Türkiye, Doğu Akdeniz'de Mısır'dan ne bekliyor?

Batılı gözlemcilere göre Mısır’ın, Türkiye'nin bölgede 122 trilyon fit küp olduğu tahmin edilen doğalgaz rezervlerine ilişkin iddialarını destekleyen yahut baltalayan yaklaşımları olabilir

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar'da böyle tokalaştılar / Fotoğraf: AFP
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar'da böyle tokalaştılar / Fotoğraf: AFP
TT

Türkiye, Doğu Akdeniz'de Mısır'dan ne bekliyor?

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar'da böyle tokalaştılar / Fotoğraf: AFP
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar'da böyle tokalaştılar / Fotoğraf: AFP

İnci Mecdi
Katar'da geçen 21 Kasım'da düzenlenen FIFA Dünya Kupası'nın açılışı törenine katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır'da Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) iktidarının düşürülmesi nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mısır yönetimine karşı sert bir tutum sergilediği uzun yılların ardından ilk kez tokalaştılar. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tokalaşmanın ardından Katar dönüşü uçakta yaptığı açıklamasında, Ankara'nın Mısır'dan Türkiye'nin Akdeniz'deki statüsüne yönelik yaklaşımını değiştirmesini istediğini söyledi.
Türkiye'nin 2021 yılının mart ayından bu yana Mısır ile yakınlaşma çabalarının temelinde de bu var.
Doğu Akdeniz'deki doğalgaz rezervi, özellikle Mısır, Ürdün, Filistin, İtalya, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail'in Mısır'ın başkenti Kahire'de imzalanan anlaşmayla Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nu kurmalarının ardından Ankara'nın Kahire ile yakınlaşma arayışında önemli bir faktör haline geldi.
Forumun, arz ve talep dengesini koruyarak ve kaynakları ve iş birliğini geliştirerek bölgesel bir doğalgaz piyasası oluşturmak amacıyla kurulduğu biliniyor. Doğu Akdeniz bölgesindeki doğalgaz rezervlerinin 122 trilyon fit küp olduğu tahmin ediliyor.
Uzlaşı çabalarının başlamasından bu yana Akdeniz'de bir oldu-bitti yaratmak amacıyla 2019 yılı boyunca kendi kıyıları ile Libya kıyıları arasında hayali deniz sınırları çizerek bölgedeki komşularına hiçbir sonuç vermeyen meydan okumalarda bulunan Ankara için Akdeniz'deki doğalgaz rezervi dosyasının önemli olduğu biliniyor. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yıllarca Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'ye karşı sert açıklamalarda bulundu. Ancak 2021 yılına gelindiğinde Kahire ile ilişkileri yeniden kurulması gerektiğinin altını çizdi ve o tarihten bu yana da diplomatik ve istihbari düzeyde temasların kurulması ve iki ülke arasındaki ticari faaliyetlerin artırılması için yoğun çalışmalar başlatıldı.
Mısır ile Türkiye arasında Doğu Akdeniz'de kurulacak olası bir ortaklığın, bölgede her iki taraf için de deniz hakları alanında yeni kapılar açacağı tahmin ediliyor.
Uzmanlar, Mısır'ın 2003 yılında GKRY, 2020 yılında ise Yunanistan ile imzaladığı anlaşmaların yerine Türkiye ile deniz sınırlarının belirlenmesi için imzalanacak bir imzalamayı seçmesi halinde daha fazla deniz hakları elde edilebileceğine işaret ettiler. 
Doğu Akdeniz meselesinin boyutlarını anlamak için öncelikle deniz hukuku alanında en kapsamlı uluslararası sözleşme olan 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (BMDHS) bir bakmalıyız.
BMDHS, ülkelerin kıyılarından 200 mil uzağa uzanan bölgeyi onların münhasır ekonomik bölgeleri olarak tanımlanıyor.
BMDHS, bölgedeki ülkelerin çoğu tarafından imzalandı. İmzacı ülkeler arasında, Mısır, Yunanistan ve GKRY de yer alıyor.
Mısır ile Akdeniz'deki komşuları arasındaki deniz sınırları da BMDHS çerçevesinde belirlenmiş durumda.
Ancak Türkiye, BMDHS'yi imzalayan taraflardan biri ve hükümlerini de kabul etmiyor. Bu yüzden GKRY'nin münhasır ekonomik bölgesinin kıyılarından yalnızca 12 kilometre uzaya uzandığını öne sürüyor.
Ayrıca, Kıbrıs adasından güneye uzanan suların Mısır'ın münhasır ekonomik alanı sınırına kadar kendisine ait olduğunu savunan Türkiye, Yunanistan'a ait adaların münhasır ekonomik bölgelerdeki haklarını da kabul etmiyor.
Ancak Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 2021 yılının Mart ayında Ankara'da gazetecilere yaptığı bir açıklamada, gerekli koşullar sağlanması halinde Türkiye ve Mısır'ın Doğu Akdeniz'de sınırların çizilmesi için müzakere edebileceğini söyledi.
Bu açıklama, Türkiye ile Yunanistan ve GKRY arasında aralarındaki deniz sınırları konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlığın gölgesinde böyle bir anlaşmanın imzalanmasıyla ilgili çok sayıda soruyu gündeme getirdi.

Kartlar Kahire'nin elinde
Mısır ile Türkiye arasındaki müzakere kanalları, ilişkilerin eski günlerine dönmesi için geniş bir ufukla devam ederken Kahire'nin Doğu Akdeniz'deki çabaları çerçevesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ne verebileceği sorusu soruluyor.
Ankara ile Mısır'ın GKRY ve Yunanistan gibi geleneksel müttefikleriyle olan anlaşmalarını ihlal edecek bir deniz anlaşması yapmaya Kahire'yi ikna ne edebilir?

