Iraklı yetkililere göre ülkede yaygınlaşan uyuşturucu kullanımı toplumsal yapıyı tehdit ediyor

Fotoğraf: Murtadha Al-Sudani/AA
Fotoğraf: Murtadha Al-Sudani/AA
TT

Iraklı yetkililere göre ülkede yaygınlaşan uyuşturucu kullanımı toplumsal yapıyı tehdit ediyor

Fotoğraf: Murtadha Al-Sudani/AA
Fotoğraf: Murtadha Al-Sudani/AA

Irak'ta özellikle yoksul kesimlerin yaşadığı bölgelerdeki gençlerin uyuşturucu kullanımı ve ticaretine yoğunlaştığı, hükümetin mücadele edemediği bu durumun da toplumsal yapı ve aile birliği için tehdit oluşturduğu ifade ediliyor.
Başkent Bağdat'ta özellikle dar gelirlilerin yaşadığı bölgelerde uyuşturucu kullanım oranı ve satışında artış olduğu belirtiliyor. Ülkenin güneyindeki kentlerde de benzer tabloların yaşandığı ifade ediliyor ancak Irak'ta uyuşturucu kullanımına ilişkin resmi bir veri yok.
Hükümetin ve ona bağlı ilgili birimlerin uyuşturucuyla mücadele konusunda yetersiz kalmasından da şikayet ediliyor.
Irak'ta 2017 yılında çıkarılan uyuşturucu yasası uyarınca, uyuşturucu kullananlara verilen idam cezası, 1 ila 2 yıl arası hapis cezasına indirilmişti. Bunun yanı sıra uyuşturucu kullananlar, yakalanmaları halinde yaklaşık 6 bin 290 dolar para cezasına da çarptırılabiliyor.

"Uyuşturucu çeteleri, özellikle 18 ila 35 yaş arası gençleri kullanıyor"
AA muhabirine konuşan Irak İçişleri Bakanlığı Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi Basın Müdürü Albay Bilal Subhi, "Irak, 2003 öncesi Avrupa ve Körfez ülkelerine uyuşturucu ticareti için koridor ülke konumundayken, 2003 sonrası ülkede uyuşturucu kullanımı da yaygınlaştı. Uyuşturucu çeteleri, özellikle 18 ila 35 yaş arası gençleri kullanarak toplumu hedef alıp yapısını bozmaya başladı." değerlendirmesinde bulundu.
2017 yılına ait uyuşturucu ile mücadele yasasını uygulamaya çalıştıklarını ifade eden Subhi, uyuşturucu ile mücadelede vatandaşlardan gelen bilgiler doğrultusunda da hareket ettiklerini söyledi.
Subhi, Irak'a çeşitli uyuşturucu maddelerinin kara sınırından sokulduğunu aktararak şunları kaydetti:
"Irak'ın güney sınırları ve Ahvar bölgesinden (Bataklıklar) içeriye yoğun uyuşturucu girişi söz konusu. Batı sınırlarımızdan da uyuşturucu girişi yapılıyor. Uyuşturucu girişini modern yöntemlerimiz olmadığı için engelleyemiyoruz.
Uyuşturucu ile mücadelede donanımlı personel ve silah sıkıntısı da yaşıyoruz. Uyuşturucu operasyonlarında güvenlik güçlerimize karşı çetelerce küçük ve orta silahlarla taarruzlar oluyor ve kayıplar veriyoruz. Uyuşturucuyla mücadele konusunda sınır güvenlik birimleri ve Sağlık Bakanlığının da desteğine ihtiyacımız var."
Bazı uyuşturucu maddelerin Basra ve Meysan illerinden ülkeye sokulduğunu aktaran Subhi, geçen yıl 490 kilo uyuşturucu ele geçirdikleri ayrıca uyuşturucu ticareti yapan ve kullanan 16 bin 800 kişiyi de yakaladıkları bilgisini paylaştı.
Iraklı yetkili, "Bunların çoğu 18 yaş altı kişilerden oluşuyordu, 250'si ise kadınlardan. Her yıl hem uyuşturucu hem uyuşturucu kullanımı maalesef giderek yaygınlaşıyor ve sayı korkunç şekilde artıyor. Uyuşturucu kullanımında gençler, aileler ve toplumsal yapı ciddi şekilde tehdit altında." ifadelerini kullandı.

