Sudan devrim güçleri ve çelişkili gündemlerin çatışması

Değişkenlerin çoğu, önceki rejimin kavramlarına daha yakın olan siyasi nihilizm ile ideolojik vizyonlar arasında değişen partizan tepkiler

Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP
Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP
TT

Sudan devrim güçleri ve çelişkili gündemlerin çatışması

Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP
Sudan'da gösteriler sürekli olarak tekrarlanıyor / Fotoğraf: AFP

Sudan devrim hareketi bugün, beklenen ve beklenmeyen pek çok tepkiyi öngörecek şekilde dalgalı bir modelde, iki irade arasında çalkalanıyor.
Sadece eski rejim güçleri ile yeni devrim güçleri arasındaki temel uyuşmazlık düzeyinde değil, aynı zamanda şu an üç yönelime dağılan devrim güçlerinin kendi arasında da var olan üç yönelim şunlar:
Özgürlük ve Değişim Güçleri ile Merkezi Meclis Koalisyonu; Minni Minnavi ve Cibril İbrahim'in Darfur'daki hareketleri gibi, el-Beşir rejimine karşı silahlı mücadele tarihleri göz önüne alındığında askeri mahiyetteki devrimci güçleri içeren Demokratik Blok Koalisyonu; diğer küçük sivil partiler).
Bunun yanı sıra Demokratik Blok ile nesnel olarak ittifak halinde olan başka güçler de var; "Köklü Değişim Güçleri".
İdeolojik particilik mantığı, bu güçler için tehlikeli ve devrim güçlerinin, demokratik geçiş yolunda ortak çalışmanın temel ve kaideleri üzerindeki birleşik müştereklerini görme gücünden daha büyük bir engel oluşturuyor.
Devrim güçlerinin bu üç siyasi yönelimi arasında, Sudan'daki durum bugün siyasi gerçeklerin etkin olduğu garip çatışmaya bakılırsa özellikle beklenmeyeni önceden haber verir gibi duruyor.
Şu noktada, 30 yıldır Sudan'da siyasetin kamusal alanını zehirleyen ve bugün kamu işlerinde aktif tüm siyasi güçlerin söylemlerine zayıflık olarak yansıyan İhvan-ı Müslimin rejimi gibi siyasi bir sistemin etkileri asla göz ardı edilmemeli.
Yerel, bölgesel ve uluslararası koşulların, oluşumunda pay sahibi olduğu yasalar ve güç dengelerine göre siyasete, değişen ve dönüşen bir şey olarak bakabilmek için basiretli olmak gerekir. 
Bu düşünce silsilesine, "devrim güçleri" olarak adlandırılan sanal bir kapsamda faaliyet yürüten bu güçlere dair tasnif ve incelemeyi de eklersek kendimizi, totalde kelimenin siyasi manasıyla devrimci bir ifadeyi temsil ettiği söylenemeyecek Sudan güçlerinin partizan gerçekliği karşısında buluruz.
Bu, önceki rejimin 30 yıllık zehirli politikalarının ve siyasi deneyimlerinde kendi kendine koyduğu engellerin bir sonucu olarak bugün bu siyasi güçleri vuran kazmanın etkileridir.
Bu güçlerin, düşünme biçimlerini ve düşüncelerinin siyasetin kapsamına mı yoksa ideoloji ve siyasi kaos risklerine mi ait olduğunu anlamamıza yardımcı olacak yollarla, siyasi eylemlerinin uygulanabilirliğini bugün yeniden incelemeye bizi iten şey de belki bu etkilerdir.  
Bugün bize düşen, bilgi ve iletişim devrimi ve onun dünyaya hükmetmede eski güçlerin politikaları ile yeni ilişkilerin kaderi üzerinde doğurduğu gerçekliğe ve bu uluslararası güçlerin iç içe geçmiş çıkarlarına yansımalarının ardından devrimci düşüncenin yeni değişkenlerine eşlik etmektir.
Bu temel değişkenler çerçevesinde devrim kavramını yeni bir gözle ele almamız da gerekecek.
Bu, Sudan'daki devrimci siyasi güçleri, Sudan'ı tehlikeli maceralara bulaştıran ve yeni devrimci güçlere yorucu denklemlerle zorunlu bir mücadeleyi miras bırakan heybetli bir ideolojik askeri rejimin ağır mirası karşısında farklı bir düşünceyi ciddi bir hak ediş konumuna yerleştirecektir.
Söz konusu denklemler, İhvan-ı Müslimin rejimi için, adeta 30 yıl boyunca siyasi eylemde benzeri görülmemiş bir kaotik deneyi temsil eden, oldukça maliyetli bir siyasi durumun dengesizliğinin sonucudur.  
Bu tahriple bugün Sudan'da son derece karmaşık bir hal alan siyasi gerçekliğe bakınca anlarız ki Sudan'da akıştaki siyasi değişkenlere yönelik tepkileri üzerine düşündüğümüzde devrim güçleri denen bu güçlerden bazısı bu sıfata layık olmayabilir.
Sözü edilen tepkiler, ideolojik tasavvurların yansıması olmakla eski rejimin söylemlerine yakın bir tarzda, siyasi anlayışta nihilist bir söylem olmak arasında gidip gelen partizan tepkilerdir. 
Gerek bu ideolojik düşünce gerek devrim güçleri denen ve komünistlerle bazı sol güçlerin etkin olduğu "Köklü Değişim" adlı hareket veya asker kökenli Minni Minnavi ile Cibril İbrahim hareketlerinin yanı sıra başka partilerin katıldığı "Demokratik Blok" ittifakı gibi (sivil veya asker) bazı güçlerin, siyasi gerçekliğin sonuçlarına yönelik tepkilerine yansıyan nihilizm… hiçbiri devrim güçleri arasındaki siyasi farklılık kavramına hayati bir değer atfetmez.
Halbuki devrim adındaki farazi bir şemsiye altında bir araya gelen güçlerin, kendisine karşı mütevazı olmaları gereken en önemli şey bu farklılıktır. 
