Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye 2018 seçimleriyle yeni bir yönetim sistemine geçti, yani kronometreyi sıfırladı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye 2018 seçimleriyle yeni bir yönetim sistemine geçti, yani kronometreyi sıfırladı. 2018'de seçilen cumhurbaşkanı, yeni sistemin ilk cumhurbaşkanıdır." dedi.

AA
AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye 2018 seçimleriyle yeni bir yönetim sistemine geçti, yani kronometreyi sıfırladı

AA
AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Dün sivil ve askeri vesayet düzenine, darbe ve terör ihanetlerine nasıl son verdiysek 14 Mayıs'ta masa vesayetini sandığa gömecek, ülkemizi uzaktan yönetme hevesinde olanları hüsrana uğratacağız." dedi.
Erdoğan, Denizli Çevre Yolu 2. Kısım ve Honaz Tüneli, TOKİ 1449 Konut 50 Dükkan, Denizli İçme Suyu Arıtma Tesisi ile Yapımı Tamamlanan Diğer Projelerin Toplu Açılış Töreni'ne katıldı.
Buradaki konuşmasına vatandaşları selamlayarak başlayan Erdoğan, yaklaşık 3,5 yıllık bir aranın, hasretin ardından bir kez daha Denizli'de olduğunu söyledi.
"Denizli'yi özlemişiz ama yol boyu baktım ki Denizli de bizi özlemiş. Şehre ayak bastığımız andan itibaren gösterdiğiniz muhabbet, sizlerin de bizi özlediğini gösteriyor." diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
"Denizli'ye son gelişimde sizlerle sohbet ederken, Pensilvanya ve Kandil destekli dörtlü çeteden bahsetmiştik. Baktılar 4 yetmiyor, sayıyı 6'ya çıkartıp, bir masa kurdular. Masayı kurdular ama masadan bir türlü aday çıkartamadılar. Baktılar kendileri masadan aday çıkartamıyor, bu defa bizim adaylığımıza çamur atmaya başladılar. Halbuki biz, aylardır 'Siyaset er meydanıdır, biz adayız, karşımıza kimi çıkartacaksanız çıkartın, söyleyin de milletin huzurunda, er meydanında yarışalım.' dedik. Bir yılda, bir aday çıkartmayı beceremeyenler, kendi sünepeliklerinin üzerini örtmek için şimdi istikameti başka tarafa çevirdiler. Bunca zamandır bizim adaylığımıza karşı çıkmak akıllarına gelmemiş, hep seçim sandığını işaret etmişlerdi. 4,5 yıldır Cumhurbaşkanı'yız, öncesi var, aklınız neredeydi? Niye şimdiye kadar bunları söylemediniz? Milletimizin takdiriyle 2017 yılında kabul edilen Anayasa değişikliği en küçük bir tereddüde, en küçük bir tartışmaya mahal vermeyecek kadar açıktır. Türkiye, 2018 seçimleri ile birlikte yeni bir yönetim sistemine geçti. Yani bu bakımdan kronometreyi sıfırladı. Aklen de hukuken de fiilen de 2018'de seçilen Cumhurbaşkanı yeni sistemin ilk cumhurbaşkanıdır."
Siyasi gelenekte kabul gören bir kavram olduğu için yeni sistemdeki devlet başkanının sıfatını "Cumhurbaşkanı" olarak muhafaza ettiklerini belirten Erdoğan, "Zaten bugüne kadar da 3-5 medya şovmeni hariç, yeni yönetim sisteminin ilk cumhurbaşkanı olduğumuza dair hiçbir itiraz yapamadılar." diye konuştu.

