ABD Dışişleri Bakanı Blinken'ın açıklamalarından sonra Dünya Washington'a güvenebilecek mi?

ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Başkan Biden'ın göreve gelişinin üzerinden geçen iki yılın ardından ülkesinin politikalarının sonuçları ve karşılaştığı zorlukları anlattı

Blinken, ABD’nin bugünkü küresel konumunun Biden göreve gelmeden öncekinden daha iyi olduğuna inanıyor / Fotoğraf: Reuters
Blinken, ABD’nin bugünkü küresel konumunun Biden göreve gelmeden öncekinden daha iyi olduğuna inanıyor / Fotoğraf: Reuters
TT

ABD Dışişleri Bakanı Blinken'ın açıklamalarından sonra Dünya Washington'a güvenebilecek mi?

Blinken, ABD’nin bugünkü küresel konumunun Biden göreve gelmeden öncekinden daha iyi olduğuna inanıyor / Fotoğraf: Reuters
Blinken, ABD’nin bugünkü küresel konumunun Biden göreve gelmeden öncekinden daha iyi olduğuna inanıyor / Fotoğraf: Reuters

İsa Nehari
ABD Başkanı Joe Biden'ın göreve gelişinin üzerinden iki geçti.
Şikago Üniversitesi Siyaset Enstitüsü tarafından düzenlenen bir oturuma katılan Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD dış politikasının sonuçlarından ve karşılaştığı zorluklardan bahsetti, Ukrayna'daki savaşın yansımalarına ve büyük güçler arasında artan rekabete değindi. 
Blinken, Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı, küresel ekonomiyi vuran ve enflasyon oranlarını eşi benzeri görülmemiş seviyelere çıkaran savaşın yansımalarına rağmen ABD'nin bugünkü küresel konumunun Başkan Biden göreve gelmeden öncekinden daha iyi olduğunu söyledi.
ABD'li Bakan, bunun da Biden'ın diplomasiyi canlandırma, ittifakları ve ortaklıkları güçlendirme yönündeki verdiği ilk talimatlardan kaynaklandığını ifade etti.
Blinken, bunların Amerikan diplomasisinin gerek küresel bir salgınla, gerek iklim değişikliğiyle, gerekse uyuşturucuyla mücadele olarak olsun diğer ülkelerle iş birliği olmadan çözülemeyecek içerideki ve dışarıdaki sorunlara çözüm bulmak için gerekli gördüğü hedefler olduğunu belirtti.
Başkan Biden'ın kendisine ABD'nin uluslararası sahnede yer alması için çalışması talimatı verdiğini aktaran Blinken, bu talimatının ABD yokken, ya başka bir ülke ABD'nin çıkarlarıyla çatışan çıkarları için onun yerini alması ya da dünya kendi kendini organize edemezken ABD'nin bıraktığı boşluğun doldurulamaması tehlikesi nedeniyle verildiğini söyledi.
Ukrayna'yı destekleyen ülkeler arasındaki anlaşmazlıklara, yaptırımların Rusya'nın geleceği üzerindeki etkisinin yanı sıra Tayvan'ın egemenliğine yönelik devam eden tehditlerinin gölgesinde Çin ile ilişkilere değinen Blinken, iç politikanın dış politika üzerindeki etkisinden de bahsetti.
Blinken aynı zamanda ABD yönetiminin ülke içindeki gücünün küresel duruşuyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. ABD'li Bakan ayrıca Biden yönetiminin altyapıya ve yarı iletkenlere yatırımlar yaparak bu hassas endüstride lider olmaya devam edeceğinin altını çizdi.