Bundan dolayı askeri darbeyi sona erdiren siyasi bir anlaşma gerçekleştirmek arzusundaki Özgürlük ve Değişim Güçleri (Merkezi Meclis) gibi siyasi devrimci güçlere, devrim amaçlarına ihanet ettikleri gerekçesiyle, komünistler gibi başka devrimci güçler tarafından ihanet edilmesi gibi bir eğilimi gördüğümüzde ya da Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi ve Demokratik Blok İttifakı Siyasi Komitesi Başkanı Minni Minnavi'nin, siyasi bir anlaşmaya mukavemet için tüm yolların kullanılacağına açık bir atıfta bulunarak, "Mevcut haliyle çerçeve anlaşmayı ölü bedenimiz üzerinde imzalayın" demesi gibi, tarafı olmadığı herhangi bir siyasi anlaşmaya direndiğini sert bir tehdit üslubuyla dile getiren birine rastladığımızda işte o zaman, devrimci olduklarını iddia eden bu siyasi güçleri anlama çabamızı büyük soru işaretleri ile karşılayan bir tehlike ile mi yüzleşmiş bulunuyoruz? 
Bugün, devrime mensup olduğunu iddia eden siyasi ve askeri güçlerin niteleyebileceği başka herhangi bir durumdan ziyade, düşmanlığa yakın olan bir durumu yansıtan bu siyasi gerçeklik bizi, eski rejim güçleri gibi gerçek düşmanlar hanesinde yer alanlar bir yana devrimci olduğunu iddia edenler arasında bile devrimin kaderini tehdit edebilecek tehlikelerin karşısına çıkarıyor. 
Devrimci olduğunu iddia eden bazı güçlerin diğer bazı devrimci güçlere yönelik bir ihanet ve düşmanlık ifadesi olan siyasi tutumlarının, gerçek devrim düşmanlarının, yani eski rejim unsurlarının ekmeğine yağ sürdüğünü söylemeye gerek bile yok.
Özellikle de bu unsurlar, iktidarda bulundukları uzun süre boyunca elde ettikleri güç ve deneyimlere ek olarak, ciddi bir faaliyet ve siyasi gerçeklik üzerinde belirgin bir nüfuza sahipken.
Üstelik ürettiği ideolojik sahtekarlıklar üzerinden, liderlerinin, devrim hedeflerini tamamlamanın yolunun tıkanmasını kolaylaştırdığı birçok basit insanı gıdıklayan İslami kimlik sloganlarını yüksek sesle dillendiriyorlar. 
Böylece görmüş oluyoruz ki sözde devrim şemsiyesi altındaki bazı güçler arasındaki etkileşim özünde gerçek devrim hedeflerine hizmet etmiyor.
Devrim güçlerini, karşı devrim güçlerinin yararına olacak bir gerçeklik haline gelmiş dikey bir bölünme tehlikesinden veya bazı partizan devrimci güçlerin olguların değişkenlerini ve yerel, bölgesel ve uluslararası güç dengelerini umursamayan katı bir ideolojik bilinç yapısındaki derin sorunlardan koruyan siyasi bir bilinç mekanizmasını da yansıtmıyor.
Ayrıca, zıt ikilikler kapsamında karmaşık siyasi gerçeklik denklemleri ortaya koymaktan mutlu, zayıf bir sistemci ideolojik anlayışı aşan pek çok derin okumanın, ayak uydurmak için gerekli olduğu değişen ve dönüşen siyasi durumların doğasına ilişkin bir farkındalığa da işaret etmiyor. 
Devrimden sonra Özgürlük ve Değişim Güçleri ittifakının siyasi uygulamaları üzerinden son üç yılda gözler önüne serilen deney, Aralık Devrimi hedeflerinin meydan okumasına gerçek bir karşılığı yansıtmadı.
Zira önemli bazı olumlu durumlara rağmen belirgin başarısızlıkları, askeri oluşumun darbeden sonra ülkeyi yönetemediğini itiraf ederek siyasi süreçten çekilip işleri sivil siyasi güçlere bırakma niyetini açıklamasının ardından bugün şekillenen sürece ulaşmak üzere, durumu daha kötü bir aşamaya geri döndüren 25 Ekim 2021 darbesiyle önü kesilen geçiş döneminin sona erdiğinin en büyük göstergesiydi. 
Bununla birlikte Özgürlük ve Değişim Güçleri İttifakı'nın ilk deney köprüsünün altından çok sular aktıktan sonra bugün, asker müdahalesinden bağımsız yetkilerle sivil bir hükümetin gölgesinde Sudan için siyasi bir istikrarı destekleyen güçlü ve ciddi uluslararası ve bölgesel bir iradeyle pekişmiş müstakbel bir siyasi aşama için yeni bir oluşum mevcut.
Özgürlük ve Değişim Güçlerinin bu yeni sınavı (siyasi deneyimleri hakkında açıktan açığa bir özeleştiri yaptıktan sonra), ittifakın karmaşık ve bileşik bir gerçeklikte bir kez daha girişeceği siyasi bir fasıl ve neredeyse son bir maceradır.
Sudan siyasetinin kumlarının aktığı bu gerçekliği bugün sadece devrim güçleri ile eski rejim güçleri arasında tek taraflı bir çatışma isteği değil, aynı zamanda devrim güçleri içindeki, devrimci bilincin kimlikleri ve çeşitli devrim güçlerinin siyasi vizyonlarının farklılaşmasıyla bağlantılı pek çok başarısızlığı yansıtan dikey bir bölünme zemininde çifte bir çatışma da çekiştiriyor.
Bu, Sudan'ın siyasi geleceğinin ufkunu şu iki durum arasında kararsız bir hale getirecektir:
Özgürlük ve Değişim İttifakı tarafından bölgesel ve uluslararası bir dayanak üzerinden desteklenen yeni bir hükümet elinde siyasi istikrara olası bir dönüş ihtimali ile bir yandan devrim güçleri diğer yandan devrim güçleri ile karşı devrim güçleri arasında aşırı uyuşmazlık çatışmasının patlamasından kaynaklanan tehlikeli bir gelişme, ki bu sonuncusu asla temenni etmediğimiz ürkütücü bir senaryodur. 

