‘Fighting for the America’ birinci bölüm: Süleymani suikastının ayrıntılarını anlatan Pompeo, Tahran rejimini, ‘terörist’ olarak nitelendirdi

Birinci Bölüm: Pompeo, Süleymani suikastının ayrıntılarını anlatıyor. Tahran rejimini, ‘terörist’ olarak nitelendirdi

Süleymani’nin seyahat ettiği araç, iki yıl önce ABD füzeleri tarafından hedef alındıktan sonra alev aldı (AFP)
Süleymani’nin seyahat ettiği araç, iki yıl önce ABD füzeleri tarafından hedef alındıktan sonra alev aldı (AFP)
TT

‘Fighting for the America’ birinci bölüm: Süleymani suikastının ayrıntılarını anlatan Pompeo, Tahran rejimini, ‘terörist’ olarak nitelendirdi

Süleymani’nin seyahat ettiği araç, iki yıl önce ABD füzeleri tarafından hedef alındıktan sonra alev aldı (AFP)
Süleymani’nin seyahat ettiği araç, iki yıl önce ABD füzeleri tarafından hedef alındıktan sonra alev aldı (AFP)

‘Fighting for the America’, Kuzey Kore’ye yapılan gizli bir gezi ve Mossad ile olan ilişki hakkında heyecan verici detaylar içeriyor.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun ‘Never Give an Inch: Fighting for the America (Asla Bir Santim Taviz Vermeyin: Sevdiğim Amerika için Savaşmak)’ adlı anı kitabında ortaya koyduğu çok detaylar, sadece eski Başkan Donald Trump döneminde ABD’nin baş diplomatının gözünden olayları nasıl gördüğünü anlatışında değil, aynı zamanda dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD’nin casusluk birimi olarak Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) direktörünün bakış açısına göre de ilginç. Pompeo, ABD yönetimlerindeki görevlerinde rütbe ve konumlarını yükseltirken karşılaştığı bazı çetin zorlukların bazı yönlerine değiniyor. 1980’lerin ortalarında Beyrut’taki ABD Deniz Piyade Kolordusu (Marines) karargahını hedef alan saldırının, hafızasından silinmeyen ‘derin bir iz bıraktığını’ dile getiriyor. İran ve onun Hizbullah, İslami Cihat ve diğer kollarına dair farkındalığının o anda oluştuğunu söyleyen Pompeo, İran rejiminin, ‘bileşenleriyle birlikte bir devlet’ kisvesine bürünmüş bir terör örgütü olduğunu erkenden anladığını vurguluyor. Ancak ABD’nin çıkarlarını hedef almaya devam etmesine yanıt olarak, Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’yi yok etme kararına götüren istisnai karara rağmen, üst kademelere erişimi, ona aynı zamanda Trump’ın kendisi de dahil olmak üzere ABD’deki yönetici elitlerin rejimi devirmek ve ‘kafasını kesmek’ niyetinde olmadığını gösterdiğini söylüyor. El-Kaide örgütünün ana karargahının Tahran’da olduğunu ve Afganistan’daki Tora Bora’da, Pakistan’da, Irak’ta veya Suriye’de olmadığını dile getiriyor.
Trump döneminde ABD politika seçeneklerinin belirlendiği toplantıların ve eski Başkan Barack Obama ve o dönemdeki Başkan Yardımcısı ve şu anki Başkan Joe Biden yönetiminin bozduklarını düzeltmek için sarf edilen büyük çabaların bazı sırlarını ifşa etmesine rağmen Pompeo, diplomasi ve casusluk dünyalarında ‘kırmızı çizgiler’ olarak kabul edilebilecek şeyleri aşma konusunda dikkatli görünüyordu. Nükleer silahlardan ve kitle silahlarından oluşan cephaneliğinden kurtulma çabalarında bir atılım yapmak amacıyla Kuzey Kore’ye yaptığı ilk gizli geziyi ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ile görüşmesini anlatırken de tereddüt yaşamadı.

Beşşar Esed (AFP)

