ABD Dışişleri Bakanı Blinken'ın açıklamalarından sonra Dünya Washington'a güvenebilecek mi?

ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Başkan Biden'ın göreve gelişinin üzerinden geçen iki yılın ardından ülkesinin politikalarının sonuçları ve karşılaştığı zorlukları anlattı

Blinken, ABD’nin bugünkü küresel konumunun Biden göreve gelmeden öncekinden daha iyi olduğuna inanıyor / Fotoğraf: Reuters
Blinken, ABD’nin bugünkü küresel konumunun Biden göreve gelmeden öncekinden daha iyi olduğuna inanıyor / Fotoğraf: Reuters
TT

ABD Dışişleri Bakanı Blinken'ın açıklamalarından sonra Dünya Washington'a güvenebilecek mi?

Blinken, ABD’nin bugünkü küresel konumunun Biden göreve gelmeden öncekinden daha iyi olduğuna inanıyor / Fotoğraf: Reuters
Blinken, ABD’nin bugünkü küresel konumunun Biden göreve gelmeden öncekinden daha iyi olduğuna inanıyor / Fotoğraf: Reuters

İsa Nehari
ABD Başkanı Joe Biden'ın göreve gelişinin üzerinden iki geçti.
Şikago Üniversitesi Siyaset Enstitüsü tarafından düzenlenen bir oturuma katılan Dışişleri Bakanı Antony Blinken, ABD dış politikasının sonuçlarından ve karşılaştığı zorluklardan bahsetti, Ukrayna'daki savaşın yansımalarına ve büyük güçler arasında artan rekabete değindi. 
Blinken, Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı, küresel ekonomiyi vuran ve enflasyon oranlarını eşi benzeri görülmemiş seviyelere çıkaran savaşın yansımalarına rağmen ABD'nin bugünkü küresel konumunun Başkan Biden göreve gelmeden öncekinden daha iyi olduğunu söyledi.
ABD'li Bakan, bunun da Biden'ın diplomasiyi canlandırma, ittifakları ve ortaklıkları güçlendirme yönündeki verdiği ilk talimatlardan kaynaklandığını ifade etti.
Blinken, bunların Amerikan diplomasisinin gerek küresel bir salgınla, gerek iklim değişikliğiyle, gerekse uyuşturucuyla mücadele olarak olsun diğer ülkelerle iş birliği olmadan çözülemeyecek içerideki ve dışarıdaki sorunlara çözüm bulmak için gerekli gördüğü hedefler olduğunu belirtti.
Başkan Biden'ın kendisine ABD'nin uluslararası sahnede yer alması için çalışması talimatı verdiğini aktaran Blinken, bu talimatının ABD yokken, ya başka bir ülke ABD'nin çıkarlarıyla çatışan çıkarları için onun yerini alması ya da dünya kendi kendini organize edemezken ABD'nin bıraktığı boşluğun doldurulamaması tehlikesi nedeniyle verildiğini söyledi.
Ukrayna'yı destekleyen ülkeler arasındaki anlaşmazlıklara, yaptırımların Rusya'nın geleceği üzerindeki etkisinin yanı sıra Tayvan'ın egemenliğine yönelik devam eden tehditlerinin gölgesinde Çin ile ilişkilere değinen Blinken, iç politikanın dış politika üzerindeki etkisinden de bahsetti.
Blinken aynı zamanda ABD yönetiminin ülke içindeki gücünün küresel duruşuyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. ABD'li Bakan ayrıca Biden yönetiminin altyapıya ve yarı iletkenlere yatırımlar yaparak bu hassas endüstride lider olmaya devam edeceğinin altını çizdi.

