İran’la imzalanan nükleer anlaşma yeniden gündemde

Özellikle İran yapımı İHA’ların Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşında kullanmasının ardından ABD’nin Tahran'la müzakerelerin yeniden başlamasını talep etmesi neredeyse imkansız

Nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik başlatılan, ancak daha sonra dondurulan müzakerelerden bir kare (AFP)
Nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik başlatılan, ancak daha sonra dondurulan müzakerelerden bir kare (AFP)
TT

İran’la imzalanan nükleer anlaşma yeniden gündemde

Nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik başlatılan, ancak daha sonra dondurulan müzakerelerden bir kare (AFP)
Nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik başlatılan, ancak daha sonra dondurulan müzakerelerden bir kare (AFP)

Nebil Fehmi
ABD’nin eski Başkanı Donald Trump, İran ve P5+1 ülkeleri (BMGK’nin 5 daimi üyesi Birleşik Krallık, ABD, Çin, Fransa, Rusya ile Almanya) arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan 2018 yılında imzacı tarafların tüm itirazlarına rağmen tek taraflı olarak çekildi. Ancak ABD Başkanı Joe Biden’ın eski Başkan Donald Trump’ı yenerek seçimleri kazanmasının ardından Biden yönetimi, önceliklerini ve siyasi dengeleri düzenlemeye çalışmakla meşgul olduğundan nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan müzakerelere hemen dönmek konusunda tereddüt ederek geç kaldı.
İran da Avrupa ülkelerinin anlaşmanın canlandırılması adına önerdikleri tavizleri kabul etmekteki isteksizliğiyle kendi açısından bu yönde adım atmakta geç kaldı. Son olarak Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell geçtiğimiz yıl Temmuz ayın bir öneriyle geldi, ancak sonuçsuz kaldı. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, 20 Aralık'ta Ürdün'ün başkenti Amman'da bazı bölgesel ülkelerin katılımıyla gerçekleşen bir zirvenin ardından Borrell ile düzenlediği ortak basın toplantısında, ülkesinin Viyana görüşmelerini son anlaşma taslağı temelinde sonuçlandırmayı kabul ettiğini açıklayana kadar müzakerelere katılmaya devam etmediği için özür diledi.
ABD, tereddüdünün ardından daha esnek ve olumlu olan Avrupa’ya yakın bir tutum sergilemeye başladı. Öyle ki İran’ın bazı kurumlarını yaptırım listelerinden çıkararak Tahran’ın kendisine esneklik gösterilmesi yönündeki bazı taleplerini kabul etti. Fakat ABD’de gelecekte göreve gelecek yönetimlerin bir daha nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmeyeceğine dair garanti verilememesi ve Tahran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) başlattığı soruşturmaların kapatılması konusundaki ısrarı nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinin önündeki başlıca engel olmaya devam etti.
İran, UAEA heyetinin nükleer tesislere yönelik ziyaretlerinin yeniden başlamasını onaylamadan önce meseleyi oldu bittiye getirmek amacıyla sahada hızlı hareket etmeye, diplomatik manevralar yapmaya ve uranyum zenginleştirme kapasitesini ikiye katladığını ve gelişmiş santrifüj sistemleri kullanmaya başladığını duyurdu. İran, ayrıca balistik füze çalışmalarını geliştirme ve uydu fırlatma niyetinde olduğunu açıkladı. Avrupa ülkeleri ise nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması meselesinden uzaklaşarak ABD’ye yakın bir tutum sergilemeye başladı. Avrupa Birliği (AB) ve İngiltere son zamanlarda Tahran'a art arda yaptırımlar uyguladı.