Uyuşturucu kullanımının merkezi Bağdat
Irak Sağlık Bakanlığı, 18 Aralık 2022'de yıllardır Bağdat'taki Adli Tıp Kurumunda bekletilen 6 tonluk kokain, esrar ve captagon haplarını yakarak imha etmişti.
Sağlık Bakanlığı Uyuşturucu Maddesi Takip İşleri Şube Başkanı Dr. Ahmed İbadi, imha edilen uyuşturucu maddesinin yıllar içerisinde toplandığını söyleyerek, şöyle devam etti:
"Kovid-19 salgınından dolayı bu maddeleri imha edememiştik ve bunun için bir de yargı kararı gerekiyordu. Bağdat'ta bu oranda uyuşturucu maddesinin yakılarak imha edilmesi için uygun alan da hazırlanmış değildi. Oluşturulan teknik komisyonun titizlikle incelemesi sonrası 6 tona yakın uyuşturucu maddesi Bağdat çevresinde kent merkezine kilometrelerce uzak bir yerde imha edildi."
Irak'taki uyuşturucu sorununun giderek yaygınlaştığına işaret eden İbadi ancak uyuşturucu kullananların sayısına dair resmi verilerin olmadığını ve bunun saptanmasının zor olduğunu dile getirdi.
İbadi, "Uyuşturucu kullanan kişi ya suç üstü yakalanınca ya da sağlık problemlerinden dolayı hastaneye gelince tespit edilebiliyor. Irak'ta uyuşturucu kullanımının merkezi maalesef başkent Bağdat." diye konuştu.
Bağdat'ta uyuşturucu kullananların tedavisi için Sağlık Bakanlığına bağlı 100 yataklı bir hastanenin bulunduğu bilgisini veren İbadi, "Hükümet, her ilde 200 yataklı rehabilitasyon merkezi inşasında da kararlı." dedi.

"Uyuşturucu bağımlılığı, toplumsal yapı ve aile birliğine zarar veren bir hastalıktır"
Irak'ta uyuşturucu kullanımı ve ticaretinin toplumsal yapı ve aile birliğini de tehdit etmeye başladığını kaydeden İbadi, şunları aktardı:
"Uyuşturucu bağımlılığı sadece kullanan şahıslara değil, toplumsal yapıya, güvenliğe ve aile birliğine de zarar veren riskli bir hastalıktır. Uyuşturucu maddesinin ülke ekonomisinin gelişimi ve istikrarına da olumsuz etkileri oluyor.
Irak'a uyuşturucu maddesinin girişi daha çok doğu ve batı sınırlarımızdan yapılıyor. Irak, geçmişte uyuşturucu maddesi için koridor ülke konumundayken, son dönemde ise hem koridor ülke hem de kullanım ve ticareti yapılan ülke konumuna dönüştü."
Irak Bağımsız İnsan Hakları Komiserliği Üyesi Ali Beyatlı'ya göre, ülkedeki uyuşturucu kullananların yüzde 70'i yoksul kesimlerde yaşıyor.

"Uyuşturucu çeteleri kafelerdeki nargile tütünlerine uyuşturucu maddesi karıştırıyor"
Irak Bağımsız İnsan Hakları Gözlemevi Başkanı Mustafa Sadun da "Resmi hükümet verilerine göre, uyuşturucu kullanımı çok yaygınlaştı ve bu özellikle ülkenin orta ve güney kesimlerindeki genç nüfus arasında yoğun şekilde görülüyor." dedi.
Iraklı gençlerin uyuşturucu kullanımına yönelmesinin temel nedenleri arasında "işsizliğin" olduğunu savunan Sadun, yoksul gençlerin "kapkaççılık" gibi suçlara karışarak uyuşturucu satın aldığını ve bazılarının da bu işin ticaretini yaptığını anlattı.
Sadun, uyuşturucu kullanımına yönelmenin diğer nedenlerini ise şöyle açıkladı:
"Edindiğimiz bilgilere göre, uyuşturucu çeteleri bazı kafelerdeki nargile tütünlerine uyuşturucu maddesi karıştırıyor. Böylece nargile kullanan gençlerin bir bölümü zamanla uyuşturucu kullanımına yönelerek bağımlı hale geliyorlar."

