Sudan devrim güçleri ve çelişkili gündemlerin çatışması

Değişkenlerin çoğu, önceki rejimin kavramlarına daha yakın olan siyasi nihilizm ile ideolojik vizyonlar arasında değişen partizan tepkiler

Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP
Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP
TT

Sudan devrim güçleri ve çelişkili gündemlerin çatışması

Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP
Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP

Sudan devrim hareketi bugün, beklenen ve beklenmeyen pek çok tepkiyi öngörecek şekilde dalgalı bir modelde, iki irade arasında çalkalanıyor.
Sadece eski rejim güçleri ile yeni devrim güçleri arasındaki temel uyuşmazlık düzeyinde değil, aynı zamanda şu an üç yönelime dağılan devrim güçlerinin kendi arasında da var olan üç yönelim şunlar:
Özgürlük ve Değişim Güçleri ile Merkezi Meclis Koalisyonu; Minni Minnavi ve Cibril İbrahim'in Darfur'daki hareketleri gibi, el-Beşir rejimine karşı silahlı mücadele tarihleri göz önüne alındığında askeri mahiyetteki devrimci güçleri içeren Demokratik Blok Koalisyonu; diğer küçük sivil partiler).
Bunun yanı sıra Demokratik Blok ile nesnel olarak ittifak halinde olan başka güçler de var; "Köklü Değişim Güçleri".
İdeolojik particilik mantığı, bu güçler için tehlikeli ve devrim güçlerinin, demokratik geçiş yolunda ortak çalışmanın temel ve kaideleri üzerindeki birleşik müştereklerini görme gücünden daha büyük bir engel oluşturuyor.
Devrim güçlerinin bu üç siyasi yönelimi arasında, Sudan'daki durum bugün siyasi gerçeklerin etkin olduğu garip çatışmaya bakılırsa özellikle beklenmeyeni önceden haber verir gibi duruyor.
Şu noktada, 30 yıldır Sudan'da siyasetin kamusal alanını zehirleyen ve bugün kamu işlerinde aktif tüm siyasi güçlerin söylemlerine zayıflık olarak yansıyan İhvan-ı Müslimin rejimi gibi siyasi bir sistemin etkileri asla göz ardı edilmemeli.
Yerel, bölgesel ve uluslararası koşulların, oluşumunda pay sahibi olduğu yasalar ve güç dengelerine göre siyasete, değişen ve dönüşen bir şey olarak bakabilmek için basiretli olmak gerekir. 
Bu düşünce silsilesine, "devrim güçleri" olarak adlandırılan sanal bir kapsamda faaliyet yürüten bu güçlere dair tasnif ve incelemeyi de eklersek kendimizi, totalde kelimenin siyasi manasıyla devrimci bir ifadeyi temsil ettiği söylenemeyecek Sudan güçlerinin partizan gerçekliği karşısında buluruz.
Bu, önceki rejimin 30 yıllık zehirli politikalarının ve siyasi deneyimlerinde kendi kendine koyduğu engellerin bir sonucu olarak bugün bu siyasi güçleri vuran kazmanın etkileridir.
Bu güçlerin, düşünme biçimlerini ve düşüncelerinin siyasetin kapsamına mı yoksa ideoloji ve siyasi kaos risklerine mi ait olduğunu anlamamıza yardımcı olacak yollarla, siyasi eylemlerinin uygulanabilirliğini bugün yeniden incelemeye bizi iten şey de belki bu etkilerdir.  
Bugün bize düşen, bilgi ve iletişim devrimi ve onun dünyaya hükmetmede eski güçlerin politikaları ile yeni ilişkilerin kaderi üzerinde doğurduğu gerçekliğe ve bu uluslararası güçlerin iç içe geçmiş çıkarlarına yansımalarının ardından devrimci düşüncenin yeni değişkenlerine eşlik etmektir.
Bu temel değişkenler çerçevesinde devrim kavramını yeni bir gözle ele almamız da gerekecek.