Independent Türkçe



Güney Geçiş Konseyi, Hadramut ve el-Mehra'daki mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmeye başlandığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
TT

Güney Geçiş Konseyi, Hadramut ve el-Mehra'daki mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmeye başlandığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)
Yemen Başkanlık Konseyi’ne bağlı Vatan Kalkanı Güçleri, Hadramut'taki askeri noktalardan birinin güvenliğini sağlarken (Vatan Kalkanı Güçleri)

Yeni yılın ilk saatlerinde Güney Geçiş Konseyi’ne (GGK) bağlı güçler, Doğu Yemen’deki Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde yeni düzenlemelere varıldığını gösteren bir adım olarak, bazı askeri mevzileri hükümete bağlı Vatan Kalkanı Güçleri’ne devretmeye başladı.

Hadramut vilayetindeki yerel yönetim kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Vatan Kalkanı Güçleri’nin GGK’ye bağlı birliklerden birçok noktayı devraldığını doğruladı. Kaynaklar, bu sürecin iki taraf arasında gerçekleştirilen toplantıların ardından hayata geçirildiğini belirtti.

Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin denetimindeki Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanları ile GGK liderleri arasında toplantılar yapıldığını ve bu görüşmelerde önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alındığını aktardı.

Kaynaklar, söz konusu düzenlemelerin içeriğine dair ayrıntı vermedi. Ancak aynı zamanda, Şebve vilayetinde Belhaf Limanı’na giriş yapan ve Yemen hükümetinin talebi üzerine daha sonra bir gemiyle ülkeden ayrılan Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ait zırhlı araçlar ve askeri unsurların geniş çaplı bir çekilme süreci yaşadığını belirtti.

Bir Yemenli yetkili, bu düzenlemeleri, ortak düşman olan Husilere karşı meşruiyet cephesinin birliğini ve dayanıklılığını güçlendirme yolunda ‘olumlu’ adımlar olarak nitelendirdi. İsminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, meşru yönetimin bileşenleri arasında ortaklığın önemine ve gelecekte yaşanabilecek ihtilaflarda diyalog diline başvurulmasının gerekliliğine vurgu yaptı.

Öte yandan Yemenli askeri kaynaklar, GGK’ye bağlı bazı birliklerin mevzilerinden çekilmeyi reddettiğini bildirdi. Bu durum üzerine GGK’nin, söz konusu güçlerin yönetimini üstlenmek ve müzakere sürecini yürütmek üzere Ebu Tahir el-Beyşi’yi Seyun kentine gönderdiği belirtildi.