Yanlış tedavi intihara sürüklüyor
Iraklı psikolog Haydar Abdulkazım ise Irak'ta uyuşturucu kullanımının toplumsal yapıyı zedelediğini ifade ederek, "Uyuşturucu bağımlısı gençlerin psikolojik ve biyolojik olarak tedavi altına alınması lazım." dedi.
Ülkede uyuşturucu kullananların yanlış tedavi yöntemlerinden geçirildiğine dikkati çeken Abdulkazım, bu durumun da intihara varan kötü sonuçları olduğuna dikkati çekti.
Abdulkazım, söz konusu tedavinin sabır ve zamana ihtiyaç duyduğunu sözlerine ekledi.



Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul etti

Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul etti

Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, pazartesi günü Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ı Mısır’ın başkenti Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda kabul etti.

Görüşmede, iki kardeş ülke arasındaki ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası arenadaki son gelişmeler ele alındı.

Kabulde, Suudi Arabistan’ın Kahire Büyükelçisi Salih el-Huseyni ile Dışişleri Bakanı Ofisi Genel Müdürü Velid es-Semail de hazır bulundu.

xscdfg
Fotoğraf:  Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı

 


Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
TT

Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)

Nebil Fehmi

İsrail'in Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanımasından sadece birkaç gün sonra, Trump'ın ikinci döneminde Binyamin Netanyahu ile Trump arasında Mar-a-Lago tatil yerinde altıncı zirve düzenlendi. Zirve sonrasında basın toplantısındaki aşırı övgülere ve karşılıklı iltifatlara rağmen, zirve, ABD-İsrail ilişkilerindeki anlaşmazlıkların yanı sıra mevcut uyum derecesini de açıkça yansıttı.

ABD-İsrail görüşmeleri, Gazze'deki kırılgan ateşkesin güçlendirilmesi, İran ile mücadele, Suriye'nin istikrara kavuşturulması, Yemen ile Somali'deki Husi isyancılardan kaynaklanan tehditlerin ele alınması konularına odaklandı. Bu sorunlar, Kızıldeniz'den Afrika Boynuzu'na uzanan süregelen gerilimler arasında Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme vizyonuyla iç içe geçmiş. Zirve, cesur diplomatik ve askeri hamlelere dair olasılıkları yansıtırken, aynı zamanda daha geniş bir geriliim ve bölgesel istikrarsızlık riskini de beraberinde getiriyor.

Çalkantılı bir bölgesel bağlam

Bölgesel bağlam krizlerle dolu olmayı sürdürüyor. Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı ve İsrail'in yanıtı sonrasında patlak veren Gazze'deki çatışma, Ekim 2025'ten beri kırılgan bir ateşkes altında devam ediyor. Rehinelerin çoğunun serbest bırakılmasına rağmen, Hamas'ın silahsızlandırılmasını, uluslararası denetimi, İsrail'in çekilmesini ve insani yardımın garanti altına alınmasını gerektiren ikinci aşama hâlâ tıkalı durumda.

Trump'ın ekibi, eleştirmenlerin anlaşmayı baltaladığını savunduğu yerleşim yerlerinin genişlemesi ve askeri operasyonlar da dahil olmak üzere İsrail'in oyalama taktikleri olarak saydığı şeyden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Buna rağmen Trump kamuoyu önünde, İsrail'e olan güçlü desteğini yineledi, Hamas'a uyarılarda bulundu ve Netanyahu ile caydırıcılık mantığı konusunda hemfikir olduğunu vurguladı.

İran da temaslara damgasını vurdu; Trump, ABD saldırılarının ardından İran’ın herhangi bir nükleer veya füze geliştirme girişimine karşı uyarıda bulundu. Netanyahu, bölgesel güvenlik için gerekli olduğunu savunarak, olası herhangi bir İsrail eylemi için ABD desteği aradı. Sınırların  istikrarı ve azınlıkların korunmasıyla ilgili uzlaşılarla birlikte, Esed sonrası Suriye konusu da gündeme getirildi. Trump, İsrail'in çekincelerine rağmen, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimiyle ilişkilere olan güvenini dile getirdi.

Yeni bir Ortadoğu vizyonu

Zirvede daha geniş bir tema da öne çıktı; Netanyahu'nun analistler tarafından “Büyük İsrail” vizyonunun unsurlarını içerdiği yorumları yapılan “Yeni bir Ortadoğu” kurma hedefi. Netanyahu, caydırıcılık, barış, rakiplerin marjinalleştirilmesi yoluyla bölgeyi dönüştürme söylemini yineledi. 2025 boyunca yaptığı konuşmalarda ve röportajlarında, komşu devletlerin çöküşü ortasında İsrail’in hegemonyasını vurgulayarak, jeopolitik sahneyi yeniden şekillendirmeye yönelik “tarihi bir misyon”dan bahsetmişti. Geçmişte katıldığı BM etkinliklerinde sunduğu ve Filistin devletinin kurulmasını göz ardı eden haritalar da bu söylemi yansıtıyordu. Bu durum, İsrail'i yayılmacılıkla suçlayan Arap devletleri ve İran destekli gruplar arasında endişelere yol açmıştı.

