Afrikalılar kara kıtadaki uluslararası rekabetle nasıl yüzleşiyor?

Ülkeler kaynakları tüketmek yerine onlardan faydalanmalı. Rusya, ABD ve Çin arasındaki çatışmanın en belirgin dosyaları bunlar

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Güney Afrikalı mevkidaşı Naledi Pandor ile son Afrika gezisi sırasında / Fotoğraf: AFP
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Güney Afrikalı mevkidaşı Naledi Pandor ile son Afrika gezisi sırasında / Fotoğraf: AFP
TT

Afrikalılar kara kıtadaki uluslararası rekabetle nasıl yüzleşiyor?

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Güney Afrikalı mevkidaşı Naledi Pandor ile son Afrika gezisi sırasında / Fotoğraf: AFP
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Güney Afrikalı mevkidaşı Naledi Pandor ile son Afrika gezisi sırasında / Fotoğraf: AFP

Emani Tavil
Uluslararası sistemin kutuplarından yetkililer bu ay Afrika'ya akın etti.
İçinde bulunduğumuz milenyumdaki en gelişmiş kıta ve en büyük kaynaklar üzerindeki küresel rekabetin boyutunu gözler önüne seren bir sahnede, kıtaya en son gelenlerden biri Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov oldu.
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ziyaretini henüz tamamlamazken, Çin Dışişleri Bakanı Chen Jang ondan önce kıtayı ziyarete gelmişti.
Belki de bu sahne bizi meraklandırıyor;
Her bir taraf hangi platformlardan yola çıkıyor? 
Her biri bu taraflarca ilan edilen stratejilerin hedeflerine nasıl ulaşabilir? 
Kıtanın kendi yetkilileri tarafından ister medyada ister belirli politikalarla dile getirilen mücadelenin durumu konusunda kıtanın konumu nedir?

Çin ekonomisi ve silahlanma
Çin düzeyinde ekonomik platform, Pekin'in kullandığı ve hala kullanmakta olduğu platformların ilkiydi.
Bu platform, ABD'den dört kat daha fazla, Afrika'nın en büyük ikili ticaret ortaklığıdır.
2021 yılında Çin ile Afrika arasındaki ticaret hacmi önceki yıla göre artarak 254 milyar doları buldu.
Buna paralel olarak Çin, 2020 yılı istatistiklerine göre Afrikalılara 36,6 milyar dolardan fazla borç verirken, geçenğustos ayında 17 Afrika ülkesinin borçlarının bir kısmını sildi.
Çin platformlarından ikincisi askeri platform oldu. 2017 yılında Çin, ilk askeri üssünü Afrika kıtasının doğusundaki Cibuti'de tamamlarken şu anda Ekvator Ginesi'nde Atlantik Okyanusu üzerinde bir askeri üssün inşası üzerine çalışıyor.

Rusya yatırım arıyor
Çin, Sahra Altı Afrika'nın Rusya'dan sonra en büyük ikinci silah tedarikçisi konumunda bulunuyor.
Çin bölgeye yapılan silah sevkiyatının yüzde 22'sini karşıladığından, Afrika'daki silahlanma platformu hem Çin hem de Rusya tarafından kullanılıyor.
Kıtadaki Rus askeri satışlarının hacmi şu anda 23 Afrika ülkesinde konuşlanmış olan Rus paralı asker grubu Wagner gibi güvenlik şirketlerinin benzersiz etkinliğine ek olarak, askeri ihtiyaçlarının yüzde 22'sini oluşturuyor.
Fransa'nın hem Mali'den hem de Burkina Faso'dan birliklerini çekmesi Wagner grubunun faaliyetlerinin en önemli yansımasıdır.
Moskova ayrıca madencilik, petrol ve gaz arama alanlarındaki yatırımları da kullanıyor.
Rus jeologları Mısır, Sudan, Gana, Libya, Madagaskar, Orta Afrika ve Mozambik'te faaliyet gösteriyor.

