Halep-Lazkiye karayolunun açılmasının etkilerine dair endişeler artıyor

Yapılan değerlendirmeler Halep-Lazkiye karayolunun açılmasının, Suriye’nin kuzeybatısında yaşayanları kaçmaya zorlayabileceği yönünde.

Suriye'nin kuzeyindeki M4 karayolu. (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeyindeki M4 karayolu. (Şarku’l Avsat)
TT

Halep-Lazkiye karayolunun açılmasının etkilerine dair endişeler artıyor

Suriye'nin kuzeyindeki M4 karayolu. (Şarku’l Avsat)
Suriye'nin kuzeyindeki M4 karayolu. (Şarku’l Avsat)

İdlib’in güneyinde ve batısında bulunan başlıca ilçeler ile Hama kırsalındaki Gab Ovası'nın kuzey kesiminde yaşayanlar, yakınlarından geçen M4 Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun açılması ve rejim güçlerinin yolun güneyine ilerleyip kontrol etmesi ihtimalinin basında yer almaya başlamasının endişeye kapıldı. Halk, Moskova’nın girişimleriyle Ankara ile Şam arasında normalleşmeye dair ilk adımların atılmasından korkuyorlar.
İdlib'in güneyindeki Eriha ilçesinde ikamet eden 58 yalındaki Ebu Hasan şu açıklamada bulundu:
“Eğer Türk basınında yer alan ve ‘M4’ adıyla bilinen Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun Rusya ve Suriye rejiminin katılımıyla açılmasına yönelik hazırlıklara işaret eden haberler doğruysa bu, bölgenin başına yeni bir felaketin gelecek demektir. Cisr es-Şuğur ve Eriha gibi yolun kuzeyindeki ve güneyindeki kasabalarda ve Cebel ez-Zaviye’deki 20’den fazla köy ve kasabada yaklaşık 250 bin kişi, geçim kaynağını ve çiftliklerini kaybedecektir. Aynı şekilde muhalifler de Suriye'nin kuzeyindeki birçok tarım ürününü güvence altına alan bir tarım ambarı olarak kabul edilen Gab Ovası'nın kuzey kesimini ve er-Ruj Vadisi’ni kaybedecek. Çünkü Türkiye ile Rusya arasında yapılacak bir anlaşma ile karayolunun açılması, Suriye rejim güçlerinin bu bölgelere doğru ilerleyeceği ve kontrol altına alacağı anlamına geliyor. Sonuç olarak, bölge sakinleri kaçmak ve mülteci kamplarına gitmek zorunda kalacaklar.”
İdlibli aktivist Ahmed Hac Hasan, “Bir kısmı muhaliflerin ve Türkiye'nin kontrolündeki Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun İdlib’den geçen bölümünün ticari araçlara ve mallara açılması her şeyden önce Suriye rejiminin çıkarına olacaktır. Böylece gelecekte İdlib ve Halep'in kuzeyinde yer alan Bab el-Hava ve Bab es-Selame sınır kapıları üzerinde kontrol sahibi olabilecek” ifadelerini kullandı.
Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun açılmasının muhaliflerin üzerindeki sonuçlarının oldukça fazla olacağını vurgulayan Hasan, bunların başında muhaliflerin kontrol ettikleri coğrafi bölgenin kademeli olarak küçülmesinin geldiğini belirtti. Yolun güneyindeki ve kuzeyindeki bölgelerin, Suriye'nin kuzeybatısındaki muhaliflerin kontrolü altındaki tüm bölgenin yaklaşık dörtte birini oluşturduğunu belirten Hasan ayrıca rejim güçlerinin M4 karayoluna ilerleme ihtimalinin, muhaliflerin kontrolü altındaki bölgenin başkenti haline gelen İdlib’e sadece 10 ila 15 kilometre uzaklığa kadar yaklaşması anlamına geldiğini ve bunun da İdlib ve sakinleri için bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.
Diğer yandan Ceyş el-İzze Tugayı liderlerinden Albay Mustafa Bakur, Türkiye'nin muhalif gruplara Halep-Lazkiye karayolunu açmaya başladığını bildirdiği haberini yalanladı. Bakur, yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:
“Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ya da Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan (MİT) bize şu ana kadar Türkiye'nin M4 karayolunu Rusya ve rejim ortaklığında üçlü gözetim altında açma istediğine dair herhangi bir bilgi gelmedi. Henüz buna dair bir işaret yok.”
Halep-Lazkiye karayolu da dahil olmak üzere uluslararası yolların açılmasının, 2017 yılında Astana sürecinin başlamasının ardından Türkiye, Rusya ve İran arasında üzerinde anlaşmaya varılan yedi maddeden biri olduğunun altını çizen Bakur, bu maddelerden bir diğerinin ise İdlib’te gerginliği azaltmayı amaçlayan anlaşmanın imzalanması olduğunu söyledi. Bakur sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ankara ayrıca M4 karayolunun açılması ve yolun kuzeyinde ve güneyinde altı kilometre derinlikte, Türkiye ve Rusya ortak devriyelerin düzenlenmesiyle ılımlı muhalif grupları Heyetu Tahriru'ş Şam’dan (HTŞ) ayırma ve İdlib'den uzaklaştırma sözü verdi. Ancak Rusya, Türkiye ile yaptığı her görüşmede ya da Suriye konulu her yeni müzakerede uluslararası karayollarının açılması için baskı yapmaya çalışıyor.”
Gözlemciler, Rusya'nın Türkiye ile Suriye rejimi arasındaki ilişkilerin düzelmesini ve normalleşme sürecinin başlamasını, Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun açılmasını talep etmek, Suriye rejimine yönelik uluslararası tecridi kademeli olarak kırmak, Suriye'yi yeniden Türkiye ile Arap ülkeleri arasında malların geçişini kolaylaştırmak amacıyla köprü yapmak için kullanmaya çalıştığını öne sürdüler. Gözlemcilere göre bunun gerçekleşmesi halinde rejimin kontrolündeki bölgelerdeki boğucu ekonomik kriz atlatılacak ve bunun ekonomiye olumlu yansımaları olacak. M4 karayolu, kıyı şeridini Suriye'nin en büyük şehri olan Halep'e bağladığından bu yolun açılması başta İran olmak üzere çeşitli taraflar için de büyük bir önem taşıyor. Zira Suriye'nin kuzeyinde ve kuzeydoğusunda yer alan iller, rejim güçleri ve Rus kuvvetleri için Halep ile Lazkiye arasında bir ikmal hattı konumunda. Suriyeli muhalif gruplar şu an M4 karayolunun, batıda Cisr es-Sugur kırsalındaki Bidama beldesi ile doğuda Serakib şehri yakınlarındaki Neyrab ilçesi arasında uzanan, yaklaşık 124 kilometresini kontrol ediliyorlar. Karayolu, İdlib şehir merkezinin yaklaşık 15 kilometre güneyindeki Eriha ve Cisr es-Sugur ilçelerinden geçiyor.



İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
TT

İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

İsrail güçleri, geçtiğimiz perşembe günü Marmaris’ten Gazze Şeridi’ne doğru yola çıkan ve Kıbrıs açıklarında bekleyen Küresel Sumud Filosu’na müdahaleye başladı. Ankara, söz konusu müdahaleyi ‘korsanlık’ olarak nitelendirdi.

Uluslararası Gazze Ablukasını Kırma Komitesi bugün yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin filoya ait gemilere müdahale ettiğini doğruladı. Komite tarafından yayımlanan basın açıklamasında, “Müdahale başladı... İsrail savaş gemileri Gazze Şeridi’ne doğru ilerleyen filomuzu kuşatıyor” ifadelerine yer verildi.

Önceki filo girişimlerinde olduğu gibi, İsrailli yetkililerin bu kez de gemileri İsrail kıyılarına ulaşmadan durdurmakta kararlı olduğu değerlendiriliyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ise müdahale öncesinde sert bir açıklama yayımlayarak, filo organizatörlerini insani yardım misyonu yürütmek yerine ‘siyasi provokasyon’ düzenlemekle suçladı. Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığı açıklamada, “Bir kez daha provokasyon… İçinde insani yardım bulunmayan bir başka sözde insani filo” denildi.

Bakanlık açıklamasında ayrıca, “Bu kez iki şiddet yanlısı Türk grup, Mavi Marmara Derneği ve İHH bu provokasyona katılıyor. İHH, terör örgütü olarak sınıflandırılmış durumda” ifadelerine yer verildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, filonun amacının yardım ulaştırmak değil, Hamas’ın çıkarlarına hizmet etmek olduğunu öne sürdü.

btyny
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

Açıklamada, “Bu provokasyonun amacı Hamas’a hizmet etmek, örgütün silahsızlanmayı reddetmesinden dikkatleri uzaklaştırmak ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya konulan barış planındaki ilerlemeyi engellemektir” denildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı kapsamında Gazze Şeridi’ndeki insani faaliyetleri denetlediğini belirttiği Gazze Barış Kurulu’na da atıfta bulundu. Bakanlık, söz konusu konseyin ‘bu filonun tamamen medya propagandasına yönelik olduğu’ değerlendirmesinde bulunduğunu öne sürdü.