Dünya ABD'ye güveniyor mu?
Dünya, ABD'deki siyasi kutuplaşmanın yoğunlaşmasıyla birlikte her yeni başkan seçildiğinde ABD'nin politikalarındaki tanık olunan radikal değişikliklerden giderek daha fazla endişe etmeye başladı.
ABD Kongresi Binası'na 2021 yılının Ocak ayında yapılan baskındaki olayların ardından ABD'nin lekelenen demokrasisinden ve yaralanan imajından bahsetmeye bile gerek yok.
Şikago Üniversitesi Siyaset Enstitüsü'nün kurucusu David Axelrod, Dışişleri Bakanı'na diğer ülkelerin liderlerinin ABD demokrasisinde tanık olunan bu sahnelerin ardından 'ABD'ye güvenebilir miyiz?' diye sorduklarını söyledi.
Blinken, bu endişeleri kabul etmekle kalmayıp bir de örnek verdi.
Diğer ülkelerin liderlerinden birinin Başkan Biden'a henüz görev süresinin başlarındayken "ABD'nin geri dönmesinden memnunum, ama bu ne zamana kadar devam edecek?" diye sorduğunu aktaran ABD Dışişleri Bakanı, bu şüphelere son verecek çözümün 'burada ve şimdi, sahip olunan sınırlı zaman içinde yapabilecekler' olduğunu söyledi.
Ülkesini farklı kılan avantajlarından birinin de, bir sorunla karşılaştığında ne kadar 'acı verici ve çirkin' olursa olsun, saklamadan, yokmuş gibi davranmadan, açık ve şeffaf bir şekilde ilgilenmesi olduğuna işaret eden Blinken, "Politikalarımız ve yaklaşımlarımızla hedeflere ulaştığımızı ve aslında vatandaşlarımız için hayatı daha güvenli, daha müreffeh ve daha sağlıklı hale getirdiğimizi gösterirsek bu yaklaşımı destekleyeceklerdir. Aynısını bizimle iş birliği yapmanın bir yolunu arayan dünyanın dört bir yanındaki meslektaşlarıma da söyleyeceğim" şeklinde konuştu.

Rusya karşıtı ittifak ne kadar güçlü?
Başkan Biden yönetimindeki Washington'ın, özellikle Batı'nın Rusya'ya karşı birliğini gösteren Ukrayna krizinden sonra, ittifaklardaki gücünü ve küresel konumunu yeniden kazanmasına övgüde bulunan Blinken, bunu Biden yönetiminin 'diplomatik yaklaşımının başarısının ve gücünün bir örneği' olarak niteledi.
Ancak Ukrayna krizi, Almanya'nın Ukrayna'ya tank göndermeyi reddetmesi gibi bazı anlaşmazlıkları da beraberinde getirmişti.
Bu yüzden David Axelrod, Blinken'a "(Rusya karşıtı) ittifakın zayıflamasına ne kadar kaldı?" diye sordu.
Blinken, bu soruyu şöyle yanıtladı:
"İlk günden itibaren ittifakın çökeceğine dair ön raporlar yayınladığını gördük. Ancak ittifak sadece bir arada durmakla kalmayıp büyümeye devam ettiğinden tam tersi oldu. Onlarca ülkenin Ukrayna'nın kendisini savunması, Rusya'nın saldırganlığına direnmesi ve ele geçirdiği toprakları geri alması için ihtiyaç duyduklarını sağlamak için birleştiğine tanık olduk."
Blinken, Almanya'nın Kiev'e tank tedariki konusundaki tutumu hakkında ise Ukrayna'ya askeri desteğin ortaklar ve müttefiklerle Ukrayna'nın eğitim, bakım ve silahları etkili bir şekilde kullanma becerisi ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere askeri ihtiyaçlarıyla ilgili çeşitli konuların görüşülmesinden sonra sağlandığını belirtti.
Askeri destek sağlayıp sağlamamanın tüm ülkelerin kendi egemen kararlarına bağlı olduğunu ve farklı derecelerde sağlanan bu desteğinin Ukrayna'nın askeri gücü için en nihayetinde olumlu bir sonuç doğurduğunu söyleyen Blinken,"Fransa ve İngiltere gibi Ukrayna'ya çok sayıda Bradley model tank gönderdik" dedi.
Ukrayna'ya askeri destek verilebilebildiğini ve Rusya'ya uygulanan yaptırımların etkili olduğunu vurgulayan ABD Dışişleri Bakanı, Rusya ordusunun her gün 'korkunç kayıplar' verdiğine ve yaptırımların gelecekte Rusya üzerinde olumsuz etkiler yaratacağına işaret etti.  
Blinken, yaptırımların sadece Rusya'nın savaşı sürdürebilmesini engellemekle kalmayıp aynı zamanda ekonomiyi canlandırma ve enerji sondaj faaliyetlerini de baltalayacağını söyledi.
Blinken, "Keşke böyle olmasaydı. Bu, (Rusya Devlet Başkanı) Vladimir Putin'in neden olduğu bir trajedi. Ruslarla doğrudan ve net bir şekilde konuşabilseydik, onlara 'Putin'in Ukrayna'da yaptıkları hayatınızı nasıl daha iyi hale getirdi?' diye sormak isterdik" ifadelerini kullandı.