Yüzleşme dosyaları
Stratejik düzeyde, ABD'liler Çin'in Bir Kuşak Bir Yolprojesini uluslararası bir hegemonya olarak görüyor.
Bu nedenle, özellikle kuşağın dördüncü yolu Kızıldeniz'den geçtiği ve denizin Batı Afrika kıyısındaki limanlarını hedef aldığı için iki ülkenin karşı karşıya geldiği platform Afrika'dır.
Bu bağlamda şimdilerde ABD'nin düşüncesi ve yaptıkları, geçen ağustos ayında açıklanan ABD stratejisine ve 2022 yılı sonunda gerçekleştirilen ABD-Afrika zirvesine ek niteliğindedir.
Çin ile Rusya'nın batıyla çatışmasının bölümleri de Çin'in Afrikalılara olan borçları dahil olmak üzere çeşitli platformlardan kaynaklanıyor.
Batılı akademik ve medya çabaları, Çin'in Afrikalılara olan borcunun soyut bir tuzak olduğu fikrini desteklemeye odaklandı.
Bu alandaki belki de en önemli çalışmalardan biri Mart 2021'de "Çin nasıl borç veriyor: 100 Çin sözleşmesinden oluşan bir vaka çalışması" başlığıyla yayımlanan çalışmaydı.
Çalışma, Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) ve Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) tarafından yayımlandı.
Çalışmanın ortaya koyduğu belki de en önemli şey, Çin İhracat ve İthalat Bankası (Çin Exim Bank) tarafından yürütülen ve görünüşe göre şüpheli alacakların tahsili karşılığında borçluların varlıklarına el konulmasını mümkün kılan kredilerin gizliliği ilkesidir.
Ayrıca Çin, dışişleri bakanının son Afrika gezisi sırasında Afrika Birliği (AfB) genel merkezinde sözde "borç tuzağının" Çin ve Afrika'ya dayatılan bir anlatı tuzağı olduğunu söylemesiyle Batı'nın tavrıyla yüzleşti.
Chen Jang, Pekin'in G20 tarafından başlatılan borç servisi ödemelerini askıya alma girişiminde aktif bir ortak olduğunu vurgularken, Çin'in her zaman yardım etmeye kararlı olduğuna dikkat çekti.
Ayrıca Çin, 19 Afrika ülkesiyle borç erteleme konusunda uzlaşmaya vardı ve G20 üyeleri arasında en fazla borç ödemelerini askıya alan ülke oldu.
Telekomünikasyon dosyası, Pekin ve Washington arasındaki çatışmada neredeyse hiç bilinmeyen dosyalardan biri.
Bunun nedeni Huawei şirketinin kuzey yarımkürede yasaklanmasının ardından Afrika'da faaliyet gösteriyor olmasıdır.
Çin merkezli çok uluslu şirket Huawei'nin bileşenleri, 4G ağlarının yaklaşık yüzde 70'ini oluşturuyor ve şu anda Nijerya'da 5G teknolojisi sağlıyor.

Afrika stratejisi yok
Genel olarak, Afrika üzerindeki uluslararası çatışmaya göğüs germek için birleşik bir Afrika stratejisi olduğunu söyleyemeyiz. Kıtadan çıkan her şey birbirinden izole çabalardır.
Ancak seçkinlerin, özellikle de genç seçkinlerin arasında kıtanın kaynaklarına yönelik uluslararası mücadelenin yansımalarına ilişkin farkındalığın önemini inkâr edemeyiz.
Belki de bu, Paris ve Washington'un Afrika'ya yönelik yaklaşımlarının, Fransa'nın yaklaşık iki yıl önce yaptığı gibi, gerek ortak zirvelerde gerekse ayrı konferanslarda şu anda bu iki sektörü hedef aldığını açıklıyor.
Güvenlik düzeyinde, Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma'nın öne sürdüğüne göre, Afrika'nın çok kutuplu bir dünyada küresel güvenlik çabalarına katılma olasılığına ilişkin öneriler mevcut.
Afrika'nın uluslararası çıkarları etkileyen yansımaları olan güvenlik ve sosyal sorunları olduğu gerçeğinden hareketle, kırılgan Afrika sınırlarının durumu ve bunun terörizm, organize suç ve yasa dışı göç olgusunu şiddetlendirmedeki rolü dahil olmak üzere bütün bunlar örnek düzeyindedir ancak bu kadarla sınırlı değildir.
Doğal ve ekonomik kaynaklara gelince, uluslararası mücadele durumunun Afrika'ya yönelik uluslararası mücadelenin kutupları arasındaki mevcut fırsatlar arasında ayrım yapma fırsatları sağladığı inkar edilemez.
Nijer ve Zimbabve'nin ABD'ye lityum pil ham maddesi ihraç etmeyi reddetmeleri ve bu amaçla kendi topraklarında fabrika kurma istekleri konusundaki son durumu belki de bu bağlamda okunabilir.
Kenya'daki parlamenterler ve sivil toplum, Nairobi ile Mombasa arasındaki bir demiryolu için beş milyar dolar değerindeki bir Çin kredi sözleşmesini incelemeyi ve bazı şartlarını reddetmeyi başardı.
Bu düzensiz çabalar, AfB'nin Afrika için uluslararası rekabet durumuna karşı kıta bazında planlar benimseme ve bundan yararlanmaya çalışma ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.
Aksine, Afrika ülkelerine imalat sanayilerinde yardımcı olmak için uluslararası tarafların yardımını istemek açısından bu durumla başa çıkmak için uygun ortamı yaratmaya çalışıyor.
Ayrıca Afrika birincil kaynaklarına katma değer sağlayacak ve Afrika kamu bütçelerini destekleyecek şekilde teknoloji transferinin gerçekleştirilmesi, ekonomik etkileşimlerin şeffaflığının sağlanması, parlamento gözetiminin etkinliğinin ve yürütme makamından bağımsızlığının sağlanması ve özellikle Afrika emeğinin Asya'dakilere kıyasla düşük maliyeti ışığında Afrika'ya akan doğrudan yatırım operasyonlarını izleme ortamı sağlanması amaçlanıyor.
Sonuç olarak öyle görünüyor ki, AfB, Afrika araştırma merkezleri ve her yerdeki Afrika seçkinleri, Afrika için uluslararası mücadelenin durumunu incelemeli ve bu durumla yenilikçi araç ve mekanizmalarla başa çıkmaya çalışmalıdır.
Önlerinde ise 19'uncu yüzyılda olduğu gibi Afrikalıların tükenme durumuna alternatif olarak bu kez kaynaklarından yararlanmalarını sağlayan düşünce yöntemleri var.

