Suriye’nin doğusunda tansiyon yüksek: Devrim Muhafızları Elbukemal'deki mevzilerini boşaltıyor

Uluslararası Koalisyona ait savaş uçakları, Deyrizor’daki Koniko Petrol Üssü'ne saldırı hazırlığında olabilecekleri endişesiyle İranlı milislerin yakından takip ediyor

ABD askerleri ve SMO’ya bağlı grupların savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki et-Tanf Askeri Üssü yakınlarındayken çekilen bir kare, 3 Ocak (SMO)
ABD askerleri ve SMO’ya bağlı grupların savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki et-Tanf Askeri Üssü yakınlarındayken çekilen bir kare, 3 Ocak (SMO)
TT

Suriye’nin doğusunda tansiyon yüksek: Devrim Muhafızları Elbukemal'deki mevzilerini boşaltıyor

ABD askerleri ve SMO’ya bağlı grupların savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki et-Tanf Askeri Üssü yakınlarındayken çekilen bir kare, 3 Ocak (SMO)
ABD askerleri ve SMO’ya bağlı grupların savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki et-Tanf Askeri Üssü yakınlarındayken çekilen bir kare, 3 Ocak (SMO)

Suriye-Irak sınırında yer alan Deyrizor ilinin kırsal bölgesinde kalan Elbukemal'de İran’ın konvoylarına düzenlenen ve İsrail’e ait savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiği tahmin edilen hava saldırıları sonrasında dün Suriye'nin doğusuna ‘gergin bir atmosfer’ hakim oldu. DEAŞ terör örgütüne karşı kurulan ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon güçleri, İran bağlantılı milislerin İsrail’in hava saldırılarına misilleme olarak saldırılar düzenleyebilecekleri endişesiyle Deyrizor'daki el-Ömer petrol sahasındaki askeri üs üzerinde sortiler düzenledi. Aktivistler, İran istihbaratının gözetimi altında Suriye'nin doğusunda faaliyet gösteren silahlı grupların, yeni saldırılar olabileceği beklentisiyle bazı karargahlarını boşalttığını bildirdiler.
İran destekli milislerden haberlerin aktarıldığı Sabreen News’in Telegram hesabı üzerinden, Elbukemal'de ve Suriye-Irak sınırında işlerin normale döndüğünü gösteren videolar paylaşıldı. Bir videonun altında yer alan açıklamada, “İsrail tarafından düzenlenen saldırılar tıbbi malzemeleri hedef aldı, ancak bölge ülkeleri arasındaki ticari iş birliğini durduramadı. Bu sınır, İran, Irak ve Suriye arasındaki ticari faaliyetlerin devamı için büyük öneme sahip. Fakat Siyonistler bu sınırı güvensiz hale getirmekte ısrar etseler de başaramadılar” denildi.
Öte yandan İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Elbukemal’den Suriye topraklarına giren silah yüklü tankerlerin hedef alınmasından sonra başkent Şam'daki İran destekli milislerin ve Lübnan Hizbullahı üyelerinin safları arasında büyük bir bölünme, alarm durumu ve kafa karışıklığının hakim olduğundan söz etti. SOHR, bir yandan İran destekli milislerin liderlerinin, aralarında İsrail ya da Uluslararası Koalisyon adına çalışan casusların olabileceği çekincesiyle konvoyun sınırdan geçişinden sorumlu olanlarda değişiklik yapmayı planladıkları bilgileri gelirken diğer yandan milis grupların liderlerinden ve soruşturma üyelerinden oluşan bir heyetin, Deyrizor'a doğru yola çıktığını bildirdi.

