Türkiye'de ilk ölümlü vakanın Ankara'da gerçekleştiği Streptekok A bakterisinin merak edilenleri: Hastalık daha fazla yayılır mı? Nasıl önlem alınır?

Dünyada yayılan, Türkiye'de ilk ölümlü vakanın Ankara'da gerçekleştiği hastalığı Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol ve Prof. Dr. Tutku Taşkınoğlu'yla konuştuk

Üç yıla yakın süredir devam eden Kovid-19 pandemisine ek olarak bu yıl aynı anda influenza, adenovirüs gibi pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Son olarak Strep A bakterisi kaynaklı bir ölümün gerçekleşmesi, toplumda tedirginliğe yol açtı / Fotoğraf: Pixabay
Üç yıla yakın süredir devam eden Kovid-19 pandemisine ek olarak bu yıl aynı anda influenza, adenovirüs gibi pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Son olarak Strep A bakterisi kaynaklı bir ölümün gerçekleşmesi, toplumda tedirginliğe yol açtı / Fotoğraf: Pixabay
TT

Türkiye'de ilk ölümlü vakanın Ankara'da gerçekleştiği Streptekok A bakterisinin merak edilenleri: Hastalık daha fazla yayılır mı? Nasıl önlem alınır?

Üç yıla yakın süredir devam eden Kovid-19 pandemisine ek olarak bu yıl aynı anda influenza, adenovirüs gibi pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Son olarak Strep A bakterisi kaynaklı bir ölümün gerçekleşmesi, toplumda tedirginliğe yol açtı / Fotoğraf: Pixabay
Üç yıla yakın süredir devam eden Kovid-19 pandemisine ek olarak bu yıl aynı anda influenza, adenovirüs gibi pek çok üst solunum yolu enfeksiyonu görülüyor. Son olarak Strep A bakterisi kaynaklı bir ölümün gerçekleşmesi, toplumda tedirginliğe yol açtı / Fotoğraf: Pixabay

Dünyadaki en ölümcül patojenler arasında yer alan 'Streptekok' (Strep A) bakterisi; Fransa, İrlanda, Hollanda, İsveç ve Birleşik Krallık gibi ülkelerin ardından Türkiye'de tespit edildi. 
Özellikle Birleşik Krallık'ta 21'i çocuk 94 kişinin ölümüne neden olan Streptekok (Strep A) bakterisi Türkiye'de de yayılıyor.
Strep A'ya bağlı boğaz ve kızıl hastalığı salgınları, genellikle kış ve ilkbahar aylarında, daha çok çocuklarda görülüyor.
Ankara'da 3 yaşındaki Aras Sönmez'in Strep A bakterisi nedeniyle yaşamını yitirmesi sonrası aileler alarm durumuna geçti. 

Independent Türkçe'nin özel haberine göre, Strep A bakterilerinin ne kadar yaygın hale gelebileceğini ve alınabilecek önlemleri, Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Tutku Taşkınoğlu değerlendirdi.
Hastalığa sebep olan bakterinin hapşırma, öksürük veya yakın temas yoluyla yayılabildiğini belirten Şenol ve Taşkınoğlu, hastalığın görülme oranının önceki yıllara göre artabileceği uyarısını yapsa da çocuklarda ölümcül seyrin nadiren görüldüğünü aktardı.
Uzmanlar, ebeveynlere çocuklarının boğazında ağrıdan şüphelendiklerinde vakit kaybetmeden doktora gidip muayene yaptırılması tavsiyesinde bulundu.

"Ölümcül seyir nadiren görülüyor"
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol; bu yıl grip, Kovid-19 gibi birden fazla salgının yaşandığını, iki yıl boyunca dışarı çıkılmaması sonrası sosyalleşmelerin artmasıyla bu vakaların katlandığını söyledi.
Strep A seyrinin ise nadiren ölümle sonuçlandığını aktaran Şenol, bu hastalığın genellikle grip, influenza ya da suçiçeği salgınlarına eşlik ettiğini, yani bir viral enfeksiyonun üzerine ikincil olarak eklendiğinde saldırgan bir seyir izleyebildiğini belirtti.
"10 yaş altında su çiçeği, grip gibi süreçlere eşlik eder, şimdi Kovid'i de tetiklediği görülüyor" diyen Şenol, virüslerin bulunduğu ortamı değiştirerek bakterilerin saldırgan özelliklerini ortaya çıkardığını ifade etti. Şenol, "Strep A bakterisi, viral enfeksiyonun üzerine eklendiğinde, fazla protein senteziyle daha etkili oluyor ve saldırganlığı artıyor" dedi.