"Gizli görev"
Pompeo’nun anıları, 438 sayfa ve 17 bölümden oluşuyor. Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile görüşmek üzere, 30 Mart 2018 Kutsal Cuma günü gerçekleştirdiği ve CIA Direktörü olarak ‘dünyanın en karanlık yerlerinden biri olan’ Pyongyang’a geldiği ‘gizli bir görevi’ anlatarak başlıyor. Amacının, nükleer silahları ve nükleer bir Kuzey Kore’nin kitle imhasını ortadan kaldıramayan ve gerçekten mevcut büyük tehdide yol açan ‘geçmişin başarısız çabalarını düzeltmek’ olduğunu açıklayan Pompeo, “Trump bana risk almaya istekli olduğunu söylüyor. Ben de CIA direktörü olarak bunu yapmaya hazırdım” diyor. Uçağının Kuzey Kore hava sahasına girdiğinde ona düşman savaş uçaklarının eşlik ettiğini belirtirken, “Genellikle, bu eylem saldırganlığı, belki de yakın bir saldırıyı gösterir. Ama mürettebatımız ve ben bunun sadece tipik bir Kuzey Kore gözdağı olduğundan emindik” diyor. Mike Pompeo, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti adının ‘yalan’ olduğunu belirterek, “Çünkü o demokratik değil, bir cumhuriyet değil ve kesinlikle halkının çıkarlarına hizmet etmiyor” diyor. Pyongyang Havaalanına vardıklarında heyete Pompeo’nun korumalarının silahlarını şehir merkezine götüremeyecekleri konusunda bilgi verildiğini de dile getiren ABD’li yetkili, uçaktan indiğinde ‘tanıdığı, en nefret edilen adamlardan biri olan Kuzey Kore Komünist Partisi’nin resmi adı olan Kore İşçi Partisi’nin genel başkan yardımcısı olarak görev yapan emekli General Kim Yong-Chul’un merdivenlerin dibinde olduğuna dikkati çekiyor.

Kasım Süleymani (AFP)

“50 yıl ot yedik”
Chul, el sıkışmak veya misafirini ağırlamak yerine, “Son 50 yıldır ot yiyoruz. Önümüzdeki 50 yılda ot yiyebiliriz” dedi. Pompeo ise, “Elbette Chul ot yemiyordu. Tüm Kuzey Koreli kleptomanyaklar gibi o da en iyi alkolü içiyor ve Kobe Bifteği ile ziyafet çekiyordu. Ot yemek sıradan insanlar içindi” diyor. ‘Hesaplanmış bir risk’ aldığını dile getiren Mike Pompeo, “General Chul, sizi görmek güzel. Öğle yemeğini dört gözle bekliyorum. Buharda pişmiş otları tercih ederim” ifadelerini kullanıyor. Daha sonra havaalanı ve lider Kim Jong-Un’un Pyongyang’daki ofisine giden yol da dahil olmak üzere, herhangi bir Kuzey Kore ‘komplosunun’ veya ‘propagandasının’ reddedilmesi de dahil olmak üzere ziyaretin ayrıntılarını ve ABD’deki koşullarını sunuyor. Pompeo ve ekibine dev kapılar ve yüksek tavanlardan eşlik eden kız kardeşi Kim Yo-Jong’un, parlak turuncu bir duvarın önünde (Çin tarihi lideri) Mao Zedong’un tipik siyah takım elbisesini giymiş, uzun bir kırmızı halının sonunda duran Kim’in ofisine kadar kendisine eşlik ettiğini söylüyor. “Dünyanın en kötü diktatörü beni gülümseyerek karşıladı” diye açıklayan Pompeo, Kim’in ise “Sayın müdür, geleceğini düşünmemiştim. Beni öldürmeye çalıştığını biliyorum” dediğini belirtiyor. Pompeo, kendisinin de şaka yollu, “Sayın Başkan, hala sizi öldürmeye çalışıyorum” şeklinde yanıt verdiğini söylüyor.
Bu kısım, Pompeo’nun, Trump döneminden önceki ABD dış politikalarının kapsamlı bir sunumuna ‘dalarak’, Obama’yı ve özellikle o dönemki başkan yardımcısı Biden’i eleştirdiği kitabının ilk bölümüne yalnızca bir girişti. Ayrıca Mike Pompeo, kitapta Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı Pence’in onu önce Merkezi İstihbarat Teşkilatı Direktörü, ardından Dışişleri Bakanı olarak atama kararına götüren Arap Baharı ayaklanmaları da dahil olmak üzere ABD iç ve dış politikalarının eşlik eden ‘tuzaklarını’ ele aldı.

Trump ve Kim, Haziran 2019’da iki Kore arasındaki ayrım çizgisinde (AP)