DMO Elbukemal'deki mevzilerini boşaltıyor
Hava saldırılarının tekrarlanabileceği korkusuyla milisler arasında tam bir alarm durumunun hakim olduğuna işaret eden SOHR, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı milislerin, Deyrizor'un doğu kırsalında yer alan Elbukemal’deki askeri karargahlarının çoğunu boşaltmaya başladığını belirtti. SOHR, alarm durumunun, kimliği belirlenemeyen bir silahlı insansız hava aracının (SİHA) bölge üzerinde uçuşuyla aynı zamana denk geldiğini de kaydetti.
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde ABD güçlerinin konuşlandığı Koniko gaz sahasından havalanan Uluslararası Koalisyon helikopterleri, İran destekli milislerin Koniko’daki askeri üsse olası bir saldırısı beklentisiyle ve İran güçlerinin bölgedeki hareketlerini izlemek amacıyla Deyrizor'un doğu kırsalındaki Hatla, Hişam, Marat ve el-Hüseyniye köy ve beldeleri gibi rejim güçleri ve rejime bağlı İran destekli milisler tarafından kontrol edilen noktalardan geçerek bölge üzerinde yoğun sortiler düzenledi.
SOHR Direktörü Rami Abdurrahman, SOHR’un resmi internet sitesi üzerinden yaptığı açıklamada, Irak-Suriye sınırını geçen ve hava saldırısıyla hedef alınan konvoydaki 25 tırın mühimmat taşıdığını söyledi. SOHR Direktörü, İran'dan yola çıkan konvoyun Irak toprakları üzerinden Suriye’ye geçtiğini ve hedef alınmasının ardından bölgede şiddetli patlama seslerinin duyulduğunu sözlerine ekledi. Abdurrahman, İsrail'e ya da Uluslararası Koalisyona konvoydaki araçlarda ne taşındığını kimin söylediğiyle ilgili olarak ise bu konuda İran’da büyük bir zafiyet olduğunun altını çizdi.
Abdurrahman, Elbukemal'de pazarı pazartesiye bağlayan gece konvoyları hedef alan saldırıda 7 kamyon şoförü ve beraberlerindeki Suriyeli olmayan refakatçilerin, pazartesi sabahı düzenlenen ikinci hava saldırısında İran destekli milis gruplardan bir askeri lider ve beraberindeki iki unsurun öldürüldüğünü ve pazartesi öğleden sonra ise aynı bölgede düzenlenen üçüncü hava saldırısında bir tankerin hedef alındığını aktardı.
İran’ın Iraklı, Afgan, Pakistanlı, Suriyeli ve Suriyeli olmayan milisleri aracılığıyla Suriye topraklarının dört bir yanında faaliyet gösterdiğini söyleyen SOHR Direktörü, “İran, personelini ideolojik ve askeri eğitimlerle seçiyor, doğrudan para için gönüllü olan Suriyelilere güvenmiyor” ifadelerini kullandı. İran’ın Suriye ordusunda kök saldığını belirttikten sonra, Suriye düzenli ordusu içinde Hizbullah’ın ve İranlı subayların bazı askeri bölgeleri kontrol etmelerinden rahatsız olanların olduğunu aktaran Abdurrahman, İran'ın Suriye rejimi içindeki kanadının, Suriye'nin Arap ülkeleri arasında dönüşüne karşı olduğunu da sözlerine ekledi.