"Boğaz ağrısı olan çocuklara test yapılmalı"
Velilerin bu konuda tetikte olmasını isteyen Prof. Dr. Şenol, boğaz ağrısı olan çocuklara zaman kaybetmeden test yaptırılması gerektiğini uyarısında bulundu.
Streptekok bakterisinin erken teşhis ve etkin bir antibiyotik kullanımıyla tedavisinin mümkün olabildiğini vurgulayan Şenol, bugünlerde dünya genelinde çok hasta bulunduğu için antibiyotik erişiminde de güçlük çekildiği uyarısını da yaptı.
Grip ve Kovid aşısının Strep A için önleyici olacağını belirten Şenol; maske kullanımı, kapalı alanların özellikle de sınıfların havalandırılması ve hijyenin önemini vurgularken, hasta çocukların okula gönderilmemesi ve şüpheli durumlarda yakın temastan kaçınılması gerektiğini kaydetti.

"Ölüme neden olabildiği için halkı panik etmeden doğru bilgi paylaşımı gerekli" 
Bu hastalık yaygın şekilde görülmese de ölüme neden olabildiği için halkı panik etmeden Sağlık Bakanlığı tarafından doğru bilgilerin paylaşılması gerektiğini de dile getiren Şenol, "Sağlık yükünün kaliteli bakıma izin verecek hale getirilmesi lazım. Alt grup çalışmalarının yapılması lazım, sistematik olarak süreci bakanlığın, birinci basamak hekimler ve akademiyle ele alması lazım ama böyle bir yaklaşım görmüyoruz" diye konuştu.

"Hafif boğaz ağrısı şeklinde başlıyor"
Dr. Tutku Taşkınoğlu da grup A streptokok bakterileri konusunda uyarılarda bulundu.
Bu bakterilerin hafif bir boğaz ağrısından zatürreye veya hayatı tehdit eden kan ve organ enfeksiyonlarına kadar bir dizi hastalığa neden olabildiği uyarısı yapan Taşkınoğlu, genellikle insanların derisinde veya boğaz florasında zararsız bir şekilde yaşayan bu mikroroganizmaların kimi zaman boğaz iltihabı gibi hafif enfeksiyonlara veya impetigo ve selülit dahil cilt ve yumuşak doku enfeksiyonlarına neden olabileceğini aktardı. 

"Yılda yaklaşık 300 bin kişinin hayatını kaybettiği romatizmal kalp hastalığına yol açıyor"
Özellikle çocuklarda ve gençlerde boğaz enfeksiyonun yaygın bir nedeni olan Strep A'nın gelir düzeyi yüksek ülkelerde antibiyotiklerle tedavi edilebildiğini ancak tıbbi bakıma erişimin sınırlı olduğu yerlerde önü alınamayıp tekrarlandığına işaret eden Taşkınoğlu, "Bakteriye karşı aşırı bağışıklık cevabı ile kalp kapakçıklarında iltihaplanmayı ve akut romatizmal ateş adı verilen bir durumu tetikleyebiliyor. Her yıl yaklaşık 300 bin kişinin hayatını kaybettiği romatizmal kalp hastalığına yol açıyor" ifadelerini kullandı.
Bu bakterilerin nadiren toksin üreterek deri döküntüsüne neden olabileceğine değinen Dr. Tutku Taşkınoğlu; küçük, kabarık tümsekler gibi görünen, zımpara kağıdı gibi pürüzlü, bu döküntülü hâle "kızıl hastalığı" denildiğini söyledi.
Döküntünün genellikle göğüs ve karında başlayıp yayıldığını aktaran Taşkınoğlu, enfekte kişilerin dillerinin ise kırmızı, şiş ve beyaz olabildiğini belirtti.