"Korkmalarına hiç gerek yok"
"Altılı masadakiler 1 yıl sonra nasıl olduysa bir anda aydınlanma yaşamışlar. Şimdiden seçim günü ile ilgili kaos senaryolarına sarılmaları, kaybetme korkusunun bir kez daha yüreklerini sardığını gösteriyor." diyen Erdoğan, şunları ifade etti:
"Halbuki korkmalarına hiç gerek yok. Biz, milli iradenin üstünlüğü dışında bir yol ve yöntem kabul etmediğimiz için bugüne kadar tüm rakiplerimizi sandıkta yendik. Hazır mısınız? 14 Mayıs'ta da zaferi sandıktan çıkarmaya hazır mıyız? Tabii tarihleri vesayetle, darbeyle, krizle, ayak oyunlarıyla dolu olanlar, milli iradenin gücüne akıl erdirmekte zorlanıyor. Bir de utanmadan çıkıp, partilerinin binasına ne yaptılar? 'Yeter söz milletindir' afişi astılar. Rahmetli Menderes, bu sözü onların ağa babalarına karşı söyleyerek, milletin gönlüne girmiştir. Menderes, dün tek parti faşizmine 'yeter' demişti. Biz de bugün, küresel vesayet odaklarının desteğiyle aynı faşizmi tekrar hortlatma peşinde koşanlara 'yeter' diyoruz. Menderes, dün milli iradeyi hiçe sayarak masa başında ülkenin siyasi ve ekonomik kaynaklarının sömürülmesine, baskı ve zulüm düzenine ne demişti? 'Yeter' demişti. Biz de bugün milli iradenin tercihleri yerine altılı masada çevrilen dış destekli film, fırıldaklarla siyaset mühendisliğine soyunanlara 'yeter' diyoruz."
Milletin iradesinden umudu kesenlerin masanın iradesinden medet umduğuna işaret eden Erdoğan, "Zavallılar, ne olacak sizin haliniz? Yazık, hem de çok yazık." dedi.

"Bakalım milli iradenin gücünün karşısında bunlar ne ifade edecek"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Dün sivil ve askeri vesayet düzenine, darbe ve terör ihanetlerine nasıl son verdiysek 14 Mayıs'ta masa vesayetini sandığa gömecek, ülkemizi uzaktan yönetme hevesinde olanları hüsrana uğratacağız. Altılı masanın etrafında yer alanların hepsini toplayın, üstüne PKK'sından FETÖ'süne tüm terör örgütlerinin gizli, açık uzantılarını koyun, yetmezse buna küresel medyasından eski istihbaratçı ve siyasetçi bozuntularına kadar emperyalistlerin sözcülerini de ekleyin, daha da eksik kalırsa paşa gönlünüz kimi istiyorsa onu da ekleyin, bakalım hepsi birden milli iradenin gücünün karşısında bunlar ne ifade edecek. Bunların tamamı bir araya gelse, geçtiğimiz 20 yılda ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetlerin Türkiye Yüzyılı vizyonunun yanında ne ifade eder? Hiç."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tören alanına gelirken, yol boyu Denizlilerin kendini karşıladığını belirterek yol boyu olanlar hariç meydana gelenlerin resmi rakamının 80 bin olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle;
"Altılı masadan bir türlü aday çıkaramadılar. Baktılar kendileri masadan aday çıkartamıyor, bu defa bizim adaylığımıza çamur atmaya başladılar.
(Altılı masa) Bunca zamandır adaylığımıza karşı çıkmak akıllarına gelmemiş, seçim sandığını işaret etmişlerdi. 4,5 yıldır Cumhurbaşkanıyız aklınız neredeydi.
Türkiye 2018 seçimleriyle yeni bir yönetim sistemine geçti, yani kronometreyi sıfırladı. 2018'de seçilen cumhurbaşkanı, yeni sistemin ilk cumhurbaşkanıdır.
(Altılı masa) Şimdiden seçim günüyle ilgili kaos senaryolarına sarılmaları, kaybetme korkusunun bir kez daha yüreklerini sardığını gösteriyor.
Altılı masanın etrafında yer alanların hepsini toplayın, üstüne terör örgütlerinin uzantılarını koyun. Bakalım milli iradenin gücü karşısında ne ifade edecek.
(Altılı masa) Bırakın bu eski Türkiye oyunlarını da meydana çıkın, zaman kaybediyorsunuz. Bırakın tek parti faşizmi özentisi dalavereleri de sandığa gelin.
14 Mayıs'ta masa vesayetini sandığa gömecek, ülkemizi uzaktan yönetme hevesinde olanları hüsrana uğratacağız."



Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
TT

Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Türkiye, ABD ve İsrail’in İran'a karşı sürdürdüğü savaşın etkisiyle son derece tedirgin bir siyasi ve güvenlik ortamı yaşıyor. Karar alma merkezine yakın çevreler ve ‘derin devlete’ yakın siyasi güçler, bölgede Türkiye'nin bölgesel düzeydeki rolünü ve konumunu etkileyecek, hatta belki de iç kimliğini sarsacak jeopolitik dönüşümlerin yaşanacağını hissediyor. İran'da Kürt sorununun gündeme gelmesi, mezhepçi kutuplaşmanın artması ve tarihi bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye ile benzerlikler taşıyan İran devletinin parçalanma olasılığı, Türkiye'de siyasi ve güvenlik açısından ‘endişe’ yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar koalisyonundaki ortağı ve ülkedeki derin devlet kurumları üzerindeki hakimiyetleriyle tanınan liderlerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, partisinin düzenlediği Ramazan iftarında yaptığı uzun konuşmada İran'da yaşananlarla ilgili Türkiye'nin endişelerini şu sözlerle özetledi:

“Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki, devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir. Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle okunmalıdır.

Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğu an oraya akıl, vicdan, izan ve merhamet yerleşmez; önce silah yerleşir, sonra istihbarat yerleşir, ardından vekâlet savaşı yerleşir. Sonrasında o coğrafyanın halkları başkalarının hesaplarının altında ezilir.

Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken; bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye’nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız.”

Irak savaşlarının anıları

Türkiye’deki siyaset, medya ve halk çevreleri, 1980’li yılların başlarından itibaren arka arkaya yaşanan ‘Irak savaşları’ sırasında yaşadıklarına benzer bir genel durumla karşı karşıya. Şu anda yaşanan olağanüstü bölgesel dönüşümlerin Türkiye’deki iç dengeleri etkileyeceği ve ülkeye mülteci dalgalarının başlayacağı yönünde bir algı söz konusu. Savaş daha da uzarsa, Türk siyasi güçleri arasında olup bitenlerle ilgili anlaşmazlıklar ve iç kutuplaşmalar yaşanacak ve bu da Türk hükümetini iç ve bölgesel olarak zor kararlar almaya itecek.

Milli Savunma Bakanlığı, bu savaşta sahada yaşanabilecek her türlü gelişmeye karşı önlem almak ve hazırlıklı olmak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘tampon bölge’ oluşturmaya çalışıyor.

Türk basını, Milli Savunma Bakanlığı'nın bu savaşta sahadaki olası gelişmelere karşı önlem almak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘sınır tampon bölgesi’ oluşturmaya çalıştığına dair haberler yayınladı.

