Suriye ile normalleşmede ilk fiili adım atılırken, Türkiye, Rusya ile yapılan anlaşma çerçevesinde M4 karayolunun güneyindeki askeri üsten çekiliyor

Moskova'nın Şam'la normalleşme yolunun sürdürülmesi yönündeki çabası devam ediyor

Suriye'deki Türk ve Rus askerleri (Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) web sitesindeki arşivden)
Suriye'deki Türk ve Rus askerleri (Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) web sitesindeki arşivden)
TT

Suriye ile normalleşmede ilk fiili adım atılırken, Türkiye, Rusya ile yapılan anlaşma çerçevesinde M4 karayolunun güneyindeki askeri üsten çekiliyor

Suriye'deki Türk ve Rus askerleri (Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) web sitesindeki arşivden)
Suriye'deki Türk ve Rus askerleri (Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) web sitesindeki arşivden)

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme müzakerelerinin seyrini kolaylaştırma kapsamında Türkiye'nin Rusya ile koordinasyon içinde uyguladığı bir adım olarak, Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun açılmasına yönelik hamlelere devam edildiğine dair işaretler geliyor. Moskova ile yapılan uzlaşmalar çerçevesinde Türk kuvvetleri yolun güneyindeki askeri bir noktadan çekilmeye başladı.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), dün, Türk kuvvetlerinin, Hama'nın kuzeybatı kırsalındaki El-Gab Ovası bölgesindeki Kastun kasabasında bulunan Türk askeri noktasından kuzey noktalarına doğru beton blokları kaydırdığını bildirdi. Türk kamyonları kuzeye doğru M4 olarak da bilinen Halep-Lazkiye uluslararası karayolunu geçti.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Kastun askeri noktası, Curin köyündeki Suriye rejim güçlerinin mevzilerine birkaç kilometre uzaklıkta düz bir arazide bulunuyor. Türk kuvvetlerinin El-Gab Ovası bölgesinden çekilmesi, yola erişimi ve Cisr eş-Şuğur kentinin kontrol altına alınmasını kolaylaştıracak.
Rusya ile 5 Mart 2020'de Moskova'da imzalanan mutabakat zaptı kapsamında Türkiye'nin son zamanlarda İdlib'deki M4 karayolunu açma hamleleri başlamıştı. Bu, Rusya’nın gözetiminde Ankara ile Suriye rejimi arasındaki normalleşme yolunda atılan ilk fiili adım olabilir. Rusya iki ülke arasındaki bu yolu sürdürmek için çaba harcıyor.
Ankara, 28 Aralık'ta Moskova'da gerçekleştirilen savunma bakanları toplantısının ardından M4 karayolunun açılması konusuna odaklanmaya başladı. Bu yolun kapalı olması, Mart 2020'de Moskova'da imzalanan mutabakat zaptından bu yana Rusya’nın kaydettiği olumsuz bir noktaydı. Türkiye ile Suriye rejimi arasındaki normalleşme görüşmeleri ve toplantıları sırasında bu konu bir kez daha masaya yatırıldı. Suriyeli muhalif kaynaklara ve basında çıkan haberlere göre Türkiye, karayolunu Türkiye, Rusya ve rejimden oluşan üçlü bir denetim altında işletmek istiyor. Rejim, kuvvetlerinin büyük bir kısmına hakim olduğu ve Türk kuvvetleri ile ona bağlı grupların küçük bir kısmını elinde tuttuğu yolun tam kontrolünü ele geçirmekte uzun süredir ısrar ediyor.