Dünya ABD'ye güveniyor mu?
Dünya, ABD'deki siyasi kutuplaşmanın yoğunlaşmasıyla birlikte her yeni başkan seçildiğinde ABD'nin politikalarındaki tanık olunan radikal değişikliklerden giderek daha fazla endişe etmeye başladı.
ABD Kongresi Binası'na 2021 yılının Ocak ayında yapılan baskındaki olayların ardından ABD'nin lekelenen demokrasisinden ve yaralanan imajından bahsetmeye bile gerek yok.
Şikago Üniversitesi Siyaset Enstitüsü'nün kurucusu David Axelrod, Dışişleri Bakanı'na diğer ülkelerin liderlerinin ABD demokrasisinde tanık olunan bu sahnelerin ardından 'ABD'ye güvenebilir miyiz?' diye sorduklarını söyledi.
Blinken, bu endişeleri kabul etmekle kalmayıp bir de örnek verdi.
Diğer ülkelerin liderlerinden birinin Başkan Biden'a henüz görev süresinin başlarındayken "ABD'nin geri dönmesinden memnunum, ama bu ne zamana kadar devam edecek?" diye sorduğunu aktaran ABD Dışişleri Bakanı, bu şüphelere son verecek çözümün 'burada ve şimdi, sahip olunan sınırlı zaman içinde yapabilecekler' olduğunu söyledi.
Ülkesini farklı kılan avantajlarından birinin de, bir sorunla karşılaştığında ne kadar 'acı verici ve çirkin' olursa olsun, saklamadan, yokmuş gibi davranmadan, açık ve şeffaf bir şekilde ilgilenmesi olduğuna işaret eden Blinken, "Politikalarımız ve yaklaşımlarımızla hedeflere ulaştığımızı ve aslında vatandaşlarımız için hayatı daha güvenli, daha müreffeh ve daha sağlıklı hale getirdiğimizi gösterirsek bu yaklaşımı destekleyeceklerdir. Aynısını bizimle iş birliği yapmanın bir yolunu arayan dünyanın dört bir yanındaki meslektaşlarıma da söyleyeceğim" şeklinde konuştu.

Rusya karşıtı ittifak ne kadar güçlü?
Başkan Biden yönetimindeki Washington'ın, özellikle Batı'nın Rusya'ya karşı birliğini gösteren Ukrayna krizinden sonra, ittifaklardaki gücünü ve küresel konumunu yeniden kazanmasına övgüde bulunan Blinken, bunu Biden yönetiminin 'diplomatik yaklaşımının başarısının ve gücünün bir örneği' olarak niteledi.
Ancak Ukrayna krizi, Almanya'nın Ukrayna'ya tank göndermeyi reddetmesi gibi bazı anlaşmazlıkları da beraberinde getirmişti.
Bu yüzden David Axelrod, Blinken'a "(Rusya karşıtı) ittifakın zayıflamasına ne kadar kaldı?" diye sordu.
Blinken, bu soruyu şöyle yanıtladı:
"İlk günden itibaren ittifakın çökeceğine dair ön raporlar yayınladığını gördük. Ancak ittifak sadece bir arada durmakla kalmayıp büyümeye devam ettiğinden tam tersi oldu. Onlarca ülkenin Ukrayna'nın kendisini savunması, Rusya'nın saldırganlığına direnmesi ve ele geçirdiği toprakları geri alması için ihtiyaç duyduklarını sağlamak için birleştiğine tanık olduk."
Blinken, Almanya'nın Kiev'e tank tedariki konusundaki tutumu hakkında ise Ukrayna'ya askeri desteğin ortaklar ve müttefiklerle Ukrayna'nın eğitim, bakım ve silahları etkili bir şekilde kullanma becerisi ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere askeri ihtiyaçlarıyla ilgili çeşitli konuların görüşülmesinden sonra sağlandığını belirtti.
Askeri destek sağlayıp sağlamamanın tüm ülkelerin kendi egemen kararlarına bağlı olduğunu ve farklı derecelerde sağlanan bu desteğinin Ukrayna'nın askeri gücü için en nihayetinde olumlu bir sonuç doğurduğunu söyleyen Blinken,"Fransa ve İngiltere gibi Ukrayna'ya çok sayıda Bradley model tank gönderdik" dedi.
Ukrayna'ya askeri destek verilebilebildiğini ve Rusya'ya uygulanan yaptırımların etkili olduğunu vurgulayan ABD Dışişleri Bakanı, Rusya ordusunun her gün 'korkunç kayıplar' verdiğine ve yaptırımların gelecekte Rusya üzerinde olumsuz etkiler yaratacağına işaret etti.  
Blinken, yaptırımların sadece Rusya'nın savaşı sürdürebilmesini engellemekle kalmayıp aynı zamanda ekonomiyi canlandırma ve enerji sondaj faaliyetlerini de baltalayacağını söyledi.
Blinken, "Keşke böyle olmasaydı. Bu, (Rusya Devlet Başkanı) Vladimir Putin'in neden olduğu bir trajedi. Ruslarla doğrudan ve net bir şekilde konuşabilseydik, onlara 'Putin'in Ukrayna'da yaptıkları hayatınızı nasıl daha iyi hale getirdi?' diye sormak isterdik" ifadelerini kullandı.