Bu, Sudan'daki devrimci siyasi güçleri, Sudan'ı tehlikeli maceralara bulaştıran ve yeni devrimci güçlere yorucu denklemlerle zorunlu bir mücadeleyi miras bırakan heybetli bir ideolojik askeri rejimin ağır mirası karşısında farklı bir düşünceyi ciddi bir hak ediş konumuna yerleştirecektir.
Söz konusu denklemler, İhvan-ı Müslimin rejimi için, adeta 30 yıl boyunca siyasi eylemde benzeri görülmemiş bir kaotik deneyi temsil eden, oldukça maliyetli bir siyasi durumun dengesizliğinin sonucudur.  
Bu tahriple bugün Sudan'da son derece karmaşık bir hal alan siyasi gerçekliğe bakınca anlarız ki Sudan'da akıştaki siyasi değişkenlere yönelik tepkileri üzerine düşündüğümüzde devrim güçleri denen bu güçlerden bazısı bu sıfata layık olmayabilir.
Sözü edilen tepkiler, ideolojik tasavvurların yansıması olmakla eski rejimin söylemlerine yakın bir tarzda, siyasi anlayışta nihilist bir söylem olmak arasında gidip gelen partizan tepkilerdir. 
Gerek bu ideolojik düşünce gerek devrim güçleri denen ve komünistlerle bazı sol güçlerin etkin olduğu "Köklü Değişim" adlı hareket veya asker kökenli Minni Minnavi ile Cibril İbrahim hareketlerinin yanı sıra başka partilerin katıldığı "Demokratik Blok" ittifakı gibi (sivil veya asker) bazı güçlerin, siyasi gerçekliğin sonuçlarına yönelik tepkilerine yansıyan nihilizm… hiçbiri devrim güçleri arasındaki siyasi farklılık kavramına hayati bir değer atfetmez.
Halbuki devrim adındaki farazi bir şemsiye altında bir araya gelen güçlerin, kendisine karşı mütevazı olmaları gereken en önemli şey bu farklılıktır. 
Bundan dolayı askeri darbeyi sona erdiren siyasi bir anlaşma gerçekleştirmek arzusundaki Özgürlük ve Değişim Güçleri (Merkezi Meclis) gibi siyasi devrimci güçlere, devrim amaçlarına ihanet ettikleri gerekçesiyle, komünistler gibi başka devrimci güçler tarafından ihanet edilmesi gibi bir eğilimi gördüğümüzde ya da Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi ve Demokratik Blok İttifakı Siyasi Komitesi Başkanı Minni Minnavi'nin, siyasi bir anlaşmaya mukavemet için tüm yolların kullanılacağına açık bir atıfta bulunarak, "Mevcut haliyle çerçeve anlaşmayı ölü bedenimiz üzerinde imzalayın" demesi gibi, tarafı olmadığı herhangi bir siyasi anlaşmaya direndiğini sert bir tehdit üslubuyla dile getiren birine rastladığımızda işte o zaman, devrimci olduklarını iddia eden bu siyasi güçleri anlama çabamızı büyük soru işaretleri ile karşılayan bir tehlike ile mi yüzleşmiş bulunuyoruz? 
Bugün, devrime mensup olduğunu iddia eden siyasi ve askeri güçlerin niteleyebileceği başka herhangi bir durumdan ziyade, düşmanlığa yakın olan bir durumu yansıtan bu siyasi gerçeklik bizi, eski rejim güçleri gibi gerçek düşmanlar hanesinde yer alanlar bir yana devrimci olduğunu iddia edenler arasında bile devrimin kaderini tehdit edebilecek tehlikelerin karşısına çıkarıyor. 
Devrimci olduğunu iddia eden bazı güçlerin diğer bazı devrimci güçlere yönelik bir ihanet ve düşmanlık ifadesi olan siyasi tutumlarının, gerçek devrim düşmanlarının, yani eski rejim unsurlarının ekmeğine yağ sürdüğünü söylemeye gerek bile yok.
Özellikle de bu unsurlar, iktidarda bulundukları uzun süre boyunca elde ettikleri güç ve deneyimlere ek olarak, ciddi bir faaliyet ve siyasi gerçeklik üzerinde belirgin bir nüfuza sahipken.
