleri ve hatta Arap Körfezi'nde saldırı menzilinde bulunan uçak gemileri hedef haline gelebilir. Bu yüzden İran, ABD üslerine saldırı ve daha da önemlisi, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçişini engelleyecek ve küresel enerji piyasasını etkileyecek olan Hürmüz Boğazı'nın kapatılması gibi çeşitli alanları içeren bir karşılık verecektir. Bunun yanında Husilerin de katılarak Kızıldeniz ve Bab’ul-Mendeb'de deniz trafiğini durdurma olasılığı da bulunuyor.

Bu saldırılar ile diğerleri arasındaki fark, İran'ın eskiden saldırıları absorbe etme doktrinine dayanmasıydı. Ancak, dış tehditlerin, iç istikrarsızlığın ve rejimi tehdit eden unsurların bir araya geldiği bu aşamada, rejim değişikliği fikirleri ve rejim içinden bile aday arayışları ile İran, askeri yeteneklerini kullanarak stratejik caydırıcılık kaybını telafi etmeye çalışacaktır. Stratejik caydırıcılık kapasitesinin büyük bir kısmını kaybeden İran, hayatta kalmak için tüm gücünü kullanarak tüm gücüyle karşılık verecektir. Fakat İran'a karşı bir askerî harekât başlatılırsa, bunun Tahran, Washington veya bölge ülkelerinin çıkarlarına değil, bölgedeki saldırılardan yararlanmaya çalışabilecek İsrail'in çıkarlarına olacağı kesin.


Silahlanma yarışı: Hindistan, jeopolitik değişimlere ayak uydurmak için askeri kapasitesini artırıyor

Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
TT

Silahlanma yarışı: Hindistan, jeopolitik değişimlere ayak uydurmak için askeri kapasitesini artırıyor

Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)

Şakir Hüseyin

Hindistan'ın son dönemde askeri bütçesini artırması, uzun vadeli bir güvenlik vizyonu ve Çin ve Pakistan ile stratejik rekabeti yakından takip ederek silah satın alma konusundaki kararlılığını gösteriyor. 2026-2027 mali yılı için ulusal bütçede savunmaya 7,8 trilyon rupi (86,7 milyar dolar) ayrıldı. Bu rakam, 2025-2026 mali yılına göre yüzde 15, 2024-2025 mali yılında ayrılan bütçeye kıyasla yüzde 25'lik bir artış anlamına geliyor.

Hindistan'ın savunma alanında yaptığı harcamalardaki bu artış, sınırları ötesinde askeri operasyonlar yürütme kabiliyetini güçlendirme hedefi çerçevesinde personel sayısı 1,5 milyonu bulan silahlı kuvvetlerini muhafaza etmek ve silah sistemlerini, lojistiğini ve altyapısını modernize etmeyi amaçlıyor. Bu amaçla Hindistan, on iki yıl içinde savunma bütçesini üç katına çıkarmış ve ABD, Çin ve Rusya'dan sonra dünyanın dördüncü büyük savunma bütçesine sahip ülke haline geldi.

Hindistan'ın nükleer komşuları, ülkenin güvenlik hesaplamalarında merkezi bir yer tutmaktadır, ancak stratejik planlaması Pakistan ve Çin ile rekabetin ötesine geçiyor. Yeni Delhi, ekonomik ve demografik ağırlığı ve genişleyen stratejik hedefleri doğrultusunda, dünya meselelerinde hak ettiği yeri almaya çalışıyor.