Aynı kaynaklara göre GGK güçleri stratejik öneme sahip el-Haşa kampından çekilmeyi halen reddediyor. Bu sabah erken saatlerde Vatan Kalkanı Güçleri ile GGK liderleri arasında yapılan görüşmelerin ise şu ana kadar somut bir sonuç vermediği ifade edildi.

Bu gelişmelerle bağlantılı olarak kaynaklar, GGK’ye bağlı Güvenlik Destek Kuvvetleri Komutanı Salih bin eş-Şeyh Ebu Bekir, bilinen adıyla Ebu Ali el-Hadrami’nin, dün ülkeden ayrılan BAE güçleriyle birlikte el-Mukelle kentinden ayrıldığını doğruladı.

Kaynaklar, el-Hadrami’nin kentten ayrılmadan önce birliklerine kendilerini terhis ederek evlerine dönmeleri talimatı verdiğini ve askerlerine “Görev sona erdi” dediğini aktardı.

xscdf
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi dün ABD Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede (SABA)

Bu gelişmeler, GGK'ye bağlı Güney Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Muhammed en-Nakib’in yaptığı açıklamadan saatler sonra yaşandı. En-Nakib, yayımladığı bildiride, sınır hattındaki Semud bölgesinde bulunan bazı mevzilerin Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı 1. Tugay’a devredildiğini, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerindeki Rumat bölgesi ile diğer bazı noktalarda da ‘varılan anlaşmalar doğrultusunda’ yeni devirlerin yapılacağını duyurdu.

Yayımlanan görüntülerde, Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanları ile GGK’den bazı liderlerin bir arada yer aldığı görülürken, bu buluşmanın iki taraf arasında önümüzdeki döneme ilişkin düzenlemelerin ele alındığı bir çerçevede gerçekleştiği değerlendirildi.

En-Nakib’e göre bu adım, ‘kardeş ülkelerin oluşturduğu koalisyonun çabalarının başarıya ulaşmasına katkı sağlama’ amacıyla atıldı. En-Nakib, “Bugün Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı 1. Tugay Semud bölgesinde yeniden konuşlandırıldı. Varılan mutabakat uyarınca, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerindeki Rumat bölgesi ve diğer alanlarda da Vatan Kalkanı Güçleri’ne bağlı başka birliklerin yeniden konuşlandırılması sürecek” ifadelerini kullandı.

Diğer yandan Suudi Arabistan, BAE’ye atfedilen ve GGK’ye bağlı güçleri güney sınırlarına yakın askeri hareketliliğe sevk eden ‘son derece tehlikeli adımlardan’ duyduğu üzüntüyü daha önce açıklamıştı. Riyad yönetimi, söz konusu adımların Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliği ile Yemen ve bölgenin güvenliği için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu vurgulamıştı.

yuı
Yemen'in doğusundaki el-Mehra vilayetinde yaşayan bir grup vatandaş, son Başkanlık Konseyi kararlarına desteklerini ifade ediyor. (SABA)

Suudi Arabistan, güvenliğinin ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurgulayarak, Yemen’in birliğine ve egemenliğine bağlılığını yineledi; Başkanlık Konseyi’ne tam destek verdiğini teyit etti. Riyad yönetimi, ‘güney meselesinin’ adil bir dava olduğu yönündeki tutumunu da yenileyerek, bu konunun kapsamlı bir siyasi diyalog çerçevesi dışında ele alınmasını reddettiğini açıkladı.

Riyad, güney meselesini iç çatışmalarda araçsallaştırılamayacak adil bir siyasi mesele olarak ele aldığını belirterek, çözümün güç yoluyla dayatma değil, diyalog ve uzlaşıyla sağlanması gerektiğini vurguladı.

Bu gelişmeler kapsamında Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ise BAE ile imzalanan ortak savunma anlaşmasının iptal edildiğini, 90 gün süreyle olağanüstü hâl ilan edildiğini ve BAE güçlerinin 24 saat içinde ülkeden çekilmesini talep ettiğini açıkladı. El-Alimi ayrıca, askeri kampların Vatan Kalkanı Güçleri’ne devredilmesini istedi. Söz konusu kararlar, resmî kurumların desteğini aldı.


Şeyh Gazel Gazel: Kimdir ve Suriye sahilinde ne istiyor?

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
TT

Şeyh Gazel Gazel: Kimdir ve Suriye sahilinde ne istiyor?