Bu sorulara yanıt almak amacıyla, Mısır'dan ve Avrupa'dan uzman ve diplomatlarla görüştük.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi istihbarat ve güvenlik analisti ve İtalya'daki Bari Üniversitesi'nden araştırmacı Roberta La Fortezza, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:
"Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki iddialarla ilgili olarak Ankara'ya sunabileceklerini anlamak için, özellikle Mısır ile Yunanistan arasında 2020 yılında imzalanan anlaşmaya bakmak gerekiyor. Bu anlaşma ile Kahire ve Atina, Ankara ile Trablus arasında imzalanan tartışmalı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'na meydan okumak amacıyla yeni deniz sınırları belirlediler."
Mısır ile Yunanistan arasında yapılan anlaşmanın, özellikle Kıbrıs adası açıklarında keşfedilen doğalgaz rezervleriyle ilgili olarak Yunanistan ile Türkiye arasındaki gerilimle doğrudan bağlantılı olması dikkati çekiyor.
Atina, 26'ncı ve 28'inci meridyenler arasındaki bir bölgede yeni deniz yetki sınırını tanımlayan 2020 tarihli anlaşma kapsamında Kahire ile münhasır ekonomik bölgesinin, Girit adasının 12 mil güneyine kadar uzanması konusunda anlaştı.
Atina, Mısır ile daha fazla anlaşma imzalayarak Ankara ile Fayiz el-Serrac başbakanlığındaki Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nda öngörülen Türkiye-Libya koridorunu tamamen iptal edebilir ve münhasır ekonomik bölgesini GKRY ile Mısır arasındaki münhasır ekonomik bölgesi ile yeniden bağlayabilir.
Roberta La Fortezza, Mısır'ın farklı bir yaklaşımının Ankara'nın Doğu Akdeniz'deki iddialarını ne ölçüde destekleyebileceğinin ya da baltalayabileceğinin ve Mısır'ın Ankara'ya ne ölçüde avantaj sağlayabileceğinin açık olduğunu belirtti.
La Fortezza, 2021 yılı başlarında Kahire'nin, Türkiye ile Yunanistan arasında tartışmalı bir bölge olan 18 nolu Blok da dahil olmak üzere Doğu Akdeniz'deki birçok blokta yeni arama faaliyetleri için ihale başlattığı yönündeki açıklamasının bunu ortaya koyduğunu da sözlerine ekledi.
Mısır'ın o dönemde ihaleye açtığı blokların yer aldığı harita, Ankara'da büyük umutlar uyandıran Türkiye-Libya anlaşmasında yer alan Türkiye'nin kıta sahanlığının güney sınırları ile aynı çizgideydi.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Mısır'ın Doğu Akdeniz'de hidrokarbon faaliyetlerinde Türkiye'nin kıta sahanlığına saygı gösterdiğini belirterek "Deniz yetki alanları konusunu Mısır'la müzakere edebiliriz, kendi aramızda da ileride bir anlaşma imzalayabiliriz" açıklamasında bulunmuştu.
Ancak Fortezza'ya göre 18 nolu Blokun 28. meridyenin doğusunda yer alması ve dolayısıyla 2020 tarihli anlaşmanın öngördüğü Mısır ile Yunanistan arasındaki deniz yetki sınırı alanının dışında olması nedeniyle Ankara'nın iyimserliği hızla tükendi.

Müzakere ve Mısır'ın arabuluculuğu üçgeni
Yunanistan ile Mısır arasında imzalanan 2020 tarihli anlaşma, Yunanistan ile Mısır arasındaki potansiyel deniz sınırının Meis ve Rodos adaları kıyılarının doğusundaki küçük bir bölgeyi kapsadığından coğrafi olarak sınırlı.
Belki de Yunanistan'ın talebinin aksine Mısır'ın isteğiyle bu sınırın doğusunda herhangi bir hak iddia etmediğinden anlaşmanın kapsamını 28. meridyenle sınırlandırılmıştır.
Atina ve Ankara, birbiriyle örtüşen iddialara sahipken 2020 tarihli anlaşma, Türkiye ile müzakere edilmiş çözümler bulma olasılığını kategorik olarak engellemez.
Bu müzakereler 28. ve 30. meridyenler arasındaki alanla sınırlı olsa bile bunu yapması mümkün değil.
Ayrıca gözlemcilere göre örneğin, Girit'in güneydoğusunda, ilerleyen süreçte olabilecek konumsal değişiklikler için bir miktar boşluk bırakan, mülkiyeti belirsiz deniz yolları olduğundan Mısır, iki taraf arasında gelecekteki müzakerelerde arabulucu rolü oynayabilir. 
Frederick Üniversitesi'nde Uluslararası Hukuk Profesörü, 2023 Güney Kıbrıs cumhurbaşkanlığı seçimleri adayı ve Rumların eski BM Daimi Temsilcisi Büyükelçisi Andreas Mavroyannis, sınırların çizilmesi sürecinin karmaşık olabileceğinden ve bölge ülkelerinin sınırın tam yerini belirlemek için uluslararası bir mahkemeye ihtiyaç duyabileceğinden küçük bir üçgen oluştuğuna işaret etti.
Hukuki açıdan bakıldığında, Mısır'ın hukuki çıkarlarının bu üçgen çerçevesinde riske girmediğini belirten Mavroyannis,  ancak sonunda Mısır'ın yaklaşımını şekillendiren bir siyasi unsur varsa Mısır'ın dostlarını, yani Yunanistan ve GKRY'yi seçeceğinden emin olduğunu söyledi.
Mısır merkezli El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden Uluslararası İlişkiler Birimi ve Enerji Çalışmaları Programı Başkanı Ahmed Kandil'e göre Mısır, Doğu Akdeniz'deki bu devasa doğalgaz rezervi herkes için bir kazan-kazan durumu oluşturmaya istekli.
Elbette bu da yaşanan şiddetli ekonomik kriz karşısında herkesin çıkarına olacak. Ancak bu ortak ve karşılıklı çıkarların kurallara dayalı olması gerektiğine dikkati çeken Kandil, şu an için Türkiye'nin Doğu Akdeniz Gaz Forumu'na katılmasına izin verilmesinin bile söz konusu olmadığını çünkü Türkiye'nin, Avrupa Birliği (AB) ve BM üyesi olan GKRY'nin haklarını tanımadığını belirtti.
Türkiye'nin BMDHS'nin taraflarından biri olmadığını da hatırlatan Kandil, Türkiye'nin ortak çıkarlara dair siyasi bir arzusu olmadığını ve bu nedenle, iyi niyetli olduğunu kanıtlaması için şu an topun kendi sahasında bulunduğunu söyledi.
İsrail ile Lübnan arasında geçtiğimiz yaz imzalanan deniz sınırlarını çizme anlaşmasını Türkiye, GKRY ve Yunanistan arasındaki anlaşmazlığı sona erdirmek için kullanılabilecek bir model olarak gören Kandil, "Washington, Lübnan ile İsrail arasında oynadığı arabulucu rolün aynısını Türkiye, GKRY ve Yunanistan arasında oynarsa, bölge yeni bir aşamaya geçebilir" dedi.