Mutabakat zaptına dönüş
2020 yılının Şubat ayı sonlarında İdlib'de rejim güçlerinin gerçekleştirdiği bir saldırıda 30'dan fazla Türk askeri hayatını kaybetmişti. Bu olayların akabinde 5 Mart 2020'de Moskova'da imzalanan ateşkese ilişkin Türk-Rus mutabakat zaptına göre Ankara, M4 karayolunun açılması ve yolun kuzey ve güney olmak üzere her iki tarafında 6 kilometre derinlikte Türk-Rus ortak devriyelerinin yürütülmesinin yanı sıra, ılımlı muhalefet gruplar olarak bilinen oluşumları Heyetu Tahriru’ş-Şam’dan (HTŞ/eski adıyla Nusra Cephesi) ayırma ve HTŞ’yi İdlib'den çıkarma sözü vermişti.
Türk ve Rus kuvvetleri, Moskova'daki mutabakat zaptıyla yollarda bir dizi devriye gerçekleştirdi, ancak devriyelere katılan Rus unsurlarını hedef alan tekrarlanan saldırılar nedeniyle Ağustos 2020'den bu yana devriyeler durduruldu. Moskova, başta HTŞ olmak üzere terörist ve radikal grupların silahlarıyla birlikte İdlib'den çıkarılmamasından Türkiye'yi sorumlu tutuyor.
Haberler, Türk ordusu ve istihbarat yetkililerinin gruplara yolu işletmeye hazır olduklarını bildirdiklerini ve Türkiye'nin üçlü işbirliği mekanizmasının etkinliğini test etmeden önce yolu tamamen devretmek istemediğini ortaya koydu. Rejim ve Rusya müzakerelerinde temel bir madde sayılan mülteci sorununu daha da kötüleştirebileceği için Türkiye, topraklarına doğru yeni bir mülteci dalgasına sebep verebilecek şekilde yol üzerinde yeni çatışmalar çıkmayacağından emin olduktan sonra Türk noktalarının geri çekilmesini ve yolun daha sonra rejime teslim edilmesini şart koştu.
Geçen hafta Türk yetkililer ile HTŞ liderleri arasında iki görüşme yapıldığı basına yansıdı. Söz konusu görüşmelerde yol üzerindeki Türk gözlem noktalarının korunup emniyete alınması ve (son zamanlarda göstericilerin rejimle yakınlaşmayı protesto etmek için bu noktaların bazılarına baskın yapması gibi) buralara yaklaşılmaması konusu ele alındı. Ayrıca Şam ve Moskova ile anlaşmaya varılması halinde yolu açma planını bozacak herhangi bir eylemde bulunulmayacağı vurgulandı.
Türkiye, M4 karayolunun işletilmesi ve rejimin kontrol edip işletilmesini denetlemek istediği HTŞ'nin kontrolündeki Babu’l Hava Sınır Kapısı’nı yeniden faaliyete geçirerek Suriye üzerinden geçiş yolunun açılması yönünde bir plan önerdi.
Kaynaklar, bu hareketleri HTŞ’nin İdlib'deki temas hatlarında rejim mevzilerine yönelik saldırılarını son zamanlarda artırmasına bağladı. HTŞ, Türkiye ile diyalog kurarak varlığını göstermeye çalışırken, Moskova bu konuya karşı sert bir tutum takınıp Ankara’ya özellikle Türkiye'deki terör listesinde yer aldığı için HTŞ’yi diğer gruplardan ayırması için baskı yapıyor.
M4, Suriye'nin en büyük şehri olan Halep'i ve kuzey ve kuzeydoğu Suriye'deki vilayetleri sahile bağladığından, bu yolun açılması İran da dahil olmak üzere çeşitli taraflar için önemli bir konu sayılıyor.