Yeni Delhi, Rusya, Avrupa Birliği (AB), ABD ve İsrail'den gelişmiş silahlar için milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Askeri modernizasyon uzun vadeli bir proje olduğundan, ‘Atmanirbhar Bharat’ yani ‘Kendi kendine yeten Hindistan’ sloganı altında yerli üretimi artırmak öncelikli hedef olmaya devam ediyor. Hindistan bunu başarmak için, en yeni silahlara ve teknolojilere olan ihtiyacını karşılamak üzere dış tedarik konusunda çeşitlendirilmiş bir yaklaşım benimsedi. Modi'nin İsrail ziyareti, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın derinliğini de yansıtıyor. Hindistan, İsrail silahlarının dünyanın en büyük ithalatçısıdır ve iş birliği, insansız hava araçları (İHA), füze savunma sistemleri ve istihbarat alanlarını kapsıyor.

frv
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşi Sara Netanyahu, Tel Aviv yakınlarındaki Ben Gurion Havalimanı'nda düzenlenen resepsiyonda Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile birlikte, 25 Şubat 2026

Hindistan, Rusya ile iş birliği içinde AK-203 Kalaşnikof saldırı tüfeğini yerel olarak üretiyor. Fransız havacılık ve uzay ekipmanı üreticisi Safran, uçak motorlarının geliştirilmesinde yer almaktadır. Hindistan ayrıca elektrikli gemi motorları alanında Birleşik Krallık ile iş birliği yapıyor ve ABD ile ortak üretim girişimleri başlatıyor.

Hindistan şu anda askeri teçhizatının yaklaşık yüzde 65'ini yerel olarak üretmekte ve savunma üretim değerini 2023-2024'te yaklaşık 14 milyar dolardan 2029'da 33,1 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

Savunma bütçesindeki son artış, geçtiğimiz yılın mayıs ayında Hindistan ve Pakistan arasında yaşanan askeri çatışmanın ardından yapıldı. Dört gün süren çatışmada savaş uçakları, füzeler ve insansız hava araçları kullanıldı ve bu durum, Güney Asya'nın nükleer bir tırmanışa sürüklenebileceği yönündeki küresel endişeleri artırdı.

Hindistan şu anda askeri teçhizatının yaklaşık yüzde 65'ini yerel olarak üretiyor.

O dönemde, ilk gece 72 Hint ve 42 Pakistan uçağının çatışmaya katıldığı ve bunun İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bu türden en şiddetli hava çatışması olduğu bildirildi. Bu kez, Keşmir bölgesini bölen Kontrol Hattı boyunca zaman zaman meydana gelen çatışmalardan farklı olarak, tanınmış uluslararası sınır ciddi şekilde ihlal edildi.

Hindistan, geçtiğimiz yıl ağustos ayında 2035 yılına kadar tamamlanması beklenen çok katmanlı bir hava savunma kalkanı olan Sudarshan Chakra Misyonu’nun başlatıldığını duyurdu. Proje, adını Hindu mitolojisinden alıyor ve Hindistan hava sahasını geçilmez hale getirmeyi amaçlıyor. 2020 Haziran ayında Çin ile Galwan Vadisi'nde yaşanan çatışma, Hint askeri planlamacılarının hafızalarında hala tazeliğini koruyor. Çatışma, sınır çatışmaları sırasında kararlaştırılan angajman kurallarına uygun olarak, bomba veya mermi kullanılmadan Gerçek Kontrol Hattı boyunca gerçekleşti. Ancak göğüs göğüse çarpışmalar her iki tarafta da çok sayıda zayiatla sonuçlandı.

Sınır bölgelerinde daha sonra Ladakh’ın doğu bölgesinde yoğun asker ve ağır silah konuşlandırılmasına tanık olundu. Karşılıklı olarak atılan bazı adımlar, Çin-Hindistan ilişkilerinde iyileşmeye yol açtı, ancak Hindistan'a göre 3 bin 488 kilometre uzunluğundaki Fiili Kontrol Hattı ile ilgili temel sorunlar çözülmedi. Çin ise bu hattın yaklaşık 2 bin kilometre daha kısa olduğunu düşünüyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre  Hindistan'ın savunma harcamaları sistemi ve insan kaynakları, tehditlerin iç içe geçmesi ve güç dengelerinin değişmesini dikkate alan stratejik bir vizyon çerçevesinde, gelecekte birçok cephede karşılaşılabilecek zorlukların üstesinden gelinebilmesi için tasarlandı.