İsrail medyası saldırıların detaylarına yer verdi
İsrailli yetkililerin, Suriye'nin doğusunda pazar gecesi ve pazartesi sabahı İran’a ait tırların SİHA’lar tarafından hedef alınmasından Tel Aviv'in sorumlu olduğu yönündeki haberleri ne doğrulaması ne de reddetmesine rağmen İsrail basını, bu iki olayı İsrail'in gerçekleştirdiğini ileri sürerek haberlerinde detaylara yer verdi.
İsrail merkezli Kanal 12 televizyonu, Irak'tan Suriye'ye giden İran destekli milislere ait silah ve mühimmat taşıyan araçların olduğu iki konvoyun hava saldırısıyla hedef alındığını bildirdi.  SOHR'ın bildirdiklerini aktaran İsrail basını, soğutuculu 6 tırın Irak'tan geçtikten sonra sınırda yer alan Elbukemal ilçesinin kırsal kesiminde kimliği belirsiz SİHA’lar tarafından hedef alındığını kaydetti. Hava saldırıları sonucunda konvoydaki araçların zarar gördüğünü ve araçlardakilerden bazılarının ölümüne, bazılarının da yaralanmasına yol açtığını bildirdi. İsrail basını ayrıca SOHR Direktörü Rami Abdurrahman'ın Fransız Haber Ajansı’na (AFP) tırların İran menşeli silahlar taşıdığına dair açıklamasına da yer verdi.
İsrail resmi radyosu, İsrail’in geçtiğimiz Cumartesi akşamından Pazartesi öğlene kadar 48 saatten kısa bir süre içinde İran’ın İsfahan kenti yakınlarındaki bir silah fabrikasından başlayıp İran’dan Suriye'ye ve Lübnan'da Hizbullah'a silah taşıdığını iddia ettiği iki konvoyun hedef alınmasıyla devam eden İran’a yönelik üç ayrı saldırı düzenlediğini belirtti.
Haaretz gazetesi dünkü sayısında, bu saldırıların ve İsrail'in bunlara yönelik politikasındaki değişikliğin, İran’ın nükleer programda görevli isimlere suikast düzenlemeye devam etme ve İran’ın silahlarının Suriye'ye, Hizbullah’a ve İran yanlısı örgütlere taşınmasını engelleme kararı alan Naftali Bennett ve Yair Lapid hükümetleri döneminde başladığını bildirdi. Gazete, son iki gün içinde gerçekleşen saldırıları, İsrail’den İran'la askeri sürtüşmeyi kışkırtmaktan korkmadığına dair bir mesaj olarak değerlendirdi. İsrail'in ilk iki saldırısının ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William Burns İsrail'deyken, üçüncü saldırının ise ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın İsrail ziyaretinin hemen öncesinde gerçekleştiğine dikkati çeken gazete, bu üç saldırının ABD ile koordineli olarak gerçekleştirildiğini öne sürdü.
Maariv gazetesi ise bu hafta Irak'tan Suriye topraklarına bu tür en az iki konvoyun giriş yaptığını ve yüklerini el-Meyadin ilçesine boşalttığını bildirdi. Gazete, söz konusu konvoylarda İran yanlısı gruplara tedarik edilen gelişmiş silahların olduğunu iddia etti.
İsrail basını, İsrailli yetkililerin sürdürdüğü belirsizlik politikası çerçevesinde bu haber hakkında yorum yapmadığını belirtse de İsrail Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi'nin geçtiğimiz Aralık ayında yaptığı ve Suriye'de 11 Kasım'da Suriye-Irak sınırındaki bir bölgede İran’a ait bir konvoyun hedef alındığını söylediği açıklamasını hatırlattı. Genelkurmay Başkanı Kochavi'nin bu açıklaması, İsrailli yetkililerin Suriye’deki saldırılarla ilgili açıklama yapmaktan kaçınması nedeniyle oldukça ender rastlanan bir gelişmeydi.
Genelkurmay Başkanı Kochavi, eski bakan ve eski Genelkurmay Başkanı Amnon Lipkin-Shahak ölüm yıl dönümü için Herzliya'daki Reichmann Üniversitesi'nde düzenlenen yıllık sempozyumda, söz konusu konvoyda 25 tırın bulunduğunu, ancak İsrail savaş uçaklarının, bu konvoydaki sekizinci tırı vurduğunu söylemişti. Sekizinci tırın öncesinde geçen 7 tır ve arkasından gelen 17 tırın yoluna devam ettiğine dikkati çeken Kochavi, İsrail istihbaratının bu konuda doğru bilgilere ulaştığından övünerek bahsetmişti.



Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
TT

Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)

Yemen’de güneyli siyasi çevreler, gerek liderlik düzeyinde gerekse yapı ve kurumlar bazında, Suudi Arabistan’ın Başkent Riyad’da kapsamlı bir Güney Konferansı düzenlenmesi çağrısına olumlu yanıt verdi. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Muhammed el-Alimi’nin talebiyle gündeme gelen konferansın, Güney ve Doğu Yemen vilayetlerinin iradesini yok saymadan, tek taraflılığa kapı aralamadan Güney meselesine yönelik yol haritasını belirlemesi hedefleniyor.

Söz konusu uzlaşının; Hadramut, el-Mahra, Abyan, Lahic, Şebve ve Sokotra’daki yerel yönetimleri, önde gelen güneyli siyasi isimleri, danışma organlarını ve etkin bileşenleri kapsadığı; Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) de sürece dahil olduğu belirtildi. Girişimin Körfez, Arap ve uluslararası düzeyde destek gördüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan’ın çağrısı ve buna eşlik eden resmî, halk ve uluslararası düzeydeki memnuniyetin; güney diyaloğunu kapsayıcılık temelinde yeniden düzenlemeye, dışlayıcı yaklaşımları aşmaya ve Güney meselesini adil bir çerçevede ele alacak ulusal-bölgesel bir zemine oturtmaya yönelik kritik bir adım olarak değerlendirildiği ifade edildi.

zx
Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramut ve el-Mehra’da tek taraflı askeri adımlar atarak sahadaki gerilimi tırmandırdı. (AP)

Bu çerçevede Başkanlık Konseyi Üyesi Dr. Abdullah el-Alimi, Suudi tutuma duyduğu derin takdiri dile getirerek, başta Güney Geçiş Konseyi olmak üzere tüm güneyli bileşenleri, Güney’in çıkarlarını her türlü mülahazanın üzerinde tutan kapsayıcı bir diyaloğa yapıcı biçimde katılmaya çağırdı. El-Alimi, ciddi bir diyaloğun görüşleri yakınlaştırmanın, ortaklık esaslı çözümler üretmenin, halk iradesine saygı göstermenin ve güney saflarındaki birliği güçlendirmenin tek yolu olduğunu vurguladı.

Yemen Şura Meclisi Başkanı Ahmed bin Değir ise Riyad Konferansı’nın önemine dair en net değerlendirmelerden birini yaptı. Bin Değir, güney diyaloğunun Güney meselesini yeniden sahiplerine iade edeceğini, güney vilayetleri arasında derinleşen ve istikrarsızlığa yol açan fitne ve gerilimlerin önünü keseceğini söyledi. Konferansın; iktidar, kaynak paylaşımı ve siyasi sistemin geleceğine ilişkin sorunların, Ulusal Diyalog Konferansı çıktıları, Riyad Anlaşması ve yetki devri bildirisi gibi açık referanslar çerçevesinde ele alınması için gerçekçi bir giriş kapısı oluşturduğunu belirtti.

Yerel yönetimlerden destek

Suudi çağrısına yerel yönetimlerden de art arda destek açıklamaları geldi. Lahic Valiliği, Riyad’da kapsayıcı bir Güney Konferansı’na ev sahipliği yapılmasını, “Güney halkının davalarının adaletini koruma yolunda doğru yönde ilerlediğinin göstergesi olan olumlu bir adım” olarak niteledi. Lahic Valisi Ahmed Türki, resmî açıklamasında yerel yönetimin meşru siyasi liderlik ve meşruiyeti destekleyen koalisyonun yanında durduğunu, devlet kurumlarının korunmasının güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Tarihsel ve siyasi ağırlığıyla Hadramut da sürece güçlü destek verdi. Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi, Suudi Arabistan’ın çağrıya yanıtının Yemen ile stratejik ilişkilerin derinliğini ve siyasi diyalog yoluyla ihtilafları aşma iradesini yansıttığını belirterek, Hadramut’un güney saflarını birleştiren her türlü çabanın dayanağı ve istikrarın temel unsuru olmaya devam edeceğini söyledi.

