Sudan devrim güçleri ve çelişkili gündemlerin çatışması

Değişkenlerin çoğu, önceki rejimin kavramlarına daha yakın olan siyasi nihilizm ile ideolojik vizyonlar arasında değişen partizan tepkiler

Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP
Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP
TT

Sudan devrim güçleri ve çelişkili gündemlerin çatışması

Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP
Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP

Sudan devrim hareketi bugün, beklenen ve beklenmeyen pek çok tepkiyi öngörecek şekilde dalgalı bir modelde, iki irade arasında çalkalanıyor.
Sadece eski rejim güçleri ile yeni devrim güçleri arasındaki temel uyuşmazlık düzeyinde değil, aynı zamanda şu an üç yönelime dağılan devrim güçlerinin kendi arasında da var olan üç yönelim şunlar:
Özgürlük ve Değişim Güçleri ile Merkezi Meclis Koalisyonu; Minni Minnavi ve Cibril İbrahim'in Darfur'daki hareketleri gibi, el-Beşir rejimine karşı silahlı mücadele tarihleri göz önüne alındığında askeri mahiyetteki devrimci güçleri içeren Demokratik Blok Koalisyonu; diğer küçük sivil partiler).
Bunun yanı sıra Demokratik Blok ile nesnel olarak ittifak halinde olan başka güçler de var; "Köklü Değişim Güçleri".
İdeolojik particilik mantığı, bu güçler için tehlikeli ve devrim güçlerinin, demokratik geçiş yolunda ortak çalışmanın temel ve kaideleri üzerindeki birleşik müştereklerini görme gücünden daha büyük bir engel oluşturuyor.
Devrim güçlerinin bu üç siyasi yönelimi arasında, Sudan'daki durum bugün siyasi gerçeklerin etkin olduğu garip çatışmaya bakılırsa özellikle beklenmeyeni önceden haber verir gibi duruyor.
Şu noktada, 30 yıldır Sudan'da siyasetin kamusal alanını zehirleyen ve bugün kamu işlerinde aktif tüm siyasi güçlerin söylemlerine zayıflık olarak yansıyan İhvan-ı Müslimin rejimi gibi siyasi bir sistemin etkileri asla göz ardı edilmemeli.
Yerel, bölgesel ve uluslararası koşulların, oluşumunda pay sahibi olduğu yasalar ve güç dengelerine göre siyasete, değişen ve dönüşen bir şey olarak bakabilmek için basiretli olmak gerekir. 
Bu düşünce silsilesine, "devrim güçleri" olarak adlandırılan sanal bir kapsamda faaliyet yürüten bu güçlere dair tasnif ve incelemeyi de eklersek kendimizi, totalde kelimenin siyasi manasıyla devrimci bir ifadeyi temsil ettiği söylenemeyecek Sudan güçlerinin partizan gerçekliği karşısında buluruz.
Bu, önceki rejimin 30 yıllık zehirli politikalarının ve siyasi deneyimlerinde kendi kendine koyduğu engellerin bir sonucu olarak bugün bu siyasi güçleri vuran kazmanın etkileridir.
Bu güçlerin, düşünme biçimlerini ve düşüncelerinin siyasetin kapsamına mı yoksa ideoloji ve siyasi kaos risklerine mi ait olduğunu anlamamıza yardımcı olacak yollarla, siyasi eylemlerinin uygulanabilirliğini bugün yeniden incelemeye bizi iten şey de belki bu etkilerdir.  
Bugün bize düşen, bilgi ve iletişim devrimi ve onun dünyaya hükmetmede eski güçlerin politikaları ile yeni ilişkilerin kaderi üzerinde doğurduğu gerçekliğe ve bu uluslararası güçlerin iç içe geçmiş çıkarlarına yansımalarının ardından devrimci düşüncenin yeni değişkenlerine eşlik etmektir.
Bu temel değişkenler çerçevesinde devrim kavramını yeni bir gözle ele almamız da gerekecek.