Somaliland ve Maşrık ötesine uzanma

Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki son gelişmeler, bu vizyonun Maşrık (Levant) ötesine uzandığını gösteriyor. 26 Aralık 2025'te, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden hemen önce, İsrail, Somaliland'ın Somali'den bağımsızlığını resmen tanıyan ilk ülke oldu. Karar, diplomatik ilişkilerin kurulması ve teknoloji, tarım ve güvenlik alanlarında iş birliğinin sağlanmasıyla birlikte “İbrahim Anlaşmaları ruhuna uygun” olarak sunuldu.

Stratejik olarak Somaliland'ın Aden Körfezi'ndeki kıyı şeridi, Yemen'in karşısında ileri bir karakol sağlayarak istihbarat toplama, lojistik destek ve Husiler ile İranlı müttefiklerine karşı olası operasyonlar için olanak tanıyor. İsrailli analistler, Kızıldeniz’in güvenliğini ve İran etkisine karşı koymayı temel gerekçeler olarak göstererek bunu açıkça savundular.

Ancak karar, öfkeli tepkilere yol açtı. Somali, bu adımı egemenliğine bir saldırı olarak kınadı ve Afrika Birliği, Mısır, Türkiye ve İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan destek topladı; bu ülkeler, kararın Netanyahu'nun hayati önem taşıyan deniz ticaret yolları üzerindeki kontrolünü artırma planının bir parçası olduğundan endişe duyuyorlar. Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır da dahil olmak üzere 21 Arap, İslam ve Afrika ülkesi, ortak bir bildiri yayınlayarak bu tanımayı reddetti ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenlik ve istikrara tehdit olarak değerlendirdi. Arap perspektifi, bu hamleyi Somali'yi istikrarsızlaştırabilecek ve vekalet savaşlarını körükleyebilecek İsrail yayılmacılığının bir yansıması olarak görüyor.

Altta yatan anlaşmazlıklar ortasında ABD-İsrail mutabakatı

Trump-Netanyahu görüşmesi, İsrail'in “direniş ekseni” olarak adlandırdığı şeye karşı ortak hareket kararlılığını pekiştirdi ve bu da tehditleri etkisiz hale getirmek için daha geniş çaplı operasyonların yolunu açabilir. Bununla birlikte, ABD-İsrail arasında altta yatan anlaşmazlıklar devam ediyor.

Trump'ın kamuoyu önündeki desteğine rağmen, yönetimi İsrail'in Gazze ateşkesini ele alış biçiminden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi. ABD’li yetkililer, Netanyahu'yu yerleşim yerlerinin genişlemesi, insani yardımın azlığı ve ateşkes şartlarını ihlal eden operasyonlar yoluyla anlaşmayı baltalamakla suçluyor. Trump'ın politikaları çelişkili görünüyor; Gazze'de itidal çağrısında bulunurken, Filistin Ulusal Otoritesi’ni zayıflatan Batı Şeria'daki sert politikaları hoş görüyor.

İran konusunda ise güçlü bir fikir birliği var; Trump, nükleer ve füze kapasitelerinin yeniden inşa edilmesi durumunda olası saldırılar düzenlenebileceğini ima ediyor. İkisi arasındaki anlaşmazlık  ise yaklaşımlarında yatıyor. Trump nükleer konuda müzakereleri savunurken, Netanyahu önleyici askeri harekâtı tercih ediyor. Suriye'de, Trump'ın Şara konusundaki iyimserliği, İsrail'in şüpheciliğiyle tezat oluşturuyor ve risklere ilişkin farklı değerlendirmeleri yansıtıyor. Bu gerilimler ayrıca Netanyahu üzerindeki iç baskılardan da kaynaklanıyor; bunlar arasında aşırı sağcı koalisyonu ve yolsuzluk davaları da yer alıyor.