Independent Türkçe 



Washington’da FED depremi: FED Başkanı hakkında cezai soruşturma başlatıldı

Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
TT

Washington’da FED depremi: FED Başkanı hakkında cezai soruşturma başlatıldı

Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
Fed Başkanı Powell, aralık ayında Para Politikası Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

ABD’de federal savcılar, ABD Merkez Bankası (Federal Reserve/FED) genel merkezinin, maliyeti 2,5 milyar dolar olarak açıklanan yenileme projesiyle ilgili FED Başkanı Jerome Powell hakkında cezai soruşturma başlattı. Bu hamle, Trump yönetimi ile FED arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı.

Powell dün yaptığı açıklamada, FED'in geçtiğimiz cuma günü büyük jüri celbi aldığını ve geçtiğimiz yaz ABD Kongresi'nde genel merkezi yenileme çalışmalarıyla ilgili verdiği ifadeyle ilişkili olarak Adalet Bakanlığı tarafından hakkında cezai soruşturma başlatmakla tehdit edildiğini söyledi.

bghjuk
Yenileme çalışmalarını incelemek için FED genel merkezini ziyaret eden Trump’ın yanında Powell yer alıyor (Reuters)

Powell, soruşturmanın, FED'in faiz oranlarını belirleme konusundaki bağımsızlığını kısıtlamak için kullanılan bir bahane olduğunu öne sürdü. Bu gelişme, Trump'ın Powell'a yönelik, borçlanma maliyetlerini düşürmeyi reddettiği için onu ‘inatçı’ olarak nitelendirdiği eleştirilerini sürdürdüğü bir dönemde yaşandı.

FED Başkanı, açıklamasında şunları söyledi:

“Bu yeni tehdidin, geçtiğimiz haziran ayında verdiğim ifadeyle veya FED binasının yenilenmesiyle hiçbir ilgisi yok. FED'in faiz oranlarını Başkan’ın isteklerini yerine getirmek yerine, kamu yararına olanı en iyi şekilde değerlendirmemiz sonucunda cezai soruşturmalarla tehdit ediliyoruz.”

Trump: Soruşturmaya karışmadım

Ancak Başkan Trump, Adalet Bakanlığı'nın soruşturmasına karıştığı iddialarını reddetti.

Pazar akşamı NBC News'e konuşan Trump, “Bu konuda hiçbir şey bilmiyorum, ancak Powell'ın FED’i yönetme konusunda kesinlikle iyi olmadığı gibi bina inşa etme konusunda da iyi olmadığını’ söyleyerek, soruşturmanın Powell'ın faiz indirimini reddetmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını iddia etti.

Bununla birlikte, soruşturma, ABD ekonomi politikasının temel taşı olan ve finans piyasaları için hayati öneme sahip olduğu yaygın olarak kabul edilen dünyanın en önemli FED’in bağımsızlığı konusunda yatırımcıların endişelerini artıracağı düşünülüyor.