Aktif görevdeki personelin maliyeti 2026-2027 mali yılı için 40,3 milyar dolar olarak tahmin edilirken, emeklilik tahsisatı yaklaşık 19 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır, bu da savunma yapısında insan kaynaklarının ağırlığını yansıtıyor.

Silah alımı ve altyapı geliştirme için ayrılan sermaye harcamaları, 2026-2027 bütçesinde 2,19 trilyon rupiye, yani 24,1 milyar dolara ulaşarak önceki mali yıla göre yüzde 21,8 artış gösterdi. Bu tutarın 20,4 milyar doları, savaş uçakları, füzeler, gemiler ve denizaltılar dahil olmak üzere askeri varlıkların satın alınması için ayrılacak. Bu tutar önceki mali yıla kıyasla yüzde 24 daha yüksek.

Hükümet, balistik füzeler, topçular ve radar sistemleri dahil olmak üzere çok çeşitli projeler yürüten Savunma Araştırma ve Geliştirme Örgütü'ne (DRDO) 3,2 milyar dolar ayırırken, tedarik için ayrılan fonların yüzde 75'i yerli sanayiye gidecek. Savunma sektöründe faaliyet gösteren devlet şirketleri, toplam yerli savunma üretiminin yüzde 77'sini oluştururken, geri kalan kısmı özel sektör oluşturuyor. Bu durum, özel şirketlerin rolünün kademeli olarak artmasına rağmen kamu sektörünün hakimiyetinin devam ettiğini gösteriyor.

2026-2027 bütçesinde silah alımı ve altyapı geliştirme için ayrılan sermaye harcamaları 2,19 trilyon rupi, yani 24,1 milyar dolar olarak belirlendi.

Geçtiğimiz yıl ortaya çıkan satın alma eğilimlerinin 2026 yılında da devam etmesi bekleniyor. Hükümet tarafından aralık ayında yayınlanan bir açıklamaya göre destroyerler, fırkateynler ve denizaltılar dahil olmak üzere 51 adet büyük deniz aracı, yaklaşık 10 milyar dolarlık bir maliyetle Hindistan Donanması için şu anda inşa ediliyor. Hint donanmasından bir komutan, geçtiğimiz kasım ayında, bu gemilerin iki ila üç yıl içinde teslim edileceğini açıkladı. Donanmanın 2026 ve 2027 yıllarında filosuna 32 gemi eklemesi bekleniyor. Ayrıca, 69 ek gemi ve altı denizaltının inşası için ‘zorunluluk kabulü’ olarak bilinen ön resmi onayı da verdi.

Hindistan, 2035 yılına kadar 175 savaş gemisine sahip olmayı hedefliyor. Çin ise şu anda yaklaşık 370 gemi ve denizaltı işletiyor.

Bu da Çin'in deniz gücünü hızla artırdığına ve Hindistan'ın karşı karşıya olduğu kısıtlamalara ilişkin farkındalığı yansıtıyor. Pakistan donanmasının genişlemesi ve Çin ve Türkiye ile iş birliği, Hindistan'ın planlarına daha fazla aciliyet katıyor.

Hindistan donanmasının güçlendirilmesine hız kazandırılması, 7 bin 500 kilometrelik kıyı şeridini (adalar dahil 11 bin kilometre) korumaktan öte, Hint ve Pasifik Okyanuslarında güç gösterme gibi daha geniş bir hedefe dayalı bir vizyona dayanıyor. Zira burası Güneydoğu Asya, Aden Körfezi ve Arap Körfezi'nin ticaret rotalarına yakın ve Afrika ve Avustralya'ya kadar uzanan bir bölge. Hindistan bu sayede sınırlarının ötesindeki olaylara katkıda bulunmayı ve bunları etkilemeyi amaçlıyor.

dfgt
Hindistan Hava Kuvvetleri akrobasi ekibinin, Bengaluru'daki Yellankayao Hava Üssü'nde düzenlediği bir gösteriden, 13 Şubat 2025 (Reuters)

Stratejik yetenekler alanında Hindistan, füzelerinin menzilini genişletmek için çalışıyor. Ocak ayında, Savunma Araştırma ve Geliştirme Örgütü uzun menzilli gemi savar hipersonik füzesini tanıttı. Savunma Bakanlığı, bu silahın Mach 10'dan başlayan ve ortalama Mach 5,0 hızını koruyan, çoklu sıçramalı hipersonik hızlarda yarı balistik bir yörünge izlediğini belirtti.