Bu, Sudan'daki devrimci siyasi güçleri, Sudan'ı tehlikeli maceralara bulaştıran ve yeni devrimci güçlere yorucu denklemlerle zorunlu bir mücadeleyi miras bırakan heybetli bir ideolojik askeri rejimin ağır mirası karşısında farklı bir düşünceyi ciddi bir hak ediş konumuna yerleştirecektir.
Söz konusu denklemler, İhvan-ı Müslimin rejimi için, adeta 30 yıl boyunca siyasi eylemde benzeri görülmemiş bir kaotik deneyi temsil eden, oldukça maliyetli bir siyasi durumun dengesizliğinin sonucudur.  
Bu tahriple bugün Sudan'da son derece karmaşık bir hal alan siyasi gerçekliğe bakınca anlarız ki Sudan'da akıştaki siyasi değişkenlere yönelik tepkileri üzerine düşündüğümüzde devrim güçleri denen bu güçlerden bazısı bu sıfata layık olmayabilir.
Sözü edilen tepkiler, ideolojik tasavvurların yansıması olmakla eski rejimin söylemlerine yakın bir tarzda, siyasi anlayışta nihilist bir söylem olmak arasında gidip gelen partizan tepkilerdir. 
Gerek bu ideolojik düşünce gerek devrim güçleri denen ve komünistlerle bazı sol güçlerin etkin olduğu "Köklü Değişim" adlı hareket veya asker kökenli Minni Minnavi ile Cibril İbrahim hareketlerinin yanı sıra başka partilerin katıldığı "Demokratik Blok" ittifakı gibi (sivil veya asker) bazı güçlerin, siyasi gerçekliğin sonuçlarına yönelik tepkilerine yansıyan nihilizm… hiçbiri devrim güçleri arasındaki siyasi farklılık kavramına hayati bir değer atfetmez.
Halbuki devrim adındaki farazi bir şemsiye altında bir araya gelen güçlerin, kendisine karşı mütevazı olmaları gereken en önemli şey bu farklılıktır. 
Bundan dolayı askeri darbeyi sona erdiren siyasi bir anlaşma gerçekleştirmek arzusundaki Özgürlük ve Değişim Güçleri (Merkezi Meclis) gibi siyasi devrimci güçlere, devrim amaçlarına ihanet ettikleri gerekçesiyle, komünistler gibi başka devrimci güçler tarafından ihanet edilmesi gibi bir eğilimi gördüğümüzde ya da Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi ve Demokratik Blok İttifakı Siyasi Komitesi Başkanı Minni Minnavi'nin, siyasi bir anlaşmaya mukavemet için tüm yolların kullanılacağına açık bir atıfta bulunarak, "Mevcut haliyle çerçeve anlaşmayı ölü bedenimiz üzerinde imzalayın" demesi gibi, tarafı olmadığı herhangi bir siyasi anlaşmaya direndiğini sert bir tehdit üslubuyla dile getiren birine rastladığımızda işte o zaman, devrimci olduklarını iddia eden bu siyasi güçleri anlama çabamızı büyük soru işaretleri ile karşılayan bir tehlike ile mi yüzleşmiş bulunuyoruz? 
Bugün, devrime mensup olduğunu iddia eden siyasi ve askeri güçlerin niteleyebileceği başka herhangi bir durumdan ziyade, düşmanlığa yakın olan bir durumu yansıtan bu siyasi gerçeklik bizi, eski rejim güçleri gibi gerçek düşmanlar hanesinde yer alanlar bir yana devrimci olduğunu iddia edenler arasında bile devrimin kaderini tehdit edebilecek tehlikelerin karşısına çıkarıyor. 
Devrimci olduğunu iddia eden bazı güçlerin diğer bazı devrimci güçlere yönelik bir ihanet ve düşmanlık ifadesi olan siyasi tutumlarının, gerçek devrim düşmanlarının, yani eski rejim unsurlarının ekmeğine yağ sürdüğünü söylemeye gerek bile yok.
Özellikle de bu unsurlar, iktidarda bulundukları uzun süre boyunca elde ettikleri güç ve deneyimlere ek olarak, ciddi bir faaliyet ve siyasi gerçeklik üzerinde belirgin bir nüfuza sahipken.