2003 tarihli anlaşma bir kayıp mıydı?
Türkiye sık sık, Mısır'ın yaklaşık yirmi yıl önce GKRY ile imzaladığı deniz sınırlarını belirleme anlaşmasıyla münhasır ekonomik bölge alanlarını kaybettiğini dile getiriyor.
Ankara ile alternatif bir anlaşmanın Mısır'a 11 bin 500 kilometrekarelik bir alan kazandıracağını söyleyen Türkiye ayrıca Mısır ile Yunanistan arasında imzalanan anlaşmanın Kahire'ye üst düzey çıkarlar sunmadığını savunuyor. 
Müslüman Kardeşler'in önde gelen isimlerinden Halid Abdulkadir Udeh, 2013 yılının Mart ayında Mısır Meclisi'ne Türkiye ile GKRY'nin egemen bir devlet olarak görülmediği bir anlaşma yapılması lehine bir yasa tasarısı sunarak GKRY ile olan anlaşmayı iptal etmeye çalıştıysa da başarılı olamadı.
Gözlemciler, Mısır'ın uluslararası hukuk ilkelerine dayanan hiçbir anlaşmadan çekilmeyeceği konusunda hemfikirler.
Bu tür anlaşmaların bölgeye güven ve istikrar kazandırdığını ve uluslararası enerji şirketlerini bu anlaşmalara yatırım yapmaya teşvik ettiğini söyleyen Ahmed Kandil, "Deniz sınırları çizilmez ve yasal yapı sağlanamazsa şirketler hidrokarbon arama çalışmalarına girmeyecek ve büyük yatırımlar yapamayacaklardır" ifadelerini kullandı.
Ayrıca bu tür anlaşmaların uluslararası kurumların ve güçlerin desteğini aldığının altını çizen Kandil, "Bu yüzden oluşan mevcut çerçeveden geri adım atılmayacaktır" dedi.
Mısır'ın Ankara eski Büyükelçisi Abdurrahman Selahaddin, Mısır'ın GKRY ve Yunanistan'ın haklarını göz ardı etmeyi asla kabul etmeyeceğini açıkça ifade etti.
Eski Büyükelçi, Türkiye'nin deniz sınırlarını sadece üç mil ile sınırlayan ve tüm adaları Yunanistan'a veren Lozan Anlaşması göz önüne alındığında, Türkiye'nin konumunun daha zayıf ve karmaşık olduğunun altını çizdi.
Türkiye'nin BMDHS taraflarından biri olmamasının ve UMH ile imzaladığı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat'nın meseleyi daha da karmaşık hale getirdiğini söyleyen Selahaddin, "Kahire, Türkiye'yi yirmi yılı aşkın bir süredir Mısır, GKRY ve Yunanistan ile deniz sınırlarında uzlaşmacı bir çözüm için ortak müzakereler yürütmeye çağırmasına rağmen Ankara, Doğu Akdeniz'deki herhangi bir ülkeyle herhangi bir anlaşma yapmaktan kaçındı" şeklinde konuştu.
Eski Büyükelçi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslüman Kardeşler'in iktidara gelmesinden sonra Mısır'ın GKRY ile yaptığı anlaşmanın iptal edebileceğini sandıysa da devlet buna karşı çıktı. Birinin kendinde olmayanı hak etmeyene vermesi gibi bir durum söz konusuydu. Biz bir açık arttırmada değiliz ve Mısır'ın hukuki dayanağı olmayan bu diyalog düzeyine indirilmesi doğru değil."
Selahaddin, Mısır'ın GKRY ve Yunanistan ile çok eski ve köklü ilişkileri ve ortak çıkarları sahip olmasından ötürü Türkiye, Yunanistan ve GKRY arasındaki diyalogu desteklemeye her zaman hazır olduğunu vurguladı.
Yunanistan ile yaptığı anlaşmada Mısır'ın çıkarlarını gözettiğini söylemeyi tercih edenin Türkiye olduğunu ve esasen Mısır'ın bunu 20 yıldır yaptığını söyleyen Mısırlı diplomat, "Kahire her zaman, adaların sınırlarının çizilmesi konusundaki Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan anlaşmazlığa taraf olmadığını beyan etmiştir. Fakat Türkiye, Girit gibi nüfusu Atina'nın nüfusunu aşan bir adanın varlığını tamamen yok saydığını kabul etmiyor ve Libya ile arasına hayali deniz sınırları çiziyor. Biz bu iki ülkenin arasındaki anlaşmazlığın tarafı değiliz ama bununla birlikte bölge ülkeleri arasındaki iş birliğini teşvik etmeye de hazırız. Kimsenin sınırlarını aşmayız" ifadelerini kullandı.