Agni-5 nükleer füzesinin menzili 5 bin kilometre. Bu menzil, Pakistan ve Çin'in yanı sıra Suudi Arabistan ve Avrupa, Afrika ve Rusya'nın bazı bölgelerine uzanıyor.

Hindistan, bu füzeyi çoklu savaş başlıklarıyla test ederek, Çin ve Pakistan da dahil olmak üzere, çoklu bağımsız hedefleme özelliğine sahip yeniden giriş aracı teknolojisine sahip seçkin ülkeler grubuna katıldı.

DRDO geçtiğimiz yıl, Stratejik Kuvvetler Komutanlığı ile iş birliği içinde, 2 bin kilometre menzilli Agni-Prime (Agni-P) füzesini raylar üzerine monte edilmiş mobil bir fırlatma rampasından fırlattı. Hindistan'a stratejik silahlarını fırlatmak ve operasyonel esnekliğini artırmak için son derece hareketli seçenekler sundu.

Bu gelişmeler, Hindistan'ın artan askeri hırslarını ve yeteneklerini ve bunun Arap Körfezi bölgesi ve Güneydoğu Asya dahil olmak üzere Asya ve Afrika'daki güç dengesi üzerinde somut etkilerini açıkça ortaya koyuyor.

Hindistan'ın başka ülkelerle olan ortaklıkları, niteliksel ve niceliksel etkileri nedeniyle özellikle önem taşıyor.

Hindistan'ın başka ülkelerle olan ortaklıkları, niteliksel ve niceliksel etkileri nedeniyle özellikle önem taşıyor. Onlarca yıldır Rusya'ya büyük ölçüde bağımlı olan Hindistan, savunma sanayisini yeniden yapılandırma sürecinde Batılı şirketlere kapılarını açmıştır. Yerel özel şirketlerle bir dizi ortak girişim kurmuş olan Hindistan, başka projeler de hazırlanıyor.

Bu konuda Avrupa Hava Savunma ve Uzay Şirketi (EADS), Hindistan'ın Tata Advanced Systems şirketi ile iş birliği yaparak, Hindistan Hava Kuvvetleri için C295 orta taktik nakliye uçağı üretmek ve monte etmek üzere 2024 yılının ekim ayında Gujarat'ta bir tesis açtı. Hindistan Hava Kuvvetleri, eskiyen Afro-748 uçak filosunu yenilemek için bu modelden 56 uçak satın almayı taahhüt etti.

Savunma ve havacılık endüstrilerinde uzmanlaşmış ve eski adıyla Finmeccanica olarak bilinen İtalyan şirketi Leonardo da şubat ayında Gujarat merkezli Adani Enterprises Group'un bir yan kuruluşu olan Adani Aerospace ile bir ortak girişim başlattı. Bu ortak girişim, Hindistan ordusunun önümüzdeki on yıl içinde binden fazla helikopter talebini karşılamak için entegre bir helikopter üretim sistemi kurmayı amaçlıyor.

Bu gelişme, on yıldan fazla bir süre önce Hindistan'da, VIP taşımacılığı için 12 helikopter tedarik etmek üzere imzalanan 560 milyon avroluk sözleşmeyle ilgili yolsuzluk iddiaları nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalan İtalyan şirketi için özellikle önem taşıyor. Yetkililer, 2010 yılında imzalanan sözleşmeyi dört yıl sonra iptal etti ve Finmeccanica ile iştiraki AgustaWestland'ın yeni anlaşmalar yapmasını yasakladı. Hindistan, bu yasağı 2021 yılında kaldırdı.