Zelenski gerçeği neden sakladı?
Ancak geçen yılın başlarında patlak veren savaşın yansımaları sadece Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımlar sonucunda ödemek zorunda kaldığı bedelle sınırlı değildi.
Ukrayna'da büyük yıkım gerçekleşti. Ukraynalılar bombardımanlara ve yerinden edilmelere maruz kaldılar.
Bu da bazı çevrelerin Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yi Rusya'yı müzakere masasına oturmaya zorlamak ve savaşı durdurmak için yeterince taviz vermediği yönünde eleştirmelerine neden oldu.
David Axelrod, her bombardımanın ve saldırının siyasi açıdan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'nin Rusya'nın Ukrayna topraklarından çıkması talebinin yer almadığı bir müzakere formülüne ulaşmasını zorlaştırdığını söyledi.
Blinken, her ne kadar savaşın nasıl sona erdirileceğine karar vermesi gereken tek ülkenin Ukrayna olduğunu öne sürse de ABD Genelkurmay Başkanı General Mark Milley'in her savaşın müzakere ile sona erdiği yönündeki açıklamasına katıldığını belirtti.
Blinken, "Zelenski, demokratik yollardan seçilmiş bir başkan olarak, kamuoyuna yanıt vermeli ve halkını temsil etmeli" dedi.
Rusya'nın Ukrayna'ya saldırabileceğine dair istihbarat bilgisini doğrudan Zelenski ile paylaştığını, ancak Zelenski'nin bunu açıkça kabul etmediğini ve saldırı ihtimali vermediğini söyleyen Blinken, Ukrayna Devlet Başkanı'nın tutumuyla ilgili olarak Zelenskiy'nin insanların ülkeden kaçıp ülkedeki yatırımları dondurmasından çekindiği için Rusya ile bir savaş olasılığını açıkça kabul etmekten kaçındığını söyledi.
Ancak bu arada gerekli hazırlıkları yapmayı sürdürdüğünü söyleyen Blinken, "Rusya'nın Kiev'e yönelik saldırısını püskürtmemize yardım etme yeteneği bunun kanıtıydı. Bu arada Putin, Ukrayna'nın kimliğini silme, Zelenskiy'i devrime ve Ukrayna'nın bağımsızlığını yok etme hedefine ulaşamadı" şeklinde konuştu.