Üstelik ürettiği ideolojik sahtekarlıklar üzerinden, liderlerinin, devrim hedeflerini tamamlamanın yolunun tıkanmasını kolaylaştırdığı birçok basit insanı gıdıklayan İslami kimlik sloganlarını yüksek sesle dillendiriyorlar. 
Böylece görmüş oluyoruz ki sözde devrim şemsiyesi altındaki bazı güçler arasındaki etkileşim özünde gerçek devrim hedeflerine hizmet etmiyor.
Devrim güçlerini, karşı devrim güçlerinin yararına olacak bir gerçeklik haline gelmiş dikey bir bölünme tehlikesinden veya bazı partizan devrimci güçlerin olguların değişkenlerini ve yerel, bölgesel ve uluslararası güç dengelerini umursamayan katı bir ideolojik bilinç yapısındaki derin sorunlardan koruyan siyasi bir bilinç mekanizmasını da yansıtmıyor.
Ayrıca, zıt ikilikler kapsamında karmaşık siyasi gerçeklik denklemleri ortaya koymaktan mutlu, zayıf bir sistemci ideolojik anlayışı aşan pek çok derin okumanın, ayak uydurmak için gerekli olduğu değişen ve dönüşen siyasi durumların doğasına ilişkin bir farkındalığa da işaret etmiyor. 
Devrimden sonra Özgürlük ve Değişim Güçleri ittifakının siyasi uygulamaları üzerinden son üç yılda gözler önüne serilen deney, Aralık Devrimi hedeflerinin meydan okumasına gerçek bir karşılığı yansıtmadı.
Zira önemli bazı olumlu durumlara rağmen belirgin başarısızlıkları, askeri oluşumun darbeden sonra ülkeyi yönetemediğini itiraf ederek siyasi süreçten çekilip işleri sivil siyasi güçlere bırakma niyetini açıklamasının ardından bugün şekillenen sürece ulaşmak üzere, durumu daha kötü bir aşamaya geri döndüren 25 Ekim 2021 darbesiyle önü kesilen geçiş döneminin sona erdiğinin en büyük göstergesiydi. 
Bununla birlikte Özgürlük ve Değişim Güçleri İttifakı'nın ilk deney köprüsünün altından çok sular aktıktan sonra bugün, asker müdahalesinden bağımsız yetkilerle sivil bir hükümetin gölgesinde Sudan için siyasi bir istikrarı destekleyen güçlü ve ciddi uluslararası ve bölgesel bir iradeyle pekişmiş müstakbel bir siyasi aşama için yeni bir oluşum mevcut.
Özgürlük ve Değişim Güçlerinin bu yeni sınavı (siyasi deneyimleri hakkında açıktan açığa bir özeleştiri yaptıktan sonra), ittifakın karmaşık ve bileşik bir gerçeklikte bir kez daha girişeceği siyasi bir fasıl ve neredeyse son bir maceradır.
Sudan siyasetinin kumlarının aktığı bu gerçekliği bugün sadece devrim güçleri ile eski rejim güçleri arasında tek taraflı bir çatışma isteği değil, aynı zamanda devrim güçleri içindeki, devrimci bilincin kimlikleri ve çeşitli devrim güçlerinin siyasi vizyonlarının farklılaşmasıyla bağlantılı pek çok başarısızlığı yansıtan dikey bir bölünme zemininde çifte bir çatışma da çekiştiriyor.
Bu, Sudan'ın siyasi geleceğinin ufkunu şu iki durum arasında kararsız bir hale getirecektir:
Özgürlük ve Değişim İttifakı tarafından bölgesel ve uluslararası bir dayanak üzerinden desteklenen yeni bir hükümet elinde siyasi istikrara olası bir dönüş ihtimali ile bir yandan devrim güçleri diğer yandan devrim güçleri ile karşı devrim güçleri arasında aşırı uyuşmazlık çatışmasının patlamasından kaynaklanan tehlikeli bir gelişme, ki bu sonuncusu asla temenni etmediğimiz ürkütücü bir senaryodur. 