Powell: İstifa etmeyeceğim

Öte yandan Trump'ın defalarca kez ‘seve seve’ kovacağını söylediği Powell dün yaptığı açıklamada, soruşturma nedeniyle FED'den istifa etmeyeceğini söyledi.

Powell, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kamu hizmeti bazen tehditler karşısında kararlı durmayı gerektirir. Senato tarafından onaylanan görevimi, dürüstlük ve Amerikan halkına hizmet etme taahhüdüyle sürdürmeye devam edeceğim.”

Dolar düşüşte

Powell'ın açıklamasının ardından, dolar bugün Asya piyasalarında altı ana para biriminden oluşan sepet karşısında yaklaşık yüzde 0,2 değer kaybetti.

Önde gelen hisse senetlerinin S&P 500 endeksini takip eden vadeli işlemler yaklaşık yüzde 0,4 geriledi.

ABD’de büyük jüriler, savcıların bir kişiyi suçlamak için yeterli delil sunup sunmadığını belirler.

Adalet Bakanlığı yönergeleri, savcıların soruşturmaları sırasında bazen suçlamada bulunmadan önce kişilere tanıklık etme fırsatı vermek için bildirimde bulunduklarını belirtir.

Mahkeme celplerinin, Powell'ın ifade hazırlıkları hakkında bilgi taleplerinin yanı sıra genel merkezin yenilenmesiyle ilgili iç belgeleri de içerdiği düşünülüyor.

sfrgtyu7
Temmuz ayında büyük çaplı yenileme çalışmaları sürerken FED binasının ön cephesi (Reuters)

Trump yönetimi, bütçesini önemli ölçüde aşan yenileme projesini, Trump'ın faiz oranlarını yüzde 1'e düşürmeyi reddettiği için ‘aptal’ olarak nitelendirdiği FED ve Başkanı Powell'ı eleştirmek için bir araç olarak kullandı.

Mayıs ayında FED başkanlığı görevinden ayrılacak olan Powell, daha önce Trump'ın yakın müttefiki ve Yönetim ve Bütçe Ofisi başkanı Russell Vought'un, genel merkezin yenilenmesi projesiyle ilgili Kongre'yi yanılttığı yönünde öne sürdüğü iddialarını reddetmişti.

FED Başkanı, Vought'un kendisine Kongre üyelerine yalan söylediği veya planlamacılara bilgi vermediği yönündeki suçlamalarının gerçeği yansıtmadığını, çünkü değişikliklerin açıklanmayı gerektirecek kadar önemli olmadığını söyledi.

Başkan Trump’ın önümüzdeki haftalarda Powell'ın yerine geçecek kişiyi açıklaması bekleniyor.

Beyaz Saray’ın ekonomi danışmanı ve Trump'ın müttefiki Kevin Hassett, bu görev için en güçlü adaylardan biri olarak görülüyor.

Diğer taraftan Senato Bankacılık Komitesi'nin kıdemli Demokrat üyesi Elizabeth Warren, Trump'ı ‘FED üzerindeki yozlaşmış kontrolünü tamamlamak için başka bir kukla atamaya çalışmakla’ suçladı.

Trump daha önce, soruşturma altında olduğu gayrimenkul dolandırıcılığı iddiaları nedeniyle FED Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook'u görevden almaya çalışmıştı. Cook, iddiaları reddetmiş ve Trump’a karşı bir dava açmıştı.

Federal mahkeme, yürütme organının FED’in üst düzey yetkililerini görevden alma yetkisine ilişkin potansiyel olarak dönüm noktası niteliğindeki bir davayı görüşürken bu ayın sonlarında tarafların savunmalarının dinlenmesi bekleniyor.


Muhammed Mehdi Şemseddin’den Şiilere çağrı: Devletlerinizle bütünleşin

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin’den Şiilere çağrı: Devletlerinizle bütünleşin

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretten bir kare (Merhum şeyhin arşivinden)

Şarku’l Avsat gazetesi, bugünden itibaren Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında Hizbullah çevresine yakın isimler arasında yapılan kapsamlı bir söyleşinin metnini yayımlıyor. Söyleşi, Şiilerin yaşadıkları ülkelerde bütünleşmesi gerektiğini savunması ve İran’a bağlı bir proje içinde konumlanmalarına karşı uyarılar içermesi nedeniyle dikkat çekiyor.