İran’da endişe verici üç konu

Savaş devam ederken Türkiye, İran’daki ve Türkiye üzerinde, özellikle de ülkedeki mevcut siyasi dengeler üzerinde somut etkisi olan üç iç meseleye ilişkin endişe duyuyor. Sayıları 7 ila 10 milyon arasında değişen milyonlarca İranlı Kürt, ortak sınır boyunca yaşıyor ve sınırdaki üç ilin nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyor. İranlı Kürtlerin mevcut durumu, Türkiye’ye geçtiğimiz yıllarda Suriye'deki Kürtlerin durumunu hatırlatıyor. Suriye'deki Kürtler, on yıl boyunca Türkiye için jeopolitik bir sorun oluşturmuş, Türkiye'yi Suriye'de birden fazla savaşa girmeye zorlamış ve Türkiye'nin iç siyasi çatışmalara ve krizlere tanık olmasına neden olmuştu. İran Kürtleri siyasi açıdan son derece örgütlü ve PKK’ya yakınlığıyla bilinen Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) aralarında geniş bir nüfuza sahip. Bölgelerindeki saf Kürt coğrafyası ve demografisi, Suriye Kürtlerine uygulanan politikaların uygulamasına izin vermiyor. Buna, kolektif hafıza ve yaşadıkları tarihsel deneyimler de eklenmeli. İranlı Kürtler, 1946'da bir Kürt devletinin kurulduğunu ilan eden tek Kürt grubu olurken, 1980'lerin başında iktidara karşı uzun soluklu silahlı mücadeleye giriştiler. Savaşın sonuçları nedeniyle siyasi ve coğrafi alan kazanmaları, öncelikle bölgedeki tüm ülkelerde Kürt sorununun gelişimine yansıyacak, ancak aynı zamanda Türkiye’deki Kürtleri de siyasi taleplerinin sıklığını ve niteliğini artırmaya itecek.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası güç merkezlerinin sahnesine dönüşmesinden endişe duyuyor.

İkinci konu, Türkiye sınırına yakın Batı ve Doğu Azerbaycan eyaletlerinde yaşayan ve hatta başkent Tahran'da da nüfusa sahip olan yaklaşık 15 milyon Azeri ile ilgili. 1990'ların başlarından itibaren, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ekonomik ve siyasi olarak öne çıkması ve onlar tarafından yakından takip edilen Türk basını bu nüfus üzerinde etkili. İran nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan İranlı Azeriler, bağımsızlık, konfederasyon ve federalizm gibi siyasi önerilerde bulunuyor ve bunların tümü Türkiye için birer zorluk teşkil ediyor.

Görsel kaldırıldı.
Irak'ın Erbil kenti dışındaki bir kampta eğitim gören Kürdistan Özgürlük Partisi’ne (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)

Türkiye’nin İranlı Azerilerin taleplerine ilişkin tüm seçenekleri son derece zorlu. Çünkü bu talepleri kabul etmek, fiilen ya İran’ın parçalanması ya da federal bir siyasi düzeni kabul etmek anlamına geliyor. Dolayısıyla İranlı Kürtler için federal bir yapıyı kabul etmek ve Türkiye’ye komşu birçok bölgede Kürtler için federal modelin tekrarlanması demek oluyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerilerin beklentilerini engellemek, içerdeki Türk milliyetçiliği eğilimleriyle, özellikle de muhalefet partileriyle çatışmak anlamına gelecektir.

Kürtlerin ve Azerilerin beklentileri, talepler açısından birbiriyle örtüşse de gerçekte nesnel olarak çatışıyor. Batı Azerbaycan eyaletinde İranlı Kürtler ile Azeriler arasındaki siyasi, ekonomik ve sembolik çatışma yıllardır en şiddetli halini almış durumda. Bu da şimdiye kadar bu çatışmayı tek başına kontrol altında tutan ülkenin siyasi rejimi çökerse, geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilir. Bu durum, Irak'ın Kerkük ilindeki Kürtler ile Türkmenler arasında yaşananlara ve bunun Türkiye'nin tutumuna etkisine benziyor.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası nüfuz merkezlerinin vekalet savaşları alanına dönüşmesinden endişe duyuyor. İran rejimi, geçtiğimiz yıllar boyunca devletin kurumlarını ve işleyiş mekanizmalarını parçaladı ve altyapıların hizmet, sağlık ve eğitim sektörlerinde köklü çöküş yaşadığı bir dönemde, devletin değil iktidarın etrafında yoğunlaşan sağlam bir yönetim çekirdeği oluşturdu. Büyük şehirler ise içme suyu sağlayamama da dahil olmak üzere giderek kötüleşen hizmet koşullarıyla boğuşuyor.