Çoklu müzakereler
Öte yandan Rusya Dışişleri Bakanlığı, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov ile İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Asger Hacı’nın Türkiye ile Suriye rejimi arasında ‘yapıcı bir diyalog’ kurulmasına ilişkin istişarelerde bulunduğunu açıkladı.
Bakanlık’tan yapılan açıklamada, iki tarafın Ortadoğu'daki güncel meselelere ve Suriye'deki durumun çözümüne ilişkin görüşleri tartıştığı ve Suriye ile Türkiye arasında yapıcı bir diyalog kurulmasına Rusya ve İran'ın katkısını ele aldığı belirtildi.
Açıklamanın devamında Suriye-Türkiye ilişkilerini normalleştirme sürecini ilerletmek için Astana süreci çerçevesinde yakın koordinasyon ve etkileşimin sürdürülmesi ve Şam ile Ankara arasında iki tarafın çıkar ve endişelerinin karşılıklı olarak gözetilmesi temelinde yapıcı bir diyalog kurulmasının kolaylaştırılması gerektiği vurgulandı.
Geçtiğimiz Salı günü Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova'nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye ile komşu Suriye arasındaki genel durumu çözme ve normalleştirme çabasını desteklediğini söyledi. ‘Gelecek temasların, Rusya ve İran'ın (Türkiye ile Astana sürecinin iki garantörü) arabuluculuğuyla Türkiye-Suriye ilişkilerinin normalleştirilmesine tahsis edilmesinin mantıklı’ olacağını vurgulayarak İran'ın bu sürece (Ankara ile Şam arasındaki normalleşme görüşmelerine) katılması hususunda bir uzlaşmaya varıldığını bildirdi.
Lavrov'un İran'ın Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecine dahil olmasına ilişkin açıklamalarından hemen önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye'nin kuzeyinde istikrarın sağlanması için İran’ın da katılabileceği Türkiye-Rusya-Suriye arasındaki görüşmelerin sürdürülmesi gerektiğini vurgulamıştı.
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar dün yaptığı açıklamalarda, Suriye ve Rusya taraflarıyla üçlü görüşmelerin devam edeceğini ve 28 Aralık'ta Moskova'da savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının görüşmelerinde gündeme gelen konulara ilişkin görüşmeleri tamamlamak üzere önümüzdeki günlerde Türkiye, Suriye ve Rusya teknik heyetlerinin toplantılar yapacağını belirtti. Akar “Sonuç almak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz” dedi.
Bakan Akar, ülkesinin görüşmelerdeki amacının terör örgütleriyle mücadele olduğunu ve Türkiye'de veya Suriye'de ikamet eden Suriyelileri olumsuz etkileyecek hiçbir adım atmayacaklarını vurguladı. Türkiye'nin amacının Suriyeli sığınmacıların güvenli, gönüllü, saygın şekilde topraklarına, evlerine dönmelerini sağlamak olduğunu ve herkesin bu konuyu net bir şekilde anlaması gerektiğini belirtti.

Halep kırsalında bombardıman
Dün Halep'in kuzey kırsalındaki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye rejiminin konuşlandığı bölgelerden atılan altı füze, Azez kırsalındaki Dabık kasabasındaki Türk üssünün yakınlarına düştü. Aynı zamanda Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu (SMO) liderliğine bağlı El-Cephetu’ş-Şamiyye (Şam Cephesi) grubunun bir üyesi, bir keskin nişancı tarafından vurularak hayatını kaybetti. Kurşunun, Halep'in doğusundaki El-Bab kentinin kırsalındaki Tadef kentinde rejim güçlerinin kontrolündeki bölgelerden geldiği iddia edildi.

Ahrar uş-Şam komutanı İHA ile hedef alındı
Suriye’nin kuzeyindeki El-Bab şehrinde Ahrar uş-Şam Hareketi’nin komutanlarından Ebu Uday Olan’ın öldürülmesini protesto etmek için bugün gösteri düzenleneceği açıklandı.
Sosyal medyada aktivistler gösteri çağrısında bulunurken, bir insansız hava aracının (İHA) saldırısına uğrayan Olan’ın ölümünün arkasında Türk güçlerinin olduğu iddia edildi.
Şarku’l Avsat’ın haberine göre, SOHR, Türk tarafının komutanın öldürülmesi karşısında sorumluluk alması çağrısıyla gösterinin öğleden sonra El-Bab kentindeki Şehit Ebu Gannum Kavşağı’nda başlayacağını bildirdi. SOHR ayrıca, 29 Ocak'ta Halep'in doğu kırsalındaki Fırat Kalkanı bölgesinde El-Bab şehrinin duvarlarında, Bayraktar İHA’sının füzeleri ile hedef alınan Ahrar uş-Şam Hareketi’nin komutanlarından birinin ölümüne karıştığına dair yazıların arttığına işaret etti. Söz konusu yazılarda “Erdoğan'a mesaj: Suriye halkını kaybetmeyin”, “Halk, Bayraktar’dan hesap sorulmasını istiyor” ve “Şehit kanı bize nur, zalimlere ateştir” ifadeleri kullanıldı.
Hareket, Olan'ı hedef alan mühimmatın kalıntılarının fotoğraflarını yayınladı. Söz konusu mühimmatın Türk şirketi Roketsan tarafından üretilen ve Bayraktar İHA’larında kullanılan MAM-L olduğu ortaya çıktı.



İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail’in bugün (Cumartesi) şafak vaktinden bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bu rakam, çatışmaların durdurulmasını hedefleyen Ekim ayında varılan anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak dikkat çekti.

Nasser ve Şifa hastanelerindeki yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzeyi ve güneyini hedef aldığını; bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu aktardı. Hayatını kaybedenler arasında iki kadın ve iki farklı aileden altı çocuk yer aldı.