Açıklamanın devamında, “İsrail, Gazze’ye yönelik yasal deniz ablukasının herhangi bir şekilde ihlal edilmesine izin vermeyecektir” ifadesi kullanıldı. Bakanlık ayrıca, “İsrail bu provokasyona katılan tüm taraflara rota değiştirerek derhal geri dönmeleri çağrısında bulunmaktadır” açıklamasını yaptı.

Korsanlık eylemi

Ankara ise İsrail güçlerinin Küresel Sumud Filosu’na müdahalesini ‘korsanlık eylemi’ olarak nitelendirdi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail güçlerinin uluslararası sularda Küresel Sumud Filosu’na yönelik müdahalesini, yeni bir korsanlık eylemi olarak kınıyoruz” ifadesi kullanıldı.

Hamas da İsrail donanmasının, Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukayı kırmak amacıyla Türkiye kıyılarından hareket eden filoya yönelik operasyonunu ‘terör saldırısı’ ve ‘tam anlamıyla korsanlık suçu’ olarak değerlendirdi.

Filistin Enformasyon Merkezi tarafından yayımlanan Hamas açıklamasında, “İşgalci İsrail donanmasının Küresel Sumud Filosu gemilerine yönelik saldırısı ve buna eşlik eden aktivistlere yönelik müdahale ile gözaltılar, tüm unsurlarıyla tamamlanmış bir korsanlık suçudur” denildi.

Hamas açıklamasında ayrıca, “Faşist işgal hükümeti, Gazze ve kuşatma altındaki halkına destek olmak için insani ve ahlaki görevlerini yerine getiren dayanışma aktivistlerine karşı korsanlık suçu işlemeyi sürdürüyor. Gazze halkı ise dünyanın gözü önünde soykırım, açlık ve devam eden kuşatma ile karşı karşıya” ifadelerine yer verildi.

Hamas, tüm ülkelere, BM’ye ve insan hakları kuruluşlarına çağrıda bulunarak, ‘bu suçun kınanmasını, işgal liderlerinin uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerinden dolayı hesap vermesini, gözaltına alınan aktivistlerin derhal serbest bırakılmasını ve Gazze’de yaşayan iki milyondan fazla Filistinliye uygulanan yasa dışı kuşatmanın sona erdirilmesini’ istedi.

Açıklamada ayrıca, ‘Gazze’nin insani mesajını dünyaya taşıyan ve işgalin terörüne, kibrine ve faşist uygulamalarına meydan okumakta ısrar eden özgür aktivistler’ selamlandı. Hamas, ‘Filistin halkına destek ve adalet ile insan onuru değerlerinin savunulması amacıyla, kuşatma kırılana ve işgal sona erene kadar özgürlük ve direniş filolarının sürdürülmesi’ çağrısında bulundu.

Geçen yıl da İsrail makamları, yaklaşık 50 gemi ve 500 aktivistin katıldığı benzer bir filo girişimini engellemişti. Katılımcılar arasında İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’nın torunu Mandla Mandela ve çok sayıda Avrupalı parlamenter yer almıştı.

İsrail, eyleme katılanları gözaltına alıp bir süre tuttuktan sonra sınır dışı etmişti. Aktivistler İsrail makamlarının kendilerine kötü muamelede bulunduğunu öne sürerken, İsrail tarafı bu suçlamaları reddetmişti.

İsrail yönetimi yıllardır Gazze’ye yönelik deniz ablukasının, Hamas’a deniz yoluyla silah ulaştırılmasını engellemek için gerekli olduğunu savunuyor. Buna karşılık filo organizatörleri ve Filistin yanlısı aktivistler ise girişimlerinin Gazze’deki duruma dikkat çekmeyi ve bölgeye yardım ulaştırmayı amaçladığını belirterek ablukaya meydan okumayı sürdürüyor.