Bölgesel yansımalar ve Arap perspektifi

 Bölgesel olarak durum istikrarsızlığını koruyor. Gazze'de, Trump'ın ikinci aşamanın uygulanması için yaptığı baskı -Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve “barış konseyi” yönetimi altında yeniden inşa- süreci hızlandırabilir, ancak Netanyahu'nun iç öncelikleri bunu engelleyebilir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ayrıca, Somaliland'ı İbrahim Anlaşmaları çerçevesine dahil ederek barış sürecini genişletmek, bu anlaşmalara yönelik hassasiyeti artırabilir ve zaten temkinli olan Arap devletlerini uzaklaştırabilir.

Arap perspektifinden bakıldığında, zirve ve Somaliland'ın tanınması, ABD destekli İsrail hegemonyasına dair korkuları derinleştiriyor. Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün liderleri, Trump'ın Hamas ve İran'a yönelik uyarılarını taraflı ve İsrail'in ateşkes ihlallerini görmezden gelen bir yaklaşım olarak görüyor. Somaliland hamlesi ve Yemen'deki huzursuzluk, İsrail'e Kızıldeniz'de stratejik bir dayanak noktası sağlayarak, Arap çıkarlarını tehdit edebilir ve aşırıcılığı körükleyebilir.

İç politikada Netanyahu, daha temkinli danışmanlarını devre dışı bırakarak Trump ile olan kişisel ilişkisinden faydalanıyor. Zirveden hemen önce Somaliland'ın tanınmasının açıklanması, Trump'ın kamuoyunda çekincelerini dile getirmesine rağmen, Amerikan desteğini sağlamaya yönelik bir girişim gibi görünüyor.

Sonuç olarak, Mar-a-Lago zirvesi, Gazze anlaşmasının uygulamada ağır ilerlemesi ve Somaliland'ın tanınması, Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme hırsını somutlaştırıyor. Bu hırs da uzlaşma yerine caydırma, geleneksel rakipleri aşan ittifaklar ve hukukun üstünlüğü veya doğru ve yanlış kavramlarından bağımsız olarak, tarihi sınırların ötesine gücünü dayatmaya dayanıyor. Bu da Ortadoğu'da bir endişe ve istikrarsızlık dönemine kapıyı açıyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Şam ile SDG arasındaki toplantı ‘somut sonuçlar’ alınamadan sona erdi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)
TT

Şam ile SDG arasındaki toplantı ‘somut sonuçlar’ alınamadan sona erdi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)

Şam’da dün yapılan ve 10 Mart Anlaşması kapsamında gerçekleştirilen görüşmelerde, tarafların kamuoyuna ilerleme içeren olumlu bir gelişme açıklayacak durumu olmadığı belirtildi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Şam’daki Suriye yönetimi arasında, SDG unsurlarının ulusal orduya entegrasyon sürecinin ele alındığı toplantı, mart ayında imzalanan ve uygulanması için tanınan sürenin 2025 yılı sonunda dolması nedeniyle kritik önem taşımasına rağmen, ortak bir açıklama yapılmadan sona erdi.

Hükümetten bir kaynak, Mazlum Abdi’nin de katılımıyla Şam’da yapılan ve 10 Mart Anlaşması’nın uygulanmasının takibini amaçlayan toplantıların, sahadaki uygulamayı hızlandıracak somut sonuçlar üretmediğini açıkladı.

Kaynak, Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye’ya yaptığı açıklamada, ilerleyen dönemde yeni toplantılar düzenlenmesi konusunda mutabakata varıldığını, ancak bu toplantılar için herhangi bir takvim belirlenmediğini söyledi.

Öte yandan SDG, Şam’da hükümet yetkilileriyle yapılan ve DEAŞ’la mücadele kapsamında faaliyet gösteren Birleşik Ortak Görev Gücü – Doğal Kararlılık Operasyonu’nun (CJTF–OIR) Komutanı Tuğgeneral Kevin Lambert’in de katıldığı görüşmenin sona erdiğini duyurdu. SDG’nin sosyal medya hesaplarından paylaşılan açıklamada, görüşmeye ilişkin ayrıntıların daha sonra açıklanacağı kaydedildi.

cdfgt
(soldan sağa) Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanlık üyesi Sozdar Derik, SDG lideri Mazlum Abdi ve SDG Genel Komutanlık Üyesi Sipan Hemo (Hawarnews)

SDG dün sabah yaptığı açıklamada, askeri entegrasyon sürecini ele almak üzere üst düzey bir heyetinin Şam’da merkezi hükümet yetkilileriyle görüştüğünü duyurdu. Kuzeydoğu Suriye’nin geniş bir bölümünü kontrol eden SDG, açıklamasında heyette Mazlum Abdi’nin yanı sıra genel komuta üyeleri Sozdar Derik ve Sipan Hemo’nun da yer aldığını bildirdi.

