Türkiye, Doğu Akdeniz'de Mısır'dan ne bekliyor?

Batılı gözlemcilere göre Mısır’ın, Türkiye'nin bölgede 122 trilyon fit küp olduğu tahmin edilen doğalgaz rezervlerine ilişkin iddialarını destekleyen yahut baltalayan yaklaşımları olabilir

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar'da böyle tokalaştılar / Fotoğraf: AFP
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar'da böyle tokalaştılar / Fotoğraf: AFP
TT

Türkiye, Doğu Akdeniz'de Mısır'dan ne bekliyor?

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar'da böyle tokalaştılar / Fotoğraf: AFP
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar'da böyle tokalaştılar / Fotoğraf: AFP

İnci Mecdi
Katar'da geçen 21 Kasım'da düzenlenen FIFA Dünya Kupası'nın açılışı törenine katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır'da Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) iktidarının düşürülmesi nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mısır yönetimine karşı sert bir tutum sergilediği uzun yılların ardından ilk kez tokalaştılar. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tokalaşmanın ardından Katar dönüşü uçakta yaptığı açıklamasında, Ankara'nın Mısır'dan Türkiye'nin Akdeniz'deki statüsüne yönelik yaklaşımını değiştirmesini istediğini söyledi.
Türkiye'nin 2021 yılının mart ayından bu yana Mısır ile yakınlaşma çabalarının temelinde de bu var.
Doğu Akdeniz'deki doğalgaz rezervi, özellikle Mısır, Ürdün, Filistin, İtalya, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve İsrail'in Mısır'ın başkenti Kahire'de imzalanan anlaşmayla Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nu kurmalarının ardından Ankara'nın Kahire ile yakınlaşma arayışında önemli bir faktör haline geldi.
Forumun, arz ve talep dengesini koruyarak ve kaynakları ve iş birliğini geliştirerek bölgesel bir doğalgaz piyasası oluşturmak amacıyla kurulduğu biliniyor. Doğu Akdeniz bölgesindeki doğalgaz rezervlerinin 122 trilyon fit küp olduğu tahmin ediliyor.
Uzlaşı çabalarının başlamasından bu yana Akdeniz'de bir oldu-bitti yaratmak amacıyla 2019 yılı boyunca kendi kıyıları ile Libya kıyıları arasında hayali deniz sınırları çizerek bölgedeki komşularına hiçbir sonuç vermeyen meydan okumalarda bulunan Ankara için Akdeniz'deki doğalgaz rezervi dosyasının önemli olduğu biliniyor. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yıllarca Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'ye karşı sert açıklamalarda bulundu. Ancak 2021 yılına gelindiğinde Kahire ile ilişkileri yeniden kurulması gerektiğinin altını çizdi ve o tarihten bu yana da diplomatik ve istihbari düzeyde temasların kurulması ve iki ülke arasındaki ticari faaliyetlerin artırılması için yoğun çalışmalar başlatıldı.
Mısır ile Türkiye arasında Doğu Akdeniz'de kurulacak olası bir ortaklığın, bölgede her iki taraf için de deniz hakları alanında yeni kapılar açacağı tahmin ediliyor.
Uzmanlar, Mısır'ın 2003 yılında GKRY, 2020 yılında ise Yunanistan ile imzaladığı anlaşmaların yerine Türkiye ile deniz sınırlarının belirlenmesi için imzalanacak bir imzalamayı seçmesi halinde daha fazla deniz hakları elde edilebileceğine işaret ettiler. 
Doğu Akdeniz meselesinin boyutlarını anlamak için öncelikle deniz hukuku alanında en kapsamlı uluslararası sözleşme olan 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (BMDHS) bir bakmalıyız.
BMDHS, ülkelerin kıyılarından 200 mil uzağa uzanan bölgeyi onların münhasır ekonomik bölgeleri olarak tanımlanıyor.
BMDHS, bölgedeki ülkelerin çoğu tarafından imzalandı. İmzacı ülkeler arasında, Mısır, Yunanistan ve GKRY de yer alıyor.
Mısır ile Akdeniz'deki komşuları arasındaki deniz sınırları da BMDHS çerçevesinde belirlenmiş durumda.
Ancak Türkiye, BMDHS'yi imzalayan taraflardan biri ve hükümlerini de kabul etmiyor. Bu yüzden GKRY'nin münhasır ekonomik bölgesinin kıyılarından yalnızca 12 kilometre uzaya uzandığını öne sürüyor.
Ayrıca, Kıbrıs adasından güneye uzanan suların Mısır'ın münhasır ekonomik alanı sınırına kadar kendisine ait olduğunu savunan Türkiye, Yunanistan'a ait adaların münhasır ekonomik bölgelerdeki haklarını da kabul etmiyor.
Ancak Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 2021 yılının Mart ayında Ankara'da gazetecilere yaptığı bir açıklamada, gerekli koşullar sağlanması halinde Türkiye ve Mısır'ın Doğu Akdeniz'de sınırların çizilmesi için müzakere edebileceğini söyledi.
Bu açıklama, Türkiye ile Yunanistan ve GKRY arasında aralarındaki deniz sınırları konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlığın gölgesinde böyle bir anlaşmanın imzalanmasıyla ilgili çok sayıda soruyu gündeme getirdi.