Zelenski gerçeği neden sakladı?
Ancak geçen yılın başlarında patlak veren savaşın yansımaları sadece Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımlar sonucunda ödemek zorunda kaldığı bedelle sınırlı değildi.
Ukrayna'da büyük yıkım gerçekleşti. Ukraynalılar bombardımanlara ve yerinden edilmelere maruz kaldılar.
Bu da bazı çevrelerin Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yi Rusya'yı müzakere masasına oturmaya zorlamak ve savaşı durdurmak için yeterince taviz vermediği yönünde eleştirmelerine neden oldu.
David Axelrod, her bombardımanın ve saldırının siyasi açıdan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'nin Rusya'nın Ukrayna topraklarından çıkması talebinin yer almadığı bir müzakere formülüne ulaşmasını zorlaştırdığını söyledi.
Blinken, her ne kadar savaşın nasıl sona erdirileceğine karar vermesi gereken tek ülkenin Ukrayna olduğunu öne sürse de ABD Genelkurmay Başkanı General Mark Milley'in her savaşın müzakere ile sona erdiği yönündeki açıklamasına katıldığını belirtti.
Blinken, "Zelenski, demokratik yollardan seçilmiş bir başkan olarak, kamuoyuna yanıt vermeli ve halkını temsil etmeli" dedi.
Rusya'nın Ukrayna'ya saldırabileceğine dair istihbarat bilgisini doğrudan Zelenski ile paylaştığını, ancak Zelenski'nin bunu açıkça kabul etmediğini ve saldırı ihtimali vermediğini söyleyen Blinken, Ukrayna Devlet Başkanı'nın tutumuyla ilgili olarak Zelenskiy'nin insanların ülkeden kaçıp ülkedeki yatırımları dondurmasından çekindiği için Rusya ile bir savaş olasılığını açıkça kabul etmekten kaçındığını söyledi.
Ancak bu arada gerekli hazırlıkları yapmayı sürdürdüğünü söyleyen Blinken, "Rusya'nın Kiev'e yönelik saldırısını püskürtmemize yardım etme yeteneği bunun kanıtıydı. Bu arada Putin, Ukrayna'nın kimliğini silme, Zelenskiy'i devrime ve Ukrayna'nın bağımsızlığını yok etme hedefine ulaşamadı" şeklinde konuştu.

Çin ile ilişkimiz, en karmaşık ilişki
ABD ve Çin'in artık Soğuk Savaş sonrası dönemde olmadığını, ancak bir sonraki aşamayı şekillendirmek için rekabet ettiklerinden Çin ile ilişkinin en karmaşık ilişki olduğunu söyleyen Blinken, "Çin birçok yönden önde gelen bir rakip olsa da dünyanın nasıl olması gerektiği ve nereye gitmesi gerektiği konusundaki vizyonu bizimkiyle aynı değil. Bununla birlikte rekabet ile çatışma farklı şeyler. Rekabeti çatışmaya çevirmekten kaçınmalıyız" diye konuştu.
Blinken, Çin'in Tayvan'a yönelik herhangi bir saldırıya karşı ABD'nin tutumuna ve vereceği tepkiye dair bir anlayışı olup olmadığına ilişkin şunları söyledi:
"Başkan Biden ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki son görüşmeler, iki ülke arasındaki anlayışı güçlendirdi."
ABD'nin, Çin'e, Tayvan Boğazı'ndan devam eden ticari akışın ABD'nin ve dünyanın çıkarı olduğunu açıkça belirttiğini aktaran Blinken, Çin'in bölgeye yönelik olası bir saldırısının, dünya genelinde her gün Tayvan Boğazı'ndan geçen tankerlerin yüzde 50'sinin hareket özgürlüğüne kısıtlama getirebileceğini söyledi.
Dünyadaki bilgisayar çiplerinin yüzde 70'inden fazlasının Tayvan'da üretildiğine dikkati çeken Blinken, sadece bunun bile tüm küresel ekonominin sıkıntıya girmesine yol açacağını, bu nedenle anlaşmazlıkların baskı, zorlama ve güç kullanarak değil, barışçıl yollarla çözülmesi gerektiğini vurguladı.
 