Barguti, hapiste olmasına rağmen Fetih'ten oy almaya devam ediyor

Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
TT

Barguti, hapiste olmasına rağmen Fetih'ten oy almaya devam ediyor

Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)

İsrail hapishanelerinde 2002 yılından bu yana tutuklu bulunan Filistinli üst düzey Fetih lideri Mervan Barguti, hareketin “Merkez Komitesi” üyeliği seçimlerinde en yüksek oyu alan isim oldu.

Fetih’in 8. Genel Kongresi’nin sonuçları dün açıklandı. Sonuçlara göre Barguti, yaklaşık on yıl önce yapılan son seçimlerde olduğu gibi yine en fazla oyu alarak hareketin en üst karar organı sayılan Merkez Komitesi’ndeki yerini korudu.

18 üyeden oluşan Merkez Komitesi’ne, hareket liderinin ayrıca 3 üye atama yetkisi bulunuyor. Barguti 1879 oy alırken, onu 1861 oyla İstihbarat Başkanı Macid Ferec izledi. Merkez Komitesi Eski Genel Sekreteri Cibril Recub 1609 oy, Filistin Devlet Başkan Yardımcısı Hüseyin Şeyh ise 1570 oy aldı.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın oğlu Yaser Abbas da 1290 oy alarak komite üyeliğine seçildi. Sonuçlar ayrıca Zekeriya Zübeydi ve Teysir el-Berdini gibi diğer tutuklu isimlerin de hareket içindeki etkisini güçlendirdi.


İsrail ordusu, hükümetten Lübnan’da siyasi bir atılım yapmasını talep ediyor... Netanyahu ise orduyu yetersizlikle suçluyor

Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
TT

İsrail ordusu, hükümetten Lübnan’da siyasi bir atılım yapmasını talep ediyor... Netanyahu ise orduyu yetersizlikle suçluyor

Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)

Lübnan’daki askeri operasyonların yoğunlaştığı bir dönemde, İsrail ordusu saldırılarını Doğu Bekaa bölgesine kadar genişleterek onlarca hava saldırısı düzenliyor. Buna karşılık Hizbullah da işgal altındaki bölgelerde bulunan İsrail askerleri ile Celile yerleşimlerine yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını artırıyor. Bu gelişmeler sürerken, İbrani medyasına yansıyan askeri sızıntılarda, İsrail ordusunun Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinden ‘siyasi bir ilerleme’ sağlanmasını talep ettiği belirtildi.

Söz konusu sızıntılara göre İsrail ordusu, Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda askeri bir çözüm bulunmadığını değerlendiriyor. Ordu kaynakları, “Lübnan’ın tamamı işgal edilse bile Hizbullah’ın elindeki son İHA’nın ortadan kaldırılmasının garanti edilemeyeceğini” ifade ediyor.

Netanyahu’nun kışkırtması

Netanyahu ise orduya sert sözlerle karşılık vererek, askeri yönetimi yetersizlikle suçladı. Dünkü kabine toplantısının öncesinde konuşan Netanyahu, altı yıl önce Hizbullah’ın İran yapımı İHA’ları edinmesinin oluşturduğu tehlikeyi fark ettiğini söyledi. Bu tehdidin, İHA’ların Ukrayna savaşında önemli bir unsur hâline gelmesiyle daha da netleştiğini belirten Netanyahu, ordu komutanlığına başvurarak bu tehdide karşı harekete geçilmesini istediğini ifade etti. Başbakan, ordunun kendi talimatları doğrultusunda bir dizi adım attığını kaydetti.

fvfvfrvb
Güney Lübnan’da gerçekleşen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir askerin cenazesini uğurlayan İsrailliler, Kudüs, 17 Mayıs 2026 (AP)

Netanyahu’nun açıklamaları, kamuoyunu ordu komutanlığına karşı kışkırtma girişimi olarak değerlendirildi. Eleştirilerde, İsrail ordusunun altı yıl boyunca söz konusu tehdide kalıcı bir çözüm üretmekte başarısız olduğu vurgulandı.