Kartlar Kahire'nin elinde
Mısır ile Türkiye arasındaki müzakere kanalları, ilişkilerin eski günlerine dönmesi için geniş bir ufukla devam ederken Kahire'nin Doğu Akdeniz'deki çabaları çerçevesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ne verebileceği sorusu soruluyor.
Ankara ile Mısır'ın GKRY ve Yunanistan gibi geleneksel müttefikleriyle olan anlaşmalarını ihlal edecek bir deniz anlaşması yapmaya Kahire'yi ikna ne edebilir?

Bu sorulara yanıt almak amacıyla, Mısır'dan ve Avrupa'dan uzman ve diplomatlarla görüştük.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi istihbarat ve güvenlik analisti ve İtalya'daki Bari Üniversitesi'nden araştırmacı Roberta La Fortezza, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:
"Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki iddialarla ilgili olarak Ankara'ya sunabileceklerini anlamak için, özellikle Mısır ile Yunanistan arasında 2020 yılında imzalanan anlaşmaya bakmak gerekiyor. Bu anlaşma ile Kahire ve Atina, Ankara ile Trablus arasında imzalanan tartışmalı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'na meydan okumak amacıyla yeni deniz sınırları belirlediler."
Mısır ile Yunanistan arasında yapılan anlaşmanın, özellikle Kıbrıs adası açıklarında keşfedilen doğalgaz rezervleriyle ilgili olarak Yunanistan ile Türkiye arasındaki gerilimle doğrudan bağlantılı olması dikkati çekiyor.
Atina, 26'ncı ve 28'inci meridyenler arasındaki bir bölgede yeni deniz yetki sınırını tanımlayan 2020 tarihli anlaşma kapsamında Kahire ile münhasır ekonomik bölgesinin, Girit adasının 12 mil güneyine kadar uzanması konusunda anlaştı.
Atina, Mısır ile daha fazla anlaşma imzalayarak Ankara ile Fayiz el-Serrac başbakanlığındaki Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nda öngörülen Türkiye-Libya koridorunu tamamen iptal edebilir ve münhasır ekonomik bölgesini GKRY ile Mısır arasındaki münhasır ekonomik bölgesi ile yeniden bağlayabilir.
Roberta La Fortezza, Mısır'ın farklı bir yaklaşımının Ankara'nın Doğu Akdeniz'deki iddialarını ne ölçüde destekleyebileceğinin ya da baltalayabileceğinin ve Mısır'ın Ankara'ya ne ölçüde avantaj sağlayabileceğinin açık olduğunu belirtti.
La Fortezza, 2021 yılı başlarında Kahire'nin, Türkiye ile Yunanistan arasında tartışmalı bir bölge olan 18 nolu Blok da dahil olmak üzere Doğu Akdeniz'deki birçok blokta yeni arama faaliyetleri için ihale başlattığı yönündeki açıklamasının bunu ortaya koyduğunu da sözlerine ekledi.
Mısır'ın o dönemde ihaleye açtığı blokların yer aldığı harita, Ankara'da büyük umutlar uyandıran Türkiye-Libya anlaşmasında yer alan Türkiye'nin kıta sahanlığının güney sınırları ile aynı çizgideydi.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu Mısır'ın Doğu Akdeniz'de hidrokarbon faaliyetlerinde Türkiye'nin kıta sahanlığına saygı gösterdiğini belirterek "Deniz yetki alanları konusunu Mısır'la müzakere edebiliriz, kendi aramızda da ileride bir anlaşma imzalayabiliriz" açıklamasında bulunmuştu.
Ancak Fortezza'ya göre 18 nolu Blokun 28. meridyenin doğusunda yer alması ve dolayısıyla 2020 tarihli anlaşmanın öngördüğü Mısır ile Yunanistan arasındaki deniz yetki sınırı alanının dışında olması nedeniyle Ankara'nın iyimserliği hızla tükendi.