Orta Doğu sorunu
Pompeo ayrıca, “İran destekli Suriye diktatörü Beşşar Esed, Rusya’yı Arap mahallesine davet etti ve kendi halkına karşı kimyasal silah kullandı. Obama, orada çizdiği kırmızı hattan zayıf bir şekilde geri çekilerek ABD’nin muhaliflerine kötü bir mesaj verdi” diyor. Lübnan’ın İran’a bağlı bir milis olan Hizbullah’ı geliştirdikten ve İsrail’in kuzey sınırlarına binlerce hassas güdümlü füze yerleştirdikten sonra kötüleştiğini söyleyen Mike Pompeo, Körfez ülkeleri, kamuoyunda denge sağlamaya çalışırken, ABD’nin İran’a verdiği destek konusunda da endişelerini dile getiriyor. Pompeo, “Bu nedenle ABD’ye olan güvenleri en alt düzeye indi” diyor.
Pompeo, Orta Doğu stratejisinin birkaç ana sütuna dayandığını açıklarken, bunların ‘büyük bir gerçeği yansıtan politikalar oluşturmak: İran, Orta Doğu’daki en büyük sorun yaratıcısıdır. İsrail ile ilişkilerin yeniden kurulması, yeni bir Körfez-İsrail güvenlik ortaklığının kurulması’ olduğunu dile getiriyor. Mike Pompeo, “Acil dikkatimizi gerektiren Orta Doğu misyonu, Irak ve Suriye’deki DEAŞ hilafetini ölümcül bir şekilde yenilgiye uğratmaktır” diyerek, terörle mücadeleye yönelik askeri planlar geliştirmeye paralel olarak, “Obama- Biden’ın başarısız kayırmacılık politikasından uzaklaşmak ve İran rejimiyle mücadele etmek için ilk adımları attık” diyor. “CIA Direktörü olarak bir numaralı görevim, İran Dini Lideri Ali Hamaney ve onun yandaşlarıyla mücadele için ihtiyacımız olan araçlara sahip olduğumuzdan emin olmak” diyen Pompeo, “Başkan Trump, rejim değişikliğinin bizim görevimiz olmadığını ilan ederken ve ben de bu direktifi takip ederken, rejime baskı uygulamanın çökme olasılığını büyük ölçüde artıracağını biliyordum” açıklamasında bulunuyor. Görevinin ‘yönetimdeki bir anlaşmazlığın gölgesinde kaldığını’ belirtti. Trump, seçim kampanyasında Başkan Obama’nın 2015’te İran ile imzaladığı, esmi olarak Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen nükleer anlaşmadan çekilme sözü verdi. Bu çerçevede “Bu başarısızlıktan istediğimiz kadar çabuk geri adım atmadık” diyen Pompeo, “Başkanın tüm ulusal güvenlik ekibi -Savunma Bakanı James Mattis, Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster- kalmanın doğru seçim olduğunu söylediler. Onlara göre anlaşmadan çekilmek, çok tehlikeli ve bizi savaşa sürükleyebilirdi” ifadelerini kullanıyor. CIA direktörü olarak, eski Dışişleri Bakanı John Kerry ve eski CIA direktörü John Brennan ve Biden’in düşünceleri gibi CIA direktörü olarak ‘aynı şeyleri düşündüğünü’ söylüyor. İran’a karşı bir destek ekibi olarak ‘İran’dan gelen nükleer tehdide karşı koymanın ilk adımının, nükleer anlaşmayı güçlü bir şekilde destekleyen analistleri dinlememek ve İran Devrim Muhafızları’na karşı bir destek ekibi olarak İran Cumhuriyeti Misyonu Merkezi kurmak’ olduğunu dile getiriyor. Mike Pompeo, ‘Irak, Afganistan ve Rusya’da zor hedefler üzerinde çalışan deneyimli çalışanlarla sağlanan’ destek ekibinin başına ‘Mike’ adında bir ajan yerleştirdiğini de açıklıyor.
İran ile mücadelede ikinci adımın ise ‘uluslararası ortaklıklar kurmak’ olduğunu söyleyen Pompeo, “Hiçbir ilişki ABD’nin sahip olduğundan daha kritik değildi” diyor. Dönemin İsrail istihbarat servisi başkanı Yossi Cohen’e de övgüde bulunarak, “Benim durumumun aksine, o gerçek bir casus, geçen yüzyılın seksenlerinde başlayan, bir hikayesi olan bir işi var” diyerek, Cohen’i ‘korkusuz, yenilikçi ve çekici’ tanımlıyor ve problemin İran’da olduğuna dikkati çekiyor. CIA, birçok sorun arasında ‘İran’ı bir sorun’ olarak nitelendirirken Pompeo, ilk kez Şubat 2027’de İstihbarat Teşkilatı Başkanı olarak çıktığı ilk yurt dışı gezisinde Kudüs’teki King David Oteli’nde Cohen ile bir araya geldiklerini belirtiyor. Mike Pompeo, “İran’ı ezmek için ortak çalışmak, yüzde 100 entegrasyon gerektiriyor. Çok yakın bir aile ve dini ilişki kurmalı” diyor.