Independent Türkçe



"Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail, Trump’a İran saldırısını erteletti"

İran'da ekonomik krize karşı başlayan gösteriler, öğrencilerin de katılımıyla hızla rejim karşıtı bir protestoya dönüştü (AP)
İran'da ekonomik krize karşı başlayan gösteriler, öğrencilerin de katılımıyla hızla rejim karşıtı bir protestoya dönüştü (AP)
TT

"Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail, Trump’a İran saldırısını erteletti"

İran'da ekonomik krize karşı başlayan gösteriler, öğrencilerin de katılımıyla hızla rejim karşıtı bir protestoya dönüştü (AP)
İran'da ekonomik krize karşı başlayan gösteriler, öğrencilerin de katılımıyla hızla rejim karşıtı bir protestoya dönüştü (AP)

Türkiye, İsrail ve Körfez ülkelerinin devreye girmesiyle ABD'nin İran'a olası saldırıyı askıya aldığı aktarılıyor.

Guardian'ın diplomasi editörü Patrick Wintour, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Umman'ın "son dakikada lobicilik yaparak" ABD Başkanı Donald Trump'ı İran'a saldırıdan vazgeçirdiğini yazıyor.

Riyad yönetiminin, İran'a yönelik herhangi bir saldırı için ABD'ye hava sahasını kullanma izni vermediği vurgulanıyor.

ABD'yle görüşmeleri sürdüren Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan'ın Türkiye, İran ve Umman'daki meslektaşlarıyla perşembe günü telefonda görüştüğü belirtiliyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın dünkü açıklamasında İran'a askeri müdahaleye karşı çıktığı da hatırlatılıyor.

Fidan, "İran'ın uluslararası belli başlı aktörlerle sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsız senaryolardan kaçınması, Türkiye'nin de menfaatine" demişti.

Analize göre, İran'a askeri müdahalenin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini olumsuz etkileme ihtimali Körfez ülkelerinde endişe yaratıyor.

Adının paylaşılmaması kaydıyla Reuters'a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili Tahran yönetiminin bölgedeki ülkelerle iletişime geçerek Washington'ı saldırı planlarından caydırmalarını istediğini savunmuştu. Tahran yönetiminin "Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden Türkiye'ye kadar bölgedeki ülkelere, topraklarındaki ABD üslerini vurabileceği" uyarısı yaptığını söylemişti.

New York Times'ın (NYT) aktardığına göre, İran'a saldırı düzenlememesi için Trump'la iletişime geçen ülkeler arasında İsrail de yer alıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla konuşan ABD'li yetkililer, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Trump'la çarşamba günü konuşarak İran'a saldırı planlarını ertelemesini istediğini söylüyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, dünkü açıklamasında iki liderin telefonda görüştüğünü doğrularken konuşmaya dair detay paylaşmadı.

Leavitt, 800 protestocunun idamının durdurulduğunu bildirdi ancak İran bu kişilerin asılacağına dair herhangi bir açıklama yapmamıştı.

NYT'nin aktardığına göre İsrailli yetkililer protestoların bastırıldığını ve önemli ölçüde azaldığını düşünüyor. İsrail'in, İran'ın güçlü bir misilleme yapmasından endişe ettiği yorumları da paylaşılıyor. 

İsrailli medya kuruluşu Kanal 12 ise Tel Aviv yönetimindeki üst düzey yetkililerin İran'a yönelik yaklaşımda anlaşmazlık yaşadığını bildiriyor.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre hem ABD'li yetkililer hem de Washington'ın Ortadoğu'daki müttefikleri, İran'a düzenlenecek bir operasyonun yönetimi devirmeyebileceği uyarısını Trump'a iletmiş.

Trump'ın danışmanları, İran yönetiminin devrilmesi için ABD'nin Ortadoğu'da daha fazla askeri güce ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Ayrıca İran'a muhtemel saldırı durumunda gelebilecek misillemelere karşı bölgedeki ABD üslerinin korunmasının da zor olabileceği aktarılıyor.

Analizde, Trump'ın Ortadoğu’ya daha fazla asker sevk etmek için zaman kazanmaya çalıştığı değerlendiriliyor. Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen Katarlı bir yetkili, geniş çaplı bir saldırı için ABD'nin 5 ila 7 güne ihtiyacı olacağını söylüyor.

İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemler, Tahran'ın diyalog çağrılarına rağmen dindirilemiyor.

Gösterilerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmazken, ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na (HRANA) göre eylemlerde en az 2 bin 677 kişi hayatını kaybetti, 19 bin 97 kişi de gözaltına alındı.