Verimsiz toplantı

Suriye hükümetine yakınlığıyla bilinen araştırmacı Bessam es-Süleyman, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Toplantı yapıcı değildi; çünkü SDG hâlâ oyalama taktiği izliyor” dedi. Süleyman, Suriye devletinin farklı seçenekleri değerlendirdiğini belirterek, bu tutum karşısında nasıl bir yaklaşım izleneceği sorusuna, “Büyük olasılıkla başka görüşmeler yapılacak. Devlet, müzakere baskısının sürdürülmesi de dahil olmak üzere seçenekleri açık tutmak istedi, ancak şu aşamada net bir tablo yok. Oyalama devam ederse izlenecek yaklaşım daha sonra belirlenecek” yanıtını verdi.

frgthy
Şam’daki Polis Akademisi, ‘ilk memur eğitim kursu’ için başvuruları kabul etmeye başladı. (Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye)

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) ise cumartesi günü yapılan diplomatik konseyinin yıllık toplantısında, 10 Mart Anlaşması’na bağlı kalınması ve anlaşmanın tüm maddeleriyle hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Yönetim ayrıca, anlaşma hükümlerinin sahada uygulanmasını hedefleyen diyalog ve müzakerelerin sürdürülmesi yönündeki tutumunu yineledi.

Hatırlanacağı üzere, SDG lideri Mazlum Abdi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera tarafından 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşma, başta KDSÖY’ye bağlı sivil ve askeri kurumların yıl sonuna kadar ulusal kurumlara entegre edilmesi olmak üzere birçok madde içeriyor. Ancak taraflar arasındaki görüş ayrılıkları, Washington öncülüğündeki baskılara rağmen, anlaşmanın uygulanmasında somut ilerleme sağlanmasını engelledi.

SDG için sınırlı seçenekler

Jusoor Araştırma Merkezi’nden Abdulvahhab Assi, SDG’nin hükümetle yürüttüğü müzakerelerde bir dizi kozu elinde tuttuğunu belirterek, bunların başında ülke topraklarının dörtte birinden fazlasını kontrol etmesi, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) ortağı olması, Irak sınırının büyük bölümünü ve birçok sınır kapısını denetlemesi ve en önemli petrol ve doğal gaz sahalarını elinde bulundurmasının geldiğini söyledi.

Ancak Assi’ye göre SDG, bu kozlardan en önemlilerinden birini, yani DMUK’la ortaklığını kaybetti. Bu alanda Suriye hükümeti DMUK’un başlıca muhatabı haline gelirken, SDG ile yürütülen ortak operasyonlar azaldı ve Şam ile DMUK arasındaki koordinasyon arttı.

Assi, tarafların mevcut tutumları dikkate alındığında, ABD’den bu yönde bir baskı olmadığı sürece entegrasyonun yakın zamanda gerçekleşmesinin zor göründüğünü ifade etti. Assi’ye göre SDG, elinde bulundurduğu diğer baskı unsurlarıyla, özellikle saflarında bazı eski unsurların bulunması, Halep’te tansiyonu yükseltmesi ve Suveyda’da Ulusal Muhafızlar ile koordinasyonu üzerinden hükümet üzerindeki baskıyı sürdürmeye devam edecek.

dscfvgh
Suriye halkı Şam'daki bir döviz bürosunda eski paralarını yeni paralarla değiştiriyor. (EPA)

Şarku’l Avsat’ın Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye’den aktardığına göre, Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, SDG ile ilgili seçeneklerin artık sınırlı hale geldiğini belirterek, 10 Mart’ta Türkiye ve ABD gibi etkili ülkelerin huzurunda imzalanan anlaşmaya uyulmamasının sorumluluğunun SDG’ye ait olduğunu söyledi.

Zeydan, 25 Aralık’ta X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Herkes yeni dönemin etrafında oluşan iç birlikteliği, zaferin birinci yıl dönümü kutlamalarında açıkça görüyor. Buna, ‘yeni Suriye’nin’ uluslararası düzeyde gördüğü destek de eşlik ediyor. Bu yeni Suriye’nin temel başlığı ise inşa ve kalkınmaya yönelik gerçek yatırımdır” ifadelerini kullandı.