Müzakere ve Mısır'ın arabuluculuğu üçgeni
Yunanistan ile Mısır arasında imzalanan 2020 tarihli anlaşma, Yunanistan ile Mısır arasındaki potansiyel deniz sınırının Meis ve Rodos adaları kıyılarının doğusundaki küçük bir bölgeyi kapsadığından coğrafi olarak sınırlı.
Belki de Yunanistan'ın talebinin aksine Mısır'ın isteğiyle bu sınırın doğusunda herhangi bir hak iddia etmediğinden anlaşmanın kapsamını 28. meridyenle sınırlandırılmıştır.
Atina ve Ankara, birbiriyle örtüşen iddialara sahipken 2020 tarihli anlaşma, Türkiye ile müzakere edilmiş çözümler bulma olasılığını kategorik olarak engellemez.
Bu müzakereler 28. ve 30. meridyenler arasındaki alanla sınırlı olsa bile bunu yapması mümkün değil.
Ayrıca gözlemcilere göre örneğin, Girit'in güneydoğusunda, ilerleyen süreçte olabilecek konumsal değişiklikler için bir miktar boşluk bırakan, mülkiyeti belirsiz deniz yolları olduğundan Mısır, iki taraf arasında gelecekteki müzakerelerde arabulucu rolü oynayabilir. 
Frederick Üniversitesi'nde Uluslararası Hukuk Profesörü, 2023 Güney Kıbrıs cumhurbaşkanlığı seçimleri adayı ve Rumların eski BM Daimi Temsilcisi Büyükelçisi Andreas Mavroyannis, sınırların çizilmesi sürecinin karmaşık olabileceğinden ve bölge ülkelerinin sınırın tam yerini belirlemek için uluslararası bir mahkemeye ihtiyaç duyabileceğinden küçük bir üçgen oluştuğuna işaret etti.
Hukuki açıdan bakıldığında, Mısır'ın hukuki çıkarlarının bu üçgen çerçevesinde riske girmediğini belirten Mavroyannis,  ancak sonunda Mısır'ın yaklaşımını şekillendiren bir siyasi unsur varsa Mısır'ın dostlarını, yani Yunanistan ve GKRY'yi seçeceğinden emin olduğunu söyledi.
Mısır merkezli El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden Uluslararası İlişkiler Birimi ve Enerji Çalışmaları Programı Başkanı Ahmed Kandil'e göre Mısır, Doğu Akdeniz'deki bu devasa doğalgaz rezervi herkes için bir kazan-kazan durumu oluşturmaya istekli.
Elbette bu da yaşanan şiddetli ekonomik kriz karşısında herkesin çıkarına olacak. Ancak bu ortak ve karşılıklı çıkarların kurallara dayalı olması gerektiğine dikkati çeken Kandil, şu an için Türkiye'nin Doğu Akdeniz Gaz Forumu'na katılmasına izin verilmesinin bile söz konusu olmadığını çünkü Türkiye'nin, Avrupa Birliği (AB) ve BM üyesi olan GKRY'nin haklarını tanımadığını belirtti.
Türkiye'nin BMDHS'nin taraflarından biri olmadığını da hatırlatan Kandil, Türkiye'nin ortak çıkarlara dair siyasi bir arzusu olmadığını ve bu nedenle, iyi niyetli olduğunu kanıtlaması için şu an topun kendi sahasında bulunduğunu söyledi.
İsrail ile Lübnan arasında geçtiğimiz yaz imzalanan deniz sınırlarını çizme anlaşmasını Türkiye, GKRY ve Yunanistan arasındaki anlaşmazlığı sona erdirmek için kullanılabilecek bir model olarak gören Kandil, "Washington, Lübnan ile İsrail arasında oynadığı arabulucu rolün aynısını Türkiye, GKRY ve Yunanistan arasında oynarsa, bölge yeni bir aşamaya geçebilir" dedi.