Independent Türkçe, Guardian, Times of Israel, New York Times, Wall Street Journal


Trump, "2026'da seçime gerek yok" dedi

ABD Başkanı Donald Trump, Reuters'a yaptığı açıklamada, görev süresi boyunca elde ettiği başarılar nedeniyle ABD'nin 2026'da "seçim yapılmaması gerektiğini" söyledi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Reuters'a yaptığı açıklamada, görev süresi boyunca elde ettiği başarılar nedeniyle ABD'nin 2026'da "seçim yapılmaması gerektiğini" söyledi (Reuters)
TT

Trump, "2026'da seçime gerek yok" dedi

ABD Başkanı Donald Trump, Reuters'a yaptığı açıklamada, görev süresi boyunca elde ettiği başarılar nedeniyle ABD'nin 2026'da "seçim yapılmaması gerektiğini" söyledi (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Reuters'a yaptığı açıklamada, görev süresi boyunca elde ettiği başarılar nedeniyle ABD'nin 2026'da "seçim yapılmaması gerektiğini" söyledi (Reuters)

Reuters'ın haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, görevdeyken elde ettiği başarılar nedeniyle ABD'nin bu yılın gelecek aylarındaki ara seçimlerin yapılmaması gerektiğini söyledi.

Haber kuruluşuna verdiği 30 dakikalık röportajda görevdeyken çok şey başardığını, söyleyen Trump "Düşününce, 2026'da seçim yapmamamız gerek" dedi.

Reuters'a göre Trump, yaklaşan ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti'nin ABD Temsilciler Meclisi veya Senatosu'ndaki kontrolünü kaybetme ihtimalinden duyduğu endişeyi de dile getirdi.

Trump, "Bu derin, psikolojik bir şey ama başkanlığı kazanan ara seçimleri kazanamıyor" dedi.

Beyaz Saray Basın Sekreteri Karoline Leavitt, perşembe günü Trump'ın açıklamalarını soran gazetecilere, Başkan'ın "şaka yaptığını" ve "esprili bir dille konuştuğunu" söyledi

Brookings'e göre tarihsel eğilimler, başkanın partisinin genellikle ara seçimlerde Temsilciler Meclisi'nde koltuk kaybettiğini gösteriyor. The New York Times'ın derlediği anketlere göre son anketler de Kongre için yarışan Demokratların, 2026 ara seçimlerinde halihazırda mütevazı bir avantaja sahip olduğuna işaret ediyor.

Trump bu endişelere rağmen Cumhuriyetçi parlamenterlere, "elde edecekleri epik ara seçim zaferiyle rekorlar kırmayı" beklediğini önceki haftalarda söylemişti.

Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer, Demokratların Trump'ın 2026 ara seçimlerine müdahale etmesine hazırlandığını kısa süre önce Associated Press'e söylemişti. Diğer yandan Beyaz Saray, bu tür açıklamaların "korku yaydığını" ifade etmişti.

Schumer bu hafta yaptığı açıklamada "Trump ne gerekiyorsa yapacak, onuru, güvenilirliği ve yasalara saygısı yok. Ancak biz buna hazırlıklıyız ve başaracağımıza inanıyoruz" demişti.

Schumer, Demokratların kasımda Senato'da çoğunluğu elde etme yolunun "şüphecilerin düşündüğünden çok daha geniş, üç ay öncesine ve kesinlikle bir yıl öncesine göre çok daha geniş" olmasını beklediğini de sözlerine eklemişti.

Aynı Reuters röportajında Trump, Danimarka'ya ait Grönland'ı alma girişimiyle ilgili halkın ve hatta bazı Cumhuriyetçilerin endişelerini de geçiştirdi.

Yayın kuruluşuna göre, Amerikalıların sadece yüzde 17'sinin bu bölgeyi alma girişimini desteklediğini ortaya koyan yakın zamanlı Reuters/Ipsos anketiyle ilgili soruya Trump, anketin "sahte" olduğunu söyleyerek cevap verdi.

Independent Türkçe


Venezuela muhalefet lideri Trump ile görüştü ve Nobel Barış Ödülü'nü "takdim etti"

Maria Corina Machado Beyaz Saray'a geldi (AP)
Maria Corina Machado Beyaz Saray'a geldi (AP)
TT

Venezuela muhalefet lideri Trump ile görüştü ve Nobel Barış Ödülü'nü "takdim etti"

Maria Corina Machado Beyaz Saray'a geldi (AP)
Maria Corina Machado Beyaz Saray'a geldi (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Venezüella muhalefet lideri Maria Corina Machado ile ABD başkanının Güney Amerika ülkesinin siyasi geleceğini nasıl şekillendireceğini etkileyebilecek önemli toplantıda bir araya geldi.