El-Mehra Valisi Muhammed Ali Yasir ise vilayetinin Riyad Konferansı’na tam destek verdiğini, kapsamlı diyaloğun çatışmayı sona erdirmenin ve birlik ile güvenliği güçlendiren adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın en doğru yolu olduğunu ifade etti. Abyan Valisi Ebu Bekir Hüseyin Salim de konferansın, Güney meselesinin ulusal bir çerçevede, dışlama ve tekelleşmeye izin vermeden ele alınması açısından önemli bir adım olduğunu kaydetti.

yfrgty
Aden’de, Yemen’den ayrılma çağrılarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi’nin destekçileri arasında yer alan bir kişi (AFP)

Gözlemciler, bu geniş coğrafi mutabakatın güney sahnesini yeniden şekillendirdiğini; vilayetlerin seslerinin görmezden gelinmesinin ya da Güney’in tek bir yapı veya tek sesli bir söylemle sınırlandırılmasının artık zorlaştığını belirtiyor.

Şartlı memnuniyet

Güney Geçiş Konseyi, Suudi çağrıyı diyaloğu esas alan yaklaşımıyla uyumlu bularak memnuniyetini açıkladı. Ancak bu tutum; “Güney halkının iradesinin” vurgulanması, uluslararası garantiler, net bir takvim ve nihai aşama olarak halk oylaması gibi siyasi şartlarla birlikte dile getirildi.

Gözlemcilere göre, GGK’nin bu şartları konumunu koruma çabası olarak görülse de, yıllar süren tek taraflı yaklaşımların ardından kapsayıcı bir müzakere masasına oturmayı kabul etmesi; Güney meselesinin herhangi bir bileşenden daha geniş olduğunun ve bölgesel-uluslararası koşulların tek taraflı süreçlere artık izin vermediğinin bir göstergesi.

Suudi davetin, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine geldiği; daha önce GGK’nin bazı adımlarını reddeden ve bunların Güney meselesinin özüne zarar verdiğini, dış ajandalara hizmet ettiğini savunan güneyli bileşenler ve siyasi isimlerden gelen çağrıların bu süreci güçlendirdiği belirtildi. Bu durumun, yaklaşan konferansın meşruiyetini ve olası sonuçlarını pekiştirdiği ifade edildi.

Öte yandan Yemen Dışişleri Bakanlığı ile İstişare ve Uzlaşı Heyeti, Suudi rolünün güney diyaloğu için bir “emniyet supabı” oluşturduğunu vurgulayarak, Riyad’ın taraf değil, tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak zemini hazırladığını ve diyaloğun yeni çatışmalara sürüklenmesini engellemeyi amaçladığını kaydetti. Körfez, Arap ve İslam dünyasından gelen destekle girişimin uluslararası bir boyut kazandığı; Güney meselesine ilişkin herhangi bir çözümün Yemen’de kapsamlı siyasi çözümün parçası olması gerektiği vurgulandı.


Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
TT

Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)

Yemen hükümetine bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin, ülkenin doğusundaki Mukalla kentinde konuşlandığı ve başta Merkez Bankası, yerel yönetim binası ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmak üzere kentin hayati kurumlarının büyük bölümünü güvence altına aldığı bildirildi.

Mukalla’daki güvenlik kaynaklarının Şarku’l Avsat gazetesine verdiği bilgiye göre, Vatan Kalkanı güçleri pazar günü saat 11.30 sularında kentte konuşlanmaya başladı. Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, güçlerin Mukalla’nın doğusundaki Hılf bölgesinde bulunan Hadramut Elit Güçleri kampına yöneldiğini, Hılf Tepesi’nde de konuşlanarak Merkez Bankası, yerel yönetim binası ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı güvence altına aldığını aktardı.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı’nın Mukalla’daki konuşlanmasının büyük ölçüde tamamlandığını” belirterek, “önümüzdeki saatlerde kente ulaşması beklenen Hadramut Valisi ile eş zamanlı olarak ilave birliklerin takviye amacıyla gelmesinin beklendiğini” ifade etti.