Independent Türkçe



Suriye ordusu, SDG'nin bombardımanına yanıt olarak doğu Halep'teki militan mevzilerini hedef aldı

Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
TT

Suriye ordusu, SDG'nin bombardımanına yanıt olarak doğu Halep'teki militan mevzilerini hedef aldı

Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)
Halep kırsalındaki Deyr Hafir dışında Suriye güvenlik güçlerine mensup bir kişi (Reuters)

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı, Deyr Hafir’deki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ittifak halinde olan “Kürdistan İşçi Partisi (ÜKK) milisleri ve eski rejimin kalıntıları” olarak tanımladığı güçlere karşı harekete geçtiğini duyurdu.

Operasyon Komutanlığı, Suriye Haber Ajansı’nda (SANA) bugün yer alan açıklamasında, bu saldırının SDG güçlerinin bölgede gerçekleştirdiği topçu bombardımanına yanıt olarak yapıldığını belirtti.

Suriye ordusu bugün erken saatlerde, arabulucuların gerilimi sona erdirmek için müdahale etmesine rağmen Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Halep şehri ve doğu kırsalına yönelik tehdidinin devam ettiğini açıkladı.

Suriye ordusunun harekat komutanlığı El-Ihbariye TV'ye, “terörist” Bahoz Erdal'ın Kandil Dağları'ndan Tabka bölgesine “SDG ve PKK milislerinin Suriyeliler ve ordusuna karşı yürüttüğü askeri harekatları yönetmek” için geldiğini izlediğini ifade etti.

Açıklamada, SDG ve Kürdistan milislerinin, Halep şehri ve doğu kırsalındaki sakinlere yönelik yeni saldırılara hazırlanmak amacıyla Meskene ve Deyr Hafir bölgelerine çok sayıda İran insansız hava aracı (İHA) getirdiğini de belirtti.

Suriye Ordusu Harekat Komutanlığı şöyle devam etti: “Tabka bölgesine yeni milis gruplarının ve eski rejimin kalıntılarının geldiğini izledik. Bu gruplar, Deyr Hafir, Meskene ve çevresinde bulunan bölgelerdeki konuşlanma noktalarına nakledilecek.” Komutanlık, bu grupların Suriye'yi istikrarsızlaştırmasına izin vermeyeceğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre açıklamada, ordunun “halkı savunacağını ve Suriye'nin egemenliğini koruyacağını, eski rejimin kalıntılarının ve Kandil'den sınırı geçen teröristlerin Suriye'yi istikrarsızlaştırmasına ve Suriye toplumunu hedef almasına izin vermeyeceğini” kaydetti.

Suriye ordusu, Halep'in Deyr Hafir bölgesindeki üç konumun haritasını yayınlayarak, SDG müttefiklerinin bu konumları operasyonları için fırlatma rampası ve İHA fırlatmak için üs olarak kullandığını belirtti ve sivillere bu konumlardan uzak durmaları çağrısında bulundu.

 SDG lideri güçlerinin Fırat'ın doğusuna çekileceğini duyurdu

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi bugün yaptığı açıklamada, güçlerinin yarın (yerel saatle sabah 7'de Halep'in doğusundan çekileceğini ve Fırat Nehri'nin doğusundaki bölgelere yeniden konuşlandırılacağını söyledi.

X platformunda yaptığı paylaşımda, bu adımın “dost ülkeler ve arabulucuların çağrıları ve entegrasyon sürecini tamamlama ve 10 Mart anlaşmasının şartlarını uygulama konusundaki iyi niyetimizin bir ifadesi olarak” atıldığını belirtti.


Suriye Devlet Başkanı Şara, Kürtlerin hak ve güvenliğini güvence altına alan kararnameyi imzaladı

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
TT

Suriye Devlet Başkanı Şara, Kürtlerin hak ve güvenliğini güvence altına alan kararnameyi imzaladı

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)
Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara (DPA)

Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, imzaladığı kararnameyle Kürtlere ilişkin bir dizi önemli düzenlemeyi yürürlüğe koydu. Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, Kürtlerin haklarını ve güvenliğini yasal güvence altına aldığını belirttiği bir kararnameye imza attı. Şarku'l Avsat'ın  Resmi haber ajansı SANA’dan aktardığı habere göre  yayımlanan kararname, Suriye’nin yeni ulusal kimliğini “çok kültürlü ve birleşik” olarak tanımladı. Kararnamede, Kürtlerin Suriye toplumunun ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı. Şara, kararnameyi imzalamadan önce yaptığı konuşmayı sosyal medya platformu X hesabından paylaştı.

“Bir Arabın bir Kürde üstünlüğü yoktur”

Konuşmasında eşitlik ve birlik mesajı veren Ahmed Şara, aidiyet üzerinden üstünlük kurulamayacağını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Allah, iyiliği ve takvayı aidiyetten üstün kılmıştır. Hayır, vallahi; bir Arabın bir Kürde, bir Türk’e veya başkasına hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak Allah korkusu ve hangi milletten olursa olsun kişinin dürüstlüğüyle ölçülür.”