Çin ile ilişkimiz, en karmaşık ilişki
ABD ve Çin'in artık Soğuk Savaş sonrası dönemde olmadığını, ancak bir sonraki aşamayı şekillendirmek için rekabet ettiklerinden Çin ile ilişkinin en karmaşık ilişki olduğunu söyleyen Blinken, "Çin birçok yönden önde gelen bir rakip olsa da dünyanın nasıl olması gerektiği ve nereye gitmesi gerektiği konusundaki vizyonu bizimkiyle aynı değil. Bununla birlikte rekabet ile çatışma farklı şeyler. Rekabeti çatışmaya çevirmekten kaçınmalıyız" diye konuştu.
Blinken, Çin'in Tayvan'a yönelik herhangi bir saldırıya karşı ABD'nin tutumuna ve vereceği tepkiye dair bir anlayışı olup olmadığına ilişkin şunları söyledi:
"Başkan Biden ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki son görüşmeler, iki ülke arasındaki anlayışı güçlendirdi."
ABD'nin, Çin'e, Tayvan Boğazı'ndan devam eden ticari akışın ABD'nin ve dünyanın çıkarı olduğunu açıkça belirttiğini aktaran Blinken, Çin'in bölgeye yönelik olası bir saldırısının, dünya genelinde her gün Tayvan Boğazı'ndan geçen tankerlerin yüzde 50'sinin hareket özgürlüğüne kısıtlama getirebileceğini söyledi.
Dünyadaki bilgisayar çiplerinin yüzde 70'inden fazlasının Tayvan'da üretildiğine dikkati çeken Blinken, sadece bunun bile tüm küresel ekonominin sıkıntıya girmesine yol açacağını, bu nedenle anlaşmazlıkların baskı, zorlama ve güç kullanarak değil, barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini vurguladı.
 
Independent Türkçe



Grönland krizi: Danimarka-ABD ilişkileri nasıl gelişecek?

48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
TT

Grönland krizi: Danimarka-ABD ilişkileri nasıl gelişecek?

48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)
48 yaşındaki Mette Frederiksen, Danimarka'nın en genç başbakanı (Reuters)

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ABD'yle ilişkilerin akıbetinin belirsiz olduğunu ifade etti. 

Frederiksen, New York Times'da (NYT) dün yayımlanan röportajında, ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'ı ilhak etme tehditlerinin "eski dünya düzeninin sona erdiğini gösterdiğini" söyledi. 

Berlin'deki Danimarka Büyükelçiliği'nde Amerikan gazetesinin sorularını yanıtlayan Frederiksen, ABD'yle ilişkilerin akıbetinin belirsiz olduğunu vurgulayarak "Umarım ittifakımız sürer ama ne olacağını bilmiyorum" dedi. 

Frederiksen, Trump'ın NATO ve Avrupa'yla ilişkilerini tehlikeye atan açıklamalarının ardından Avrupa'nın Washington'dan bağımsızlığını artırmak için radikal adımlar atması gerektiğini belirtti.

Avrupa ülkelerinin 2030'a kadar askeri harcamalarını hızla artırıp kendi savunmalarının tüm sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Ancak NYT'nin analizinde, bunun "en şahin Avrupa güvenlik uzmanlarının standartlarına göre bile olağanüstü iddialı bir zaman çizelgesi" olduğu yazılıyor. 

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği üsler de benzer bir statüye sahip. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü. 

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

Diğer yandan Frederiksen, Grönland meselesinin Danimarka ve Avrupalı müttefikleri için "kırmızı çizgi" olduğunu yinelerken, NATO Genel Sekreteri Rutte'nin Danimarka adına böyle bir konuyu müzakere etme yetkisi olmadığını vurguladı. 

NYT'nin irtibata geçtiği Avrupalı diplomatlar, Trump'ın Davos'taki açıklamalarının ardından NATO'nun Arktika'da Çin ve Rusya etkisini sınırlamak için kalıcı bir misyon oluşturmaya odaklandığını söylüyor. Frederiksen de bu yöndeki çalışmaları doğruladı. 

Ukrayna ve Grönland meselelerinin Avrupa için bir çıkar çatışması yaratmadığını savunan Danimarka lideri, sözlerini şöyle sonlandırdı: 

Ukrayna'daki savaşın Ukrayna'yla ilgili olduğuna hiç inanmadım, bu savaş Rusya'yla, Rusya'nın imparatorluk hayalleri ve bir noktada Avrupa'yla savaşa girmeye hazır olmasıyla ilgili. Grönland'daki duruma da aynı gözle bakmak gerekir. Bu Grönland'la değil, dünyadaki işleyişin nasıl değiştiğiyle ilgili.

Independent Türkçe, New York Times, Telegraph


ABD istihbaratı, Maduro’nun sağ kolundan şüpheli: İşbirliği sürecek mi?

Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

ABD istihbaratı, Maduro’nun sağ kolundan şüpheli: İşbirliği sürecek mi?

Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin törenindeki konuşmasında "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

ABD istihbaratı, Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez'in Washington'la işbirliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinden emin değil. 

Beyaz Saray, Rodriguez yönetiminin İran, Çin ve Rusya gibi yakın müttefikleriyle bağlarını koparmasını, bu ülkelerin diplomat ve danışmanlarını sınır dışı etmesini istiyor.

Rodriguez'in 5 Ocak'taki yemin törenine bu ülkelerden temsilciler de katılmıştı. Nicolas Maduro'nun devrilmesiyle Venezuela'nın başına geçici olarak getirilen lider, ABD'nin rakibi olan müttefikleriyle yollarını ayıracağına dair henüz bir açıklama yapmadı. 

İran, Venezuela'nın petrol rafinerilerini onarmasına yardım ederken, Çin ise ülkeye verdiği borcun geri ödemesini petrol satışlarıyla alıyordu. Rusya da Venezuela ordusuna füzeler de dahil birçok silah tedarik etti. 

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Ülkedeki petrol endüstrisiyle yakın bağlantılara sahip Rodriguez, siyasi mahkumları ABD'ye iade etme ve Washington'a 30 milyon ila 50 milyon varil petrol gönderme gibi kararlarla Beyaz Saray'ın taleplerini karşılamıştı. 

Diğer yandan pazar günü ülkenin doğusundaki Anzoategui'deki petrol işçilerine seslenen Rodriguez şu ifadeleri kullanmıştı:

Washington'ın Venezuela'daki siyasetçilere talimat vermesine son verilsin! Farklılıklarımızı ve iç gerilimlerimizi Venezuelalılar çözer. Dış müdahaleye son!

Kaynaklara göre Donald Trump yönetimi Rodriguez'in yerine şimdilik başka bir isim görmüyor. Ancak Washington yönetiminin, muhtemel bir yönetim değişikliğine karşı hazırlıklı olmak için Venezuela'daki üst düzey askeri ve güvenlik yetkilileriyle temas kurmaya başladığı aktarılıyor. 

Diğer yandan Maduro'nun ardından iktidara gelmesi beklenen Venezuelalı aktivist María Corina Machado'nun Trump yönetimi tarafından desteklenmemesi de gündem olmuştu.

Reuters'a konuşan kaynaklardan biri, Maduro yönetimine karşı muhalif tutumuyla tanınan Machado'nun Beyaz Saray'da uzun vadede ülkeyi yönetebilecek bir lider olarak görüldüğüne dikkat çekiyor. 

CNN'in analizindeyse Trump'ın Karakas yönetimine baskı politikasını sürdürdüğü, CIA'in ülkedeki Amerikan varlığını kalıcı hale getirmek için çalışmalara başladığı belirtiliyor. 

Kimliklerinin gizli tutulmasını isteyen kaynaklar, ABD'nin ülkede büyükelçilik açmadan önce CIA aracılığıyla faaliyet göstereceğini söylüyor. Bu sayede Venezuela hükümetindeki farklı kanatlarla, muhalefet figürleriyle ve tehdit oluşturabilecek üçüncü taraflarla "gayri resmi temaslar" kurulacağını ifade ediyor. 

Maduro rejiminin devrilmesinde de önemli rol oynayan CIA'in, Washington'ın İran, Rusya ve Çin'le ilgili endişelerini Karakas yönetimine aktaracağı belirtiliyor.

Kaynaklardan biri, istihbarat kurumunun faaliyetlerinin ABD'nin ülkedeki etkisini artırmayı hedeflediğini söyleyerek, "Bayrağı devlet diker, gerçek etkiyiyse CIA oluşturur" diyor. 

