İsrail yargısı, Netanyahu’yu azletmek istiyor

İsrail Merkez Bankası Para Komitesi üyesi Haza grevinden istifa etti.

İsrail Başbakanı, aleyhinde açılan dava kapsamında ifade vermek için dün Sulh Mahkemesi’ndeki duruşmaya katıldı. (Reuters)
İsrail Başbakanı, aleyhinde açılan dava kapsamında ifade vermek için dün Sulh Mahkemesi’ndeki duruşmaya katıldı. (Reuters)
TT

İsrail yargısı, Netanyahu’yu azletmek istiyor

İsrail Başbakanı, aleyhinde açılan dava kapsamında ifade vermek için dün Sulh Mahkemesi’ndeki duruşmaya katıldı. (Reuters)
İsrail Başbakanı, aleyhinde açılan dava kapsamında ifade vermek için dün Sulh Mahkemesi’ndeki duruşmaya katıldı. (Reuters)

İsrail hükümetinin, Yüksek Mahkemenin yetkilerini azaltmayı hedefleyen planında ısrar ederek kamuoyunun bu konudaki geniş itirazını görmezden gelmesi üzerine yargı, medyaya hükümetin Yargı Müsteşarı Gali Baharav Miara’nın, Adalet Bakanlığı ve Cumhuriyet Savcılığı yetkilileriyle görüşmeler başlatma niyeti olduğuna dair haberler sızdırdı. Söz konusu görüşmeler, ‘Başbakan Binyamin Netanyahu’nun izlediği siyaset ile yargı hükümleri arasındaki çıkar çatışması ve görevini yerine getiremediğinin ilanıyla kendisini görevinden istifaya zorlama ihtimali’ hakkındaydı.
Yargı kaynakları, bu görüşmelerin önümüzdeki hafta, belki de bu hafta başlayabileceğini aktardı.Haaretz gazetesinin pazartesi günü bildirdiğine göre ‘Yargı Müsteşarı, Netanyahu’nun görevini yerine getiremediğini halen ilan etmiş değil.’ Bununla birlikte gazete bu görüşmelerin şu aşamada yalnızca istişareyi hedeflediğini, zira ciddi bir çıkar çatışması sürecine girildiğine inanmak için sağlam bir temel olduğunu vurguladı.
Bu sızdırılan bilgilerin Netanyahu’yu doğrudan tehdit ederek kendisini yargıya darbe indirme projesini sürdürmekten alıkoymak için yapıldığını belirten gazete Yargı Müsteşarı’nın Netanyahu hakkındaki yolsuzluk iddianamelerini inceleyen mahkemeye, yargılama süreci boyunca işlerine müdahale etmekten uzak durma sözü verdiğini kaydetti. Bugün ise bu sözünün arkasında durmayarak, mahkemelerin iş ve yetkilerinde, köklü bir değişiklik yapma planını gözünün önünden ayırmayan bir hükümete liderlik ettiği gerçeğine göre tavır aldığını açıkladı.
Temiz İktidar Örgütü üç sene önce, mahkemenin yetkilerini sınırlandırmak için makamını kötüye kullanma ihtimalinden hareketle, Netanyahu’nun başbakanlık görevinden istifa etmesi ya da en azından başbakanlık görevinin dondurulup dava süresince yerine bir başbakan vekili atanması talebiyle mahkemeye başvurmuştu. Ancak Netanyahu, yargı kararlarına müdahale etmeyeceğini ve yargıya dokunan herhangi bir icraatta bulunmayacağını taahhüt etti ve mahkeme, onun hükümet başkanı olarak kalmasını onayladı. Ama bugün yalnızca müdahale etmekle kalmıyor, yargıya darbe indirme ve mahkemenin yetkilerini esaslı bir şekilde azaltma projesinin başında duruyor. Üstelik kapsamlı gösteriler ve birçok sağcı parti seçmeni de dahil olmak üzere halkın yüzde 63’ünün bu projeye karşı çıktığına işaret eden anketlerle kendini gösteren geniş çaplı halk muhalefetine rağmen...
Birçok hukuk uzmanı, Netanyahu’nun cezai suçlamalarla yargılanması sebebiyle içinde bulunduğu çıkar çatışması genişledikçe Yargı Müsteşarı’nın, kendisinin imzaladığı resmi yazılı sözleşmeye dayanarak, görevini yerine getiremediği gerekçesiyle Netanyahu’nun istifası yönünde talimat verme ihtimalinin de arttığı görüşünde. Zira imzaladığı sözleşme, onun yargı sürecini ve özel işlerini etkileyebilecek atamalar veya yargı değişiklikleriyle meşgul olmasını engelliyor.
Ancak bu tehdide rağmen projesini sürdüren ve Yargı Müsteşarı’nın yetkilerini elinden almakla tehdit eden Netanyahu’nun şu sözleri aktarıldı:
“Hükümetin Yargı Müsteşarı, halk tarafından seçilmeksizin göreve gelir ve ona, görevdeki bir başbakanın azledilmesine etki edecek kadar büyük yetkiler vermenin imkânı da mantığı da yoktur.”