"Antibiyotiklerle tedavi edilebiliyor"
1940'lara kadar çocukluk çağında yaygın bir ölüm nedeni olan bu hastalığın günümüzde antibiyotiklerle tedavi edilebildiğini dile getiren Taşkınoğlu, Strep A bakterilerinin kimi zaman kan dolaşımına veya beyin omurilik sıvısına girerek nekrotizan fasiit (et yiyen hastalık) ya da bakteriyel toksinlerin kontrolsüz ve aşırı bir bağışıklık reaksiyonu tetiklendiği streptokok toksik şok sendromu gibi hayatı tehdit eden enfeksiyonları tetikleyebileceği uyarısını da yaptı.

"Vaka artışları 2022'nin ikinci yarısında belirginleşti"
"2022 boyunca iGAS ve kızıl hastalığı vakalarında bir artış bildirdi, ancak bu özellikle yılın ikinci yarısında belirginleşti" diyen Taşkınoğlu, genellikle bahardan yaza doğru A grubu Streptokok enfeksiyonlarında düşüş görülse de bu yıl farklı bir tablonun görülebileceği uyarısını yaptı.
Bir teoriye göre Kovid-19 salgınının en yoğun olduğu dönemdeki sokağa çıkma yasaklarında A grubu Streptokok'a (strep A) maruz kalınmadığından, çocukların bakterilere karşı bağışıklığı azaldı. Bu görüşe katılmayan Dr. Taşkınoğlu, pandemiden önce de Streptekok enfeksiyonlarında dalgalanmaların söyledi.
Ancak 2022'de sosyalleşmenin artmasıyla kızıl hastalığının daha fazla görüldüğünü belirten Tutku Taşkınoğlu, yazın vakaların beklendiği gibi düşmediğini, hatta okulların tatil nedeniyle kapalı olduğu kısa süreli dönemlerde de yükselişin sürdüğünü aktardı.
"Düzenli el yıkamak, maske takmak, tek kullanımlık mendiller kullanmak şart"
Strep A bakterisine karşı alınabilecek tedbirleri de sorduğumuz Taşkınoğlu, "Enfekte bir kişinin öksürmesi, hapşırması veya bir yara yoluyla yayılan hastalığa karşı düzenli olarak el yıkamak, tek kullanımlık mendiller kullanmak, maske takmak ve kendinizi iyi hissetmiyorsanız başkalarından uzak durmak şart" dedi.

"Erken tespit edildiğinde tedavi edilebiliyor"
İyi bir iç mekan havalandırmasının bugünlerde dolaşımda olan sayısız solunum yolu virüsü bir yana, Strep A'nın bulaşmasını azaltmaya da yardımcı olabileceğini kaydeden Taşkınoğlu, bu (Strep A) enfeksiyonların büyük çoğunluğunun hafif geçtiğini ve çoğu kişinin bakterileri herhangi bir soruna neden olmaksızın zararsız bir şekilde taşıdığını kaydetti. 
Bu vakaların yeterince erken tespit edilirse tedavi edilebileceği için ebeveynlerden de tetikte olmalarını isteyen Dr. Tutku Taşkınoğlu, şüpheli bir durumda doktora başvurmaları gerektiğini sözlerine ekledi. 
 
Independent Türkçe



Karpuzun şaşırtıcı faydaları keşfedildi

Karpuz suyu içmenin faydaları deneylerde incelendi (AFP)
Karpuz suyu içmenin faydaları deneylerde incelendi (AFP)
TT

Karpuzun şaşırtıcı faydaları keşfedildi

Karpuz suyu içmenin faydaları deneylerde incelendi (AFP)
Karpuz suyu içmenin faydaları deneylerde incelendi (AFP)

Yeni araştırma, karpuz ve suyunun bir dizi beklenmedik sağlık faydasını ortaya koydu.

Bulguları bilimsel dergi Nutrients'ta yayımlanan birkaç çalışmada, bu meyveyi düzenli tüketen kişilerin beslenmesinde vitamin ve antioksidanların daha çok, şeker ve doymuş yağların ise daha az bulunduğu tespit edildi. 