Independent Türkçe, Reuters, CNN


Keir Starmer casusluk riski nedeniyle Çin'e "tek kullanımlık telefonla gidecek"

Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
TT

Keir Starmer casusluk riski nedeniyle Çin'e "tek kullanımlık telefonla gidecek"

Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)
Sör Keir Starmer, Şi Cinping'le ikili görüşmede (Arşiv/Reuters)

Sör Keir Starmer ve ekibi, bu haftaki Çin gezisinde casusluğa maruz kalmamak için Pekin'e "tek kullanımlık" telefonlar ve dizüstü bilgisayarlarla gidecek.

Birleşik Krallık (BK) Başbakanı, Çin-Britanya ticari ilişkilerini geliştirmek amacıyla 5 günlük ziyaret için ülkeden ayrılırken, iş dünyası liderleri de ona eşlik ediyor.

Sör Keir ayrılmadan önce bakanlara, BK'nin son yıllarda "Çin'le ilişkilerinde altın çağdan buzul çağına geçtiğini" söyleyerek hükümetinin "stratejik ve tutarlı bir strateji" izleyeceğini iddia etti.

Öte yandan Theresa May'in 2018'deki ziyaretinden bu yana bir Britanya başbakanının ülkeye yaptığı ilk ziyaret olan bu gezi, güvenlik riskleriyle ilgili endişelere de yol açtı.

The Times'a göre başbakan ve ekibi, tüm hükümet ekipmanlarını BK'de bırakarak bu tür riskleri azaltmaya çalışacak.

Bunun yerine ev sahiplerinin casusluk faaliyetlerine maruz kalmalarını önlemek için yanlarına tek kullanımlık telefonlar ve dizüstü bilgisayarlar alacaklar. Diğer yetkililere de kişisel cihazlarını getirmemeleri söylendi.

Başbakanın resmi sözcüsü seyahat öncesinde gazetecilere, telefonunun Çinliler tarafından dinlenmediğinden Sör Keir'ın emin olduğunu ve 10 Numara'nın (BK Başbakanlık Konutu ve Ofisi -ed.n.) "sağlam iletişim güvenlik önlemleri aldığını" açıkladı.

Bu önlemler, bildirildiği üzere dönemin BK Başbakanı Gordon Brown'ın bir yardımcısının, 2008'de Çin'e yaptığı gezide "seks tuzağı" olduğundan şüphelenilen bir operasyonun kurbanı olması sonucu telefonunun çalınmasından sonra alındı.

Sör Keir ayrılmadan önceki kabine toplantısında, ziyarette "önemli iş fırsatları"nın masada olduğunu söylemiş ancak BK'nin ulusal güvenliğinin korunmasının "tartışmaya kapalı" kalacağını vurgulamıştı.

Bu geziye çıkma kararını savunur nitelikte konuşan başbakan, BK'nin Çin'le ilişki kurmayarak "fırsatları kaçırdığını" dile getirmişti.

Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Çin'i üç kez ziyaret ettiğini, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve ABD Başkanı Donald Trump'ın da yakında ziyaret edeceğini belirtmişti.

Londra'da yeni bir Çin büyükelçiliğinin onaylanmasının ardından gerçekleşen gezide Sör Keir, Çin'in casusluk faaliyetleri de dahil birkaç zorlu konuyu Çin lideri Şi Cinping'le görüşmesinde gündeme getirmesi yönünde ülkesinden baskı görecek.

Başbakan ayrıca Uygur azınlığın maruz kaldığı muamele ve Hong Konglu bir demokrasi savunucusu olan Britanya vatandaşı Jimmy Lai'nin tutukluluğu konusunu gündeme getirmesi için çağrılarla karşı karşıya.

78 yaşındaki Lai, Hong Kong'un yeni ulusal güvenlik yasası uyarınca 2020'de gözaltına alındığından bu yana, büyük bir kısmı tek kişilik hücrede olmak üzere 5 yıldan uzun süredir hapiste.

BK Dışişleri Bakanı Yvette Cooper geçen ay isyan ve komplo suçlamalarından hüküm giyen Lai'nin "derhal serbest bırakılmasını" talep etmiş, Çin büyükelçisi de Dışişleri Bakanlığı'na çağrılmıştı.

Independent Türkçe