Mısır'ın katı tutumu
Gözlemciler, Mısır'ın mevcut ittifakları korumaya ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu üyeleriyle halihazırda varılan anlaşmalara uymaya devam edeceği konusunda hemfikirler.
Kahire, 2022 yılının Ekim ayında Ankara ile Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) arasındaki deniz sınırlarına ilişkin yeni düzenlemeye karşı çıkarak bu yaklaşımını ortaya koydu.
Bununla birlikte Kahire'nin 11 Aralık'ta deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik tek taraflı kararı, Ankara'ya doğrudan bir mesajdı.
Kahire, bu mesajla Türkiye ile herhangi bir yakınlaşmanın Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki politikasını büyük ölçüde değiştirmeyeceğinin altını çizdi.
La Fortezza'ya göre Kahire'nin diyalog girişimlerine ve bölgede daha fazla istikrar için gerilimin azaltılmasının gerekmesine rağmen Türkiye ile Mısır ilişkilerinde, Türkiye'nin iddialarını tanıyan bir deniz sınırı anlaşması için gereken somut bir iyileşmenin önünde halen çeşitli engeller bulunuyor.
Türkiye'nin Libya'daki askeri varlığının ve Mısır ile Türkiye'nin Libya'da izledikleri farklı stratejinin yanı sıra Ankara'nın Kahire'nin terör örgütü olarak sınıflandırdığı Müslüman Kardeşler'e verdiği desteğin de bu engeller arasında olduğuna şüphe olmadığı değerlendirmesinde bulunan La Fortezza, bu yüzden Mısır'ın başta Yunanistan ve GKRY ile yapılanlar olmak üzere bu tür anlaşmalardan vazgeçmesinin pek olası olmadığını vurguladı.
La Fortezza, Yunanistan ve Mısır'ın son yıllarda ilişkilerini güçlendirmesinin, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarını geliştirmek için yakın iş birliği yapmasının, terörle mücadele çerçevesinde istihbarat paylaşmasının ve sık sık ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirmesinin şaşırtıcı olmadığını da sözlerine ekledi.
Ayrıca, Mısır'ın anlaşmalara bağlı kalmaktaki kararlılığının müttefiklerine güven verdiğini söyleyen Andreas Mavroyannis, GKRY ve Mısır örneğinde BMDHS'e göre her iki ülkenin de tam haklara sahip olduğunu belirterek, "Bu yüzden BMDHS'in 74. maddesinde belirtilen adil sonuca ulaşılmıştır. Bunun için söz konusu anlaşmanın müzakere edilmedi ve onaylanmasına ilişkin tartışma yapılmadı" diye konuştu.
Mavroyannis, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Eğer Mısır da uluslararası hukuku hiçe sayarak Türkiye gibi davransaydı ve yayılmacı bir politika izleseydi bölgede daha fazla hak iddia edebilirdi. Çok mutluyuz çünkü Mısır sadece bunları yapmamakla kalmadı, aynı zamanda uluslararası hukuka da saygı duyuyor. Eğer Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin yaklaşımı uygulanırsa, o zaman deniz, kuzeyde Türkiye ve güneyde Mısır arasında ortadan bölünmeli ve aralarında hiçbir şey olmamalı. Bu durumda Mısır, tüm komşularını bir kenara itip daha iyi bir anlaşma yapmış olabilir. Türkiye de Mısır'ı hukuka saygılı davranmak ve BMDHS çerçevesinden uzaklaştırmak için bunu kullanıyor."
Bölge ülkelerinin bu yaklaşıma karşı çıktığını söyleyen Mavroyannis, bu yüzden mevcut anlaşmaların uluslararası hukuka en uygun anlaşmalar olduğunu belirtti.

İki ülke arasındaki ilişkileri sürdürme çabası
Türkiye için Doğu Akdeniz'deki durumun karmaşık olmasına rağmen Kahire Ankara ile ilişkileri ilerletmeye ve Türkiye'nin 2013 yılında Mısır halkının iradesine karşı saygısız tutumunun ardından bozulan ilişkileri düzeltmeyi istiyor.
Ahmed Kandil, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İslam hilafetini yeniden kurma hayalleri ve Müslüman Kardeşler'e verdiği destek nedeniyle ilişkileri bozulmadan önce iki ülke arasındaki güçlü bir ticari, savunma ve siyasi iş birliği olduğuna işaret etti.
La Fortezza ise bu bağlamda, Arap dünyasındaki tarihi rolünü koruyabilmesi için Türkiye ile yapıcı bir diyaloga ulaşmasının Mısır'ın çıkarına olduğunu ima etti.
Libya'daki gelişmelerle birlikte Halife Hafter'in konumu artık Trablus'a karşı 2019-2020 yıllarındaki kadar güçlü olmadığından, Kahire ile Ankara arasında daha fazla diyaloga ihtiyaç olduğunun altını çizen La Fortezza, Mısır'ın içinde bulunduğu ekonomik zorlukların da Kahire'yi Ankara'ya yönelik daha gerçekçi ve daha az ideolojik bir politika uygulamaya ittiğini söyledi.
Kahire, Ankara'nın tüm bölgesel siyasette ve Ukrayna'daki arabuluculuk çabalarında önemli bir ortak olduğunun gayet iyi farkındadır.
Türkiye ilgili askeri, siyasi ve diplomatik yeteneklere sahip önemli bölgesel bir aktör ve her şeyden önce NATO üyesi olması nedeniyle Batı düzenin bir parçası olmaya devam ediyor. 

Independent Türkçe



Trump'ın gözü İran'ın zenginliklerinde: Barış karşılığında petrol mü?

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters
TT

Trump'ın gözü İran'ın zenginliklerinde: Barış karşılığında petrol mü?