Beyrut saldırısı
Pompeo, kitabında Başkan Trump’ın ‘dünya kirli bir yer’ derken kesinlikle haklı bulduğunu anlatıyor. ABD Askerî Akademisi’ndeyken Beyrut’taki kışlalarında yüzlerce ABD Deniz Piyadesini öldüren ve yaralayan bir terör saldırısının olduğu 23 Ekim 1983 Pazar gününe değiniyor. Mike Pompeo, “Bunu ABD askerlerine kim yapar? Sebepleri nedir?” diye sorarken, “241 ABD askeri personelinin öldüğü ve 128 kişinin yaralandığı bombalama olayını İran destekli terör örgütü Hizbullah’ın ilk vücut bulmuş halinin gerçekleştirdiğini kısa sürede öğrendik” ifadelerini kullanıyor. Pompeo ayrıca, “İranlıların ABD askerlerini öldürdüğü o anı hiç unutmadım” diyor. Öte yandan 1979 yılında Günümüzdeki İran rejiminin kurucusu Ayetullah Humeyni liderliğindeki İran İslam devriminden, ardından Tahran’daki ABD büyükelçiliğine düzenlenen saldırıdan ve işçilerinin 444 gün rehin tutulmasından bahsediyor. “Bugün İran rejimi, İran’dan Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen’e uzanan topraklarda bir Şii Hilali kurmak için savaşan bir terör grupları ağının arkasındaki güçtür” diyen Mike Pompeo, 1996 yılında Suudi Arabistan’da 19 ABD Hava Kuvvetleri personelinin öldürüldüğü El-Huber Kuleleri saldırısının arkasında İran’ın olduğuna dikkati çekiyor. Pompeo, “Şii İran rejimi, Sünni El-Kaide örgütüyle ortak hareket etti” diyerek, Tahran’ın bugün üssün üst düzey liderliğinin ana üssü olduğunu dile getiriyor. Mike Pompeo, “El-Kaide’nin operasyonel karargahı Tora Bora, Afganistan veya Pakistan’da değil. Suriye veya Irak’ta değil. İran’ın başkentindedir” diyor. “İran rejimi aslında bir terör örgütüdür” diyen Pompeo, “Ancak çoğu terör grubunun aksine, Devrim Muhafızları’nın koruması altındaki rejim, devlet idaresinin tüm araçlarına sahip: uluslararası açıdan kabul görmüş sınırlar, Birleşmiş Milletler’de (BM) diplomatlar, bir para birimi ve geniş petrol yatakları, bankalar ve İran ekonomisinin diğer sektörleri üzerinde tam kontrol” ifadelerini kullanıyor.