Televizyon görüntüleri, Mukalla’da Vatan Kalkanı güçlerinin geniş çaplı konuşlandığını ve halkın bu durumu memnuniyetle karşıladığını ortaya koydu. Kent sakinleri, kentin güvenliğinin sağlanması ve devletin hayati kurumlarının korunması nedeniyle memnuniyetlerini dile getirdi.

Öte yandan Vatan Kalkanı güçleri, Riyan Uluslararası Havalimanı’nda da konuşlanarak tesislerin güvenliğini sağladı ve havalimanı altyapısına yönelik olası ihlal ve yağma girişimlerinin önüne geçti.

Yemen İçişleri Bakanı Korgeneral İbrahim Haydan ise Hadramut vilayetinin vadi ve sahil kesimlerinde, Vatan Kalkanı komutanlığıyla koordinasyon içinde güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığını doğruladı. Haydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, söz konusu adımların, kurtarılmış vilayetlerde güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi, kamu düzenini korumayı amaçlayan güvenlik planları kapsamında atıldığını belirtti.

Haydan, bu tedbirlerin kamu ve özel mülkiyetin korunması, güvenliği bozmayı hedefleyen her türlü girişimin engellenmesi ve istikrarın pekiştirilmesi hedefiyle hayata geçirildiğini vurguladı.


İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)

Refah Sınır Kapısı’nın Tel Aviv'in kontrolündeki Filistin tarafının açılmasıyla ilgili İsrail'den bir haftadan kısa bir süredir bilgiler sızmaya devam ediyor. Bu akşam İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu başkanlığında sınır kapısındaki İsrail varlığı ve sınır kapısının kontrolü konusunda karar vermek üzere görüşmelerin yapılacağı konuşuluyor.

Mısır, İsrail'in 2024 yılının mayıs ayında sınır kapısını işgal etmesinden bu yana yaklaşık 18 aydır İsrail'in Mısır sınırındaki kapıda bulunmasını reddediyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlar, bunun Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor.

Uzmanlar, bu manevraların anlaşmayı bozmak ve uygulanmasını geciktirmek için İsrail tarafından yapıldığını ve anlaşmanın ikinci aşamasının bu ay açıklanması durumunda bile bunun değişmeyeceğini düşünüyorlar.

İsrail televizyonu Kanal 12, İsrail güvenlik kurumlarının önümüzdeki günlerde Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde yeniden açmak için siyasilerden talimat almaya hazırlandığını bildirdi.

Kanal, Başbakan Netanyahu’nun bugün güvenlik istişareleri yapacağını ve bu istişarelerde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede kabul ettiği ‘tavizleri’ sunmasının beklendiğini, gündemin en üst sırasının sınır kapısının yeniden açılması olduğunu aktardı.

İsrail, içerideki güvenlik endişelerine yanıt vermek amacıyla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkışları kontrol etmek için Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında bir ‘kontrol noktası’ kurmayı planlıyor. Kanal 12 televizyonu, kontrol noktasının sahadaki güçler tarafından mı yoksa teknolojik araçlarla mı yönetileceği konusunda net bir açıklama yapmadı.

İsrail Yayın Kurumu, geçtiğimiz çarşamba günü, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden dönüşünün ardından, ABD’nin baskısına yanıt olarak İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde de açmak için hazırlıklara başladığını ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra birkaç gün içinde bir duyuru yapılacağını bildirdi.

frgt
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus Mülteci Kampı’nda, yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk elinde bir bidon suyla çömelmiş dururken (AFP)

Sınır kapısının yeniden açılması, başlangıçta Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ilk aşaması kapsamında planlanmıştı, ancak İsrail bu maddeyi zamanında uygulamaya koyamadı ve bu da ertelenmesine yol açtı.