2003 tarihli anlaşma bir kayıp mıydı?
Türkiye sık sık, Mısır'ın yaklaşık yirmi yıl önce GKRY ile imzaladığı deniz sınırlarını belirleme anlaşmasıyla münhasır ekonomik bölge alanlarını kaybettiğini dile getiriyor.
Ankara ile alternatif bir anlaşmanın Mısır'a 11 bin 500 kilometrekarelik bir alan kazandıracağını söyleyen Türkiye ayrıca Mısır ile Yunanistan arasında imzalanan anlaşmanın Kahire'ye üst düzey çıkarlar sunmadığını savunuyor. 
Müslüman Kardeşler'in önde gelen isimlerinden Halid Abdulkadir Udeh, 2013 yılının Mart ayında Mısır Meclisi'ne Türkiye ile GKRY'nin egemen bir devlet olarak görülmediği bir anlaşma yapılması lehine bir yasa tasarısı sunarak GKRY ile olan anlaşmayı iptal etmeye çalıştıysa da başarılı olamadı.
Gözlemciler, Mısır'ın uluslararası hukuk ilkelerine dayanan hiçbir anlaşmadan çekilmeyeceği konusunda hemfikirler.
Bu tür anlaşmaların bölgeye güven ve istikrar kazandırdığını ve uluslararası enerji şirketlerini bu anlaşmalara yatırım yapmaya teşvik ettiğini söyleyen Ahmed Kandil, "Deniz sınırları çizilmez ve yasal yapı sağlanamazsa şirketler hidrokarbon arama çalışmalarına girmeyecek ve büyük yatırımlar yapamayacaklardır" ifadelerini kullandı.
Ayrıca bu tür anlaşmaların uluslararası kurumların ve güçlerin desteğini aldığının altını çizen Kandil, "Bu yüzden oluşan mevcut çerçeveden geri adım atılmayacaktır" dedi.
Mısır'ın Ankara eski Büyükelçisi Abdurrahman Selahaddin, Mısır'ın GKRY ve Yunanistan'ın haklarını göz ardı etmeyi asla kabul etmeyeceğini açıkça ifade etti.
Eski Büyükelçi, Türkiye'nin deniz sınırlarını sadece üç mil ile sınırlayan ve tüm adaları Yunanistan'a veren Lozan Anlaşması göz önüne alındığında, Türkiye'nin konumunun daha zayıf ve karmaşık olduğunun altını çizdi.
Türkiye'nin BMDHS taraflarından biri olmamasının ve UMH ile imzaladığı Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat'nın meseleyi daha da karmaşık hale getirdiğini söyleyen Selahaddin, "Kahire, Türkiye'yi yirmi yılı aşkın bir süredir Mısır, GKRY ve Yunanistan ile deniz sınırlarında uzlaşmacı bir çözüm için ortak müzakereler yürütmeye çağırmasına rağmen Ankara, Doğu Akdeniz'deki herhangi bir ülkeyle herhangi bir anlaşma yapmaktan kaçındı" şeklinde konuştu.
Eski Büyükelçi sözlerini şöyle sürdürdü:
"Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslüman Kardeşler'in iktidara gelmesinden sonra Mısır'ın GKRY ile yaptığı anlaşmanın iptal edebileceğini sandıysa da devlet buna karşı çıktı. Birinin kendinde olmayanı hak etmeyene vermesi gibi bir durum söz konusuydu. Biz bir açık arttırmada değiliz ve Mısır'ın hukuki dayanağı olmayan bu diyalog düzeyine indirilmesi doğru değil."
Selahaddin, Mısır'ın GKRY ve Yunanistan ile çok eski ve köklü ilişkileri ve ortak çıkarları sahip olmasından ötürü Türkiye, Yunanistan ve GKRY arasındaki diyalogu desteklemeye her zaman hazır olduğunu vurguladı.
Yunanistan ile yaptığı anlaşmada Mısır'ın çıkarlarını gözettiğini söylemeyi tercih edenin Türkiye olduğunu ve esasen Mısır'ın bunu 20 yıldır yaptığını söyleyen Mısırlı diplomat, "Kahire her zaman, adaların sınırlarının çizilmesi konusundaki Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan anlaşmazlığa taraf olmadığını beyan etmiştir. Fakat Türkiye, Girit gibi nüfusu Atina'nın nüfusunu aşan bir adanın varlığını tamamen yok saydığını kabul etmiyor ve Libya ile arasına hayali deniz sınırları çiziyor. Biz bu iki ülkenin arasındaki anlaşmazlığın tarafı değiliz ama bununla birlikte bölge ülkeleri arasındaki iş birliğini teşvik etmeye de hazırız. Kimsenin sınırlarını aşmayız" ifadelerini kullandı.