Söz konusu metin, yıllar boyunca Hizbullah ve Emel Hareketi’ne yakın çevreler tarafından dışlanan Şemseddin’in, Lübnan’daki İran yanlısı tutumlara karşı geliştirdiği eleştirel yaklaşımı da yansıtıyor. Bilindiği üzere Şemseddin, bu görüşleri nedeniyle Beyrut’un güney banliyösü Dahiye’deki Haret Hreik semtinden ayrılmak zorunda kalmıştı.

cdfgth
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Lübnan İslami Şii Yüksek Konseyi)

Metnin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlığıyla kitaplaştırılması planlanıyor. Şarku’l Avsat, metinden geniş alıntıları, Şemseddin’in vefatının 25. yılı dolayısıyla bugün (10 Ocak Cumartesi) yayımlıyor.

“Bu metin hâlâ güncel”

İbrahim Şemseddin, metni yayımlama gerekçesini kaleme aldığı önsözde, babasının düşünsel mirasını yeniden gündeme taşımayı amaçladığını belirtti. Şemseddin’in, Şiilerin kendi ülkelerindeki ulusal, Arap ve İslami bütünün ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını hatırlatan İbrahim Şemseddin, metnin bugün de geçerliliğini koruyan sorunlara ışık tuttuğunu ifade etti.

cdfvgthy
Beyrut’un güneyindeki Şiyah’ta, 2024 yılında Şii Emel Hareketi bayrağı dalgalanıyor (AFP)

Yaklaşık dört saat süren ve 18 Mart 1997 gecesi yapılan söyleşi, İran’ın doğrudan himayesinde 1980’lerin ortasında şekillenen Şii İslami hareketlere yakın kadrolarla gerçekleştirildi. Metin, özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi toplumlarıyla, Arap ve İslam dünyasıyla ve İran’la ilişkileri konusundaki tartışmaları ele alıyor.

“Ben değişmedim, değişen başkaları”

Söyleşinin başında Şemseddin’e, İslami hareket içindeki bazı çevrelerin kendisinden uzaklaştığı yönündeki değerlendirme soruldu. Şemseddin, bu iddiayı reddederek, kendi duruşunda bir değişiklik olmadığını savundu. Yaşanan kopuşun, “katı ve kutsallaştırılmış bir parti zihniyetinden” kaynaklandığını belirten Şemseddin, bu sürecin arkasında çıkar ilişkilerinin bulunduğunu ifade etti.

cvfgrhy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Lübnan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda verilen bir iftar sırasında (Merhum şeyhin arşivinden)

Şemseddin, İslami Şii Yüksek Konseyi başkanlığının, devlet yanlısı bir pozisyona kaydığı iddialarını da kabul etmedi. Konseyin her zaman “ümmetin tercihlerini” temsil ettiğini söyleyen Şemseddin, devletlerin zorunlulukları ile halkın tercihleri arasındaki ayrımın meşru bir tartışma alanı olduğunu dile getirdi.

İran ve Şiilerin konumu

Şemseddin, Şiilerin İran’la ilişkilerine özel bir başlık açarak, Şiilerin İran’ın uzantısı gibi algılanmasına karşı çıktı. Şiilerin, başka bir devletin himayesinde bir topluluk gibi sunulmasının hem siyasi hem de toplumsal açıdan tehlikeli olduğunu vurguladı.

“Şiiler, kendi ülkelerinde kabul gören yurttaşlar olmalı; başka bir devlet tarafından korunuyor görüntüsü vermemeli” diyen Şemseddin, bu yaklaşımın Şiilere yönelik kuşkuları artırdığını savundu.

“Dünyaya karşı değil, dünyayla birlikte”

Şemseddin, Şiilerde yaygın olan “dışlanmışlık” duygusunun tarihsel kökleri olmakla birlikte bugün sürdürülebilir olmadığını belirtti. “Dünya bize karşı değil; biz dünyaya karşıyız” diyen Şemseddin, Şiilerin kendilerini sürekli bir komplo algısı içinde konumlandırmasının yeni gerilimler yarattığını ifade etti.

cdfgthy
Lübnanlı askerler, 2019 yılında Beyrut’ta Emel Hareketi ve Hizbullah destekçileriyle karşı karşıya (AFP)

Bazı Şii liderlerin bu duyguyu siyasi mobilizasyon aracı olarak kullandığını savunan Şemseddin, bunun ahlaki ve dini açıdan sorunlu olduğunu dile getirdi.