Bu sırada hükümetin yargı planına yönelik protesto kampanyası sürüyor. Sivil toplum örgütleri önümüzdeki cumartesi günü haftalık gösterilere devam etme kararı aldı. Uluslararası itibara sahip İsrail Bankası yöneticilerinden birinin, hükümetin bu planının ekonomi üzerindeki etkileri konusunda uyarıda bulunmasının ardından Tel Aviv Üniversitesi Ekonomi Profesörü Moshe Hazan, İsrail Merkez Bankası Para Komitesi üyeliğinden istifa etti. Bankanın aylık faiz oranına karar veren komitenin 6 üyesinden biri olan Hazan, “İsrail demokrasisi tehdit altındayken oturup faiz oranının 0,25 mi yoksa 0,5 mi yükseltilmesini tartışabileceğimi sanmıyorum” diyerek hükümetin planlarının yargı bağımsızlığına ve kamu hizmetine zarar verdiğini ve bu durumun İsrail demokrasisi ile ekonomisini şiddetli bir şekilde hasara uğratacağını savundu.  
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre aynı şekilde yüksek teknoloji şirketleri ile İsrail’de bu sektöre yeni giren şirketler de bu protesto hareketine katıldığını duyurarak çalışanlarına, yargı organını zayıflatma planına yönelik itirazlarını dile getirmeleri için kısmi grev ve salı günü düzenlenen gösteriye katılma izni verdi. 130 şirket ve ticari çıkar sahipleri tarafından imzalanıp çalışanlarına gönderilen ortak bildiride “Hükümetin planı, İsrail’deki yabancı yatırımı engelleyen bir tehdittir” denildi. Bu sektörün ciddi kâr düşüşüne tanık olduğu ve onlarca şirketin işleri bıraktığı bu koşullarda yatırımların durması, bu sektörü ve tüm İsrail ekonomisini yıkıcı bir darbe olarak görülüyor.
Gösteriler diplomasi alanına da uzanmaya başladı. Nitekim İsrail’in Kanada Büyükelçisi Ronen Hoffman hükümetin planına itiraz ederek, pazartesi günü görevinden istifa ettiğini açıkladı. Hoffman aynı arka planda istifa eden ikinci büyükelçi oldu. Onun öncesinde de İsrail’in Fransa Büyükelçisi Yael German, yargı planı açıklanınca geçen ayın sonunda istifa etmişti.
Dışişleri Bakanı ve eski Başbakan Yair Lapid tarafından göreve getirilen Büyükelçi Hoffman, Twitter hesabında şu mesajı paylaştı:
“Yeni bir hükümet ve farklı bir siyasete geçişle beraber kişisel ve mesleki ahlakım bana, görev süresinin kısaltılmasını talep ederek görevimden istifayı ve bu yaz İsrail’e dönmeyi gerekli gösteriyor.”
Tanınmış diplomat Alon Pinkas da hükümet planı konusunda uyarıda bulunan bir diğer isim oldu. Eski ABD Başkonsolosu Pinkas şu açıklamayı yaptı:
“İsrail’in ABD ile ortak değerlerden geri adım atması, bu iki tarafı ilişkilerde bir yol ayrımına yaklaştırıyor. Başkan Joe Biden yönetiminin iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri sürdürmeye yardımcı olmak amacıyla Netanyahu hükümetine karşı izlediği oldukça seviyeli tavır kimseyi aldatmasın. Bu hükümet ve onun projeleri, ABD’yi ciddi şekilde endişelendiriyor.”
Diğer yandan Tel Aviv’den üst düzey bir siyasi kaynak, geçen hafta İsrail’i ziyaret eden ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın, hükümetinin yargı organını zayıflatma planının Washington ile Tel Aviv arasındaki ilişkilere etkileri konusunda Netanyahu’yu net bir şekilde uyardığını aktardı. İsrail televizyonu Kanal 12’de yayımlanan bir habere göre Netanyahu geçtiğimiz perşembe günü ikiliyi bir araya getiren görüşmede ABD’li yetkiliye teminat verdi ve ‘hükümet koalisyonundaki ortaklarına söyledikleriyle tamamen çelişen’ sözler sarfetti.
Habere göre Sullivan, Netanyahu’ya şu ifadeleri kullandı:
“Liberal demokrat halk ile yönetim olarak biz, yargı reformu konusunda izlediğin yoldan hoşlanmıyoruz. Şayet demokratik değerlere yönelik aykırı bir durum varsa, İsrail’e tam ve koşulsuz destek vermemiz zor olacaktır.”



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.