Öğle yemeğinde gerçekleştirilen toplantı, ikili arasında ilk yüz yüze görüşme oldu.

Yerel saatle 14:40 civarında Beyaz Saray'dan ayrılan Machado, gazetecilere toplantının “harika” geçtiğini söyledi. Machado dün, Nobel Barış Ödülü madalyasını ABD başkanına takdim ettiğini duyurdu. Beyaz Saray'da Trump ile görüşmesinin ardından Kongre binası önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Nobel Barış Ödülü madalyasını ABD başkanına takdim ettim” dedi.

Buna yanıt olarak ABD başkanı, Truth Social platformunda şöyle yazdı: “Maria, yaptığım çalışmaların takdir edilmesi için kazandığı Nobel Barış Ödülü'nü bana takdim etti. Karşılıklı saygıyı yansıtan ne kadar harika bir jest. Teşekkürler Maria!” Ziyaret sürerken, Beyaz Saray sözcüsü Karoline Leavitt, Trump'ın Machado ile tanışmayı dört gözle beklediğini, ancak Machado'nun şu anda ülkeyi kısa vadede yönetmek için gerekli desteğe sahip olmadığı yönündeki “gerçekçi” değerlendirmesine sadık kaldığını belirtti.

Aralık ayında deniz yoluyla cesur bir kaçışla Venezuela'dan ayrılan Machado, Trump'ın desteğini almak için Venezuela hükümeti üyeleriyle rekabet ediyor ve ülkenin gelecekteki yönetiminde rol almasını sağlamaya çalışıyor.

Demokratik Geçiş

Amerika Birleşik Devletleri'nin bu ay hızlı bir operasyonla uzun süredir ülkeyi yöneten Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu tutuklamasının ardından, ABD ve Latin Amerika genelindeki bir dizi muhalif figür, Venezuela diasporası üyesi ve politikacı, Venezuela'nın demokratik bir geçiş sürecine başlayacağı umudunu dile getirdi.

Toplantıdan önce yapılan brifingde Leavitt, “Başkanın bu toplantıyı sabırsızlıkla beklediğini ve Venezuela halkının çoğu için gerçekten güçlü ve cesur bir ses olan Bayan Machado ile iyi ve olumlu bir görüşme olmasını umduğunu biliyorum” dedi.

Leavitt, “Bu nedenle Başkan, ülkedeki gerçekler ve orada neler olup bittiği hakkında onunla konuşmayı sabırsızlıkla bekliyor” diye ekledi.

dfrgthy
Maria Corina Machado Beyaz Saray'a geldi (AP)

Trump, Venezuela ekonomisini yeniden inşa etmeye ve ABD'nin ülkenin petrolüne erişimini sağlamaya odaklandığını söylüyor.

3 Ocak operasyonunun ertesi günü, Machado'nun ülkeye dönüp yönetmek için gerekli desteğe sahip olduğundan şüphe duyduğunu ifade ederek gazetecilere şunları söyledi: “O, ülke içinde destek ve saygı görmüyor.”

Trump, Venezuela'nın geçici Cumhurbaşkanı Delsa Rodríguez'i birkaç kez övdü ve çarşamba günü Reuters'a verdiği röportajda “onunla çalışmak çok iyi” ifadesini kullandı.

Beyaz Saray'da dün yapılan toplantıda görülülen bir diğer konu ise Trump'ın uzun süredir kazanmak istediği Nobel Barış Ödülü'nün geçen ay Machado'ya verilmesi oldu.

Machado, Maduro'yu görevden aldığı için ödülü ABD başkanına sunacağını belirtmişti, ancak Norveç Nobel Enstitüsü ödülün devredilemeyeceğini, paylaşılamayacağını veya iptal edilemeyeceğini açıkladı.

Trump ile görüşmesinden sonra Machado, ödülü başkana takdim edip etmediğini söylemeyi reddetti.

Şarku!l Avsat’ın Reuters'ten aktardığına göre çarşamba günü röportajda Machado'nun kendisine ödülü takdim etmesini isteyip istemediği sorulduğunda Trump, “Hayır, öyle demedim. O Nobel Barış Ödülü'nü kazandı” dedi.

Trump, “O çok hoş bir kadın. Sanırım sadece temel konulardan bahsedeceğiz” ifadesini kullandı.