“Devlet malları haramdır”

Şemseddin, Şiilerin yaşadıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermesi gerektiğini vurgulayarak, devlet malının yağmalanmasını kesin bir dille reddetti. Devletin mezhebine bakılmaksızın kamu mallarının dokunulmaz olduğunu belirten Şemseddin, bu yaklaşımın fıkhi bir zorunluluk olduğunu söyledi.

İslami hareketlere eleştiri

Söyleşinin ilerleyen bölümünde Şemseddin, İslami hareketlerin de ciddi hatalar yaptığını ifade etti. Cezayir, Afganistan ve Lübnan örneklerine atıfta bulunan Şemseddin, mezhep içi ve mezhepler arası şiddetin İslam’a zarar verdiğini vurguladı. Lübnan’da Emel Hareketi ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmaları da bu bağlamda değerlendirdi.

“Ana hedef kabul görmek”

Şemseddin, söyleşinin sonunda temel hedefini şu sözlerle özetledi:

“Şiilerin, kendi kimliklerini koruyarak toplumları içinde kabul gören bir unsur olmalarını istiyorum. Başka bir devletin korumasına dayanan bir meşruiyet istemiyorum.”

Şemseddin’e göre Şiilerin geleceği, mezhepsel kapanmada değil; hukuka saygı, toplumsal bütünleşme ve ortak çıkarlar temelinde yurttaşlık anlayışında yatıyor.

 


Çin, İran'da istikrarın sağlanmasını umuyor ve yabancı "müdahaleye" karşı çıkıyor

Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
TT

Çin, İran'da istikrarın sağlanmasını umuyor ve yabancı "müdahaleye" karşı çıkıyor

Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)
Bir videodan alınan bu karede, Tahran'daki protestolar sırasında öldürülen güvenlik güçleri mensupları ve siviller için düzenlenen cenaze töreni (Reuters)

Çin bugün yaptığı açıklamada, petrol zengini ülkede yaşanan şiddetli protestolara atıfta bulunarak, İran hükümeti ve halkının mevcut zorlukları aşıp ülkede istikrarı sağlayabileceğini umduğunu belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a askeri müdahale tehdidine ilişkin basının sorusuna yanıt olarak, Çin'in uluslararası ilişkilerde güç kullanımı veya güç tehdidine karşı olduğunu söyledi.

Mao Ning, “Diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye her zaman karşı çıktık ve tüm ülkelerin egemenliği ve güvenliğinin uluslararası hukuk çerçevesinde tam olarak korunması gerektiğini sürekli olarak savunduk” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas AraKçi bugün yaptığı açıklamada, ülkedeki protestoların 1 Ocak'tan itibaren “başka bir aşamaya” girdiğini ve şiddete dönüştüğünü söyledi.

Tahran'daki diplomatik misyon başkanlarıyla yaptığı toplantıda bakan, yetkililerin protestolara ilk aşamalarında diyalog ve reform önlemleriyle cevap verdiklerini açıkladı.

 

Arakçi, “ABD Başkanı Donald Trump müdahale etmekle tehdit ettiğinden beri, İran'daki protestolar müdahaleyi meşrulaştırmak için kanlı şiddete dönüştü” diyerek, “Teröristlerin protestocuları ve güvenlik güçlerini hedef aldığını” belirtti. Arakçi, “durumun tamamen kontrol altında olduğunu” vurguladı.

İran dün, ABD tarafından saldırıya uğraması halinde bölgedeki İsrail ve ABD askeri üslerini, merkezlerini ve gemilerini hedef alacağı tehdidinde bulundu. Bu sırada, 28 Aralık'ta başlayan protestolar, yaygın iletişim kesintileri ve şiddetin boyutunu ve kurban sayısını doğrulamada yaşanan zorluklar arasında üçüncü haftasına girdi.

Protestolar, 28 Aralık'ta Tahran'da, kötüleşen döviz kuru ve satın alma gücünü protesto eden Tahran Çarşısı'ndaki tüccarların greviyle başladı ve daha sonra 1979'dan beri iktidarda olan yetkililere karşı siyasi sloganlar atılan bir harekete dönüştü.

İnterneti izleyen sivil toplum kuruluşu NetBlocks'a göre, yetkililer protestolara yanıt olarak interneti 72 saatten fazla süreyle kesintiye uğrattı. İran İnsan Hakları Örgütü, 2 bin 600'den fazla protestocunun gözaltına alındığını bildirdi.