Kürt halkına hitap eden eş-Şara, “Ey Kürt halkımız, Selahaddin’in torunları!” sözleriyle başladığı konuşmasında, Kürtlere zarar verileceğine dair iddialara inanılmaması gerektiğini belirterek, “Vallahi, size kim kötülükle dokunursa kıyamet gününe kadar hasmımızdır. Bizim hayatımız sizin hayatınızdır” dedi.

Zorla göç ettirilenlere geri dönüş çağrısı

Ülkenin selameti, halkın refahı ve birliğinin öncelikleri olduğunu vurgulayan eş-Şara, kimsenin bu süreçten dışlanmayacağını ifade etti. Bu kapsamda Kürt halkının haklarını ve bazı özel durumlarını yasayla güvence altına alan özel bir kararname yayımladıklarını açıklayan eş-Şara, topraklarından zorla göç ettirilenlere de çağrıda bulundu.

Eş-Şara, silahlarını bırakmaları şartıyla, hiçbir koşul ve kısıtlama olmaksızın herkesin evlerine güvenle dönebileceğini belirterek, Kürt halkını ülkenin yeniden inşasına aktif şekilde katılmaya davet etti.

Konuşmasının sonunda birlik vurgusunu yineleyen Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, “Sizi bu vatanın inşasına etkin bir şekilde katılmaya, selameti ve birliğini korumaya ve bunun dışındaki her şeyi reddetmeye çağırıyorum. Başarı Allah’tandır” ifadelerini kullandı.

8 madde halinde yayımlanan kararname

Kürtlerin statüsü ve kültürel kimliği güvence altına alındı

Kararnamede, Suriyeli Kürt vatandaşların Suriye halkının temel ve ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edildi. Kürtlerin kültürel ve dilsel kimliğinin, çok kimlikli ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir unsuru olduğu belirtildi.

Devletin kültürel ve dilsel çeşitliliği korumayı taahhüt ettiği vurgulandı. Bu kapsamda Kürt vatandaşların, ulusal egemenlik çerçevesinde kendi kültürel miraslarını ve sanatlarını canlandırma, ana dillerini geliştirme hakkının devlet güvencesi altında olduğu kaydedildi.

Kürtçe ulusal dil olarak tanındı, eğitim hakkı düzenlendi

Kürtçenin ulusal bir dil olarak kabul edildiği belirtildi. Kürtlerin nüfusun önemli bir bölümünü oluşturduğu bölgelerde, kamu ve özel okullarda Kürtçe öğretimine izin verileceği ifade edildi. Kürtçenin, seçmeli ders kapsamında ya da kültürel ve eğitsel bir faaliyet olarak okutulabileceği bildirildi.

Vatandaşlık sorunu çözüldü, 1962 uygulamaları kaldırıldı

1962 yılında Haseke vilayetinde yapılan genel nüfus sayımından kaynaklanan tüm istisnai yasa ve uygulamaların yürürlükten kaldırıldığı açıklandı. Bu çerçevede, Suriye topraklarında yaşayan tüm Kürt kökenli kişilere, doğum kaydı bulunmayanlar dahil olmak üzere, hak ve yükümlülüklerde tam eşitlik esasına dayalı Suriye vatandaşlığı verileceği hükme bağlandı.

Nevruz resmî ve ücretli tatil ilan edildi

21 Mart Nevruz’un, baharı ve kardeşliği simgeleyen ulusal bir bayram olarak Suriye Arap Cumhuriyeti genelinde resmî ve ücretli tatil günü ilan edildiği duyuruldu.

Ayrımcılık yasaklandı, kapsayıcı ulusal söylem vurgusu

Devlet medyası ve eğitim kurumlarının kapsayıcı ve bütüncül bir ulusal söylem benimsemekle yükümlü olduğu belirtildi. Etnik köken veya dil temelinde her türlü ayrımcılık ve dışlamanın yasa ile yasaklandığı vurgulandı. Ulusal fitne ve ayrışmayı teşvik edenlerin yürürlükteki yasalar çerçevesinde cezalandırılacağı kaydedildi.

Uygulama ve yürürlük hükümleri

Kararnamenin uygulanması için ilgili bakanlıklar ve yetkili kurumların, kendi görev alanları dahilinde gerekli yürütme talimatlarını çıkaracağı ifade edildi.

Kararnamenin Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe gireceği bildirildi.