Mısır'ın katı tutumu
Gözlemciler, Mısır'ın mevcut ittifakları korumaya ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu üyeleriyle halihazırda varılan anlaşmalara uymaya devam edeceği konusunda hemfikirler.
Kahire, 2022 yılının Ekim ayında Ankara ile Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) arasındaki deniz sınırlarına ilişkin yeni düzenlemeye karşı çıkarak bu yaklaşımını ortaya koydu.
Bununla birlikte Kahire'nin 11 Aralık'ta deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik tek taraflı kararı, Ankara'ya doğrudan bir mesajdı.
Kahire, bu mesajla Türkiye ile herhangi bir yakınlaşmanın Mısır'ın Doğu Akdeniz'deki politikasını büyük ölçüde değiştirmeyeceğinin altını çizdi.
La Fortezza'ya göre Kahire'nin diyalog girişimlerine ve bölgede daha fazla istikrar için gerilimin azaltılmasının gerekmesine rağmen Türkiye ile Mısır ilişkilerinde, Türkiye'nin iddialarını tanıyan bir deniz sınırı anlaşması için gereken somut bir iyileşmenin önünde halen çeşitli engeller bulunuyor.
Türkiye'nin Libya'daki askeri varlığının ve Mısır ile Türkiye'nin Libya'da izledikleri farklı stratejinin yanı sıra Ankara'nın Kahire'nin terör örgütü olarak sınıflandırdığı Müslüman Kardeşler'e verdiği desteğin de bu engeller arasında olduğuna şüphe olmadığı değerlendirmesinde bulunan La Fortezza, bu yüzden Mısır'ın başta Yunanistan ve GKRY ile yapılanlar olmak üzere bu tür anlaşmalardan vazgeçmesinin pek olası olmadığını vurguladı.
La Fortezza, Yunanistan ve Mısır'ın son yıllarda ilişkilerini güçlendirmesinin, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarını geliştirmek için yakın iş birliği yapmasının, terörle mücadele çerçevesinde istihbarat paylaşmasının ve sık sık ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirmesinin şaşırtıcı olmadığını da sözlerine ekledi.
Ayrıca, Mısır'ın anlaşmalara bağlı kalmaktaki kararlılığının müttefiklerine güven verdiğini söyleyen Andreas Mavroyannis, GKRY ve Mısır örneğinde BMDHS'e göre her iki ülkenin de tam haklara sahip olduğunu belirterek, "Bu yüzden BMDHS'in 74. maddesinde belirtilen adil sonuca ulaşılmıştır. Bunun için söz konusu anlaşmanın müzakere edilmedi ve onaylanmasına ilişkin tartışma yapılmadı" diye konuştu.
Mavroyannis, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Eğer Mısır da uluslararası hukuku hiçe sayarak Türkiye gibi davransaydı ve yayılmacı bir politika izleseydi bölgede daha fazla hak iddia edebilirdi. Çok mutluyuz çünkü Mısır sadece bunları yapmamakla kalmadı, aynı zamanda uluslararası hukuka da saygı duyuyor. Eğer Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin yaklaşımı uygulanırsa, o zaman deniz, kuzeyde Türkiye ve güneyde Mısır arasında ortadan bölünmeli ve aralarında hiçbir şey olmamalı. Bu durumda Mısır, tüm komşularını bir kenara itip daha iyi bir anlaşma yapmış olabilir. Türkiye de Mısır'ı hukuka saygılı davranmak ve BMDHS çerçevesinden uzaklaştırmak için bunu kullanıyor."
Bölge ülkelerinin bu yaklaşıma karşı çıktığını söyleyen Mavroyannis, bu yüzden mevcut anlaşmaların uluslararası hukuka en uygun anlaşmalar olduğunu belirtti.