Associated Press (AP) haberine göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının öldüğünü açıklarken; Nasser Hastanesi ise bir çadır kampına düzenlenen saldırının yangına yol açtığını, bunun sonucunda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Görsel kaldırıldı.
Gazze kentinde İsrail saldırısının vurduğu alanı inceleyen bir Filistinli. (Reuters)

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun anlaşmayı 1300’den fazla kez ihlal etmesi sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve yirmi maddeden oluşan planının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü bir dönemde yaşandı. Plan, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından ay başında açıklanmış; Gazze’de teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetinin kurulmasını da öngörmüştü.


İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçiş ihtimalleri tartışılırken, ABD ile İran arasında daha geniş çaplı bir çatışma olasılığı gündeme geliyor. Bu durum, bölgede dengeleri ve öncelikleri yeniden şekillendirebilecek bir tablo ortaya koyarken, İsrail’in hamleleri endişeleri artırıyor.

Gazze anlaşmasının tehdit altına girebileceği ihtimaline dikkat çeken uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Tahran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’i bilinçli şekilde sürece dahil edeceğini, bunun da anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasını karmaşıklaştırmayı, İsrail’in eylemlerini örtbas etmeyi ve hatta anlaşmayı sabote etmeyi amaçlayabileceğini vurguladı. Uzmanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dün yaptığı ve olası sonuçlara karşı uyarılarda bulunduğu açık ve net açıklamalarına da dikkat çekti.

Bu kaygılar, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri yığınağını artırması ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditleriyle aynı döneme denk geliyor. Trump, bu tehditlere rağmen Tahran yönetimiyle diyaloğa kapıyı tamamen kapatmadığını ifade ediyor.

13 Haziran 2025’te İsrail, ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik 12 gün süren bir saldırı başlattı. Saldırılarda askeri ve nükleer tesislerin yanı sıra sivil altyapılar hedef alındı, bazı komutanlar ve bilim insanları öldürüldü. Buna karşılık İran, İsrail’e ait askeri ve istihbarat merkezlerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) vurdu.

22 Haziran’da ise ABD, İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlediğini ve bu tesisleri devre dışı bıraktığını duyurdu. Tahran buna, Katar’daki ABD’ye ait el-Udeyd Hava Üssü’nü bombalayarak karşılık verdi. Ardından Washington, 24 Haziran’da Tel Aviv ile Tahran arasında ateşkes ilan edildiğini açıkladı.

Mısır'ın uyarıları

Sisi dün Kahire’nin doğusundaki Polis Akademisi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, “İran krizi tırmanıyor ve bunun bölge üzerinde etkileri olabilir… İran kriziyle ilgili gerilimi düşürmek için her ne şekilde olursa olsun diyaloğa ulaşmak amacıyla sessiz ama yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Krizin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi halinde bölgemiz açısından son derece ciddi sonuçlar ve ekonomik yansımalar doğurabileceğinden endişe ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, İsrail basınında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran konulu bir güvenlik toplantısı yaptığına dair haberlerin ertesi gününe denk geldi. Açıklamalar, İsrail Yayın Kurumu’nun dün ‘bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaştığını’ duyurmasıyla da eş zamanlı gerçekleşti.

rgty
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

İsrail medyası, Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaşmasının önceden planlandığını ve bunun İsrail ile ABD orduları arasındaki iş birliği kapsamında gerçekleştiğini savundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan ise İsrail’in her türlü savaştan fayda sağladığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin böyle bir çatışmayı Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı planlarını genişletmek ve bunları örtbas etmek için kullanabileceğini, bunun da durumu daha karmaşık hale getireceğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Nizar Nazzal da göstergelerin İran’a yönelik bir askeri operasyon ihtimaline işaret ettiğini, bu süreçte İsrail’in kışkırtma ve askeri yığınak yoluyla açık bir rol oynadığını ve Netanyahu’nun bu yönde bir isteği bulunduğunu söyledi. Nazzal, Mısır’ın bölgeye yönelik ciddi endişeler taşıdığına dikkat çekerek, olası gelişmelerden Gazze anlaşmasının hızlı şekilde zarar göreceğini vurguladı.

Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda Refah Sınır Kapısı’nın önümüzdeki pazar günü (yarın), yalnızca sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verecek şekilde iki yönlü olarak açılacağı” bildirildi. Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgede yer alan bir güvenlik noktasında ek denetim yapılacağı kaydedildi.