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters

Süreyya Şahin

İki taraf arasında devam eden müzakereler göz önüne alındığında, İran meselesine dair Amerikan yaklaşımında ekonomik boyutlar siyasi ve güvenlik boyutlarından ayrılamaz. Amerikalıların enerji kaynaklarını güvence altına alma odağı, müzakerelerin siyasi seyrinin hemen arkasında duruyor.

İki heyet arasındaki ikinci tur görüşmelerin başlamasından günler önce, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı (Ekonomik İşlerden Sorumlu) Hamid Kanbari'nin Tahran'ın her iki taraf için de ekonomik faydalar sağlayacak bir nükleer anlaşmaya varmayı hedeflediğini açıklaması dikkat çekiciydi. Cenevre müzakerelerinin arifesinde yapılan ve önemli bir değişime işaret eden bu açıklamasında, anlaşmanın sürdürülebilirliğini sağlamak için ABD'nin de yüksek ve hızlı ekonomik getiriler sağlayan alanlarda fayda elde etmesinin şart olduğunu belirtti.

Dolayısıyla, müzakereler artık petrol ve doğalgaz sahalarındaki ortak çıkarları, madencilik yatırımlarını ve hatta uçak alımlarını da içeriyor. Bu ekonomik yaklaşım, İran'da benimsenen siyasi ve güvenlik yaklaşım ile birlikte sessizce incelendi. Peki ekonomik çıkarların buluşması siyasi engelleri kaldırabilir ve bunlarla başa çıkmak için umut vadeden bir giriş noktası sunabilir mi?

Jeopolitik bir kaldıraç olarak İran'ın zenginlikleri

İran'ın coğrafi konumunun stratejik olduğu şüphesizdir. Batı Asya'nın kalbinde yer alan ülke, doğuda Afganistan ve Pakistan'ı, batıda ise Irak ve Türkiye'yi birbirine bağlıyor. Kuzeyde Azerbaycan, Ermenistan ve Türkmenistan arasında yer alıyor. Güneyinde ise Arap Körfezi ve Hint Okyanusu'na açılan kapı olan Umman Denizi bulunuyor. Başka bir deyişle, İran, Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkasya arasında bir bağlantı noktasıdır. Dahası, İran coğrafi olarak Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısını kontrol ediyor ve bu boğazdan küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sini temsil eden günlük yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve doğal gaz kondensatı geçiyor.

Nükleer mesele artık müzakerelerin tek önceliği değil; ekonomi ve petrol, müzakerelerin, nüfuz denkleminin ve uluslararası çatışmanın temel bileşenleri haline geldi

ABD yönetimi tüm bunların tamamen farkında. İran ekonomisine olan Amerikan ilgisi, en başından itibaren devam eden müzakerelerin biçiminde, heyette Amerikan nükleer uzmanlarının bulunmaması, buna karşılık Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi danışmanların bulunmasıyla açıkça görülüyordu. İran Maden ve Maden Sanayileri Geliştirme ve Yenileme Örgütü'ne göre, İran, 60 milyar ton olarak tahmin edilen maden rezervleri açısından dünyada 15’inci sırada yer alıyor. Ülke, on binden fazla aktif madene ve demir cevheri, bakır, çinko ve diğer nadir elementler de dahil olmak üzere 68'den fazla maden türüne sahip.

İran Jeoloji ve Maden Araştırmaları Kurumu Başkanı Daryuş İsmaili, İran'ın doğal kaynaklar ve maden rezervleri açısından dünyada beşinci sırada yer aldığını, ancak bu potansiyelinin yalnızca yaklaşık yüzde 2'sini keşfetmiş olduğunu belirtti. Ülkenin doğal kaynakları ile maden rezervlerinin değerinin yaklaşık 27,3 trilyon dolar olarak tahmin edildiğini, bunun yaklaşık 1,4 trilyon dolarının madencilik sektörüne ait olduğunu, fiilen keşfedilen rezervlerin değerinin ise 29 milyar doları aşmadığını açıkladı.

cdfv cf
İran petrolü nükleer müzakerelerin temel taşı (Reuters)

ABD Jeolojik Araştırma Kurumu tahminlerine göre İran, dünya rezervlerinin yüzde 1,9'una denk gelen 3,8 milyar metrik ton demir cevherine sahip. İran Maden Örgütü'ne göre İran, dünya bakır rezervlerinin yüzde 5'ine denk gelen 2,6 milyar metrik ton bakıra sahip. İran ayrıca, yaklaşık 15 milyon ton olarak tahmin edilen önemli çinko rezervlerine sahip olup, küresel çinko pazarında önemli bir oyuncu. Ülkenin en büyük madenindeki boksit rezervlerinin ise 10,6 milyon metrik ton olduğu tahmin ediliyor.

Altına gelince, 24 madende yaklaşık 340 milyon ton kanıtlanmış altın yatağı bulunuyor. İran, son olarak Horasan’da ülkenin en büyük madenlerinden biri olan Şadan madeninde altın yatakları keşfetti. Son yıllarda İran, 125 milyon ton potansiyel yatak ve 85 milyon ton kanıtlanmış kaynak tespit etti; bunların bazılarında lantan ve seryum gibi nadir toprak elementleri bulunabilir. İran'ın kurşun rezervlerinin de milyonlarca ton olduğu tahmin ediliyor.

Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumu'na (GECF) göre, 2023 yılında doğal gaz rezervleri 33,9 milyar metreküptü. Doğal gaz ihracatının ise 16 milyar metreküp olduğu tahmin ediliyor.