Kanal 12 televizyonu bunu teyit ederek İsrail tarafının Florida'da ABD tarafıyla varılan mutabakat doğrultusunda bu kararı uygulamak için gerekli hazırlıkları ve saha düzenlemelerini çoktan başlattığını bildirdi.

Geçtiğimiz pazartesi günü Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde Trump ile bir araya gelen Netanyahu, Gazze'deki ateşkes anlaşması da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştü. ABD merkezli Axios haber sitesi, İsrailli ve Amerikalı yetkililerin, Netanyahu'nun Trump ile yaptığı görüşmede, Hamas'ın silahsızlandırılmasını da içeren anlaşmanın ikinci aşamasına geçilmesini kabul ettiğini, ancak her iki tarafın da silahsızlandırma ile birlikte ikinci aşamada planlanan İsrail'in geri çekilmesiyle ilgili herhangi bir şeyi teyit etmediğini aktardı.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve İsrail meseleleri konusunda uzman bir akademisyen olan Dr. Ahmed Fuad Enver, Mısır'ın hiçbir koşulda Refah Sınır Kapısı’nda İsrail'in varlığını kabul etmeyeceğini ve önceki duruma dönülmesinin önemini defalarca kez vurguladığını belirtti.

Mısır'ın sergilediği, açık ve geri dönüşü olmayan bir tutum olmasına rağmen, bu sızıntıları Kahire'nin tepkisini test etme girişimi olarak değerlendiren Dr. Enver, İsrail'in sınır kapısında yakınında bariyerler kuracağı, bu durumun da Mısır ile gerilimi artıracağı ve Gazze anlaşmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mattava, sınır kapısında veya yakınlarındaki kontrol noktalarında İsrail'in fiili varlığının Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor. Mattava, bugün yapılması planlanan toplantının, sınır kapısının Filistin tarafını izlemek için personel kullanmadan sadece kameralar ve teknoloji kullanılması ve giriş-çıkış yapanların isim listelerinin alınması yönündeki bir tavsiye ile sonuçlanmasını bekliyor.

Kahire, İsrail'in varlığıyla ilgili bu yeni tutum hakkında yorum yapmadı, ancak Mayıs 2024'ten bu yana İsrail ordusunun sınır geçişini işgal etmesini reddetti, geri çekilmesini talep etti ve resmi platformlar ve yetkili kaynaklar aracılığıyla bu tutumunu birden fazla kez yineledi. Geçtiğimiz aralık ayında Mısır, Katar ve diğer altı ülke, İsrail'in Rafah sınır kapısını tek yönlü olarak açarak sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin verme niyetini açıklamasını reddetti. Bu da İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın ‘önümüzdeki günlerde’ sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin vermek üzere açılacağına dair resmi açıklamasına verilen bir tepkiydi.

Ancak Kahire el-İhbariyye televizyonu, Mısır'ın Gazzelilerin tek yönlü geçişine izin veren bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini bildirdi. Televizyon kanalı, resmi bir kaynak aracılığıyla, sınırın açılması konusunda bir anlaşmaya varılması halinde, Trump'ın planına uygun olarak sınırın her iki yönde, Mısır'ın Filistinlilerin geri dönmeksizin Gazze Şeridi’nden ayrılmalarına izin vermemesine atıfla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkış için açılacağını doğruladı. Çünkü Kahire, Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin bir emsal oluşturulmasını istemiyor.

Mısır'ın Refah Sınır Kapısı konusundaki tutumunun değişmediğini ve değişmeyeceğini belirten Dr. Enver, İsrail'in sızdırdığı bilgilerin, Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını geciktirmek için bir girişim olduğunu belirtti.

Mattava ise, ikinci aşamanın Washington'ın baskısı altında başlayacağını, ancak İsrail'in, sınır kapısı her iki tarafta da açıldığında Hamas'ın silahsızlandırılması ve elinde bulunan son İsrailli rehinenin kalıntılarının iadesi gibi engel teşkil eden konulara başvuracağını tahmin ediyor.