İki ülke arasındaki ilişkileri sürdürme çabası
Türkiye için Doğu Akdeniz'deki durumun karmaşık olmasına rağmen Kahire Ankara ile ilişkileri ilerletmeye ve Türkiye'nin 2013 yılında Mısır halkının iradesine karşı saygısız tutumunun ardından bozulan ilişkileri düzeltmeyi istiyor.
Ahmed Kandil, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İslam hilafetini yeniden kurma hayalleri ve Müslüman Kardeşler'e verdiği destek nedeniyle ilişkileri bozulmadan önce iki ülke arasındaki güçlü bir ticari, savunma ve siyasi iş birliği olduğuna işaret etti.
La Fortezza ise bu bağlamda, Arap dünyasındaki tarihi rolünü koruyabilmesi için Türkiye ile yapıcı bir diyaloga ulaşmasının Mısır'ın çıkarına olduğunu ima etti.
Libya'daki gelişmelerle birlikte Halife Hafter'in konumu artık Trablus'a karşı 2019-2020 yıllarındaki kadar güçlü olmadığından, Kahire ile Ankara arasında daha fazla diyaloga ihtiyaç olduğunun altını çizen La Fortezza, Mısır'ın içinde bulunduğu ekonomik zorlukların da Kahire'yi Ankara'ya yönelik daha gerçekçi ve daha az ideolojik bir politika uygulamaya ittiğini söyledi.
Kahire, Ankara'nın tüm bölgesel siyasette ve Ukrayna'daki arabuluculuk çabalarında önemli bir ortak olduğunun gayet iyi farkındadır.
Türkiye ilgili askeri, siyasi ve diplomatik yeteneklere sahip önemli bölgesel bir aktör ve her şeyden önce NATO üyesi olması nedeniyle Batı düzenin bir parçası olmaya devam ediyor. 

Independent Türkçe



Ticaretten Tayvan ve İran’a kadar… Trump-Şi zirvesinden neler bekleniyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Busan’da düzenlenen ikili görüşme sırasında... Güney Kore, 30 Ekim 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Busan’da düzenlenen ikili görüşme sırasında... Güney Kore, 30 Ekim 2025 (Reuters)
TT

Ticaretten Tayvan ve İran’a kadar… Trump-Şi zirvesinden neler bekleniyor?

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Busan’da düzenlenen ikili görüşme sırasında... Güney Kore, 30 Ekim 2025 (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Busan’da düzenlenen ikili görüşme sırasında... Güney Kore, 30 Ekim 2025 (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, bu yıl ikinci kez bir araya geleceği Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i gelecek hafta Beyaz Saray’da ağırlayacak. İki lider, ticaret ve Tayvan’dan İran krizine, ayrıca yapay zekâya ilişkin küresel endişelere kadar uzanan çeşitli başlıkların baskı oluşturduğu ABD-Çin ilişkilerinde belirli bir istikrar sağlamaya çalışıyor.

Şi, Çin ekonomisinin üst üste ikinci yıl 1 trilyon dolarlık ticaret fazlası vermeye hazırlandığı bir dönemde, ülkesine liderlik ettiği son 10 yıl içinde ilk kez Beyaz Saray’ı ziyaret edecek.

İran’la savaşa dahil olan ve kamuoyu desteğinde düşüş yaşayan Trump ise artan fiyatlardan rahatsız olan Amerikalılara sunabileceği ticari kazanımlar elde etmeye çalışıyor.

Trump’ın mayıs ayında Pekin’e gerçekleştirdiği ziyaretin ardından düzenlenecek 24 Eylül’deki zirvenin gündeminde öne çıkan bazı başlıklar şöyle:

Ateşkesi uzatmak mı, yoksa ticaret savaşını yeniden başlatmak mı?

Piyasalar, Trump ile Şi’nin geçtiğimiz yıl ekim ayında Güney Kore’de gerçekleştirdiği zirvenin ardından ilan edilen ve 10 Kasım’da sona ermesi planlanan gümrük vergileri ateşkesinin uzatılacağına ilişkin işaretleri yakından takip edecek.

Söz konusu anlaşma, dünyanın en büyük iki ekonomisinin karşılıklı olarak yüzde 100’ü aşan gümrük vergileri uygulamasıyla küresel tedarik zincirlerini tehdit ettiği ticaret savaşını durdurmuştu.

xcvfgbh
Çin Halk Kurtuluş Ordusu onur kıtası, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Pekin’deki Büyük Halk Salonu’nda ABD Başkanı Donald Trump’ı karşılamasından önce Çin ve Amerikan bayraklarını göndere çekiyor... Çin, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer bu ay yaptığı açıklamada, iki ülkenin ‘tarım ve tarife dışı engellerle ilgili bazı tedbirleri’ açıklayacağını söyledi. Piyasa aktörleri, 30 milyar dolar değerindeki malları kapsayacak karşılıklı gümrük vergisi indirimine ilişkin herhangi bir ilerleme olup olmadığını izleyecek. Çin, ABD’nin tarım ürünlerine uygulanan vergileri düşürerek bu adımı daha kolay hayata geçirebilir.