Yaptırımlar hiçbir zaman kendi başlarına bir amaç olmamış, aksine İran'ı boyun eğdirmek ve kaynaklarını devrimini ihraç etmek için kullanmasını engellemek için bir araç olmuştur

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran, Hamedan şehrinde ilk lityum rezervlerinin (yaklaşık 8,5 milyon ton lityum cevheri) keşfedildiğini duyurdu. Zencan ve Kerman bölgelerinde kobalt ve nikelin varlığı doğrulandı. Bu madenler, uçak, silah, elektronik çipler, otomobil aküleri, inşaat ve tıp endüstrileri gibi teknolojik ve askeri endüstrilerde kullanılıyor. Madenler arasında ayrıca kömür, metalik madenler, Horasan'daki kum, çakıl, metalik olmayan madenler ve tuzun yanı sıra, bir kısmını yüzde 60'ın üzerinde zenginleştirmiş olduğu uranyum da bulunuyor; bu seviye, teknik olarak nükleer silah üretimi için gerekli olan yaklaşık yüzde 90'lık zenginleştirme seviyesine yakın.

Petrol zenginliği açısından İran, Suudi Arabistan ve Irak'tan sonra OPEC içindeki üçüncü büyük petrol üreticisi. OPEC'in son raporuna göre, İran'ın petrol üretimi Aralık 2025'te günlük yaklaşık 19,3 milyon varil seviyesine ulaştı. OPEC istatistiklerine göre İran, 208,6 milyar varil kanıtlanmış petrol rezervine sahip.

Enerji güvenliği ve nüfuz mücadelesi arasında İran’ın zenginlikleri

ABD'nin İran'ın doğal kaynaklarına olan ilgisi iki faktörle bağlantılı. Birinci faktör; Amerikan çıkarlarının dünyadaki üç stratejik dayanak ile bağlantısıdır. Bunlar, küresel enerji güvenliğini korumak, özellikle Körfez ülkeleri ve İsrail olmak üzere Amerikan müttefiklerini korumak, Çin ile Rusya'nın İran'ın geniş petrol, doğal gaz ve maden rezervlerini kullanarak nüfuzlarını genişletmelerini önlemek. Bunlar, İran'a karşı devam eden yaptırım sisteminin yanı sıra, jeopolitik amaçlarla kullanılan askeri ve siyasi baskı araçları aracılığıyla kendini göstermektedir. Bu kaynaklar önemli olmasaydı, İran, Amerikan ve Avrupa yaptırımlarına ve BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla uygulanan yaptırımlara maruz kalmazdı. Devam eden müzakerelerde ekonominin önemine dair ilk gösterge, İranlı yetkililerin ülkelerine uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılmasını talep etmeleridir.

c vcv
Tahran'ın merkezinde Amerikan karşıtı sloganlar yazılı bir reklam panosu, 17 Şubat 2026 (AFP)

İkinci faktör; Washington'un İran'ın zenginliklerini kontrol etme planından açıkça bahsetmemesidir. Buna karşılık, Amerikalı uzmanlar Washington'un yaptırımlar yoluyla baskı uyguladığını, İran'ın kapasitesine daha iyi yatırım yapılmasını engellediğini ve onu boğduğunu söylüyor. Nükleer anlaşma etrafındaki görüşmelere paralel olarak, İran, büyük güçler arasındaki daha geniş bir çatışmanın parçası haline gelen zenginlikleri nedeniyle de görüşmelerde ekonomiyi ele alacaktır. Rusya, İran'ı Batı'ya karşı taktiksel bir ortak olarak görüyor, ancak tamamen açık bir ekonomik ortak olarak görmüyor.

İran enerji denkleminde Çin merkezde

Çin şu anda İran'da bulunan ve ihraç edebileceği enerji kaynaklarından en büyük faydalanıcı konumunda. Çin dosyası, Amerikan yönetimi içinde İran meselesini ele alma konusunda ciddi bir baskı uyguluyor. Trump geçen hafta, “Nisan ayında Çin'e gideceğim ve İran ile bir anlaşmaya varmak istiyoruz. İran ile anlaşma başarısız olursa, başka bir seçeneği değerlendireceğiz” dedi. Bir yıl önce, 5 Şubat 2025'te TruthSocial'da yaptığı bir paylaşımda ise Trump, “İran'ın büyük ve başarılı bir ülke olmasını istiyorum, ancak nükleer silaha sahip olamaz” imasında bulunmuştu. Bu paylaşım, göreve geldiğinden beri uyguladığı İran'a yönelik “azami baskı” politikasını yeniden yürürlüğe koyan bir kararname imzalamasının ardından gelmişti. “Zorlayıcı diplomasi” olarak bilinen bu politikayı, askeri harekâta başvurmadan önce son çare olarak İran'ı müzakere masasına zorlamak için modern ve ağır silahlarla dolu çeşitli savaş gemilerini İran'ın yakınlarına konuşlandırarak sürdürüyor. Trump, “nükleer barış anlaşması sayesinde İran'ın barışçıl bir şekilde büyüyüp gelişebileceğine” inanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, tıpkı Grönland, Venezuela, Kanada ve diğer ülkeler gibi, ister düşman isterse müttefik olsun, İran'ın kaynaklarına göz dikmiş durumda Lübnan’ın eski İran Büyükelçisi Zeyn el-Musevi

ABD'nin İran'ın kaynaklarını ele geçirmesi, ülkeye ilişkin siyasi hedefleriyle karşılaştırılabilir. Zira İran, doğalgaz, petrol ve demir üretimini büyük miktarlarda Çin'e ihraç ediyor. Ancak Lübnan’ın eski İran Büyükelçisi Zeyn el-Musevi'ye göre, “ABD, Çin almadan önce İran'ın doğalgazını, petrolünü ve stratejik madenlerini istiyor.” El-Mecelle'ye verdiği röportajda Musevi, “ABD Başkanı Donald Trump, tıpkı Grönland, Venezuela, Kanada ve diğer ülkeler gibi, ister düşman isterse müttefik olsun, İran'ın kaynaklarına göz dikmiş durumda” dedi.