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel
Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazel Gazel

Sobhi Frangieh

Şeyh Gazel, mezhepçiliği eleştirirken aynı zamanda onu benimsiyor. Merkezi olmayan bir devleti savunuyor. Sekülerizmin en iyi çözüm olduğuna inanıyor ve yeni Suriye hükümetini “tamamen terörist bir sistem” olarak görüyor. “Alevi kanı” gibi terimler kullanıyor ve İslam'ın Ali bin Ebu Talib olmasaydı var olamayacağını savunuyor. Suriye’nin sahil bölgesindeki insanlara Suriye hükümetine karşı meydanlarda gösteri yapma çağrısı yapıyor. Talepleri kasım ayında ve aralık ayında yankı buldu, ölümler ve yaralanmalarla sonuçlanan bir kaosa yol açtı. Son gelişme iş adamı Rami Mahluf'un yayınladığı bir video ile onu hedef almasına, Alevileri kışkırtmayı bırakmasını istemesine ve babası ile kardeşine olan desteğini hatırlatmasına neden oldu.

Gazel, tanınmış bir Alevi din adamı olan Vahib Gazel'in oğludur. 1962 yılında Lazkiye kırsalındaki el-Haffa kasabasında doğdu ve orada ilk eğitimini aldı. Liseyi Lazkiye şehrinde okudu. Gazel daha sonra Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nde öğrenim gördü. Oradaki eğitimini tamamladıktan sonra 1988 yılında Londra'daki Uluslararası İslami İlimler Üniversitesi'ne kaydoldu. Daha sonra Lazkiye'ye dönerek şehirdeki Muhammed el-Bakir Camii'nde müderris, imam ve vaiz olarak çalıştı, sonrasında da Lazkiye müftüsü oldu. Gazel, “Kuran ve Sünnette İnsan Kalbi” ve “Kuran ve Sünnette Bilgi Araçları” da dahil olmak üzere birçok kitap yazdı.

Şeyh Gazel, Hafız Esed ve ardından Beşşar Esed dönemlerinde iktidarın iç çevresine girmeye birden fazla kez teşebbüs etti, ancak baba ve oğul Esed onun kendilerine bir fayda sağlayacağını düşünmüyorlardı. Zira ikisi de ​​İslam hukuku ve din alanlarındaki en yüksek makamlara Sünni din adamlarını yerleştirmeye odaklanmışlardı. Dahası Alevi toplumundan başka din adamlarının önünü açmışlardı ve Alevileri yönetimlerinin kaçınılmaz bir müttefiki olarak görüyorlardı. Çabalarını Suriyeli Sünnilerin çoğunluğunu kazanmaya yönlendirmeleri gerektiğini düşünüyorlardı. El-Mecelle'ye verdiği röportajda, Haziran 2000'de Hafız Esed'in cenaze töreniyle ilgili düzenlemelere aşina bir kaynak, Şeyh Gazel'in, Sünni bir şeyh olan Dr. Muhammed Said Ramazan el-Buti'nin, Alevi mezhebine mensup Hafız Esed'in cenaze namazını kıldırmasına itiraz ederek Alevi cemaati içinde iç sorunlara yol açtığını belirtti. Kaynak, bunun daha sonra Gazel'in Beşşar Esed'in güvenini kazanma gücünü etkilediğini de söyledi.

dfgt
Suriye'nin Lazkiye şehrinde düzenlenen bir gösteride, Aleviler Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazel Gazel'ın resminin olduğu bir pankart açtı, 28 Aralık 2025 (Reuters)

Şeyh Ahmed Hassun'un 2005 yılında Suriye Müftüsü olarak atanmasıyla birlikte Gazel, onunla yakınlaşmaya çalıştı. Suriye'de Sünni müftünün yanında bir Alevi din adamının bulunmasını hem sosyal hem de siyasi açıdan elzem görüyordu. Ancak Hassun, Gazel'in daha ileriye gitmesine izin vermedi. Suriye rejimi döneminde, 2011'deki Suriye devriminden önce Tahran'da düzenlenen bir konferansta Hassun, Şeyh Gazel'den ön sıralarda yanına oturmak yerine arka sıralara geçmesini ve yerleşik oturma düzenini bozmamasını istedi. Böylece Gazel'in etkisi, Esed dönemi boyunca yakın çevresi ve cemaatiyle sınırlı kaldı.

Mart ayında Suriye sahilinde yaşanan olaylar, Şeyh Gazel'in Şam'a karşı tutumunu netleştirmesinde önemli bir rol oynadı; bu olaylardan sonra Suriye'deki Alevileri korumak için uluslararası müdahalenin gerekliliğinden bahsetmeye başladı

Eski Suriye rejiminin yıkılması ve Beşşar Esed'in 8 Aralık 2024'te kaçmasıyla birlikte Şeyh Gazel'in sesi daha yüksek çıkmaya başladı. Ahmed eş-Şara hükümetini kabul etme ile eleştirme arasında gidip gelen bir söylemle kelimelerle ustaca oynadı. Geçtiğimiz yıl şubat ayında, “Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi”nin kurulduğu duyuruldu ve Gazel, başkanlığına getirildi. Özellikle geçen yıl mart ayında sahil bölgesinde yüzlerce insanın hayatını kaybettiği kanlı olaylardan sonraki aylarda, en etkili ses haline geldi.

Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi çatısı altında iki meclis bulunuyor. Birincisi, Şeyh Gazel'in başkanlığını yaptığı ve 130 din adamından oluşan Din Meclisi’dir. Din adamları şu şekilde dağılmıştır: 30'u Lazkiye şehrinden, 30'u Humus şehrinden, 30'u Tartus şehrinden, 30'u Hama şehrinden, 10'u Şam ve kırsalından. İkincisi ise Siyasi Büro, Halkla İlişkiler Bürosu, Ekonomi Bürosu, Hukuk Bürosu, Koordinasyon Bürosu, Medya Bürosu, Yardım Bürosu ve Tarihsel Uzlaşma Bürosu'nu içeren Yürütme Meclisi’dir.

frty6
Suriye sahilindeki Lazkiye şehrinde hükümet yanlısı göstericiler, Humus'taki bir Alevi camisine düzenlenen bombalı saldırıdan iki gün sonra gösteri düzenleyen Alevi göstericilerle karşı karşıya geldi, 28 Aralık 2025 Pazar (AP)

Mart ayında Suriye sahilinde yaşanan olaylar, Şeyh Gazel'in Şam'a karşı tutumunu netleştirmesinde önemli bir rol oynadı; bu olaylardan sonra Suriye'deki Alevileri korumak için uluslararası müdahalenin gerekliliğinden bahsetmeye başladı. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın kararıyla kurulan Suriye sahilindeki olaylarla ilgili araştırma komitesini reddettiğini açıkladı. Şeyh Gazel, Suriye hükümetinin çabalarına karşıt bir söylem benimsemeye başladı ve sahil halkının yaptığı hatalardan birinin silahlarını yeni hükümete teslim etmek olduğunu belirtti. Bu da birçok kişi tarafından Şeyh Gazel'in yeniden silahlanmaya yönelik örtülü bir çağrısı olarak yorumlandı. Temmuz ayında yayınlanan bir videosunda Şeyh Gazel, Suriye hükümetini “kan dökmeyi yücelten çarpık bir dine bağlı, tamamen terörist bir sistem” olarak tanımladı. Gazel ayrıca, Ağustos 2025'te Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) bağlı Özerk Yönetim tarafından düzenlenen Bileşenlerin Birliği Konferansı'na katıldı. Video konferans yöntemiyle yaptığı konuşmada, laik, çoğulcu ve adem-i merkeziyetçi bir devlet çağrısında bulunarak, adem-i merkeziyetçi veya federal bir sistemin tüm Suriye bileşenlerinin haklarını garanti altına alacağını savundu.

Video mesajlarından birinde Şeyh Gazel, Suriyeli Sünnilere hitaben, çözümlerin açık olduğunu belirtti; federalizm ve siyasi adem-i merkeziyet. Terörizm ile neyi kastettiğini veya terör kaynağının ne olduğunu açıklamadan, bu yönetim sisteminin, Alevilerin ve Sünnilerin haklarını terörden uzakta garanti altına aldığını da ekledi. Başka bir mesajında ise şunları söyledi: “Masum insanları koruma talebim ve onları rejimin kalıntıları olarak görmeyi reddetmem mezhepçilik sayılıyorsa ve taleplerimin siyasi olmasıyla suçlanıyorsam, uluslararası koruma talebimi yineliyorum.” Suriye hükümetini de “sadece radikal ideolojilerine katılmadığımız için kendi mezhebimden olan insanların geçim kaynaklarını hedef almakla” suçladı.

Kasım ayının sonunda Gazel, 24 Kasım'da Humus'ta patlak veren gerilimlerin ardından Suriye sahilinde halka Suriye hükümetine karşı oturma eylemleri düzenleme çağrısı yaptı. Bir video mesajında ​​şunları söyledi: “Silahlarımızı terörist, tekfirci ve dışlayıcı bir fiili otoriteye teslim ettik; bu otorite Sünni topluluğunu adaletsizliği kınayan her sese karşı kullanılan siyasi bir araca dönüştürdü.” Ayrıca “sokaklarda katledilecek bir halk değiliz” diyerek çağrısını “tüm dini gruplara” yöneltti. Tüm dini gruplardan insanları “öldürme makinesini ve her türlü terörü durdurmak için öğlen (25 Kasım) barışçıl bir oturma eylemine” katılmaya çağırdı. Yüzlerce kişi Gazel'ın çağrısına yanıt verdi. İç güvenlik güçleri, meydanlardaki insanları korumak için müdahale etti. Lazkiye'deki bir Genel Güvenlik yetkilisi Mecelle'ye kendilerine verilen emirlerin kesin ve katı olduğunu söyledi. Buna göre “siviller tutuklanmayacak ve sloganlarına bakılmaksızın göstericilere müdahale edilmeyecekti.” Yetkili “ne var ki Şeyh Gazel'in çağrısına yanıt veren sivillerin düzenlediği gösteriler sırasında karşı gösteriler de düzenlendi. Biz ortadaydık, o anda iki taraf arasında kaçınılmaz olan çatışmaları önlemeye çalışıyorduk” diye ekledi.

dfrgt
Suriye'nin Humus şehrindeki bir patlamada hedef alınan ve hasar gören cami, 26 Aralık 2025 (Reuters)

27 Aralık'ta Şeyh Gazel, Alevileri ertesi gün (28 Aralık) sokağa çıkmaya çağırdı. Bu sefer Gazel daha açık konuştu ve yayınladığı videoda şunları söyledi: “Yarın dengeler onların aleyhine dönecek ve dünyaya Alevi topluluğunun aşağılanamayacağını veya dışlanamayacağını göstereceğiz. Yarın barışçıl bir insan seli olacak.” Herkesi “göğüsleri açık” bir şekilde sokağa çıkmaya çağırdı. Ertesi gün kaotik ve kanlı geçti; Lazkiye ve Celba şehirlerinde iç güvenlik güçlerine yönelik saldırılar oldu ve her iki şehirde de yaralanmaların yanı sıra can kayıpları yaşandı. İç güvenlik güçleri genel olarak durumu kontrol altına alabilse de, sahil bölgesinde bu çatışmaların sosyal yansımaları kolay kolay ortadan kalkmayacak, özellikle de bölgedeki topluluklar arasında iç öfkenin arttığı ve bölgede herhangi bir güvenlik açığı yaşanması durumunda patlama anının yakın olabileceği göz önüne alındığında.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şeyh Gazel Gazel, nerede olduğuna dair herhangi bir işaret veya belirti olmaksızın, genel olarak Suriyelilerin ve özellikle sahil halkının karşısına videolu mesajlarla çıkıyor. Mecelle onun yeri hakkında çelişkili bilgiler edindi. Bazıları şu anda Kamışlı'da olduğunu söylerken, diğer kaynaklar muhtemelen birkaç ay önce Suriye topraklarını terk ettiğini belirtiyor. Birkaç kaynak ise  Şeyh Gazel olgusunun Suriye ve Lübnan'da yaşayan eski rejimin birçok liderini etkilediğini ve bu liderlerin, hareketleri ve operasyonları için daha fazla dini destek kazanmak amacıyla, ağırlıklı olarak Alevilerin yaşadığı bazı bölgelerde aynı olguyu tekrarlamaya çalıştıklarını kaydetti. Buna ek olarak, İran ve Hizbullah'a bağlı medya organları da Suriye hükümetini şeytanlaştırma kampanyalarında Şeyh Gazel'in söylemlerini kullanıyorlar.

Suriye bugün, birden fazla ses ve anlatıya dayalı bir sosyal bölünme hali yaşıyor. Bunlar arasında Suriye sahilinde, Suveyda'da ve diğer bazı Suriye bölgelerinde yaygın olan dini anlatılar, SDG komutanlarının öncülük ettiği Kürt ulusal sesini birleştirme çabalarına dayanan milliyetçi bir anlatı, Suriye hükümetinin resmi kanalları aracılığıyla desteklemeye çalıştığı devlet merkezli bir anlatı da yer alıyor. Bu anlatıların ortasında, Esed rejiminin devrilmesinden zarar gören ülkeler ve kuruluşlar tarafından desteklenen gayri resmi medya ajandaları aktif durumda. Bunlar, Suriyeliler arasındaki gerilimleri körüklemeyi ve bölünmelerini derinleştirmeyi amaçlıyor ve bunu çeşitli faktörlere dayanarak yapıyor; silahın yaygınlaşması, toplumsal parçalanma ve hâlâ yeniden inşa sürecinde olan mevcut Suriye güvenlik kurumlarının zayıflığı.


İsrail’den Gazze’de 37 STK’ya yasak: Faaliyetler 1 Mart’ta sona erecek

31 Aralık 2025’te Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların kalıntıları arkasında güneş batarken. (AFP)
31 Aralık 2025’te Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların kalıntıları arkasında güneş batarken. (AFP)
TT

İsrail’den Gazze’de 37 STK’ya yasak: Faaliyetler 1 Mart’ta sona erecek

31 Aralık 2025’te Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların kalıntıları arkasında güneş batarken. (AFP)
31 Aralık 2025’te Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların kalıntıları arkasında güneş batarken. (AFP)

İsrail, Gazze’de faaliyet yürüten 37 uluslararası sivil toplum kuruluşunun, belirlenen “güvenlik ve şeffaflık” kriterlerini süresi içinde yerine getirmediğini öne sürerek, bu kuruluşlara yönelik getirilen yasağın hayata geçirileceğini açıkladı.

İsrail, perşembe günü yaptığı açıklamada, söz konusu STK’ların özellikle Filistinli çalışanlarına ilişkin bilgileri açıklamadığını savundu. Birleşmiş Milletler ise kararın, savaşın yıkıma uğrattığı Filistin topraklarında zaten ağır olan insani krizi daha da derinleştireceği uyarısında bulundu.

Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Gerekli güvenlik ve şeffaflık standartlarını karşılamayan kuruluşların lisansları askıya alınacaktır” denildi. Bu kuruluşların 1 Mart’a kadar faaliyetlerini tamamen durdurmaları gerekecek.

Bazı STK’lar, getirilen şartların uluslararası insani hukuka aykırı olduğunu ya da örgütlerin bağımsızlığını tehlikeye attığını savunurken, İsrail de son tarihin yaklaşmasıyla birlikte uluslararası eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

İsrail, yeni düzenlemenin, “terörü desteklediğini” öne sürdüğü yapıların Filistin topraklarında faaliyet göstermesini engellemeyi amaçladığını belirtiyor. Bakanlık açıklamasında, “Tespit edilen temel eksiklik, çalışanlara ilişkin tam ve doğrulanabilir bilgilerin sunulmasının reddedilmesidir. Bu gereklilik, terörist unsurların insani yapılara sızmasını önlemek için kritik önemdedir” ifadeleri kullanıldı.

İsrail, mart ayında STK’lara yeni kurallara uymaları için 10 aylık süre tanımıştı. Bu kurallar, “personel, finansman kaynakları ve operasyonel yapının tam olarak açıklanmasını” öngörüyordu. Süre çarşamba günü doldu.

Bakanlığa göre, 37 STK’ya lisanslarının 1 Ocak 2026 itibarıyla iptal edileceği resmen bildirildi ve kuruluşlardan faaliyetlerini 1 Mart 2026’ya kadar tamamen sonlandırmaları istendi.

‘Bürokrasinin silah haline getirilmesi’

Diaspora İşleri ve Antisemitizmle Mücadele Bakanı Amichai Chikli, “Mesaj nettir: İnsani yardıma izin verilmektedir; insani çerçevelerin terör amacıyla istismar edilmesine ise izin verilmeyecektir” dedi.

Bakanlığın yayımladığı listeye göre, sınır dışı bırakılacak kuruluşlar arasında Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), World Vision International ve Oxfam gibi önde gelen insani yardım örgütleri de yer alıyor.

İsrail, MSF özelinde iki çalışanın Filistinli gruplar İslami Cihad ve Hamas üyesi olduğunu öne sürdü. MSF ise bu hafta başında yaptığı açıklamada, personel listesinin paylaşılmasının “İsrail’in uluslararası insani hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal edebileceğini” belirtmiş ve “askeri faaliyetlere katılan kişileri bilerek istihdam etmeyeceklerini” vurgulamıştı.

Perşembe günü İsrail merkezli 18 sol görüşlü STK da kararı kınayarak, “Yeni kayıt çerçevesi, bağımsızlık ve tarafsızlık gibi temel insani ilkeleri ihlal ediyor” açıklamasında bulundu. Ortak açıklamada, “Bürokrasinin bu şekilde silah haline getirilmesi, yardıma yönelik kurumsal engelleri kalıcı hale getiriyor ve hayati öneme sahip kuruluşları faaliyetlerini askıya almaya zorluyor” denildi.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, çarşamba günü İsrail’in kararını “skandal” olarak nitelendirerek, devletlere İsrail’in tutumunu değiştirmesi için acilen baskı yapma çağrısında bulundu. Türk, “Bu tür keyfi askıya almalar, Gazze halkı için zaten tahammül edilemez olan durumu daha da kötüleştiriyor” dedi.

BM Filistinli Mülteciler Ajansı (UNRWA) Başkanı Philippe Lazzarini ise kararın “tehlikeli bir emsal” oluşturduğunu belirtti. Lazzarini, “Yardım kuruluşlarının çalışmalarını kontrol altına alma girişimlerine karşı çıkılmaması, dünya genelinde insani yardımın temelini oluşturan tarafsızlık, bağımsızlık, eşitlik ve insanlık ilkelerini daha da zayıflatacaktır” ifadelerini kullandı.

‘Felaket boyutunda’

Salı günü, Fransa ve Birleşik Krallık’ın da aralarında bulunduğu 10 ülkenin dışişleri bakanları, insani durumun “felaket boyutunda” olduğu Gazze Şeridi’nde İsrail’e “yardıma erişimi garanti etme” çağrısı yaptı.

Ekim ayından bu yana Gazze’de kırılgan bir ateşkes yürürlükte bulunuyor. Ateşkes, İsrail’in, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail topraklarına düzenlediği ve çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından başlattığı savaş sonrasında sağlanmıştı.

BM verilerine göre, Gazze Şeridi’ndeki binaların yaklaşık yüzde 80’i savaşta yıkıldı ya da hasar gördü. Gazze’deki iki milyondan fazla nüfusun yaklaşık 1,5 milyonunun evlerini kaybettiğini, Gazze’deki Filistinli STK Ağı’nın Direktörü Amjad el-Şeva açıkladı.