Tayvan

ABD’nin Asya’daki müttefikleri, Trump’ın ekonomik kazanımları güvence altına almak amacıyla Washington’ın demokratik yönetilen Tayvan’a verdiği desteği azaltmaya yönelebileceği yönündeki endişelerini giderek artırıyor. Çin, Tayvan üzerinde egemenlik hakkı olduğunu savunuyor.

Tayvan, Çin’in egemenlik iddialarına şiddetle karşı çıkıyor. ABD’nin de çoğu ülke gibi Tayvan’la resmi diplomatik ilişkileri bulunmamasına rağmen Washington, adanın en önemli uluslararası destekçisi ve silah tedarikçisi konumunda.

Trump, Şi’nin mayıs ayında gerçekleştirilen görüşme sırasında ABD’nin Tayvan’a silah satışları konusunda kendisine baskı yaptığını söyledi. ABD Başkanı daha sonra, değeri 14 milyar dolara ulaşan ve henüz sonuçlandırılmamış bir silah anlaşmasını ‘pazarlık kozu’ olarak nitelendirdi.

scdfgh
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’deki Cennet Tapınağı’na yaptıkları gezinti sırasında yan yana yürüyorlar... Çin, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Reuters’a konuşan ve Çin’in yürüttüğü girişimler hakkında bilgi sahibi olan kaynaklara göre Pekin, silah satışlarının yanı sıra Trump’ı, ABD’nin Tayvan’ın bağımsızlığına destek vermediğini söylemekle yetinmek yerine bağımsızlığa karşı olduğunu açıklamaya ikna etmeyi de umuyor. Washington, onlarca yıldır bu konuda ‘bağımsızlığı desteklemediği’ yönündeki ifadeyi kullanıyor.

ABD’nin Tayvan politikasında yapılacak herhangi bir değişiklik, Washington’ın adayı savunma konusundaki kararlılığına ilişkin soru işaretlerine yol açabileceği ve Kongre’de muhalefeti tetikleyebileceği için ciddi tartışmalara neden olabilir.

İran Savaşı

İki liderin, Trump’ın İsrail’le birlikte şubat ayında başlattığı ve sona erdirmeye çalıştığı İran savaşını da ele alması bekleniyor.

Pekin, Tahran’la yakın ilişkilerini sürdürüyor. Çin, açık ara farkla dünyanın İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda. Washington, Şi’nin Tahran üzerinde baskı uygulama konusunda benzersiz bir kapasiteye sahip olduğunu düşünüyor ancak Çin liderinin bunu yapma konusunda fazla istekli olmadığı görülüyor. Reuters, geçen ay Pekin’in yaptırımları aşmaya yönelik bir düzenek aracılığıyla İran’a milyarlarca dolarlık mal sattığını bildirmişti. Çin Dışişleri Bakanlığı ise böyle bir düzenekten haberdar olmadığını belirtiyor.

ABD’nin yaşadığı hayal kırıklığına rağmen Hazine Bakanı Scott Bessent, geçen ay İran’a yönelik bir ‘ekonomik saldırı’ başlatıldığını duyururken Çin bankalarına yaptırım uygulamaya kadar gitmedi ve ülkelere Tahran’la ticari ilişkilerini kesmeleri çağrısında bulundu.

Bessent, gelecek haftanın başında Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile görüşeceğini, Trump ile Şi’nin ise zirvede Çin ile İran arasındaki mali ilişkiler konusundaki görüşmelerini sürdüreceğini söyledi.

Trump, pazar günü İran’ın, temmuz ayında üç ABD askerinin hayatını kaybettiği saldırıdan önce Çin’deki kuruluşlar aracılığıyla Ürdün’deki bir üsse ait uydu görüntülerini elde ettiğini öne süren bir haberi dikkate almadı.


İran'daki ekonomik kriz Afgan göçmenleri de vurdu

Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
TT

İran'daki ekonomik kriz Afgan göçmenleri de vurdu

Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı savaş nedeniyle İran'da derinleşen ekonomik kriz, 2021'de Taliban'ın Afganistan'da iktidarı yeniden ele geçirmesinin ardından ülkeye sığınan binlerce göçmeni geri dönmeye zorluyor.