Üstelik ürettiği ideolojik sahtekarlıklar üzerinden, liderlerinin, devrim hedeflerini tamamlamanın yolunun tıkanmasını kolaylaştırdığı birçok basit insanı gıdıklayan İslami kimlik sloganlarını yüksek sesle dillendiriyorlar. 
Böylece görmüş oluyoruz ki sözde devrim şemsiyesi altındaki bazı güçler arasındaki etkileşim özünde gerçek devrim hedeflerine hizmet etmiyor.
Devrim güçlerini, karşı devrim güçlerinin yararına olacak bir gerçeklik haline gelmiş dikey bir bölünme tehlikesinden veya bazı partizan devrimci güçlerin olguların değişkenlerini ve yerel, bölgesel ve uluslararası güç dengelerini umursamayan katı bir ideolojik bilinç yapısındaki derin sorunlardan koruyan siyasi bir bilinç mekanizmasını da yansıtmıyor.
Ayrıca, zıt ikilikler kapsamında karmaşık siyasi gerçeklik denklemleri ortaya koymaktan mutlu, zayıf bir sistemci ideolojik anlayışı aşan pek çok derin okumanın, ayak uydurmak için gerekli olduğu değişen ve dönüşen siyasi durumların doğasına ilişkin bir farkındalığa da işaret etmiyor. 
Devrimden sonra Özgürlük ve Değişim Güçleri ittifakının siyasi uygulamaları üzerinden son üç yılda gözler önüne serilen deney, Aralık Devrimi hedeflerinin meydan okumasına gerçek bir karşılığı yansıtmadı.
Zira önemli bazı olumlu durumlara rağmen belirgin başarısızlıkları, askeri oluşumun darbeden sonra ülkeyi yönetemediğini itiraf ederek siyasi süreçten çekilip işleri sivil siyasi güçlere bırakma niyetini açıklamasının ardından bugün şekillenen sürece ulaşmak üzere, durumu daha kötü bir aşamaya geri döndüren 25 Ekim 2021 darbesiyle önü kesilen geçiş döneminin sona erdiğinin en büyük göstergesiydi. 
Bununla birlikte Özgürlük ve Değişim Güçleri İttifakı'nın ilk deney köprüsünün altından çok sular aktıktan sonra bugün, asker müdahalesinden bağımsız yetkilerle sivil bir hükümetin gölgesinde Sudan için siyasi bir istikrarı destekleyen güçlü ve ciddi uluslararası ve bölgesel bir iradeyle pekişmiş müstakbel bir siyasi aşama için yeni bir oluşum mevcut.
Özgürlük ve Değişim Güçlerinin bu yeni sınavı (siyasi deneyimleri hakkında açıktan açığa bir özeleştiri yaptıktan sonra), ittifakın karmaşık ve bileşik bir gerçeklikte bir kez daha girişeceği siyasi bir fasıl ve neredeyse son bir maceradır.
Sudan siyasetinin kumlarının aktığı bu gerçekliği bugün sadece devrim güçleri ile eski rejim güçleri arasında tek taraflı bir çatışma isteği değil, aynı zamanda devrim güçleri içindeki, devrimci bilincin kimlikleri ve çeşitli devrim güçlerinin siyasi vizyonlarının farklılaşmasıyla bağlantılı pek çok başarısızlığı yansıtan dikey bir bölünme zemininde çifte bir çatışma da çekiştiriyor.
Bu, Sudan'ın siyasi geleceğinin ufkunu şu iki durum arasında kararsız bir hale getirecektir:
Özgürlük ve Değişim İttifakı tarafından bölgesel ve uluslararası bir dayanak üzerinden desteklenen yeni bir hükümet elinde siyasi istikrara olası bir dönüş ihtimali ile bir yandan devrim güçleri diğer yandan devrim güçleri ile karşı devrim güçleri arasında aşırı uyuşmazlık çatışmasının patlamasından kaynaklanan tehlikeli bir gelişme, ki bu sonuncusu asla temenni etmediğimiz ürkütücü bir senaryodur. 

Independent Türkçe



Dibeybe, Katar Başbakanı ve İtalya Dışişleri Bakanı'nın huzurunda Misrata Serbest Ticaret Bölgesi'ni genişletmek için uluslararası ortaklık anlaşması imzaladı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)
TT

Dibeybe, Katar Başbakanı ve İtalya Dışişleri Bakanı'nın huzurunda Misrata Serbest Ticaret Bölgesi'ni genişletmek için uluslararası ortaklık anlaşması imzaladı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani ve İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ile Misrata Serbest Ticaret Bölgesi Limanı’nın genişletilmesi, konteyner terminallerinin işletilmesi, geliştirilmesi ve yeni yatırımlar yapılmasına yönelik bir ortaklık anlaşması imzaladı.

Dün akşam başkent Trablus’un 200 kilometre doğusunda bulunan Misrata’da gerçekleştirilen imza töreni öncesinde Dibeybe, Tajani’nin başkanlık ettiği İtalyan heyetiyle bir araya geldi. Görüşmede, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle ekonomi ve hizmet alanlarında geliştirilmesi ele alındı. Ayrıca Akdeniz bölgesinde ortak bir meydan okuma olarak öne çıkan düzensiz göç dosyası da gündeme geldi.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, dün Misrata'da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani’yi karşıladı. (Dibeybe'nin ofisi)Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, dün Misrata'da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani’yi karşıladı. (Dibeybe'nin ofisi)

Dibeybe, imza törenine katılmak üzere Misrata Serbest Ticaret Bölgesi Limanı’na gelen Katar Başbakanı’nı karşılayanlar arasında yer aldı. Dibeybe, Libya ile Katar arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çekti.

Dibeybe, Katar Başbakanı ile yaptığı resmi görüşmede iki ülke arasındaki ikili iş birliğinin güçlendirilmesi, yatırım ortaklıklarının geliştirilmesi ve ortak çıkarlara hizmet edecek adımların ele alındığını, ayrıca karşılıklı ilgi alanına giren çeşitli dosyaların görüşüldüğünü belirtti.

Dibeybe’nin ofisi, Katar’ın Libya halkına verdiği destekten duyulan memnuniyeti dile getirerek, iki ülke arasındaki kardeşçe ilişkilerin altyapı, enerji ve hizmet sektörü alanlarında somut program ve projelere dönüştürülmesinin önemini vurguladı.

Misrata'da Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile yapılan toplantı sırasında Katar heyeti (Dibeybe’nin ofisi)Misrata'da Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile yapılan toplantı sırasında Katar heyeti (Dibeybe’nin ofisi)

Dibeybe ile Katar Başbakanı arasında yapılan görüşmede, petrol sektöründeki iş birliği olanaklarının yanı sıra ulaştırma projeleri de ele alındı. Bu alanlardaki iş birliğinin, hizmetlerin verimliliğinin artırılmasına, altyapının hazırlık seviyesinin iyileştirilmesine ve ulusal ekonominin desteklenmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.

Görüşmenin sonunda taraflar, önümüzdeki dönemde koordinasyonun sürdürülmesi ve ortak iş birliği kanallarının güçlendirilmesi konusunda mutabık kaldı. Açıklamada, bu sürecin istikrar ve kalkınmayı destekleyeceği ve iki kardeş halkın çıkarlarına hizmet edeceği ifade edildi.

Öte yandan Dibeybe, hastaneden taburcu olmasının ardından dün sabah gerçekleştirdiği ilk toplantıda Roma ve Avrupa Birliği’nden (AB), düzensiz göçle mücadelede UBH’ye doğrudan ve açık destek verilmesini talep etti. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Dibeybe, Libya’nın bu konuda hem güvenlik hem de insani açıdan ağır yükler taşıdığını belirtti.

Dibeybe’nin ofisinden yapılan açıklamada, Libya’nın düzensiz göç için bir yerleşim ülkesi ya da göçmenler için kalıcı bir durak olmayı reddettiği vurgulandı. Açıklamada, krizin çözümü için temel bir yol olarak sınır dışı ve geri dönüş planının desteklenmesi gerektiği, bunun sorumlulukların adil şekilde paylaşılmasını sağlayacağı ve Libya kentleri üzerindeki baskıyı azaltacağı kaydedildi.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani için dün Misrata'da düzenlenen karşılama töreninden (Dibeybe’nin ofisi)Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani için dün Misrata'da düzenlenen karşılama töreninden (Dibeybe’nin ofisi)

Ekonomik iş birliği kapsamında Dibeybe, devam eden stratejik ortaklıklara ilişkin son gelişmeleri değerlendirdi. Dibeybe, Misrata kentinde serbest ticaret bölgesi liman terminalinin geliştirilmesi ve genişletilmesine yönelik, toplam 2,7 milyar dolara ulaşan yatırımla bir anlaşmanın imzalandığını belirtti. Anlaşmaya Katarlı, İtalyan ve İsviçreli şirketlerin katıldığını kaydeden Dibeybe, İtalyan MSC şirketinin de projede yer aldığını ifade etti. Proje kapsamında limanın yıllık kapasitesinin 4 milyon konteynıra çıkarılmasının hedeflendiği, yıllık yaklaşık 500 milyon dolar işletme geliri öngörüldüğü ve 8 bin 400’ü doğrudan olmak üzere toplam 62 bin kişilik istihdam sağlanmasının beklendiği aktarıldı.

Dibeybe dün sabah X platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, söz konusu projenin hayata geçirildiğini duyurdu. Açıklamasında projenin, Libya’nın bölgedeki en büyük limanlar arasında kapasite ve ölçek açısından konumunu güçlendirmekle kalmayacağını, aynı zamanda entegre bir uluslararası ortaklık çerçevesinde doğrudan yabancı yatırım finansmanına dayandığını vurguladı.

Dibeybe, söz konusu projenin açık geliştirme ve işletme düzenlemeleri çerçevesinde doğrudan yabancı yatırım finansmanlarıyla hayata geçirildiğini, böylece devlet bütçesine ilave yük getirmeden uygulanmasının güvence altına alındığını söyledi.

Dibeybe, İtalyan heyetiyle yaptığı görüşmelerde enerji sektöründeki mevcut iş birliğini de ele aldı. Bu kapsamda, İtalyan enerji şirketi ENI’nın, Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC), BP ve Libya Yatırım Ajansı ortaklığıyla, Sirte Körfezi’nin derin sularında ilk keşif kuyusunun sondaj çalışmalarına iki gün önce başladığını açıklamasını memnuniyetle karşıladığını ifade etti.

Görüşmenin sonunda taraflar, istikrar ve kalkınmaya hizmet edecek şekilde Libya-İtalya ortaklığının güçlendirilmesi ve koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı. Açıklamada, düzensiz göç başta olmak üzere ortak zorlukların ele alınmasına katkı sağlanacağı kaydedildi.

Bu arada Dibeybe, dün Misrata kentinde Birleşik Krallık’ın Libya Büyükelçisi Martin Reynolds’u kabul etti. Reynolds, ülkesinin selamlarını ileterek UBH Başbakanı’na sağlık ve esenlik dileklerini sundu.

Görüşmede, Libya ile Birleşik Krallık arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve karşılıklı ilgi alanına giren çeşitli dosyalarda eş güdümün artırılması ele alındı.


Güney Yemenliler yaklaşan diyalogun sonuçlarına uymayı kabul etti

Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)
Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)
TT

Güney Yemenliler yaklaşan diyalogun sonuçlarına uymayı kabul etti

Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)
Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)

Yemen'de yeni bir siyasi gelişme olarak, Suudi Arabistan'ın himayesinde, güneyli liderlerin ve önde gelen isimlerin geniş katılımıyla dün Riyad'da ‘Güney Danışma Toplantısı’ düzenlendi. Bu toplantı, diyalogu temel seçenek olarak benimseyen ortak bir vizyonun oluşturulmasının teyit edilmesi üzerine, ‘Güney Diyalog Konferansı’na hazırlık amacıyla gerçekleştirildi. Bu vizyon, şiddetten ve iç kutuplaşmadan uzak olup, güneydeki tüm bileşenlerin haklarını garanti altına alıyor.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman el-Mehrami tarafından okunan nihai bildiride, yaklaşan Güney Diyalog Konferansı'nın, güney halkının dış müdahale ya da tek taraflı temsil olmaksızın siyasi geleceğini belirleme hakkına saygı göstererek, güney meselesine adil ve sürdürülebilir bir çözüm getirmeyi amaçladığını vurguladı. Mehrami, Suudi Arabistan'ın kapsamlı siyasi, ekonomik ve güvenlik desteğine dikkati çekti.

Bildiride ayrıca güney güçlerine yaklaşan diyaloga sorumlu bir şekilde katılmaları çağrısı yapılırken, halk protestolarını kişisel çıkarlar için kullanmamaları konusunda uyarıda bulunuldu. Suudi Arabistan'ın desteğinin, siyasi süreci yeniden düzenlemek ve güneyde, Yemen'de ve bölgede güvenlik ve istikrarı korumak için tarihi bir fırsat sunduğu vurgulandı. Şarku’l Avsatın aldığı bilgiye göre Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) bölünmeleri ve kaosu daha da şiddetlendiren müdahaleleri eleştirildi.


Suriye: Ateşkes, SDG entegrasyonunun önünü açıyor

Yol kenarında sıralanarak, Rakka’daki Tabka ilçesine giren Suriye güvenlik güçlerine el sallayan Suriyeliler (EPA)
Yol kenarında sıralanarak, Rakka’daki Tabka ilçesine giren Suriye güvenlik güçlerine el sallayan Suriyeliler (EPA)
TT

Suriye: Ateşkes, SDG entegrasyonunun önünü açıyor

Yol kenarında sıralanarak, Rakka’daki Tabka ilçesine giren Suriye güvenlik güçlerine el sallayan Suriyeliler (EPA)
Yol kenarında sıralanarak, Rakka’daki Tabka ilçesine giren Suriye güvenlik güçlerine el sallayan Suriyeliler (EPA)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara dün akşam düzenlediği basın toplantısında, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye hükümeti arasında entegrasyon ve ateşkes konusunda bir anlaşma imzalandığını duyurdu. Şara, SDG ile ilgili tüm sorunların çözüleceğini vurguladı.

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan belge, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi'nin imzalarını taşıyordu. Suriye’nin resmi haber ajansları, Şara'nın “SDG ile ilgili çözülmemiş tüm sorunlar çözülecek” dediğini aktardı.

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan belge, ateşkes anlaşmasının tüm SDG savaşçılarının Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmesiyle birlikte uygulanacağını gösterdi.

Şarku’l Avsat’ın belgeden aktardığına göre ‘Suriye hükümet güçleri ile SDG arasındaki tüm cephelerde ve temas noktalarında kapsamlı ve acil bir ateşkesin sağlanması ve bunun yanında yeniden konuşlandırma için bir ön adım olarak tüm SDG askeri birliklerinin Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmesi’ öngörülüyor.

Öte yandan ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşma ve ateşkesin ‘eski düşmanların bölünme yerine ortaklığı tercih etmesiyle birlikte önemli bir dönüm noktası’ olduğu değerlendirmesinde bulundu. Barrack, ‘Birleşik Suriye için yeniden diyalog ve iş birliğinin önünü açtığını’ söylediği bu anlaşmayı imzalamak için her iki tarafın da ‘yapıcı’ çabalarda bulunmasını övdü.