Kısa süre önce ABD’li ve İranlı bağlantılarımla kurduğum temaslarda, Washington açısından nükleer anlaşmayı sürdürmenin İran'ın nükleer programının hedeflerini kontrol etme bakımında, Tahran açısından ise ağır ekonomik yaptırımların kaldırılmasıyla kendisini yeniden şekillenen Ortadoğu'da aktif ve etkin bir ülke olarak konumlandırmak bakımından iki tarafın da çıkarları olduğuna dair bir kanı olduğunu gördüm.
Ancak nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinin her iki ülkenin sağcı kanatları tarafından zayıflık ve siyasi başarısızlık olarak görülmesinin yanı sıra çeşitli jeopolitik konular ve iç dosyalar nedeniyle anlaşmanın yakın gelecekte canlandırılabileceğini düşünmüyorum.
Demokrat Parti, Senato'nun çoğunluğunu elinde tutmayı başarsa da Temsilciler Meclisi'nde aynı durum söz konusu değil.  ABD, 2024 yılında yapılacak seçimlere hazırlanırken Demokrat Başkan Biden’ın yönetiminin gerçekleştirmeyi istediği çok büyük projeleri ve niyetleri var. Bu yüzden Biden yönetimi, hassas ve belirsiz dış projelerin peşine düşmeyecektir.
İran'ın Rusya'ya Ukrayna'ya karşı savaşında insansız hava aracı (İHA) tedarik ettiği bir dönemde Washington’ın Tahran ile müzakerelerin yeniden başlamasını talep etmesi neredeyse imkansız. Yani, söz konusu müzakerelerin yeniden başlaması büyük ölçüde Kiev'deki gelişmelerle ilişkili. Büyük bir değişiklik olmasa da çetin geçecek müzakerelerden sonra biz uzlaşıya varılabilecektir. Süre uzayabilir. En iyi ihtimalle bahar bitmeden müzakerelerin tamamlanmasını beklemiyorum.
İran rejimi ile bazı vatandaşlar arasında yaşanan, henüz yatışmamış ya da sona ermemiş ve birçok yansımayı beraberinde taşıyan gerilim çerçevesinde özellikle rejimin sert tepkilerine tanık olurken Batı ülkeleri ile İran arasındaki müzakerelerin yakın gelecekte başlayabileceğini de düşünmüyorum.
Batı ülkeleri açısından mesele, sadece nükleer anlaşmanın içeriğiyle sınırlı değil ve mevcut nükleer anlaşma ya da olası başka iş birlikleriyle ilgili olarak İran ile müzakereleri sürdürmenin uygun olmamasına kadar uzanıyor.
Zaman tükendikçe ve seçim dönemine yaklaştıkça, biçim ya da içerik açısından hassas müzakerelere girme hevesimiz azalır, uzlaşmalar için gereken tavizleri verme ihtimalleri ve imkanları zayıflar.
Öte yandan İran’ın resmi olarak müzakerelere dönmeyi kabul ettiğini, hatta bunu memnuniyetle karşıladığını göstermeye çalıştığını düşünüyorum. Sadece müzakerelerin yeniden başlaması bile Tahran'ın silahlanma konusunda Rusya ile iş birliğinden ve ülkedeki molla rejimine karşı açık bir meydan okuma olarak görülen son protesto gösterilerindeki can kayıplarından kaynaklanan siyasi tecritten kısmen çıkması anlamına geliyor.
Bununla birlikte İran'ın bir uzlaşıya varılabilmesi için nükleer anlaşmanın şartları konusunda yeterli esnekliği göstermeye ya da ulaştığı uranyum zenginleşme seviyelerinden geri çekilmeye istekli olduğunu düşünmüyorum. Tahran’ın son zamanlarda gösterdiği siyasi yumuşaklık, İran'ın her zamanki taktik manevralarının ve uygulamalarının bir parçası olabilir. Bu yumuşaklık, Tahran'ın daha kapsayıcı ve stratejik bir vizyonu olduğuna dair net bir gösterge sayılmaz.
Bu yüzden yakın gelecekte nükleer anlaşmaya ilişkin tutumlarda bir atılım görebileceğimizi sanmıyorum. Yeni bir düzenlemeye gidilmesini ve hesaplarda değişiklik yapılmasını sağlayacak askeri bir harekâtla şaşırtılmadığımız sürece bir ilerleme yahut gerileme olmadan mevcut durumun olduğu gibi kalacağını düşünüyorum. İsrail, İran’a karşı askeri bir harekât başlatılması görüşünü bir baskı ve tehdit unsuru olarak sık sık dile getiriyordu. Artık Tel Aviv’de daha katı ve aşırılık yanlısı bir hükümet var ve nasıl bir tutum sergileyeceğini Allah bilir.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.