Aşağıda kararnamenin tam metni yer almaktadır:

Cumhurbaşkanı Anayasal Bildiri hükümlerine dayanarak, Yüksek ulusal çıkarların gerekleri doğrultusunda, Devletin ulusal birliği güçlendirme ve tüm Suriyeli vatandaşların kültürel ve medeni haklarını güvence altına alma konusundaki rolü ve sorumluluğu çerçevesinde,

Aşağıdaki hususların kararlaştırılmasına hükmedilmiştir:

Madde (1): Suriyeli Kürt vatandaşlar, Suriye halkının temel ve asli bir parçası kabul edilir. Kültürel ve dilsel kimlikleri, çok yönlü ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Madde (2): Devlet, kültürel ve dilsel çeşitliliğin korunmasını taahhüt eder; Kürt vatandaşların ulusal egemenlik çerçevesinde miraslarını, sanatlarını yaşatma ve ana dillerini geliştirme hakkını güvence altına alır.

Madde (3): Kürtçe, ulusal bir dil olarak kabul edilir. Kürt nüfusunun kayda değer oranda bulunduğu bölgelerde, devlet ve özel okullarda seçmeli ders veya eğitsel-kültürel faaliyet kapsamında öğretilmesine izin verilir.

Madde (4): Haseke ilinde 1962 genel nüfus sayımından kaynaklanan tüm istisnai yasa ve tedbirler yürürlükten kaldırılır. Suriye topraklarında ikamet eden Kürt kökenli tüm vatandaşlara, kaydı kapalı olanlar dâhil olmak üzere, Suriye vatandaşlığı verilir; hak ve yükümlülükler bakımından tam eşitlik sağlanır.

Madde (5): “Nevruz Bayramı” (21 Mart), baharı ve kardeşliği simgeleyen ulusal bir bayram olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tüm bölgelerinde ücretli resmî tatil ilan edilir.

Madde (6): Devletin medya ve eğitim kurumları kapsayıcı bir ulusal söylemi benimsemekle yükümlüdür. Etnik veya dilsel temelde her türlü ayrımcılık ve dışlama kanunen yasaktır. Ulusal ayrışmayı körükleyenler yürürlükteki yasalar uyarınca cezalandırılır.

Madde (7): İlgili bakanlıklar ve yetkili kurumlar, bu kararnamenin hükümlerinin uygulanmasına ilişkin gerekli yürütme talimatlarını, kendi yetki alanları dâhilinde çıkarır.

Madde (8): Bu kararname Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

Ahmed El-Şara
Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı


Almanya Cumhurbaşkanlığı: Ahmed eş-Şera salı günü Berlin'i ziyaret edecek

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
TT

Almanya Cumhurbaşkanlığı: Ahmed eş-Şera salı günü Berlin'i ziyaret edecek

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters – Arşiv)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in bugün yayımlanan resmi programına göre salı günü Berlin’i ziyaret edecek.

Alman hükümeti adına konuşan bir sözcü, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in salı günü Berlin’de Şera ile yapacağı görüşmede, Suriyeli vatandaşların ülkelerine dönüşü başta olmak üzere çeşitli konuları ele alacağını söyledi.

Sözcü, “İlişkileri güçlendirme ve tabiri caizse Suriye hükümetiyle yeni bir sayfa açma isteğimiz var. Ele almamız gereken birçok önemli konu bulunuyor. Bunlar arasında Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşü de yer alıyor” ifadelerini kullandı.

sdfrg
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz (EPA)

Ziyaret, Almanya’nın 23 Aralık’ta silahlı soygun, saldırı, darp ve şantaj suçlarından hüküm giymiş bir Suriyeli vatandaşı ülkesine sınır dışı etmesinden bir aydan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu adım, 2011’de Suriye’de çatışmaların başlamasından bu yana ilk sınır dışı işlemi olarak kayda geçmişti.

Geçtiğimiz yıl mayıs ayında göreve başlayan Merz, aşırı sağın yükselişiyle birlikte göç politikalarını sıkılaştırma yoluna gitmişti.

Merz, kasım ayında yaptığı açıklamada, ‘Suriye’de iç savaşın sona erdiği’ gerekçesiyle Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri gönderilmesi çağrısında bulunmuştu.

Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından Almanya’nın da aralarında bulunduğu birçok Avrupa ülkesi, yabancıların karıştığı çeşitli saldırıların ardından aşırı sağ partilerin seçimlerde güçlü kazanımlar elde etmesi bağlamında, iltica başvurularına ilişkin işlemleri askıya aldıklarını duyurmuştu.