Obama neyi mahvetti
Eski Dışişleri Bakanı, Trump’ın ‘Obama’nın bozduklarını’ nasıl düzeltmeye çalıştığını yazan Pompeo, nükleer anlaşmanın dezavantajlarını ve Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamas ve İslami Cihad ve Yemen’de Husiler gibi gruplara İran desteğini yineliyor. Mike Pompeo, “Bu uğursuz projenin arkasındaki beyin, İran’ın gündemini bozmak için kararlı çabalarımızın odak noktası haline gelen Devrim Muhafızları’nın Kasım Süleymani adlı komutanıdır” diyor. Bu vizyon, Pompeo’nun anılarının Altıncı Bölümünün odak noktasını oluşturdu. Pompeo ayrıca, bir keresinde Süleymani’ye bir mektup yazdığını ve ‘kontrolü altındaki güçler tarafından Irak’taki ABD çıkarlarına yönelik herhangi bir saldırıdan onu ve İran’ı sorumlu tutacakları’ uyarısı yaptığını ifade ediyor. Trump’tan önce İran destekli grupların başlattığı saldırılarda ABD kayıplarına karşı çok hoşgörülü olan ABD yönetiminin politikasında ‘büyük bir değişikliğe’ dikkati çeken Mike Pompeo, Süleymani’nin mektuba hiçbir zaman yanıt vermediğini de sözlerine ekliyor. “Ancak iki yıl sonra 29 Aralık 2019’da Başkan Trump ile Florida’daki görkemli evi Mar-a-Lago’da bu kez Dışişleri Bakanı olarak oturuyordum. Yanımda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı vardı. Tehlikeli bir iş için oradaydık” diyen Pompeo, hedefin Kasım Süleymani olduğunu belirtiyor. Mike Pompeo, “Sadece birkaç gün içerisinde Süleymani ve İranlılar, onların şerrini desteklemeyi reddetmemizin tüm etkisini hissedecekler. Bunun yerine ABD saldırısını tadacaklar” diyor. Pompeo, “Süleymani küçük yapısına rağmen Orta Doğulu liderlerin kalbine gerçek bir korku saldı. İran’ın Irak, Lübnan ve Suriye’deki onlarca yıllık askeri harekâtının öncüsü olma eğiliminde olan Süleymani, 1998 yılından beri suçlu Kudüs Gücü birimine komuta ediyor. Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen gibi ülkelerin bugün darmadağın olmasının ana nedeni bu birim” diyerek, Süleymani’yi Irak savaşında 600 ABD askerinin ölümünden sorumlu tutuyor. Bir gün Bağdat’a gittiğini ve İran’dan enerji kaynakları satın almamaya ikna etmek için dönemin Başbakanı Haydar el-İbadi ile görüştüğünü açıklıyor. İbadi’nin de kendisine “Sayın Müdür, siz gidince Kasım Süleymani gelip beni görecek. Sen benim paramı alabilirsin. O, canımı alacak” dediğini söylüyor.
Daha sonra İran’ın Irak’taki ABD çıkarlarına yönelik tehditlerinin artması ortasında dönemin Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve Adil Abdulmehdi de dahil olmak üzere diğer Iraklı yetkililerle yaptığı görüşmelerden bahsediyor. Pompeo, “Yaptırımları geri çekerek İran’ın lehine davranmayı reddetmemizin sonuçları 14 Eylül 2019’da da belli oldu. İran’ın bir ABD dronunu düşürmesinden yaklaşık iki ay sonra, İran’dan Suudi Arabistan’ı vurmak için seyir füzeleri fırlatıldı. Hedefler, Suudi Aramco’ya ait büyük petrol tesisleriydi. Böylece saldırı, küresel enerji kaynakları için bir tehdit oluşturdu” diyor. Tesisleri çalışır duruma getirmek için ABD ile Suudi Arabistan arasındaki işbirliğine atıfta bulunan Mike Pompeo, “Aramco bu bağlamda harika bir iş çıkardı. Suudiler de bu tehlikeli zamanda ne yapmaya hazır olduğumuzu öğrenmek istediler. Suudi Arabistan’a hava savunma sistemleri göndermemizi başkana tavsiye ettim. Onlara savunma silahları sağlamayı kabul etti. Ancak ABD’nin doğrudan eylemle bir saldırı gerçekleştirmesi ve İran’ın bedelini ödemesi yönündeki tavsiyemin ikinci bölümünü reddetti” diyor.

Süleymani imha edildi
Kısa bir süre önce ABD güçleri, bir ABD’li müteahhidin öldürüldüğü bir saldırıya yanıt olarak Irak Hizbullah Tugayları’nı hedef aldı. Bir başka saldırının ardından Pompeo, Başkan Trump’ın 29 Aralık 2019’da Mar-a-Lago’da Savunma Bakanı Mark Esper ve Genelkurmay Başkanı General Mark Milley’in katılımıyla düzenlediği bir toplantıya katıldı. Bu çerçevede Pompeo, “Sayın Başkan, Süleymani Beyrut’tan Şam’a oradan da Bağdat’a gidiyor. Ticari uçuşlarda uçar ve uçuş rotasını bilir. Daha fazla Amerikalıyı öldürmeyi planlıyor. Bu canice çabalardaki liderliğini durdurmak için gerekli araçlara sahibiz. 2 ABD dronunu düşürdüler. Suudi Arabistan’a balistik füzeler ateşlediler. Şimdi de bir Amerikalıyı öldürdüler. Hepsini de General Süleymani’nin talimatıyla yaptılar. Cinayet dolu hükümranlığını durdurmanın zamanı geldi. Bu meşru bir askeri hedef” diyor. Pompeo ayrıca, “Süleymani’yi öldürerek, saldırıya geçmek şok edici bir olay olur. Doğal olarak ABD, 11 Eylül sonrası dünyada bir terörist liderden kurtulur” ifadelerini kullanıyor. “Bu durum başka bir general gelecek. Ama İran’da kimsede o güç, beyin, gaddarlık ve genel çekicilik kombinasyonu yok. Çünkü onu değiştirmeye çalışmak, orijinal Rembrandt tablosunu sahtesiyle değiştirmeye çalışmak gibidir” diyen Pompeo, Başkan Trump’ın büyük riskleri anladığını vurguluyor. Mike Pompeo, “Hepimizin yaptığı gibi. Ancak tetiği çekmenin zamanı geldi” diyen Pompeo, “Milley ve Esper, Başkan’a önerilen plan hakkında bilgi verdi. Saldırıdan sonra bunun rejimin başını kesmeye yönelik bir girişim olmadığını belirginleştirmek için İranlılarla doğrudan iletişim kurmaya hazır olduğumuzu, ancak onların arzusu buysa gerilimi tırmandırmaya hazır olduğumuzu da ekledim” ifadelerini kullanıyor. Bu bağlamda Pompeo, Trump’ın ‘hadi’ yanıtını verdiğini söylüyor. Operasyon tarihi, Süleymani’nin birlikte Hizbullah Tugayları kurucusu Ebu Mehdi el-Mühendis tarafından karşılandığı Bağdat Uluslararası Havalimanı’na gelişiyle, 3 Ocak 2020 olarak belirlendi. Bu çerçevede “Konvoyu yola çıkarken, ABD yapımı MQ-9 Reaper her hareketini takip etti. Süleymani’nin arabası havaalanından ayrılırken, üzerine cehennem ateşi füzeleri düştü. ABD caydırıcı bir darbe indirdi. Süleymani artık kimseyi incitmeyecek” diyor.



Çin yeni nesil silahlarını hayvanlardan ilham alarak üretiyor

Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
TT

Çin yeni nesil silahlarını hayvanlardan ilham alarak üretiyor

Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)

Çin ordusu yapay zeka destekli otonom silahlarını geliştirmeyi hızlandırmaya çalışıyor. Drone sürüleri ve karada faaliyet gösteren robotlar dikkat çekiyor. 

Bu konuya mercek tutan Wall Street Journal (WSJ), bilim insanlarının şahin, güvercin, kurt, karınca ve çakal gibi pek çok hayvandan ilham aldığını bildirdi. 

Halk Kurtuluş Ordusu bağlantılı üniversitelerdeki araştırmacıların şahin gibi yırtıcıların avlarını nasıl seçtiğini, güvercin ve benzeri kuş sürülerinin saldırılardan nasıl kaçtığını modellediği aktarıldı. Böylece drone'ların insan müdahalesi olmadan zayıf hedefleri belirleyip saldırı düzenlemesini sağlayacak algoritmaların oluşturulduğu vurgulandı.

Çin'deki savunma şirketleri ve üniversitelerin 2022'den beri 930 buluşun patentini aldığı, ABD'deyse aynı dönemde bu rakamın 60 civarında kaldığı ve bunlardan en az 10'unun Çinlilerle bağlantılı olduğu ifade edildi.

Amerikan gazetesi, Pekin'in yapay zekayı barutun icadıyla kıyaslanacak bir teknoloji olarak gördüğünü ve gelecekteki savaşların insansız yürütülebileceğini düşündüğünü belirtti. 

Çin'in kitlesel drone üretimindeki hakimiyetine ve bunu ucuza çok büyük sayılarda yapabilmesine dikkat çekildi. 

Asya devinin her yıl bir milyon drone imal kapasitesine sahip olduğunun altı çizilirken ABD'nin katbekat maliyetle bir senede üretebildiği miktarın onbinlerle ifade edilebileceği bildirildi.

Pekin'in kamyonlardan fırlatılan 200 drone'luk sürüler, daha küçük drone'lar fırlatabilen "ana gemi" drone'ları ve silah haline getirilmiş "robot kurtları" sergilediği hatırlatıldı. Çin'in bunları birbiriyle koordine ederek birlikte kullanmayı düşündüğü vurgulandı.

1970'lerin sonundan beri savaşmayan Halk Kurtuluş Ordusu'nun deneyimsiz komutanlar ve sert hiyerarşiye dair endişeleri, yapay zeka destekli bu silahların otonomisiyle gidermeyi planladığı öne sürüldü. 

Ukrayna savaşındaki sinyal bozma taktiğinden ders çıkaran Pekin'in insan kontrollü drone'ların yetersizliğine de bu yolla çözüm bulduğu iddia edildi. 

Savaş durumunda bu teknolojilerin istendiği gibi çalışıp çalışmayacağıysa henüz bilinmiyor.

Diğer yandan savaşmanın yapay zekaya bırakılması, etik açıdan da endişeyle karşılanıyor. İnsan kontrolünde olmayan silahların sivilleri öldürebileceğine işaret ediliyor. 

Independent Türkçe, WSJ, Reuters


James Jeffrey: Kürtlerle ilişkimiz DEAŞ'ı yenmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklıktı

James Jeffrey (Reuters)
James Jeffrey (Reuters)
TT

James Jeffrey: Kürtlerle ilişkimiz DEAŞ'ı yenmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklıktı

James Jeffrey (Reuters)
James Jeffrey (Reuters)

Eski ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ABD’nin Suriye’deki yeni tutumunun Kürtlere yönelik bir “ihanet” olduğu yönündeki eleştirilere karşı çıktı. Jeffrey, ABD’li yetkililerin Kürtlere, ilişkilerinin DEAŞ'ın yenilmesine dayalı, geçici ve taktiksel olduğunu her zaman açık biçimde ifade ettiğini söyledi.

Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin Suriye Özel Temsilciliği ve ABD’nin Ankara Büyükelçiliği görevlerini yürüten Jeffrey, Washington’da VOA’ya (Amerika’nın Sesi) gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Kürtlere hiçbir zaman kalıcı güvence vermedik”

Jeffrey, Obama yönetiminden bu yana Kürtlere hiçbir zaman kalıcı bir siyasi ya da askeri garanti verilmediğini vurguladı. ABD’nin, Kürtleri DEAŞ , Esad rejimi ve bu aktörlerin müttefikleri dışındaki güçlere karşı savunacağına dair bir taahhütte bulunmadığını söyledi.

Jeffrey, “Kürtlere, zamanla bir Kürt bölgesini destekleyeceğimizi ya da onları Suriye muhalefetine veya yeni Suriye hükümetine karşı askeri güçle savunacağımızı asla söylemedik. Aksine, ilişkimizin DEAŞ'ı yok etmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklık olduğunu ifade ettik” dedi.

ABD’nin Suriye yaklaşımı: BM 2254 sayılı karar

Suriye’nin ve Kürtlerin geleceğine ilişkin konuşan Jeffrey, ABD’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklediğini belirtti. Kürtlere de bu karar çerçevesinde siyasi çözümden yana olduklarının defalarca aktarıldığını söyledi.

BM Güvenlik Konseyi tarafından 18 Aralık 2015’te oybirliğiyle kabul edilen 2254 sayılı karar; Suriye genelinde ateşkes sağlanmasını, ülkenin birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü korunarak siyasi bir geçiş sürecini öngörüyor.

“Ahmed Şara ile birlikte sahadaki ortaklar ikiye çıktı”

Jeffrey, Ahmed Şara liderliğindeki Suriye geçici hükümetinin, uluslararası toplumun iş birliğiyle 2254 sayılı kararın öngördüğü adımları hayata geçirmeye çalıştığını ifade etti.

ABD’li eski diplomat, “Ahmed Şara’nın DEAŞ'e karşı uluslararası mücadeleye katılma iradesi göstermesiyle Suriye’deki ortaklarımız Ahmed Şara ve SDG olmak üzere ikiye çıktı” dedi. Jeffrey, İsrail dışındaki bölge ülkelerinin büyük bölümünün Suriye’nin birleşmesi gerektiği görüşünde olduğunu ve ABD’nin de bu politikayı desteklediğini vurguladı.

Trump–Erdoğan temasları ve Kürt bölgeleri

James Jeffrey, Rojava’da Suriye Arap Ordusu’nun Kürt güçlerine yönelik saldırıları sırasında ABD’li yetkililerin, Kürtlere yönelik şiddeti önlemek için Suriyeli ve Türk yetkililerle yoğun bir diplomasi yürüttüğünü söyledi.

Jeffrey, “Kürtlerin katledilmemesi ve güçlerin Haseke’deki Kürt bölgelerine girmemesi için liderler düzeyinde doğrudan telefon görüşmeleri yapıldı. ABD’nin yaklaşımı, şiddeti önlemek ve gerilimi düşürmek yönündeydi” diye konuştu.

ABD–Kürt iş birliği sürecek mi?

Jeffrey, Suriye’deki son gelişmelere rağmen ABD ile Kürtler arasında ortak çalışma imkanının devam edeceğini savundu. ABD’nin Kürt güçleriyle DEAŞ'e karşı iş birliğini sürdürdüğünü belirten Jeffrey, Kürtlerin tamamen tasfiye edilmesini istemediklerini söyledi.

“Kürt güçlerinin Suriye ordusuyla entegre olmasını ve güçlü bir yerel yönetime sahip olmalarını istiyoruz” diyen Jeffrey, bunun sahadaki en gerçekçi çözüm olduğunu ifade etti.

“Suriye için eyalet sistemi önerisi”

Suriye’nin anayasal yapısına da değinen Jeffrey, Irak’takine benzer bir eyalet ya da valilik sistemini savundu. Ancak Suriye’de Irak Kürdistanı’na benzer bir bölgesel statünün uygulanabilir olmadığını belirtti.

Jeffrey, “Irak Anayasası’nda olduğu gibi valilerin halk tarafından seçildiği, yerel polisin ve yerel bütçenin olduğu bir yapı, Suriye’deki Kürtler için ilerleme yolu olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Independent Türkçe, VOA


ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
TT

ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11, Suriyeli bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Şam yönetiminin güney Suriye’de çoğunluğu Dürzi olan Süveyda (Cebel el-Arab) üzerinde kontrol sağlamak için ABD desteğiyle hareket ettiğini bildirdi. Haberde, bu sürecin daha önce kuzeydoğuda Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde izlenen yaklaşıma benzediği ifade edildi.