“Bu konuda yaşananlar uluslararası diplomasi tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir durum. İran, sadece ABD için değil, tüm dünya için stratejik kaynaklara sahip bir ülkedir. İran da bu stratejik ekonomik varlığının önemini anlıyor ve bu nedenle onu kolayca teslim etmeyecektir, kaldı ki halkı da böyle bir şeyi kabul etmeyecektir. Ancak, Washington ve Tahran arasında yapılacak herhangi bir siyasi-güvenlik anlaşması kapsamında yaptırımlar kaldırılacaktır. İki taraf arasındaki değişim sürecinin nasıl gelişeceği şu anda belirsiz” diye de açıkladı.

cdfgt
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve beraberindeki heyet görüşmeler öncesinde Maskat'a vardı, 6 Şubat 2026 (AFP)

Musevi, “Trump, Çin dünyayı kontrol etmeden önce onu domine etmek istediğini dile getirdi. Eğer stratejik madenleri kontrol etmezse, Çin kontrol edecektir. Bu nedenle, dünyanın enerji kaynakları ABD için son derece önemli ve ABD, bunu yapmasına izin verecek siyasi koşulları oluşturmaya çalışıyor. Washington buna önem veriyor çünkü başta Çin olmak üzere rakiplerini kontrol etmek istiyor. Siyasi anlaşmadan sonra İran alanını, Çin-İran ilişkileri göz önüne alındığında, bu hedefe ulaşmanın kesin bir yolu olarak görüyor” dedi.

Tahran, Washington'un kâr mantığına bahis oynuyor

Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Profesör Khodr Zaarour, Mecelle'ye verdiği demeçte, İran'ın “Cumhuriyetçi Parti'nin tüm önde gelen, özellikle de şu anda iktidarda olan yüzlerinin, dünyanın her yerinde yatırım ve kâr peşinde olduğunu anladığını” söyledi.

Şunu da ekledi: “Bu açıdan bakıldığında, İranlılar Amerikan Başkanı’nın duymak istediği müzakere mantığından bahsettiler. İran, bu yolla kendisine karşı bir savaş olasılığını azaltmanın veya en kötü ihtimalle herhangi bir saldırının zararlarını hafifletmenin yollarından birini sunduğuna inanıyor.” İran, ekonomi ve yatırım müzakereleri önererek, Amerikalıları ekonomi ve yatırım konusunda karşılıklı uzlaşı yoluyla kâr elde edebileceklerine ve savaşın bunu başarmanın yolu olmadığına ikna etmeye çalışıyor. Trump, ekonomik görüşmelerin müzakerelerin vitrinine yerleşmesini kabul edebilir, ancak yalnızca İran’ın nükleer programını durdurması ve bölgedeki vekil güçleri ile müttefiklerinden uzaklaşması karşılığında. İran için en önemli olansa, Trump'ın kendisiyle ticaret yapma ve yatırım arzusunu kullanarak bir saldırıyı önleyip rejimini korumaktır. Zaarour'a göre, bu durumda bir anlaşmaya varılırsa, İran füzelerini kullanmayacaktır.

Büyük güç rekabetinde İran artık sadece siyasi bir mesele değil; stratejik bir petrol, doğal gaz, madenler ve doğal zenginlikler deposudur

Zaarour, “İran, Trump'ın görev süresinin geri kalanını atlatıp sistemini yeniden inşa etmeye geri dönmek istiyor. Burada Trump için de bir yarış söz konusu; Trump, gelecek kasım ayındaki ara seçimlerden önce İran ile bir anlaşma yapmak istiyor” diye açıkladı. Yine Zaarour, “İran'ın Avrupa yerine ABD ile ticarete odaklanmasının Trump'ın hoşuna gidebileceğine, bu durumda kendi çıkarlarını İsrail'in çıkarlarının önüne koyacağına” inanıyor.

Yaptırımların kaldırılması, Amerikan şirketlerinin geri dönüşü için bir kapıdır

Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde Ekonomi Profesörü Dr. Basem Bavvab, Mecelle'ye verdiği röportajda İran ekonomisinin son yıllarda biriken uluslararası yaptırımlar nedeniyle önemli ölçüde gerilediğini ve acil bir kalkınmaya ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Bu bağlamda, ABD'nin ağır ekipman, otomotiv ve uçak imalatı sektörleri ile yapay zeka gibi büyük sektörlerde veya nadir toprak madenciliği ve enerji alanlarında yatırım arenasına güçlü bir şekilde girebileceğine inanıyor. İran'da üretim maliyetlerinin, ham petrol ve madenlerin bolluğu, düşük işçilik maliyetleri ve kalabalık bir nüfustan kaynaklanan büyük tüketici pazarı göz önüne alındığında, diğer ülkelere kıyasla düşük olduğunun altını çizdi. Daha önce Avrupalı şirketlerin İran pazarına hakim olduğunu belirtti.

sd
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Grossi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile tokalaşıyor, İsviçre'nin Cenevre şehri, 16 Şubat 2026 (Reuters)

Bavvab, eğer ABD yaptırım kararından vazgeçerse bu durumun Amerikan şirketlerinin de bu pazardan faydalanmasının önünü açabileceğini, uluslararası çatışmaların temel itici gücünün siyaset ve ekonomi olduğunu, bunların aynı madalyonun iki yüzü olduğunu belirtti. Özünde ise doğal kaynakları ve zenginlikleri kontrol etme çabası ve böylece hızla artan nüfusa sahip bir dünyada ekonomik güvenliği güvence altına almak yatmaktadır.