Türkiye, İran’ın içindeki patlamanın yeniden yapılanma sürecinin yıllar alacağını ve özellikle de istikrarı Türkiye’nin ulusal güvenliğinin bir parçası olan tarihi bir imparatorluğun yokluğu nedeniyle bunun kendisi üzerinde de yansımaları olacağını biliyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Türkiye PKK'nın sınıflandırılması ve entegrasyon sürecini tartışmaya hazırlanıyor

Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
TT

Türkiye PKK'nın sınıflandırılması ve entegrasyon sürecini tartışmaya hazırlanıyor

Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)

Türkiye, Barış Süreci kapsamında PKK üyelerinin silahsızlandırılması ve entegrasyonu ile ilgili hazırlanacak yasal düzenlemeler üzerine tartışmalar yoğunlaşıyor. Kaynaklara göre, PKK üyelerinin dört kategoriye ayrılması ve bu çerçevede entegrasyon sağlanması planlanıyor.

Parlamento, kısa süre içinde, PKK’nın silahsızlandırılmasına yönelik yasal çerçeveyi öneren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komitesi raporunu Adalet Komisyonu’nda görüşmeye başlayacak. Komite onayladığı yasal düzenlemeleri daha sonra genel kurulda tartışacak.

Dört kategorili sınıflandırma

Hükümete yakın “Türkiye” gazetesinin aktardığına göre, PKK üyeleri dört kategoriye ayrılacak: “Suç işleyenler, işlemeyenler, arananlar ve tutuklular.” Kaynaklar, hâlihazırda yaklaşık 4 bin PKK üyesinin cezaevinde bulunduğunu, bunların 500’ünün ağır hapis cezaları çektiğini, aralarında örgüt liderı Abdullah Öcalan’ın da yer aldığını belirtti. Öcalan, müebbet hapis cezası ile yaklaşık 27 yıldır cezasını çekiyor ve “Barış Süreci”ni yönetmesi gerekçesiyle serbest bırakılması talepleri artıyor.

ythyt
PKK üyelerinden bir grup, Öcalan'ın çağrısı üzerine 26 Ekim'de Türkiye'den çekildi (Reuters)

Yasal düzenlemelerin kabulü, devletin ilgili kurumlarının (istihbarat, İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları) PKK’nın silahsızlandırma sürecini tamamen tamamladığını onaylamasına bağlı olacak. Buna göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, istihbarat raporunun sürecin tamamlandığını doğrulaması durumunda Nisan ayında bir “Çerçeve Kanun” çıkarabilecek. Ancak, İran’daki savaşın süreci bir süre yavaşlatabileceği de belirtiliyor.

Öcalan’dan yeni parti hamlesi

Öcalan’ın, eski HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a bir mesaj gönderdiği, Demirtaş’tan siyasete dönmeye hazırlanmasını istediği iddia ediliyor. Mesajda, yeni kurulacak partinin tek liderli olacağı ve Demirtaş’ın bu görev için uygun görüldüğü belirtiliyor.

Öcalan, geleneksel Kürt partilerinin yerine geçecek yeni bir parti kurmayı, “Barış Süreci” ve demokratik entegrasyonu desteklemeyi, sadece Kürtleri değil Türkleri de kapsayacak bir parti kurmayı planlıyor.

fgt
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komitesi, "barış süreci" için gerekli hukuki şartlara ilişkin raporunu 18 Şubat'ta Meclis'e sundu (Türkiye Parlamentosu - X)

Demirtaş, 2017’de HDP eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ve diğer Kürt siyasetçilerle birlikte “terör örgütüne destek” suçlamasıyla tutuklanmış, partisinin kapatılması talebi yıllardır Anayasa Mahkemesi’nde bekletiliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması yönünde kararlar almıştı. Demirtaş, 2014 ve 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a rakip olmuş, 2015’te ise partisinin barajı aşarak Meclis’e girmesini sağlamıştı.