Yüksek su içeriği nedeniyle yaz aylarının uzun zamandır gözdesi olan karpuz suyunun, kan damarı fonksiyonunu iyileştirmeye ve kalp sağlığını desteklemeye de katkı sağlayabileceği bir raporda saptandı.

Louisiana Eyalet Üniversitesi'nin yaptığı, 18 sağlıklı genç yetişkinin iki hafta boyunca her gün karpuz suyu içtiği ve kontrol grubuna plasebo verildiği bir klinik çalışmada bu sonuca ulaşıldı.

Araştırmacılar, kan damarlarının gevşeyip genişlemesini sağlayan nitrik oksit üretiminde rol oynayan iki karpuz bileşiğine (L-sitrulin ve L-arginin) odaklandı. Damarların gevşemesi ve genişlemesi, sağlıklı kan dolaşımı ve kalp-damar işlevinin kritik bir özelliği.

Araştırmacılar karpuz suyunun, (genellikle diyabetle ilişkili aşırı glukoz seviyelerinin görüldüğü) hiperglisemi dönemlerinde damar fonksiyonlarını desteklediğini ve kalp atış hızı değişkenliğini etkilediğini tespit etti.

Louisiana Eyalet Üniversitesi Beslenme ve Gıda Bilimleri Fakültesi'nden Profesör Dr. Jack Losso, "Örneklem boyutunun küçük olduğunu (18 sağlıklı genç erkek ve kadın) ve daha fazla araştırma yapılması gerektiğini kabul etsek de bu çalışma, kardiyometabolik sağlık için düzenli karpuz tüketimini destekleyen mevcut kanıtlara yenisini ekliyor" diyor.

En yüksek antioksidan likopen seviyelerini içerdiği için özellikle kırmızı karpuz tercih edilmeli.

Erken yaşlanma, kanser ve demansa yol açabilen son derece reaktif molekülleri ifade eden "serbest radikallerle" mücadelede, bu bileşiğin özellikle etkili olduğu bulunmuştu.

Doğal olarak oluşan likopen ayrıca domates gibi birçok meyve ve sebzeye kırmızı rengini veren bir pigment.
 

VDFBFD
Uzmanlar, kırmızı karpuzun bilhassa faydalı olduğunu söylüyor (AFP)

Dr. Losso, "Karpuz; antioksidanlar, C vitamini ve likopen açısından zengin bir kaynak. Bunların hepsi oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olabilir ve kalp hastalıklarının önlenmesinde rol oynayabilir" diye ekliyor.

Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi'nde analiz edilen veriler, düzenli karpuz yiyenlerin yüksek miktarda diyet lifi, magnezyum, potasyum, C vitamini, A vitamini ve likopen tükettiğini gösterdi.

Karpuzun iki fincanlık bir porsiyonu sadece 80 kalori olmasına rağmen günlük önerilen C vitamini ihtiyacının yüzde 25'ini, B6 vitamininin ise yüzde 8'ini karşılıyor.

Meyvenin yaklaşık yüzde 92'sinin sudan oluşması da karpuzu sıcak havalarda veya egzersiz sonrası kolayca sıvı desteği sağlayan bir seçenek haline getiriyor.

Independent Türkçe


Demir eksikliği olanlar dikkat: Kan şekeri dengesi bozulabilir

Demir eksikliği, vücudun dengesini bozan yorgunluğa ve genel halsizliğe neden olabilir (Pixabay)
Demir eksikliği, vücudun dengesini bozan yorgunluğa ve genel halsizliğe neden olabilir (Pixabay)
TT

Demir eksikliği olanlar dikkat: Kan şekeri dengesi bozulabilir

Demir eksikliği, vücudun dengesini bozan yorgunluğa ve genel halsizliğe neden olabilir (Pixabay)
Demir eksikliği, vücudun dengesini bozan yorgunluğa ve genel halsizliğe neden olabilir (Pixabay)

Demir, kan şekeri düzeyini dolaylı olarak etkileyebilir. Vücuttaki demir depolarının yüksek olması, insülin duyarlılığını azaltabilir ve kan şekerinin yükselme riskini artırabilir. Buna karşılık demir eksikliği ise yorgunluk ve genel halsizliğe yol açarak vücudun dengesini etkileyebilir. Bu nedenle diyabet hastalarının demir seviyelerini normal aralıkta tutmaları ve doktor kontrolü olmadan demir takviyesi kullanmamaları öneriliyor.

Demir eksikliği kan şekerini yükseltir mi?

Peki ya demir düzeyi düşükse veya kişide kansızlık (anemi) varsa ancak geçmişte herhangi bir kan şekeri sorunu bulunmuyorsa? Bu tür bir anemi kan şekeri düzeylerini etkileyebilir mi?

Bazı araştırmalar, demir eksikliğine bağlı kansızlığın gerçekten de kan şekeri seviyelerini etkileyebileceğini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Nutrisense sitesinden aktardığı habere  göre hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar demir eksikliğinin glukoz ve yağ metabolizmasında, ayrıca insülin sinyallerinde değişikliklere neden olabileceğini ortaya koydu. Hatta hafif düzeyde demir eksikliğinin bile glukoz ve insülin düzenlenmesinde belirgin değişimlere yol açtığı belirtildi.

Hayvanlar üzerinde yapılan diğer araştırmalar da ciddi demir eksikliği ile kan şekeri yanıtı arasında olası bir bağlantı bulunduğunu gösterdi. Şiddetli demir eksikliği yaşayan kemirgenlerde yüksek glukoz ve yağ düzeyleri daha yaygın görüldü. Hemoglobin seviyesindeki düşüşün, yüksek kan şekeri ve yüksek yağ düzeylerinin şiddetiyle yakından ilişkili olduğu belirtilirken, bazı çalışmaların çelişkili sonuçlar ortaya koyduğu da ifade edildi.

İnsanlar üzerinde gerçekleştirilen klinik bir çalışmada ise demir eksikliğine bağlı kansızlık tedavisinin insülin direnci üzerindeki etkisi incelendi. Diyabet hastası olmayan, menopoz öncesi dönemdeki 54 kadın üzerinde yapılan araştırmada, kansızlık tedavisinin ardından açlık insülin seviyelerinde belirgin düşüş gözlendi. Özellikle 40 yaş altındaki ve normal vücut kitle indeksine sahip kadınlarda bu etkinin daha belirgin olduğu kaydedildi. Tedavi sonrasında katılımcıların açlık insülin düzeyleri ile hemoglobin seviyeleri arasında pozitif ilişki bulundu.

Uzmanlar, kansızlığın doğrudan diyabete yol açmadığını ancak düzenli takip edilmesinin bu tür risklerin önlenmesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. Kan glukoz düzeyinin takip edilmesi de sağlıklı kararlar alınmasına katkı sağlayabiliyor.

HbA1c ile kansızlık arasındaki ilişki

2014 yılında yapılan bir araştırmada, diyabet ve demir eksikliği anemisi bulunan 120 kişi incelendi ve demir eksikliği ile yüksek HbA1c seviyesi arasında pozitif ilişki olduğu görüldü. HbA1c testi, kandaki hemoglobine bağlanan glukoz miktarını ölçüyor ve son yaklaşık 90 günlük kan şekeri ortalamasını yansıtıyor.

Demir eksikliğine bağlı kansızlığın HbA1c seviyesini yükseltebilmesi nedeniyle, bu durum yanlış diyabet tanısına yol açabiliyor. Araştırmacılar, kansızlığın HbA1c sonuçlarını neden yükselttiğini ve hangi anemi türlerinin testi etkilediğini belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Bilimsel çalışmalar sürerken, uzmanlar kan glukoz sonuçları ile HbA1c değerleri arasında uyumsuzluk görülmesinin kansızlık belirtisi olabileceğine dikkat çekiyor.

Diyabet hastalarında kansızlık nasıl tedavi edilir?

Demir eksikliği anemisi tanısı konulan kişiler için demir açısından zengin gıdaların tüketilmesi veya doktor kontrolünde demir takviyesi kullanılması öneriliyor. Demir bakımından zengin besinler arasında fasulye, mercimek, kabuklu deniz ürünleri, karaciğer, yeşil yapraklı sebzeler, tofu, kırmızı et, balık ve kuru erik, kuru üzüm ile kuru kayısı gibi kuru meyveler yer alıyor.

Sağlık sitesi Healthline’a göre, metformin kullanan ve buna bağlı olarak demir eksikliği gelişen hastaların, diyabet ilaçlarının değiştirilmesi veya dozunun yeniden düzenlenmesi konusunda doktorlarıyla görüşmeleri gerekiyor.

Diyaliz tedavisi gören hastalarda ise doktorların demiri doğrudan damar yoluyla vermesi öneriliyor. Bu yöntem çoğu hastada hemoglobin seviyesini yeterince yükseltse de kalp krizi ve felç riskini artırabileceği için dikkatli takip gerekiyor.

Böbrekleri yeterli miktarda eritropoietin (EPO) hormonu üretemeyen hastalara, kırmızı kan hücresi üretimini artırmak amacıyla sentetik EPO (rhEPO) tedavisi uygulanabiliyor. Ancak 2012 yılında yapılan bir araştırma, bu tedaviyi alan hastaların yüzde 5 ila 10’unda ilaca karşı direnç gelişebildiğini ortaya koydu. Bu nedenle tedavi sürecinde hastaların yakından izlenmesi gerektiği belirtiliyor.


Dünya Sağlık Örgütü’nün “Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu” ilanı ne anlama geliyor?

Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)
Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)
TT

Dünya Sağlık Örgütü’nün “Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu” ilanı ne anlama geliyor?

Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)
Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)

Dünya Sağlık Örgütü, bugün yaptığı açıklamada Ebola virüsü salgını nedeniyle Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda için “uluslararası halk sağlığı acil durumu” ilan etti.

Peki bu ilan ne anlama geliyor?

Şarku’l Avsat’ın Dünya Sağlık Örgütü’nün resmi internet sitesinden aktardığı bilgilere göre “uluslararası halk sağlığı acil durumu” ifadesi, “küresel sağlık tehdidi oluşturan olağanüstü bir olay” anlamına geliyor. Bu mekanizma, örgütün bir riskin tek bir ülkenin sınırlarını aşabileceğini ve uluslararası düzeyde eş güdümlü bir müdahale gerektirdiğini düşündüğü durumlarda kullanılıyor.

Örgütün açıklamalarına göre bu ilan, olayın “ciddi, ani, alışılmadık veya beklenmedik” olması ve hastalığın uluslararası yayılım yoluyla diğer ülkeler için sağlık riski oluşturması halinde devreye giriyor.

fvvf
Kongo'daki bir Ebola tedavi merkezindeki sağlık çalışanları (Arşiv - AP)

Bu ilan, Dünya Sağlık Örgütü’ne uluslararası çabaları koordine etmek için daha geniş yetkiler sağlıyor. Bunlar arasında seyahat ve ticarete ilişkin geçici tavsiyeler yayımlamak, ülkeleri bilgileri hızlı şekilde paylaşmaya teşvik etmek ve tarama, izolasyon ile sağlık gözetimi önlemlerini güçlendirmek yer alıyor. Ayrıca hükümetleri tıbbi ve mali kaynakları acil şekilde seferber etmeye yönlendiriyor.

Bu durum hastalığın küresel salgına dönüştüğü anlamına mı geliyor?

Her ne kadar bu ilan hastalığın mutlaka küresel salgına dönüştüğü anlamına gelmese de, durumun hızlı şekilde kontrol altına alınmaması halinde kontrolden çıkabileceğine dair uluslararası topluma verilen en üst düzey uyarı olarak kabul ediliyor.

Dünya Sağlık Örgütü daha önce bu sınıflandırmayı Koronavirüs hastalığı ve maymun çiçeği hastalığı gibi krizlerde de kullanmıştı.

Uluslararası halk sağlığı acil durumu ilanı ne zaman sona erer?

Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Acil Durum Komitesi, sağlık durumunu düzenli olarak, genellikle yaklaşık her üç ayda bir gözden geçirerek krizin acil durum statüsünün sürdürülmesini gerektirip gerektirmediğini değerlendiriyor.

İlan, örgütün genel direktörünün uzman tavsiyelerine dayanarak hastalığın kontrol altına alındığına veya uluslararası yayılma riskinin büyük ölçüde azaldığına karar vermesiyle resmen sona eriyor.