Hindistan ile Fransa'nın Dassault Aviation şirketi arasındaki savunma ilişkileri ivme kazanıyor ve Mirage 2000 uçakları ve Scorpene sınıfı denizaltılar da dahil olmak üzere Fransız sistemlerinin uzun yıllara dayanan kullanım tarihi devam ediyor.

Hindistan, geçtiğimiz yıl uçak gemisini donatmak için 26 adet Rafale model savaş uçağı satın almak üzere 7,4 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Hindistan Hava Kuvvetleri daha önce bu modelden 36 uçak hizmete sokmuştu ve bunların bir kısmı Mayıs 2025'te meydana gelen askeri çatışmaya katıldı. Bu çatışma, birçok ülkenin ilgisini çekmeye başlayan Pakistan'ın JF-17 Thunder uçağını da öne çıkardı.

Hindistan şu anda 114 adet Rafale uçağı daha satın almayı planlıyor. Bu uçakların çoğu Fransız desteği ile yerel olarak üretilecek. Hindistan Savunma Bakanlığı, 12 Şubat'ta kara saldırı füzeleri, gemi savar füzeleri ve P-8I deniz devriye uçaklarını da içeren 39,7 milyar dolarlık bir tedarik paketinin parçası olarak anlaşmaya ön onay verdi.

Bu askeri güçlenme, Hindistan ve nükleer silaha sahip olan komşularının, bölgesel hesaplarının küresel hırslarla örtüştüğü, tırmanan bir silahlanma yarışına dahil olduklarını açıkça yansıtıyor.


İsrail ordusu, Lübnan'ın doğusunda Hizbullah'ın Rıdvan birliklerine ait altyapıya saldırdı

İsrail sınırına yakın Hiyam beldesinde İsrail bombardımanının yol açtığı hasar, Güney Lübnan, 19 Şubat 2026 (Reuters)
İsrail sınırına yakın Hiyam beldesinde İsrail bombardımanının yol açtığı hasar, Güney Lübnan, 19 Şubat 2026 (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Lübnan'ın doğusunda Hizbullah'ın Rıdvan birliklerine ait altyapıya saldırdı

İsrail sınırına yakın Hiyam beldesinde İsrail bombardımanının yol açtığı hasar, Güney Lübnan, 19 Şubat 2026 (Reuters)
İsrail sınırına yakın Hiyam beldesinde İsrail bombardımanının yol açtığı hasar, Güney Lübnan, 19 Şubat 2026 (Reuters)

İsrail ordusu dün akşam, Lübnan'ın doğusundaki Baalbek bölgesinde, Şemşter, Bednayel ve Kasr Naba kasabaları civarı da dahil olmak üzere, Hizbullah grubunun seçkin birliği olan Rıdvan Gücü'ne ait altyapıya saldırdığını duyurdu.

İsrail ordusu sözcüsü Avichay Adraee, “X” platformunda yaptığı açıklamada, hedef alınan kampların içinde Hizbullah'a ait silah ve füzeler de dahil olmak üzere büyük miktarda savaş teçhizatının depolandığını belirtti.

Adraee, kampların Rıdvan Gücü birimi tarafından acil durumlara hazırlık amacıyla eğitim tatbikatları yapmak, İsrail güçlerine ve İsrail vatandaşlarına karşı saldırılar planlamak ve gerçekleştirmek için kullanıldığını belirtti. Bu tatbikatlar, gerçek mühimmatla yapılan atış tatbikatlarını ve çeşitli silah türlerinin kullanımına ilişkin eğitimleri içeriyordu.

Adraee, İsrail ordusunun Hizbullah'ın güçlenmesine ve yeniden silahlanmasına izin vermeyeceğini ve İsrail Devleti'ne yönelik tüm tehditleri ortadan kaldırmak için çalışmaya devam edeceğini vurguladı.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı bir çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre buna rağmen İsrail, sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.