Söz konusu yetkili, ABD desteğinin “İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi” şartına bağlı olduğunu belirtirken, Tel Aviv’in bu gelişmeden tam anlamıyla memnun olmadığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Kan 11’den aktardığı habere göre, askeri konularla ilgilenen Suriyeli yetkili, hükümetin son dönemde ABD ile koordinasyon ve destek bulunduğunu gösteren bir özgüvenle hareket ettiğini söyledi. Bu çerçevede, ABD’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Süveyda üzerindeki kontrolü yeniden tesis etme yönündeki adımlarını desteklediği değerlendirmesi yapıldı.

sdcfgt
Süveyda kırsalındaki Şehba kentinde düzenlenen bir gösteriden arşiv fotoğrafı; gösteri sırasında İsrail bayrakları taşındı (el-Râsıd sitesi)

Yetkili, Şam yönetiminin Süveyda’ya yeniden giriş konusunda henüz nihai karar almadığını, ancak bunun “er ya da geç gerçekleşeceğini ve tercihen diyalog ve uzlaşı yoluyla olmasını umduklarını” ifade etti.

Öte yandan Kan 11, İsrail’in Suriye ile yürütülen müzakerelerde, Süveyda’daki Dürzilere doğrudan destek sağlayabilmesine imkân tanıyan açık bir güvenlik maddesinin anlaşmalara eklenmesini şart koştuğunu bildirdi. İsrail’in bu koşulu stratejik çıkarlarının korunması açısından temel gördüğü belirtildi. ABD’nin de desteğinin İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi şartına bağlanırken bu maddeyi dikkate aldığı kaydedildi. Ancak Tel Aviv’deki izlenim, Washington’un İsrail’in tutumunu olduğu gibi kabul etmediği ve kapsamını asgari düzeye indirdiği yönünde. Fiilen ABD’nin, İsrail’in yalnızca Dürzilerin doğrudan saldırıya uğraması hâlinde müdahaleye hazır olmasını istediği ifade edildi.

dfgthy
İsrail’e ait bir uçağın, geçen temmuz ayında Güney Suriye’deki Süveyda üzerinde uçuşu sırasında termal aldatma balonları (flare) bırakması (AFP)

Kan 11 ayrıca, ABD’nin Ekim 2025’te Süveyda’da yaşananlar gibi Dürzilere yönelik yeni katliamların önlenmesi yönündeki İsrail talebini desteklediğini aktardı.

Öte yandan Jerusalem Post, Süveyda sakinleri arasında ordunun kente girmesine yönelik ciddi endişeler bulunduğunu yazdı. Gazete, halkın Temmuz ayında devlet destekli grupların saldırılarında 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini unutmadığını vurguladı.

Öte yandan Kan 11, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, Dürzilere yönelik saldırıların sürmesi hâlinde İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarını genişletmeye hazır olduğunu, “Tırmanmaya tırmanmayla karşılık verilir” mesajı verdiğini aktardı. Bu açıklamanın, Süveyda’da son haftalarda görece bir sükûnet yaşanmasına rağmen yapıldığına dikkat çekildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce yaptığı açıklamada, Suriye’nin güneybatısının silahsızlandırılmış bir bölge olarak kalmasına kararlı olduklarını söylemiş, “Buranın ikinci bir Lübnan’a dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Dürzi nüfusu koruma konusunda taahhüdümüz var” demişti. Netanyahu, “Şu anda yoğun operasyonlar yürütüyoruz. Daha fazlasına mecbur kalmamayı umuyorum; bu Şam’ın tutumuna bağlı” ifadelerini kullanmıştı.

rgt
İsrail ordusuna ait askeri araçların Güney Suriye’deki bazı bölgelere girmesi (İsrail ordusu)

Bu gelişmelerin yanı sıra İsrail merkezli i24NEWS, Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yakın bir kaynağa dayanarak, ABD arabuluculuğunda Paris’te Suriyeli ve İsrailli yetkililer arasında yakında bir görüşme yapılmasının beklendiğini ileri sürdü. Habere göre, görüşmede iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasının son detaylarının ele alınması öngörülüyor.

Aynı kaynak, toplantıda Suriye-İsrail arasındaki tampon bölgede olası ortak stratejik ve ekonomik projelerin de gündeme geleceğini belirtti.

Ancak Reuters, daha önce ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin, sınır hattında istikrarı sağlamayı hedefleyen bir güvenlik anlaşmasıyla sonuçlanmadığını hatırlattı.