İsrail’in memnuniyetsizliği

Karşılıklı üstü kapalı suçlamalar, ABD yönetimi ile Lübnan hükümetinin, geçen perşembe akşamı Washington’da iki ülke heyetleri arasında gerçekleştirilen üçüncü görüşmede ‘olumlu ilerleme’ sağlandığını duyurduğu bir dönemde geldi. Tarafların, ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması, ayrıca 2-3 Haziran tarihlerinde siyasi düzeyde yeni bir doğrudan İsrail-Lübnan müzakere turunun başlatılması konusunda anlaşmaya vardığı belirtildi. Askeri düzeyde yapılacak görüşmelerin ise bu ayın 29’unda Pentagon’da, ABD Savunma Bakanlığı gözetiminde gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

df7kı7
İsrail’in Nebatiye bölgesine düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen duman, 17 Mayıs 2026 (AFP)

Ancak İsrail tarafı, Beyrut ve Washington’dan gelen iyimser açıklamalara katılmadı. Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Hizbullah’ın hâlâ silahsızlanmaya karşı çıktığını ve yeni bir ateşkes için, Kasım 2024’teki önceki ateşkesin ardından şekillenen mevcut durumun değiştirilmesini şart koştuğunu öne sürdü.

Süregelen kaos

İsrail ordusu, Hizbullah’ın tutumunun ve ölümcül İHA’ları kullanma konusundaki ısrarının, İsrail’e Lübnan topraklarında beş büyük askeri noktayı elinde tutma ve istediği zaman Hizbullah’a ait mevzileri hedef alma imkânı verdiğini değerlendiriyor. Ancak ordu, mevcut durumun bu şekilde sürdürülmesini ‘anlamsız’ olarak nitelendiriyor.

İsrail ordusunun, Hizbullah’a yönelik saldırılarını artırma ve genişletme eğiliminde olduğu, hatta Lübnan’ın orta kesimlerinde yeni bölgeleri işgal etme ihtimalini değerlendirdiği belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre İsrailli yetkililer, ‘İran krizine çözüm bulunmadan Lübnan krizinin bir anlaşmayla sona erdirilmesinin zor olacağı’ görüşünü dile getiriyor.

5yjy6
Hizbullah tarafından yayınlanan ve Güney Lübnan’da bir İsrail tankını ve askerlerini hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AFP)

İsrail devlet televizyonu Kan 11’e konuşan bir güvenlik kaynağı da “Güney Lübnan’ın tamamen işgal edilmesinin, Hizbullah’ın elindeki son İHA’yı ya da son füzeyi ortadan kaldırmayacağını” söyledi. Kaynak, İsrail güvenlik kurumlarının askeri operasyonların Hizbullah’ı zayıflatmayı sürdürebileceğine inandığını, ancak bunun mevcut tehdidi tamamen sona erdirecek ‘temel bir çözüm’ sağlamadığını düşündüğünü ifade etti.

Kapsamlı anlaşma

Kaynak, İsrail ordusunun İHA’lara karşı yüksek maliyetli koruma ağları da dahil olmak üzere çeşitli savunma yöntemlerine başvurduğunu belirtti. Ancak ‘yalnızca askeri çözümün yeterli olmadığını’ vurgulayan kaynak, askeri caydırıcılığın sürdürülmesinin yanı sıra ‘siyasi bir açılımın’ da gerekli olduğunu ifade etti.

İsrail ordusu, Lübnan topraklarından İsrail’in çekilmesini içeren siyasi bir anlaşmaya varılması gerektiğini savunurken, bunun İsrail’in güvenlik taleplerinin garanti altına alınması şartına bağlı olduğunu dile getirdi.

Maariv gazetesine göre İsrail’in temel talebi, Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılması ve kuzey sınırlarının ötesinde yaşanan gelişmeler üzerinde İsrail denetiminin sağlanması. Bu kapsamda, İsrail sınırından Litani Nehri’ne kadar uzanan tüm Güney Lübnan’da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulması ve iki ülke sınırı boyunca genişliği 3 ila 5 kilometre arasında değişen bir güvenlik kuşağı kurulması öneriliyor. Haberde, hiçbir Lübnan vatandaşının bu bölgeye girişine izin verilmemesinin planlandığı ifade edildi.

Siyasi liderlik ise askeri operasyonları, Washington’da devam eden müzakerelerle eş zamanlı yürütülen bir baskı aracı olarak kullanıyor. İsrailli yetkililer, Amerikalılarla yapılan görüşmelerde siyasi çözümün İslamabad üzerinden şekilleneceği yönünde bir anlayış bulunduğunu ve Hizbullah’ın ancak Tahran’dan bir işaret alması hâlinde tutumunu değiştireceğini öne sürüyor. Bu çerçevede İsrail yönetimi, Lübnan’daki askeri baskının artırılmasının İranlı müzakereciler üzerinde de ek baskı unsuru oluşturduğu görüşünü savunuyor.