Demirtaş yeniden gündemde

Hükümet ortağı ve “Cumhur İttifakı” üyesi MHP lideri Devlet Bahçeli, AİHM kararlarının uygulanarak Demirtaş’ın serbest bırakılması çağrısını sıkça yineledi. 22 Ekim 2024’te başlatılan “Terörden Arındırılmış Türkiye” girişimi kapsamında Öcalan, 27 Şubat 2025’te PKK’ya silah bırakma çağrısı yapan “Barış ve Demokratik Toplum için Çağrı” metnini yayımlamıştı.

rgtr
İstanbul'daki Kürtler, gösterilerinden birinde Demirtaş'ın serbest bırakılmasını talep etmek için Demirtaş'ın fotoğrafını kaldırdılar (Demokrasi ve Eşitlik Partisi - X)

HDP eşbaşkanı Tunçer Bakırhan, Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarında yaptığı konuşmada Öcalan’ın serbest bırakılmasını, tutuklu Demirtaş ve Yüksekdağ ile diğer Kürt siyasetçilerin serbest bırakılmasını ve Kürt sorununa yasal çözüm bulunmasını talep etti. Bakırhan, hükümeti “Barış Yasası” çıkarmaya, muhalefeti süreci desteklemeye ve kamuoyunu “uzlaşma ve hoşgörü” sürecini benimsemeye çağırdı.

vffv
Halkların Demokrasi ve Eşitlik Partisi Eş Başkanı Tuncer Pakiran, Türkiye'nin güneydoğusundaki Diyarbakır'da düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında konuşurken, arkasında Öcalan'ın bir fotoğrafı görülüyor (partinin X'teki hesabı).

 


Katar: Teknik arıza nedeniyle meydana gelen helikopter kazasında 7 kişi hayatını kaybetti

Katar’ın başkenti Doha (AFP)
Katar’ın başkenti Doha (AFP)
TT

Katar: Teknik arıza nedeniyle meydana gelen helikopter kazasında 7 kişi hayatını kaybetti

Katar’ın başkenti Doha (AFP)
Katar’ın başkenti Doha (AFP)

Katar Savunma Bakanlığı bu sabah erken saatlerde, Katar Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir helikopterin rutin görev sırasında teknik arıza nedeniyle ülkenin kara suları içinde düştüğünü açıkladı.

Bakanlık, kazada 6 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, “Bu sabah Katar kara sularında düşen personel taşıma helikopterinin mürettebatı ve yolcuları için devam eden arama ve kurtarma çalışmaları kapsamında, Katar Silahlı Kuvvetleri mensupları Kaptan Pilot Mubarek Salim Davay el-Mery, Çavuş Fahd Hadi Ganem el-Hıyarin, Onbaşı Muhammed Mahir Muhammed, Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’ndan Binbaşı Sinan Taştekin ile ASELSAN teknisyenleri Süleyman Cemre Kahraman ve İsmail Enes Can’ın şehit olduğu teyit edilmiştir. Katar Silahlı Kuvvetleri mensubu Kaptan Pilot Said Nasır Sumeyh’i arama çalışmaları devam etmektedir” denildi.

Daha sonra Katar İçişleri Bakanlığı, kazada kayıp olan yedinci kişinin de hayatını kaybettiğini bildirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı ise kazada bir Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeli ile iki ASELSAN personelinin yaşamını yitirdiğini doğruladı.

Yetkililer, kazanın Ortadoğu’da süren savaşla herhangi bir bağlantısı olmadığını belirtiyor.

Katar, savaşın başlamasının ardından özellikle enerji altyapısını hedef alan saldırılara maruz kaldı.

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırısının ardından, bu hafta İran tarafından Ras Laffan LNG tesisine yönelik bir saldırı gerçekleşti.

Bir benzer olay, Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) 9 Mart’ta meydana geldi; Bakanlık açıklamasına göre, teknik arıza sonucu bir helikopter düştü ve iki asker hayatını kaybetti.