Bavvab, ABD ve İran arasındaki ekonomik ve yatırım görüşmelerinin henüz başlangıç ​​aşamasında olduğunu, ancak daha uzun bir sürece giriş ​​noktası oluşturduğunu ifade etti. Ona göre, Washington stratejik ekonomik çıkarlarına dayanarak hareket ediyor; bunların başında da Çin'i kontrol altına alma ve hızlı ekonomik genişlemesini dizginleme çabası geliyor. Bu açıdan bakıldığında, ABD, özellikle Çin'in petrolünün yaklaşık yüzde 80'ini İran'dan ithal etmesi nedeniyle, İran'ı Çin ve Rusya'dan ayırmaya çalışıyor. Ancak temel soru, bu çözümün askeri bir saldırıdan sonra mı yoksa saldırıdan kaçınarak mı sağlanacağıdır. Savaşlardan sonraki çözümlerin maliyetinin, savaşsız çözümlerin maliyetinden her zaman çok daha yüksek olduğunu da dikkat çekti.


Ramazan bugün mü yoksa yarın mı başlıyor tartışması Fransız Müslümanlar arasında kafa karışıklığı neden oldu

Paris'teki Büyük Cami'de Müslümanlar bir araya geldi (AFP- Arşiv)
Paris'teki Büyük Cami'de Müslümanlar bir araya geldi (AFP- Arşiv)
TT

Ramazan bugün mü yoksa yarın mı başlıyor tartışması Fransız Müslümanlar arasında kafa karışıklığı neden oldu

Paris'teki Büyük Cami'de Müslümanlar bir araya geldi (AFP- Arşiv)
Paris'teki Büyük Cami'de Müslümanlar bir araya geldi (AFP- Arşiv)

Fransa'da Ramazan'ın başlangıç ​​tarihiyle ilgili iki çelişkili açıklama, Müslümanlar arasında kafa karışıklığına neden oldu. Fransız Müslümanlar Konseyi (CFCM), hilalin 18 Şubat akşamına kadar görünmeyeceğini gösteren bilimsel verilere dayanarak, 1447 Hicri yılı için Ramazan'ın ilk gününün 19 Şubat 2026 Perşembe (yarın) olacağını duyurdu. Öte yandan, Paris Ulu Camii, Ramazan'ın ilk günü olarak 18 Şubat Çarşamba (bugün) olarak ilan etti.

CFCM açıklamasında, bazı İslam ülkelerinin kararlarının Fransız Müslümanları için bağlayıcı olmadığını vurgulayarak, ayın başlangıcının ülkede kullanılan astronomik hesaplamalara göre belirlendiğini belirtti. Ayrıca, 20 Mart 2026 Cuma gününü Ramazan Bayramı olarak ilan etti.

Fransa Müslüman İslam Konseyi (CFCM), Fransa'daki Müslümanları temsil eden resmi kuruluştur ve yaklaşık 2 bin 500 cami ve ibadethaneyi temsil etmektedir. Başkanı açık seçimlerle atanır ve konsey, uzmanlaşmış dini ve akademik komitelerin uzmanlığından yararlanır.

Bunun aksine, Paris Ulu Camii'nin dini komitesi, astronomik hesaplamalar ve yasal veriler arasındaki ortak çalışmanın sonuçlarını esas alarak, 18 Şubat Çarşamba gününün Ramazan'ın ilk günü olduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Paris Camii'nin durumu, resmi konseyden farklıdır; zira başkanı seçilmez, doğrudan Cezayir'den atanır ve Fransa'daki yalnızca bir camiyi temsil eder, kararını vermeden önce genellikle diğer ülkelerden gelecek açıklamaları bekler.

Buna göre, gözlemciler Fransa'daki Müslümanlar için resmi referans noktasının Fransa İslam Dini Konseyi olduğunu ve bu nedenle de Konseyin kararlarına uyulmasının ülke içinde benimsenen yasal ve dini çerçeve olmaya devam ettiğini vurguluyor.


Trump, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne yapacağı ilk yatırım paketini açıkladı

Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)
Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)
TT

Trump, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne yapacağı ilk yatırım paketini açıkladı

Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)
Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Japonya'nın enerji ve temel madenler projelerine yaptığı ilk yatırımları duyurdu. Bu açıklama, Başbakan Sanae Takaichi'nin ABD ziyaretinden önce iki ülke arasında ticaret anlaşmasının ilerletilmesi kapsamında yapıldı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, "Japonya, Amerika Birleşik Devletleri'ne yatırım yapma taahhüdü olan 550 milyar dolarlık yatırımların ilk aşamasına resmi ve mali olarak adım atıyor" dedi. Bu yatırımların üç projeyi kapsadığını açıkladı: biri Teksas'ta petrol ve doğalgaz, diğeri Ohio'da elektrik üretimi ve üçüncüsü Georgia'da nadir toprak mineralleriyle ilgili.

12 Şubat'ta Japon basını, toplamda yaklaşık 40 milyar dolarlık bir yatırım için üç proje hakkında ileri düzeyde görüşmeler yapıldığını bildirmişti.

Trump, projelerin gümrük vergileri olmadan hayata geçmeyeceğini savundu. "Bu, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya için çok heyecan verici ve tarihi bir dönem" ifadesini kullandı.

İki ülke, temmuz ayı sonunda, ABD'nin ithal Japon mallarına %15 gümrük vergisi uygulayacağı ve karşılığında Japon şirketlerinin toplam 550 milyar dolarlık yatırım yapacağı bir ticaret anlaşması imzaladıklarını duyurmuştu.

Protokol, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yatırımlarının nereye yönlendirileceğine ilişkin kararın Washington'a ait olduğunu öngörüyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ortak bir Japon-Amerikan komitesi önerilen projeleri inceleyecek, ancak nihai karar Trump'a ait olacak.

Projeler seçildikten sonra, Tokyo'dan 45 gün içinde gerekli fonu sağlaması istenecek. Protokole göre, Japonya yatırımının değerini geri kazanana kadar, Japonlar ve Amerikalılar her projenin karını eşit olarak paylaşacaklar.