İran İstatistik Merkezi'ne göre tüketici fiyatları yıllık yaklaşık yüzde 90, gıda fiyatları ise yaklaşık yüzde 130 arttı. Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) araştırmasına göre İran'dan dönen Afganların yalnızca yüzde 29'unun birikimi kaldı, ortalama gelirleri de kriz öncesine kıyasla yaklaşık üçte bir azaldı.

Reuters'ın Afganistan'ın İran sınırındaki Herat ve Ferah vilayetlerinde görüştüğü göçmenler, işsizlik ve hızla yükselen fiyatlar nedeniyle İran'da yaşamın sürdürülemez hale geldiğini söylüyor.

18 yaşındayken ailesiyle İran'a giden Muhammed Said, 5 ay önce Afganistan'a döndüklerini belirtiyor. Ailenin İran riyali cinsinden birikimleri, para biriminin sert değer kaybetmesi nedeniyle değerinin üçte ikisinden fazlasını yitirmiş.

Göçmen Sayid Cavid de geçmişte Afgan satıcıların İran pazarlarında malları yaklaşık iki katına satarak kâr edebildiğini ancak enflasyon ve birikimlerin erimesiyle tüketici talebinin çöktüğünü söylüyor.

Abdul Cabbar da eşi, iki kızı, torunu ve annesiyle yaklaşık 40 yıldır yaşadığı İran'dan Afganistan'a dönmek zorunda kaldıklarını anlatıyor. Kirman'daki evlerinin İran ordusuna ait bir askeri üsse yakın olduğunu anlatan Abdul Cabbar, bölgenin savaş sırasında defalarca füzelerle vurulması ve iş imkanlarının ortadan kalkması nedeniyle Afganistan'a döndüklerini belirtiyor.

İran sınırındaki İslam Kale kapısında görev yapan Taliban yetkilisi Abdulgani Kazızade, her gün kadın ve kız çocuklarının da bulunduğu en az 20 ila 40 ailenin gönüllü olarak Afganistan'a döndüğünü söylüyor. Yetkili, İran'da kazanılan ücretlerin artık temel ihtiyaçları karşılamaya yetmediğini ifade ediyor.

Independent Türkçe, Reuters, Ynet


Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
TT

Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)

Amerikan petrol devi ExxonMobil, yaklaşık 19 yıl önce çekildiği Venezuela'ya yeniden dönmesini sağlayacak anlaşmayı tamamlamaya yakın.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre ExxonMobil, ülkedeki bazı petrol sahalarına yatırım yapmak için Venezuela devletine ait Petróleos de Venezuela firmasıyla ön anlaşma imzalamaya hazırlanıyor.

Habere göre muhtemel anlaşma, yeraltında toplam 50 milyar varilden fazla petrol barındıran sahaları kapsayabilir.

Diğer yandan görüşmelerin eylül sonrasına sarkabileceği veya tamamen sonuçsuz kalabileceği de ifade ediliyor.

Venezuela'nın resmi rakamlarına göre ülkenin elinde yaklaşık 300 milyar varillik petrol rezervi var. Bu rakam, Venezuela'yı dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi konumuna getiriyor.

ExxonMobil, ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan petrol şirketlerini Venezuela'ya yatırıma teşvik etmesinin ardından görüşmeler yapmak üzere ekiplerini Karakas'a göndermişti.  

Firmanın rakibi Chevron da bu ayın başında Venezuela'daki ortak girişimleri üzerinden 5 yılda 7 milyar dolarlık yatırım yapmak için anlaşma imzalamış, üretimini günlük 600 bin varile çıkarmayı hedeflediğini açıklamıştı.

Bununla birlikte bazı büyük petrol ve doğalgaz şirketleri Venezuela'ya uzun vadeli yatırım hakkında temkinli davranıyor.

Eski Venezuela lideri Hugo Chávez'in 2007'deki kararıyla ExxonMobil ve ABD'nin üçüncü büyük petrol şirketi ConocoPhillips'in varlıklarına el konmuştu. Firmalar uğradıkları milyarlarca dolarlık kaybın tazmin edilmesine yönelik taleplerini sürdürüyor.

Amerikan petrol ve doğalgaz firmalarının Venezuela'da yatırımı yeniden değerlendirmesi, Washington'ın ocak ayında ülkeye düzenlediği askeri baskının ardından geldi. ABD ordusu, 3 Ocak'taki baskında Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmıştı.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Maduro sonrasında ülkenin başına geçen Delcy Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters