Rusya'nın Eritre'nin Massava lojistik limanını kullanma girişiminin etkisi nedir?

Gözlemciler bu adımı, Moskova'nın Kızıldeniz'deki etkisini artırmak için potansiyel bir fırsat olarak görüyor.

Eritre Cumhurbaşkanı’nın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile bir araya geldi. (Eritre Enformasyon Bakanlığı)
Eritre Cumhurbaşkanı’nın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile bir araya geldi. (Eritre Enformasyon Bakanlığı)
TT

Rusya'nın Eritre'nin Massava lojistik limanını kullanma girişiminin etkisi nedir?

Eritre Cumhurbaşkanı’nın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile bir araya geldi. (Eritre Enformasyon Bakanlığı)
Eritre Cumhurbaşkanı’nın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile bir araya geldi. (Eritre Enformasyon Bakanlığı)

Rusya, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Afrika’ya son altı ay içinde gerçekleştirdiği ikinci ziyaretle Kıta’daki varlığını güçlendirme çabalarını sürdürüyor. Lavrov, geçtiğimiz perşembe günü Eritre’ye yaptığı ziyarette, iki ülkenin Massava Limanı’nın lojistik kapasitesini kullanma ve şehrin havaalanından faydalanma başlıklarını incelemeyi planladıklarını söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Eritre Dışişleri Bakanlığı'nın resmi internet sitesinden elde ettiği bilgilere göre yapılan açıklamada, Rusya'ya söz konusu limanı kullanmaya ilişkin imtiyazlar tanındığına dair net bir ifade yer almadı. Gözlemciler, Moskova'nın Doğu Afrika bölgesinde ve Kızıldeniz girişinde daha geniş bir nüfuz için bir başlangıç ​​noktası olarak ‘önümüzdeki dönemde kendisi için (stratejik dayanak noktası) olabilecek Eritre'de daha büyük bir rol bulmaya çalışacağını’ ileri sürdüler.
Lavrov, Eritreli mevkidaşı Osman Salih ile görüşmesinin ardından düzenlediği basın toplantısında şu açıklamada bulundu:
“Ayrıntılı olarak incelenecek, gelecek vaat eden planlar arasında ulaşım alanındaki kapasitesi ile ilgi uyandıran bu şehrin havalimanının yanı sıra Massava Limanı’nın lojistik yeteneklerini kullanma olasılığı var. Eritre tarafı bu konuyla ilgileniyor ve biz de yardıma hazırız.”
Lavrov dün Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki ile bazına kapalı gerçekleşen toplantıda bir araya geldi. Eritre Enformasyon Bakanı Yemane Ghebremeskel resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, görüşmenin Ukrayna'daki savaşın dinamikleri ve enerji, madencilik, bilgi teknolojisi, eğitim ve sağlık sektörlerinde ikili ilişkilerin güçlendirilmesi üzerine yapıldığını ifade etti.

Lavrov’un Eritre’yi ziyaret etti. (Rusya Dışişleri Bakanlığının resmi Twitter hesabı)
Rusya ile Eritre arasındaki diplomatik ilişkiler, Etiyopya'dan bağımsızlığını kazanmasının ardından, 1993 yılında başladı. Ancak Lavrov, Afrika Boynuzu ülkesini ziyaret eden ilk Rusya Dışişleri Bakanı oldu.
Afrika meselelerinde uzman olan araştırmacı İbrahim İdris, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada Lavrov’un Afrika temaslarının, Çin Dışişleri Bakanı'nın Kıta’ya olan uluslararası ilginin boyutunu ortaya koyan ziyaretinin ardından, ABD Hazine Bakanı'nın gezisiyle aynı zamana denk geldiğine dikkat çekti. Bunu, Afrika’nın tanık olduğu diplomatik hareketliliğin devamı olarak nitelendirdi.
Rusya Dışişleri Bakanı'nın ziyaret programında yer alan ülkelerin gelişigüzel bir şekilde seçilmediğine dikkat çeken İdris değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Lavrov’un ziyaretleri Eritre ile birlikte tümü ‘Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) ve genel olarak uluslararası toplumdaki konumunu destekleyen’ ülkeler olan Angola ve Güney Afrika'yı kapsıyor. Eritre, 24 Şubat'ta Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini kınayan BM kararına karşı oy kullanan birkaç Afrika ülkesinden biriydi. Doğu Afrika'da stratejik bir konuma sahip ve iki dünya savaşından beri uluslararası güçlerin ilgisini çekiyor. Eritre ile Rusya arasında enerji, dijital teknoloji, madencilik, tarım, sağlık ve eğitim alanlarında imzalanan iş birliği anlaşmaları, geniş iş birliği perspektifleri olduğunu gösteriyor.”
Eritre'nin limanlarının kullanımı konusunda Rusya'ya ayrıcalık sağladığına dair söylenenlerin doğruluğundan şüphe duyan İdris, Eritre'nin Tigray bölgesindeki savaşın sona ermesinden sonra Etiyopya ile ilişkilerini güçlendirme, mevcut iki deniz limanını geliştirme ve uluslararası seyrüsefer trafiğini destekleyecek, bölgedeki stratejik konumunu pekiştirecek ve ulusal bağımsızlığını koruyacak şekilde üçüncü bir liman kurma arayışında olduğuna işaret etti.
Rusya bu yıl ikinci Rusya-Afrika Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Rusya'da konferanslar düzenlemekten sorumlu Roscongress Vakfı tarafından yapılan açıklamaya göre zirvenin önümüzdeki 26-29 Temmuz tarihlerinde gerçekleşmesi bekleniyor.
Rusya, 2019'da Soçi'de, o sırada Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah Sisi’nin başkanlık ettiği Rusya-Afrika Zirvesi’nin ilkine ev sahipliği yapmıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı'nın iddialarına göre ABD'nin ‘askeri darbelere’ tanık olan bazı ülkeleri geçtiğimiz aralık ayında gerçekleştirilen ABD-Afrika Zirvesi’ne davet etmekten kaçınma kararının aksine Moskova, tüm Afrika ülkelerini zirveye katılmaya çağırdı.

Afrika'da yayılan Rus ve Çin silah satışlarının haritası. (RAND Araştırma Merkezi)
Washington geçtiğimiz ağustos ayında ‘Rus ve Çin varlığına karşı koyma ve terörizme karşı askeri olmayan yöntemler geliştirme’ amacıyla Sahra Altı politikasında kapsamlı bir yeniden formülasyon gerçekleştirildiğini açıklamıştı.
Gözlemcilerin tahminleri, ‘genel olarak Afrika'da ve özel olarak Sahel ve Sahra-Altı ile Batı Afrika'da Rus etkisinin arttığına’ işaret ediyor. Araştırma merkezlerinden alınan istatistikler, ‘son yirmi yılda Rusya'nın Afrika'da önemli bir rol oynadığını’ gösteriyor. Nitekim nükleer enerji ve silah ihracatı alanında anlaşmalar imzalayan Rusya, şu an Afrika Kıtası’nın en büyük silah ihracatçısı haline geldi.
RAND Araştırma Merkezi’nin (ABD'de 1948'de kurulan bağımsız, kâr amacı gütmeyen bir araştırma kuruluşu) yakın tarihli bir raporuna göre Afrika'nın askeri teçhizat ithalatının yaklaşık yarısı (yüzde 49) Rusya'dan geliyor. Bunlar arasında büyük silahlar (savaş tankları, savaş gemileri, savaş uçakları ve savaş helikopterleri) ve küçük silahlar (tabancalar ve yeni Kalaşnikof AK-200 gibi saldırı tüfekleri) bulunuyor.
Çin ve Rusya'nın Afrika'ya yaptığı silah satışlarının izlendiği ve geçtiğimiz aralık ayında yayınlanan raporda, Rusya'dan Afrika'daki en büyük silah alıcıları listelendi. Listedeki ülkeler Cezayir, Angola, Burkina Faso, Botsvana, Mısır, Etiyopya, Gana, Libya, Fas, Mozambik, Namibya, Ruanda, Sudan, Güney Afrika, Uganda ve Zimbabve olarak sıralandı.
Rapor, askeri silahların ve özel askeri ve sözleşmeli güvenlik personellerinin özellikle Rus Wagner şirketinden, Rusya'nın Afrika'daki etkisini vurgulamak için önemli araçların ihraç edildiğine dikkat çekti. RAND araştırmacıları, 2018 ile 2021 yılları arasında Çin ve Rusya'dan silah ve özel askerlik ve güvenlik şirketi hizmetleri hizmetleri alan Afrika ülkelerini analiz etti. Bu, her iki ülkenin de ‘Kıta genelinde büyük ölçekte savunma ve güvenlik nüfuzu ihraç ettiğini’ gösterdi.
Aynı bağlamda Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nün 2020 yılı yıllık raporu da Rusya'nın Afrika'ya yaptığı askeri ihracatının, 2016-2020 döneminde Rusya'nın toplam silah ihracatının yüzde 18'ini oluşturduğunu gösterdi.

Rus silahlarının geçen yıl boyunca Afrika'daki satış dağılımını gösteren harita. (RAND Araştırma Merkezi)
Enstitünün 2022 raporu, Rusya'nın uluslararası silah ihracatının geçen yıl yüzde 26 oranında azalmasına rağmen bu düşüşün Afrika'yı kapsamadığını, daha çok Rusya'nın Hindistan ve Vietnam'a yaptığı silah ihracatındaki düşüşten kaynaklandığını belirtti.

Ticari tarafı
Rus resmi verilerine göre Rusya’nın Afrika ile arasındaki ticaret hacmi 2022'de yüzde 34'ün üzerinde arttı.
Afrika meseleleri araştırmacısı Dr. Rami Zühdi, Şarku'l Avsat’a şu açıklamada bulundu:
“Rusya, özellikle Batı ile çatışmanın genişlemesiyle uluslararası düzeyde daha fazla etki ve varlık alanı sağlamaya çalışıyor ve bu Ukrayna'daki savaşla sınırlı değil. Rusya'nın Eritre'deki Massava Limanı’nın potansiyelinden yararlanma çabaları, ‘stratejik öneme sahip birçok alanda varlığını genişletmeye yönelik açık bir Rus yaklaşımının devamını temsil ediyor. Rusya'nın bu çabası tamamlandığında, Rusların Doğu Afrika bölgesindeki, Kızıldeniz girişindeki ve Babu'l Mendeb Boğazı'ndaki varlıklarını güçlendirmelerine olanak tanıyacak. Küresel ticaret hareketi için çok önemli bir alan ve dünyadaki hayati ekonomik arterlere yakın. Körfez bölgesi ve Süveyş Kanalı gibi bölgede çok sayıda askeri üs bulunmasının yanı sıra başta ABD ve Türkiye üsleri olmak üzere Cibuti'de Batı ülkelerine ait üsler de bulunuyor. Rusya, Çin ve Güney Afrika ile iş birliği içinde askeri tatbikatlar yürüteceğini duyurdu. Ayrıca bu genişlemenin ABD’nin korkularını artırmasına rağmen Batı Afrika bölgesi ile Sahel ve Sahra Altı ülkelerinde de somut bir etkiye sahip oldu. Ancak Moskova'nın stratejisini sürdürmeye kararlı olduğu açık. Afrika'da her geçen gün yeni bir zemin kazanıyor ve geleneksel Batılı güçlerin bölgedeki azalan etkisinden yararlanıyor.”



Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
TT

Maskat görüşmeleri sona erdi… Devamı diğer başkentlerde yapılacak istişarelere bağlı

ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi
ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Wittkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Umman Sultanlığı'nda bugün gerçekleştirilen İran ve ABD arasındaki görüşmeler sona erdi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, iki tarafın bugünkü görüşmelerde dile getirilen mesajlar konusunda her iki ülkenin başkentleriyle istişarede bulunduktan sonra görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını açıkladı.

İran ve Amerikan heyetleri, Umman arabulucusu Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi aracılığıyla mesaj alışverişinde bulundular. El-Busaidi, bugünkü görüşmelerin "çok ciddi" olduğunu ve her iki tarafın pozisyonlarını netleştirmeye ve ilerleme kaydedilebilecek olası alanları belirlemeye yardımcı olduğunu söyledi.

Arakçi, görüşmelerin atmosferinin "iyi" olduğunu ve bir sonraki oturumun tarih ve yerinin birkaç gün içinde belirleneceğini ifade etti.

Washington, Tahran ile yapacağı görüşmelerde İran'ın nükleer programını, balistik füzelerini, bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği ve kendi halkına yönelik muamelesini de ele almak istiyor. Ancak İran, yalnızca nükleer konuları görüşmek istiyor.


Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi
TT

Haritalarla değil, anlaşmalarla şekillenen jeopolitik sınırlar

Sarah Gironi Carnaville/Dergi
Sarah Gironi Carnaville/Dergi

Steve Hewitt

“Asla satılık olmayan yerler vardır.” Bu sözlerle Kanada Başbakanı Mark Carney, Mayıs 2025'te Oval Ofis'te ABD Başkanı Donald Trum’a karşı durdu; bu sahne sembolik bir anlam taşıyordu.

Bu sözler Davos'ta söylenmedi, Grönland ile ilgili olarak Danimarka Başbakanı'na yöneltilmedi. Aksine, Carney'nin Trump'ın Kanada'ya yönelik bölgesel emellerini dizginlemeye çalıştığı bir anda Washington'da söylendi; bu emeller, Başkan’ın ikinci dönem için Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden etkilemeye başladı. Trump'ın bu söze karşılığı ise kısa ve net bir işaret taşıyordu: “Asla deme.”

Toprak satışları ile ilgili sözlü atışmanın ardında, büyük ölçüde fark edilmeyen tarihi bir ironi yatıyordu. Trump ve Carney, modern sınırları büyük ölçüde başkalarından ister satın alma yoluyla isterse zorla, elde edilen topraklarla şekillenen iki ülkeyi yönetiyorlar.

Kanada örneğinde, bu durum tek bir devasa anlaşmayla cisim buldu. 1670 yılında kürk ticareti şirketi olarak kurulan ve 2025 yılında tasfiye edilen Hudson Bay Şirketi, 1870 yılında 3,8 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Rupert's Land olarak bilinen bölgeyi Kanada hükümetine sattı. Bu anlaşma, Kuzey Amerika tarihindeki en büyük toprak satın alımı sayılıyor. Günümüz Kanada'sının üçte birini temsil ediyor ve değerinin bugünkü dolar karşılığı yaklaşık 35 milyon Kanada dolarıdır. Ancak, bu topraklarda yaşayan yerli halkın görüşleri dikkate alınmamıştı ve bu durum, yeni yönetim düzenlemelerine karşı 1870 ve 1885 yıllarında iki ayaklanmaya yol açtı.

Kanada bu büyük anlaşmayı yaptığında, Amerikan toprak genişleme modeli zaten yerleşmişti. Orijinal on üç koloni, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin yalnızca yaklaşık yüzde 12'sini temsil ediyordu. Bunu takiben kademeli bir ilhak, savaş ve satın alma süreci yaşandı. İlhak, Hawaii ve Teksas da dahil olmak üzere birçok bölgeyi kapsıyordu. Savaş yoluyla genişleme, 1846-1848 yılları arasında gerçekleşen Meksika-Amerika Savaşı’yla yaşandı ve bu savaş, Washington'un yaklaşık 1,3 milyon kilometrekarelik bir alanı (bugün Kaliforniya, Nevada ve Utah da dahil olmak üzere birçok eyaleti kapsayan bölgeyi) ele geçirmesiyle sonuçlandı. Ardından, ABD'yi bugün bile kontrolü altında olan Pasifik ve Karayipler'deki topraklarıyla kıtalararası bir emperyal güç konumuna getiren 1898 İspanya-Amerika Savaşı yaşandı.

Fetih ve ilhakın yanı sıra, toprak satın alımları da Amerikan devletinin inşasında sağlam şekilde yerleşmiş bir araç olmayı sürdürdü. Bu tarihi miras, Donald Trump'ın toprak edinme yaklaşımıyla doğrudan bağlantılı ve Grönland hakkındaki açıklamalarını, haritaların antlaşmalar ve savaşlarla değiştirildiği ve toprakların, halkları için bir vatan haline gelmeden önce uluslar arasında müzakere konusu olduğu eski bir siyasi geleneğin bağlamına yerleştiriyor.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor

Trump'ın Grönland ile ilgili girişimleri, 19. yüzyılda ABD'de yaygın olan bir siyasi modele dönüşü yansıtıyor. O zamanlar ülke bugünkünden daha küçüktü, ancak kıtasal ağırlık kazandıran ve emperyal bir güç olarak konumunu sağlamlaştıran hızlı bir genişleme sürecine girmişti.

Ne var ki ABD bağımsız bir oluşum olarak var olmadan önce bile, efsanevi hayal gücünde bir toprak satın alma anlaşmasıyla bağlantılıydı. 1626'da bir Hollandalı yerleşimci, Manhattan Adası'nı neredeyse hiçbir değeri olmayan mallar karşılığında satın almıştı. Popüler anlatı bunu, topraklarının gaspını haklı çıkarmak için saf Yerli Amerikalıların kandırılması olarak tasvir etse de gerçek çok daha karmaşıktı ve toprak mülkiyetinin ne anlama geldiğine dair kökten farklı ve birbirinden uzak anlayışları içeriyordu.

En etkili emsaller 19. yüzyıla kadar uzanıyor ve Trump'ın 21. yüzyılda Grönland hakkındaki açıklamalarında dayandığı tarihsel bir arka plan sunuyor. Gerçek şu ki, Başkan da geçmişi günümüzle ilişkilendirmekten çekinmiyor. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla ilgili olarak, Avrupalı güçleri Batı Yarımküre'ye müdahale etmemeleri konusunda uyaran 1823 tarihli Monroe Doktrini'ne atıfta bulundu; Washington bu bölgeyi kendi etki alanı içinde görüyordu. Trump kendi versiyonuna “Donroe Doktrini” adını verdi. Ayrıca, en sevdiği Amerikan başkanının, ABD'nin İspanya ile savaşı sırasında kıta sınırlarının ötesine genişlediği bir dönem olan 1897-1901 yılları arasında görev yapan Başkan William McKinley olduğunu da açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)ABD Başkanı Donald Trump, Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık toplantısında konuşma yapıyor (AFP)

19. yüzyıl, yeni kurulan Amerika Birleşik Devletleri'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson dönemindeki ilk büyük toprak satın alımına tanık oldu. 1803'te, Napolyon yönetimindeki Fransa, Kuzey Amerika'nın kalbinde, daha önce İspanya kontrolünde olan 2,14 milyon kilometrekarelik geniş bir bölgeyi kendisine sattı. Anlaşmanın değeri 15 milyon dolardı; bu da günümüzde yaklaşık 350 milyon dolara denk geliyor. Bu alan, orijinal on üç koloninin yüzölçümünü iki katından fazla artırdı ve daha sonra kurulan on beş Amerikan eyaletinin temeli oldu.

Ardından, İspanya'nın bölge sakinlerinin İspanyol hükümetine sunduğu mali talepleri Washington'un karşılaması karşılığında 1819 tarihli Adams-Onís Antlaşması ile devrettiği Florida bölgesi ABD topraklarına katıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Madrid'e bu topraklardan vazgeçmesi için sürekli baskı uyguluyordu ve İspanya mali krizi sırasında nihayet bunu kabul etmeden önce Washington bölgenin batı kesimi üzerinde zaten kontrol kurmuştu.

Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)Colón'daki Panama Kanalı'nın havadan görünümü, 1 Şubat 2025 (Reuters)

1854'te ise Meksika'daki ABD elçisi James Gadsden'in adını taşıyan Gadsden Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma kapsamında Meksika, günümüzde güney Arizona ve New Mexico'yu oluşturan yaklaşık 77 bin kilometrekarelik topraklarını sattı. Washington, Güneybatı'yı Pasifik Okyanusu'na bağlayan bir demiryolu inşaatını kolaylaştırmak için bu toprakları satın almaya çalışıyordu.

Bir diğer büyük toprak satın alımı yine 19. yüzyılda gerçekleşti. 1867'de Amerika Birleşik Devletleri Alaska'yı Rusya'dan satın aldı. Bölge 1,5 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsıyordu ve bugünkü değeriyle 132 milyon dolara mal olmuştu. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre anlaşmayı ABD Dışişleri Bakanı William Seward müzakere etmişti ve o dönemde satın alınan toprakları işe yaramaz, donmuş bir bölge olarak gören muhaliflerden gelen eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı. Ancak Alaska daha sonra 49. eyalet ve yüzölçümü bakımından ülkenin en büyük eyaleti oldu.

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusuyla Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı

1916'da Washington, Panama Kanalı'na yakınlığı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın burayı denizaltı üssü olarak kullanabileceği korkusu nedeniyle Danimarka’ya ait Batı Hint Adaları'na el koymaya çalıştı. Washington ve Kopenhag arasında bir anlaşma imzalandı ve ardından Danimarkalılar tarafından ulusal bir referandumla onaylandı. Anlaşmaya göre, adalar 25 milyon dolara (bugünkü değeriyle yaklaşık 633 milyon dolar) ABD egemenliğine devredildi ve Amerikan Virgin Adaları olarak yeniden adlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Grönland'daki ABD Ordusu’na ait Pituffik Uzay Üssü’nde, 28 Mart 2025 (AFP)

O dönemdeki anlaşma, Danimarka'nın Grönland üzerindeki egemenliğini tanıyan bir madde içeriyordu. Ancak bu tanıma, Washington'un İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra adayı satın alma girişimini engellemedi ve bu fikir, Trump'ın ABD'nin nüfuzunu genişletme vizyonunun bir parçası olarak son yıllarda yeniden gündeme geldi.

Bu bağlamda, Trump tarafından sunulan ABD'nin toprak satın alımları yoluyla genişlemesi, ülkenin siyasi tarihinde uzun süredir devam eden bir geleneğin uzantısı gibi görünüyor. Aynı şekilde Washington'un, satmakta tereddüt eden taraflarla başa çıkarken siyasi ve ekonomik baskı taktiklerine başvurmasının, Kopenhag, Nuuk, Ottawa veya Panama City’de (sonuncusu, Trump'ın 1977 anlaşmasıyla Panama'ya devredildikten sonra yeniden Amerikan kontrolüne geri dönmesini istediğini söylediği Panama Kanalı ile bağlantılı) çok sayıda örneği bulunmaktadır. Başkanın, ülkesinin topraklarını genişletme çabalarında- ki bunu ABD’nin bağımsızlığının 250. yıldönümüyle ilişkilendirmiş de olabilir- kesin bir “hayır” cevabıyla karşılaşıp karşılaşmayacağı sorusu hâlâ ortada duruyor.


Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
TT

Woody Allen’ın kızı, üniversiteye Epstein’in torpiliyle girmiş

Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)
Amerikan yazar Philip Roth, Bard College'da bir dönem ders vermişti (Bard College)

Jeffrey Epstein, Woody Allen'ın kızının ABD'deki bir üniversiteye girmesini sağlamış.

ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen hafta yayımladığı dava belgelerinde, Allen'ın eşi Soon-Yi Previn'in Epstein'le yazışmaları ortaya çıktı. 

2017 tarihli yazışmada Previn, evlatlık kızları Bechet Allen'ın New York'taki Bard College'a kabul sürecine katkısı nedeniyle Epstein'e teşekkür ediyor. 

E-postalara göre Epstein, üniversitenin rektörü Leon Botstein'la kişisel bağlantısı sayesinde Allen'ın kızının okula kabul edilmesini sağlamış.

Previn'in mesajında şu ifadeler yer alıyor: 

Bechet'ın biraz zorlanmasının ve önceden okula kabul aldığını bilmemesinin en iyisi olduğunu düşünüyorum. Böylece Bard'a girene dek biraz ter dökmüş ve bunu gerçekten istemiş olur. Bizim adımıza bu işi hallettiğin teşekkür ederim. Bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlatamam.

Botstein'ın sözcüsü David Wade, New York Times'a gönderdiği açıklamada, Mayıs 2021'de mezun olan Bechet'ın okula kendi başarısı sayesinde kabul edildiğini savunarak iddiaları yalanladı. 

Wade, Botstein'ın onlarca yıldır başvuru sürecindeki ailelerle görüştüğünü, kampüs ziyaretleri ve kabul görüşmeleri konusunda çok sayıda talebe yanıt verdiğini belirterek, "Buradaki tek fark, Epstein'in kendi etkisinin önemli olduğuna aileyi inandırmaya çalışması" dedi.

Sözcü, Epstein hakkında "Her gün güneşin doğuşunu bile kendine mal eden seri bir yalancıydı" ifadelerini kullandı. 

Haberde, Bard College'ın başvuruların yaklaşık yüzde 40'ını kabul ettiği de vurgulanıyor.

Timothée Chalamet'ye sert sözler

Previn'in 2018'de Epstein'e gönderdiği e-postada oyuncu Timothée Chalamet hakkında sarf ettiği ifadeler de dikkat çekti. 

Allen'ın eşi, mesajında "O şerefsiz Chalamet'nin filminin iyi eleştiri almamasına sevindim" diyor. 

Yazışmada bahsedilen filmin, Chalamet'nin başrolde oynadığı 2018 yapımı Sıcak Bir Yaz Gecesi (Hot Summer Night) olduğu düşünülüyor.

Diğer yandan Chalamet, Woody Allen'ın çekimlerini 2018'de tamamladığı New York'ta Yağmurlu Bir Gün'ün (A Rainy Day in New York) kadrosunda da yer alıyordu. 

Amazon, #MeToo hareketinin yükselişi ve Allen'a yönelik geçmiş cinsel istismar suçlamalarının yeniden gündeme gelmesi nedeniyle filmi rafa kaldırılmıştı. Yapım daha sonra farklı şirketler tarafından 2020'de ABD'de vizyona sokulmuştu. Chalamet de filmden kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Variety, NME