Diğer yandan Sisi, dün yaptığı konuşmada İran’a yönelik bir saldırının sonuçlarına karşı uyarıda bulunarak, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘son derece önemli’ olduğunu söyledi.

Nazzal’a göre Netanyahu, İran’a yönelik olası bir saldırıyı, anlaşmanın ikinci aşamasının başlangıcını bozmak ya da süreci aksatmak için kullanabilir. Nazzal, saldırının önümüzdeki günler ya da haftalar içinde gerçekleşmesi ihtimali karşısında Netanyahu’nun süreci parçalara bölerek uygulamayı uzatabileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını geciktirmeye yönelik manevralar ve şartlar öne sürerek faydasını azaltmaya çalıştığını ve bu yolla Gazze Şeridi’nden çekilme gibi taahhütlerden uzaklaşabileceğini dile getirdi.

Gazze anlaşması bir nebze sekteye uğradı

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, siyasi ve güvenlik çevrelerinin, Netanyahu’nun şu aşamada kapsamlı bir savaşa girmeyi hedeflemediğini, ancak Trump yönetimiyle dolaylı bir eşgüdüm içinde İran liderliğinin seçeneklerini daraltmaya çalıştığını vurguladığını yazdı. Haberde, İsrail’in tüm senaryolara hazır olduğu izlenimini pekiştirmeye özen gösterdiği ve kararın her an alınabileceği mesajını verdiği aktarıldı.

Bu çerçevede Reha Ahmed Hasan, Tahran’da binlerce protestocunun öldürülmesinden duyulan endişeden söz eden ABD-İsrail söylemini sert şekilde eleştirerek, buna karşılık İsrail’in 75 bin Filistinliyi öldürmesine ve açlıktan etkilenen sivillere yardım ulaştırmak için Refah Sınır Kapısı’nın açılmamasına kayıtsız kalındığını dile getirdi. Hasan, Gazze anlaşmasının ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, anlaşmaya yönelik herhangi bir tehdidin en büyük zararını Trump’a vereceğini ifade etti.

Nazzal ise Gazze anlaşmasının arabulucularının, İsrail’in olası bir saldırıdan fayda sağlamasını engellemek için harekete geçtiğini belirterek, saldırının durdurulmasının ya da etkilerinin hızla sınırlandırılmasının, İsrail’i anlaşmayı uygulamaya zorlamak açısından hayati önemde olduğunu söyledi. Netanyahu’nun böyle bir saldırıyı kendisi açısından kazançlı gördüğüne dikkat çeken Nazzal, savaşın başlaması halinde bunun İsrail’i de içine alacağını ve Gazze anlaşmasının görece sekteye uğrayacağını kaydetti.


SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
TT

SDG, 3 tugaydan oluşan bir tümenle birleşecek

Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)
Yerinden edilmiş Suriyeliler, Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’daki bir caminin zemininde uyuyor, (29 Ocak), (Reuters)

Şam ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından dün yapılan, Suriye'nin doğusundaki askeri, güvenlik ve idari kurum ve güçlerin Suriye devletine "sıralı entegrasyon süreci" başlatılmasına yönelik "kapsamlı" bir anlaşmanın duyurulması, bölgesel ve uluslararası alanda geniş bir onay gördü.

Yeni anlaşma, "Suriye Demokratik Güçleri'nden üç tugaydan oluşan bir tümenin kurulmasının yanı sıra, Halep Valiliği'ne bağlı bir tümen içinde Kobani (Ayn el-Arab) güçlerinden bir tugayın kurulmasını" da içeriyor.

Anlaşma ayrıca, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ve Kamışlı merkezlerinde "askeri güçlerin temas noktalarından çekilmesini ve İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçlerinin girmesini" de içeriyor.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, bu kapsamlı anlaşmanın Suriye'nin barış, güvenlik ve istikrar yolunda ilerlemesine katkıda bulunacağı umudu dile getirilirken, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmayı Suriye'nin ulusal uzlaşma, birlik ve istikrar yolculuğunda bir "kilometre taşı" olarak değerlendirdi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise ülkesinin "istikrar, adalet ve yeniden yapılanma yolunda Suriye'yi ve Suriye halkını desteklemeye devam edeceğini" teyit etti.